Yazar:
donanma44
Batı'nın piyonları Alevileri Türk Milleti'nden koparmak için hazırlanıyor
[COLOR=#0F0F0F]Batı piyonu bölücü çevreler, Alevi yurttaşlarımızı Türk Milleti ve İslam’dan koparma girişimlerinde vites yükseltti. Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Özgür Turak, Avrupa’da hukuken tanındıktan sonra Ehlibeyt, Hz. Ali ve 12 İmam konularını tartışmaya açacaklarını söyledi.
[video=youtube]https://www.youtube.com/watch?v= lcPtnvdP0gs [COLOR=#0F0F0F] [/video]
[COLOR=#0F0F0F]Batı piyonu bölücü çevreler, Alevi yurttaşlarımızı Türk Milleti ve İslam’dan koparma girişimlerinde vites yükseltti. Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Özgür Turak, Avrupa’da hukuken tanındıktan sonra Ehlibeyt, Hz. Ali ve 12 İmam konularını tartışmaya açacaklarını söyledi.
[video=youtube]https://www.youtube.com/watch?v= lcPtnvdP0gs [COLOR=#0F0F0F] [/video]
Forum:
Alevi Haber
Yorum
Yorum Yok
Yazar:
donanma44
[COLOR=#212529] Bursa'da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Mehtap Cengiz’in aleviler hakkında sarf ettiği nefret söylemine tepki gösteren Bursa Alevi Platformu ve Bursa Demokrasi Güçleri, İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde basın açıklaması yapmıştı. Açıklama sonrası İl Milli Eğitim Müdürlüğü yazılı bir açıklama yaparak öğretmenin görev yerinin değiştirildiğini ve soruşturma açıldığını bildirdi.
[COLOR=#212529] Bursa İl Milli Eğitim Müdürlüğünden yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı:
[COLOR=#212529] ’İlimizdeki bir öğretmenimizin ders esnasında Alevilik hakkında sarf ettiği söylemleri ile ilgili bir velimizin şikayeti üzerine derhal Müdürlüğümüzce gerekli soruşturma başlatılmıştır. Söz konusu öğretmen hakkında görev yeri değişikliği tedbiri uygulanmıştır. Konu hakkındaki soruşturma tüm boyutlarıyla ve hassasiyetle yürütülmekte olup, en kısa sürede tamamlanacaktır.’
NE OLMUŞTU?
[COLOR=#212529] Bursa Hürriyet Anadolu Lisesinde görev yapan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Mehtap Cengiz sınıfta ’Ben Alevilerin gittikleri yolun yanlış olduğunu düşünüyorum. Çoğu Alevi ailede çocuğun kimden olduğu belli değil. Alevilerin Hz. Ali’yi Hz. Peygamberimizin yerine koyduklarını, çoğu Alevinin ahlaki açıdan bozuklukları bulunduğunu, bir erkek ile kız öğrencinin ders dışında konuşmasının da zina olduğunu’ söylemesi üzerine sınıfta bulunan Alevi öğrenciler durumu ailelerine bildirdi. Ailenin okula gelerek duruma tepki gösterdikten sonra Bursa Barosuna başvurarak olayı yargıya taşımıştı.
(Bursa/EVRENSEL)
[COLOR=#212529] Bursa İl Milli Eğitim Müdürlüğünden yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı:
[COLOR=#212529] ’İlimizdeki bir öğretmenimizin ders esnasında Alevilik hakkında sarf ettiği söylemleri ile ilgili bir velimizin şikayeti üzerine derhal Müdürlüğümüzce gerekli soruşturma başlatılmıştır. Söz konusu öğretmen hakkında görev yeri değişikliği tedbiri uygulanmıştır. Konu hakkındaki soruşturma tüm boyutlarıyla ve hassasiyetle yürütülmekte olup, en kısa sürede tamamlanacaktır.’
NE OLMUŞTU?
[COLOR=#212529] Bursa Hürriyet Anadolu Lisesinde görev yapan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Mehtap Cengiz sınıfta ’Ben Alevilerin gittikleri yolun yanlış olduğunu düşünüyorum. Çoğu Alevi ailede çocuğun kimden olduğu belli değil. Alevilerin Hz. Ali’yi Hz. Peygamberimizin yerine koyduklarını, çoğu Alevinin ahlaki açıdan bozuklukları bulunduğunu, bir erkek ile kız öğrencinin ders dışında konuşmasının da zina olduğunu’ söylemesi üzerine sınıfta bulunan Alevi öğrenciler durumu ailelerine bildirdi. Ailenin okula gelerek duruma tepki gösterdikten sonra Bursa Barosuna başvurarak olayı yargıya taşımıştı.
(Bursa/EVRENSEL)
Forum:
Alevi Haber
Yorum
Yorum Yok
Yazar:
Serdar Yıldırım
PAPAĞAN İLE ZÜRAFA
Afrika’nın uçsuz bucaksız savanlarında yaşayan bir papağan vardı. Bu papağanın adı Sarp’tı. Sarp hangi ağacın altındaki gölgelikte serinleyen hayvan grubu varsa oraya gider, konuşmaları dinlerdi. Kim ne demiş, kim ne söylemiş, kimin ne derdi varmış, hepsini bilirdi. Sarp öğrendiklerini sağda solda anlatmaz, olayların hesaplaşmasını kendi iç dünyasında yapardı. Duydukları çok önemliyse, bunları arkadaşı zürafa Bili ile paylaşırdı. Zürafa Bili, Sarp’ın anlattıklarını önemsemez, güler geçerdi.
Günlerden bir gün, Sarp bir ağacın dalları arasında uyukluyordu. Öğleye doğru bir aslan grubu Sarp’ın durduğu ağacın altında dinlenmeye çekildi. Aslanların konuşmalarını duyan Sarp gözlerini açtı. Bu aslan milleti oldum olası iki konu hakkında konuşurdu. Birincisi, en büyük düşmanları sırtlanlar ve ikincisi, bu gece ne avlasak? Civardaki sırtlanlar, geceli, gündüzlü avlanarak aslanların tekerine çomak sokmuştu. Yalnız gezen sırtlanı yakalayıp öldürmeli ve sayılarını kontrol altında tutmalıydı. Sırtlanları tümden yok edebilseler buralar geyik, zebra ve antilop dolardı. Dün gece av peşinde koşmuşlar, iki zebra ve bir antilobu ellerinden kaçırmışlardı. Belli ki, zebralar, antiloplar hızlarını arttırmışlardı. Belki de, biz yavaşladık, diyenler vardı. Bir diğer aslan: Yavaşladığımız doğrudur. Hatırlarsanız dün gece de av yakalayamadık yani iki gündür açız. Aç aslan hızlı koşamayacağına göre, avlanamaması normaldir.
Bunun üzerine grubun lideri erkek aslan: ’ Şu ilerideki ağacın yapraklarını yiyen uzun boyunlu zürafayı avlayalım. Akşamüstü peşine düşeriz. Öyle bir tuzak kuralım ki, o zürafanın boyunu devirelim. Dur bakalım, zürafa Bili değil mi o? Akşama yedim seni, Bili.’
Sarp duyduklarına inanamadı. Aslanlar, arkadaşı Bili’yi yakalayıp yiyeceklerdi. Hemen gidip Bili’yi uyarmalı ve onun buralardan çok uzaklara gitmesini sağlamalıydı.
Bili, papağanın anlattıklarını her zamanki gibi önemsemedi, güldü, geçti. Yıllardır ona dokunmayan aslanlar neden şimdi fikir değiştirsin? Hem onun aslanlardan korkusu yoktu. Gücüne güveniyordu. Aslanları pişman ederdi. Papağanın, bu sefer durum başka, aslanlar iki gündür açmış. Sadece sana odaklanmışlar. Tuzak hazırlıyorlar, demesine aldırmadı.
Bili akşamüstü ormanın kenarına geldi. Birden aslanların etrafını sardığını görünce içi acıdı. Keşke Sarp’ı dinleseydim ve buralardan gitseydim, diye düşündü. Aslanlara yem olmak istemeyen Bili, onlara saldırdı. Uzun bacaklarıyla tekmeler savurdu. Bu tekmelerin tadına bakan iki aslanı yere serdi. Ormanın kenarındaki dar alandan kurtulup açık alana çıktı ve koşmaya başladı. Peşinde yirmiden çok aslan vardı. Tuzak, saat gibi işliyordu. Bili koştukça, kaçtıkça yoruldu. Birer aslan ayaklarına sarıldı. Bunun üzerine Bili’nin hareketleri yavaşladı, dizlerinin üstüne çöktü ve yere yuvarlandı. Grubun lideri erkek aslan, mengene gibi dişleriyle, Bili’nin boğazını sıkmaya başladı. Olanları başından beri takip eden papağan yakındaki bir ağaca kondu: ’ Dur, Uzunyele. Ben papağan Sarp. Hatırlarsan küçükken seni birkaç kere ölümden kurtarmıştım. Bana can borcun var. O zürafa Bili, benim arkadaşım. Onu bırakmanı istiyorum.’
Uzunyele, papağanın dediğini yaptı. Bili’yi bıraktı. Papağanın dedikleri doğruydu. Yavruyken papağanın çok faydasını görmüştü. Yaşamını papağana borçluydu. Bili ayağa kalktı ve oradan uzaklaştı. Aslanlar, bir daha Bili’ye dokunmadılar. Papağan ve Bili’nin arkadaşlıkları devam etti. Bili artık papağanın anlattıklarını dikkatle dinliyordu, gülüp geçmiyordu.
SON
Yazan: Serdar Yıldırım
Afrika’nın uçsuz bucaksız savanlarında yaşayan bir papağan vardı. Bu papağanın adı Sarp’tı. Sarp hangi ağacın altındaki gölgelikte serinleyen hayvan grubu varsa oraya gider, konuşmaları dinlerdi. Kim ne demiş, kim ne söylemiş, kimin ne derdi varmış, hepsini bilirdi. Sarp öğrendiklerini sağda solda anlatmaz, olayların hesaplaşmasını kendi iç dünyasında yapardı. Duydukları çok önemliyse, bunları arkadaşı zürafa Bili ile paylaşırdı. Zürafa Bili, Sarp’ın anlattıklarını önemsemez, güler geçerdi.
Günlerden bir gün, Sarp bir ağacın dalları arasında uyukluyordu. Öğleye doğru bir aslan grubu Sarp’ın durduğu ağacın altında dinlenmeye çekildi. Aslanların konuşmalarını duyan Sarp gözlerini açtı. Bu aslan milleti oldum olası iki konu hakkında konuşurdu. Birincisi, en büyük düşmanları sırtlanlar ve ikincisi, bu gece ne avlasak? Civardaki sırtlanlar, geceli, gündüzlü avlanarak aslanların tekerine çomak sokmuştu. Yalnız gezen sırtlanı yakalayıp öldürmeli ve sayılarını kontrol altında tutmalıydı. Sırtlanları tümden yok edebilseler buralar geyik, zebra ve antilop dolardı. Dün gece av peşinde koşmuşlar, iki zebra ve bir antilobu ellerinden kaçırmışlardı. Belli ki, zebralar, antiloplar hızlarını arttırmışlardı. Belki de, biz yavaşladık, diyenler vardı. Bir diğer aslan: Yavaşladığımız doğrudur. Hatırlarsanız dün gece de av yakalayamadık yani iki gündür açız. Aç aslan hızlı koşamayacağına göre, avlanamaması normaldir.
Bunun üzerine grubun lideri erkek aslan: ’ Şu ilerideki ağacın yapraklarını yiyen uzun boyunlu zürafayı avlayalım. Akşamüstü peşine düşeriz. Öyle bir tuzak kuralım ki, o zürafanın boyunu devirelim. Dur bakalım, zürafa Bili değil mi o? Akşama yedim seni, Bili.’
Sarp duyduklarına inanamadı. Aslanlar, arkadaşı Bili’yi yakalayıp yiyeceklerdi. Hemen gidip Bili’yi uyarmalı ve onun buralardan çok uzaklara gitmesini sağlamalıydı.
Bili, papağanın anlattıklarını her zamanki gibi önemsemedi, güldü, geçti. Yıllardır ona dokunmayan aslanlar neden şimdi fikir değiştirsin? Hem onun aslanlardan korkusu yoktu. Gücüne güveniyordu. Aslanları pişman ederdi. Papağanın, bu sefer durum başka, aslanlar iki gündür açmış. Sadece sana odaklanmışlar. Tuzak hazırlıyorlar, demesine aldırmadı.
Bili akşamüstü ormanın kenarına geldi. Birden aslanların etrafını sardığını görünce içi acıdı. Keşke Sarp’ı dinleseydim ve buralardan gitseydim, diye düşündü. Aslanlara yem olmak istemeyen Bili, onlara saldırdı. Uzun bacaklarıyla tekmeler savurdu. Bu tekmelerin tadına bakan iki aslanı yere serdi. Ormanın kenarındaki dar alandan kurtulup açık alana çıktı ve koşmaya başladı. Peşinde yirmiden çok aslan vardı. Tuzak, saat gibi işliyordu. Bili koştukça, kaçtıkça yoruldu. Birer aslan ayaklarına sarıldı. Bunun üzerine Bili’nin hareketleri yavaşladı, dizlerinin üstüne çöktü ve yere yuvarlandı. Grubun lideri erkek aslan, mengene gibi dişleriyle, Bili’nin boğazını sıkmaya başladı. Olanları başından beri takip eden papağan yakındaki bir ağaca kondu: ’ Dur, Uzunyele. Ben papağan Sarp. Hatırlarsan küçükken seni birkaç kere ölümden kurtarmıştım. Bana can borcun var. O zürafa Bili, benim arkadaşım. Onu bırakmanı istiyorum.’
Uzunyele, papağanın dediğini yaptı. Bili’yi bıraktı. Papağanın dedikleri doğruydu. Yavruyken papağanın çok faydasını görmüştü. Yaşamını papağana borçluydu. Bili ayağa kalktı ve oradan uzaklaştı. Aslanlar, bir daha Bili’ye dokunmadılar. Papağan ve Bili’nin arkadaşlıkları devam etti. Bili artık papağanın anlattıklarını dikkatle dinliyordu, gülüp geçmiyordu.
SON
Yazan: Serdar Yıldırım
Forum:
Hikayeleriniz
1
Yorum
Yazar:
Serdar Yıldırım
OĞLAK İLE KARTAL
Bursa Hayvanat Bahçesi’nde kartallar için ayrılan yer çok büyüktü. Buradaki kartallar, tel örgülerle çevrili, yüksek yerde uçup duruyordu. Yorulanlar ise, kayaların üstünde oturuyordu. Pek çoğu yarını bekliyordu. Genç kartal Pena, yarın bekleme bahsini çoktan geçmiş, bugünü değerlendirme çabası içine girmişti. Tellerin yukarıdaki kayalara monte edildiği yerde kaçıp gidebileceği bir gedik açmıştı. Buradan kurtulup zengin olma düşüncesindeydi. Akıllıydı, zekiydi ama ikna kabiliyeti azdı. Diğer kartallardan birkaç kez borç istemiş ama kimse borç vermeye yanaşmamıştı. Ormana gitse, kim ona sermaye verir de firma kurabilirdi?
Kartalların bulunduğu yerin yan tarafında keçi ve koyunlar için ayrılan yer vardı. Baharın gelmesiyle birlikte keçiler, koyunlar yavrulamış ve pek çok yavru dünyaya gelmişti. Pena keçi yavrularına oğlak, koyun yavrularına kuzu dendiğini biliyordu. Yavrular bir aylık olmuşlardı ki, son günlerde Pena’nın dikkatini bir oğlak çekmişti. Odi adındaki bu oğlak başına diğer oğlakları ve kuzuları topluyor, anlattıkça anlatıyordu. Günler geçtikçe keçiler ve koyunlar da oğlağın anlattıklarını dinlemeye başlamıştı. Pena bir gün çimenlerin üstüne indi ve yan taraftaki oğlağın anlattıklarına dikkat kesildi. Oğlak buradan kurtulup ormana gidince yapacaklarını anlatıyordu. Ormandaki bankalara başvuruyor, müthiş ikna kabiliyetini kullanıp kredi alıyor, kiralık bir yer bulup bankasını kuruyor. Orman hayvanlarından düşük faizle para toplayıp, yüksek faizle para veriyor. Havuzlu villalar, Ferrari arabalar, denizde yatlar, kotralar. Bol sıfırlı paraları, bankadan aktarıp şirketler kuruyor, holding patronu oluyor.
Genç kartal Pena, birkaç gün sonra oğlak ile anlaştı ve kendi bölümündeki gedikten çıkarak, oğlağı kucakladığı gibi, ormana doğru uçtu. Odi, Pena ile birlikte ormandaki bir bankanın genel merkezine giderek projesini anlattı ve on iki sıfırlı krediyi cebine koydu. Kiralık, büyük bir yer bulup, OĞLAKBANK’ı kurdu. Odi düşüncesini aynen uygulayarak kısa zamanda bankasını o ormanın sayılı bankaları arasına sokmayı başardı. Düşük faizle para topluyor, yüksek faizle para verince kar muhakkak oluyor. Birkaç ay sonra şirketler kurdu, holding patronu oldu. Ormanda zor duruma düşen ve iflasın eşiğine gelen bir bankayı ele geçiren Odi, Ferrari’den inip Limuzin’e bindi.
Odi kendine sırtlanları danışman tuttu ve bu danışmanların isteği doğrultusunda çalışmaya başladı. Danışmanların ilk isteği, kartal Pena’yı yanından uzaklaştırmasıydı. Pena’nın, bensiz bir hiç olursun, sıfırlanırsın, bu sırtlanların yalanlarına kanma, diyerek çırpınması ve tüylerini yolması fayda etmedi. Odi, danışmanların isteğine uydu ve kartal Pena’nın görevine son verdi.
Aradan günler, haftalar geçtikçe, Odi’nin işleri bozuldu. Yanında kartal Pena olmayınca, şirket müdürleri, Odi’yi dinlemez oldu. Zor durumda kalan Odi fabrikalarını, yatlarını, kotralarını ve limuzini sattı. İşçi ve memurların maaşlarını ödedi. Son çare olarak ilk kredi çektiği bankanın genel merkezine gitti. Bankanın genel müdürü kredi veremeyeceğini Odi’ye söyledi.
Bunun üzerine Odi: ’ Efendim, daha önce bana kredi vermiştiniz ve borcumu ödemiştim. ’ dedi.
Banka genel müdürü: ’ Onun orası öyle de o zaman arkanda sert bakışlı ve o bakışlarıyla beni korkutan kartal Pena vardı. Şimdi Pena yok. Herkes Pena korkusundan senin kurduğun Oğlakbank’a koştu. Para yatırdılar, yüksek faizle kredi aldılar. Pena’sız Odi bir işe yaramaz. Lafla benden kredi alamazdın, banka kuramazdın. Pena’yı kovmakla hata yaptın, bu hatanın sonucuna katlanmalısın. ’
’ Oğlakbank darphane gibi para basıyordu ama elimden gitti. Banka işi bitti. Bu ormana ilk geldiğimde beş parasızdım ama umutluydum. Şimdi on parasızım ama umutsuzum. Sizce bundan sonra ne yapmam gerekir? ’
’ Beni dinle ve geldiğin yere dön. Zira bu orman halkı düşene acımaz. Hele senin gibi, sıfırdan zirveye çıkıp düşene. Zirvede kalsaydın alkışlarlardı ama düştüğün için, seni linç ederler. ’
’ İş bu kadar ciddi desene. Sonunda genç yaşta bu hayata veda etmek de var. ’
’ Hayat bu. Genç, yaşlı dinlemiyor. Ancak kafası çalışanlar zulümden kaçıyor. ’
Odi, banka müdürünün istediğini yaptı. Bursa Hayvanat Bahçesi’ne geri döndü. Başından geçenleri keçilere, oğlaklara, koyunlara, kuzulara anlattı. Yan taraftaki tel örgülerin ardındaki kartal Pena’yı işaret etti. Onun üstün bir kartal olduğunu ve kafasını çalıştırarak, fikir üreterek, kendi çizgisi doğrultusunda hayatı sorguladığını ve hayatın üstesinden geldiğini, bunun sonucunda harikalar yarattığını anlattı. Pena içinizden birini ormana götürmek isterse, onunla gidin ve ondan hiç ayrılmayın. Benim yaptığım hatayı siz yapmayın. ’ dedi.
SON
Yazan: Serdar Yıldırım
Bursa Hayvanat Bahçesi’nde kartallar için ayrılan yer çok büyüktü. Buradaki kartallar, tel örgülerle çevrili, yüksek yerde uçup duruyordu. Yorulanlar ise, kayaların üstünde oturuyordu. Pek çoğu yarını bekliyordu. Genç kartal Pena, yarın bekleme bahsini çoktan geçmiş, bugünü değerlendirme çabası içine girmişti. Tellerin yukarıdaki kayalara monte edildiği yerde kaçıp gidebileceği bir gedik açmıştı. Buradan kurtulup zengin olma düşüncesindeydi. Akıllıydı, zekiydi ama ikna kabiliyeti azdı. Diğer kartallardan birkaç kez borç istemiş ama kimse borç vermeye yanaşmamıştı. Ormana gitse, kim ona sermaye verir de firma kurabilirdi?
Kartalların bulunduğu yerin yan tarafında keçi ve koyunlar için ayrılan yer vardı. Baharın gelmesiyle birlikte keçiler, koyunlar yavrulamış ve pek çok yavru dünyaya gelmişti. Pena keçi yavrularına oğlak, koyun yavrularına kuzu dendiğini biliyordu. Yavrular bir aylık olmuşlardı ki, son günlerde Pena’nın dikkatini bir oğlak çekmişti. Odi adındaki bu oğlak başına diğer oğlakları ve kuzuları topluyor, anlattıkça anlatıyordu. Günler geçtikçe keçiler ve koyunlar da oğlağın anlattıklarını dinlemeye başlamıştı. Pena bir gün çimenlerin üstüne indi ve yan taraftaki oğlağın anlattıklarına dikkat kesildi. Oğlak buradan kurtulup ormana gidince yapacaklarını anlatıyordu. Ormandaki bankalara başvuruyor, müthiş ikna kabiliyetini kullanıp kredi alıyor, kiralık bir yer bulup bankasını kuruyor. Orman hayvanlarından düşük faizle para toplayıp, yüksek faizle para veriyor. Havuzlu villalar, Ferrari arabalar, denizde yatlar, kotralar. Bol sıfırlı paraları, bankadan aktarıp şirketler kuruyor, holding patronu oluyor.
Genç kartal Pena, birkaç gün sonra oğlak ile anlaştı ve kendi bölümündeki gedikten çıkarak, oğlağı kucakladığı gibi, ormana doğru uçtu. Odi, Pena ile birlikte ormandaki bir bankanın genel merkezine giderek projesini anlattı ve on iki sıfırlı krediyi cebine koydu. Kiralık, büyük bir yer bulup, OĞLAKBANK’ı kurdu. Odi düşüncesini aynen uygulayarak kısa zamanda bankasını o ormanın sayılı bankaları arasına sokmayı başardı. Düşük faizle para topluyor, yüksek faizle para verince kar muhakkak oluyor. Birkaç ay sonra şirketler kurdu, holding patronu oldu. Ormanda zor duruma düşen ve iflasın eşiğine gelen bir bankayı ele geçiren Odi, Ferrari’den inip Limuzin’e bindi.
Odi kendine sırtlanları danışman tuttu ve bu danışmanların isteği doğrultusunda çalışmaya başladı. Danışmanların ilk isteği, kartal Pena’yı yanından uzaklaştırmasıydı. Pena’nın, bensiz bir hiç olursun, sıfırlanırsın, bu sırtlanların yalanlarına kanma, diyerek çırpınması ve tüylerini yolması fayda etmedi. Odi, danışmanların isteğine uydu ve kartal Pena’nın görevine son verdi.
Aradan günler, haftalar geçtikçe, Odi’nin işleri bozuldu. Yanında kartal Pena olmayınca, şirket müdürleri, Odi’yi dinlemez oldu. Zor durumda kalan Odi fabrikalarını, yatlarını, kotralarını ve limuzini sattı. İşçi ve memurların maaşlarını ödedi. Son çare olarak ilk kredi çektiği bankanın genel merkezine gitti. Bankanın genel müdürü kredi veremeyeceğini Odi’ye söyledi.
Bunun üzerine Odi: ’ Efendim, daha önce bana kredi vermiştiniz ve borcumu ödemiştim. ’ dedi.
Banka genel müdürü: ’ Onun orası öyle de o zaman arkanda sert bakışlı ve o bakışlarıyla beni korkutan kartal Pena vardı. Şimdi Pena yok. Herkes Pena korkusundan senin kurduğun Oğlakbank’a koştu. Para yatırdılar, yüksek faizle kredi aldılar. Pena’sız Odi bir işe yaramaz. Lafla benden kredi alamazdın, banka kuramazdın. Pena’yı kovmakla hata yaptın, bu hatanın sonucuna katlanmalısın. ’
’ Oğlakbank darphane gibi para basıyordu ama elimden gitti. Banka işi bitti. Bu ormana ilk geldiğimde beş parasızdım ama umutluydum. Şimdi on parasızım ama umutsuzum. Sizce bundan sonra ne yapmam gerekir? ’
’ Beni dinle ve geldiğin yere dön. Zira bu orman halkı düşene acımaz. Hele senin gibi, sıfırdan zirveye çıkıp düşene. Zirvede kalsaydın alkışlarlardı ama düştüğün için, seni linç ederler. ’
’ İş bu kadar ciddi desene. Sonunda genç yaşta bu hayata veda etmek de var. ’
’ Hayat bu. Genç, yaşlı dinlemiyor. Ancak kafası çalışanlar zulümden kaçıyor. ’
Odi, banka müdürünün istediğini yaptı. Bursa Hayvanat Bahçesi’ne geri döndü. Başından geçenleri keçilere, oğlaklara, koyunlara, kuzulara anlattı. Yan taraftaki tel örgülerin ardındaki kartal Pena’yı işaret etti. Onun üstün bir kartal olduğunu ve kafasını çalıştırarak, fikir üreterek, kendi çizgisi doğrultusunda hayatı sorguladığını ve hayatın üstesinden geldiğini, bunun sonucunda harikalar yarattığını anlattı. Pena içinizden birini ormana götürmek isterse, onunla gidin ve ondan hiç ayrılmayın. Benim yaptığım hatayı siz yapmayın. ’ dedi.
SON
Yazan: Serdar Yıldırım
Forum:
Hikayeleriniz
Yorum
Yorum Yok
Yazar:
donanma44
Soru 1 Â Anadolu Aleviliği ile İlgili Birçok Tanımlama Yapılmaktadır. Sizce Anadolu Aleviliği Deyince Neyi Anlamamız Gerekir?
Yanıt 1- Anadolu Aleviliği, Mekke-Medine-Basra üzerinden değil, Orta Asya- Ön Asya- Mezopotamya ve Anadolu yol güzergahı üzerinden varlık kazanan ve bin yıllık öyküsü olan geleneksel halk inançlarının, önce İran daha sonra Anadolu coğrafyasında Hak- Muhammed  Ali şeklinde vücut bulmuş bir inanç öğretisidir.İslam öncesi deneyimlenen kadim inanç ritüelleri, figürleri ve mukaddes kurumları, kuralları anılmadan bu inancı tariflemek yerinde olmayacaktır.Varoluşsal olarak yaratılış teolojisini ozanların deyişlerinden ve söyleyişleri üzerinden tetkik ettiğimizde topraktan değil ’’ kudret kandilinden balkıyan(parlayan) nurla başlatıldığı görülecektir.Anadolu Aleviliği, mitolojik örgüleri olan, önemli oranda evliya kültüne dayanan Cenab-ı Hakkın her varlıkta tecelli ettiğini savlayan ’’ tanrıdan başka varlık yoktur’’ kavramsallığını öne çıkaran doğacı, çıplak insanı merkeze alıcı, seküler ve evrensel unsurlar taşıyan, kendine has renk tonları bulunan özgün bir inanç algısıdır diyebiliriz.
Soru 2- Bektaşilik ve Alevilik Arasında Fark Var mıdır?
Yanıt 2- Gerek Bektaşiliğin gerekse Aleviliğin inançsal kaynakları ve mukaddes saydıkları kurum ve kuralları aynıdır. Ancak göçebe, yarı göçebe ve kimi kez de köylü zümrelerin yaşam pratikleri ve dinamikleri kaçınılmaz olarak farklılıklar yaratmıştır.Bu nedenlerden kaynaklı Aleviler Doğu’da Kızılbaş, Ege’de Torlak, Batı Akdeniz’de Tahtacı, Karadeniz’de Çepni ve bazı yerlerde ise Sıraç olarak adlandırılmış, İç Anadolu’da ise kentleşen ve kurumsallaşan Alevilik, Bektaşilik olarak tanımlanmıştır.Ancak tamamında dedelik kurumunun olduğu, semahın dönüldüğü, müsahiplik bağının kurulduğu, Cem merasiminin yapıldığı, Hak-Muhammed-Ali kavramsallığında aynılaştığı görülecektir.
Soru 3- Anadolu Aleviliğinin Etnik Kökenleri Hakkındaki Görüşleriniz Nelerdir?
Yanıt 3 Â Anadolu Aleviliği bir inanç olması sebebiyle etnik vurgulardan ayrı düşünülmelidir. Ancak sosyolojik olarak bir değerlendirme yapıldığında ağırlıklı kök murislerinin göçebe, yarı göçebe Türkmen zümreleri olduğu, Zerdüşizm etkisiyle Kürt halkının yöresel ve kadim inançlarıyla buluştuğu ve giderek Anadolu coğrafyasında kök saldığı söylenebilecektir.Hemen ekleyelim ki, Hz. Ali, Kerbela Matemi, Ehl-i Beyt sevgisi ile de Anadolu Arap Aleviliği ile ortaklaşıldığı ve duygu birliğine girildiği görülmektedir.Ama aslolanı, ’Arabi, Farisi bilmem, dile minnet eylemem’ dendiği üzere evrensel bir inanç olduğudur.
Soru 4- Aleviler Açısından Tarihsel Kırılma Noktaları Nelerdir?
Yanıt 4- Hiç kuşku yoktur ki 1200’lü yıllarda her çevreden geniş halk kitlelerini bir araya getirmiş, saray çevresi ile saltanat unsurlarını temelden ve derinden sarsmış, Fars hayranlığı ile Anadolu’dan kültürel ve inançsal yönden kopmuş Anadolu Selçuklu yönetimine karşı başkaldırıya dönüşmüş bir köylü hareketi olan Babai ayaklanmasını en başından anmak uygun olacaktır.Zira, Baba İlyas ve Baba İshak önderliğinde yürütülmüş ve Kuzey Irak’tan, Adıyaman’dan Amasya’ya kadar yayılmış bu güçlü halk hareketi sonrasında Anadolu Aleviliği köklü varoluşlar yaşamış, bağrından Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli’yi var etmiş ve Anadolu’da Rum Erenleri diye tabir edilen ya da Haydari ,Işıkçı , Yesevi , Vefai gibi kimi ana akım Ortodoks İslam inancından farklılaşan derviş zümresinin Bektaşilik kurumsal kimliğinde şekil bulmasına sebebiyet vermiştir.Aleviler yönünden bir başka kırılma Şah İsmail ile Yavuz Selim arasındaki çatışmanın sonrasında söz konusu olmuştur. Anadolu’daki nüfuz bölgeleri üzerinde hakimiyet kurma saiki ile başlamış olan bu süreç, daha sonra dini motiflerle bir ayrıştırmanın, ötekileştirmenin ve maalesef inkâr ve yok etmenin bahanesi haline dönüştürülmüştür.
Soru 5- Hoca Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Mevlâna Gibi Önemli Şahsiyetler Alevi Midir?
Yanıt 5 Â Hoca Ahmet Yesevi 11.yüzyılın sonu, 12.yüzyılın ilk yarısında yaşamış, Yunus Emre ve Mevlana’nın ise 13.yüzyılda yaşadığı kabul edilmiştir.Başta Türkmenler olmak üzere geniş halk kitlelerinin İslam dairesine girmesi ile birlikte iki ana akımın, iki ana inançsal damarın geliştiğine tanıklık ediyoruz.Bunlardan ilki ana akım din anlayışını öne çıkaran, katı şekilsel kuralları olan Ortodoks İslam anlayışıdır. Diğeri ise, geleneksel halk inanışlarının rafine kaidelerini aynen muhafaza ederek, kuru ve katı ibadet ile tanrıya ulaşılmasının mümkün olmadığını savlayan Heteredoks, batıni inanç damarıdır.Dervişane yorumlarla yorumlanmış, halk ozanlarının deyişleriyle yayılım kazanmış, İslam’ın güzel ahlakını referans almış, Hak-Muhammed-Ali formatı ile Ehl-i Beyt’e yarenlik göstermiş , ilahi aşkı ve ruhsal coşkuyu öne çıkarmış ,Vahdeti Vücutçu, Enel Hakçı bir başka damar.Bu zaviyeden bakıldığında Hoca Ahmet Yesevi ve Yunus Emre’nin Alevi Bektaşiliğin kök murisleri olduğu söylenebilecektir. Zira tasavvufi şiirsel anlatım, kadın ve erkeğin birlikte dergahlarda ibadet etme geleneği , dini müzik eşliğinde inançsal ritüellerin yapıldığı gerçeği göz ardı edilemeyecek olgulardır.Hemen ekleyelim ki tarihçi ve siyasetçi Fuat Köprülü ilk görüşlerinde Hoca Ahmet Yesevi’yi Sünni ekolün kök murisi olarak işaret etmişken, sonrasında bu görüşünden sarfı nazar ederek ve saha çalışması yaparak Hoca Ahmet Yesevi’nin, bugün Anadolu’da yaşayan Bektaşilerin kök murisi olduğu ve aynı gelenek ile aynı damardan beslendiğini alenen ortaya koymuştur.Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin, Lokman Perende ile ilişkilendiren ve bu vesile ile Hoca Ahmet Yesevi’ye bağlayan görüşlere de değinmeden geçmeyelim.Son bir vurgu olarak, Hoca Ahmet Yesevi’den ilk söz eden metnin Hacı Bektaş Velayetnamesi olduğunu da hatırlatmak isterim.Yunus Emre’ye gelindiğinde ise Alevi/Bektaşi unsurlar gayet açık ve nettir. Zira bu hususta şiirleri aleni ve tartışmasız ispat araçlarıdır. Örnek verdiğimizde Yunus’un ilahi aşkı, ruhsal coşkuyu ve güzel ahlakı öne çıkaran şiirleri oldukça net bir veri oluşturmaktadır.’’Ben oruç, namaz içinSüci içtim esridimTesbih, seccade içinDinlerim şeşte, kopuz ’’ ya da’’Aşk imandır bize gönül cemaatDost yüzü kıblegahtır, daimdir salat’’ yine;’’ Şeriat oğlanlarıNice yol keser banaHakikat denizinde bahri oldum yüzerim ’’ ,’’Sabır ile kanaati verip idim bunlaraKırk kişi bir gömlekten başın çıkaran benemO Kırklardan birine neşteri çaldım idiKırkından kan akıtıp ibret gösteren benem’’ , ’’Yetmiş bin yıl önceden yarattı Muhammed’i ’’ , ’’Yürü var ebsem ol senNe simarlık satarsınAli gibi er gerekİşte bu sırra eresi ’’, ’’Dört kapıdır kırk makamYüz altmış menzili varOna erene açılırVelilik derecesi ’’Yunus’un şiilerinin Şeyhülislam Ebuusuud tarafından yasaklandığını da belirtelim.Mevlana’ya gelindiğinde ise,Mevlana’nın Şems-i Tebrizi öncesi ile sonrasını ayırmak gerektiği kaçınılmazdır. Mevlâna Fars kökenlidir, Acemdir. Şems-i Tebrizi öncesi adeta bir molla tavrı ile ana akım müteşerri bir İslam uleması konumunda iken, Batıni ekolden gelen sufi Şems-i Tebrizi ile tanıştıktan sonra Anadolu halk İslam’ına yüzünü döndüğü, tanrısal cezbe ile kuru ve katı ibadetten geri durarak Bektaşi zümrelere yakın bir inançsal tutum takındığı , ’’Vahdet-i Vücud ’’ , ’’ Enel Hak’’ kavramsallığı ile bu sufi eğilimi güçlendirdiği görülmektedir.
Soru 6- Alevilikte Enel Hak Kavramı Nedir?
Yanıt 6- Bu çok önemli bir başlık. Ondandır ki oldukça iyi anlaşılması uygun olacaktır.Anadolu Aleviliği’ne yön vermiş ozanlarımızın özlü anlatımlarıyla yanıt vermek isterim.Hemen vurgulamak isterim ki; Aleviler kainatın, yeryüzünün ve insanın yaratılışını ’’ kudret kandili’’nden parlayan kutsal nur ile açıklarlar.Şairlerin ifadesi ile:’’ Şah-ı Merdan coşageldi , sırrın aşikar eyledi Yağmuru yağdıran benem , diye Adem’e söyledi Ol demde şimşek balkıyıp yedi sema gürledi Kün deyince var eyledi on sekiz bin alemi Hem yazandır hem bozandır Levh-i mahvuz kalemi ’’ ya da ’’ On dört bin yıl gezdim pervanelikte ’’ ,’’ Kandilden kandile atıldımTurab olup yeryüzüne saçıldım ’’ ,’’ Yer yok iken gök yok iken ta ezelden var idimGirdim Adem cismine kimse bilmez sır idimBen o Beytullah içinde ta ezelden var idim ’’gibi anlatımlardan da anlaşılacağı üzere Aleviler dünya ve kainat var olmadan bir yaratıcı ’ Kudret Kandili’ nin var olduğuna , o kandilden parlayan kutsal ışık ile , nur ile kainatın , dünyanın , hayvanatın ve mahlukatın var edildiğine inanırlar. Yani sanki Albert Einstein’in büyük patlamasını andırır ve çağrıştırır bir şekilde bir varoluşa inanır.Hal böyle olunca ’’ Tanrıdan başka varlık yoktur’’ , dünyadaki ve kainattaki her şey Cenab-ı Hakkın tezahüründen başka bir şey değildir. Böylelikle insanlar başta olmak üzere her varlık vardan var olmuştur ve adeta her varlık Tanrı parçacığıdır.Enel Hak diyen Nesimi , Mevlana ya da tüm Alevi uluları Tanrıya ve var ediciye şirk koşmak bir yana tanrıyla tam bir vahdete inanırlar.
Soru 7- Alevilikte Cemevi ve Cem Töreni Nedir, Neden Önemlidir?
Yanıt-7 Cemevleri, cem inanç merasiminin uygulama bulduğu inanç mekanlarıdır. Cem, halkın bir araya gelmesi, kaynaşması, sorunlarını çözmesi, ihtilafların giderilmesi ve Tanrısal arınma için semah dönülmesi vesilesidir, vasıtasıdır.Dede cem törenine başlamadan önce ’’ Aranızda kırgınlar, dargınlar var mı? Adam öldürmüşler mi, karısını haksız boşamışlar, kul hakkından çalmışlar var mı? ’’ diye sorar. Bu anlatım ve bu sosyolojik ve hatta yargısal muhabbet ve müzakere dahi Aleviliğin ne denli ahlaki bir nitelik taşıdığına delil olacaktır.Kadın ve erkeğin, bir arada, cemal cemale ibadeti tanrısaldır. Zira, Cemevi’ne girildiğinde artık kadın- erkek, zengin-yoksul, rütbeli ya da rütbesiz değil herkes Bektaşi fukarasıdır.Aleviler beş vakit namaz kılmak yerine cem törenlerinde birbirlerine ve Cenab-ı Hakka niyaz ederler. Dönülen semah dünyanın dönüş istikametinde her şeyin dönmekte olduğunu, varoluşu ve turab oluşu sembolize eder. Tanrısal arınmayı, tevhidi, vahdeti amaçlar.
Soru 8- Alevi Sorunu Deyince Neyi Anlamamız Gerekiyor?
Yanıt 8 Â Alevi sorunu, maalesef ki tarihsel arka planları olan kadim bir sorun. 1200’lü yılardaki Babai Halk hareketinden bu yana çözülememiş, dini fanatizm ile yer yer siyaset malzemesi yapılmış üzücü bir toplumsal travmamızdır.Toplumsal olarak iyileşmek, bu sorunlarla yüzleşmekle mümkündür. Alevi sorununu Cemevi’ne indirgemek hatalı ve eksik bir yaklaşımdır. Asıl sorun resmiyette ve fiiliyatta deneyimlenen ayrımcılıktır.DİSK, KESK, TMMOB, TTB: İstiklal Caddesi’nde Gerçekleşen Bombalı Saldırıyı KınıyoruzDİSK, KESK, TMMOB, TTB: İstiklal Caddesi’nde Gerçekleşen Bombalı Saldırıyı Kınıyoruz3500 emniyet müdürünün yalnızca birinin, bine yakın kaymakamdan sadece birinin Alevi olması ile övünen mevcut hükümetin bu ayrımcı uygulamasının AKP öncesi de varlığını gösterdiği ve adeta bir derin devlet siyaseti ve uygulaması olduğunu söylemek durumundayız.
Soru 9 -AK Parti Hükümetinin Cemevleri ile İlgili Çalışmasını ve Bu Bağlamdaki Cumhurbaşkanlığı Kararnamesini Nasıl Değerlendirirsiniz?
Yanıt 9 Â Maalesef ki samimi bulmadığımızı, oldukça yetersiz ve sorunun gerçek boyutlarıyla ve de hakikati ile ilgilenilmediği algısını vermesi yönünden oldukça sorunlu bir çalışma olduğunu söylemek durumundayız.Cemevleri’ni, dedeleri ve giderek tüm Alevi toplumunu kontrol altında tutmak, rızalıklarını almadan kimi altyapı hizmetleri ile yanıltıcı algılar yaratmak beyhude bir kalkışma olacaktır.Elbette ki Cemevleri’nin imar düzenlemesinde yer bulması, elektrik, su ve personel desteğinin sunulması doğrudur. Ancak Alevi ve Bektaşi inancını yalnızca folklorik desenlerden ibaret sanmak ve alelade kültürel etkinlikler tanımlaması ile sınırlamak gafletine düşülmesi ve inançsal dokusunun göz ardı edilmesi, kültür bakanlığına bağlı bir başkanlık üzerinden denetlenmesi ve kurumsal hüviyet kazanması oldukça rahatsız edicidir. Hele de ihdas edilen 53 kişilik kadro ile 12 kişilik danışma kurulunun Türk-İslam çizgisinde dönüşüme uğramış kimi zatı muhteremlerden teşekkül ettirilmesi, arzulanan niyetin ifşası anlamına geldiği açıktır.Alevi toplumu eşit yurttaşlık temelli, laik, demokratik toplum düzenini murat etmektedir. Hükümet edenlerin ’’ Ali’yi sevmek Alevilik ise ben de, biz de Aleviyiz’’ demelerinin çok fazla bir anlam ihtiva etmediğini söylemek isterim.Zira ’’ Ali çoktur , Şah-ı Merdan bulunmaz.’’
Yanıt 1- Anadolu Aleviliği, Mekke-Medine-Basra üzerinden değil, Orta Asya- Ön Asya- Mezopotamya ve Anadolu yol güzergahı üzerinden varlık kazanan ve bin yıllık öyküsü olan geleneksel halk inançlarının, önce İran daha sonra Anadolu coğrafyasında Hak- Muhammed  Ali şeklinde vücut bulmuş bir inanç öğretisidir.İslam öncesi deneyimlenen kadim inanç ritüelleri, figürleri ve mukaddes kurumları, kuralları anılmadan bu inancı tariflemek yerinde olmayacaktır.Varoluşsal olarak yaratılış teolojisini ozanların deyişlerinden ve söyleyişleri üzerinden tetkik ettiğimizde topraktan değil ’’ kudret kandilinden balkıyan(parlayan) nurla başlatıldığı görülecektir.Anadolu Aleviliği, mitolojik örgüleri olan, önemli oranda evliya kültüne dayanan Cenab-ı Hakkın her varlıkta tecelli ettiğini savlayan ’’ tanrıdan başka varlık yoktur’’ kavramsallığını öne çıkaran doğacı, çıplak insanı merkeze alıcı, seküler ve evrensel unsurlar taşıyan, kendine has renk tonları bulunan özgün bir inanç algısıdır diyebiliriz.
Soru 2- Bektaşilik ve Alevilik Arasında Fark Var mıdır?
Yanıt 2- Gerek Bektaşiliğin gerekse Aleviliğin inançsal kaynakları ve mukaddes saydıkları kurum ve kuralları aynıdır. Ancak göçebe, yarı göçebe ve kimi kez de köylü zümrelerin yaşam pratikleri ve dinamikleri kaçınılmaz olarak farklılıklar yaratmıştır.Bu nedenlerden kaynaklı Aleviler Doğu’da Kızılbaş, Ege’de Torlak, Batı Akdeniz’de Tahtacı, Karadeniz’de Çepni ve bazı yerlerde ise Sıraç olarak adlandırılmış, İç Anadolu’da ise kentleşen ve kurumsallaşan Alevilik, Bektaşilik olarak tanımlanmıştır.Ancak tamamında dedelik kurumunun olduğu, semahın dönüldüğü, müsahiplik bağının kurulduğu, Cem merasiminin yapıldığı, Hak-Muhammed-Ali kavramsallığında aynılaştığı görülecektir.
Soru 3- Anadolu Aleviliğinin Etnik Kökenleri Hakkındaki Görüşleriniz Nelerdir?
Yanıt 3 Â Anadolu Aleviliği bir inanç olması sebebiyle etnik vurgulardan ayrı düşünülmelidir. Ancak sosyolojik olarak bir değerlendirme yapıldığında ağırlıklı kök murislerinin göçebe, yarı göçebe Türkmen zümreleri olduğu, Zerdüşizm etkisiyle Kürt halkının yöresel ve kadim inançlarıyla buluştuğu ve giderek Anadolu coğrafyasında kök saldığı söylenebilecektir.Hemen ekleyelim ki, Hz. Ali, Kerbela Matemi, Ehl-i Beyt sevgisi ile de Anadolu Arap Aleviliği ile ortaklaşıldığı ve duygu birliğine girildiği görülmektedir.Ama aslolanı, ’Arabi, Farisi bilmem, dile minnet eylemem’ dendiği üzere evrensel bir inanç olduğudur.
Soru 4- Aleviler Açısından Tarihsel Kırılma Noktaları Nelerdir?
Yanıt 4- Hiç kuşku yoktur ki 1200’lü yıllarda her çevreden geniş halk kitlelerini bir araya getirmiş, saray çevresi ile saltanat unsurlarını temelden ve derinden sarsmış, Fars hayranlığı ile Anadolu’dan kültürel ve inançsal yönden kopmuş Anadolu Selçuklu yönetimine karşı başkaldırıya dönüşmüş bir köylü hareketi olan Babai ayaklanmasını en başından anmak uygun olacaktır.Zira, Baba İlyas ve Baba İshak önderliğinde yürütülmüş ve Kuzey Irak’tan, Adıyaman’dan Amasya’ya kadar yayılmış bu güçlü halk hareketi sonrasında Anadolu Aleviliği köklü varoluşlar yaşamış, bağrından Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli’yi var etmiş ve Anadolu’da Rum Erenleri diye tabir edilen ya da Haydari ,Işıkçı , Yesevi , Vefai gibi kimi ana akım Ortodoks İslam inancından farklılaşan derviş zümresinin Bektaşilik kurumsal kimliğinde şekil bulmasına sebebiyet vermiştir.Aleviler yönünden bir başka kırılma Şah İsmail ile Yavuz Selim arasındaki çatışmanın sonrasında söz konusu olmuştur. Anadolu’daki nüfuz bölgeleri üzerinde hakimiyet kurma saiki ile başlamış olan bu süreç, daha sonra dini motiflerle bir ayrıştırmanın, ötekileştirmenin ve maalesef inkâr ve yok etmenin bahanesi haline dönüştürülmüştür.
Soru 5- Hoca Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Mevlâna Gibi Önemli Şahsiyetler Alevi Midir?
Yanıt 5 Â Hoca Ahmet Yesevi 11.yüzyılın sonu, 12.yüzyılın ilk yarısında yaşamış, Yunus Emre ve Mevlana’nın ise 13.yüzyılda yaşadığı kabul edilmiştir.Başta Türkmenler olmak üzere geniş halk kitlelerinin İslam dairesine girmesi ile birlikte iki ana akımın, iki ana inançsal damarın geliştiğine tanıklık ediyoruz.Bunlardan ilki ana akım din anlayışını öne çıkaran, katı şekilsel kuralları olan Ortodoks İslam anlayışıdır. Diğeri ise, geleneksel halk inanışlarının rafine kaidelerini aynen muhafaza ederek, kuru ve katı ibadet ile tanrıya ulaşılmasının mümkün olmadığını savlayan Heteredoks, batıni inanç damarıdır.Dervişane yorumlarla yorumlanmış, halk ozanlarının deyişleriyle yayılım kazanmış, İslam’ın güzel ahlakını referans almış, Hak-Muhammed-Ali formatı ile Ehl-i Beyt’e yarenlik göstermiş , ilahi aşkı ve ruhsal coşkuyu öne çıkarmış ,Vahdeti Vücutçu, Enel Hakçı bir başka damar.Bu zaviyeden bakıldığında Hoca Ahmet Yesevi ve Yunus Emre’nin Alevi Bektaşiliğin kök murisleri olduğu söylenebilecektir. Zira tasavvufi şiirsel anlatım, kadın ve erkeğin birlikte dergahlarda ibadet etme geleneği , dini müzik eşliğinde inançsal ritüellerin yapıldığı gerçeği göz ardı edilemeyecek olgulardır.Hemen ekleyelim ki tarihçi ve siyasetçi Fuat Köprülü ilk görüşlerinde Hoca Ahmet Yesevi’yi Sünni ekolün kök murisi olarak işaret etmişken, sonrasında bu görüşünden sarfı nazar ederek ve saha çalışması yaparak Hoca Ahmet Yesevi’nin, bugün Anadolu’da yaşayan Bektaşilerin kök murisi olduğu ve aynı gelenek ile aynı damardan beslendiğini alenen ortaya koymuştur.Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin, Lokman Perende ile ilişkilendiren ve bu vesile ile Hoca Ahmet Yesevi’ye bağlayan görüşlere de değinmeden geçmeyelim.Son bir vurgu olarak, Hoca Ahmet Yesevi’den ilk söz eden metnin Hacı Bektaş Velayetnamesi olduğunu da hatırlatmak isterim.Yunus Emre’ye gelindiğinde ise Alevi/Bektaşi unsurlar gayet açık ve nettir. Zira bu hususta şiirleri aleni ve tartışmasız ispat araçlarıdır. Örnek verdiğimizde Yunus’un ilahi aşkı, ruhsal coşkuyu ve güzel ahlakı öne çıkaran şiirleri oldukça net bir veri oluşturmaktadır.’’Ben oruç, namaz içinSüci içtim esridimTesbih, seccade içinDinlerim şeşte, kopuz ’’ ya da’’Aşk imandır bize gönül cemaatDost yüzü kıblegahtır, daimdir salat’’ yine;’’ Şeriat oğlanlarıNice yol keser banaHakikat denizinde bahri oldum yüzerim ’’ ,’’Sabır ile kanaati verip idim bunlaraKırk kişi bir gömlekten başın çıkaran benemO Kırklardan birine neşteri çaldım idiKırkından kan akıtıp ibret gösteren benem’’ , ’’Yetmiş bin yıl önceden yarattı Muhammed’i ’’ , ’’Yürü var ebsem ol senNe simarlık satarsınAli gibi er gerekİşte bu sırra eresi ’’, ’’Dört kapıdır kırk makamYüz altmış menzili varOna erene açılırVelilik derecesi ’’Yunus’un şiilerinin Şeyhülislam Ebuusuud tarafından yasaklandığını da belirtelim.Mevlana’ya gelindiğinde ise,Mevlana’nın Şems-i Tebrizi öncesi ile sonrasını ayırmak gerektiği kaçınılmazdır. Mevlâna Fars kökenlidir, Acemdir. Şems-i Tebrizi öncesi adeta bir molla tavrı ile ana akım müteşerri bir İslam uleması konumunda iken, Batıni ekolden gelen sufi Şems-i Tebrizi ile tanıştıktan sonra Anadolu halk İslam’ına yüzünü döndüğü, tanrısal cezbe ile kuru ve katı ibadetten geri durarak Bektaşi zümrelere yakın bir inançsal tutum takındığı , ’’Vahdet-i Vücud ’’ , ’’ Enel Hak’’ kavramsallığı ile bu sufi eğilimi güçlendirdiği görülmektedir.
Soru 6- Alevilikte Enel Hak Kavramı Nedir?
Yanıt 6- Bu çok önemli bir başlık. Ondandır ki oldukça iyi anlaşılması uygun olacaktır.Anadolu Aleviliği’ne yön vermiş ozanlarımızın özlü anlatımlarıyla yanıt vermek isterim.Hemen vurgulamak isterim ki; Aleviler kainatın, yeryüzünün ve insanın yaratılışını ’’ kudret kandili’’nden parlayan kutsal nur ile açıklarlar.Şairlerin ifadesi ile:’’ Şah-ı Merdan coşageldi , sırrın aşikar eyledi Yağmuru yağdıran benem , diye Adem’e söyledi Ol demde şimşek balkıyıp yedi sema gürledi Kün deyince var eyledi on sekiz bin alemi Hem yazandır hem bozandır Levh-i mahvuz kalemi ’’ ya da ’’ On dört bin yıl gezdim pervanelikte ’’ ,’’ Kandilden kandile atıldımTurab olup yeryüzüne saçıldım ’’ ,’’ Yer yok iken gök yok iken ta ezelden var idimGirdim Adem cismine kimse bilmez sır idimBen o Beytullah içinde ta ezelden var idim ’’gibi anlatımlardan da anlaşılacağı üzere Aleviler dünya ve kainat var olmadan bir yaratıcı ’ Kudret Kandili’ nin var olduğuna , o kandilden parlayan kutsal ışık ile , nur ile kainatın , dünyanın , hayvanatın ve mahlukatın var edildiğine inanırlar. Yani sanki Albert Einstein’in büyük patlamasını andırır ve çağrıştırır bir şekilde bir varoluşa inanır.Hal böyle olunca ’’ Tanrıdan başka varlık yoktur’’ , dünyadaki ve kainattaki her şey Cenab-ı Hakkın tezahüründen başka bir şey değildir. Böylelikle insanlar başta olmak üzere her varlık vardan var olmuştur ve adeta her varlık Tanrı parçacığıdır.Enel Hak diyen Nesimi , Mevlana ya da tüm Alevi uluları Tanrıya ve var ediciye şirk koşmak bir yana tanrıyla tam bir vahdete inanırlar.
Soru 7- Alevilikte Cemevi ve Cem Töreni Nedir, Neden Önemlidir?
Yanıt-7 Cemevleri, cem inanç merasiminin uygulama bulduğu inanç mekanlarıdır. Cem, halkın bir araya gelmesi, kaynaşması, sorunlarını çözmesi, ihtilafların giderilmesi ve Tanrısal arınma için semah dönülmesi vesilesidir, vasıtasıdır.Dede cem törenine başlamadan önce ’’ Aranızda kırgınlar, dargınlar var mı? Adam öldürmüşler mi, karısını haksız boşamışlar, kul hakkından çalmışlar var mı? ’’ diye sorar. Bu anlatım ve bu sosyolojik ve hatta yargısal muhabbet ve müzakere dahi Aleviliğin ne denli ahlaki bir nitelik taşıdığına delil olacaktır.Kadın ve erkeğin, bir arada, cemal cemale ibadeti tanrısaldır. Zira, Cemevi’ne girildiğinde artık kadın- erkek, zengin-yoksul, rütbeli ya da rütbesiz değil herkes Bektaşi fukarasıdır.Aleviler beş vakit namaz kılmak yerine cem törenlerinde birbirlerine ve Cenab-ı Hakka niyaz ederler. Dönülen semah dünyanın dönüş istikametinde her şeyin dönmekte olduğunu, varoluşu ve turab oluşu sembolize eder. Tanrısal arınmayı, tevhidi, vahdeti amaçlar.
Soru 8- Alevi Sorunu Deyince Neyi Anlamamız Gerekiyor?
Yanıt 8 Â Alevi sorunu, maalesef ki tarihsel arka planları olan kadim bir sorun. 1200’lü yılardaki Babai Halk hareketinden bu yana çözülememiş, dini fanatizm ile yer yer siyaset malzemesi yapılmış üzücü bir toplumsal travmamızdır.Toplumsal olarak iyileşmek, bu sorunlarla yüzleşmekle mümkündür. Alevi sorununu Cemevi’ne indirgemek hatalı ve eksik bir yaklaşımdır. Asıl sorun resmiyette ve fiiliyatta deneyimlenen ayrımcılıktır.DİSK, KESK, TMMOB, TTB: İstiklal Caddesi’nde Gerçekleşen Bombalı Saldırıyı KınıyoruzDİSK, KESK, TMMOB, TTB: İstiklal Caddesi’nde Gerçekleşen Bombalı Saldırıyı Kınıyoruz3500 emniyet müdürünün yalnızca birinin, bine yakın kaymakamdan sadece birinin Alevi olması ile övünen mevcut hükümetin bu ayrımcı uygulamasının AKP öncesi de varlığını gösterdiği ve adeta bir derin devlet siyaseti ve uygulaması olduğunu söylemek durumundayız.
Soru 9 -AK Parti Hükümetinin Cemevleri ile İlgili Çalışmasını ve Bu Bağlamdaki Cumhurbaşkanlığı Kararnamesini Nasıl Değerlendirirsiniz?
Yanıt 9 Â Maalesef ki samimi bulmadığımızı, oldukça yetersiz ve sorunun gerçek boyutlarıyla ve de hakikati ile ilgilenilmediği algısını vermesi yönünden oldukça sorunlu bir çalışma olduğunu söylemek durumundayız.Cemevleri’ni, dedeleri ve giderek tüm Alevi toplumunu kontrol altında tutmak, rızalıklarını almadan kimi altyapı hizmetleri ile yanıltıcı algılar yaratmak beyhude bir kalkışma olacaktır.Elbette ki Cemevleri’nin imar düzenlemesinde yer bulması, elektrik, su ve personel desteğinin sunulması doğrudur. Ancak Alevi ve Bektaşi inancını yalnızca folklorik desenlerden ibaret sanmak ve alelade kültürel etkinlikler tanımlaması ile sınırlamak gafletine düşülmesi ve inançsal dokusunun göz ardı edilmesi, kültür bakanlığına bağlı bir başkanlık üzerinden denetlenmesi ve kurumsal hüviyet kazanması oldukça rahatsız edicidir. Hele de ihdas edilen 53 kişilik kadro ile 12 kişilik danışma kurulunun Türk-İslam çizgisinde dönüşüme uğramış kimi zatı muhteremlerden teşekkül ettirilmesi, arzulanan niyetin ifşası anlamına geldiği açıktır.Alevi toplumu eşit yurttaşlık temelli, laik, demokratik toplum düzenini murat etmektedir. Hükümet edenlerin ’’ Ali’yi sevmek Alevilik ise ben de, biz de Aleviyiz’’ demelerinin çok fazla bir anlam ihtiva etmediğini söylemek isterim.Zira ’’ Ali çoktur , Şah-ı Merdan bulunmaz.’’
Forum:
Alevi Haber
Yorum
Yorum Yok
Yazar:
donanma44
Dr. Mine Yıldırım: Alevilik din dersi kitaplarında sınırlı şekilde ele alınıyorİnanç Özgürlüğü Girişimi’nden Dr. Mine Yıldırım ’AİHM kararları ve toplumsal talepler sayesinde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi herhalde üzerinde en fazla konuşulan ve değişiklik yapılan ders oldu. Ancak hâlâ insan hakları standartlarına ulaşamadı" dedi.İnanç Özgürlüğü Girişimi geçtiğimiz günlerde inançlara ve inançsızlığa nesnel yaklaşan bir müfredat talebiyle ’Dersimiz Din Değil Dinler ve İnançlar’ kampanyasını başlattı.Herkesi kapsayan, çoğulcu ve objektif bir din eğitimini savunan İnanç Özgürlüğü Girişimi’nin Kordinatörü Dr. Mine Yıldırım Din Kültürü Ahlak Bilgisi (DKAB) derslerinin insan haklarına ve ifade özgürlüğüne daha uygun hale getirilmesi için yapılması gerekenleri, eğitim sistemindeki eksiklikleri bianet’e değerlendirdi.Yıldırım, kampanyanın amaçlarını şu sözlerle ifade ediyor:’Amacımız nihai olarak Milli Eğitim Bakanlığı’nın müfredat, ders kitapları, ve öğretmenler tarafından işleniş biçiminde köklü değişiklikler yapması ve eğitim sisteminde çocuğun düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne saygı duyulması. Bu nedenle ’dersimiz din değil, dinler ve inançlar’ diyoruz.’Birçok çocuk DKAB dersinin dini eğitim niteliğine sahip olması ve bazı öğretmenlerin tutumları nedeniyle din veya inanç özgürlüğü hakkına müdahale, ayrımcılık, damgalanma, dışlanma, çelişki ve sınavlarda dezavantaj yaşıyor ve ayrımcı bir muafiyet sistemiyle karşı karşıya geliyor."Uzun yıllardır bu konuda çalışıyoruz, DKAB dersine ilişkin sahadan ve velilerden gelen bildirimleri ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) dersle ilgili kararlarını takip ediyoruz."Musevilik ve Hristiyanlık tahrif edilmiş"’Ayrıca DKAB ders kitapları, din eğitimi olma niteliğini koruyor; dinler hakkında tarafsız ve nesnel olmayan, Sünni İslam ilahiyat bakış açısıyla sunulan bilgileri içeriyor. Kitaplarda Alevilik sınırlı bir şekilde yer alıyor."Ayrıca, Alevi toplumu için ibadet yeri sayılan cemevlerinin ibadet yeri olduğu, Alevi ibadeti olan semahın bir ibadet biçimi olduğu ifade edilmiyor. "Musevilik ve Hristiyanlıkla ilgili bilgilere, bu dinlerin ibadetlerinin uygulamalarına geniş bir şekilde yer verse de başta bu dinlerin kaynaklarının tahrif edilmiş olduğu bilgisinin İslam doktrinine gönderme yapılarak verilmesi, yaygın önyargı ve yanlış bilgileri destekliyor."Ateizm ve deizm gibi farklı felsefi yaklaşımlar, İslami inanç savunmasıyla ele alınıyor ve tarafsız bir şekilde sunulmuyor. ’Dinimiz’, ’peygamberimiz’, ’kutsal kitabımız Kuran- Kerim’ gibi dini içeriden öğreten ifadeler birçok kitapta kullanılmaya devam ediliyor.’’Öğretmenlerin tutumu değişmeli"Yıldırım tüm bu süreçlerden ve bulgulardan hareketle kampanyayı bu dönemde başlatmalarını ise şöyle açıklıyor:’AİHM Mart 2023’e kadar Türkiye’den Alevi kararlarının uygulanmasına ilişkin köklü adımlar bekliyor. Bununla birlikte Türkiye’yi bekleyen yakın seçimleri de düşünerek konuya siyasi partilerin dikkatini çekmek istedik. Bu nedenle yeniden öne çıkardık.’DKAB derslerinin kapsayıcı hale getirilmesi için dinlere ve inançlara dışarıdan tarafsız ve nesnel bir şekilde bakan bir yaklaşımla ele almak gerek. "Eğitim insan haklarına dayanmalı""Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) tarafından hazırlanan bir rehber bu konuda yol gösteriyor. Okullarda din veya inançlar hakkında öğretimle ilgili Toledo İlkeleri de benzer şekilde din eğitiminin insan haklarına ilkelerine dayanması gerektiğini vurguluyor.’Müfredatın yanı sıra öğretmenin rolü de büyük önem taşıyor. Öğrenciler DKAB dersindeki deneyimlerinden söz ederken öğretmenlerle yaşadıkları olumsuz diyaloglara işaret ediyorlar."Öğretmenlerin öğrencilerle çalışmalarında tutumları hassas, dengeli, kapsayıcı ve tarafsız olmadığı sürece en iyi müfredat bile etkili olmayacaktır. Dolayısıyla öğretmen eğitimi DKAB dersleri için bilhassa önemli. Toledo İlkeleri nedir? Toledo İlkeleri'ne göre dinler hakkında öğretim, hassas, dengeli, kapsayıcı, doktrinsel olmayan, yansız olmanın yanı sıra inanç özgürlüğüyle ilgili insan hakları ilkelerini temel alan niteliklere sahip olmalıdır.’Lise öğrencileri sınırlanmış hissediyor’’Okullarda daha fazla saha araştırmasına ihtiyaç var fakat yapılmış olan çalışmalar çocukların özellikle öğretmenlerle diyaloglarında özgür hissetmedikleri ve daha güvenli ve özgür bir şekilde fikirlerini ifade edip tartışabilecekleri bir ortama ihtiyaç duyduklarını gösteriyor.’Lise öğrencileri bu konuda daha fazla sınırlanmış hissediyorlar. Her din veya inançtan çocuk bu sınırlamayı hissedebilir fakat Alevi, ateist veya Hristiyan öğrenciler arasında öğretmenleri ile gergin ve öğrencinin düşünce ve ifade özgürlüğüne alan açmayan aksine öğrenci üzerinde baskı kuran diyaloglar rapor ediliyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) bu konuları okullarda izlemesi çok önemli. Ama bildiğimiz kadarıyla böyle bir çalışma yok.’’Hâlâ standartlara ulaşamadık"Yıldırım konunun çözümün taraflarının yapması gerekenleri ise şöyle özetliyor:’Birinci sorumluluk devlet yetkililerinde fakat bununla birlikte özellikle velilerin de bu konuda kritik bir rolü olduğunu düşünüyorum. Şikayetlerini MEB’e yazılı olarak iletebilirler. Milletvekillerinden bu konuya duyarlı olmalarını ve gündeme getirmelerini isteyebilirler."Sivil toplum kuruluşları ise DKAB dersleri ve bunun ötesinde okulda düşünce, vicdan ve din özgürlüğü ve diğer insan hakları alanında çalışmalarla duyarlılığı artırabilir ve talepte bulunmaya devam edebilir.’Tüm bu süreci bir bütün olarak değerlendirdiğimizde ise aslında AİHM kararları ve toplumsal talepler sayesinde DKAB herhalde üzerinde en fazla konuşulan ve değişiklik yapılan ders oldu. Ancak hâlâ insan hakları standartlarına ulaşamadı. AİHM kararlarına rağmen yaşanan hak ihlallerinin neden yeterince dikkate almadığını karar vericilere sormak gerekir.’(ED/RT)Ece DenizGalatasaray Üniversitesi İletişim bölümünden mezun. Yüksek lisans eğitimine devam ediyor. Atölye BİA 27-29 Haziran 2022 ’Mülteci Haberciliği Atölyesi’ katılımcısı.
Forum:
Alevi Haber
Yorum
Yorum Yok
Yazar:
Serdar Yıldırım
ULUDAĞ TARZANI AHMET
Bursa Hayvanat Bahçesi'nde çalışmakta olan Kemal dürbünüyle Uludağ'ı gözlemliyordu. Kemal birden irkildi. Gördüğüne inanamadı. Ağaçlar arasında bir boşluk vardı ve orada ağaç yoktu. Halbuki geçen gün orası ağaç doluydu. Dürbününü sağa doğru kaydırdı. Birtakım adamlar, ellerinde baltaları ağaç kesiyordu. Yutkundu. Sağ yumruğunu salladı: " Benim adım Kemal, ben size orada ağaç kestirmem, " diye söylendi. Yan taraftaki tel örgülerin arkasında duran arkadaşı Hayri'ye seslendi: " Hayri, Uludağ'da ağaçları kesiyorlar. Fırla koş, Uludağ Tarzanı Ahmet'e git. Tarzan, bu kesimi engeller. "
Hayri: " Bunlar bir fidan dikmişler mi, ağaçları kesiyorlar? İnsan olmanın erdemine ulaşamamışlar sanırım. Geri zekalılar, " dedi ve tel örgülerin üstünden atladı. Hedefi Uludağ'dı ve Tarzan'ı bulmalıydı. Tarzan bu işin üstesinden gelirdi.
Hayri, Tarzan'ı buldu. Olanları öğrenen Tarzan çok kızdı ve şunları söyledi: " Dededen, babadan kalan ağaçları, sen de çocuğuna, torununa ulaştır. Ağaçlar kesilirse, soluduğumuz hava kirli olur ve çeşitli hastalıklara yakalanırız. Ağaçları kesmeyip korumak lazım. Boş arazilere fidan dikmemiz gerekir. "
Tarzan şimşek hızıyla harekete geçti ve ağaç katliamına dur dedi. Toprağa bağımlı yaşayan, kaçamayan, kendini kollayamayan, var olmaktaki amaçları canlılara yaşam sunmak olan ağaçlar sevindiler. Nihayet onlara arka çıkan biri olmuştu. Tarzan'ın gelmesiyle ağaç kesmeyi bırakıp baltalarını yere atan adamlardan biri şöyle dedi: " Tarzan, bu bizim ekmek kapımız. Ne kadar çok ağaç kesersek, o kadar çok para kazanıyoruz. "
Bir başkası ise, şöyle dedi: " Ya bırak Tarzan, kırp gözünü görmezden gel. Görmezsen bizi, görürüz seni. Şu yüz lirayı al, bozdur bozdur harca. "
Tarzan: " Arkadaşlar, öncelikle bu sizin ekmek kapınız değil. Gücünüz, kuvvetiniz yerinde. Gidin başka iş bulun. Şu yaptığınız iş sayılmaz, kazandığınızın bereketi olmaz. Yer yer doymazsınız, hiç bir zaman mutlu olmazsınız. Bir ağaç kesen bir baş keser, o ağacı kesen el taş kesilir. "
Uludağ Tarzanı Ahmet'in gür sesi ve kararlı konuşması başları öne eğdirdi. Zaten ağaç kesen adamlar inanmadıkları şeyler söylüyorlardı. Tam gidiyorlardı ki, onları buraya getiren, bir ağacın gölgesine sığınıp orada yatmakta olan ve duyduğu konuşmalar üzerine kalkıp gelen Hasan Ağa: " Selam Tarzan, ben Hasan Ağa'yım. İsteyerek konuşmalarınızı duydum. Biraz üzüldüm, biraz sevindim. Üzüldüm, keşke gelmeseydin ve kesebildiğimiz kadar ağaç kesip gitseydik. Sevindim, senin gelmen iyi oldu. Nice zamandır Bursa'dan bu ormanlara bakar ve iç geçirirdim. Şu ağaçları kessem de küpümü doldursam, diye düşünürdüm. Uludağ Tarzanı Ahmet derlerdi, o ağaçları, ormanları korur. Senin korkundan buraya çıkamamıştım. Bugün bir cesaret bulup geldim ve epey ağaç kestirdim. Demin yüz dedilerdi, az dediler. Sen karanlığa kadar izin ver, al şu bin lirayı harca, ye, iç. Bana bir ay izin versen Uludağ'da kesilmedik ağaç bırakmam. "
Bunun üzerine Tarzan: " Bana bak Hasan Ağa, ayaklarının dibine bıraktığın ve benim eğilip almamı beklediğin o parayı al cebine sok. Değil Uludağ, burada bulunan bir ağaç için, milyon versen fikrimi değiştirmem. Senin bundan sonra ağaç kesmene izin vermem. Parayla satın alınan insanlar vardır ama dünyadaki bütün paraları toplayıp gelsen, ben satılık değilim. "
Tarzan'ın sözleri karşısında Hasan Ağa insanlığından utandı. Başını önüne eğdi ve iki damla gözyaşı göz pınarlarından süzüldü. Param çok olsa dünyayı satın alırım derken, işte gelmiş Tarzan'a toslamıştı. İşçilerine gündeliklerini ödeyip evlerine yolladı. Derin bir çukur kazıp baltaları gömdü. Kestirdiği ağaçlardan özür diledi. Tarzan'dan izin alıp, ağaçları korumak için, Uludağ'ın batı tarafına yöneldi. Yaşam zincirini kırmış, kimliğini değiştirmişti. Artık Hasan Ağa yoktu, Tarzan Hasan vardı.
SON
Yazan: Serdar Yıldırım
Bursa Hayvanat Bahçesi'nde çalışmakta olan Kemal dürbünüyle Uludağ'ı gözlemliyordu. Kemal birden irkildi. Gördüğüne inanamadı. Ağaçlar arasında bir boşluk vardı ve orada ağaç yoktu. Halbuki geçen gün orası ağaç doluydu. Dürbününü sağa doğru kaydırdı. Birtakım adamlar, ellerinde baltaları ağaç kesiyordu. Yutkundu. Sağ yumruğunu salladı: " Benim adım Kemal, ben size orada ağaç kestirmem, " diye söylendi. Yan taraftaki tel örgülerin arkasında duran arkadaşı Hayri'ye seslendi: " Hayri, Uludağ'da ağaçları kesiyorlar. Fırla koş, Uludağ Tarzanı Ahmet'e git. Tarzan, bu kesimi engeller. "
Hayri: " Bunlar bir fidan dikmişler mi, ağaçları kesiyorlar? İnsan olmanın erdemine ulaşamamışlar sanırım. Geri zekalılar, " dedi ve tel örgülerin üstünden atladı. Hedefi Uludağ'dı ve Tarzan'ı bulmalıydı. Tarzan bu işin üstesinden gelirdi.
Hayri, Tarzan'ı buldu. Olanları öğrenen Tarzan çok kızdı ve şunları söyledi: " Dededen, babadan kalan ağaçları, sen de çocuğuna, torununa ulaştır. Ağaçlar kesilirse, soluduğumuz hava kirli olur ve çeşitli hastalıklara yakalanırız. Ağaçları kesmeyip korumak lazım. Boş arazilere fidan dikmemiz gerekir. "
Tarzan şimşek hızıyla harekete geçti ve ağaç katliamına dur dedi. Toprağa bağımlı yaşayan, kaçamayan, kendini kollayamayan, var olmaktaki amaçları canlılara yaşam sunmak olan ağaçlar sevindiler. Nihayet onlara arka çıkan biri olmuştu. Tarzan'ın gelmesiyle ağaç kesmeyi bırakıp baltalarını yere atan adamlardan biri şöyle dedi: " Tarzan, bu bizim ekmek kapımız. Ne kadar çok ağaç kesersek, o kadar çok para kazanıyoruz. "
Bir başkası ise, şöyle dedi: " Ya bırak Tarzan, kırp gözünü görmezden gel. Görmezsen bizi, görürüz seni. Şu yüz lirayı al, bozdur bozdur harca. "
Tarzan: " Arkadaşlar, öncelikle bu sizin ekmek kapınız değil. Gücünüz, kuvvetiniz yerinde. Gidin başka iş bulun. Şu yaptığınız iş sayılmaz, kazandığınızın bereketi olmaz. Yer yer doymazsınız, hiç bir zaman mutlu olmazsınız. Bir ağaç kesen bir baş keser, o ağacı kesen el taş kesilir. "
Uludağ Tarzanı Ahmet'in gür sesi ve kararlı konuşması başları öne eğdirdi. Zaten ağaç kesen adamlar inanmadıkları şeyler söylüyorlardı. Tam gidiyorlardı ki, onları buraya getiren, bir ağacın gölgesine sığınıp orada yatmakta olan ve duyduğu konuşmalar üzerine kalkıp gelen Hasan Ağa: " Selam Tarzan, ben Hasan Ağa'yım. İsteyerek konuşmalarınızı duydum. Biraz üzüldüm, biraz sevindim. Üzüldüm, keşke gelmeseydin ve kesebildiğimiz kadar ağaç kesip gitseydik. Sevindim, senin gelmen iyi oldu. Nice zamandır Bursa'dan bu ormanlara bakar ve iç geçirirdim. Şu ağaçları kessem de küpümü doldursam, diye düşünürdüm. Uludağ Tarzanı Ahmet derlerdi, o ağaçları, ormanları korur. Senin korkundan buraya çıkamamıştım. Bugün bir cesaret bulup geldim ve epey ağaç kestirdim. Demin yüz dedilerdi, az dediler. Sen karanlığa kadar izin ver, al şu bin lirayı harca, ye, iç. Bana bir ay izin versen Uludağ'da kesilmedik ağaç bırakmam. "
Bunun üzerine Tarzan: " Bana bak Hasan Ağa, ayaklarının dibine bıraktığın ve benim eğilip almamı beklediğin o parayı al cebine sok. Değil Uludağ, burada bulunan bir ağaç için, milyon versen fikrimi değiştirmem. Senin bundan sonra ağaç kesmene izin vermem. Parayla satın alınan insanlar vardır ama dünyadaki bütün paraları toplayıp gelsen, ben satılık değilim. "
Tarzan'ın sözleri karşısında Hasan Ağa insanlığından utandı. Başını önüne eğdi ve iki damla gözyaşı göz pınarlarından süzüldü. Param çok olsa dünyayı satın alırım derken, işte gelmiş Tarzan'a toslamıştı. İşçilerine gündeliklerini ödeyip evlerine yolladı. Derin bir çukur kazıp baltaları gömdü. Kestirdiği ağaçlardan özür diledi. Tarzan'dan izin alıp, ağaçları korumak için, Uludağ'ın batı tarafına yöneldi. Yaşam zincirini kırmış, kimliğini değiştirmişti. Artık Hasan Ağa yoktu, Tarzan Hasan vardı.
SON
Yazan: Serdar Yıldırım
Forum:
Hikayeleriniz
Yorum
Yorum Yok
Yazar:
donanma44
Pir Zöhre Ana Kimdir?
Yıl 1957, Haziran 15.
Yozgat Köçekkömü de bir kız çocuğu dünyaya geldi. Nerden bilinirdi ki gerçekten ’Dünyaya’ geldiği’
Aleviler için değil, Türkiye için değil, Dünya için’
Aslında küçük yaştan itibaren büyükleri farklılığın farkındaydı ama kimse bu kadar büyüklüğün farkına varamazdı elbette’
Bu güzel, zeki ve akıllı kız çocuğu başarılı bir şekilde ilkokulunu köyünde bitirdi, zaten başarısı Haktandı.
O bedende yıllar sonra Hak kendini gösterecekti ama o yıllarda bile ışığını saçıyordu.
1971 yılında ailesi ile birlikte köylerinden ayrılarak Ankara’ya göç ettiler. 1973 yılında evlendi ve ’bu cihanın sahibinin’ topluma bağışladığı 2 güzel evlat dünyaya geldi. Gazi ve Selver.
Mamak’taki evlerinde normal bir aile hayatı yaşarlarken 10 Kasım 1982 tarihinde umman deryasına dalıp kendi benliğine kavuşması ile topluma hizmeti artık başlamış oldu. Bu tarihten sonra kendini topluma adayarak bildiği, öğrendiği, Haktan aldığı ne varsa Halka vermeye, aktarmaya, öğretmeye çabaladı.
***
Alevi toplumundan gelmişti. O dönemde Alevilik toplumda saklanır halde iken, Alevi önderlerinin dahi insanlığa aktaracak bilgisi bulunmaz iken, olan da yanlış aktarır iken var olup gelen Zöhre Ana, Alevilikte bir devrim niteliği taşıyan gerçeklikleri topluma yayarak benliğimizin doğru yaşanmasını sağladı.
***
Bu dönemde kendini, evliyalığını, Hakka erdiğini bildirmek ve insanlar aktarmak için biraz zorlansa da kerameti ve Hak nefesi insanların bu hakikate inanmalarını kolaylaştırmış ve varlığını ispatlamıştır. Geçen zaman içerisinde kerametleri kulaktan kulağa hızlıca yayılmaya başlamış ve binlerce, on binlerce insan şifasını Pir Zöhre Ana’dan alarak sıhhatlerine kavuşmuştur.
***
Hal böyleyken iyileşen şifa alan keramet gören insanlarda yakınlarına eş, dost, akraba, konu komşu kim varsa aktarmış ve Zöhre Ana’mızın şanı yalnız Ankara’ya değil tüm ülkeye yayılmıştır.
Sadece keramet değil elbette tarihten günümüze kadar asimile olmuş, değiştirilmiş, yanlış aktarılmış bazı bilgilerin doğrularını da bildirerek tüm topluma Alevi inancı ve Alevilik yolu ile ilgili en doğru bilgileri iletmiştir.
Pir Zöhre Ana Kimdir?
Aleviler namaz kılar! Hünkar Hacı Bektaşi Veli’nin darı çeç üstünde, Şahı Merdan Hazreti Ali’nin şehit edilirken kıldığı gerçek Ehlibeyt namazını tüm topluma öğretmiştir.
Alevilerin Ehlibeyt aşkına İmam Üseyin aşkına tuttuğu yası matem ayı değişmez yıllar döndükçe dönmez, çünkü şanı dünyaya yayılmış bir zat, Hazreti Muhammed’in gözbebeği, Ehlibeyt aslanı İmam Üseyin’in şehit edilmesinin belli bir tarihi vardır ve bu tarih Zöhre Ana tarafından insanlara aktarılmıştır.
Aşure Çorbası da İmam Üseyin in şehit edilmesinin ardından can yemeği olarak verilmiştir ve kapı kapı dağıtılmaması gerektiği gerçeğini de yine Zöhre Ana bildirmiştir.
Pir Zöhre Ana’mızın Alevilik inancında rolü çok büyüktür elbette ama Zöhre Ana tüm topluma ışık tutmak amacıyla insanlığı yönlendirmiş ve bilgilendirmiştir. Alevi- Sünni ayırmadan herkesi tek çatı altında toplayabilen bir Yüce zat olmuştur.
Bu süreç içerisinde yıllarca topluma hizmet etmiş, kendinden, ailesinden fedakârlık ederek sadece varlığını insanlara adamıştır.
Siyasetten uzak insanları merkez alan bir hizmetin içerisindeyken yıllar sonra 2011 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün isteği üzerinde CHP ne üye olarak bozulan siyasetin düzene girmesi amacıyla siyasete bir adım atmıştır. Siyasetten beklentisi olmadığı gibi siyasete de hizmet etmeye başlamıştır.
Pir Zöhre Ana
Tam 38 yıldır kendini, sağlığını hiçe sayarak topluma insanlığa yaptıkları saymakla bitmez.
Bugün hala Zöhre Ana çatısı altında yaşıyorsak, kazandığımız ne varsa O’na borçlu isek, her adımda O’ndan destek aldıysak, gece gündüz dualarımızda bile yanımızda hissediyor isek, hastalığında sağlığında zor gününde bile kapısına varabildiysek, huzurunda boynumuz kıldan incedir.
YARATILDIĞIN, VAR OLDUĞUN GÜNE BİNLERCE KEZ ŞÜKÜR EDERİZ.
Yıl 1957, Haziran 15.
Yozgat Köçekkömü de bir kız çocuğu dünyaya geldi. Nerden bilinirdi ki gerçekten ’Dünyaya’ geldiği’
Aleviler için değil, Türkiye için değil, Dünya için’
Aslında küçük yaştan itibaren büyükleri farklılığın farkındaydı ama kimse bu kadar büyüklüğün farkına varamazdı elbette’
Bu güzel, zeki ve akıllı kız çocuğu başarılı bir şekilde ilkokulunu köyünde bitirdi, zaten başarısı Haktandı.
O bedende yıllar sonra Hak kendini gösterecekti ama o yıllarda bile ışığını saçıyordu.
1971 yılında ailesi ile birlikte köylerinden ayrılarak Ankara’ya göç ettiler. 1973 yılında evlendi ve ’bu cihanın sahibinin’ topluma bağışladığı 2 güzel evlat dünyaya geldi. Gazi ve Selver.
Mamak’taki evlerinde normal bir aile hayatı yaşarlarken 10 Kasım 1982 tarihinde umman deryasına dalıp kendi benliğine kavuşması ile topluma hizmeti artık başlamış oldu. Bu tarihten sonra kendini topluma adayarak bildiği, öğrendiği, Haktan aldığı ne varsa Halka vermeye, aktarmaya, öğretmeye çabaladı.
***
Alevi toplumundan gelmişti. O dönemde Alevilik toplumda saklanır halde iken, Alevi önderlerinin dahi insanlığa aktaracak bilgisi bulunmaz iken, olan da yanlış aktarır iken var olup gelen Zöhre Ana, Alevilikte bir devrim niteliği taşıyan gerçeklikleri topluma yayarak benliğimizin doğru yaşanmasını sağladı.
***
Bu dönemde kendini, evliyalığını, Hakka erdiğini bildirmek ve insanlar aktarmak için biraz zorlansa da kerameti ve Hak nefesi insanların bu hakikate inanmalarını kolaylaştırmış ve varlığını ispatlamıştır. Geçen zaman içerisinde kerametleri kulaktan kulağa hızlıca yayılmaya başlamış ve binlerce, on binlerce insan şifasını Pir Zöhre Ana’dan alarak sıhhatlerine kavuşmuştur.
***
Hal böyleyken iyileşen şifa alan keramet gören insanlarda yakınlarına eş, dost, akraba, konu komşu kim varsa aktarmış ve Zöhre Ana’mızın şanı yalnız Ankara’ya değil tüm ülkeye yayılmıştır.
Sadece keramet değil elbette tarihten günümüze kadar asimile olmuş, değiştirilmiş, yanlış aktarılmış bazı bilgilerin doğrularını da bildirerek tüm topluma Alevi inancı ve Alevilik yolu ile ilgili en doğru bilgileri iletmiştir.
Pir Zöhre Ana Kimdir?
Aleviler namaz kılar! Hünkar Hacı Bektaşi Veli’nin darı çeç üstünde, Şahı Merdan Hazreti Ali’nin şehit edilirken kıldığı gerçek Ehlibeyt namazını tüm topluma öğretmiştir.
Alevilerin Ehlibeyt aşkına İmam Üseyin aşkına tuttuğu yası matem ayı değişmez yıllar döndükçe dönmez, çünkü şanı dünyaya yayılmış bir zat, Hazreti Muhammed’in gözbebeği, Ehlibeyt aslanı İmam Üseyin’in şehit edilmesinin belli bir tarihi vardır ve bu tarih Zöhre Ana tarafından insanlara aktarılmıştır.
Aşure Çorbası da İmam Üseyin in şehit edilmesinin ardından can yemeği olarak verilmiştir ve kapı kapı dağıtılmaması gerektiği gerçeğini de yine Zöhre Ana bildirmiştir.
Pir Zöhre Ana’mızın Alevilik inancında rolü çok büyüktür elbette ama Zöhre Ana tüm topluma ışık tutmak amacıyla insanlığı yönlendirmiş ve bilgilendirmiştir. Alevi- Sünni ayırmadan herkesi tek çatı altında toplayabilen bir Yüce zat olmuştur.
Bu süreç içerisinde yıllarca topluma hizmet etmiş, kendinden, ailesinden fedakârlık ederek sadece varlığını insanlara adamıştır.
Siyasetten uzak insanları merkez alan bir hizmetin içerisindeyken yıllar sonra 2011 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün isteği üzerinde CHP ne üye olarak bozulan siyasetin düzene girmesi amacıyla siyasete bir adım atmıştır. Siyasetten beklentisi olmadığı gibi siyasete de hizmet etmeye başlamıştır.
Pir Zöhre Ana
Tam 38 yıldır kendini, sağlığını hiçe sayarak topluma insanlığa yaptıkları saymakla bitmez.
- Düğünler,
- Sünnetler
- Eğitim bursları
- Sosyal yardımlar
- Türbe yapımları
- Cenaze hizmeti
Bugün hala Zöhre Ana çatısı altında yaşıyorsak, kazandığımız ne varsa O’na borçlu isek, her adımda O’ndan destek aldıysak, gece gündüz dualarımızda bile yanımızda hissediyor isek, hastalığında sağlığında zor gününde bile kapısına varabildiysek, huzurunda boynumuz kıldan incedir.
YARATILDIĞIN, VAR OLDUĞUN GÜNE BİNLERCE KEZ ŞÜKÜR EDERİZ.
Forum:
Hayatı, Anıları
1
Yorum
Yazar:
adgan
Türkiye’nin en önemli Atatürk fotoğrafları koleksiyoneri Hanri Benazus, Karşıyaka Rotary Kulübü ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Karşıyaka Şubesi ortaklığıyla, Karşıyaka Belediyesi ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin katkılarıyla düzenlenen ’Atatürk ve Aydınlık Türkiye’ söyleşisine konuk oldu.
Türkiye’nin en önemli Atatürk fotoğrafları koleksiyoneri Hanri Benazus, Karşıyaka Rotary Kulübü ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Karşıyaka Şubesi ortaklığıyla, Karşıyaka Belediyesi ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin katkılarıyla düzenlenen ’Atatürk ve Aydınlık Türkiye’ söyleşisine konuk oldu. Benazus, "Bilirsiniz camilerde kilit taşı vardır. Bu taşı çekerseniz ona yaslanmakta olan bütün taşlar çökmeye başlar. İşte Mustafa Kemal Atatürk, bu Cumhuriyet’in kilit taşıdır. Çünkü devlet ve ulus onun iradesiyle kurulmuştur’ dedi.
Karşıyaka'daki Sancar Maruflu Sivil Toplum Yerleşkesi’nde yapılan söyleşide Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ve Türkiye konuşuldu. Hanri Benazus koleksiyonu ile oluşturulan İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Atatürk Fotoğrafları Sergisi ve Hanri Benazus'un kaleme aldığı kitaplar da yerleşkede yer aldı. Sergi Cuma gününe kadar Sancar Maruflu Sivil Toplum Yerleşkesi’nde görülmeye devam edecek.
Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay, söyleşi öncesi sergiyi gezdi. Benazus, kitabını imzalayarak Başkan Tugay'a hediye etti. Söyleşiye sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, dernekler, muhtarlar ve vatandaşlar katıldı. Hanri Benazus adına fidan bağışı yapıldı.
Karşıyaka Rotary Kulübü Başkanı Özge Bozdağ, "Rotary ailesi olarak insana ve topluma hizmet anlayışıyla dünya barışına inanarak çıktığımız bu yolda sizler gibi insanlara rastlamaktan çok mutluyuz. Birlikte nice Cumhuriyet Bayramları kutlamak dileğiyle, çok teşekkür ederim" dedi.
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Karşıyaka Şubesi Başkanı Semiha Cuccui da şunları söyledi:
"Bizler Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı, demokrasi çizgisi yanında yer alan, hızla büyüyen bir neslin yol göstericileri olmaya çalışmaktan mutluluk duyuyoruz. Giderek gelişen dünyada ayrı bir yaşam için eğitim kapılarını aralamaya çalışıyoruz. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün gençliğe hitabesinde bize öğütlediği gibi ’Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur.’ Cumhuriyetimizin 99. yılı hepimize kutlu olsun."
"ATATÜRK'E OLAN BORCUMUZU YERİNE GETİRMEK ZORUNDAYIZ"
Cumhuriyet’in önemini vurgulayan Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay ise şöyle konuştu:
’Cumhuriyet ile ilgili söylenebilecek çok sözümüz var. Atatürk’ümüzün kurmuş olduğu Cumhuriyet’in değerlerini sarsmaya çalışanlarla, maalesef sert bir mücadele ettiğimiz bir dönemdeyiz. Cumhuriyeti’mizin yüzüncü yılı önümüzdeki sene yaşanacak, bu sene İzmir'in kurtuluşunun yüzüncü yılını kutladık. Bizler için gerçekten tarihi bir dönemece dönüştü bu yüzüncü yıllar. Bu salondaki herkese, bu salonda olmayan ama bizim gibi düşünen herkese ihtiyacımız olduğu bir dönemde olduğumuzu belediye başkanınız olarak ifade etmek istiyorum.
Herkesin duyarlı olmasına, cesur olmasına, sorumluluk almasına çok ihtiyacımız var. Bu gerçekten Atatürk'e ve bu mücadeleyi veren büyüklerimize olan borcumuz ve çocuklarımız için yerine getirmek zorunda olduğumuz bir görev. Türkiye Cumhuriyeti evlatları bu ülkeden utanmamalılar ama gençlerimizin yüzde 70’e varan oranının Türkiye’den ümidi kesmeyi düşünmelerini görmezden gelemeyiz. Her türlü sorunu çözmeye hazırız, sadece ve sadece kandırılan insanların doğruları anlamalarını sağlamamız lazım.
Toplumun tam ortasına kendimizi koyarak, bizim gibi düşünmeyen insanları da kucaklayarak birlik olmalıyız. Sadece konuşarak ve davranışlarımızla örnek olarak ikna etmeliyiz. Onun için bunları konuşmamız gerekiyor. Lütfen bu ülkenin arkasında dimdik duralım, onurla şerefle kazanalım. Cumhuriyeti’mizin kuruluşunun 99. yılı kutlu olsun."
"MUSTAFA KEMAL ATATÜRK CUMHURİYET'İN KİLİT TAŞIDIR"
Bugüne özel konuşma hazırladığını belirterek sözlerine başlayan Hanri Benazus da çocukluk döneminin Atatürk’ünü anlattı. Benazus, "İleri yaşlarımda gözlerimde yaşlarla ’sana kimsenin hor gözle bakmasına son zamanıma kadar izin vermeyeceğim’ der dururum. Çünkü o yalnız benim değil, herkesin, hepimizin Atatürk’ü. Daha nicelere el uzatacak, yol yordam gösterecek. Kalplere dokunacak. Düşünüyorum ve diyorum ki ’ölümün ancak bu kadar ölümsüz olabilirdi’.
Etrafa bakıyorum, Osmanlı’yı oluşturan karmakarışık yapıdan bir ulus yaratan iradenin başından bir Mustafa Kemal Atatürk çıkıyor karşımıza. Bilirsiniz camilerde kilit taşı vardır. Bu taşı çekerseniz ona yaslanmakta olan bütün taşlar çökmeye başlar. İşte Mustafa Kemal Atatürk, bu Cumhuriyet’in kilit taşıdır. Çünkü devlet ve ulus onun iradesiyle kurulmuştur’ ifadelerini kullandı.
"BİZE DOĞRU YOLU GÖSTEREN VE HATIRLATAN BİR ATAMIZ VAR"
Atatürk’ün hayatının hiçbir döneminde umutsuz olmadığını vurgulayan Benazus, şunları söyledi:
’Onun izinden giden bizlerin umutsuzluğa düşme hakkı yok. Hayat mücadele demektir, umutsuz olmayacağız ve daima mücadele edeceğiz. Mücadele ederken tek hedefimiz başarmak olacak, sizlerden ricam Atatürk’ü lütfen sloganlara sığdırmayın, sloganlara bırakmayın bu işleri. Atatürk’ü anlayın ve herkese anlatın bu hepimize düşen bir görev. Türk milleti olarak biz ne yaparsak yapalım Atatürk’e olan borcumuzu asla ödeyemeyiz. En azından bu konuda hep beraber bir çaba içine girelim. Ne olur Mustafa Kemal Atatürk’ü iyice anlayın, anlatın ve mutlaka sahip çıkın. Bu günler üzüntü günü değil, yas günü hiç değil. Bu günler onur günü, gurur günüdür. Ne olursa olsun bize her zaman doğru yolu gösteren, öğreten ve hatırlatan bir Atamız var. Bu asla değişmeyecek. Emaneti sahipsiz değil’
"ALLAH SENDEN MİLYON KERE RAZI OLSUN"
Benazus, Atatürk’ün özelliklerini ve insan yönünü de anlattı. Atatürk’ün her şeyden önce insan ve eşsiz bir lider olduğunu belirten Benazus, sözlerini şu ifadelerle sonlandırdı:
’Atatürk milli mücadelede, milli birliği sağlayan eşsiz bir lider. Savaş meydanlarında gerçekçi bir komutan, devlet kuran büyük bir siyaset adamı. Milletini çağdaşlaştıran büyük bir devrimci. Atatürk her şeyden önce hem fikir hem de hareket adamıydı. Fikri ve hareketi kişiliğinde birleştirmiş bir liderdi. Memleket sorunları karşısında aklın ve bilimin yol göstericiliğini kabul eden, bir gerçekçi görüş sahibiydi.
Türk bağımsız savaşını ve Türk çağdaşlaşma hareketinin temelini oluşturan liderdi o. Atatürk gerçeğin adamı, sağduyu ve ince görüşün temsilcisi. Ben diyorum ki ayakkabısını bile bağlamasını bilmeyenlerin, kaldırımda doğru dürüst yürümeyi beceremeyenlerin, bu ülkeye bir ağaç dahi ekmeyenlerin, bir ömür ülkesi için harcayan Mustafa Kemal Atatürk’ü anlamalarını nasıl beklersiniz? Ben bu kadar çabaya rağmen Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar anlasam da hep eksik kalacaktır. Sarı saçlı, mavi gözlüm Allah senden milyon kere razı olsun’
Türkiye’nin en önemli Atatürk fotoğrafları koleksiyoneri Hanri Benazus, Karşıyaka Rotary Kulübü ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Karşıyaka Şubesi ortaklığıyla, Karşıyaka Belediyesi ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin katkılarıyla düzenlenen ’Atatürk ve Aydınlık Türkiye’ söyleşisine konuk oldu. Benazus, "Bilirsiniz camilerde kilit taşı vardır. Bu taşı çekerseniz ona yaslanmakta olan bütün taşlar çökmeye başlar. İşte Mustafa Kemal Atatürk, bu Cumhuriyet’in kilit taşıdır. Çünkü devlet ve ulus onun iradesiyle kurulmuştur’ dedi.
Karşıyaka'daki Sancar Maruflu Sivil Toplum Yerleşkesi’nde yapılan söyleşide Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ve Türkiye konuşuldu. Hanri Benazus koleksiyonu ile oluşturulan İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Atatürk Fotoğrafları Sergisi ve Hanri Benazus'un kaleme aldığı kitaplar da yerleşkede yer aldı. Sergi Cuma gününe kadar Sancar Maruflu Sivil Toplum Yerleşkesi’nde görülmeye devam edecek.
Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay, söyleşi öncesi sergiyi gezdi. Benazus, kitabını imzalayarak Başkan Tugay'a hediye etti. Söyleşiye sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, dernekler, muhtarlar ve vatandaşlar katıldı. Hanri Benazus adına fidan bağışı yapıldı.
Karşıyaka Rotary Kulübü Başkanı Özge Bozdağ, "Rotary ailesi olarak insana ve topluma hizmet anlayışıyla dünya barışına inanarak çıktığımız bu yolda sizler gibi insanlara rastlamaktan çok mutluyuz. Birlikte nice Cumhuriyet Bayramları kutlamak dileğiyle, çok teşekkür ederim" dedi.
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Karşıyaka Şubesi Başkanı Semiha Cuccui da şunları söyledi:
"Bizler Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı, demokrasi çizgisi yanında yer alan, hızla büyüyen bir neslin yol göstericileri olmaya çalışmaktan mutluluk duyuyoruz. Giderek gelişen dünyada ayrı bir yaşam için eğitim kapılarını aralamaya çalışıyoruz. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün gençliğe hitabesinde bize öğütlediği gibi ’Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur.’ Cumhuriyetimizin 99. yılı hepimize kutlu olsun."
"ATATÜRK'E OLAN BORCUMUZU YERİNE GETİRMEK ZORUNDAYIZ"
Cumhuriyet’in önemini vurgulayan Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay ise şöyle konuştu:
’Cumhuriyet ile ilgili söylenebilecek çok sözümüz var. Atatürk’ümüzün kurmuş olduğu Cumhuriyet’in değerlerini sarsmaya çalışanlarla, maalesef sert bir mücadele ettiğimiz bir dönemdeyiz. Cumhuriyeti’mizin yüzüncü yılı önümüzdeki sene yaşanacak, bu sene İzmir'in kurtuluşunun yüzüncü yılını kutladık. Bizler için gerçekten tarihi bir dönemece dönüştü bu yüzüncü yıllar. Bu salondaki herkese, bu salonda olmayan ama bizim gibi düşünen herkese ihtiyacımız olduğu bir dönemde olduğumuzu belediye başkanınız olarak ifade etmek istiyorum.
Herkesin duyarlı olmasına, cesur olmasına, sorumluluk almasına çok ihtiyacımız var. Bu gerçekten Atatürk'e ve bu mücadeleyi veren büyüklerimize olan borcumuz ve çocuklarımız için yerine getirmek zorunda olduğumuz bir görev. Türkiye Cumhuriyeti evlatları bu ülkeden utanmamalılar ama gençlerimizin yüzde 70’e varan oranının Türkiye’den ümidi kesmeyi düşünmelerini görmezden gelemeyiz. Her türlü sorunu çözmeye hazırız, sadece ve sadece kandırılan insanların doğruları anlamalarını sağlamamız lazım.
Toplumun tam ortasına kendimizi koyarak, bizim gibi düşünmeyen insanları da kucaklayarak birlik olmalıyız. Sadece konuşarak ve davranışlarımızla örnek olarak ikna etmeliyiz. Onun için bunları konuşmamız gerekiyor. Lütfen bu ülkenin arkasında dimdik duralım, onurla şerefle kazanalım. Cumhuriyeti’mizin kuruluşunun 99. yılı kutlu olsun."
"MUSTAFA KEMAL ATATÜRK CUMHURİYET'İN KİLİT TAŞIDIR"
Bugüne özel konuşma hazırladığını belirterek sözlerine başlayan Hanri Benazus da çocukluk döneminin Atatürk’ünü anlattı. Benazus, "İleri yaşlarımda gözlerimde yaşlarla ’sana kimsenin hor gözle bakmasına son zamanıma kadar izin vermeyeceğim’ der dururum. Çünkü o yalnız benim değil, herkesin, hepimizin Atatürk’ü. Daha nicelere el uzatacak, yol yordam gösterecek. Kalplere dokunacak. Düşünüyorum ve diyorum ki ’ölümün ancak bu kadar ölümsüz olabilirdi’.
Etrafa bakıyorum, Osmanlı’yı oluşturan karmakarışık yapıdan bir ulus yaratan iradenin başından bir Mustafa Kemal Atatürk çıkıyor karşımıza. Bilirsiniz camilerde kilit taşı vardır. Bu taşı çekerseniz ona yaslanmakta olan bütün taşlar çökmeye başlar. İşte Mustafa Kemal Atatürk, bu Cumhuriyet’in kilit taşıdır. Çünkü devlet ve ulus onun iradesiyle kurulmuştur’ ifadelerini kullandı.
"BİZE DOĞRU YOLU GÖSTEREN VE HATIRLATAN BİR ATAMIZ VAR"
Atatürk’ün hayatının hiçbir döneminde umutsuz olmadığını vurgulayan Benazus, şunları söyledi:
’Onun izinden giden bizlerin umutsuzluğa düşme hakkı yok. Hayat mücadele demektir, umutsuz olmayacağız ve daima mücadele edeceğiz. Mücadele ederken tek hedefimiz başarmak olacak, sizlerden ricam Atatürk’ü lütfen sloganlara sığdırmayın, sloganlara bırakmayın bu işleri. Atatürk’ü anlayın ve herkese anlatın bu hepimize düşen bir görev. Türk milleti olarak biz ne yaparsak yapalım Atatürk’e olan borcumuzu asla ödeyemeyiz. En azından bu konuda hep beraber bir çaba içine girelim. Ne olur Mustafa Kemal Atatürk’ü iyice anlayın, anlatın ve mutlaka sahip çıkın. Bu günler üzüntü günü değil, yas günü hiç değil. Bu günler onur günü, gurur günüdür. Ne olursa olsun bize her zaman doğru yolu gösteren, öğreten ve hatırlatan bir Atamız var. Bu asla değişmeyecek. Emaneti sahipsiz değil’
"ALLAH SENDEN MİLYON KERE RAZI OLSUN"
Benazus, Atatürk’ün özelliklerini ve insan yönünü de anlattı. Atatürk’ün her şeyden önce insan ve eşsiz bir lider olduğunu belirten Benazus, sözlerini şu ifadelerle sonlandırdı:
’Atatürk milli mücadelede, milli birliği sağlayan eşsiz bir lider. Savaş meydanlarında gerçekçi bir komutan, devlet kuran büyük bir siyaset adamı. Milletini çağdaşlaştıran büyük bir devrimci. Atatürk her şeyden önce hem fikir hem de hareket adamıydı. Fikri ve hareketi kişiliğinde birleştirmiş bir liderdi. Memleket sorunları karşısında aklın ve bilimin yol göstericiliğini kabul eden, bir gerçekçi görüş sahibiydi.
Türk bağımsız savaşını ve Türk çağdaşlaşma hareketinin temelini oluşturan liderdi o. Atatürk gerçeğin adamı, sağduyu ve ince görüşün temsilcisi. Ben diyorum ki ayakkabısını bile bağlamasını bilmeyenlerin, kaldırımda doğru dürüst yürümeyi beceremeyenlerin, bu ülkeye bir ağaç dahi ekmeyenlerin, bir ömür ülkesi için harcayan Mustafa Kemal Atatürk’ü anlamalarını nasıl beklersiniz? Ben bu kadar çabaya rağmen Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar anlasam da hep eksik kalacaktır. Sarı saçlı, mavi gözlüm Allah senden milyon kere razı olsun’
Forum:
Atatürk Haberleri
Yorum
Yorum Yok
Hoşgeldin, Ziyaretçi
Forumda Ara
Forum İstatistikleri
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 373 aktif kullanıcı var.
Applebot, Bing, Facebook, Google, Yandex
(0 Üye - 368 Ziyaretçi)
Son Yazılanlar
Ankara Bahçelievler çilin...
Son Yorum:
emekcilingir
•
Dün, 14:00
Seni hiç unutmadık, Unutm...
Son Yorum:
donanma44
•
05/08/2026, 15:07
Müzik Yayın İzin Belgesi ...
Son Yorum:
donanma44
•
22/07/2026, 01:53
Alevi oldukları için öldü...
Son Yorum:
donanma44
•
19/07/2026, 19:19
3. Alevilik ve Bektaşilik...
Son Yorum:
donanma44
•
19/07/2026, 19:15
Van MYK Belgesi Nereden v...
Son Yorum:
donanma44
•
19/07/2026, 19:09
Ağrı MYK Belgesi: Artun B...
Son Yorum:
donanma44
•
25/06/2026, 23:35
Kübra Par, Alevilerle ilg...
Son Yorum:
donanma44
•
03/06/2026, 00:52
Alevi ve Bektaşi Öğrencil...
Son Yorum:
donanma44
•
03/06/2026, 00:48
Alevi örgütlerinden Kılıç...
Son Yorum:
donanma44
•
27/05/2026, 23:00