You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Yazar: donanma44
[Resim: kubra-par-alevilerle-ilgili-sozlerinden-...52_amp.jpg]
CHP Genel Başkanı Özgür Özel'e ait eski görüntülerin yeniden gündeme gelmesinin ardından tv100 Ana Haber sunucusu Kübra Par'ın Alevi inancına ilişkin sözleri kamuoyunda tartışma yarattı. Alevi dernek ve vakıflarının sert tepkisi üzerine Par, kullandığı ifadelerin hatalı ve mesnetsiz olduğunu belirterek canlı yayında Alevi vatandaşlardan özür diledi.


CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in, Kamer Genç'in mezarı başında rakı içtiği anlara ait yaklaşık beş yıl önce çekilmiş görüntülerin yeniden gündeme gelmesi kamuoyunda tartışmalara neden oldu. Tartışmalara tv100 Ana Haber sunucusu Kübra Par da canlı yayında yaptığı açıklamayla dahil oldu.

TARTIŞMA YARATAN İFADELER
Kübra Par, canlı yayında yaptığı değerlendirmede, "Alevi inancında dedelerin mezarına şarap dökme geleneği olduğuna dair iddialar var" ifadelerini kullandı. Bu sözler kısa sürede sosyal medyada geniş yankı uyandırdı.

ALEVİ KURUMLARINDAN SERT TEPKİ
Alevi dernek ve vakıfları ile çok sayıda Alevi vatandaş, söz konusu ifadeleri "asılsız, incitici ve hedef gösterici" olarak nitelendirdi. Alevi kurum temsilcileri, bu tür bir ritüelin Alevi inancında hiçbir karşılığı olmadığını vurguladı.

CANLI YAYINDA ÖZÜR DİLEDİ
Gelen tepkilerin ardından Kübra Par, tv100 ekranlarında canlı yayında açıklama yaparak özür diledi. Kullandığı ifadelerin hatalı olduğunu kabul eden Par, sözlerinin maksadını aştığını söyledi.

"MESNETSİZ BİR GENELLEME YAPTIM"
Par açıklamasında, "Kamer Genç'in mezarı başında içki içilmesi meselesinden bahsederken, kulaktan dolma şekilde bazı inanç gruplarında böyle bir ritüel olduğuna dair bir ifade kullandım. Bu sözüm ne yazık ki maksadını aştı. Böyle mesnetsiz bir genelleme yapmam doğru değildi. Niyetim Alevi vatandaşlarımızı incitmek değildi. İncittiğim tüm Alevi vatandaşlarımızdan özür diliyorum" ifadelerine yer verdi.

KAYNAK: https://www.sondakika.com/politika/haber...-19374940/
Forum: Alevi Haber
Yorum Yorum Yok
Yazar: donanma44
Milli Eğitim Bakanı Tekin, Alevi ve Bektaşi çocukları için din kültürü dersi hazırlandığını açıkladı.

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeliyle beraber, Alevi ve Bektaşi vatandaşlarımızın çocuklarının dini inançlarını öğrenebilecekleri bir din kültür ve ahlak bilgisi dersi kurguladık." dedi.


Bakan Tekin, Erzurum'da Hz. İmam Hüseyin Erzurum Cemevi'ni ziyaretinde, katılımcılara, kendileriyle olmanın mutluluğunu yaşadığını söyledi.


[Resim: bakan-tekin-erzurum-da-hz-imam-huseyin-e...48_amp.jpg]

Bir dönemler beraber yaşanan "millet-i sadıka" diye bilinen milletlerin cetvelle çizilen devletlere dönüştürüldüğünü hatırlatan Tekin, "Bugüne kadar maalesef vatandaşlar arasında, hiç ayrım gözetmeden herkes için, bütün vatandaşlar için birlik ve beraberliği engelleyecek, vatandaşlar arasında inancı, itikadı, etnik kimliği açısından bir düşmanlık kültürünü sürekli canlı tutacak virüsler, bir şekilde bu coğrafyada güçlü bir devlet olarak var olmamızı istemeyen yapılar tarafımızdan içimize enjekte edildi." dedi.


Bugün hala bu şekilde kurgulanan devlet yapılarının içerisinde barışın hukuk devletinin tesis edilmesinin mümkün olamayacağını vurgulayan Tekin, şunları kaydetti:


"Çok şükür Türkiye Cumhuriyeti Devleti Kurtuluş Savaşı ile bir ulus devlet kurgusuyla üniter bir devlet yapısıyla bugüne kadar geldi. Ancak cumhuriyetin ilanından bugüne kadar gelen süre içerisinde, içerimize enjekte edilen virüslerin ülkemizi bölebileceği veya bölmesinden korkacağımız olaylar yaşadık. Bu olaylar zaman zaman dini inançları sebebiyle insanları birbirlerine düşman ettiler. Veysel'in şiirindeki 'Alevi Sünnilik nedir, menfaattir varvarası' ifadesi aslında tam da bunu ifade ediyor. Umurlarında bile değil insanların Alevi ya da Sünni olduğu. Önemli olan onlar açısından kendi çıkarlarını, kendi politikalarını devam ettirecek şekilde birlik ve beraberlik duygusunu bölmek, parçalamak."
Tekin, bunun bazen etnisite üzerinden husumet tohumlarının sokulmaya çalışıldığını ifade ederek, bu tohumlardan bazen Türkler, Kürtler, Aleviler, Sünnilerin zarar gördünü kaydetti.


Bakan Tekin, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Geçmişe dönüp baktığımızda bunun muhasebesini yapmanın hiçbir faydası yok. Kim daha çok zarar gördü, kim daha az zarar gördü? Ama net olan bir şey var. Bu ülkenin birlik ve beraberliğinin güçlü olmasının, bu ülkede milli birlik şuurunun güçlenmesini istemeyen insanlar hep kazandılar. Bu ülke 12 Eylül öncesini yaşadı. Günahsız insanların birbirlerine silah çektikleri, silah çekecek husumetlerin içlerine yerleştirildiği ortamları yaşadık. Biz bu ülkede etnik kimliğinden dolayı insanların ötekileştirildiği bir dönemi gördük. Biz bu ülkede nüfus cüzdanında nüfusa kayıtlı olduğu il sebebiyle husumetle karşı karşıya kalan farklı gruplardan insanların olduğu dönemleri yaşadık. Biz bu ülkede insanların dini inancı sebebiyle başını örttüğü için kamusal hizmetlerin alınması noktasında ötekileştirildiği insan yerine konulmadığı 28 Şubat gibi dönemleri gördük. 2001 yılında AK Parti kurulurken Sayın Cumhurbaşkanımız bu anlamda yola çıkarken bütün bu geçmişte yaşanan ötekileştirici, ayrıştırıcı, etnik ya da dini kimlikleri sebebiyle insanlar arasında farklı muamele yapan, insanların dini ile inançlarını yaşamasını yasaklayan bütün bu yapıyla topyekün mücadele edecek bir program ortaya koyduk."


Anlattıklarının sembolik bir şey olmadığına değinen Tekin, "Bir örnek olsun diye söyleyeyim, 3 Kasım 2002 günü Türkiye'de seçimler yapıldı. Üzerinden 15 gün geçtikten sonra 18 Kasım'da AK Parti'nin ilk hükümeti kuruldu. 30 Kasım 2002 günü yani hükümet kurulduktan 12 gün sonra bu hükümetin ilk bu anlamdaki icraatı OHAL uygulamasının kaldırılması oldu. Terör sebebiyle uygulanan baskıların boşaltılan köylerin tüm bunların sebebi haline dönüşen bir uygulamayı, antidemokratik bir uygulamayı kaldırdık. Bunu yaparkenki hedefimiz de işte biraz önce söylediğim o milli birlik ve beraberliği tesis etmek." diye konuştu.


"18 tane farklı lehçeden okullarımızda çocuklarımıza ana dillerini öğretiyoruz"


Anlattıklarının gençlere çok farklı gelebileceğini ifade eden Tekin, "Bu ülkede AK Parti hükümetinden önce Ahmet Kaya Kürtçe şarkı söylediği için magazin dünyasında o bugün bize demokrasi pazarlığı yapan, bize demokrasi pazarladığını iddia eden büyük sanatçılar tarafından linç edildi Ahmet Kaya. AK Parti böyle bir zemin üzerinde kuruldu ve bugün gelinen noktada devlet okullarında isteyen çocuklar Kürtçe eğitim alabiliyorlar. İsteyen çocuklar dışarıda özel kurslarda Kürtçe öğrenebiliyorlar. Bu sadece etnik kimlikler üzerinden yürümedi ve sadece Kürtler üzerinden de yürümedi. 18 tane farklı lehçeden okullarımızda çocuklarımıza ana dillerini öğretiyoruz." şeklinde konuştu.


Tekin, 2011 yılından itibaren bilhassa din, kültür ve ahlak bilgisi kitaplarında Alevi ve Bektaşi vatandaşları ötekileyen, ayrıştıran bütün ifadelerin müfredattan çıkarıldığını işaret etti.


Bakan Tekin, şöyle devam etti:
"Türkiye Yüzyılı Maarif Modeliyle beraber, Alevi ve Bektaşi vatandaşlarımızın çocuklarının dini inançlarını öğrenebilecekleri bir din kültür ve ahlak bilgisi dersi kurguladık. Yine Sayın Cumhurbaşkanımızın ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin çok yoğun gayretleriyle Cumhuriyet tarihinde ilk defa Alevi ve Bektaşi vatandaşlarımızın problemleriyle ilgilenen bir başkanlık kurduk. AK Parti iktidarları boyunca, yerel yönetimler, işte burası bir örneği.
Bulundukları illerde AK Partili belediye başkanları bulundukları illerde Alevi Bektaşi vatandaşlarımızın dini inançlı ibadetlerini ihtiyaçlarını giderebilecekleri cemevleri yapmaya gayret ettiler. Bugün bütün bu çabalar Alevi Bektaş Cemevi Başkanlığı'nın uhdesinde yürüyor. Derdimiz şu, ben bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bu ülkede yaşayan herkesin birleştirici, bizi bir arada tutan, birleştirici unsurlar etrafında bir araya gelmesinin düşmanlarımızı çatlatacağına inanıyorum."


"Hep beraber milli birliğimize, bizi bir arada tutan değerlerimize sımsıkı sarılalım"


Birlikte olunmakla düşmanların beklediği sürecin boşa çıkacağına inandığını vurgulayan Tekin, sözlerini şöyle tamamladı:


"Hep beraber milli birliğimize, bizi bir arada tutan değerlerimize sımsıkı sarılalım. Bakın bunu yaptığımızda şunu göreceksiniz, şu an yaşadığımız coğrafya çok metanetli bir coğrafya. Bu coğrafyada birbirine kenetlenmiş insanların oluşturduğu bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti gerçekten dünya siyasetine yön veren, önümüzdeki yüzyılı Türkiye Yüzyılı yapabilecek kudretli bir ülke olacaktır. Dün Osmaniye'deydik. Asrın felaketi sonrası devlet, millet el ele yaptığımız şeyleri hem vatandaşlarımızla paylaştık hem de acıları bir kez daha andık. Tekrar ben bir daha başsağlığı diliyorum. Allah rahmet eylesin. Mekanları cennet olsun. Devlet Bahçeli Bey konuşmasını bitirirken, sayın Cumhurbaşkanımızı kürsüye davet ederken 'bölge lideri' ifadesini kullandı. Bu çok önemli.


Bunların hayata geçmesi için hem Sayın Cumhurbaşkanımızın hem Sayın Devlet Bahçeli'nin ısrarla altını çizdiği iç cepheyi güçlendirmek, aramıza ekilen nifak tohumlarını ortadan kaldırmak o da vatandaş olarak vatandaş Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşı olarak bizim vazifemiz. Biz bunun için çaba sarf ediyoruz. Bunun için ben 2,5 yıldır Milli Eğitim Bakanı olarak gittiğim her toplantıda, her ilde mutlaka Alev Bektaşi canlarımızla oturuyoruz, sohbet ediyoruz. Ankara'da bu konuda çalıştaylar organize ettik. Bu konuda neler yapılması gerektiğine dair ben Milli Eğitim Bakanı olarak atılması, atmam gereken adımlarla ilgili olarak istişareler yapıyoruz. Derdimiz, meramımız altında, gölgesinde yaşamaktan, üzerimizde dalgalanmasından gurur duyduğumuz, onur duyduğumuz Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bayrağını çok daha güçlü bir şekilde gelecek kuşaklara yaşattıracak bir devleti hep beraber inşa etmek. Bugün de bu vesileyle buradayız."


Dede Seyit Mahmut Baba birlik duası ettiği, cemevi dedesi Kenan Yıldırım'ın deyiş yaptığı programda Bakan Tekin'e plaket ve bağlama hediye edildi.


Kaynak: AA
Forum: Alevi Haber
Yorum Yorum Yok
Yazar: donanma44
Cumhuriyet Halk Partisi’ne mahkeme tarafından verilen 'Mutlak butlan' kararına Alevi sivil toplum örgütleri tepki gösterirken verilen kararın “İktidarın yargı eliyle siyaseti dizayn etme hamlesidir. Bu karar, demokratik siyasete, açık bir yargı darbesidir” açıklaması yapıldı.
Alevi Bektaşi Federasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonun yaptığı açıklamalarda verilen butlan kararıyla “seçim hukukunun temel ilkelerinin ve Anayasal sistemin” yok sayıldığına dikkat çekildi. Alevi sivil toplum örgütleri Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik gerçekleştirilen butlan kararı ile yaşanan hukuk darbesine karşı mücadele edeceklerini belirtti. 
"DEMOKRASİ İLE OTOKRASİ ARASINDA TERCİH NOKTASINDAYIZ"
Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan:
Demokrasinin en temel ilkelerinden biri, halkın kendi iradesi ile seçtiği yöneticilerin meşruiyetine saygı duyulmasıdır. Sandıkta, milletin iradesi ile ortaya çıkan tercihleri yargı eliyle tartışmalı hale getirmek veya yok saymak; hem demokratik değerleri yok saymak, hem de demokratik düzene doğrudan müdahaledir. Yargının bağımsızlığını tasfiye ederek, onu iktidarın politik mühendislik aracına dönüştüren bu anlayış, yalnızca muhalefeti hedef almakla kalmayıp, Türkiye’nin en temel ihtiyacı olan toplumsal barışı, demokratik siyaset zeminini ve ortak yaşam umutlarını da sabote etmektedir. Bu dava ile verilen kararı, Türkiye’nin, demokrasi ile otokrasi arasındaki tercihlerinin bir testi olarak görmek gerekmektedir. Amaç; Muhalefeti daha fazla dağınıklığa ve iç çekişmelere sürüklemektir.
Türkiye’nin ihtiyacı; hukukun üstünlüğüne dayalı, eşit yurttaşlığın, özgürlüğün, adaletin ve gerçek demokrasinin hâkim olduğu bir düzendir. Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik gerçekleştirilen hukuk darbesini de, bu çerçevede değerlendiriyor; dün olduğu gibi bugün de, demokratik siyaseti hedef alan her türlü müdahalenin karşısındayız.”
"HALK İRADESİ GASP EDİLEMEZ"
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe:
“Pir Sultan Abdal Kültür Derneği örgütlülüğü olarak ülkemizde giderek derinleşen antidemokratik uygulamaları ve siyasal müdahaleleri bugüne kadar savunduğumuz laik, demokratik hukuk devleti çizgisinden geri adım atmadan; halk iradesinin gasp edilmesine, siyasi partilerin ve toplumsal muhalefetin yargı eliyle dizayn edilmesine karşı mücadelemizi sürdüreceğimizi bir kez daha ifade ediyoruz. Türkiye’nin ihtiyacı; hukukun siyasetin aparatı haline getirildiği bir düzen değil, eşit yurttaşlığın, özgürlüğün, adaletin ve gerçek demokrasinin hâkim olduğu bir düzendir. Laiklikten, eşitlikten, özgürlükten ve halk iradesinden yana olan tüm toplumsal kesimlerle dayanışma içinde olmaya devam edeceğiz.”
"DAYANIŞMA İÇİNDE OLACAĞIZ"
Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Muharrem Erkan:
“Yüksek Seçim Kurulu tarafından kesinleştirilmiş bir kurultayın, sonradan mahkeme kararıyla hükümsüz hale getirilmeye çalışılması; seçim hukukunun temel ilkelerini yok saymak anlamına gelmektedir. Bu durum yalnızca siyasal bir tartışma değil, aynı zamanda anayasal düzenin işleyişine yönelik ciddi bir müdahaledir. Demokrasinin en temel ilkesi, halkın özgür iradesiyle yaptığı tercihlere saygı duyulmasıdır. Sandıkta ortaya çıkan halk iradesini yargı kararlarıyla tartışmalı hale getirmek ya da yok saymak; demokratik değerleri zedeleyen ve siyasal meşruiyeti hedef alan bir anlayışın ürünüdür. Anayasamızın verdiği yetkiyle görev yapan Yüksek Seçim Kurulu’nun iradesinin fiilen yok sayılması, anayasal kurumların etkisizleştirilmesi anlamına gelmektedir. Bir ülkede anayasanın hükümleri ve kurumları işlevsiz hale getirildiğinde, hukuk düzeni de ağır biçimde yara alır. Laiklikten, eşitlikten, özgürlükten, hukukun üstünlüğünden ve halk iradesinden yana olan tüm toplumsal kesimlerle dayanışma içinde olmaya devam edeceğiz.”
"DEMOKRASİMİZE VURULMUŞ BİR DARBEDİR"
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez:
“CHP’nin 38’ci olağan seçimli kurultayı sonrasında muhalefetin yükselişini ve yerel seçimlerin birinci partisi olmasını sindiremeyen AKP’nin kaybettiği belediyelere kayyım atayarak seçmenin iradesini gasp etmesini, belediye başkanları ve yöneticilerini, öğrencileri, gazetecileri, sendikacıları tutuklamasını ve nihayetinde tedbirli mutlak butlan girişimlerini kabul etmiyoruz. Demokrasinin sağlıklı işlemesi için özgürlükler ve hukuk devleti birlikte var olmalıdır. Yargı eliyle halkın iradesini hiçe sayarak siyasete yön vermeye çalışan, seçimleri ve sandığı kabul etmeyen bu hukuksuz durum demokrasimize vurulmuş en büyük darbedir. Bu mesele sadece CHP’nin değil sandık iradesinin, hukuk devletinin ve Türkiye demokrasisinin meselesidir. Demokrasiye, sandığa ve hukuk devletine sahip çıkmak yalnızca bir siyasi partiyi değil Türkiye’nin ortak geleceğini, toplumsal barışını ve seçmenin iradesini savunmaktır. Hak, hukuk ve halk iradesinin yanında durmak yalnızca siyasal bir tavır değil, toplumsal vicdanın gereğidir.”

KAYNAK: https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/al...ir-2506136
Forum: Siyaset
Yorum Yorum Yok
Yazar: donanma44
Türkiye'de kalfalık belgesi, Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) bünyesindeki Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) tarafından verilmektedir. Bu belgeyi alabilmek için adayın mevcut durumuna ve iş deneyimine göre belirlenmiş iki temel yöntem bulunur: Denklik Yoluyla (doğrudan sınava girerek) veya Çıraklık Eğitimi Yoluyla.

https://www.artunbelgelendirme.com.tr/kalfalik-belgesi/

1. Denklik Yoluyla Kalfalık Belgesi Alma (Doğrudan Sınav)
Belgelendirmek istediğiniz meslek dalında geçmişe yönelik resmi bir iş deneyiminiz veya kurs geçmişiniz varsa, uzun süreli bir eğitim sürecine katılmadan doğrudan sınavlara girerek belge sahibi olabilirsiniz.
Başvuru Şartları:
  • Yaş Sınırı: En az 22 yaşını bitirmiş olmak.
  • Eğitim Durumu: En az ortaokul veya imam-hatip ortaokulu mezunu olmak (1996-1997 eğitim-öğretim yılı öncesinde mezun olanlar için ilkokul diploması da geçerlidir).
  • Mesleki Deneyim: İlgili meslek alanında çalıştığını SGK / Bağ-Kur prim dökümü ile belgelemek ya da MEB onaylı mesleki kurs belgelerine/üçüncü seviye MYK (Mesleki Yeterlilik Kurumu) belgesine sahip olmak.
  • Not: Hizmet dökümü hesaplamalarında 18 yaşın altındaki sigorta prim günleri dikkate alınmaz. SGK dökümünde ilgili meslek kodunun (ISCO) yer alması sürecin doğrulanmasını kolaylaştırır.

2. Çıraklık Eğitimi Yoluyla Kalfalık Belgesi Alma (MESEM Programı)
Mesleğe dair resmi bir çalışma geçmişi (SGK primi) bulunmayanlar veya ilgili mesleği sıfırdan öğrenerek akademik bir akışla ilerlemek isteyenler bu yöntemi tercih eder.
Süreç Nasıl İşler?
  • Kayıt: Yaş sınırı olmaksızın (en az ortaokul mezunu olmak şartıyla) en yakın Mesleki Eğitim Merkezine kayıt olunur ve bir işletme ile çıraklık sözleşmesi imzalanır.
  • Eğitim Düzeni: Haftanın 1 günü okulda teorik eğitim, geriye kalan 4 veya 5 günü ise sözleşme imzalanan iş yerinde pratik (uygulamalı) eğitim alınır.
  • Süre: Çıraklık eğitimi meslek dalına göre genellikle 3 yıl sürmektedir. Bu süreyi başarıyla tamamlayanlar kalfalık sınavına girme hakkı kazanır.

Başvuru İçin Gerekli Belgeler Nelerdir?
Başvurular, fiziki olarak en yakın MESEM müdürlüklerine veya e-MESEM sistemi üzerinden online olarak yapılabilir. Talep edilen standart evraklar şunlardır:
  • Başvuru Formu: MESEM’den temin edilen ya da sistem üzerinden doldurulan Ek-1 (Sınavla Denklik) başvuru formu.
  • Kimlik Belgesi: Nüfus cüzdanı / T.C. kimlik kartı aslı ve fotokopisi.
  • Öğrenim Belgesi: Diploma veya öğrenim durumunu gösteren belgenin aslı ve fotokopisi (e-Devlet'ten alınan barkodlu çıktılar geçerlidir).
  • Fotoğraf: 1 veya 2 adet biyometrik fotoğraf (arka fonu beyaz).
  • SGK Hizmet Dökümü: Denklik başvurusu yapacaklar için e-Devlet'ten alınmış barkodlu SGK tescil ve hizmet dökümü ile iş yeri unvan listesi.
  • Vergi Mükellefiyet Belgesi: Bağ-Kur tescili üzerinden başvuru yapacak olanlar için.

Kalfalık Sınavları Nasıl Yapılır?
Başvurusu onaylanan adaylar, randevu usulüyle çalışan iki aşamalı bir sınav sistemine dahil edilir:
  1. Teorik Sınav (e-Sınav): MEB'in belirlediği e-Sınav merkezlerinde bilgisayar başında çoktan seçmeli olarak gerçekleştirilir. Sınav takvimi, başvuru onayından sonra sistem üzerinden belirlenir.
  2. Beceri (Uygulama) Sınavı: Adayın başvurduğu meslek dalındaki pratik uzmanlığını kanıtladığı, MESEM bünyesindeki atölyelerde veya belirlenen koordinatör iş yerlerinde komisyon huzurunda yapılan pratik sınavdır.

Her iki sınavdan da 100 puan üzerinden en az 50 puan (5'lik sistemde 2 ve üzeri) alan adaylar başarılı kabul edilir. Başarıyla tamamlanan kalfalık belgeleri doğrudan e-Devlet sistemine işlenir; fiziksel belge beklenmeksizin barkodlu dijital çıktı alınarak resmi kurumlarda kullanılabilir.
Yorum Yorum Yok
Yazar: donanma44
Yolumuz, Hak Muhammet Ali yoludur!

Aleviliğin en önemli erkânlarının başında Musahiplik yani yol kardeşliği gelmektedir. Yol kerdeşliği; Hazreti Muhammed ile Hazreti Ali'nin dedeleri olan Abdulmuttalip ve İmam Rıza'dan kalmıştır.

Pirimiz Zöhre Ana, ALİ PİRİMDİR YOLU BİZİMDİR adlı kitabında Yol kardeşliği hakkında şunları söylemektedir:

"Şah-ı Merdan Hz.Ali'mizin buyurduğu gibi yol kardeşliği, kutsal bir ibadettir. Bu yola girmek isteyen insanlar, önce inanç ve itikatlarını tam bağlayarak yürümelidir. Önce Pir'ini sonra ibadetini ve bütün buyruklarını sıtkı sadakatle ikrar vererek, ömür boyu birbirlerini kardeş gözünden daha da ileri severek, saygı ile iyi ve kötü günlerinde her zaman birbirlerine sahip çıkmalıdır."





Pirimiz Zöhre Ana kurmuş olduğu Ehlibeyt ocağında; cem, musahip kardeşliği, görgü erkânı, muharrem ayı yas-ı matemi, ehlibeyt nikâhı ve cenaze erkânı gibi ibadet ve ritüelleri 38 yıl boyunca gerçekleştirdi. Yüce Pirimizin gaybından sonra Pirimizin evlâtları Ehlibeytimizin inanç ve ibadetlerini ZÖHRE ANA'mızın bildirdiği şekilde devam ettirmekte ve Ehlibeyt ocağımızın dumanını tüttürmektedirler...

10 Mayıs 2025, Pazar günü Pir Zöhre Ana Cemevi'mizde dört ailenin Musahip kardeşliği duaları okundu ve lokmaları verildi. Musahiplik erkânları gerçekleştirilen tüm Ehlibeyt dostlarına hayırlı olsun. Hak lokmalarınızı ve hizmetlerinizi kabul eylesin.
Musahip kardeşlerin her yıl kurbanlarını kesip, dualarını alıp, kuşaklarının bağlanması gerekmektedir!

Pir Zöhre Ana’mıza; bizlere yolumuzu, inanç ve ibadetlerimizi öğrettiği, Hak yolunun ışığını gönüllerimize nakşettiği için sonsuz minnet ve şükranlarımızı sunuyor, yüce postuna aşk ile niyaz ediyoruz.

Yüce Pirimizin kıymetli evlatlarına da; Ehlibeyt Yolumuzu yaşatıp devam ettirdikleri, birlik ve beraberlik içerisinde bizleri bir araya getirdikleri için gönülden teşekkür ediyoruz. Emeklerinizi ödeyemeyiz...

İyi ki varsınız.
Yorum Yorum Yok
Yazar: donanma44
Hantavirüs Enfeksiyonu, kemirgenlerden insanlara bulaşabilen ciddi bir viral hastalık grubudur. Hastalığa neden olan virüsler “Hantavirus” ailesindendir. En sık fare ve sıçan gibi kemirgenlerin idrarı, dışkısı ve tükürüğüyle ilişkilidir.

Hantavirüs nasıl bulaşır?
Başlıca bulaş yolları şunlardır:
  • Enfekte kemirgenlerin dışkı, idrar veya salyasının kuruyup havaya karışması ve bunun solunması
  • Fare bulunan kapalı alanların temizliği sırasında virüsün havaya kalkması
  • Kemirgenlerin ısırması
  • Virüs bulaşmış yüzeylere dokunduktan sonra ağız, burun veya göze temas etmek
  • Nadiren kontamine gıda tüketimi
Özellikle:
  • Ahır
  • Depo
  • Köy evi
  • Kullanılmayan bina
  • Odunluk
  • Çadır ve kamp alanları
gibi fare bulunan yerlerde risk artar.
İnsandan insana bulaşır mı?
Çoğu hantavirüs türünde insandan insana bulaş çok nadirdir. Ancak Güney Amerika’daki bazı türlerde sınırlı insan bulaşı bildirilmiştir. Genel olarak ana kaynak kemirgenlerdir.

Hantavirüs Belirtileri nelerdir?
İlk belirtiler grip gibi başlayabilir:
  • Ateş
  • Halsizlik
  • Kas ağrısı
  • Baş ağrısı
  • Bulantı ve kusma
İlerleyen vakalarda:
  • Nefes darlığı
  • Akciğerde sıvı birikmesi
  • Böbrek yetmezliği
  • Tansiyon düşmesi
gibi ağır tablolar gelişebilir.

Hantavirüs iki ana klinik tabloyla ilişkilidir:
  • Hantavirüs Pulmoner Sendromu
  • Hemorajik Ateş ile Seyreden Renal Sendrom
Korunmak için ne yapılmalı?
  • Fare ve kemirgenlerle teması azaltın
  • Fare dışkısını süpürmeyin; önce dezenfekte edin
  • Kapalı alanları temizlemeden önce havalandırın
  • Eldiven ve maske kullanın
  • Gıdaları kapalı saklayın
  • Kemirgen girişlerini kapatın

Önemli: Fare dışkısını kuru şekilde süpürmek veya elektrik süpürgesiyle çekmek virüsü havaya kaldırabilir.

Hanta virüs nasıl bulaşır?
Hantavirüs Enfeksiyonu genellikle kemirgenlerden insanlara bulaşır. En önemli kaynak fare ve sıçanlardır.
Başlıca bulaş yolları:
  • Enfekte farelerin idrarı, dışkısı ve salyasının kuruyup havaya karışması ve bunun solunması
  • Fare bulunan kapalı alanları temizlerken virüsün havaya kalkması
  • Kemirgenlerin ısırması
  • Virüs bulaşmış yüzeylere dokunduktan sonra elin ağız, burun veya göze götürülmesi
  • Kontamine yiyecek veya su tüketimi
Riskli ortamlar:
  • Ahırlar
  • Depolar
  • Bodrumlar
  • Kullanılmayan evler
  • Odunluklar
  • Kamp alanları
Özellikle uzun süre kapalı kalmış bir yerde fare dışkısı varsa dikkat edilmelidir.
Nasıl bulaşmaz?
  • Genellikle sıradan sosyal temasla kolay bulaşmaz.
  • Çoğu hantavirüs türü insandan insana yayılmaz.
  • Tokalaşma veya aynı ortamda kısa süre bulunmak tipik bulaş yolu değildir.
Temizlik yaparken dikkat
Fare dışkısını:
  • Süpürmeyin
  • Elektrik süpürgesiyle çekmeyin
Çünkü bu işlem virüsü havaya kaldırabilir. Bunun yerine:
  • Alanı havalandırın
  • Çamaşır suyu veya dezenfektan sıkın
  • Eldiven ve maske kullanın
  • Nemli bezle temizleyin
Belirtiler arasında ateş, kas ağrısı, halsizlik ve nefes darlığı olabilir. Şüpheli temas sonrası belirtiler gelişirse sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

Hantavirüs Türkiye’de görülüyor mu?

Evet. Türkiye’de özellikle Karadeniz bölgesinde zaman zaman vaka bildirimleri olmuştur. Tarım, ormancılık, depo işleri ve kırsal yaşamla uğraşan kişiler daha riskli gruptadır.

Yüksek ateş, nefes darlığı veya kemirgen teması sonrası ciddi grip benzeri belirtiler varsa hızlı şekilde sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

https://tr.wikipedia.org/wiki/Hantavir%C...4%9F%C4%B1
Yorum Yorum Yok
Yazar: donanma44
SGK Genelgesi 2026/11
T.C.
SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI
Sigorta Primleri Genel Müdürlüğü
Sayı : E-95474873-100100-141208920
Konu: Kısmi Süreli Çalışanlardan Borçlanma Yapanların GSS Prim İşlemleri
Tarih: 06.05.2026
GENELGE
2026/11



ÖZET:
SGK Genelgesi 2026/11’e göre, kısmi süreli çalışanlardan ay içinde 8 gün ve daha az çalışması nedeniyle eksik günleri için 60/1-g kapsamında GSS primi tahakkuk ettirilenler, bu GSS borcunu ödemeden aynı süreleri 5510 sayılı Kanunun 41/1-i bendi kapsamında %45 oranı üzerinden borçlanıp öderlerse, ödeme yapılan dönemlere ait GSS tescil ve prim tahakkukları iptal edilecektir.
Ancak borçlanma kısmen ödenmişse yalnızca ödenen süre kadar GSS tescili iptal edilecek; kalan süre için GSS yükümlülüğü devam edecektir. 60/1-c-1 kapsamındaki tesciller ise borçlanma nedeniyle iptal edilmeyecektir.
Genelgenin Amacı
SGK Genelgesi 2026/11 ile kısmi süreli veya çağrı üzerine çalışan sigortalıların, eksik günlerine ilişkin genel sağlık sigortası prim borçları ile 5510 sayılı Kanunun 41/1-i bendi kapsamında yaptıkları borçlanmalar arasındaki uygulama açıklığa kavuşturulmuştur.
Genelge özellikle, ay içinde eksik günleri nedeniyle 60/1-g kapsamında GSS tescili açılan kişilerin daha sonra bu süreleri borçlanmaları halinde, daha önce tahakkuk eden GSS primlerinin nasıl işlem göreceğini düzenlemektedir.
Temel Kural
5510 sayılı Kanunun 88. maddesi uyarınca, 4/a kapsamında sigortalı olup;
  • kısmi süreli çalışanlar,
  • çağrı üzerine çalışanlar,
  • ay içinde günün bazı saatlerinde çalışıp saat karşılığı ücret alanlar,
ay içinde 8 gün ve daha az çalışmışlarsa, eksik günlerine ait genel sağlık sigortası primlerinin 30 güne tamamlanması zorunludur.
Bu kişiler, genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişi statüsünde değillerse, gelir testi sonucuna göre;
  • 60/1-g kapsamında,
    veya

  • 60/1-c-1 kapsamında
tescil edilmekte ve eksik günlerine ilişkin GSS primi tahakkuk ettirilmektedir.
Borçlanma Yapılması Halinde Ne Olacak?
Genelgeye göre, ay içinde 30 günden az çalışan ve eksik günleri nedeniyle 60/1-g kapsamında GSS prim borcu tahakkuk ettirilen kişiler, bu GSS borcunu ödemeden daha sonra 5510 sayılı Kanunun 41/1-i bendi kapsamında kısmi süreli çalışma borçlanması yaparlarsa ve borçlanma tutarını %45 oranı üzerinden öderlerse, ödeme yapılan dönemlere ait 60/1-g kapsamındaki GSS prim borçlarını ayrıca ödemelerine gerek bulunmamaktadır.
Bu durumda;
  • 60/1-g kapsamındaki GSS tescil kaydı,
  • bu tescile bağlı GSS prim tahakkukları,
ödeme yapılan süreler yönünden iptal edilecektir.
Tam Borçlanma Ödenirse
Eksik günlerin tamamı için 41/1-i kapsamında borçlanma yapılır ve hesaplanan borçlanma tutarının tamamı ödenirse, ilgili aya ait 60/1-g tescili ve GSS prim tahakkuku tamamen iptal edilir.
Örneğin, ay içinde 7 gün çalışan ve kalan süre için 60/1-g kapsamında GSS borcu çıkarılan sigortalı, bu borcu ödemeden eksik günlerini %45 oranı üzerinden borçlanıp borçlanma tutarını öderse, ilgili aya ait 60/1-g tescili ve GSS prim tahakkuku iptal edilecektir.
Kısmi Borçlanma Ödenirse
Borçlanma tutarının tamamı değil de bir kısmı ödenirse, yalnızca ödenen tutara karşılık gelen hizmet süresi kadar 60/1-g tescili iptal edilir.
Kalan süreye ilişkin 60/1-g kapsamındaki GSS tescili ve prim yükümlülüğü devam eder.
Örneğin, eksik günleri için borçlandırılan sigortalının yaptığı ödeme yalnızca 10 günlük hizmet kazandırıyorsa, sadece 10 günlük 60/1-g tescili iptal edilecek; kalan süre için GSS tescili devam edecektir.
60/1-c-1 Kapsamında Olanlar İçin Durum
Genelgede önemli bir ayrım yapılmıştır.
Eksik sürelerinde 60/1-c-1 kapsamında tescili bulunan sigortalıların, 41/1-i kapsamında borçlanma yapmaları halinde borçlanma tutarı %39 oranı üzerinden hesaplanmaktadır.
Bu kişilerde, borçlanma yapılmış olsa bile 60/1-c-1 kapsamındaki tescil kaydı iptal edilmeyecektir.
Borçlanma İade Edilirse Ne Olacak?
Genelgeye göre, 60/1-g kapsamındaki GSS tescili, 41/1-i kapsamında yapılan borçlanma nedeniyle silinen kişiler daha sonra borçlanma tutarının iadesini talep ederse, daha önce silinen 60/1-g GSS tescil kaydı yeniden açılacaktır.
Yani borçlanma iptal edilip para iadesi alınırsa, buna bağlı olarak kaldırılmış olan GSS yükümlülüğü de yeniden doğacaktır.
Sonuç
Bu genelgeyle birlikte, kısmi süreli çalışanların aynı dönem için hem GSS prim borcu hem de hizmet borçlanması nedeniyle mükerrer ödeme yapmasının önüne geçilmektedir.
Özellikle 60/1-g kapsamında GSS borcu çıkarılan ve daha sonra 41/1-i kapsamında borçlanma yapan kişiler bakımından, borçlanma ödemesi yapılan süreler için GSS tescil ve tahakkuklarının iptal edilmesi sağlanmaktadır.


Bilindiği üzere, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 88 inci maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesinde; “3 üncü maddenin üçüncü fıkrası kapsamına girenler hariç olmak üzere; 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı olmakla birlikte, 4857 sayılı Kanunun 13 üncü ve 14 üncü maddelerine göre kısmi süreli veya çağrı üzerine çalışanlar ile ay içerisinde günün bazı saatlerinde çalışıp, çalıştığı saat karşılığında ücret alanlardan ay içerisinde sekiz gün ve daha az çalışanlar için eksik günlerine ait genel sağlık sigortası primlerinin otuz güne tamamlanması zorunludur.” hükmü yer almaktadır.
Anılan madde gereği, aylık çalışma gün sayısı 8 gün ve altında olan sigortalıların eksik günleri için genel sağlık sigortası (GSS) primlerinin 30 güne tamamlanması zorunludur. Buna göre, ay içerisinde 8 gün ve daha az çalışan sigortalılar, Kanunun 3 üncü maddesinin üçüncü fıkrası gereği genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişi statüsünde bulunmamaları halinde gelir testi sonucuna göre 60 ıncı maddenin birinci fıkrasının (g) bendi (60/1/g) veya aynı maddenin © bendinin (1) numaralı alt bendi (60/1/c-1) kapsamında tescil edilecek ve bu kişilerin kalan sürelere ait GSS primleri tahakkuk ettirilecektir.
Diğer taraftan, Kanunun “Sigortalıların borçlanabileceği süreler” başlıklı 41 inci maddesinin birinci fıkrasının (i) bendinde (41/1/i); bu bendin yürürlüğe girdiği tarihten sonraki sürelere ilişkin olmak üzere, 4857 sayılı Kanuna göre kısmi süreli iş sözleşmesi ile çalışan sigortalıların, kısmi süreli çalıştıkları aylara ait eksik süreleri borçlanabileceği; yine aynı maddenin birinci fıkrasının son cümlesinde; (i) bendi kapsamında borçlanılacak sürelere ilişkin genel sağlık sigortası primlerinin ödenmiş olması halinde, genel sağlık sigortası primi ödenmiş bu sürelere ilişkin borçlanma tutarının %39 oranı üzerinden hesaplanacağı düzenlenmiştir.
Buna göre, 30 günden az çalışması nedeniyle ay içerisindeki eksik günler için 60/1/g bendi kapsamında tescil edilerek GSS primi tahakkuk ettirilen kişilerden söz konusu GSS prim borcunu ödemeksizin Kanunun 41/1/i bendi kapsamında borçlanma talebinde bulunarak anılan madde gereğince %45 üzerinden borçlandırılan ve hesaplanan borçlanma tutarını ödeyenlerin, ödeme yaptığı dönemlere ait 60/1/g bendi kapsamındaki prim borçlarını ödemelerine gerek bulunmamaktadır.
Bu doğrultuda, ay içerisinde 30 günden az çalışması bulunması nedeniyle kendisine 60/1/g bendi kapsamında tescil açılan kişilerden bu borcu ödemeksizin Kanunun 41/1/i bendi kapsamında borçlanma talebinde bulunarak %45 üzerinden hesaplanan borçlanma tutarını ödeyenlerin, ödeme yapılan dönemlere ait GSS tescil kayıtları ve buna ait GSS prim tahakkukları iptal edilecektir.
Örnek-1: Bir işverenin yanında kısmi süreli iş sözleşmesi ile çalışan aynı zamanda genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişi statüsünde bulunmayan sigortalı A ocak ayı içerisinde 7 gün çalışmıştır. Bu çalışma nedeniyle, 2026/Ocak ayına ilişkin 60/1/g bendi kapsamında tescil edilerek eksik günlerine ait GSS primleri tahakkuk ettirilmiştir. Sigortalı A’nın bu borcu ödemeksizin daha sonra ocak ayına ait eksik günlerini 15.05.2026 tarihinde Kanunun 41/1/i bendi kapsamında %45 üzerinden borçlanması ve hesaplanan borçlanma tutarını ödemesi halinde 2026/Ocak ayına ilişkin 60/1/g kapsamındaki tescil kaydı ile bu aya ait GSS prim tahakkukları iptal edilecektir.
Örnek-2: Bir işverenin yanında kısmi süreli iş sözleşmesi ile çalışan aynı zamanda genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişi statüsünde bulunmayan sigortalı B 2026/Şubat ayı içerisinde 5 gün çalışmıştır. Bu çalışması nedeniyle 2026/Şubat ayına ilişkin 60/1/g bendi kapsamında tescil edilerek eksik günlerine ait GSS primleri tahakkuk ettirilmiştir. Sigortalı B bu borcu ödemeksizin daha sonra 2026/Şubat ayına ait eksik günlerini 18.05.2026 tarihinde Kanunun 41/1/i bendi kapsamında %45 üzerinden borçlandırılmış ancak hesaplanan borçlanma tutarının tamamını ödememiştir. Ödediği tutar ile 10 günlük hizmet kazanması nedeniyle sigortalı B’nin 2026/Şubat ayında 10 günlük 60/1/g kapsamındaki tescil kaydı iptal edilecek, kalan süreye ait 60/1/g kapsamındaki GSS tescil kaydı ise devam edecektir.
Örnek-3: Bir işverenin yanında kısmi süreli iş sözleşmesi ile çalışan ve eksik sürelerinde 60/1/c-1 alt bendi kapsamında tescili olan sigortalı C, 2026/Ocak ayı içerisinde 7 gün çalışmıştır. Bu çalışması nedeniyle 2026/Ocak ayına ait eksik günlerini 04.05.2026 tarihinde Kanunun 41/1/i bendi kapsamında borçlanmak istediğinde %39 üzerinden borçlandırılarak, borçlanma tutarının tamamını ödemiştir. Sigortalı C’nin 2026/Ocak ayına ilişkin 60/1/c-1 kapsamındaki tescil kaydı iptal edilmeyecektir.
Bu Genelge doğrultusunda 60/1/g bendi kapsamındaki genel sağlık sigortası tescili, Kanunun 41/1/i bendi kapsamında borçlanma talebinde bulunarak %45 üzerinden hesaplanan borçlanma tutarını ödemesi nedeniyle silinenlerin daha sonra borçlanma tutarının iadesini talep etmesi halinde; daha önce silinen genel sağlık sigortası tescil kaydı yeniden açılacaktır.
Örnek-4: Bir işverenin yanında kısmi süreli iş sözleşmesi ile çalışan aynı zamanda genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişi statüsünde bulunmayan sigortalı D 2026/Şubat ayı içerisinde 7 gün çalışmıştır. Bu çalışması nedeniyle 2026/Şubat ayına ilişkin 60/1/g kapsamında tescil edilerek eksik günlerine ait GSS primleri tahakkuk ettirilmiştir. Sigortalı D bu borcu ödemeksizin daha sonra şubat ayına ait eksik günlerini 04.05.2026 tarihinde Kanunun 41/1/i bendi kapsamında %45 üzerinden borçlanmış, hesaplanan borçlanma tutarının tamamını ödemiş ve 60/1/g tescili silinmiştir. Sigortalı D’nin söz konusu borçlanma tutarının iadesini talep etmesi halinde daha önce silinen tescil kaydı yeniden açılacaktır.
Bilgilerini ve gereğini arz/rica ederim.
Yunus ELİTAŞ
Kurum Başkanı




FAQ – Sık Sorulan Sorular
SGK Genelgesi 2026/11 Hangi Konuyu Düzenliyor? SGK Genelgesi 2026/11, kısmi süreli çalışanların eksik günleri nedeniyle oluşan genel sağlık sigortası prim borçları ile bu süreler için yapılan 41/1-i kapsamındaki borçlanma işlemlerinin nasıl değerlendirileceğini düzenlemektedir.
Kısmi Süreli Çalışanların GSS Primini 30 Güne Tamamlama Zorunluluğu Var Mı? Evet. 4/a kapsamında sigortalı olup kısmi süreli veya çağrı üzerine çalışanlardan, ay içinde 8 gün ve daha az çalışanların eksik günlerine ait genel sağlık sigortası primlerinin 30 güne tamamlanması zorunludur.
Ay İçinde 8 Gün Ve Daha Az Çalışanlar Hangi Kapsamda Tescil Edilir? Bu kişiler, genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişi statüsünde değillerse gelir testi sonucuna göre;
60/1-g kapsamında, veya 60/1-c-1 kapsamında tescil edilirler.
60/1-g Kapsamında GSS Borcu Çıkan Kişi Sonradan Borçlanma Yaparsa Ne Olur? Ay içinde eksik günleri nedeniyle 60/1-g kapsamında GSS primi tahakkuk ettirilen kişi, bu GSS borcunu ödemeden 5510 sayılı Kanunun 41/1-i bendi kapsamında borçlanma yapar ve borçlanma tutarını %45 oranı üzerinden öderse, ödeme yaptığı dönemlere ait 60/1-g kapsamındaki GSS prim borcunu ayrıca ödemesine gerek yoktur.
Borçlanma Tutarının Tamamı Ödenirse GSS Borcu Silinir Mi? Evet. Borçlanma tutarının tamamı ödenirse, ilgili döneme ait 60/1-g kapsamındaki GSS tescil kaydı ve GSS prim tahakkukları iptal edilir.
Borçlanma Tutarı Kısmen Ödenirse Ne Olur? Borçlanma tutarının tamamı değil, bir kısmı ödenirse yalnızca ödenen tutara karşılık gelen hizmet süresi kadar 60/1-g tescili iptal edilir. Kalan süreye ait GSS tescili ve prim borcu devam eder.
60/1-c-1 Kapsamında Tescilli Olanların Kaydı Borçlanma Nedeniyle İptal Edilir Mi? Hayır. Eksik sürelerinde 60/1-c-1 kapsamında tescili bulunan sigortalıların 41/1-i kapsamında borçlanma yapmaları halinde, 60/1-c-1 kapsamındaki tescil kaydı iptal edilmez.
41/1-i Kapsamındaki Borçlanma Hangi Oran Üzerinden Hesaplanır? Genelgeye göre, 60/1-g kapsamındaki GSS prim borcu ödenmeden yapılan borçlanmalarda borçlanma tutarı %45 oranı üzerinden hesaplanır.
GSS primi ödenmiş süreler için borçlanma yapılması halinde ise borçlanma tutarı %39 oranı üzerinden hesaplanır.
GSS Borcu Ödenmeden Borçlanma Yapmak Mümkün Mü? Evet. Genelgede, 60/1-g kapsamında GSS prim borcu bulunan kişilerin bu borcu ödemeden 41/1-i kapsamında borçlanma talebinde bulunabileceği ve borçlanma tutarını ödemeleri halinde ilgili döneme ait GSS tescil ve tahakkuklarının iptal edileceği açıklanmıştır.
Borçlanma Ödemesi Sonradan İade Alınırsa Ne Olur? Borçlanma nedeniyle daha önce silinen 60/1-g kapsamındaki GSS tescil kaydı, borçlanma tutarının iadesinin talep edilmesi halinde yeniden açılır.
Bu Düzenleme Kimleri İlgilendiriyor? Bu düzenleme özellikle;
kısmi süreli çalışanları,
çağrı üzerine çalışanları,
ay içinde 8 gün ve daha az çalışanları,
eksik günleri nedeniyle 60/1-g kapsamında GSS borcu çıkanları,
bu eksik süreleri 41/1-i kapsamında borçlanmak isteyenleri
ilgilendirmektedir.
Aynı Dönem İçin Hem GSS Primi Hem Borçlanma Ödemesi Yapılacak Mı? 60/1-g kapsamında GSS borcu bulunan kişi, aynı süreleri 41/1-i kapsamında %45 oranı üzerinden borçlanıp öderse, ödeme yapılan dönemlere ait GSS prim borcunu ayrıca ödemeyecektir.
Genelgenin Uygulamadaki En Önemli Sonucu Nedir? Genelgenin en önemli sonucu, kısmi süreli çalışanların aynı eksik süre için hem GSS primi hem de borçlanma bedeli ödemesinin önüne geçilmesidir.
Kısmi Süreli Çalışan 7 Gün Çalışmışsa Ne Olur? Ay içinde 7 gün çalışan ve bakmakla yükümlü olunan kişi statüsünde bulunmayan sigortalı için eksik günlere ilişkin 60/1-g kapsamında GSS tescili yapılır. Bu kişi daha sonra eksik günlerini 41/1-i kapsamında %45 oranı üzerinden borçlanıp öderse, ilgili aya ait 60/1-g tescili ve GSS prim tahakkuku iptal edilir.
Eksik Gün Borçlanması Tamamlanmazsa GSS Borcu Tamamen Silinir Mi? Hayır. Borçlanma ödemesi yalnızca belirli bir hizmet süresine karşılık geliyorsa, sadece o süre kadar GSS tescili iptal edilir. Kalan süre için GSS borcu devam eder.

https://www.alomaliye.com/2026/05/07/sgk...i-2026-11/
Yorum Yorum Yok
Yazar: donanma44
?? Bağımsızlığın Sesi, Çocukların Gülüşü: 106 Yıllık Emanet! ??

Bugün sadece bir bayramı kutlamıyoruz; biz bugün bir milletin küllerinden doğuşunu, "Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir!" diyerek dünyaya ilan ettiğimiz o muazzam iradeyi selamlıyoruz. 23 Nisan 1920, karanlıktan aydınlığa açılan kapının, Ankara’da yanan ilk meşalenin ve tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin sarsılmaz temelidir. ✨

Neden bu kadar gururluyuz? Çünkü dünyada, meclisinin açılış gününü çocuklara bayram olarak armağan eden başka bir lider, başka bir ülke yok. Gazi Mustafa Kemal Atatürk biliyordu ki; bir ülkenin geleceği, o ülkenin çocuklarının kurduğu hayaller kadardır. ?️??

Bugün sokaklarda yankılanan çocuk gülüşleri, aslında 106 yıl önce kazanılan zaferin en güzel meyvesidir. Bizler, o günün mirasını omuzlarımızda taşırken, yarının parlayan yıldızlarına daha özgür, daha güçlü ve daha aydınlık bir vatan bırakma sözümüzü tazeliyoruz.

Küçük hanımlar, küçük beyler! ? Sizler geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız. Gözlerinizdeki ışık hiç sönmesin, kalbinizdeki vatan sevgisi daim olsun. Siz güldükçe dünya güzelleşecek, siz başardıkça Türkiye yükselecek!
Başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve kahraman silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz. emanetiniz, evlatlarımızın kalbinde sonsuza dek yaşayacak! ???

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun! ??❤️

#23Nisan #UlusalEgemenlikveÇocukBayramı #106Yıl #Atatürk #GelecekÇocukların #Milliİrade #TürkiyeCumhuriyeti #23NisanKutluOlsun

https://zohreana.com/goklerde-al-sancak-...bir-sevda/
Yorum Yorum Yok
Yazar: donanma44
Alevilik inancında ve Ehlibeyt yolunda çok özel bir yere sahip olan Muharrem ayı, sadece bir takvim dilimi değil, Şahımerdan Hz. Ali ve onun kutlu soyunun yaşadığı acıların, verdikleri onurlu mücadelenin anıldığı kutsal bir "Yas-ı Matem" sürecidir. Pir Zöhre Ana'nın bildirdiği hakikatler ışığında, 2026 yılı Alevi takvimi ve Muharrem orucuna dair tüm merak edilenleri, ibadet esaslarını ve tarihsel derinliğini bu kapsamlı rehberde bulabilirsiniz.

Muharrem Orucu Nedir?
Pir Zöhre Ana’nın ifadesiyle, "Bizim tuttuğumuz Oruç değil, Yas’tır". Muharrem orucu, hakikatte Hz. İmam Üseyin’in ve Ehlibeyt’in Kerbela’da maruz kaldığı zulmün, susuzluğun ve şehadetin anılması için tutulan bir Yas-ı Matemdir.

Bu ibadet, sadece aç kalmak değil; Hz. Muhammed Mustafa’nın "Yasını tutmayana kulum mu derim" nefesiyle bildirdiği üzere, Hakk’ın rızasını kazanmak ve Ehlibeyt’in acısına ortak olmaktır. Hz. Üseyin’in davası, henüz o dünyaya gelmeden dedesi Hz. Muhammed tarafından bildirilmiş yüce bir davadır. Bu yas süreci, Hakk ile Batıl’ın mücadelesini anlamak ve Yezit zihniyetine karşı onurlu bir duruş sergilemek anlamına gelir.

Alevi Takvimi 2026
Alevi inancında özel günler, değişen Hicri takvime göre değil, Pir Zöhre Ana'nın bildirdiği üzere doğanın ve evrenin gerçeklerine uygun sabit tarihlerle takip edilir. 2026 yılı Alevi takviminde öne çıkan Yası Matem günleri şöyledir:

  • Hz. Hasan Yası Matemi: 15 – 16 Aralık 2026 (2 gün).
  • Hz. Ali Yası Matemi: 18 – 19 – 20 Ocak 2026 (3 gün).
  • Hızır (Hz. Muhammed) Orucu: 26 – 27 – 28 Şubat 2026 (3 gün).
  • Eba Müslüm Yası: 1 – 2 – 3 Mart 2026 (3 gün).
  • Hz. Üseyin Yası Matemi: 4 – 15 Mart  2026(12 gün).
2026 Muharrem Ayı Ne Zaman Başlayacak?
Pir Zöhre Ana’nın öğretisine göre, büyük Yas-ı Matem süreci 25 Şubat'ı 26 Şubat'a bağlayan gece başlar. Bu tarih itibarıyla Ehlibeyt sevenleri niyetlerini ederek 18 günlük kesintisiz yas sürecine girerler.

Muharrem Orucu Ne Zaman 2026?
2026 yılında ana Muharrem (Hz. Üseyin) orucu 4 Mart tarihinde başlayacak ve 15 Mart akşamına kadar devam edecektir. Ancak bu süreç, öncesindeki Hızır ve Eba Müslüm yaslarıyla birleşerek toplamda 18 günlük bir matem bütünlüğü oluşturur.


Alevilerin Orucu Ne Zaman 2026?
Alevilerin 2026 yılındaki en büyük yas süreci olan 18 günlük Yas-ı Matem, 26 Şubat ile 15 Mart tarihleri arasındadır. Bu süre zarfında Ehlibeyt'in çektiği çileler anılır, gözyaşı dökülür ve nefesler söylenir.


2026 Orucu Ne Zaman Başlayacak?
2026 yılı için oruç takvimi Ocak ayındaki Hz. Ali yası ile başlasa da, Muharrem ayı bağlamındaki büyük oruç 26 Şubat 2026 sabahı itibarıyla başlar.


Muharrem Orucu 2026 Kaç Gün?
Pir Zöhre Ana’nın bildirdiği takvime göre 2026 Muharrem ayı Yas-ı Matemi toplamda 18 gün kesintisiz olarak tutulur. 

12 İmamlar Orucu 2026
Halk arasında 12 İmamlar orucu diye söylenen 12 günlük oruç, 12 imam için tutulan bir oruç değildir. Bu oruç  özellikle Hz. Üseyin’in şehadeti odağında tutulan 12 günlük matemi ifade eder. 2026 yılında bu 12 günlük özel yas, 4 Mart - 15 Mart tarihleri arasında gerçekleştirilecektir.

Hızır Orucu 2026
Toplumda genellikle Şubat ayı ortalarında aranan Hızır orucu, Pir Zöhre Ana’nın beyanına göre hakikatte Hz. Muhammed Mustafa’nın orucudur. 2026 yılında Hızır orucu 26, 27 ve 28 Şubat tarihlerinde 3 gün olarak tutulacaktır. Ayrıca Ocak ayındaki 3 günlük Hz. Ali yası da bazı yörelerde yanlışlıkla Hızır orucu olarak bilinmektedir.


Muharrem Orucu Nasıl Tutulur? & Alevi Orucu Nasıl Tutulur?
Muharrem orucu (Yas-ı Matem), belirli kurallar ve derin bir maneviyat çerçevesinde eda edilir:
  • Sahur ve İftar: Yası matem tutulurken gece mutlaka sahura kalkılmalıdır. Sabah saat 04:00'ten sonra yeme-içme kesilmeli, iftar ise akşam saat 18:00'de yapılmalıdır.
  • Açılış: Orucun hurma veya üzüm ile açılması büyük sevaptır.
  • Su Yasağı: Kerbela’da Hz. Üseyin ve evlatlarının susuz bırakılması nedeniyle, bu 18 günlük süreçte kesinlikle saf su içilmez. Sıvı ihtiyacı çay, çorba veya meyve sularıyla karşılanır.
  • Yenilmeyecek Gıdalar: Yas süresince elma, kuşburnu ve madımak otu yenilmez. Pir Zöhre Ana’nın bildirdiğine göre bu gıdalar Ehlibeyt’in şehadet anları ve kutsallarıyla ilişkilidir.
  • Kurban Kesimi: 3 Mart tarihinden itibaren yas bitene kadar kurban kesilmez.
  • Temizlik: Beden ve iman temizliği esastır; kirli bir bedenle ibadet yapılamaz.

Aşure Orucu Ne Zaman Tutulur 2026?
Aşure, bir "oruç" değil, Yas-ı Matem bittikten sonra verilen Hz.Üseyin'in Lokması"dır. 2026 yılında 18 günlük yas süreci 15 Mart akşamı tamamlanır ve 16 Mart - 31 Mart 2026 günleri Aşure Çorbası (Hasaş) verilir.

Aşure lokması ile ilgili Pir Zöhre Ana şu önemli uyarıları yapmaktadır:
  • Aşure, Hz. Üseyin'in lokması olduğu için kapı kapı dağıtılmaz; lokmaya layık olanlar eve davet edilir veya türbelerde pişirilip yenir.
  • Ortak kurban veya ortak çorba (herkesin malzemesini birleştirmesi) yapılmamalıdır.
  • Aşure dağıtımı 31 Mart'a kadar devam eder.

Aşure Lokması

Yas-ı matem bitmeden, kurban kesilmeden ve kan akıtılmadan Aşure çorbası yapılamaz. Aşure lokması kesinlikle kapı kapı dağıtılmaz; insanlar eve davet edilir veya türbelerde ikram edilir. Aşure çorbasına YARMA, ŞEKER, FINDIK, CEVİZ, FASULYE, NOHUT, ELMA, ÜZÜM, KARABİBER,TUZ,TARÇIN KARANFİL, SU
HURMA gibi toplam 12 ana malzeme katılır.

Ehlibeyt'in Tarihsel Mücadelesi ve Kerbela
Muharrem ayı, sadece bir yas tutma dönemi değil, aynı zamanda tarihin en büyük haksızlığına karşı gösterilen direncin adıdır. Kerbela, Peygamber soyuna kılıç çekildiği, Ehlibeyt kanının döküldüğü bir matem yeridir. Yezid'in saltanat hırsı ve Muaviye'nin Ehlibeyt düşmanlığı, Hz. Muhammed Mustafa'nın hakikatlerini yok etmek amacıyla binlerce masumun kanına girmiştir.

Pir Zöhre Ana, bu gerçeklerin yüzyıllar boyunca Emevi ve Abbasi zihniyetiyle değiştirildiğini, Hicri takvimin de bu amaçla (Hz. Üseyin'in şehadet tarihini unutturmak için) kullanıldığını belirtir. Bu nedenle Alevi takvimi, evrensel ve sabit tarihler üzerine kurulu bir hakikat takvimidir.

2026 Muharrem ayında tutulacak yaslar, bu şanlı direnişin hatırasını canlı tutmak ve Ehlibeyt yoluna bağlılığı kanıtlamak için bir vesiledir.


https://zohreana.com/muharrem-orucu-nedir/
https://zohreana.com/alevi-takvimi-muharrem-ayi-orucu/
https://zohreana.com/muharrem-ayi-ve-asure/

https://www.facebook.com/zohreana
Yorum Yorum Yok
Yazar: donanma44
Alevilik’teki Rızalığın, bir mafya lideriyle (Mehmet Kaplankıran-Kürt Mehmet) vedalaşma törenine dönüştürülerek kurban edildiğine tanıklık ediyoruz. Oysa Rızalık toplumsal adaletin, vicdanın ve ikrarın sarsılmaz orta direğidir. O direk kırıldığında Yol sahipsiz kalır. Berlin Alevi Toplumu Cemevi’nde (BAT) gerçekleşen ve yeraltı dünyasının normlarını inanç merkezine taşıyan o tören, sadece bir ‘hizmet hatası’ olamaz. Bu, bin yıldır ilmek ilmek örülen bir inanç dokusunu, Anadolu irfanını korumakla görevli kurumsal irade eliyle tahrip edilmesidir.

Berlin Alevi Toplumu’nun inançsal rehberliği, Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Kuzey Bölge İnanç Kurulu’na emanet edilmiştir. Ancak [b]"Yol"[/b]un belkemiği olan Rızalık ilkesi, toplumun gözü önünde bu yapının eğip bükmesi, o makamın meşruiyetinin sorgulanmasına neden olmuştur.

[b]Bu Mevlid’e izin verenlere sormak istiyorum: Alevi İnanç Kurulları Yol’un koruyucusu mu, yoksa mevcut bozuk düzeni onaylama kurulu mu?[/b]
[b]İnanç Kurulu, Berlin Cemevi’nde yürütülen bu "mevlit görünümlü" ‘erkan’ın Yol’a uygunluğuna dair bir onay vermiş midir? Eğer verildiyse, Rızalık terazisi neye göre kurulmuştur? Ayrıca açılama yapmak yerine neden sessizliği tercih etmiştir?[/b]
[b]Derviş İsmail Canbaz ve ekibi, bu sessizliği "temkin" olarak nitelendiremez. Alevilik’te hakikat, ertelenemez bir borçtur. Bir inanç kurulu, erkanın özü zedelendiğinde konuşmayacaksa, hangi "hizmet" için oradadır?[/b]
Almanya Kuzey Bölge İnanç Kurulu, en temel görevi olan [b]"Yol ve Erkan Denetçiliği"[/b] özelliğini yitirmiş görünmektedir. Bir Cemevi’nde verilecek hayır lokmasının, birinin cenazesinin, erkanla kaldırılıp kaldırılamayacağı inanç kurulunun bilgisinden bağımsız olamaz. Eğer kurulun bilgisi varsa, bu bir [b]"itikat kırılmasıdır."[/b] Eğer bilgisi yoksa bu da bir [b]"yönetim zafiyettir."[/b]
Rızalık ilkesinin ihlali, Aleviliğe yapılacak en büyük kötülüktür. Berlin’deki uygulama, Cemevi yöneticilerinin ve inanç önderlerinin eliyle bir inanç sistemine [b]"yeraltı dünyası"[/b] normlarının sızdırılmasıdır.
[b]Yazar EA Kızıldeli[/b]’nin Rızalık ihlali konusunda sosyal medyadaki [b]"[/b][b]Rızalık Yoksa Yol Yoktur"[/b] başlıklı paylaşımında tepkisini şöyle dile getirmiştir:
Alıntı:
"Değerli Canlar,
Günlerdir susmayı tercih ettim. ‘Belki bir açıklama gelir, belki Yol’un sorumluluğunu taşıyanlar çıkar konuşur’ dedim. Ama gördüm ki suskunluk büyüyor, konu örtülmeye çalışılıyor, kavramlar bilinçli şekilde yer değiştiriyor. Bu yüzden artık açık ve net konuşuyorum:
Bu mesele bir cenaze meselesi değildir; bu mesele doğrudan Alevi Yolu’nun Rızalık ilkesinin çiğnenmesidir.
Rızalık nedir diye yeniden hatırlatmak zorunda kalmak bile başlı başına bir kırılmadır. Çünkü Rızalık, bu Yol’un süsü değil, özüdür. Rızalık, bir insanın yaşamına kefil olmaktır. Rızalık, “ben buna şahidim” demektir. Rızalık, vicdanın mühür vurmasıdır.
Şimdi ben soruyorum:
Topluma zarar verdiği bilinen, zulümle, haksızlıkla, suçla anılan birine nasıl Rızalık verilir?
Kim adına verilir bu Rızalık?
Toplum adına mı? Vicdan adına mı? Yoksa sadece “yapılmış olsun” diye mi?
Bunun adı Rızalık değildir.
Bunun adı, Alevi Yolu’nun en temel ilkesini yok saymaktır.
Bazı çevreler meseleyi “ölenin arkasından konuşulmaz” diyerek geçiştirmeye çalışıyor. Bu söz ne Aleviliğin ilkesidir, ne de hakikatin ölçüsüdür. Alevilik’te esas olan hakikattir. Hakikat ise ölümle ortadan kalkmaz. Kul hakkı mezara girmez.
Eğer bir insanın yaşamı ortadaysa, yaptıkları biliniyorsa ve buna rağmen “helal olsun, razıyım” deniyorsa, bu sadece bir söz değildir.
Bu, mazluma sırt çevirmektir. Bu, hakikati inkâr etmektir.
Bir diğer vahim durum ise şudur:
Mevlid ile 40 Erkanı’nın bilinçli şekilde yer değiştirilmesi ve bunun toplumun önüne farklı bir gerçeklik gibi sunulmasıdır.
Herkes biliyor ki mesele başta bir mevlid tartışmasıydı. Ama ne oldu? Bir anda konu “40 Erkanı yapıldı” denilerek başka bir yere çekildi. Gerçek değiştirilemeyince adı değiştirildi.
Bu, basit bir hata değildir.
Bu, iç asimilasyonun en sinsi biçimidir.
Aleviliğe ait olmayan bir ritüeli, Aleviliğin içindenmiş gibi göstermek; kavramları eğip bükmek; toplumu buna alıştırmak… İşte asimilasyon tam olarak budur. Dışarıdan gelen baskıdan daha tehlikelidir. Çünkü içeriden, fark ettirmeden, alıştıra alıştıra yapılır.
Ve asıl meseleye geliyorum:
İnanç Kurulu’nun bu süreçteki sessizliği gine tesadüf değildir. Bu sessizlik, tam anlamıyla “Suçüstü yakalanmışlıktır” bir suskunluktur.
Ortada bu kadar büyük bir tartışma varken, rızalık ilkesi bu kadar açık ihlal edilmişken, erkânın özü bu kadar tartışılır hale gelmişken hâlâ tek bir net açıklama yok.
Ben buradan açıkça söylüyorum:
Bu sessizlik ne tarafsızlıktır ne de temkin.
Bu sessizlik, yapılanların üzerini örtme çabasıdır.
Bu sessizlik, iç asimilasyonun sinsice devam ettirilmesidir.
Eğer İnanç Kurulu bu uygulamalardan haberdarsa ve susuyorsa, bu Yol’a karşı sorumluluğunu yerine getirmiyordur.
Eğer haberi varsa, var. Berlin Cemevi’nde erkanı yürüten Dede aynı zamanda AABF KB İnanç Kolu Başkanı’dır. Şimdiye kadar sesini çıkartmayan yönetim kurulundaki Ana ve Dedeler?
Ama hangi ihtimal doğru olursa olsun değişmeyen bir gerçek var:
Bu suskunluk, bu ihlalin ortağıdır.
Alevilik’te erkan sadece bir ritüel değildir. Erkan, bir yaşamın Yol ile olan ilişkisinin ilanıdır. Erkan, bir onaydır. Erkan, bir duruştur. Eğer bu duruş yoksa yapılan şey erkan değildir.
Bugün en tehlikeli nokta şudur:
Rızalık, içi boşaltılmış bir kelimeye dönüştürülmek isteniyor.
Erkan, şekle indirgenmek isteniyor.
Yol ise sadece adı kalan bir yapıya dönüştürülüyor.
Ben bunu kabul etmiyorum.
Bu Yol böyle ucuzlatılamaz.
Alevilik herkesi aklayan bir yol değildir. Alevilik, her yapılanı görmezden gelen bir anlayış hiç değildir. Alevilik, hakikat karşısında net duruştur.
Ve ben bir Alevi Kızılbaş olarak şunu açıkça söylüyorum:
Rızalık yoksa o erkan yoktur.
Hakikat yoksa o Yol yoktur.
Ve suskunluk varsa, orada sorun vardır.
Artık bu saatten sonra kimsenin kelimelerin arkasına saklanma lüksü yoktur.
Ya çıkıp açıkça konuşulacak, ya da bu suskunluğun altında kalınacaktır.
Çünkü bu Yol’da vicdanına ve topluma ikrar veren susamaz.
Hakikati bilen gizleyemez.
Ve hiç kimse, toplum adına keyfi Rızalık dağıtamaz."
[b]***[/b]
[b]O zaman "Rızalık" kimin emrine amade edildi? diye sormak gerekir.[/b]
Zulümle, haksızlıkla ve toplumsal yaralarla anılan şahsiyetlere Cemevi’nin kapısını aralamak, Rızalık terazisinin kefelerini [b]"güce"[/b] teslim etmektir. İnanç Kurulu Başkanı’nın o töreni yürüttüğü yerde, Yol’un nefesinin kesilmesi demektir.
Bu sorunu yerel bir hatadan çıkarıp tüm Avrupa’da yaşayan Aleviler için bir kriz haline dönüştüren asıl nokta, [b]‘erkanı’[/b] yürüten kişinin aynı zamanda [b]AABF (Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu) Kuzey Bölge İnanç Kurulu Başkanı[/b] sıfatını taşımasıdır.
Federasyonun en üst kademesinde görev yapan bir ismin, Alevilik’le hiçbir alakası olmayan [b]"Mevlid"[/b] gibi Sünni-gelenekçi törenleri Cemevi’nde gerçekleştirmesi, federasyonun [b]"asimilasyona karşı direnç"[/b] söylemiyle taban tabana zıttır. Bu durum, kurumsal hiyerarşinin Yol’un kurallarının önüne geçtiğinin en belirgin kanıtıdır.
Alevi kamuoyunda oluşan [b]"bağış karşılığı Rızalık"[/b] algısı, kurumların şeffaflık sınavında sınıfta kaldığını göstermektedir.
[Resim: yeni-proje-29.jpg]Sedat Peker, Mehmet Kaplankıran için Berlin Alevi Toplumu Cemevi’nde düzenlenen mevlide başsağlığı mesajı gönderdi.
***
Artık asimilasyon sadece devlet eliyle yapılmıyor. Asimilasyon bizzat federasyon ve Cemevi yönetimlerinin [b]"seküler körlüğü"[/b] ve [b]"kurumsal elitizmi"[/b] eliyle içeriden inşa ediliyor. Mevlid okutarak Aleviliği [b]"folklorik bir cami altı kültürüne"[/b] indirgemek, bin yıllık sırrı yok saymaktır.
Eğer Rızalık makamı, kişinin toplumsal geçmişine değil de nüfuzuna bakarak kapı aralanıyorsa, orada [b]"Yol"[/b] bitmiş, [b]"Piyasa Aleviliği"[/b] başlamıştır. Berlin Cemevi yönetimi ve İnanç Kurulu yeraltı dünyasının şahsiyetlerine kapı açarak, aslında o kapıdan içeriye [b]"korku ve yozlaşma"[/b] normlarını buyur etmiştir.
Yol’un Rızalık ilkesini koruyamayanların, o makamlarda oturarak toplumun vicdanıyla oynamaya hakkı yoktur. Rızalık verilmemiş bir erkan, yalnızca kadük bir törendir ve Yol’a ihanettir, bu bilinmelidir. Bugün Berlin Alevi Toplumu’ndaki yöneticiler, attıkları her imzanın inançsal bir bedeli olduğunu unutmuş görünmektedir.
[b]Cemevi yönetmek, bir spor kulübü yönetmek değildir. Attığınız her idari adım, bir Talibin gönlünde ya bir çerağ uyandırır ya da o çerağı söndürür.[/b]
[b]Hakikat karşısında bükülmeyenlerin yolu ve bu kadim yolun yolcuları bu sessizliği "iç asimilasyon ortaklığı" olarak kaydedecektir.[/b]
[b]Güce teslim edilen Rızalık terazisi, iç asimilasyonun en önemli dayanak noktasıdır.[/b]
Aşkı muhabbetle…

KAYNAK: https://halktv.com.tr/makale/mafya-babasi-icin-cemevinde-mevlid-okunur-mu-1023223
Forum: Alevi Haber
Yorum Yorum Yok

Hoşgeldin, Ziyaretçi

Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Forumda Ara

Forum İstatistikleri

Toplam Üyeler 17,078
Son Üye Josephflugs
Toplam Konular 55,043
Toplam Yorumlar 157,887

Kimler Çevrimiçi

Şu anda 319 aktif kullanıcı var. Applebot, Bing, Google, Yandex
(0 Üye - 315 Ziyaretçi)

Son Yazılanlar

Kübra Par, Alevilerle ilg...

Son Yorum: donanma44 03/06/2026, 00:52

Alevi ve Bektaşi Öğrencil...

Son Yorum: donanma44 03/06/2026, 00:48

Alevi örgütlerinden Kılıç...

Son Yorum: donanma44 27/05/2026, 23:00

Kalfalık Belgesi Nasıl Al...

Son Yorum: donanma44 15/05/2026, 23:57

Musahiplik (Yol Kardeşliğ...

Son Yorum: donanma44 10/05/2026, 23:52

Hantavirüs nedir nasıl bu...

Son Yorum: donanma44 07/05/2026, 22:51

Genel sağlık sigortası- S...

Son Yorum: donanma44 07/05/2026, 22:44

23 Nisan Ulusal Egemenlik...

Son Yorum: donanma44 22/04/2026, 21:28

Muharrem Orucu 2026

Son Yorum: donanma44 19/04/2026, 21:40

Mafya babası için Cemevi’...

Son Yorum: donanma44 19/04/2026, 18:58

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.