Yazar:
donanma44
Orta Doğu'da yaşanan son gelişmeler İran'ın Şii nüfus üzerindeki etkisini yeniden gündeme getirdi. Dünyadaki Müslümanların yaklaşık yüzde 10'unu Şiiler oluşturuyor. Farklı araştırmalara göre Şii nüfusun 155 ila 200 milyon arasında değiştiği tahmin ediliyor.
Peki Türkiye'deki Aleviler de Şii nüfusa dahil mi?
Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, İslam Mezhepleri Tarihi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hasan Onat'a göre bu sorunun cevabı "hayır".
'Alevilik-Bektaşilik Şia’nın bir alt kolu değil' "Türkiye’de Alevilik-Bektaşilik Şiiliğin bir alt kolu değildir" diyen Prof. Onat iki gelenek arasındaki benzerliğin tarihi arka planı şu şekilde açıklıyor:
"Alevilik kavramı 19. Asrın ikinci yarısından sonra, daha çok da Kızılbaşlık kavramının yerine kullanılmaya başlanmıştır. Nusayriler de, 19. Asrın sonlarından itibaren kendileri için ’Alevi’ ismini kullanmışlardır. Suriye'de varlığını sürdüren Nusayrilik, her ne kadar ’Alevi’ adı kullanıyor ise de Şii-İmamiyye’nin bir alt koludur. Oysa ’Anadolu Aleviliği’ de denilen Kızılbaşlık ve Bektaşilik Şia’nın bir alt kolu değildir.
Kızılbaşlık, 16. Asra gidildiğinde Erdebil/ Safevi Tekkesi müridleri için kullanılan bir isimdir. Şah İsmail’in babası Şeyh Haydar kendi müridlerini başka tarikatlardan ayırt edebilmek için onlara 12 dilimli bir kızıl taç giydirmiştir. Böylece Kızılbaş adı özellikle Erdebil Tekkesi müridi olan Türkler için övgü içeren bir isim olmuştur.
Çaldıran Savaşı Osmanlı - Safevi sınırının belirlenmesine yol açmış; bu savaştan sonra Safevi topraklarında kalan Kızılbaşların önemli bir kısmı zorla Şiileşmek durumunda kalmışlar; Osmanlı topraklarındakiler ise Erdebil Tekkesi ile bağları kopmuş olmasına rağmen, Kızılbaş olarak kalmışlardır. Bu bakımdan Kızılbaşlık Yesevi Geleneğine bağlı bir Sufi oluşumdur. Kızılbaş olabilmek için Kızılbaş anne-babadan doğmuş olmak gerekmektedir. Kızılbaşlık’ta velayet esastır; Şiilikte ise imamet."
&urlfix=1&adurl=https://jadserve.postrelease.com/trk?ntv_at=3&ntv_ui=03d2ee21-8a20-4fd3-9cb5-d693cd71e3d6&ntv_a=eNIHAf7NXAtAARA&ntv_fl=Vbvpf2mpmXF_23Q-iEuzDBgZ8lzp7xXmBmRE6u8iNAOVgZTX376B2xh_r4R8UF89aY-M2Z5vwIdy2p0_A_iQAMIPEW2B2ltUVijyTMshqd3QkEkFwLMefaMAmKVDywcGR5Rkmc_Ti9Srtv8G9HMe1XNc3cDBijURDB4IgAkhLXt4VIzOSLLW8pWKG2u7wMG0QgUabHzxdUEcsPNVcJXcVtHvADoD9PghgDUl6TJcsOmy-62ejXPmDzrbVjbO0dAMETPis9KxaG0EW8IyuAunzYKrmSnxYihgAt1kNbxeYms8nWxqmFd4aaWCmtR18VfxdczW9MhAdd_b1_fnSdJF1A==&ord=413333636&ntv_ht=BOovYwA&ntv_enc_pr=ULPuFLaxksF4NAOzoUJoN2jmK4E7UwbHtHWrQS1FDXYQfN44Ue_3TYRj1J5BvIg0CaRpXzxbi7rXxGg4SoTWI9AMP6e3yWkhroM7CccLu4Q=&ntv_r=https://www.coindesk.com/sponsored-content/poloniex-how-can-a-stable-crypto-trading-platform-help-you-stay-ahead-of-the-game/]
[COLOR=#003865] SPONSORED CONTENT
&urlfix=1&adurl=https://jadserve.postrelease.com/trk?ntv_at=3&ntv_ui=03d2ee21-8a20-4fd3-9cb5-d693cd71e3d6&ntv_a=eNIHAf7NXAtAARA&ntv_fl=Vbvpf2mpmXF_23Q-iEuzDBgZ8lzp7xXmBmRE6u8iNAOVgZTX376B2xh_r4R8UF89aY-M2Z5vwIdy2p0_A_iQAMIPEW2B2ltUVijyTMshqd3QkEkFwLMefaMAmKVDywcGR5Rkmc_Ti9Srtv8G9HMe1XNc3cDBijURDB4IgAkhLXt4VIzOSLLW8pWKG2u7wMG0QgUabHzxdUEcsPNVcJXcVtHvADoD9PghgDUl6TJcsOmy-62ejXPmDzrbVjbO0dAMETPis9KxaG0EW8IyuAunzYKrmSnxYihgAt1kNbxeYms8nWxqmFd4aaWCmtR18VfxdczW9MhAdd_b1_fnSdJF1A==&ord=413333636&ntv_ht=BOovYwA&ntv_enc_pr=ULPuFLaxksF4NAOzoUJoN2jmK4E7UwbHtHWrQS1FDXYQfN44Ue_3TYRj1J5BvIg0CaRpXzxbi7rXxGg4SoTWI9AMP6e3yWkhroM7CccLu4Q=&ntv_r=https://www.coindesk.com/sponsored-content/poloniex-how-can-a-stable-crypto-trading-platform-help-you-stay-ahead-of-the-game/]Poloniex  How Can a Stable Crypto Trading Platform Help You Stay Ahead of...
In this world, nothing can be said to be certain except death, taxes and volatility in the crypto market. Being in a market that operates 24/7/365, crypto traders are all too familiar with prices...
[COLOR=#969696] By &urlfix=1&adurl=https://jadserve.postrelease.com/trk?ntv_at=3&ntv_ui=03d2ee21-8a20-4fd3-9cb5-d693cd71e3d6&ntv_a=eNIHAf7NXAtAARA&ntv_fl=Vbvpf2mpmXF_23Q-iEuzDBgZ8lzp7xXmBmRE6u8iNAOVgZTX376B2xh_r4R8UF89aY-M2Z5vwIdy2p0_A_iQAMIPEW2B2ltUVijyTMshqd3QkEkFwLMefaMAmKVDywcGR5Rkmc_Ti9Srtv8G9HMe1XNc3cDBijURDB4IgAkhLXt4VIzOSLLW8pWKG2u7wMG0QgUabHzxdUEcsPNVcJXcVtHvADoD9PghgDUl6TJcsOmy-62ejXPmDzrbVjbO0dAMETPis9KxaG0EW8IyuAunzYKrmSnxYihgAt1kNbxeYms8nWxqmFd4aaWCmtR18VfxdczW9MhAdd_b1_fnSdJF1A==&ord=413333636&ntv_ht=BOovYwA&ntv_enc_pr=ULPuFLaxksF4NAOzoUJoN2jmK4E7UwbHtHWrQS1FDXYQfN44Ue_3TYRj1J5BvIg0CaRpXzxbi7rXxGg4SoTWI9AMP6e3yWkhroM7CccLu4Q=&ntv_r=https://www.coindesk.com/sponsored-content/poloniex-how-can-a-stable-crypto-trading-platform-help-you-stay-ahead-of-the-game/]Tron
'Bir Sünni isterse Bektaşi olabilir' "Bektaşilik Hacı Bektaş Veli’yi pir kabul eden, kökleri Ahmet Yesevi’ye uzanan, bir Türk tarikatıdır. Bektaşiliğe Osmanlı’nın resmi tarikatı demek bile mümkündür. Yeniçeriler Hacı Bektaş Veli’yi pir kabul etmişler; ocağın 94. Bölüğünde bir Bektaşi Baba’sı hep bulunmuştur. Bektaşilik de Şia’nın bir alt kolu değildir.
Gerek Kızılbaşlıktaki, gerekse Bektaşilikleti ’Ehl-i Beyt’ sevgisi, Şiilik kanalıyla değil, Ahilik kanalıyla gelmiştir. Kızılbaş doğulur; Bektaşi olunur. Sünni gelenekten gelen bir kimse de isterse Bektaşi olabilir."
KAYNAK: https://tr.euronews.com/2020/01/10/turki...lt-kolu-mu
Peki Türkiye'deki Aleviler de Şii nüfusa dahil mi?
Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, İslam Mezhepleri Tarihi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hasan Onat'a göre bu sorunun cevabı "hayır".
'Alevilik-Bektaşilik Şia’nın bir alt kolu değil' "Türkiye’de Alevilik-Bektaşilik Şiiliğin bir alt kolu değildir" diyen Prof. Onat iki gelenek arasındaki benzerliğin tarihi arka planı şu şekilde açıklıyor:
"Alevilik kavramı 19. Asrın ikinci yarısından sonra, daha çok da Kızılbaşlık kavramının yerine kullanılmaya başlanmıştır. Nusayriler de, 19. Asrın sonlarından itibaren kendileri için ’Alevi’ ismini kullanmışlardır. Suriye'de varlığını sürdüren Nusayrilik, her ne kadar ’Alevi’ adı kullanıyor ise de Şii-İmamiyye’nin bir alt koludur. Oysa ’Anadolu Aleviliği’ de denilen Kızılbaşlık ve Bektaşilik Şia’nın bir alt kolu değildir.
Kızılbaşlık, 16. Asra gidildiğinde Erdebil/ Safevi Tekkesi müridleri için kullanılan bir isimdir. Şah İsmail’in babası Şeyh Haydar kendi müridlerini başka tarikatlardan ayırt edebilmek için onlara 12 dilimli bir kızıl taç giydirmiştir. Böylece Kızılbaş adı özellikle Erdebil Tekkesi müridi olan Türkler için övgü içeren bir isim olmuştur.
Çaldıran Savaşı Osmanlı - Safevi sınırının belirlenmesine yol açmış; bu savaştan sonra Safevi topraklarında kalan Kızılbaşların önemli bir kısmı zorla Şiileşmek durumunda kalmışlar; Osmanlı topraklarındakiler ise Erdebil Tekkesi ile bağları kopmuş olmasına rağmen, Kızılbaş olarak kalmışlardır. Bu bakımdan Kızılbaşlık Yesevi Geleneğine bağlı bir Sufi oluşumdur. Kızılbaş olabilmek için Kızılbaş anne-babadan doğmuş olmak gerekmektedir. Kızılbaşlık’ta velayet esastır; Şiilikte ise imamet."
&urlfix=1&adurl=https://jadserve.postrelease.com/trk?ntv_at=3&ntv_ui=03d2ee21-8a20-4fd3-9cb5-d693cd71e3d6&ntv_a=eNIHAf7NXAtAARA&ntv_fl=Vbvpf2mpmXF_23Q-iEuzDBgZ8lzp7xXmBmRE6u8iNAOVgZTX376B2xh_r4R8UF89aY-M2Z5vwIdy2p0_A_iQAMIPEW2B2ltUVijyTMshqd3QkEkFwLMefaMAmKVDywcGR5Rkmc_Ti9Srtv8G9HMe1XNc3cDBijURDB4IgAkhLXt4VIzOSLLW8pWKG2u7wMG0QgUabHzxdUEcsPNVcJXcVtHvADoD9PghgDUl6TJcsOmy-62ejXPmDzrbVjbO0dAMETPis9KxaG0EW8IyuAunzYKrmSnxYihgAt1kNbxeYms8nWxqmFd4aaWCmtR18VfxdczW9MhAdd_b1_fnSdJF1A==&ord=413333636&ntv_ht=BOovYwA&ntv_enc_pr=ULPuFLaxksF4NAOzoUJoN2jmK4E7UwbHtHWrQS1FDXYQfN44Ue_3TYRj1J5BvIg0CaRpXzxbi7rXxGg4SoTWI9AMP6e3yWkhroM7CccLu4Q=&ntv_r=https://www.coindesk.com/sponsored-content/poloniex-how-can-a-stable-crypto-trading-platform-help-you-stay-ahead-of-the-game/]
[COLOR=#003865] SPONSORED CONTENT
&urlfix=1&adurl=https://jadserve.postrelease.com/trk?ntv_at=3&ntv_ui=03d2ee21-8a20-4fd3-9cb5-d693cd71e3d6&ntv_a=eNIHAf7NXAtAARA&ntv_fl=Vbvpf2mpmXF_23Q-iEuzDBgZ8lzp7xXmBmRE6u8iNAOVgZTX376B2xh_r4R8UF89aY-M2Z5vwIdy2p0_A_iQAMIPEW2B2ltUVijyTMshqd3QkEkFwLMefaMAmKVDywcGR5Rkmc_Ti9Srtv8G9HMe1XNc3cDBijURDB4IgAkhLXt4VIzOSLLW8pWKG2u7wMG0QgUabHzxdUEcsPNVcJXcVtHvADoD9PghgDUl6TJcsOmy-62ejXPmDzrbVjbO0dAMETPis9KxaG0EW8IyuAunzYKrmSnxYihgAt1kNbxeYms8nWxqmFd4aaWCmtR18VfxdczW9MhAdd_b1_fnSdJF1A==&ord=413333636&ntv_ht=BOovYwA&ntv_enc_pr=ULPuFLaxksF4NAOzoUJoN2jmK4E7UwbHtHWrQS1FDXYQfN44Ue_3TYRj1J5BvIg0CaRpXzxbi7rXxGg4SoTWI9AMP6e3yWkhroM7CccLu4Q=&ntv_r=https://www.coindesk.com/sponsored-content/poloniex-how-can-a-stable-crypto-trading-platform-help-you-stay-ahead-of-the-game/]Poloniex  How Can a Stable Crypto Trading Platform Help You Stay Ahead of...
In this world, nothing can be said to be certain except death, taxes and volatility in the crypto market. Being in a market that operates 24/7/365, crypto traders are all too familiar with prices...
[COLOR=#969696] By &urlfix=1&adurl=https://jadserve.postrelease.com/trk?ntv_at=3&ntv_ui=03d2ee21-8a20-4fd3-9cb5-d693cd71e3d6&ntv_a=eNIHAf7NXAtAARA&ntv_fl=Vbvpf2mpmXF_23Q-iEuzDBgZ8lzp7xXmBmRE6u8iNAOVgZTX376B2xh_r4R8UF89aY-M2Z5vwIdy2p0_A_iQAMIPEW2B2ltUVijyTMshqd3QkEkFwLMefaMAmKVDywcGR5Rkmc_Ti9Srtv8G9HMe1XNc3cDBijURDB4IgAkhLXt4VIzOSLLW8pWKG2u7wMG0QgUabHzxdUEcsPNVcJXcVtHvADoD9PghgDUl6TJcsOmy-62ejXPmDzrbVjbO0dAMETPis9KxaG0EW8IyuAunzYKrmSnxYihgAt1kNbxeYms8nWxqmFd4aaWCmtR18VfxdczW9MhAdd_b1_fnSdJF1A==&ord=413333636&ntv_ht=BOovYwA&ntv_enc_pr=ULPuFLaxksF4NAOzoUJoN2jmK4E7UwbHtHWrQS1FDXYQfN44Ue_3TYRj1J5BvIg0CaRpXzxbi7rXxGg4SoTWI9AMP6e3yWkhroM7CccLu4Q=&ntv_r=https://www.coindesk.com/sponsored-content/poloniex-how-can-a-stable-crypto-trading-platform-help-you-stay-ahead-of-the-game/]Tron
- [*=left] Şiilik nedir, nasıl ortaya çıktı? Sünnilikten farkı ne? 6 soruda bilinmesi gerekenler
[*=left] Hangi ülkede ne kadar Şii nüfus yaşıyor?
'Bir Sünni isterse Bektaşi olabilir' "Bektaşilik Hacı Bektaş Veli’yi pir kabul eden, kökleri Ahmet Yesevi’ye uzanan, bir Türk tarikatıdır. Bektaşiliğe Osmanlı’nın resmi tarikatı demek bile mümkündür. Yeniçeriler Hacı Bektaş Veli’yi pir kabul etmişler; ocağın 94. Bölüğünde bir Bektaşi Baba’sı hep bulunmuştur. Bektaşilik de Şia’nın bir alt kolu değildir.
Gerek Kızılbaşlıktaki, gerekse Bektaşilikleti ’Ehl-i Beyt’ sevgisi, Şiilik kanalıyla değil, Ahilik kanalıyla gelmiştir. Kızılbaş doğulur; Bektaşi olunur. Sünni gelenekten gelen bir kimse de isterse Bektaşi olabilir."
KAYNAK: https://tr.euronews.com/2020/01/10/turki...lt-kolu-mu
Forum:
Alevi Haber
Yorum
Yorum Yok
Yazar:
donanma44
Elinde yanıcı maddeyle gelen iki kişi, cemevinin bahçesindeki sembol 'dilek ağacını' yaktı. Yakalanan kişiler, "İnancımıza ters bir şey. Canımız sıkıldığı için yaktık" dedi.
[COLOR=#212529][FONT=system-ui] Cumhurbaşkanı [COLOR=#f71515]Recep Tayyip Erdoğan 'ın geçen ay ziyaret ettiği Ankara'nın Mamak ilçesinde bulunan Hüseyin Gazi Cemevi ve türbesinin bahçesinde bulunan ’dilek ağacı’ iki kişi tarafından üzerine yanıcı madde dökülüp yakıldı. Ağacı yakan iki kişi, kaçtıkları otomobilin plakasının güvenlik görevlilerince alınmasıyla polis tarafından yakalandı.
[COLOR=#212529][FONT=system-ui] Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın oturacağı yerin hemen arkasındaki duvarda bulunan [COLOR=#f71515]Atatürk , Hacı Bektaş-ı Veli, Hz. Ali'nin yağlı boya resimlerinin üzeri boyayla kapatılmıştı. Çerçeveletilip getirilen resimler bu kez karşı duvara asılmıştı.
Bu duruma bazı Alevi dernekleri ve dedeler tarafından tepki gösterilmişti. Cemevi yetkilileri, üzeri kapatılan resimlerin yerine çerçeveli resimlerin asılacağını ve bunun için sipariş verildiğini söyledi.
[COLOR=#212529][FONT=system-ui] DİLEK AĞACINA SALDIRI
[COLOR=#212529][FONT=system-ui] Cemevi, bu kez bahçesinde bulunan ’dilek ağacı’nın yakılmasıyla gündeme geldi. Hüseyin Gazi Cemevi Dedesi Hüseyin Öz, yaşananları SÖZCÜ'ye şöyle anlattı:
[COLOR=#212529][FONT=system-ui] ’Dilek ağacı geçmişten günümüze aktarılan bir kültür. Bu kültürü sürdürmek için bahçemize ağaç dikmiştik. Gelen vatandaşlardan bazıları ağacın dallarına renkli bezler, ipler bağlıyor, dilekte bulunuyorlardı. Saat 16.00 civarında cemevine 06 ELA 69 plakalı otomobille gelen kişilerden birisi araçtan inip bez bağlama bahanesiyle ağaca yaklaşıp, elinde bulunan yanıcı maddeyi ağaca döküp tutuşturdu. Otomobilde bulunan kişi de ağacın yakılışını fotoğrafladı. Güvenlik görevlileri ve vatandaşlar yanan ağacı söndürmeye çalışırken, ağaç yakan iki kişi de olay yerinden kaçtı. Ancak, plakasını öğrendiğimiz araçla ilgili Emniyet’e ihbarda bulunduk. Birisi Alevi, diğeri ise aşırı dinci olduğu belirtilen kişi yakalandı ve sorguya alındı.’
[COLOR=#212529][FONT=system-ui] ’CANIM SIKILDI, YAKTIM’
[COLOR=#212529][FONT=system-ui]
[COLOR=#212529][FONT=system-ui] Dilek ağacını yakan kişilerden birisi ifadesinde, ’Dilek ağacı ve ona bez bağlanması benim İslam anlayışıma uygun değil. Bu şirktir. Orada dilek ağacı bulunduğunu öğrendiğimde yakmaya karar verdim. Böyle bir ağacın bulunması canımı sıktı. Ben de gereğini yaptım. Hatta yaktıktan sonra iyice yanıp yanmadığını da kontrol ettim’ dedi.
[COLOR=#212529][FONT=system-ui] Dilek ağacının yakılmasını ’Organize bir eylem’ olarak değerlendiren [COLOR=#f71515]Cumhuriyet Savcısı, iki gün gözaltı süresi verdi, bu eylemin kimlerin talimatıyla yapıldığını da araştırmaya başladı. Ankara'da daha önce üç cemevine saldırı olmuştu. Saldırganların Hüseyin Gazi Cemevi’nde de keşif yaptıkları ortaya çıkarılmıştı.
KAYNAK: SÖZCÜ
[COLOR=#212529][FONT=system-ui] Cumhurbaşkanı [COLOR=#f71515]Recep Tayyip Erdoğan 'ın geçen ay ziyaret ettiği Ankara'nın Mamak ilçesinde bulunan Hüseyin Gazi Cemevi ve türbesinin bahçesinde bulunan ’dilek ağacı’ iki kişi tarafından üzerine yanıcı madde dökülüp yakıldı. Ağacı yakan iki kişi, kaçtıkları otomobilin plakasının güvenlik görevlilerince alınmasıyla polis tarafından yakalandı.
[COLOR=#212529][FONT=system-ui] Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın oturacağı yerin hemen arkasındaki duvarda bulunan [COLOR=#f71515]Atatürk , Hacı Bektaş-ı Veli, Hz. Ali'nin yağlı boya resimlerinin üzeri boyayla kapatılmıştı. Çerçeveletilip getirilen resimler bu kez karşı duvara asılmıştı.
Bu duruma bazı Alevi dernekleri ve dedeler tarafından tepki gösterilmişti. Cemevi yetkilileri, üzeri kapatılan resimlerin yerine çerçeveli resimlerin asılacağını ve bunun için sipariş verildiğini söyledi.
[COLOR=#212529][FONT=system-ui] DİLEK AĞACINA SALDIRI
[COLOR=#212529][FONT=system-ui] Cemevi, bu kez bahçesinde bulunan ’dilek ağacı’nın yakılmasıyla gündeme geldi. Hüseyin Gazi Cemevi Dedesi Hüseyin Öz, yaşananları SÖZCÜ'ye şöyle anlattı:
[COLOR=#212529][FONT=system-ui] ’Dilek ağacı geçmişten günümüze aktarılan bir kültür. Bu kültürü sürdürmek için bahçemize ağaç dikmiştik. Gelen vatandaşlardan bazıları ağacın dallarına renkli bezler, ipler bağlıyor, dilekte bulunuyorlardı. Saat 16.00 civarında cemevine 06 ELA 69 plakalı otomobille gelen kişilerden birisi araçtan inip bez bağlama bahanesiyle ağaca yaklaşıp, elinde bulunan yanıcı maddeyi ağaca döküp tutuşturdu. Otomobilde bulunan kişi de ağacın yakılışını fotoğrafladı. Güvenlik görevlileri ve vatandaşlar yanan ağacı söndürmeye çalışırken, ağaç yakan iki kişi de olay yerinden kaçtı. Ancak, plakasını öğrendiğimiz araçla ilgili Emniyet’e ihbarda bulunduk. Birisi Alevi, diğeri ise aşırı dinci olduğu belirtilen kişi yakalandı ve sorguya alındı.’
[COLOR=#212529][FONT=system-ui] ’CANIM SIKILDI, YAKTIM’
[COLOR=#212529][FONT=system-ui]
[COLOR=#212529][FONT=system-ui] Dilek ağacını yakan kişilerden birisi ifadesinde, ’Dilek ağacı ve ona bez bağlanması benim İslam anlayışıma uygun değil. Bu şirktir. Orada dilek ağacı bulunduğunu öğrendiğimde yakmaya karar verdim. Böyle bir ağacın bulunması canımı sıktı. Ben de gereğini yaptım. Hatta yaktıktan sonra iyice yanıp yanmadığını da kontrol ettim’ dedi.
[COLOR=#212529][FONT=system-ui] Dilek ağacının yakılmasını ’Organize bir eylem’ olarak değerlendiren [COLOR=#f71515]Cumhuriyet Savcısı, iki gün gözaltı süresi verdi, bu eylemin kimlerin talimatıyla yapıldığını da araştırmaya başladı. Ankara'da daha önce üç cemevine saldırı olmuştu. Saldırganların Hüseyin Gazi Cemevi’nde de keşif yaptıkları ortaya çıkarılmıştı.
KAYNAK: SÖZCÜ
Forum:
Güncel Olaylar
Yorum
Yorum Yok
Yazar:
donanma44
Bana göre Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu olmalı.
Nevzat Çiçek / İndependent Türkçe
Bir kısmınız ’Tabi canım, Tayyip Erdoğan karşısında kazanmayacağını bildiğin için böyle yazıyorsun’ diyecek. Bir kısmınız, ’Kemal Kılıçdaroğlu’nu parlatmak istiyorsun, o nedenle yazıyorsun’ diyecek.
Bir kısmınız da ’Girdiği seçimleri kaybetti, şimdi de kaybetmesini istiyor; çünkü kaybederse CHP’de liderlik kavgasının başlayacağını bildiği için yazıyorsun’ diyecek ama; Ben Sayın Kılıçdaroğlu’nun aday olmasına inandığım için yazıyorum. Çünkü etik olarak Kılıçdaroğlu ’Aday değilim’ demedikçe, CHP’de siyaset yapan ya da seçilen kimselerin ’Adayım’ demesinin doğru ve ahlaki olduğuna inanmıyorum. Kılıçdaroğlu’nu çok uzun yıllardır takip ediyorum; zaman zaman çok sert eleştiriler de yönelttim.
Meseleyi çok kişiselleştiren biri değil, insani yönü ağır, devlet tecrübesi olan bir başkan.
Peki, Kılıçdaroğlu neden aday olmalı;
1. Topluma güven verecek liderliği önce kendi tabanına kabul ettirip, Türkiye’de seçimi kazanacaklarına tabanını ikna ettiği için,
2. Türkiye’de AK Parti karşısında bir ittifak oluşturup, ona liderlik ettiği için,
3. Kurduğu ittifakla birlikte belediyeleri kazandığı için,
4. Cumhurbaşkanı adaylığı konusunu dayatmacı bir yaklaşım içerisinde ele almayıp; kendisini aday olarak dayatmadığı için,
5. Millet İttifakı’nı bugüne kadar taşıyıp, bu birlikteliği siyasete yansıtabildiği için,
6. Türkiye’de ehliyet, liyakat ve sadakat ilkesinin kollektif işleyeceğini inandığı için,
7. Türkiye’de ’Seçmenin bir kısmı sandığa gittiğinde, seçeceği adayın köküne, kökenine, etnisitesine, önem veriyor’ söyleminin tersine, Alevi kimliğinden dolayı, cumhurbaşkanı adaylığının bu ülkeye sağlayacağı normalleşme için,
8. Kucaklayıcı, anlayışlı, ortak akla inanan biri olarak bir orkestra şefi gibi, farklılıkları uyum içinde yönetebildiğini gösterdiği için,
9. Gerektiğinde fedakârlık yaparak muhalefet kesimlerinin yalnız olmadığını ve bir araya gelerek etkili bir şekilde adalet ve demokrasiyi koruma mücadelesi yapabileceklerini gösterdiği için,
10. Bir memur çocuğu olarak devletin ekmeğiyle büyüyüp, Türkiye’nin geleneksel devlet birikimini tanıdığı ve bürokrasinin içerisinden gelip bürokrasiyi bildiği için,
11. Altılı masada kabul edilen ’Yarının Türkiye’si: Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’i seçimlerden sonra hayata geçireceği için,
12. CHP’ye karşı önyargıları kırma konusunda kısmen başarılı olduğu için,
13. Helalleşme konusunda samimi olduğu için,
14. ’Adalet Yürüyüşü’nde Türkiye’nin mutlak ihtiyacı olan ’hak, hukuk, adalet’ dediği için,
15. CHP’nin içinde olduğu ittifakta yer alan İYİ Parti, Saadet, DEVA, Gelecek ve Demokrat Parti’nin tabanı gibi, çoğunlukla muhafazakâr ve mütedeyyin seçmenden oluşan kitleyle sağlam iletişim kurabildiği için,
16. Kürt seçmenle daha sağlam ilişki içerisinde olabildiği için,
17. ’Devlette devamlılık esastır’ ilkesini iyi bildiği için,
18. Geçmiç dönemde cumhurbaşkanlığında takındığı uzlaşmacı tavrı için,
19. Kazanamayacağını anlarsa kendi ismini dayatmayacağı için,
20. CHP’yi dönüştürdüğü için; Kılıçdaroğlu aday olmalıdır. Kazanıp kazanmayacağını bilmem ama bana göre altılı masayı bugüne kadar getiren, büyükşehirlerde belediye başkanlıklarını kazanan Kılıçdaroğlu ’Adayım’ derse; adaylık ona annesinin ak sütü gibi helaldir.
KAYNAK: halkinhabercisi.com/kemal-kilicdaroglu-neden-aday-olmali
Nevzat Çiçek / İndependent Türkçe
Bir kısmınız ’Tabi canım, Tayyip Erdoğan karşısında kazanmayacağını bildiğin için böyle yazıyorsun’ diyecek. Bir kısmınız, ’Kemal Kılıçdaroğlu’nu parlatmak istiyorsun, o nedenle yazıyorsun’ diyecek.
Bir kısmınız da ’Girdiği seçimleri kaybetti, şimdi de kaybetmesini istiyor; çünkü kaybederse CHP’de liderlik kavgasının başlayacağını bildiği için yazıyorsun’ diyecek ama; Ben Sayın Kılıçdaroğlu’nun aday olmasına inandığım için yazıyorum. Çünkü etik olarak Kılıçdaroğlu ’Aday değilim’ demedikçe, CHP’de siyaset yapan ya da seçilen kimselerin ’Adayım’ demesinin doğru ve ahlaki olduğuna inanmıyorum. Kılıçdaroğlu’nu çok uzun yıllardır takip ediyorum; zaman zaman çok sert eleştiriler de yönelttim.
Meseleyi çok kişiselleştiren biri değil, insani yönü ağır, devlet tecrübesi olan bir başkan.
Peki, Kılıçdaroğlu neden aday olmalı;
1. Topluma güven verecek liderliği önce kendi tabanına kabul ettirip, Türkiye’de seçimi kazanacaklarına tabanını ikna ettiği için,
2. Türkiye’de AK Parti karşısında bir ittifak oluşturup, ona liderlik ettiği için,
3. Kurduğu ittifakla birlikte belediyeleri kazandığı için,
4. Cumhurbaşkanı adaylığı konusunu dayatmacı bir yaklaşım içerisinde ele almayıp; kendisini aday olarak dayatmadığı için,
5. Millet İttifakı’nı bugüne kadar taşıyıp, bu birlikteliği siyasete yansıtabildiği için,
6. Türkiye’de ehliyet, liyakat ve sadakat ilkesinin kollektif işleyeceğini inandığı için,
7. Türkiye’de ’Seçmenin bir kısmı sandığa gittiğinde, seçeceği adayın köküne, kökenine, etnisitesine, önem veriyor’ söyleminin tersine, Alevi kimliğinden dolayı, cumhurbaşkanı adaylığının bu ülkeye sağlayacağı normalleşme için,
8. Kucaklayıcı, anlayışlı, ortak akla inanan biri olarak bir orkestra şefi gibi, farklılıkları uyum içinde yönetebildiğini gösterdiği için,
9. Gerektiğinde fedakârlık yaparak muhalefet kesimlerinin yalnız olmadığını ve bir araya gelerek etkili bir şekilde adalet ve demokrasiyi koruma mücadelesi yapabileceklerini gösterdiği için,
10. Bir memur çocuğu olarak devletin ekmeğiyle büyüyüp, Türkiye’nin geleneksel devlet birikimini tanıdığı ve bürokrasinin içerisinden gelip bürokrasiyi bildiği için,
11. Altılı masada kabul edilen ’Yarının Türkiye’si: Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’i seçimlerden sonra hayata geçireceği için,
12. CHP’ye karşı önyargıları kırma konusunda kısmen başarılı olduğu için,
13. Helalleşme konusunda samimi olduğu için,
14. ’Adalet Yürüyüşü’nde Türkiye’nin mutlak ihtiyacı olan ’hak, hukuk, adalet’ dediği için,
15. CHP’nin içinde olduğu ittifakta yer alan İYİ Parti, Saadet, DEVA, Gelecek ve Demokrat Parti’nin tabanı gibi, çoğunlukla muhafazakâr ve mütedeyyin seçmenden oluşan kitleyle sağlam iletişim kurabildiği için,
16. Kürt seçmenle daha sağlam ilişki içerisinde olabildiği için,
17. ’Devlette devamlılık esastır’ ilkesini iyi bildiği için,
18. Geçmiç dönemde cumhurbaşkanlığında takındığı uzlaşmacı tavrı için,
19. Kazanamayacağını anlarsa kendi ismini dayatmayacağı için,
20. CHP’yi dönüştürdüğü için; Kılıçdaroğlu aday olmalıdır. Kazanıp kazanmayacağını bilmem ama bana göre altılı masayı bugüne kadar getiren, büyükşehirlerde belediye başkanlıklarını kazanan Kılıçdaroğlu ’Adayım’ derse; adaylık ona annesinin ak sütü gibi helaldir.
KAYNAK: halkinhabercisi.com/kemal-kilicdaroglu-neden-aday-olmali
Forum:
Güncel Olaylar
Yorum
Yorum Yok
Yazar:
donanma44
Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde bulunan Hacıbektaş Veli Türbesi her dönemde olduğu gibi bu dönemde de yerli, yabancı bütün insanların ilgisini çekmeye devam ediyor.
Hacı Bektaş Veli Külliyesi,13.yüzyılda, Türk mutasavvıfı Hacı Bektaş Veli tarafından kurulmuş, eklemeler ve onarımlarla bugünkü şeklini almıştır.1248 yılında Horasanda doğduğu ve 1337 yılında eski adı Sulucakarahöyük olan bugünkü Hacıbektaş’ta hakka yürüdüğü kabul edilen Hacı Bektaş Veli, Hoca Ahmet Yesevi ocağında yetişmiş daha sonra İran, Irak, Arabistan ve Suriye üzerinden Anadolu’ya gelmiş. Antep, Antakya, Maraş, Sivas, Tokat, Amasya, Çorum, Yozgat ve Kırşehir’den sonra Sulucakarahöyük ’e yerleşen Hacı Bektaş Veli, burada hoşgörü, insan sevgisi ve toplumsal eşitliği temel alan felsefesini yaymıştır. Külliye, Orhan Gazi, Murat Hüdavendigar, Yıldırım Bayezid ve II. Abdülmecit dönemlerinde onarılmış.
Mimarlık tarihi yönünden M.13. yy. ve 20.yüzyıllar arasında tamamlanmış olan Hacıbektaş Veli Dergahı, tarihsel süreç, içinde birçok kez restorasyon(onarım) görmüştür. Mimari terminoloji bakımından, külliyeden daha ziyade bir manzume niteliği taşımaktadır. Dergah 30 Kasım 1925 tarihinde T.B.M.M’nin 677 sayılı kanunuyla diğer tekke ve zaviyeler birlikte kapatılmış, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan bir restorasyon projesi dahilinde 1957-1964 yılları arasında onarımı yapılmış ve 16 Ağustos 1964 tarihinde Etnografya Müzesi biçiminde düzenlenerek, ziyarete açılmış. Kapadokya bölgesinde önemli bir yerleşim yeri olan Hacıbektaş,M.13.yüzyılda Hacı Bektaş Veli’nin varlığıyla gelişen, sürekli eklerle oluşmasının ilginç bir örneğini yansıtır.
Müze, plan bakımından birbirine geçmeli ve hafif bir meyil verilerek oluşturulan üç ana bölümden(avlu) oluşmaktadır. Bu biçimde mimari bir bütünlük sağlanmak istenmiş. Birinci Avlu(Nadar Avlusu): Eskiden Nadar Avlusu da denilen bölüme, güneydeki anıtsal görünümlü çatal kapıdan girilmektedir. Girişin hemen sağında; 1902 yılında Feyzullah Dedebaba zamanında, Sadrazam Halil Paşa’nın eşi Fatma Nuriye Hanım tarafından vakfedilen ve üzerinde Mührü Süleyman motifi bulunan Üçler Çeşmesi yer almaktadır. Külliyeyi çevreleyen duvarlar,1897 yılında Hacı Mehmet Dedebaba zamanında yaptırılmış olup, şimdiki mevcut görünen duvarlar, orijinal temelinin üzerine Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yaptırılmıştır. Eskiden bu avlu içinde, günümüze dek ulaşamayan At evi, Mihman evi, Ekmek evi, Hamam ve Çamaşırhane gibi bölümler bulunmaktaydı. İkinci Avlu(Dergah Avlusu): Dergah Avlusu olarak da bilinen bu bölüme, üçgen alınlıklı ve sivri kemerli Üçler Kapısından girilir.
Dergah Avlusunda sırasına göre sağda; Aslanlı Çeşme, Aş Evi Baba Köşkü, Aş Evi, Tekke Camii, ortada; Havuz, solda; Mihman Evi(Konuk Evi),Meydan Evi(Cem Evi),Kiler Evi ve Dedebaba Köşkü gibi bölümler bulunmaktadır. Üçüncü Avlu(Hazret Avlusu): Hazret Avlusu olarak da bilinen bu bölüme; basık kemerli, Altılar Kapısında girilir. Bu avlu içinde; Atatürk Köşesi, Pir Evi, Balım Sultan Türbesi ve Hazire (Derviş mezarlığı)bulunmaktadır. Üçler Çeşmesi Ve Mühr-Ü Süleyman Motifi Üçler Çeşmesi: Çeşme,1902 yılında Feyzullah Dedebaba döneminde, Sadrazam Halil Paşa’nın eşi Fatma Nuriye Hanım tarafından vakfedilmiştir. Çeşmeyi inşa eden usta Nevşehirli Mustafa Vasfi’dir. Anıtsal görünümlü çeşme, düzgün kesme taştan, sivri kemerli ve düz dam alınlıklı olarak inşa edilmiştir. Üç adet pirinç kurnası birbirine paralel olarak sıralanmış olup, yapıda beyaz ve kırmızı taş değişimli(münavebeli) olarak kullanılmıştır. Süs olarak kabara, yıldız ve giyoş motifleri tercih edilmiştir. Düz dam alınlığın ortasında mermerden on iki dilimli Bektaşi tacı(Hüseyni taç) bulunmaktadır. Kemer gözünün üst kısmında orijinal yapım kitabesi, göbeğinde ise, Mühr-ü Süleyman motifi yer almaktadır. Blok mermerin oyulmasından elde edilen yalak bölümü orijinaldir. Çeşme birkaç kez onarım görmüş. Aslanlı Çeşme: Renkli kesme taşlardan yapılmış olan çeşme, 1554 yılında Silistre (Bulgaristan’da bir şehirdir.) Valisi Malkoç Bali Bey’in yakınları tarafından yaptırılmıştır.
Klasik Mısır Çağı stilinde, İskenderiye mermerinden yapılmış olan aslan heykeli ise, Mısır prenseslerinden Kara Fatma Sultan tarafından yaptırılarak 1853 tarihinde Dergaha gönderilmiş ve daha sonra çeşme aslanlı çeşme olarak anılmıştır. Çeşmenin biri aslan motifinin ağzında olmak üzere toplam üç kurnası vardır. Çeşmenin alınlığında, açılmış bir kitap sayfası görünümünde yerleştirilmiş H.1270 tarihli bir kitabe yer almaktadır. Kitabesinden, Çeşmenin; Kerbela’da şehit edilenler anısına yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Meydan Havuzu: Havuz, kitabesinden anlaşıldığına göre; Beyrut Valisi Halil Paşa’nın eşi Zehra Hanım tarafından 1908 yılında yaptırılmıştır. Havuzun alınlık kısmının tepesinde mermerden yapılmış Derviş Tacı ’Hüseyin Tacı’ bulunmaktadır. Mihman Evi: Mihman, misafir, konuk anlamına gelmektedir. Mihman Evi ise, Dergahın faal olduğu dönemde, hem konukların ağırlandığı, hem de konukların ağırlanmasından sorumlu (Mihmandar) Mihman Evi Babası’nın yaşadığı ev idi. Mihman Evi, iki odalı olup, birinci oda dikdörtgen planlı ve tek ocaklıdır. İkinci oda ise giriş kapısının sağında yer almaktadır ve burada da bir ocak bulunmaktadır. Mihman Evi, Dergaha gelen misafirlerin ilk başvurdukları yerdir.
Ziyaretçiler, dergah için getirdikleri yiyecekleri, altın-para gibi kıymetli eşyaları Mihman Evi Babası’na teslim ederdi. Dergâhta misafir edilen konuklar, dergahta sadece üç gün kalabilmekte idi. Misafirlerin, bütün ihtiyaçları karşılanır, kendilerine yemek ve yatacak yer verilirdi. Şayet misafirler, Dergahta üç günden fazla kalmak isterlerse, kendilerinden dergaha hizmet etmeleri beklenir ve dergah işleri, bağ-bahçe, tarla ve onarım işleri verilirdi. Mihman Evi, ayrıca Dergahı çevreleyen ’Has Bahçe’nin bütün bakımından ve bahçedeki sebze-meyve yetiştiriciliği işlerinden de sorumlu idi. Mihman Evi’nin bütün ihtiyaçları Kiler Evi’nden temin edilir ve günlük yiyecekleri de ayrıca Aş Evi’nden verilirdi.
Meydan Evi: Dergah döneminin en önemli bölümlerinden biridir. Kitabesinden anlaşıldığına göre, M.1367 de Ahi soyuna mensup Murat Hüdavendigar (I.Murat döneminde ) tarafından yaptırılmıştır. Burada ’Yol’a girme (Bektaşiliğe intisap) törenleri, ’İkrar Alma’, ’İkrar Verme’ ve ’Cem Törenleri’ yapılmakta idi.
Bunun yanı sıra Meydan Evi, toplumsal ve bireysel konuların da ele alındığı ve değerlendirildiği bir yerdi. Bölüm, Sofa, Meydan Odası(Cem Odası), Meydancı Baba Odası ve Mutfak bölümünden oluşmaktadır. Cem Odasının, rekonstrüksiyon olarak inşa edilen bingi/kırlangıç tekniğindeki tavanı ilgi çekicidir. Baba odası tavanı ise yine aynı teknikte yapılmış olup, orijinaldir. İç bölümlerde, Oniki İmamları temsil eden postlar, Hacı Bektaş Veli ile Balım Sultan portreleri, Bektaşi önderlerine ait resimler, Taht-ı Bektaşi, Dedebaba, Baba ve Dervişlerine ait siyah-beyaz fotoğraflar, mühürler, taçlar, dokuma örnekleri, şamdanlar, kandiller, müzik aletleri, çerağlar, keşküller, kamberiyeler vb. etnografik eserler sergilenmektedir.
Cem Törenleri : Kavram olarak Cem, toplanma, bir araya gelme anlamına gelmektedir. Alevi-Bektaşilikte Cem, Dedelerin ya da Babaların önderlik ettiği bütün bir geceyi dolduran dinsel bir törendir. Gülbanglar, mersiyeler, deyişler, nefesler ve lokma dağıtımı bu törenin ana bölümlerini oluşturmaktadır. Belirli bir zamanı olmamakla birlikte genellikle Perşembe akşamları yapılan Cem törenleri, önceden haber verilenlerin katılımı ile başlar, cemde bir araya gelen insanlar halka halinde yüz yüze bakacak şekilde oturur. Bağlama eşliğinde zakir tarafından Hz.Muhammed, Hz.Ali, On İki İmam ve Kerbala’da şehit edilenler için mersiyeler, deyişler okunur, kadınlı-erkekli semahlar dönülür, oniki hizmet yerine getirilir, kurbanlar tığlanır ve lokmalar dağıtılır.
Cem, insan ilişkilerini kusursuzlaştırmayı ve olgunlaştırmayı amaçlamaktadır. Alevi- Bektaşilikte uygulanan belli başlı Cem Törenleri: Gençlere, yeni yetişenlere yolun kurallarını öğreten, cemde nasıl davranacaklarını anlatan’İrşat Cemi’,Suç işleyenlerin, düşkünlerin, toplumsal suçların değerlendirildiği ’Koldan Kopma Cemi’,Ahlak sistemini, eşitlik ilkesini, paylaşımı ve sosyal adaleti oluşturmayı amaçlayan ve ham olanı kamil insan olmaya yönlendiren, aileleri kaynaştıran ’Musahiplik Cemi’,helalleşme, gönül alma, yani kulun kula razılığını esas alan’Lokma ve Dardan İndirme Cemi’,Kurban kesip çevreye dağıtılan, dargınların barıştığı ve komşuların birbirine lokma dağıttığı ’Abdal Musa Kurban Cemi’ ile ayrıca Alevi-Bektaşilerce çok önem taşıyan ’Görgü Cemi’ dir. Görgü Cemine girebilmek için, musahipli olmak, evli olmak, adap ve ahlaka uygun olmak, düşkün olmamak, yani toplum içerisinde herhangi bir yüz kızartıcı suç işlememiş olmak Pir’e, Mürşide ve Dede’ye inançlı ve itikatlı olmak gerekmektedir.
Semah, Alevi-Bektaşi toplumunun ibadeti olan Cem’in belli bir aşamasında bağlama eşliğinde kadın ve erkek (Bacı ve kardeş) canların, çalınan ezgilere uygun yaptıkları bir ritüeldir. Semah dönmek, Cem törenleri (Ayn-i Cem) içinde yapılan 12 hizmetten birisidir. Semah; bir noktanın çevresinde, hareketleri bir turnanın uçuşunu ve gezegenlerin güneş çevresinde dönüşünü yansıtan, Orta Asya çok tanrılı inançlarında Şaman’ın kuş olup, büyüyle uçuş yetisinin bir anlatımıdır. Semah dönülürken köşede oturan Mürşit’e asla sırt dönülmez. Semahlarda, Mürşidi saz çalanlar temsil eder.
Çünkü Mürşit, aydınlatıcı ve yol göstericidir. Semahta esas figürleri el ve ayaklar oluşturur. El ve kollar, turna kuşunun uçuşunu sembolize eder. En çok görülen ve tekrarlanan figür ise, sağ el ayasının yukarı, sol el ayasının da aşağı dönük olmasıdır. Bu figürün anlamı: ’Hak’tan alıp, halka vermek; topraktan hasıl olup, Hakk’a vasıl olmaktır.’ Semahlar, Ülkemizin kültürel zenginliğine bağlı olarak yöresel çeşitlilikler de göstermektedir. Belli başlı semahlar; Eren, Evliya,
Pir adına göre Semahlar:
Hacı Bektaş Semahı, Hızır Semahı, Hubyar Semahı, Ali Nur Semahı, Muhammed-Ali Semahı, Cebrail Semahı, Zeynel Abidin Semahı, Çoban Baba Semahı, Sarı Kız Semahı. Sevilen ve kutsal sayılan hayvan adına göre Semahlar: Kır At Semahı, Turnalar Semahı. Yöre adına göre Semahlar: Alaçam Semahı, Çorlu Semahı, Erzincan Semahı, Fethiye Semahı, Ladik Semahı, Malatya Semahı, Tokat Semahı, Şiran Semahı. Diğer Semahlar: Kırklar Semahı, Gönüller Semahı, Nevruz Semahı, Dem Geldi Semahı, Çark Semahı, Çapraz Semahı, Erkan Semahı, İllallah Semahı. Aş Evi Dergah döneminin işlevi açısından en önemli evlerinden biridir. Toplumsal dayanışmanın en önemli göstergesi ve somut bir ifadesi olan Aş Evi, kitabesinden anlaşıldığı üzere M. 1560 yılında Silistre Valisi Malkoç Bali Bey hayrına yakınları tarafından vakfedilmiştir. Bu bölümde; Aş Evi Babası’nın sandukası ve Aş Evi Baba Odası, Kiler Odası, Et Soğutma Bölümü, Bulaşık Yıkama Yeri bulunmaktadır. Aş Evi Bölümünde, ocaklar ve Yeniçerilerce de kutsal kabul edilmiş olan ’Karakazan’, Halife Kazanları ile mutfakta kullanılan eşyalar sergilenmektedir. Aş Evi’nin yer aldığı revakların üst kısmında; Aş Evi Babası, dervişleri ve misafirlerinin ikamet ettiği ve aynı zamanda yönetim binası olarak da kullanılmış olan Aş Evi Köşkü ile yine aynı revakların altında ve Aslanlı Çeşme’nin hemen solunda Dergahın ekmeklerinin yapıldığı Ekmek Evi Bölümü bulunmakta idi.
Balım Sultan Türbesi Ve Bölümü M.1462-1516 yılları arasında yaşamış olan Balım (Hızır) Sultan, Batı Trakya’daki Dimetoka(Yunanistan) Seyyid Ali Sultan Dergâhı’nda yetişmiş ve daha sonra Hacı Bektaş Veli Dergâhı’na gelerek burada Dedebaba olmuştur. Bektaşiliğe yaptığı hizmetlerden dolayı Alevi -Bektaşi Toplumu tarafından ’Pir-i Sani’ yani II. Pir olarak kabul edilen Balım Sultan, ’evlenmeme kuralı’nı getirerek ’Mücerret Dervişlik’ örgütünü kurmuş, Tarikatın ilkelerini, kurallarını, dergâhın yönetimini yeni koşullara bağlayarak, törenleri, belli kurallara göre düzenlemiştir.
Balım Sultan,1516 yılında Hacıbektaş’ta Hakka yürümüştür. Türbesi, 1519 yılında Yavuz Sultan Selim’in komutanlarından Dulkadiroğlu Beyi Şehsuvar Ali Bey tarafından Selçuklu mimarisi tarzında inşa ettirilmiştir. İçten kubbe, dıştan ise piramidal külah ile örtülü olan türbenin tepe noktasında bir alem bulunmaktadır. Türbe içinde, Balım Sultan Türbesi’nin orijinal kapısı, Balım Şamdanı ve Balım Sultan’a ait olduğu düşünülen eserler ile hüsn-i hat levhalar sergilenmektedir. Balım Sultan sandukasının kuzey kısmındaki niş içinde ise, Balım Sultan’ın kardeşi Şah Kalender’in sandukası bulunmaktadır.
Türbenin önünde Alevi-Bektaşilerce kutsal olduğuna inanılan ve rivayetlere göre, Türkistan’dan Hoca Ahmet Yesevi’nin Anadolu’ya attığı yanmış köseğinin yeşererek günümüze kadar geldiği ’Karadut Ağacı’ ile üzerinde Osmanlıca yazıt bulunan bir sütun yer almaktadır. Pir Evi Bölümü Hünkâr Hacı Bektaş-I Veli Ve Düşüncesi: Büyük Türk-İslam Düşünürü olan Hacı Bektaş Veli’nin, 1248 yılında Türkistan’ın Horasan şehrinde doğduğu ve 1337 yılında eski adı Sulucakarahöyük olan bugünkü Hacıbektaş’ta Hakka yürüdüğü kabul edilmektedir. Türkistan’da Hoca Ahmet Yesevi Ocağı’nda yetişmiş olan Hacı Bektaş Veli, Yesevi okulunda; felsefe, sosyal bilimler ve fen bilimleri alanında eğitim görmüş daha sonra İran, Irak, Arabistan ve Suriye üzerinden Anadolu’ya gelerek Hacıbektaş’a yerleşmiştir.
Hacı Bektaş Veli’nin Sulucakarahöyük’e geldiği tarihlerde Anadolu, bir yandan Moğol istilaları altında ezilirken bir yandan da büyük bir siyasi ve ekonomik buhran ile beraber taht kavgalarına sahne olmakta idi. Böyle bir ortamda Sulucakarahöyük'e yerleşen Hacı Bektaş Veli, öz Türkçeyi kullanarak, kendisinin geliştirmiş olduğu Evren- Tanrı -İnsan Sevgisine dayanan inanç sisteminde, ’hoşgörü’yü, ’insan sevgisi’ni ve’toplumsal eşitliği’ temel alan felsefesini yaymış ve dervişler yetiştirmeye başlamıştır. Hacı Bektaş Veli’nin hoşgörü ve insan sevgisine dayalı düşünce sistemi kısa bir sürede, Hıristiyanlığın büyük bir merkezi durumundaki Kapadokya'da geniş halk yığınlarına ulaşmış ve benimsenmiş; Anadolu geneline yayıldığı gibi Balkanların İslamlaşmasında da temel rolü oynamıştır.
Hacı Bektaş-ı Veli’ye atfedilen eserler arasında başta ’Makalat’ olmakla birlikte ’Fevâidnâme’, ’Fâtiha Sûresi Tefsiri’, ’Şathiye’, ’Besmele Şerh-i’ ve ’Üss-Ül-Hakika’ adlı eserler bulunmaktadır. Hacı Bektaş-ı Veli’nin, söylencelere dayalı yaşamı ise, ’Vilâyet-nâme-i Hacı Bektaş-ı Veli’adlı eserde anlatılmaktadır. Hacı Bektaş Veli düşüncesine göre; İnsan bir sevgi varlığıdır. Başarının ilk aşaması insanın kendisini tanıması ve sevmesidir; çünkü insan kendisinde tanrısal bir öz taşır ve kendini seven insan, tanrıyı da sevmiş olur. İnsan, yaşadığı ortamda bağımsız bir varlık olmalıdır.
İnsanın görevi; alçak gönüllü davranmak, özünü arındırmak, olgunlaşmak, gösterişten uzak durmak ve içini tanrı sevgisiyle doldurmaktır. İnsanları kadın-erkek diye ayırmak, ya da sosyal konumlarına veya ırklarına bakarak küçük görmek yapılabilecek en büyük yanlıştır. Kadın-erkek tüm insanlar eşittir. Hacı Bektaş Veli’nin hoşgörü, barış, insan sevgisi, eşitlik ve adalet ilkeleri üzerine kurulu düşünce sistemi, günümüzde bile halen tüm insanlığa ışık tutmaktadır. Onun felsefi düşüncesinin temelinde insanın varoluşu ve insan sevgisi vardır. Aradan geçen bunca zamana karşın düşünceleri hala geçerliliğini korumakta ve insanlığın yolunu aydınlatmaya devam etmekte.
Pir Evi, M.13. ve 16.yüzyıllar arasında peyderpey olarak tesis edilmiş olan ve aynı zamanda Hacı Bektaş Veli Hazretleri’nin Türbesi’nin de bulunduğu Pir Evi; Giriş, Çilehane, Orta Medhal, Mescit, Kırklar Meydanı, Hazire ve Güvenç Abdal Türbesi bölümlerinden oluşmaktadır. Bölümün ana girişindeki revak kısmının üstünde değişik motiflerin olduğu bir bölüm yer almaktadır.Bunlardan soldaki motif,gök kubbeyi süsleyen ve bütün canlılara hayat kaynağı olan ’güneş’ tir ve tarikat dilinde Hz. Muhammed’i temsil etmektedir.Sağdaki motif, ’ay’ motifidir ve Hz. Ali’yi temsil etmektedir. İkisinin ortasındaki motif ise, ’gül’ motifidir ve sevgiyi ifade etmektedir.
Bu üç motifin altındaki on iki köşeli motif ise, Bektaşiliğin simgesi olarak da kabul edilen ve On iki İmamları temsil eden ’teslim taşı’ motifidir. Pir Evi Bölümünün sağında ve solunda altışar tane olmak üzere toplam Oniki tane Dedebaba mezarı bulunmaktadır. Ak Kapı denilen ve üst kısmında ’Çift Başlı Kartal’ motifi bulunan süslemeli kapı eşiğinde, Mimar Yanko Medyan’ın (Daha sonra Bektaşiliği benimseyerek Cafer-i Sadık adını almıştır.) mezarı bulunmaktadır. Bektaşiliğe ait eserlerin sergilendiği Orta Medhalin sağında, dervişlerin manevi duygularla yoğunlaştıkları ve olgunlaştıkları ’Çilehane’ ya da ’Kızılca Halvet’ denilen küçük bir oda bulunmaktadır.
Orta medhalin ilerisinde, üstünde kitabesi de olan ’Kırklar Kapısı’ndan, duvarları kalem işi motiflerle kaplı ve ahşap süslemeli tavanı olan ’Kırklar Meydanı’na geçilmektedir. Bu bölümün doğusunda Resul Bali Hazretleri ve Horasan Erenleri’ne, batısında ise Çelebi Ailesi’ne ait mezarlar ile sekinin solunda Şems-i Tebrizi Hazretleri’ne atfedilen sanduka ve Güvenç Abdal ile ailesine ait sandukaların bulunduğu türbe kısmı bulunmaktadır. Kırklar Meydanı bölümünde; meşhur Kırkbudak Şamdanı, Hz. Ali’nin yazdığına inanılan ve tabaklanmış ceylan derisi üzerine yazılı Secde Suresi’nden ayetlerin yer aldığı Kuran-ı Kerim yaprağı, Sancaklar, Hat levhalar, derviş ve babalara ait semboller( kamberiyeler, teslim taşları), madeni eşyalar ile Hacı Bektaş Veli Hazretleri’nin sandukasının yer aldığı bölümün orijinal gümüş kapısı sergilenmektedir. Kırklar Meydanında yer alan ’Gök Eşik’ denilen kapıdan, ’Huzur’u Pir’e yani Hacıbektaş Veli Hazretleri’nin Türbesi’ne girilir.
Türbe, Selçuklu Mimarisi tarzında; kare planlı ve yüksek kubbeli, kasnaktan kubbeye geçişin, mimaride ’Türk Üçgeni’ denilen geçiş elemanlarınca sağlandığı, içten kubbe, dıştan ise kurşun kaplı piramidal çatı ile örtülü olarak inşa edilmiştir. Duvarları ve kubbesi kalem işi motifler ve hüsn-i hatlarla süslü olan bu bölümde, Hacıbektaş Veli Hazretleri’nin sandukası yer almaktadır. Çilehane(Kızılca Halvet): Çilehane, Hacı Bektaş Veli zamanından kalan bir yerdir ve Külliye’nin çekirdek kısmını oluşturmaktadır. 2x3 m ebadında basık tonoz örtülü küçük pencereli bir odadır. Çilehane, Hacıbektaş Veli’nin kırk gün kırk gece kaldığı yer olarak da bilinmektedir. Kapı girişinin tam karşısında kandil ya da şamdan koymaya mahsus bir niş bulunmaktadır. Çilehanede ibadet araçları dışında hiçbir şey bulunmaz, yemek ve su dışarıdan verilirdi. Çile dervişlerin manevi yetkinliğe ulaşabilmek için kendilerini dünyevi şeylerden yoksun bıraktıkları, ’içe kapanış’ dönemidir.
Ham durumdan ’kâmil insan’ durumuna gelebilmek için bir eğitim sürecine giren insanın, dünyasal isteklere karşı dayanıklılığını artırabilmek (nefsi köreltmek, nefsi terbiye etmek) için geçici olarak başvurulan eğitim yöntemidir. Çile, yüksek düzeyde bir ruhsal ve ahlaksal duruluğa ulaşmayı, en zor koşullar altında bile Tanrı bilincini ve sevgisini koruma ve geliştirme kararlığını da simgelemektedir. Kırk günlük süreyi kapsayan çile, tekkelerin Çile Evi/Çilehane(Kızılca Halvet) denilen bölümünde geçirilmekte idi.
Güvenç Abdal Türbesi : Güvenç Abdal, Hacı Bektaş Veli zamanında yaşamış bir halk ozanı, şairdir. Rivayetlere göre, Hacı Bektaş Veli, kendisine çok güvendiği için ’Güvencim’ diye hitap ettiğinden ismi Güvenç olarak kalmıştır; asıl ismi ise, Genç Abdal’dır. Güvenç Abdal’ın Genç Abdal mahlasıyla yazmış olduğu nefesleri ve deyişleri bulunmaktadır. Güvenç Abdal, Cem Törenlerinde Bektaşi nefesleri, deyişleri okuyup, sazıyla eşlik eden bir derviştir. Güvenç Abdal Türbesi içinde; Güvenç Abdal, eşi Dünya Güzeli ve kendilerine hizmet eden bir kadına ait üç mezar bitişik düzende yan yana yer almakta. Kaynak: MHA
KAYNAK: fibhaber.com/kultur/hacibektas-veli-turbesi-tarih-ve-maneviyat-dolu-h150564.html
Hacı Bektaş Veli Külliyesi,13.yüzyılda, Türk mutasavvıfı Hacı Bektaş Veli tarafından kurulmuş, eklemeler ve onarımlarla bugünkü şeklini almıştır.1248 yılında Horasanda doğduğu ve 1337 yılında eski adı Sulucakarahöyük olan bugünkü Hacıbektaş’ta hakka yürüdüğü kabul edilen Hacı Bektaş Veli, Hoca Ahmet Yesevi ocağında yetişmiş daha sonra İran, Irak, Arabistan ve Suriye üzerinden Anadolu’ya gelmiş. Antep, Antakya, Maraş, Sivas, Tokat, Amasya, Çorum, Yozgat ve Kırşehir’den sonra Sulucakarahöyük ’e yerleşen Hacı Bektaş Veli, burada hoşgörü, insan sevgisi ve toplumsal eşitliği temel alan felsefesini yaymıştır. Külliye, Orhan Gazi, Murat Hüdavendigar, Yıldırım Bayezid ve II. Abdülmecit dönemlerinde onarılmış.
Mimarlık tarihi yönünden M.13. yy. ve 20.yüzyıllar arasında tamamlanmış olan Hacıbektaş Veli Dergahı, tarihsel süreç, içinde birçok kez restorasyon(onarım) görmüştür. Mimari terminoloji bakımından, külliyeden daha ziyade bir manzume niteliği taşımaktadır. Dergah 30 Kasım 1925 tarihinde T.B.M.M’nin 677 sayılı kanunuyla diğer tekke ve zaviyeler birlikte kapatılmış, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan bir restorasyon projesi dahilinde 1957-1964 yılları arasında onarımı yapılmış ve 16 Ağustos 1964 tarihinde Etnografya Müzesi biçiminde düzenlenerek, ziyarete açılmış. Kapadokya bölgesinde önemli bir yerleşim yeri olan Hacıbektaş,M.13.yüzyılda Hacı Bektaş Veli’nin varlığıyla gelişen, sürekli eklerle oluşmasının ilginç bir örneğini yansıtır.
Müze, plan bakımından birbirine geçmeli ve hafif bir meyil verilerek oluşturulan üç ana bölümden(avlu) oluşmaktadır. Bu biçimde mimari bir bütünlük sağlanmak istenmiş. Birinci Avlu(Nadar Avlusu): Eskiden Nadar Avlusu da denilen bölüme, güneydeki anıtsal görünümlü çatal kapıdan girilmektedir. Girişin hemen sağında; 1902 yılında Feyzullah Dedebaba zamanında, Sadrazam Halil Paşa’nın eşi Fatma Nuriye Hanım tarafından vakfedilen ve üzerinde Mührü Süleyman motifi bulunan Üçler Çeşmesi yer almaktadır. Külliyeyi çevreleyen duvarlar,1897 yılında Hacı Mehmet Dedebaba zamanında yaptırılmış olup, şimdiki mevcut görünen duvarlar, orijinal temelinin üzerine Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yaptırılmıştır. Eskiden bu avlu içinde, günümüze dek ulaşamayan At evi, Mihman evi, Ekmek evi, Hamam ve Çamaşırhane gibi bölümler bulunmaktaydı. İkinci Avlu(Dergah Avlusu): Dergah Avlusu olarak da bilinen bu bölüme, üçgen alınlıklı ve sivri kemerli Üçler Kapısından girilir.
Dergah Avlusunda sırasına göre sağda; Aslanlı Çeşme, Aş Evi Baba Köşkü, Aş Evi, Tekke Camii, ortada; Havuz, solda; Mihman Evi(Konuk Evi),Meydan Evi(Cem Evi),Kiler Evi ve Dedebaba Köşkü gibi bölümler bulunmaktadır. Üçüncü Avlu(Hazret Avlusu): Hazret Avlusu olarak da bilinen bu bölüme; basık kemerli, Altılar Kapısında girilir. Bu avlu içinde; Atatürk Köşesi, Pir Evi, Balım Sultan Türbesi ve Hazire (Derviş mezarlığı)bulunmaktadır. Üçler Çeşmesi Ve Mühr-Ü Süleyman Motifi Üçler Çeşmesi: Çeşme,1902 yılında Feyzullah Dedebaba döneminde, Sadrazam Halil Paşa’nın eşi Fatma Nuriye Hanım tarafından vakfedilmiştir. Çeşmeyi inşa eden usta Nevşehirli Mustafa Vasfi’dir. Anıtsal görünümlü çeşme, düzgün kesme taştan, sivri kemerli ve düz dam alınlıklı olarak inşa edilmiştir. Üç adet pirinç kurnası birbirine paralel olarak sıralanmış olup, yapıda beyaz ve kırmızı taş değişimli(münavebeli) olarak kullanılmıştır. Süs olarak kabara, yıldız ve giyoş motifleri tercih edilmiştir. Düz dam alınlığın ortasında mermerden on iki dilimli Bektaşi tacı(Hüseyni taç) bulunmaktadır. Kemer gözünün üst kısmında orijinal yapım kitabesi, göbeğinde ise, Mühr-ü Süleyman motifi yer almaktadır. Blok mermerin oyulmasından elde edilen yalak bölümü orijinaldir. Çeşme birkaç kez onarım görmüş. Aslanlı Çeşme: Renkli kesme taşlardan yapılmış olan çeşme, 1554 yılında Silistre (Bulgaristan’da bir şehirdir.) Valisi Malkoç Bali Bey’in yakınları tarafından yaptırılmıştır.
Klasik Mısır Çağı stilinde, İskenderiye mermerinden yapılmış olan aslan heykeli ise, Mısır prenseslerinden Kara Fatma Sultan tarafından yaptırılarak 1853 tarihinde Dergaha gönderilmiş ve daha sonra çeşme aslanlı çeşme olarak anılmıştır. Çeşmenin biri aslan motifinin ağzında olmak üzere toplam üç kurnası vardır. Çeşmenin alınlığında, açılmış bir kitap sayfası görünümünde yerleştirilmiş H.1270 tarihli bir kitabe yer almaktadır. Kitabesinden, Çeşmenin; Kerbela’da şehit edilenler anısına yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Meydan Havuzu: Havuz, kitabesinden anlaşıldığına göre; Beyrut Valisi Halil Paşa’nın eşi Zehra Hanım tarafından 1908 yılında yaptırılmıştır. Havuzun alınlık kısmının tepesinde mermerden yapılmış Derviş Tacı ’Hüseyin Tacı’ bulunmaktadır. Mihman Evi: Mihman, misafir, konuk anlamına gelmektedir. Mihman Evi ise, Dergahın faal olduğu dönemde, hem konukların ağırlandığı, hem de konukların ağırlanmasından sorumlu (Mihmandar) Mihman Evi Babası’nın yaşadığı ev idi. Mihman Evi, iki odalı olup, birinci oda dikdörtgen planlı ve tek ocaklıdır. İkinci oda ise giriş kapısının sağında yer almaktadır ve burada da bir ocak bulunmaktadır. Mihman Evi, Dergaha gelen misafirlerin ilk başvurdukları yerdir.
Ziyaretçiler, dergah için getirdikleri yiyecekleri, altın-para gibi kıymetli eşyaları Mihman Evi Babası’na teslim ederdi. Dergâhta misafir edilen konuklar, dergahta sadece üç gün kalabilmekte idi. Misafirlerin, bütün ihtiyaçları karşılanır, kendilerine yemek ve yatacak yer verilirdi. Şayet misafirler, Dergahta üç günden fazla kalmak isterlerse, kendilerinden dergaha hizmet etmeleri beklenir ve dergah işleri, bağ-bahçe, tarla ve onarım işleri verilirdi. Mihman Evi, ayrıca Dergahı çevreleyen ’Has Bahçe’nin bütün bakımından ve bahçedeki sebze-meyve yetiştiriciliği işlerinden de sorumlu idi. Mihman Evi’nin bütün ihtiyaçları Kiler Evi’nden temin edilir ve günlük yiyecekleri de ayrıca Aş Evi’nden verilirdi.
Meydan Evi: Dergah döneminin en önemli bölümlerinden biridir. Kitabesinden anlaşıldığına göre, M.1367 de Ahi soyuna mensup Murat Hüdavendigar (I.Murat döneminde ) tarafından yaptırılmıştır. Burada ’Yol’a girme (Bektaşiliğe intisap) törenleri, ’İkrar Alma’, ’İkrar Verme’ ve ’Cem Törenleri’ yapılmakta idi.
Bunun yanı sıra Meydan Evi, toplumsal ve bireysel konuların da ele alındığı ve değerlendirildiği bir yerdi. Bölüm, Sofa, Meydan Odası(Cem Odası), Meydancı Baba Odası ve Mutfak bölümünden oluşmaktadır. Cem Odasının, rekonstrüksiyon olarak inşa edilen bingi/kırlangıç tekniğindeki tavanı ilgi çekicidir. Baba odası tavanı ise yine aynı teknikte yapılmış olup, orijinaldir. İç bölümlerde, Oniki İmamları temsil eden postlar, Hacı Bektaş Veli ile Balım Sultan portreleri, Bektaşi önderlerine ait resimler, Taht-ı Bektaşi, Dedebaba, Baba ve Dervişlerine ait siyah-beyaz fotoğraflar, mühürler, taçlar, dokuma örnekleri, şamdanlar, kandiller, müzik aletleri, çerağlar, keşküller, kamberiyeler vb. etnografik eserler sergilenmektedir.
Cem Törenleri : Kavram olarak Cem, toplanma, bir araya gelme anlamına gelmektedir. Alevi-Bektaşilikte Cem, Dedelerin ya da Babaların önderlik ettiği bütün bir geceyi dolduran dinsel bir törendir. Gülbanglar, mersiyeler, deyişler, nefesler ve lokma dağıtımı bu törenin ana bölümlerini oluşturmaktadır. Belirli bir zamanı olmamakla birlikte genellikle Perşembe akşamları yapılan Cem törenleri, önceden haber verilenlerin katılımı ile başlar, cemde bir araya gelen insanlar halka halinde yüz yüze bakacak şekilde oturur. Bağlama eşliğinde zakir tarafından Hz.Muhammed, Hz.Ali, On İki İmam ve Kerbala’da şehit edilenler için mersiyeler, deyişler okunur, kadınlı-erkekli semahlar dönülür, oniki hizmet yerine getirilir, kurbanlar tığlanır ve lokmalar dağıtılır.
Cem, insan ilişkilerini kusursuzlaştırmayı ve olgunlaştırmayı amaçlamaktadır. Alevi- Bektaşilikte uygulanan belli başlı Cem Törenleri: Gençlere, yeni yetişenlere yolun kurallarını öğreten, cemde nasıl davranacaklarını anlatan’İrşat Cemi’,Suç işleyenlerin, düşkünlerin, toplumsal suçların değerlendirildiği ’Koldan Kopma Cemi’,Ahlak sistemini, eşitlik ilkesini, paylaşımı ve sosyal adaleti oluşturmayı amaçlayan ve ham olanı kamil insan olmaya yönlendiren, aileleri kaynaştıran ’Musahiplik Cemi’,helalleşme, gönül alma, yani kulun kula razılığını esas alan’Lokma ve Dardan İndirme Cemi’,Kurban kesip çevreye dağıtılan, dargınların barıştığı ve komşuların birbirine lokma dağıttığı ’Abdal Musa Kurban Cemi’ ile ayrıca Alevi-Bektaşilerce çok önem taşıyan ’Görgü Cemi’ dir. Görgü Cemine girebilmek için, musahipli olmak, evli olmak, adap ve ahlaka uygun olmak, düşkün olmamak, yani toplum içerisinde herhangi bir yüz kızartıcı suç işlememiş olmak Pir’e, Mürşide ve Dede’ye inançlı ve itikatlı olmak gerekmektedir.
Semah, Alevi-Bektaşi toplumunun ibadeti olan Cem’in belli bir aşamasında bağlama eşliğinde kadın ve erkek (Bacı ve kardeş) canların, çalınan ezgilere uygun yaptıkları bir ritüeldir. Semah dönmek, Cem törenleri (Ayn-i Cem) içinde yapılan 12 hizmetten birisidir. Semah; bir noktanın çevresinde, hareketleri bir turnanın uçuşunu ve gezegenlerin güneş çevresinde dönüşünü yansıtan, Orta Asya çok tanrılı inançlarında Şaman’ın kuş olup, büyüyle uçuş yetisinin bir anlatımıdır. Semah dönülürken köşede oturan Mürşit’e asla sırt dönülmez. Semahlarda, Mürşidi saz çalanlar temsil eder.
Çünkü Mürşit, aydınlatıcı ve yol göstericidir. Semahta esas figürleri el ve ayaklar oluşturur. El ve kollar, turna kuşunun uçuşunu sembolize eder. En çok görülen ve tekrarlanan figür ise, sağ el ayasının yukarı, sol el ayasının da aşağı dönük olmasıdır. Bu figürün anlamı: ’Hak’tan alıp, halka vermek; topraktan hasıl olup, Hakk’a vasıl olmaktır.’ Semahlar, Ülkemizin kültürel zenginliğine bağlı olarak yöresel çeşitlilikler de göstermektedir. Belli başlı semahlar; Eren, Evliya,
Pir adına göre Semahlar:
Hacı Bektaş Semahı, Hızır Semahı, Hubyar Semahı, Ali Nur Semahı, Muhammed-Ali Semahı, Cebrail Semahı, Zeynel Abidin Semahı, Çoban Baba Semahı, Sarı Kız Semahı. Sevilen ve kutsal sayılan hayvan adına göre Semahlar: Kır At Semahı, Turnalar Semahı. Yöre adına göre Semahlar: Alaçam Semahı, Çorlu Semahı, Erzincan Semahı, Fethiye Semahı, Ladik Semahı, Malatya Semahı, Tokat Semahı, Şiran Semahı. Diğer Semahlar: Kırklar Semahı, Gönüller Semahı, Nevruz Semahı, Dem Geldi Semahı, Çark Semahı, Çapraz Semahı, Erkan Semahı, İllallah Semahı. Aş Evi Dergah döneminin işlevi açısından en önemli evlerinden biridir. Toplumsal dayanışmanın en önemli göstergesi ve somut bir ifadesi olan Aş Evi, kitabesinden anlaşıldığı üzere M. 1560 yılında Silistre Valisi Malkoç Bali Bey hayrına yakınları tarafından vakfedilmiştir. Bu bölümde; Aş Evi Babası’nın sandukası ve Aş Evi Baba Odası, Kiler Odası, Et Soğutma Bölümü, Bulaşık Yıkama Yeri bulunmaktadır. Aş Evi Bölümünde, ocaklar ve Yeniçerilerce de kutsal kabul edilmiş olan ’Karakazan’, Halife Kazanları ile mutfakta kullanılan eşyalar sergilenmektedir. Aş Evi’nin yer aldığı revakların üst kısmında; Aş Evi Babası, dervişleri ve misafirlerinin ikamet ettiği ve aynı zamanda yönetim binası olarak da kullanılmış olan Aş Evi Köşkü ile yine aynı revakların altında ve Aslanlı Çeşme’nin hemen solunda Dergahın ekmeklerinin yapıldığı Ekmek Evi Bölümü bulunmakta idi.
Balım Sultan Türbesi Ve Bölümü M.1462-1516 yılları arasında yaşamış olan Balım (Hızır) Sultan, Batı Trakya’daki Dimetoka(Yunanistan) Seyyid Ali Sultan Dergâhı’nda yetişmiş ve daha sonra Hacı Bektaş Veli Dergâhı’na gelerek burada Dedebaba olmuştur. Bektaşiliğe yaptığı hizmetlerden dolayı Alevi -Bektaşi Toplumu tarafından ’Pir-i Sani’ yani II. Pir olarak kabul edilen Balım Sultan, ’evlenmeme kuralı’nı getirerek ’Mücerret Dervişlik’ örgütünü kurmuş, Tarikatın ilkelerini, kurallarını, dergâhın yönetimini yeni koşullara bağlayarak, törenleri, belli kurallara göre düzenlemiştir.
Balım Sultan,1516 yılında Hacıbektaş’ta Hakka yürümüştür. Türbesi, 1519 yılında Yavuz Sultan Selim’in komutanlarından Dulkadiroğlu Beyi Şehsuvar Ali Bey tarafından Selçuklu mimarisi tarzında inşa ettirilmiştir. İçten kubbe, dıştan ise piramidal külah ile örtülü olan türbenin tepe noktasında bir alem bulunmaktadır. Türbe içinde, Balım Sultan Türbesi’nin orijinal kapısı, Balım Şamdanı ve Balım Sultan’a ait olduğu düşünülen eserler ile hüsn-i hat levhalar sergilenmektedir. Balım Sultan sandukasının kuzey kısmındaki niş içinde ise, Balım Sultan’ın kardeşi Şah Kalender’in sandukası bulunmaktadır.
Türbenin önünde Alevi-Bektaşilerce kutsal olduğuna inanılan ve rivayetlere göre, Türkistan’dan Hoca Ahmet Yesevi’nin Anadolu’ya attığı yanmış köseğinin yeşererek günümüze kadar geldiği ’Karadut Ağacı’ ile üzerinde Osmanlıca yazıt bulunan bir sütun yer almaktadır. Pir Evi Bölümü Hünkâr Hacı Bektaş-I Veli Ve Düşüncesi: Büyük Türk-İslam Düşünürü olan Hacı Bektaş Veli’nin, 1248 yılında Türkistan’ın Horasan şehrinde doğduğu ve 1337 yılında eski adı Sulucakarahöyük olan bugünkü Hacıbektaş’ta Hakka yürüdüğü kabul edilmektedir. Türkistan’da Hoca Ahmet Yesevi Ocağı’nda yetişmiş olan Hacı Bektaş Veli, Yesevi okulunda; felsefe, sosyal bilimler ve fen bilimleri alanında eğitim görmüş daha sonra İran, Irak, Arabistan ve Suriye üzerinden Anadolu’ya gelerek Hacıbektaş’a yerleşmiştir.
Hacı Bektaş Veli’nin Sulucakarahöyük’e geldiği tarihlerde Anadolu, bir yandan Moğol istilaları altında ezilirken bir yandan da büyük bir siyasi ve ekonomik buhran ile beraber taht kavgalarına sahne olmakta idi. Böyle bir ortamda Sulucakarahöyük'e yerleşen Hacı Bektaş Veli, öz Türkçeyi kullanarak, kendisinin geliştirmiş olduğu Evren- Tanrı -İnsan Sevgisine dayanan inanç sisteminde, ’hoşgörü’yü, ’insan sevgisi’ni ve’toplumsal eşitliği’ temel alan felsefesini yaymış ve dervişler yetiştirmeye başlamıştır. Hacı Bektaş Veli’nin hoşgörü ve insan sevgisine dayalı düşünce sistemi kısa bir sürede, Hıristiyanlığın büyük bir merkezi durumundaki Kapadokya'da geniş halk yığınlarına ulaşmış ve benimsenmiş; Anadolu geneline yayıldığı gibi Balkanların İslamlaşmasında da temel rolü oynamıştır.
Hacı Bektaş-ı Veli’ye atfedilen eserler arasında başta ’Makalat’ olmakla birlikte ’Fevâidnâme’, ’Fâtiha Sûresi Tefsiri’, ’Şathiye’, ’Besmele Şerh-i’ ve ’Üss-Ül-Hakika’ adlı eserler bulunmaktadır. Hacı Bektaş-ı Veli’nin, söylencelere dayalı yaşamı ise, ’Vilâyet-nâme-i Hacı Bektaş-ı Veli’adlı eserde anlatılmaktadır. Hacı Bektaş Veli düşüncesine göre; İnsan bir sevgi varlığıdır. Başarının ilk aşaması insanın kendisini tanıması ve sevmesidir; çünkü insan kendisinde tanrısal bir öz taşır ve kendini seven insan, tanrıyı da sevmiş olur. İnsan, yaşadığı ortamda bağımsız bir varlık olmalıdır.
İnsanın görevi; alçak gönüllü davranmak, özünü arındırmak, olgunlaşmak, gösterişten uzak durmak ve içini tanrı sevgisiyle doldurmaktır. İnsanları kadın-erkek diye ayırmak, ya da sosyal konumlarına veya ırklarına bakarak küçük görmek yapılabilecek en büyük yanlıştır. Kadın-erkek tüm insanlar eşittir. Hacı Bektaş Veli’nin hoşgörü, barış, insan sevgisi, eşitlik ve adalet ilkeleri üzerine kurulu düşünce sistemi, günümüzde bile halen tüm insanlığa ışık tutmaktadır. Onun felsefi düşüncesinin temelinde insanın varoluşu ve insan sevgisi vardır. Aradan geçen bunca zamana karşın düşünceleri hala geçerliliğini korumakta ve insanlığın yolunu aydınlatmaya devam etmekte.
Pir Evi, M.13. ve 16.yüzyıllar arasında peyderpey olarak tesis edilmiş olan ve aynı zamanda Hacı Bektaş Veli Hazretleri’nin Türbesi’nin de bulunduğu Pir Evi; Giriş, Çilehane, Orta Medhal, Mescit, Kırklar Meydanı, Hazire ve Güvenç Abdal Türbesi bölümlerinden oluşmaktadır. Bölümün ana girişindeki revak kısmının üstünde değişik motiflerin olduğu bir bölüm yer almaktadır.Bunlardan soldaki motif,gök kubbeyi süsleyen ve bütün canlılara hayat kaynağı olan ’güneş’ tir ve tarikat dilinde Hz. Muhammed’i temsil etmektedir.Sağdaki motif, ’ay’ motifidir ve Hz. Ali’yi temsil etmektedir. İkisinin ortasındaki motif ise, ’gül’ motifidir ve sevgiyi ifade etmektedir.
Bu üç motifin altındaki on iki köşeli motif ise, Bektaşiliğin simgesi olarak da kabul edilen ve On iki İmamları temsil eden ’teslim taşı’ motifidir. Pir Evi Bölümünün sağında ve solunda altışar tane olmak üzere toplam Oniki tane Dedebaba mezarı bulunmaktadır. Ak Kapı denilen ve üst kısmında ’Çift Başlı Kartal’ motifi bulunan süslemeli kapı eşiğinde, Mimar Yanko Medyan’ın (Daha sonra Bektaşiliği benimseyerek Cafer-i Sadık adını almıştır.) mezarı bulunmaktadır. Bektaşiliğe ait eserlerin sergilendiği Orta Medhalin sağında, dervişlerin manevi duygularla yoğunlaştıkları ve olgunlaştıkları ’Çilehane’ ya da ’Kızılca Halvet’ denilen küçük bir oda bulunmaktadır.
Orta medhalin ilerisinde, üstünde kitabesi de olan ’Kırklar Kapısı’ndan, duvarları kalem işi motiflerle kaplı ve ahşap süslemeli tavanı olan ’Kırklar Meydanı’na geçilmektedir. Bu bölümün doğusunda Resul Bali Hazretleri ve Horasan Erenleri’ne, batısında ise Çelebi Ailesi’ne ait mezarlar ile sekinin solunda Şems-i Tebrizi Hazretleri’ne atfedilen sanduka ve Güvenç Abdal ile ailesine ait sandukaların bulunduğu türbe kısmı bulunmaktadır. Kırklar Meydanı bölümünde; meşhur Kırkbudak Şamdanı, Hz. Ali’nin yazdığına inanılan ve tabaklanmış ceylan derisi üzerine yazılı Secde Suresi’nden ayetlerin yer aldığı Kuran-ı Kerim yaprağı, Sancaklar, Hat levhalar, derviş ve babalara ait semboller( kamberiyeler, teslim taşları), madeni eşyalar ile Hacı Bektaş Veli Hazretleri’nin sandukasının yer aldığı bölümün orijinal gümüş kapısı sergilenmektedir. Kırklar Meydanında yer alan ’Gök Eşik’ denilen kapıdan, ’Huzur’u Pir’e yani Hacıbektaş Veli Hazretleri’nin Türbesi’ne girilir.
Türbe, Selçuklu Mimarisi tarzında; kare planlı ve yüksek kubbeli, kasnaktan kubbeye geçişin, mimaride ’Türk Üçgeni’ denilen geçiş elemanlarınca sağlandığı, içten kubbe, dıştan ise kurşun kaplı piramidal çatı ile örtülü olarak inşa edilmiştir. Duvarları ve kubbesi kalem işi motifler ve hüsn-i hatlarla süslü olan bu bölümde, Hacıbektaş Veli Hazretleri’nin sandukası yer almaktadır. Çilehane(Kızılca Halvet): Çilehane, Hacı Bektaş Veli zamanından kalan bir yerdir ve Külliye’nin çekirdek kısmını oluşturmaktadır. 2x3 m ebadında basık tonoz örtülü küçük pencereli bir odadır. Çilehane, Hacıbektaş Veli’nin kırk gün kırk gece kaldığı yer olarak da bilinmektedir. Kapı girişinin tam karşısında kandil ya da şamdan koymaya mahsus bir niş bulunmaktadır. Çilehanede ibadet araçları dışında hiçbir şey bulunmaz, yemek ve su dışarıdan verilirdi. Çile dervişlerin manevi yetkinliğe ulaşabilmek için kendilerini dünyevi şeylerden yoksun bıraktıkları, ’içe kapanış’ dönemidir.
Ham durumdan ’kâmil insan’ durumuna gelebilmek için bir eğitim sürecine giren insanın, dünyasal isteklere karşı dayanıklılığını artırabilmek (nefsi köreltmek, nefsi terbiye etmek) için geçici olarak başvurulan eğitim yöntemidir. Çile, yüksek düzeyde bir ruhsal ve ahlaksal duruluğa ulaşmayı, en zor koşullar altında bile Tanrı bilincini ve sevgisini koruma ve geliştirme kararlığını da simgelemektedir. Kırk günlük süreyi kapsayan çile, tekkelerin Çile Evi/Çilehane(Kızılca Halvet) denilen bölümünde geçirilmekte idi.
Güvenç Abdal Türbesi : Güvenç Abdal, Hacı Bektaş Veli zamanında yaşamış bir halk ozanı, şairdir. Rivayetlere göre, Hacı Bektaş Veli, kendisine çok güvendiği için ’Güvencim’ diye hitap ettiğinden ismi Güvenç olarak kalmıştır; asıl ismi ise, Genç Abdal’dır. Güvenç Abdal’ın Genç Abdal mahlasıyla yazmış olduğu nefesleri ve deyişleri bulunmaktadır. Güvenç Abdal, Cem Törenlerinde Bektaşi nefesleri, deyişleri okuyup, sazıyla eşlik eden bir derviştir. Güvenç Abdal Türbesi içinde; Güvenç Abdal, eşi Dünya Güzeli ve kendilerine hizmet eden bir kadına ait üç mezar bitişik düzende yan yana yer almakta. Kaynak: MHA
KAYNAK: fibhaber.com/kultur/hacibektas-veli-turbesi-tarih-ve-maneviyat-dolu-h150564.html
Forum:
Alevi Haber
Yorum
Yorum Yok
Yazar:
donanma44
] Alevi Düşünce Ocağı, 27 siyasi partiye gönderdiği altı soru yöneltti; yapılan açıklamada, "Böyle bir dönemde siyasi partilerin net inanç politikaları oluşturma ve açıklamalarını beklemekteyiz" denildi.
] Geçen ay Ankara'da cemevlerine ve İstanbul'da da cemevi yöneticisine yönelik provokatif saldırılar Almanya'ya uzandı. Almanya’nın Kuzey Ren-Vestfalya eyaletine bağlı Düren’de bulunan ve Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’na bağlı (AABK) Düren Alevi Kültür Merkezi’ne bu sabah saatlerinde saldırı gerçekleştirilmişti. Yaşanan olay üzerinden birkaç gün sonra da Alevi Vakıfları Federasyonu İkinci Başkanı ve Kartal Cemevi Başkanı Selami Sarıtaş geçtiğimiz günlerde Kartal'da evinin önünde motosikletli 2 kişinin saldırına uğramıştı.
] Alevi Düşünce Ocağı tarafından yapılan açıklamada "Alevi sorunları yaklaşan seçimler nedeni ile son günlerde yeniden gündeme çıkarılmış bulunmaktadır. Ülkemizin seçimlere hazırlanmakta olduğu böyle bir dönemde siyasi partilerin net inanç politikaları oluşturma ve açıklamalarını beklemekteyiz. Bu sürece bir katkı olması dileği ile seçime katılma hakkı kazanmış 27 siyasi partiye bizce önemli altı adet önemli soru sorduk" denildi.
] Partilere şu sorular yöneltildi:
] Geçen ay Ankara'da cemevlerine ve İstanbul'da da cemevi yöneticisine yönelik provokatif saldırılar Almanya'ya uzandı. Almanya’nın Kuzey Ren-Vestfalya eyaletine bağlı Düren’de bulunan ve Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’na bağlı (AABK) Düren Alevi Kültür Merkezi’ne bu sabah saatlerinde saldırı gerçekleştirilmişti. Yaşanan olay üzerinden birkaç gün sonra da Alevi Vakıfları Federasyonu İkinci Başkanı ve Kartal Cemevi Başkanı Selami Sarıtaş geçtiğimiz günlerde Kartal'da evinin önünde motosikletli 2 kişinin saldırına uğramıştı.
] Alevi Düşünce Ocağı tarafından yapılan açıklamada "Alevi sorunları yaklaşan seçimler nedeni ile son günlerde yeniden gündeme çıkarılmış bulunmaktadır. Ülkemizin seçimlere hazırlanmakta olduğu böyle bir dönemde siyasi partilerin net inanç politikaları oluşturma ve açıklamalarını beklemekteyiz. Bu sürece bir katkı olması dileği ile seçime katılma hakkı kazanmış 27 siyasi partiye bizce önemli altı adet önemli soru sorduk" denildi.
] Partilere şu sorular yöneltildi:
- Cem evleri yasal statüsü AİHM, Yargıtay ve hukuk mahkemelerimizde belirlenmiş ancak hâlâ yönetmelik ve yasalara yansıtılmamıştır. Gerekli düzenlemeler yapılmalı mı?
- İnanç grupları da yasal tüzel kişilik haklarını kullanabilmeli mi?
- Sünni inanca sağlanan desteklerden diğer inançlar da yararlanmalı mı?
- AİHM ve T.C. Anayasa Mahkemesi’nin insan hakları ve Anayasa ’ya aykırı olduğunu ayrı ayrı nedenlerle kararlar altına aldığı zorunlu din kültürü ve ahlâk dersleri, 12 Eylül’den önce olduğu gibi seçmeli derse dönüştürülmeli mi?
- Orta ve yüksek öğretimde Alevi din adamları yetiştirebilmek için lise ve fakülteler açılmalı mı?
KAYNAK: https://t24.com.tr/haber/alevi-dusunce-o...ru,1058309
Forum:
Alevi Haber
Yorum
Yorum Yok
Yazar:
adgan
âÂÂâ â Çoklu yetenek: Atatürk
Atatürk, ’mantık matematik’ yeteneğinin yanısıra ’dil yeteneğini’ de kanıtlamıştır. Yazma yetisi için Nutuk bir kanıttır. ’Uzam zekâsı’, ’İçgörü zekâsı’ ve ’sosyal zekâsı’ yeteneklerindendir.
Lise eğitimimi Kabataş Erkek Lisesi’nde tamamladım. (1945-1948).
Kimi zaman bir belgeyi imzalatmak için öğretmenler Odası’na giderdim. Odada daha sonra hiç değişmediğini gördüğüm bir hiyerarşi vardı.
Odanın başköşesi sayılan yerde bir deri koltuk vardı. Bu koltuk okulun görkemli matematik öğretmenine aitti. Bu ciddi duruşlu, sert bakışlı kadın öğretmen odada olmadığı zaman da bu koltuğa kimse oturamazdı. Yanında fizik öğretmeni otururdu, onun yanında da kimya öğretmeni. Tarih coğrafya öğretmenleri onların yanındaki kolçaklı sandalyelere otururlardı. Türkçe-edebiyat öğretmeni ortalarda otururdu. Müzik, resim öğretmenleri odanın kapıya yakın sandalyelerine oturur, beden eğitimi öğretmeni genelde ayakta gezinirdi. Aslında bu hiyerarşi, toplumun tümüne egemendi.
Öğrenci velileri için de sıralama böyleydi hatta biz öğrenciler için de bu ’üstte oluş-altta oluş sırası’ geçerliydi. Matematik-fen derslerinde başarı ’üstün zekâ ölçeği’ sayılır, bu öğrenciler geleceğin örnekleri yerine konulurdu. Sosyal derslerin başarısı biraz ’tembel işi’ yerine konur, ciddiye alınmazdı.
Sanat alanı başarıları ise kimsenin dikkatini çekmezdi. Müzik yeteneği ’kulağı var’ diye geçiştirilir, resim becerisi ’hevesli’ sözcüğüyle nitelenir, spor başarısı ise ’havailik’ diyerek küçümsenirdi.
Bizim çalışkan öğrenci grubumuz matematik-fen alanı başarısı ile tanımlanır; münazara kolundaki sözel, okul gazetesindeki yazın başarılarımız ’böyle hevesleri de var’ diye kabul edilirdi. Sonradan tıp doktoru oluşumuz övgü ile karşılanacak, yazar olarak tanınmamız hayret uyandıracaktı. Toplum henüz ’çoklu yetenek’ kavramı ile tanışmamıştı. Endüstri çağı, tek dalda uzmanlık istiyordu. Bu tek alan yönelişi günümüze kadar sürecekti.
Atatürk, ’mantık- matematik’ yeteneğinin yanı sıra dil yeteneğini de kanıtlamıştır. Etkili konuşma yetisi yanında, yazma yetisi de ortaya çıkmıştır. Nutuk kendi başına bir kanıttır. Uzam zekâsı, harita okumada, içgörü zekâsı ve sosyal zekâsı kitle ilişkilerinde kendini kanıtlayan alan yetenekleridir.
SPEKTRUM PROJESİ YEDİ ALAN BELİRLEDİ
Harvard Üniversitesi Psikoloji profesörü Howard Gardner ve arkadaşları bir zekâ ve yetenek projesi yürütüyordu: Spektrum projesi. 1984 yılından başlayarak yürütülen proje; zekâ ve yetenek alanlarında bir hiyerarşi olmadığını, değişik alanlarda yeteneklerin olduğunu, bunların ortaya çıkarılması gerektiğini ileri sürüyordu. Spectrum projesi yedi alan saptamıştı:
1.Mantık-matematik alanı: Bu alanda matematik ve fen bilimleri ile ilgili zekâ ve yetenek yer alıyordu. Bu alandan ünlü fen bilimciler çıkıyordu. Simge kişi Albert Einstein idi.
2. Dil alanı: Bu alanda etkili konuşma yeteneği, yazma yeteneği yer alıyordu. Etkili konuşan liderler, ün kazanan romancılar, öykücüler, şairler bu alan yeteneğine sahip kişilerdi. Simge kişi Çiçero idi.
3. Uzam alanı: Bu alanda mimarlar, ressamlar yer alıyor, uzam düzenlemelerinde uygarlığın izdüşümünü yaratıyorlardı. Simge kişi Pablo Picasso oluyordu.
4. Müzik alanı: Bu alan seslere verilen ritim duygusunun, melodilerin, harmoninin alanıydı. Senfoniler, rapsodiler, sonatlar bu alanda yaratılıyor, müzik dünyasını oluşturuyorlardı. Simge kişi Mozart idi.
5. Kinestetik alan: Bu alan estetik hareketler alanıydı. Dans sanatı, spor alanı yıldızları bu alanın yeteneklerini taşıyorlardı. Ünlü dansçılar, yıldız sporcular alanın yeteneği ile zirveye ulaşıyorlardı. Simge kişi, balet Baryshnikov idi.
6. İntrospektif (İçgörü) alan: Bu alan insan ruhunu içinden gören yeteneklerin alanı idi. Bu alanda yer alanlar insanları anlıyor ve onların analizini yapabiliyorlardı. Simge kişi Sigmund Freud idi.
7. Sosyal alan: Bu alanda yer alan kişiler başarılı iletişim kurabiliyor, toplumsal alanda arabuluculuk yapabiliyor, insanlar arasında başarılı bağlar kurabiliyorlardı. Simge kişi Henri Kissinger idi.
SUSMAZ, DURMAZ ENGELLENEMEZ...
Alice Miller, ’Yetenekli Çocuğun Dramı’ adında bir inceleme yapıtını topluma sundu.
Psikanalist Alice Miller, birden çok alanda yetenekli olan çocuğun karar vermede çektiği güçlüklere değiniyordu. Gerçekten de bir çoğumuzun yaşadığı ’seçme güçlüğü’, özellikle birden çok alanda yetenekli olanların karşı karşıya kaldığı zorluktur. Eğer okulda matematik-fen notlarınız yüksekse sizin ya mühendis ya doktor olmanız beklenir. Roman yazmaya kalkarsanız sizi ’roman yazarı’ saymazlar, size ’doktorun hevesi’ gözüyle bakarlar. Ama Irvin Yalom bu alışkanlığı yendi. Psikiyatri profesörü Dr. İrvin Yalom, çalışma alanından esinlenerek okuyanları hayrete düşürecek romanlar yazdı. Böylece, mantık-matematik alanı yanında dil alanı yeteneğini de kanıtladı.
Fransız org müzisyeni (organist) Albert Schweitzer, sonradan Afrika yerlilerine hizmet etmek için tıp eğitimi gördü, tıp doktoru oldu, Afrika’da bir klinik kurdu. Yılda bir kez ülkesinde org konseri veriyor, konser gelirini kliniğine yatırıyordu. Çok yönlü yetenek sahibi olduğunu kanıtlıyordu.
Yetenek susmaz, yetenek durmaz, sürekli olarak dürter, kendisini ortaya çıkarmanızı ister. Ve yetenek engellenemez.Asıl zekâsı denge
Çoklu yeteneğin tarihteki parlak örneği Mustafa Kemal Atatürk’tür.
Atatürk, öğrencilik yıllarında dikkat çektiği mantık-matematik yeteneğinin yanı sıra dil yeteneğini de kanıtlamıştır. Etkili konuşma yetisi yanında, yazma yetisi de ortaya çıkmıştır. Nutuk adlı yapıt kendi başına bir kanıttır. Bunun yanında uzam zekâsı, özellikle harita okumada, harita başında birliklerin harekâtını düzenlemede özel bir önem taşır. İçgörü zekâsı ve sosyal zekâsı gerek görüşmelerinde gerekse kitle ilişkilerinde kendini kanıtlayan alan yetenekleridir.
Atatürk’ün asıl büyük dehası, bu çoklu alan yeteneklerini yürütmede sağladığı dengedir. Çoklu alan yeteğine sahip birçok kişi, alanlar arazında denge kuramadıkları için yaşamda başarısız olmuştur.
Çoklu alan zekâsında en önemli başarı, alanlar arasında denge kurmak ve optimal verime ulaşmaktır.
Yetenekli insanların denge kurmakta başarılı olamayışları hem yeteneklerinin heba olmasına hem de mutsuz olmalarına yol açar. Yetenekli insanların bu konuda da eğitilmeleri zorunludur.
HİYERARŞİ YOK EŞİTLİK VAR
’Çoklu Zekâ Kuramı’, zekâ alanları hiyerarşisini ortadan kaldırıyor, birbirine eşit yetenek alanları olduğunu açıklıyordu. Eğitim alanı, çalışma alanı, toplumsal etkinlik alanları birden yeni bir kuramla karşılaşmış, buna göre yeni düzenlemeler yapma zorunluluğunu duymuşlardı. Her alan, toplumda değişik konuların gelişmesini yeteneklerin yeniden keşfedilmesi ile sağlıyordu.
Einstein ne kadar önemliyse Mozart da Picasso da o kadar önemliydi. İnsan zekâsının, insan yeteneklerinin çok yönlülüğü ortaya çıkmış, tarihin en büyük keşiflerinden birisi gerçekleşmişti.
BAŞARI YETENEĞİ YÖNETMEKTE
Aslında ’yeteneksiz insan’ yoktur, ’yeteneği keşfedilmemiş insan’ vardır. Küçük yaşlardan başlayarak ipuçları ortaya çıkan yeteneği keşfetmek, insan yetiştirmenin ilk hedeflerinden birisi olmalıdır. Ailenin çocuklarına yönelik meslek beklentileri, okulların çocukları bilgili kılma amaçları, insan yeteneklerini gölgede bırakmaktadır. Oysa, çalışma başarısı da birey mutluluğu da insanın yetenekli alanlarında gerçekleşir. Bu amaçla da alan taramaları, yeteneğin işaret ettiği konularda denemeler, bunların gerçekleşeceği olanaklar hazırlanmalıdır. Yetenek keşfi, insan gelişiminin ve eğitimin ilk hedefleri arasında yerini almalıdır.
DİKKAT EDİLMELİ
Başarıyı sağlayan asıl sanat yeteneği yönetmektir. Yetenekli kişilerin dikkat etmeleri gereken nokta budur. Yönetilen yetenek, alanında başarı sağlar. Yönetilemeyen yetenek ise hem kişiyi başarısızlığa götürür hem de kendisinin ve çevresinin anlayamadığı bir kurmaşaya sürükler
Özellikle ailelerin de eğitimcilerin de çok dikkat etmeleri gereken konu budur: Yeteneği yönetmek. Seçimlerimizin başarısı da başarısızlığı da burada yatıyor...
KAYNAK: cumhuriyet.com.tr/yazi-dizileri/coklu-yetenek-ataturk-1977632
Atatürk, ’mantık matematik’ yeteneğinin yanısıra ’dil yeteneğini’ de kanıtlamıştır. Yazma yetisi için Nutuk bir kanıttır. ’Uzam zekâsı’, ’İçgörü zekâsı’ ve ’sosyal zekâsı’ yeteneklerindendir.
Lise eğitimimi Kabataş Erkek Lisesi’nde tamamladım. (1945-1948).
Kimi zaman bir belgeyi imzalatmak için öğretmenler Odası’na giderdim. Odada daha sonra hiç değişmediğini gördüğüm bir hiyerarşi vardı.
Odanın başköşesi sayılan yerde bir deri koltuk vardı. Bu koltuk okulun görkemli matematik öğretmenine aitti. Bu ciddi duruşlu, sert bakışlı kadın öğretmen odada olmadığı zaman da bu koltuğa kimse oturamazdı. Yanında fizik öğretmeni otururdu, onun yanında da kimya öğretmeni. Tarih coğrafya öğretmenleri onların yanındaki kolçaklı sandalyelere otururlardı. Türkçe-edebiyat öğretmeni ortalarda otururdu. Müzik, resim öğretmenleri odanın kapıya yakın sandalyelerine oturur, beden eğitimi öğretmeni genelde ayakta gezinirdi. Aslında bu hiyerarşi, toplumun tümüne egemendi.
Öğrenci velileri için de sıralama böyleydi hatta biz öğrenciler için de bu ’üstte oluş-altta oluş sırası’ geçerliydi. Matematik-fen derslerinde başarı ’üstün zekâ ölçeği’ sayılır, bu öğrenciler geleceğin örnekleri yerine konulurdu. Sosyal derslerin başarısı biraz ’tembel işi’ yerine konur, ciddiye alınmazdı.
Sanat alanı başarıları ise kimsenin dikkatini çekmezdi. Müzik yeteneği ’kulağı var’ diye geçiştirilir, resim becerisi ’hevesli’ sözcüğüyle nitelenir, spor başarısı ise ’havailik’ diyerek küçümsenirdi.
Bizim çalışkan öğrenci grubumuz matematik-fen alanı başarısı ile tanımlanır; münazara kolundaki sözel, okul gazetesindeki yazın başarılarımız ’böyle hevesleri de var’ diye kabul edilirdi. Sonradan tıp doktoru oluşumuz övgü ile karşılanacak, yazar olarak tanınmamız hayret uyandıracaktı. Toplum henüz ’çoklu yetenek’ kavramı ile tanışmamıştı. Endüstri çağı, tek dalda uzmanlık istiyordu. Bu tek alan yönelişi günümüze kadar sürecekti.
Atatürk, ’mantık- matematik’ yeteneğinin yanı sıra dil yeteneğini de kanıtlamıştır. Etkili konuşma yetisi yanında, yazma yetisi de ortaya çıkmıştır. Nutuk kendi başına bir kanıttır. Uzam zekâsı, harita okumada, içgörü zekâsı ve sosyal zekâsı kitle ilişkilerinde kendini kanıtlayan alan yetenekleridir.
SPEKTRUM PROJESİ YEDİ ALAN BELİRLEDİ
Harvard Üniversitesi Psikoloji profesörü Howard Gardner ve arkadaşları bir zekâ ve yetenek projesi yürütüyordu: Spektrum projesi. 1984 yılından başlayarak yürütülen proje; zekâ ve yetenek alanlarında bir hiyerarşi olmadığını, değişik alanlarda yeteneklerin olduğunu, bunların ortaya çıkarılması gerektiğini ileri sürüyordu. Spectrum projesi yedi alan saptamıştı:
1.Mantık-matematik alanı: Bu alanda matematik ve fen bilimleri ile ilgili zekâ ve yetenek yer alıyordu. Bu alandan ünlü fen bilimciler çıkıyordu. Simge kişi Albert Einstein idi.
2. Dil alanı: Bu alanda etkili konuşma yeteneği, yazma yeteneği yer alıyordu. Etkili konuşan liderler, ün kazanan romancılar, öykücüler, şairler bu alan yeteneğine sahip kişilerdi. Simge kişi Çiçero idi.
3. Uzam alanı: Bu alanda mimarlar, ressamlar yer alıyor, uzam düzenlemelerinde uygarlığın izdüşümünü yaratıyorlardı. Simge kişi Pablo Picasso oluyordu.
4. Müzik alanı: Bu alan seslere verilen ritim duygusunun, melodilerin, harmoninin alanıydı. Senfoniler, rapsodiler, sonatlar bu alanda yaratılıyor, müzik dünyasını oluşturuyorlardı. Simge kişi Mozart idi.
5. Kinestetik alan: Bu alan estetik hareketler alanıydı. Dans sanatı, spor alanı yıldızları bu alanın yeteneklerini taşıyorlardı. Ünlü dansçılar, yıldız sporcular alanın yeteneği ile zirveye ulaşıyorlardı. Simge kişi, balet Baryshnikov idi.
6. İntrospektif (İçgörü) alan: Bu alan insan ruhunu içinden gören yeteneklerin alanı idi. Bu alanda yer alanlar insanları anlıyor ve onların analizini yapabiliyorlardı. Simge kişi Sigmund Freud idi.
7. Sosyal alan: Bu alanda yer alan kişiler başarılı iletişim kurabiliyor, toplumsal alanda arabuluculuk yapabiliyor, insanlar arasında başarılı bağlar kurabiliyorlardı. Simge kişi Henri Kissinger idi.
SUSMAZ, DURMAZ ENGELLENEMEZ...
Alice Miller, ’Yetenekli Çocuğun Dramı’ adında bir inceleme yapıtını topluma sundu.
Psikanalist Alice Miller, birden çok alanda yetenekli olan çocuğun karar vermede çektiği güçlüklere değiniyordu. Gerçekten de bir çoğumuzun yaşadığı ’seçme güçlüğü’, özellikle birden çok alanda yetenekli olanların karşı karşıya kaldığı zorluktur. Eğer okulda matematik-fen notlarınız yüksekse sizin ya mühendis ya doktor olmanız beklenir. Roman yazmaya kalkarsanız sizi ’roman yazarı’ saymazlar, size ’doktorun hevesi’ gözüyle bakarlar. Ama Irvin Yalom bu alışkanlığı yendi. Psikiyatri profesörü Dr. İrvin Yalom, çalışma alanından esinlenerek okuyanları hayrete düşürecek romanlar yazdı. Böylece, mantık-matematik alanı yanında dil alanı yeteneğini de kanıtladı.
Fransız org müzisyeni (organist) Albert Schweitzer, sonradan Afrika yerlilerine hizmet etmek için tıp eğitimi gördü, tıp doktoru oldu, Afrika’da bir klinik kurdu. Yılda bir kez ülkesinde org konseri veriyor, konser gelirini kliniğine yatırıyordu. Çok yönlü yetenek sahibi olduğunu kanıtlıyordu.
Yetenek susmaz, yetenek durmaz, sürekli olarak dürter, kendisini ortaya çıkarmanızı ister. Ve yetenek engellenemez.Asıl zekâsı denge
Çoklu yeteneğin tarihteki parlak örneği Mustafa Kemal Atatürk’tür.
Atatürk, öğrencilik yıllarında dikkat çektiği mantık-matematik yeteneğinin yanı sıra dil yeteneğini de kanıtlamıştır. Etkili konuşma yetisi yanında, yazma yetisi de ortaya çıkmıştır. Nutuk adlı yapıt kendi başına bir kanıttır. Bunun yanında uzam zekâsı, özellikle harita okumada, harita başında birliklerin harekâtını düzenlemede özel bir önem taşır. İçgörü zekâsı ve sosyal zekâsı gerek görüşmelerinde gerekse kitle ilişkilerinde kendini kanıtlayan alan yetenekleridir.
Atatürk’ün asıl büyük dehası, bu çoklu alan yeteneklerini yürütmede sağladığı dengedir. Çoklu alan yeteğine sahip birçok kişi, alanlar arazında denge kuramadıkları için yaşamda başarısız olmuştur.
Çoklu alan zekâsında en önemli başarı, alanlar arasında denge kurmak ve optimal verime ulaşmaktır.
Yetenekli insanların denge kurmakta başarılı olamayışları hem yeteneklerinin heba olmasına hem de mutsuz olmalarına yol açar. Yetenekli insanların bu konuda da eğitilmeleri zorunludur.
HİYERARŞİ YOK EŞİTLİK VAR
’Çoklu Zekâ Kuramı’, zekâ alanları hiyerarşisini ortadan kaldırıyor, birbirine eşit yetenek alanları olduğunu açıklıyordu. Eğitim alanı, çalışma alanı, toplumsal etkinlik alanları birden yeni bir kuramla karşılaşmış, buna göre yeni düzenlemeler yapma zorunluluğunu duymuşlardı. Her alan, toplumda değişik konuların gelişmesini yeteneklerin yeniden keşfedilmesi ile sağlıyordu.
Einstein ne kadar önemliyse Mozart da Picasso da o kadar önemliydi. İnsan zekâsının, insan yeteneklerinin çok yönlülüğü ortaya çıkmış, tarihin en büyük keşiflerinden birisi gerçekleşmişti.
BAŞARI YETENEĞİ YÖNETMEKTE
Aslında ’yeteneksiz insan’ yoktur, ’yeteneği keşfedilmemiş insan’ vardır. Küçük yaşlardan başlayarak ipuçları ortaya çıkan yeteneği keşfetmek, insan yetiştirmenin ilk hedeflerinden birisi olmalıdır. Ailenin çocuklarına yönelik meslek beklentileri, okulların çocukları bilgili kılma amaçları, insan yeteneklerini gölgede bırakmaktadır. Oysa, çalışma başarısı da birey mutluluğu da insanın yetenekli alanlarında gerçekleşir. Bu amaçla da alan taramaları, yeteneğin işaret ettiği konularda denemeler, bunların gerçekleşeceği olanaklar hazırlanmalıdır. Yetenek keşfi, insan gelişiminin ve eğitimin ilk hedefleri arasında yerini almalıdır.
DİKKAT EDİLMELİ
Başarıyı sağlayan asıl sanat yeteneği yönetmektir. Yetenekli kişilerin dikkat etmeleri gereken nokta budur. Yönetilen yetenek, alanında başarı sağlar. Yönetilemeyen yetenek ise hem kişiyi başarısızlığa götürür hem de kendisinin ve çevresinin anlayamadığı bir kurmaşaya sürükler
Özellikle ailelerin de eğitimcilerin de çok dikkat etmeleri gereken konu budur: Yeteneği yönetmek. Seçimlerimizin başarısı da başarısızlığı da burada yatıyor...
KAYNAK: cumhuriyet.com.tr/yazi-dizileri/coklu-yetenek-ataturk-1977632
Forum:
Atatürk Haberleri
Yorum
Yorum Yok
Yazar:
donanma44
Hz. Ali'ye Yönelik Çirkin Sözlerinden Dolayı Musa Eroğlu'nu Kınıyoruz!
Türk halk müziği sanatçısı Musa Eroğlu bulunduğu bir ortamda Hz. Ali'ye yönelik tepki çeken ifadeler kullandı. Bu alaycı ve aşağılayıcı sözler sadece Alevi/Bektaşi inancına sahip insanları değil Hz.Ali’yi seven, sayan tüm insanları derinden üzdü.
Alevilik; Hz. Muhammed ve Hz. Ali’nin getirdiği bir YOL olarak yüzyıllardır varlığını yazılı ve sözlü kültürle sürdürmektedir. Alevi deyişleri, semahları da Aleviliğin önemli inanç-kültür unsurlarındandır.
Alevi deyişleri üzerinden yıllardır ekmeğini kazanan Türkücü Musa Eroğlu'nun, Alevilerin inanç dünyasında en önemli yere sahip olan Hz. Ali hakkındaki ’Zülfikar'ın ağırlığı 2 ton 700 kilo. Tasviri doğruysa onu anca Tanrı kullanabilir. Kul kullanamaz çünkü ağır gelir. Şimdi düşün, 2 ton 700 kilo kılıç taşıyan herifi biri kamayla g...ne bıçak sokup öldürüyor. Gel de buna inanasın’ sözlerini saygı ve terbiye sınırlarını aştığı için tam bir hadsizlik olarak görmekteyiz.
[video=youtube]https://www.youtube.com/watch?v= 6gBja46Xpuk [/video]
Alevi toplumu olarak sanata ve toplumu ileriye götüren sanatçılarımıza her zaman saygı duyduk, duymaya da devam edeceğiz. Ancak ağzından çıkanı kulağı duymayan, ait olduğu ve yaşadığı toplumun gerçeklerine, değerlerine, inançlarına saygı göstermeyen bu kişinin gözümüzdeki ’sanatçı’ kimliği artık yok hükmündedir.
Şahı Merdan Hz.Ali’nin kalleşçe şehit edilmesi dalga geçilecek bir konu değildir!
Bunu kim yaparsa yapsın her zaman karşısında duracağımızı herkesin bilmesini isteriz’
Kamuoyuna saygıyla duyururuz.
https://zohreana.com/hz-aliye-yonelik-ci...kiniyoruz/
zohreana.com/hz-aliye-yonelik-cirkin-sozlerinden-dolayi-musa-eroglunu-kiniyoruz/
Türk halk müziği sanatçısı Musa Eroğlu bulunduğu bir ortamda Hz. Ali'ye yönelik tepki çeken ifadeler kullandı. Bu alaycı ve aşağılayıcı sözler sadece Alevi/Bektaşi inancına sahip insanları değil Hz.Ali’yi seven, sayan tüm insanları derinden üzdü.
Alevilik; Hz. Muhammed ve Hz. Ali’nin getirdiği bir YOL olarak yüzyıllardır varlığını yazılı ve sözlü kültürle sürdürmektedir. Alevi deyişleri, semahları da Aleviliğin önemli inanç-kültür unsurlarındandır.
Alevi deyişleri üzerinden yıllardır ekmeğini kazanan Türkücü Musa Eroğlu'nun, Alevilerin inanç dünyasında en önemli yere sahip olan Hz. Ali hakkındaki ’Zülfikar'ın ağırlığı 2 ton 700 kilo. Tasviri doğruysa onu anca Tanrı kullanabilir. Kul kullanamaz çünkü ağır gelir. Şimdi düşün, 2 ton 700 kilo kılıç taşıyan herifi biri kamayla g...ne bıçak sokup öldürüyor. Gel de buna inanasın’ sözlerini saygı ve terbiye sınırlarını aştığı için tam bir hadsizlik olarak görmekteyiz.
[video=youtube]https://www.youtube.com/watch?v= 6gBja46Xpuk [/video]
Alevi toplumu olarak sanata ve toplumu ileriye götüren sanatçılarımıza her zaman saygı duyduk, duymaya da devam edeceğiz. Ancak ağzından çıkanı kulağı duymayan, ait olduğu ve yaşadığı toplumun gerçeklerine, değerlerine, inançlarına saygı göstermeyen bu kişinin gözümüzdeki ’sanatçı’ kimliği artık yok hükmündedir.
Şahı Merdan Hz.Ali’nin kalleşçe şehit edilmesi dalga geçilecek bir konu değildir!
Bunu kim yaparsa yapsın her zaman karşısında duracağımızı herkesin bilmesini isteriz’
Kamuoyuna saygıyla duyururuz.
https://zohreana.com/hz-aliye-yonelik-ci...kiniyoruz/
zohreana.com/hz-aliye-yonelik-cirkin-sozlerinden-dolayi-musa-eroglunu-kiniyoruz/
Forum:
Basın Açıklamaları
Yorum
Yorum Yok
Yazar:
donanma44
Ünlü türkücü Musa Eroğlu, Hz. Ali'ye yönelik kullandığı ifadeler nedeniyle Alevi vatandaşların ve derneklerin tepkisiyle karşılaştı. Eroğlu hakkında başsavcılığa dilekçe verildi.
Ünlü türkücü Musa Eroğlu'nun sosyal medyaya düşen bir videosu izleyenlerin tepkisini çekti.
Alevilik inancına mensup olan Eroğlu, bulunduğu bir ortamda Hz Ali'ye yönelik çirkin ifadeler kullandı.
Hz Ali'nin kılıcı Zülfikar'ın 2 ton 700 kilo olduğunu belirten Musa Eroğlu, "Tasviri doğruysa onu anca Tanrı kullanabilir. Kul kullanamaz çünkü ağır gelir." dedi.
Sözleriyle tepki çekti
Eroğlu, Hz. Ali'nin, Zülfikar kılıcını kullanmasına rağmen kama olarak tabir edilen kesici bir aletle öldürülmesini eleştirdi.
Musa Eroğlu konuya ilişkin, "Zülfikarın ağırlığı 2 ton 700 kilo. Tasviri doğruysa onu anca Tanrı kullanabilir. Kul kullanamaz çünkü ağır gelir. Bunu kullanan g*t*ne bir bıçak sokup öldürüyor Ali’yi. Şimdi düşün, 2 ton 700 kilo kılıç taşıyan herifi biri kamayla öldürüyor. Gel de buna inanasın." ifadelerini kullandı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na şikayette bulunuldu
Eroğlu'nun, Hz Ali'ye yönelik ifadeleri Alevi vatandaşların tepkisini topladı.
Alevi derneklerinden Pir Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahı Vakfı, ünlü türkücü hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na şikayette bulundu.
[video=youtube]https://www.youtube.com/watch?v= cbw-3ZDFQh4[/video]
Ünlü türkücü Musa Eroğlu'nun sosyal medyaya düşen bir videosu izleyenlerin tepkisini çekti.
Alevilik inancına mensup olan Eroğlu, bulunduğu bir ortamda Hz Ali'ye yönelik çirkin ifadeler kullandı.
Hz Ali'nin kılıcı Zülfikar'ın 2 ton 700 kilo olduğunu belirten Musa Eroğlu, "Tasviri doğruysa onu anca Tanrı kullanabilir. Kul kullanamaz çünkü ağır gelir." dedi.
Sözleriyle tepki çekti
Eroğlu, Hz. Ali'nin, Zülfikar kılıcını kullanmasına rağmen kama olarak tabir edilen kesici bir aletle öldürülmesini eleştirdi.
Musa Eroğlu konuya ilişkin, "Zülfikarın ağırlığı 2 ton 700 kilo. Tasviri doğruysa onu anca Tanrı kullanabilir. Kul kullanamaz çünkü ağır gelir. Bunu kullanan g*t*ne bir bıçak sokup öldürüyor Ali’yi. Şimdi düşün, 2 ton 700 kilo kılıç taşıyan herifi biri kamayla öldürüyor. Gel de buna inanasın." ifadelerini kullandı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na şikayette bulunuldu
Eroğlu'nun, Hz Ali'ye yönelik ifadeleri Alevi vatandaşların tepkisini topladı.
Alevi derneklerinden Pir Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahı Vakfı, ünlü türkücü hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na şikayette bulundu.
[video=youtube]https://www.youtube.com/watch?v= cbw-3ZDFQh4[/video]
Forum:
Alevi Haber
Yorum
Yorum Yok
Yazar:
donanma44
Basına yansıyan haberlere göre son aylarda AKP ve hükümet çevrelerinde Alevilere dair ilgi güncellenmiş bulunuyor. Yeniden tezahür eden bu ilginin anlamını ve nereye varabileceğini doğru okuyabilmek için herhalde öncelikle ilginin geçmişine bakmak gerekiyor.
Türkiye’nin son yirmi yılına damgasını vuran siyasi parti olarak AKP, henüz kurulduğu 2002 yılında, Seçim Beyannamesinde temel hak ve özgürlükler kısmında ifade, düşünce, inanç özgürlüğünün altını çizilmiş ama Alevilere dair bir ifade yer almamıştı. Aradan geçen yıllar içerisinde parti ve hükümet Alevilerle yakından ilgilenmiş; hatta 2009-2010 yıllarında Alevi Çalıştayları yapmıştı. Ama yine de ’Alevi’ sözcüğünün kullanıldıgı ilk Seçim Beyannamesi ancak 2015’te ortaya çıkmıştı. Beyannamede etnik kimliği, mezhebi, inancı ne olursa olsun herkesi bağrına basan, eşit vatandaşlık ile evrensel ilke ve değerler temelinde demokratik bir ortak yaşam hedefi vurgulanmıştı. Şimdi artık güncel bir metne dönüşmüş olmasına rağmen önceden hazırlanan AKP 2023 Siyasi vizyonunda da ’laiklik; din-vicdan hürriyetinin, her türlü din-inanç mensuplarının ibadetlerini rahatça icra etmelerinin, dini kanaatlerini açıklayıp bu doğrultuda yaşamalarının ve inançsız insanların da hayatlarını bu doğrultuda tanzim etmelerinin sigortası, bir özgürlük ve barış ilkesi olarak’ tarif edilmişti.
2002’den bu yana tek başına iktidarda olan partinin bu tutumuna karşın hükümet programı düzeyinde Alevilere ilgi görece erken bir zamanda başlamış: Alevi sözcüğü ilk kez 2011’de kurulan 61’inci hükümet programında yer almıştı. Programda ’bütün etnik gruplara, Müslim, gayrimüslim, Sünni veya Alevi, başörtülü veya başı açık, yoksul veya zengin, kadın veya erkek, engelli, engelsiz, şu veya bu siyasi görüşten tüm vatandaşlara aynı nazarla bakıldığı’ yazılıydı. 2014’de kurulan 62. hükümet programında ’Alevi vatandaşların kimliklerini gizlemek zorunda kalmayacakları’ vurgulanmış ve Alevi kanaat önderleriyle görüşülerek sorunların çözümü için çalışılacağı; hükümetin Yeni Türkiye’yi inşa misyonu doğrultusunda diğer toplumsal kesimler gibi, Alevi vatandaşlarımızın da inanç-kültür temelli taleplerini karşılamayı hedeflediği yazilmıştı. 64. hükümet programında Cemevlerine hukuki statü tanınacağı; 65. hükümet programında ’farklılıkların, zenginliğimiz olduğu, tüm vatandaşların inancı, dili, kültürü, değerleri, yaşam tarzı ve diğer tüm farklılıklarına saygı gösterileceği belirtilmişti. Özetle hükümet programlarında inanç özgürlüklerine yer verilmiş ayrıca 62. 64. ve 65. hükümet programlarında Alevilerle ilgili spesifik vurgular yer almıştı.
Bütün olarak bakıldığında AKP ve hükümetlerinin Alevilere yönelik söylemleri gerilimlerle yüklüydü ve çok şey soyleyip hic bir şey yapmamıştı. İki yıl Alevi Çalıştayları yapıldığı halde hükümet programında Aleviler yoktu mesela. Aleviliğin parti ve hükümet metinlerine girmesi de konjoktürle veya partiyi o dönem yöneten ekiplerin tercihiyle ilgili olabilirdi. 2009-2010 yıllarındaki Alevi Çalıştayları bile devletin değil ’Alevilerin yükümlülüklerine’ işaret ederek bitmişti. Final raporunda ’bu yükümlülükler hiçbir şekilde muğlâklığa izin vermeyen bir netlikle, tam bir yetkinlik içinde inanç alanının açıklıkla ortaya konulmasını gerektirmektedir’ diyordu. Yani ’Aleviliğin ne olduğu konusunda kendi aranızda anlaşın gelin’ mealinde bir şeydi bu. Sanki bütün diğer inançlarda herkesin mutabakatı varmış da bir tek Aleviler de yokmuş gibi. Ne tuhaf!
Yirmi yıl sonra, bugün bile parti ve hükümet üyelerinin Cemevlerini dolaşarak ’ne sorununuz var’ diye sormaları bambaşka bir tuhaflik. Çünkü Aleviler, soru sorulması değil, sorularına cevap verilmesi gereken bir durumdadırlar. Soruların muhatabı da AKP ve hükümetlerdir. Bir uzun soru listesi çıkacagi kesin ama mesela iki yıl boyunca Alevi Çalıştayları yapıp, bundan Alevilerin kendi aralarında anlaşmaları gerektiği gibi bir sonuç çıkaran akla ne denebilir? Hükümet programına cemevlerine yasal statü vereceğiz diye yazdıktan sonra tek bir yasal düzenleme dahi yapmamak nasıl açıklanabilir? AİHM’in iç hukuku bağlayan Cemevleri ibadethanedir ve zorunlu din dersi insan hakkı ihlalidir kararları AKP hükümetleri için bağlayıcı değil midir? Daha güncel bir soru da sorulabilir mesela ’Bir Alevi Cumhurbaşkanı olabilir mi?’ vb. sorular cok. Sahi bugün AKP ve hükümetin Alevilere dair politikası nedir, bilen var mı?
KAYNAK: https://www.birgun.net/haber/akp-hukumet...ler-400930
Türkiye’nin son yirmi yılına damgasını vuran siyasi parti olarak AKP, henüz kurulduğu 2002 yılında, Seçim Beyannamesinde temel hak ve özgürlükler kısmında ifade, düşünce, inanç özgürlüğünün altını çizilmiş ama Alevilere dair bir ifade yer almamıştı. Aradan geçen yıllar içerisinde parti ve hükümet Alevilerle yakından ilgilenmiş; hatta 2009-2010 yıllarında Alevi Çalıştayları yapmıştı. Ama yine de ’Alevi’ sözcüğünün kullanıldıgı ilk Seçim Beyannamesi ancak 2015’te ortaya çıkmıştı. Beyannamede etnik kimliği, mezhebi, inancı ne olursa olsun herkesi bağrına basan, eşit vatandaşlık ile evrensel ilke ve değerler temelinde demokratik bir ortak yaşam hedefi vurgulanmıştı. Şimdi artık güncel bir metne dönüşmüş olmasına rağmen önceden hazırlanan AKP 2023 Siyasi vizyonunda da ’laiklik; din-vicdan hürriyetinin, her türlü din-inanç mensuplarının ibadetlerini rahatça icra etmelerinin, dini kanaatlerini açıklayıp bu doğrultuda yaşamalarının ve inançsız insanların da hayatlarını bu doğrultuda tanzim etmelerinin sigortası, bir özgürlük ve barış ilkesi olarak’ tarif edilmişti.
2002’den bu yana tek başına iktidarda olan partinin bu tutumuna karşın hükümet programı düzeyinde Alevilere ilgi görece erken bir zamanda başlamış: Alevi sözcüğü ilk kez 2011’de kurulan 61’inci hükümet programında yer almıştı. Programda ’bütün etnik gruplara, Müslim, gayrimüslim, Sünni veya Alevi, başörtülü veya başı açık, yoksul veya zengin, kadın veya erkek, engelli, engelsiz, şu veya bu siyasi görüşten tüm vatandaşlara aynı nazarla bakıldığı’ yazılıydı. 2014’de kurulan 62. hükümet programında ’Alevi vatandaşların kimliklerini gizlemek zorunda kalmayacakları’ vurgulanmış ve Alevi kanaat önderleriyle görüşülerek sorunların çözümü için çalışılacağı; hükümetin Yeni Türkiye’yi inşa misyonu doğrultusunda diğer toplumsal kesimler gibi, Alevi vatandaşlarımızın da inanç-kültür temelli taleplerini karşılamayı hedeflediği yazilmıştı. 64. hükümet programında Cemevlerine hukuki statü tanınacağı; 65. hükümet programında ’farklılıkların, zenginliğimiz olduğu, tüm vatandaşların inancı, dili, kültürü, değerleri, yaşam tarzı ve diğer tüm farklılıklarına saygı gösterileceği belirtilmişti. Özetle hükümet programlarında inanç özgürlüklerine yer verilmiş ayrıca 62. 64. ve 65. hükümet programlarında Alevilerle ilgili spesifik vurgular yer almıştı.
Bütün olarak bakıldığında AKP ve hükümetlerinin Alevilere yönelik söylemleri gerilimlerle yüklüydü ve çok şey soyleyip hic bir şey yapmamıştı. İki yıl Alevi Çalıştayları yapıldığı halde hükümet programında Aleviler yoktu mesela. Aleviliğin parti ve hükümet metinlerine girmesi de konjoktürle veya partiyi o dönem yöneten ekiplerin tercihiyle ilgili olabilirdi. 2009-2010 yıllarındaki Alevi Çalıştayları bile devletin değil ’Alevilerin yükümlülüklerine’ işaret ederek bitmişti. Final raporunda ’bu yükümlülükler hiçbir şekilde muğlâklığa izin vermeyen bir netlikle, tam bir yetkinlik içinde inanç alanının açıklıkla ortaya konulmasını gerektirmektedir’ diyordu. Yani ’Aleviliğin ne olduğu konusunda kendi aranızda anlaşın gelin’ mealinde bir şeydi bu. Sanki bütün diğer inançlarda herkesin mutabakatı varmış da bir tek Aleviler de yokmuş gibi. Ne tuhaf!
Yirmi yıl sonra, bugün bile parti ve hükümet üyelerinin Cemevlerini dolaşarak ’ne sorununuz var’ diye sormaları bambaşka bir tuhaflik. Çünkü Aleviler, soru sorulması değil, sorularına cevap verilmesi gereken bir durumdadırlar. Soruların muhatabı da AKP ve hükümetlerdir. Bir uzun soru listesi çıkacagi kesin ama mesela iki yıl boyunca Alevi Çalıştayları yapıp, bundan Alevilerin kendi aralarında anlaşmaları gerektiği gibi bir sonuç çıkaran akla ne denebilir? Hükümet programına cemevlerine yasal statü vereceğiz diye yazdıktan sonra tek bir yasal düzenleme dahi yapmamak nasıl açıklanabilir? AİHM’in iç hukuku bağlayan Cemevleri ibadethanedir ve zorunlu din dersi insan hakkı ihlalidir kararları AKP hükümetleri için bağlayıcı değil midir? Daha güncel bir soru da sorulabilir mesela ’Bir Alevi Cumhurbaşkanı olabilir mi?’ vb. sorular cok. Sahi bugün AKP ve hükümetin Alevilere dair politikası nedir, bilen var mı?
KAYNAK: https://www.birgun.net/haber/akp-hukumet...ler-400930
Forum:
Alevi Haber
Yorum
Yorum Yok
Yazar:
donanma44
Bugün (13 Ağustos) AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Nevşehir’de Hacı Bektaş Veli’nin Hakk’a yürüyüşünün 751. Yıldönümü Anma Programı’na katılacak. Ancak Alevi örgütleri, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hacı Bektaş Veli Dergâhı’na yapacağı ziyarete ilişkin dün bir açıklama geldi. Bu ziyareti samimi bulmadıklarını söyleyen Alevi örgütleri, ’Yol yakınken kararından dönmesini istiyoruz’ açıklamasını yaptı. Haber Hafta Sonu’nda bu akşam açıklama yapan vakıflardan biri olan Alevi Vakıfları Federasyonu’nun Genel Başkanı Haydar Baki Doğan yapılan açıklamayı ve Erdoğan’ın cemevleri ziyaretinin anlamını değerlendirdi.
Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) bugün Yozgat’ta üçüncü mitingini yapıyor. Haber Hafta Sonu’nun bir diğer konukları Medyascope muhabirleri Cansu Timur ve Furkan Erdem DEVA Partisi’nin mitinginden izlenimlerini aktardı.
KAYNAK: https://medyascope.tv/2022/08/13/haber-h...-yozgatta/
Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) bugün Yozgat’ta üçüncü mitingini yapıyor. Haber Hafta Sonu’nun bir diğer konukları Medyascope muhabirleri Cansu Timur ve Furkan Erdem DEVA Partisi’nin mitinginden izlenimlerini aktardı.
KAYNAK: https://medyascope.tv/2022/08/13/haber-h...-yozgatta/
Forum:
Alevi Haber
Yorum
Yorum Yok
Hoşgeldin, Ziyaretçi
Forumda Ara
Forum İstatistikleri
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 336 aktif kullanıcı var.
Applebot, Bing, Facebook, Google, Twitter, Yandex
(0 Üye - 330 Ziyaretçi)
Son Yazılanlar
Ankara Bahçelievler çilin...
Son Yorum:
emekcilingir
•
Dün, 14:00
Seni hiç unutmadık, Unutm...
Son Yorum:
donanma44
•
05/08/2026, 15:07
Müzik Yayın İzin Belgesi ...
Son Yorum:
donanma44
•
22/07/2026, 01:53
Alevi oldukları için öldü...
Son Yorum:
donanma44
•
19/07/2026, 19:19
3. Alevilik ve Bektaşilik...
Son Yorum:
donanma44
•
19/07/2026, 19:15
Van MYK Belgesi Nereden v...
Son Yorum:
donanma44
•
19/07/2026, 19:09
Ağrı MYK Belgesi: Artun B...
Son Yorum:
donanma44
•
25/06/2026, 23:35
Kübra Par, Alevilerle ilg...
Son Yorum:
donanma44
•
03/06/2026, 00:52
Alevi ve Bektaşi Öğrencil...
Son Yorum:
donanma44
•
03/06/2026, 00:48
Alevi örgütlerinden Kılıç...
Son Yorum:
donanma44
•
27/05/2026, 23:00