Yazar:
Serdar Yıldırım
KAVUKLU İLE PİŞEKAR: FAKİRLİK BAŞA BELA
Pişekar: Gel bakalım Kavuklu, azıcık laflayalım.
Kavuklu: Çıktım söğüt dalına, atladım aşağıya.
Pişekar: Amma yaptın ha! Madem aşağıya inecektin, söğüt dalına niye çıktın?
Kavuklu: Canım istedi. Hayatta istediğimi keşke yapabilseydim.
Pişekar: Canının isteyip de yapamadığın neler var?
Kavuklu: Neler yok ki? Fakir doğdum, fakir gidiyorum. Otuz dört yaşındayım. Bir kesere sap olamadım.
Pişekar: Derdimi deştin Kavuklu. Seninki de bir şey mi? Bak ben elli yedi yaşındayım, değil keser, bir çakıya sap olamadım.
Kavuklu: Ama her programdan sonra seyirciler bana, şu Pişekar, ne eğiliyor ne bükülüyor. Tava sapı gibi mübarek, diyorlar.
Pişekar: Çorbayı karıştır, seyirciyi karıştırma. Doğru dedin, fakir gelen, fakir gider. Ben az gördüm, fakir gelip zengin gideni.
Kavuklu: Zengin çocuğu olsaydım böyle olmazdı. Köşklerde, yalılarda yaşar, hamama salı günü giderdim.
Pişekar: Neden salı? Çarşamba günü hamama git.
Kavuklu: Çarşamba Samsun'da. Bir hamam için, oraya gitmem.
Pişekar: Hamama ister çarşamba da, ister perşembe de git. Başka neler yapardın?
Kavuklu: Bahçedeki erik ağacının altına yatar, erik piş, ağzıma düş derdim.
Pişekar: Kiraz da pişer, armut da pişer. Sen bu kafayla kısa sürede zengin olursun.
Kavuklu: Ben şimdi zengin mi oldum?
Pişekar: Tabi ya zengin oldun.
Kavuklu: Ama cepte beş kuruş yok.
Pişekar: Zamanla o da olur. En azından zenginliği hayal ediyorsun. Benim hayal gücüm sıfır. Zenginlik bana uzak geçer.
------------------------------------------------------------
KAVUKLU İLE PİŞEKAR: HARAÇ
Pişekar: Ne o kavuklu, neden öyle kavuğun elinde geziyorsun?
Kavuklu: Adam benden bin kat çirkin, bana tipsiz diyor.
Pişekar: Yapma ya! Kim sana tipsiz diyor?
Kavuklu: Karşı sokakta oturan sırık boylu. Adı Adem midir, nedir?
Pişekar: Şu herkese kabaran. Alamadın mı paçasını aşağı?
Kavuklu: Almasına alırdım ama yanında iri kıyım iki adam vardı.
Pişekar: Ne olmuş yani dal aralarına bir ona, bir buna çak, düşür. Sonra yapış Adem'in yakasına. Nerede kalmıştık de.
Kavuklu: O iş o kadar kolay mı? Bana akıl verene bak! Geçen gün çıkmaz sokakta seni gördüm. Diz çökmüştün. Tepende 12-13 yaşlarında iki çocuk, sana abicim dedirtiyorlardı.
Pişekar: Şu iki kara çocuk.. Aniden önüme çıktılar. Birinin elinde çakı vardı. Diz çök dediler. Çöktüm. Abicim de dediler. Dedim. Babaları gelir diye yani.
Kavuklu: Çocukların elinde çakı yoktu. Korkak seni. Babaları gelirmiş? Bu olayı kahvede anlatsam sokağa çıkamazsın.
Pişekar: Aman Kavuklu, etme eyleme. Sus payı olarak ne istersin?
Kavuklu: Şimdilik at bir beşlik. Bir hafta sonra bunun iki mislini isterim.
Pişekar: Al işte beşlik. Bir hafta sonraki yedi buçuk olsaydı.
Kavuklu: Pazarlık yok.
Pişekar: Tamam dediğin olsun.
Kavuklu beşliği alır gider. Pişekar arkasından söylenir: " Çocuklar gibi bu da beni haraca bağladı. Yine de Kavuklu insaflıymış. Çocuklar, onluk aldılar. Haftaya dört katı dediler. "
-------------------------------------------------------------
KAVUKLU İLE PİŞEKAR: HEKİM
Kavuklu: Dün hekime gittim.
Pişekar: Sonra ne oldu?
Kavuklu: Baktı, etti.
Pişekar: İlaç verdi mi?
Kavuklu: Vermedi.
Pişekar: Demek ki bir derdin yokmuş.
Kavuklu: Bir derdim yok, iki derdim var.
Pişekar: İki derdin mi? Senin ne derdin var ki?
Kavuklu: Tarla, bahçe, inek, öküz.
Pişekar: İki dediydin. Dert dörtmüş.
Kavuklu: Yok iki. İnek tarlaya, öküz bahçeye girmiş.
Pişekar: Devam et.
Kavuklu: Bulduğunu yemiş, zarar vermiş.
Pişekar: Kimin davarı bunlar?
Kavuklu: Muhtarın.
Pişekar: Muhtarla konuşsaydın, zararı öderdi.
Kavuklu: Konuştum, zararı öderim, dedi.
Pişekar: Tamam işte.
Kavuklu: Yarısını peşin verdi, yarısı yarın, dedi.
Pişekar: Helal be muhtar!
Kavuklu: Yarın oldu, yarısını daha verdi.
Pişekar: Yani çeyrek kaldı.
Kavuklu: Kalan iki gün sonra, dedi. Dün süre doldu.
Pişekar: Süre dolmuşsa ne olmuş? İki gün daha bekle.
Kavuklu: Ama süre dolmuştu. Sözünü tutmadı.
Pişekar: Canım eli sıkışıktır. Para bulunca öder.
Kavuklu: Ben de kızdım, hekime gittim.
Pişekar: Hekime değil, hakime gidecektin. Sorun çözülürdü.
------------------------------------------------------------
KAVUKLU HİKAYE YAZIYOR
Pişekar: Vay Kavuklu, garanti hikaye yazıyorsundur.
Kavuklu: Üstüne bastın, kaldır ayağını.
Pişekar: Sağı mı, solu mu?
Kavuklu: İkisini de.
Pişekar: O zaman yere düşerim.
Kavuklu: Tamam işte, ben de senin yere düşmeni istiyorum.
Pişekar: Yazıyorsun, yazıyorsun da ne kazanıyorsun? Beş kuruş veren mi var? Sal ipin ucunu gitsin.
Kavuklu: Bilmem kaç yıl önce hikaye yazmaya başlarken, para diye bir şey aklımın ortasından geçmedi.
Pişekar: Onu bin kere söyledin ama istemez misin şimdi sana bu hikayeler için, çuvalla para versinler. Bak istemem deme bir küserim bir daha konuşmam.
Kavuklu: Bende yalan yok. Doğru oturur, doğru konuşurum. Kazandığım az bir para ne sana yeter, ne bana yeter. Şu hikayeleri satın alan olsa pek sevinirim. Benim hikayeleri kitabına alana, bundan para kazananlara kırgınım. Konuştuklarım oldu: Bak kitap basmışsın. Şu hikayeler benim eserim. Hikayeler lokomotif olmuş, yedi baskı yapmışsın. Ben zor geçiniyorum. Bu durum beni üzüyor. Bana da bir şeyler ver. Ben sana hiç yayınlanmamış hikayelerden gönderirim, dedim. Sana para yok Kavuklu, sen git dağ başında ulu, dedi.
Pişekar: Hazıra konuyor, uyanık. Sıkıntısını sen çekiyorsun, kaymağını o yiyor. Çaresi yok mu bu işin?
Kavuklu: Çaresi yok. Ben hikaye yazarım, onlar paraya döndürürler.
Pişekar: Halktan yardım istesek. Bakın Kavuklu geçim zorluğu çekiyor, biraz yardım desek. Bağış kampanyası düzenlesek.
Kavuklu: Benimle eğlenme Pişekar. İnsanlar, hikayelerimi çok beğeniyor, alkışlıyor ama para, bir yardım deyince, bizden sana kuruş yok Kavuklu diyorlar.
Pişekar: Yapma ya, denedin mi bunu?
Kavuklu: Tabi denedim. Hikayelerimden okudum. Güzel dediler, övdüler. Geçinemiyorum, dedim, para, yardım, dedim. Kuruş veren olmadı.
Pişekar: Sanatkara bu yapılır mı? Üç beş kuruş verseler servetleri mi eksilecek?
Kavuklu: Sayın Pişekar Efendi, sen zenginsin. Eve ekmek götürmem gerek. Bir ekmek parası verebilir misin? Borç olarak. Gün gelir öderim.
Pişekar: Ben dilencileri sevmem bilirsin. Sana borç verirdim ama bozuk yok, der ve yürüyüp gider. Pişekar'ın arkasından bakakalan Kavuklu'nun gözleri dolar. Daha sonra gözyaşlarını silen Kavuklu ekmek alamadan evinin yolunu tutar.
------------------------------------------------------------
KAVUKLU İLE PİŞEKAR: HAMAM
Pişekar: Söyle bakalım Kavuklu, gölgeden mi yoksa güneşten mi yürürsün?
Kavuklu: Yazın gölgeden, kışın güneşten yürürüm.
Pişekar: Ya baharda nasıl yürürsün?
Kavuklu: Şemsiye elimde yürürüm.
Pişekar: Evden çıkarken baktın ortalık günlük, güneşlik. Şemsiyeyi almadan çıktın. Yolda yağmura yakalandın. Ne yaparsın?
Kavuklu: Hemen bir evin saçak altına sığınırım.
Pişekar: Oralarda ev yok. İki tarafın çayır, çimen.
Kavuklu: Bir ağaç altına saklanırım.
Pişekar: Görünürde hiç ağaç yok.
Kavuklu: Pişekar, sen benim ıslanmamı istiyorsun. O zaman çayırın orta yerine otururum. Cebimden çıkardığım sabunla bir güzel yıkanırım. Böylece bu haftaki hamam işini aradan çıkarırım. Oldu mu? Hoşuna gitti mi?
Pişekar: Bir de keselenseydin, bir ay hamama gitmesen de olurdu.
--------------------------------------------------------------
KAVUKLU İLE PİŞEKAR: BAYRAM
Pişekar: Kavuklu, bugün bayram. Öp bakalım elimi.
Kavuklu: Bayram ama neden elini öpeyim?
Pişekar: Öp haydi, çekinme. Al şu beşliği güle güle harca.
Kavuklu: Parayı cebine sok. İstemem senin paranı. Elini de öpmem.
Pişekar: Amma naza çektin be Kavuklu. Para az geldi galiba. Beşin yanına beş ekledim etti on. Öp elimi al onluğu.
Kavuklu: Elli de versen o iş olmaz. Senin önünde eğilmem. Ne demek bayrammış, el öpmekmiş? Egonu tatmin etmek için mi bana el öptürmeye çalışıyorsun? Gidiyorsun orada burada çocuklara el öptürmeye uğraşıyorsun. Yaşın büyük, boyun büyük ama aklın küçük.
Pişekar: Sen istemedin diye ben el öptürmekten vazgeçmem.
Kavuklu: İstersen elini öptürmeye çalışma da tokalaşalım.
Pişekar: Tamam tokalaşalım ama beş liranı alırım.
Kavuklu: Ne beş lirası, bende beş kuruş yok.
Pişekar: O zaman tokalaşma da yok, bayramlaşma da yok.
Daha sonra Pişekar uzaklaşır gider.
SON
Yazan: Serdar Yıldırım
Pişekar: Gel bakalım Kavuklu, azıcık laflayalım.
Kavuklu: Çıktım söğüt dalına, atladım aşağıya.
Pişekar: Amma yaptın ha! Madem aşağıya inecektin, söğüt dalına niye çıktın?
Kavuklu: Canım istedi. Hayatta istediğimi keşke yapabilseydim.
Pişekar: Canının isteyip de yapamadığın neler var?
Kavuklu: Neler yok ki? Fakir doğdum, fakir gidiyorum. Otuz dört yaşındayım. Bir kesere sap olamadım.
Pişekar: Derdimi deştin Kavuklu. Seninki de bir şey mi? Bak ben elli yedi yaşındayım, değil keser, bir çakıya sap olamadım.
Kavuklu: Ama her programdan sonra seyirciler bana, şu Pişekar, ne eğiliyor ne bükülüyor. Tava sapı gibi mübarek, diyorlar.
Pişekar: Çorbayı karıştır, seyirciyi karıştırma. Doğru dedin, fakir gelen, fakir gider. Ben az gördüm, fakir gelip zengin gideni.
Kavuklu: Zengin çocuğu olsaydım böyle olmazdı. Köşklerde, yalılarda yaşar, hamama salı günü giderdim.
Pişekar: Neden salı? Çarşamba günü hamama git.
Kavuklu: Çarşamba Samsun'da. Bir hamam için, oraya gitmem.
Pişekar: Hamama ister çarşamba da, ister perşembe de git. Başka neler yapardın?
Kavuklu: Bahçedeki erik ağacının altına yatar, erik piş, ağzıma düş derdim.
Pişekar: Kiraz da pişer, armut da pişer. Sen bu kafayla kısa sürede zengin olursun.
Kavuklu: Ben şimdi zengin mi oldum?
Pişekar: Tabi ya zengin oldun.
Kavuklu: Ama cepte beş kuruş yok.
Pişekar: Zamanla o da olur. En azından zenginliği hayal ediyorsun. Benim hayal gücüm sıfır. Zenginlik bana uzak geçer.
------------------------------------------------------------
KAVUKLU İLE PİŞEKAR: HARAÇ
Pişekar: Ne o kavuklu, neden öyle kavuğun elinde geziyorsun?
Kavuklu: Adam benden bin kat çirkin, bana tipsiz diyor.
Pişekar: Yapma ya! Kim sana tipsiz diyor?
Kavuklu: Karşı sokakta oturan sırık boylu. Adı Adem midir, nedir?
Pişekar: Şu herkese kabaran. Alamadın mı paçasını aşağı?
Kavuklu: Almasına alırdım ama yanında iri kıyım iki adam vardı.
Pişekar: Ne olmuş yani dal aralarına bir ona, bir buna çak, düşür. Sonra yapış Adem'in yakasına. Nerede kalmıştık de.
Kavuklu: O iş o kadar kolay mı? Bana akıl verene bak! Geçen gün çıkmaz sokakta seni gördüm. Diz çökmüştün. Tepende 12-13 yaşlarında iki çocuk, sana abicim dedirtiyorlardı.
Pişekar: Şu iki kara çocuk.. Aniden önüme çıktılar. Birinin elinde çakı vardı. Diz çök dediler. Çöktüm. Abicim de dediler. Dedim. Babaları gelir diye yani.
Kavuklu: Çocukların elinde çakı yoktu. Korkak seni. Babaları gelirmiş? Bu olayı kahvede anlatsam sokağa çıkamazsın.
Pişekar: Aman Kavuklu, etme eyleme. Sus payı olarak ne istersin?
Kavuklu: Şimdilik at bir beşlik. Bir hafta sonra bunun iki mislini isterim.
Pişekar: Al işte beşlik. Bir hafta sonraki yedi buçuk olsaydı.
Kavuklu: Pazarlık yok.
Pişekar: Tamam dediğin olsun.
Kavuklu beşliği alır gider. Pişekar arkasından söylenir: " Çocuklar gibi bu da beni haraca bağladı. Yine de Kavuklu insaflıymış. Çocuklar, onluk aldılar. Haftaya dört katı dediler. "
-------------------------------------------------------------
KAVUKLU İLE PİŞEKAR: HEKİM
Kavuklu: Dün hekime gittim.
Pişekar: Sonra ne oldu?
Kavuklu: Baktı, etti.
Pişekar: İlaç verdi mi?
Kavuklu: Vermedi.
Pişekar: Demek ki bir derdin yokmuş.
Kavuklu: Bir derdim yok, iki derdim var.
Pişekar: İki derdin mi? Senin ne derdin var ki?
Kavuklu: Tarla, bahçe, inek, öküz.
Pişekar: İki dediydin. Dert dörtmüş.
Kavuklu: Yok iki. İnek tarlaya, öküz bahçeye girmiş.
Pişekar: Devam et.
Kavuklu: Bulduğunu yemiş, zarar vermiş.
Pişekar: Kimin davarı bunlar?
Kavuklu: Muhtarın.
Pişekar: Muhtarla konuşsaydın, zararı öderdi.
Kavuklu: Konuştum, zararı öderim, dedi.
Pişekar: Tamam işte.
Kavuklu: Yarısını peşin verdi, yarısı yarın, dedi.
Pişekar: Helal be muhtar!
Kavuklu: Yarın oldu, yarısını daha verdi.
Pişekar: Yani çeyrek kaldı.
Kavuklu: Kalan iki gün sonra, dedi. Dün süre doldu.
Pişekar: Süre dolmuşsa ne olmuş? İki gün daha bekle.
Kavuklu: Ama süre dolmuştu. Sözünü tutmadı.
Pişekar: Canım eli sıkışıktır. Para bulunca öder.
Kavuklu: Ben de kızdım, hekime gittim.
Pişekar: Hekime değil, hakime gidecektin. Sorun çözülürdü.
------------------------------------------------------------
KAVUKLU HİKAYE YAZIYOR
Pişekar: Vay Kavuklu, garanti hikaye yazıyorsundur.
Kavuklu: Üstüne bastın, kaldır ayağını.
Pişekar: Sağı mı, solu mu?
Kavuklu: İkisini de.
Pişekar: O zaman yere düşerim.
Kavuklu: Tamam işte, ben de senin yere düşmeni istiyorum.
Pişekar: Yazıyorsun, yazıyorsun da ne kazanıyorsun? Beş kuruş veren mi var? Sal ipin ucunu gitsin.
Kavuklu: Bilmem kaç yıl önce hikaye yazmaya başlarken, para diye bir şey aklımın ortasından geçmedi.
Pişekar: Onu bin kere söyledin ama istemez misin şimdi sana bu hikayeler için, çuvalla para versinler. Bak istemem deme bir küserim bir daha konuşmam.
Kavuklu: Bende yalan yok. Doğru oturur, doğru konuşurum. Kazandığım az bir para ne sana yeter, ne bana yeter. Şu hikayeleri satın alan olsa pek sevinirim. Benim hikayeleri kitabına alana, bundan para kazananlara kırgınım. Konuştuklarım oldu: Bak kitap basmışsın. Şu hikayeler benim eserim. Hikayeler lokomotif olmuş, yedi baskı yapmışsın. Ben zor geçiniyorum. Bu durum beni üzüyor. Bana da bir şeyler ver. Ben sana hiç yayınlanmamış hikayelerden gönderirim, dedim. Sana para yok Kavuklu, sen git dağ başında ulu, dedi.
Pişekar: Hazıra konuyor, uyanık. Sıkıntısını sen çekiyorsun, kaymağını o yiyor. Çaresi yok mu bu işin?
Kavuklu: Çaresi yok. Ben hikaye yazarım, onlar paraya döndürürler.
Pişekar: Halktan yardım istesek. Bakın Kavuklu geçim zorluğu çekiyor, biraz yardım desek. Bağış kampanyası düzenlesek.
Kavuklu: Benimle eğlenme Pişekar. İnsanlar, hikayelerimi çok beğeniyor, alkışlıyor ama para, bir yardım deyince, bizden sana kuruş yok Kavuklu diyorlar.
Pişekar: Yapma ya, denedin mi bunu?
Kavuklu: Tabi denedim. Hikayelerimden okudum. Güzel dediler, övdüler. Geçinemiyorum, dedim, para, yardım, dedim. Kuruş veren olmadı.
Pişekar: Sanatkara bu yapılır mı? Üç beş kuruş verseler servetleri mi eksilecek?
Kavuklu: Sayın Pişekar Efendi, sen zenginsin. Eve ekmek götürmem gerek. Bir ekmek parası verebilir misin? Borç olarak. Gün gelir öderim.
Pişekar: Ben dilencileri sevmem bilirsin. Sana borç verirdim ama bozuk yok, der ve yürüyüp gider. Pişekar'ın arkasından bakakalan Kavuklu'nun gözleri dolar. Daha sonra gözyaşlarını silen Kavuklu ekmek alamadan evinin yolunu tutar.
------------------------------------------------------------
KAVUKLU İLE PİŞEKAR: HAMAM
Pişekar: Söyle bakalım Kavuklu, gölgeden mi yoksa güneşten mi yürürsün?
Kavuklu: Yazın gölgeden, kışın güneşten yürürüm.
Pişekar: Ya baharda nasıl yürürsün?
Kavuklu: Şemsiye elimde yürürüm.
Pişekar: Evden çıkarken baktın ortalık günlük, güneşlik. Şemsiyeyi almadan çıktın. Yolda yağmura yakalandın. Ne yaparsın?
Kavuklu: Hemen bir evin saçak altına sığınırım.
Pişekar: Oralarda ev yok. İki tarafın çayır, çimen.
Kavuklu: Bir ağaç altına saklanırım.
Pişekar: Görünürde hiç ağaç yok.
Kavuklu: Pişekar, sen benim ıslanmamı istiyorsun. O zaman çayırın orta yerine otururum. Cebimden çıkardığım sabunla bir güzel yıkanırım. Böylece bu haftaki hamam işini aradan çıkarırım. Oldu mu? Hoşuna gitti mi?
Pişekar: Bir de keselenseydin, bir ay hamama gitmesen de olurdu.
--------------------------------------------------------------
KAVUKLU İLE PİŞEKAR: BAYRAM
Pişekar: Kavuklu, bugün bayram. Öp bakalım elimi.
Kavuklu: Bayram ama neden elini öpeyim?
Pişekar: Öp haydi, çekinme. Al şu beşliği güle güle harca.
Kavuklu: Parayı cebine sok. İstemem senin paranı. Elini de öpmem.
Pişekar: Amma naza çektin be Kavuklu. Para az geldi galiba. Beşin yanına beş ekledim etti on. Öp elimi al onluğu.
Kavuklu: Elli de versen o iş olmaz. Senin önünde eğilmem. Ne demek bayrammış, el öpmekmiş? Egonu tatmin etmek için mi bana el öptürmeye çalışıyorsun? Gidiyorsun orada burada çocuklara el öptürmeye uğraşıyorsun. Yaşın büyük, boyun büyük ama aklın küçük.
Pişekar: Sen istemedin diye ben el öptürmekten vazgeçmem.
Kavuklu: İstersen elini öptürmeye çalışma da tokalaşalım.
Pişekar: Tamam tokalaşalım ama beş liranı alırım.
Kavuklu: Ne beş lirası, bende beş kuruş yok.
Pişekar: O zaman tokalaşma da yok, bayramlaşma da yok.
Daha sonra Pişekar uzaklaşır gider.
SON
Yazan: Serdar Yıldırım
Forum:
Gülmece (Nam-ı Diğer Mizah)
Yorum
Yorum Yok
Yazar:
donanma44
Orta Doğu uzmanı ve Aydınlık yazarı Mehmet Yuva, “Esad öncesi, dönemi ve sonrasında Aleviler” başlıklı yazısında, Suriye Alevilerinin ülkede yaşadığı zulme değinerek, Türkiye'nin Suriye'deki her kesimi kapsayan söylem ve eylem benimsemesi gerektiğini vurguladı.
Suriye’deki gelişmeleri yakından takip eden Orta Doğu uzmanı ve Aydınlık yazarı Mehmet Yuva, “Esad öncesi, dönemi ve sonrasında Aleviler” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Türkiye ve Orta Doğu'daki mezhepsel, etnik ve siyasi çatışmaların ele alındığı yazıda Yuva, Suriye’de yaşayan Alevileri de anlattı.
Yazar, yıllardır zulme uğrayan Alevi kesimin, BAAS rejimine ve Esad’a desteği nedeniyle ‘zulmeden’ olarak yansıtıldığını kaydetti. Ülkedeki Alevilerin parçalanma korkusuyla bu desteği verdiğini belirten Mehmet Yuva, Türkiye'nin söylem ve eylemlerinde Suriye halkının tüm kesimlerine eşit yaklaşılması gerektiği savunarak şunları yazdı;
“Süleyman Demirel’in siyasi gaf olarak adlandırılan meşhur ve anlamlı bir ifadesi vardır: “Tamam Kürtlere kötü davranıyoruz da, sanki Türklere iyi mi davranıyoruz?” 70’li 80’li yıllarda Çorum, Maraş ve birçok yerde Alevi vatandaşlarımızı katledenler, “Komünisttir, zındıktır!”, “Büyüyünce tehdit oluşturur!” diyerek beşikteki bebekleri kesenler, evleri ateşe verenler, başkalarının kutsallarını yakanlar, Türkiye’nin aydınlarını, bilim insanlarını, gazetecilerini, yazarlarını, Aselsan, Roketsan mühendislerini katledenler, Sünni, Alevi, Türk, Kürt, Çerkes veya insan olabilir mi? Tüm bu katliamların, fitnenin, barbarlığın, zulmün iktidarları devam etsin, sömürüleri bitmesin, makam, para, iştiham, kudret ebedi kalsın diye yaptıklarını ne zaman idrak edeceğiz? Bu mafyalaşmış, zincirlerini koparmış, raydan çıkmış tren misali sağa sola saldıran, savaşlar çıkaran, ülkeler işgal eden, milli ve yerli olanı ortadan kaldıran, kendilerine tabi olmayanı diktatör ilan eden, memuru olmak istemeyenleri serseri devlet ve lider belleyen, abluka, ambargo ve tehdit, şantaj ve medya operasyonlarıyla hayatları, devletleri, milletleri cehennemi yaşatan uluslararası sermaye sınıfının, onların ülkemizdeki işbirlikçilerinin yahut sapı bizden olan baltaların iktidarların eseridir.
BU SAVAŞIN MEHZEP SAVAŞI OLDUĞUNA İNANANLAR
Sittin diyardan, hapishanelerinden, askeri üslerinden, operasyon odalarından gelip, yüzlerce milyar dolar harcanıp, Sünnileri katleden “Alevi Esad’la savaşmaya geldik’ diyenlerin yukarıdaki tımarhaneliklerden ne farkı var? Ama işte görüyorsunuz bu savaşların Sünnilik, Alevilik, Şiilik, Mesihlik, Dürzilik, Yahudilik savaşları olduğuna inanan milyonlar var. Tüm bu savaşları azınlıkları veya mazlum olanları kurtarmak için yaptıklarını iddia edenlerin argümanlarını yiyen milyonlar var. Bu savaşların demokrasi, hürriyet, ekonomik kalkınma, adalet ve milletlerin kardeşliği, birlikteliği için yapıldığını anlatıyorlar. Irak, Lübnan, Libya, Suriye, Filistin için en çok kullandıkları tabirler; “Biz bu ülkelerin toprak bütünlüğünü, devletin tekliğini ve milletin birliğini istiyoruz” değil midir? Peki gerçek nedir? Mevcut olan toprak bütünlüğü paramparça ediliyor. Tek devlet yerine devletler ortaya çıkıyor. Bir Millet mezheplere, dinlere, kabilelere, aşiretlere, ailelere, örgütlere, zerrelere bölünüyor.
Aslında bu cehennemi doymak bilmez tamahları, bitmeyen mal toplama arzuları, milyarlarca dolar servetlerini trilyonlara getirme manyaklığı, doğayı, insanı ve uzayı iliklerine kadar sömürme güdüleri ne vakit bitecek? Suriye’yi Irak’ta Libya’da olduğu gibi diktatör Esad’tan, zulmünden kurtarmak için mi bu kadar emek, asker, para harcandı? Suriye’nin toprak bütünlüğü, siyasi birliği, millet dirliği mi sağlandı? Ülkemizin kelli felli medya yüzleri, siyasiler en az 14 senedir Sünni, Alevi, Şii, Süryani demekten yorulmadılar. Utanmadan Alevi kökenli bir ailenin evladı olan Beşar Esad’ın başında olduğu, Suriye nüfusunun yüzde 12’sini teşkil eden Alevi toplumun ülkeyi yönettiğini, Sünniler üzerinde zulüm uyguladığını, ülkenin ekonomisini Alevilere peşkeş çektiğini anlattılar.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ GİBİ KURULDU
Suriye 17 Nisan 1946’da, aynen Mustafa Kemal’in önderliğinde kurulan 1923 Türkiye Cumhuriyeti gibi, laik, cumhuriyetçi, devletçi, milliyetçi, halkçı ve devrimci bir ülke olarak doğdu. Baba Esad, Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na Suriye’nin Sünni, Türkmen, Mesihi devlet başkanlarının olduğu dönemde bir Suriyeli Alevi vatandaş olarak gelebildi. 1963’te iktidarı alan BAAS bir Sünni Salih Bitar, bir Mesihi Mişel Eflak ve bir Alevi Zeki Arsuzi ve Suriye milletinin tüm bileşenlerinin eseridir. Baba Esad ve Oğlu Beşar Esad yönetimlerinde devletin resmi dini İslam, resmi mezhebi Sünni’dir. Şeriat mahkemeleri, fetva makamları vardı. Devlet Başkanı Müslüman olmak zorundaydı. Suriye Müslüman Alimler Birliği ve fetva makamı şeyhülislam resmi deklarasyonuyla Alevileri Caferi mezhebinden sayarak dört geleneksel mezhebin yanına koymuşlardı. Suriye’de Esadlar döneminde Alevi propagandası yapmak, Alevi dernekleri kurmak, Alevi televizyonları açmak, gazetelere sahip olmak, resmi Cem evleri yasaktı.
Esadlar döneminde yardımcılar ekseriyetle Sünni, az sayıda Dürzi, Kürt, Türkmen veya İsmaili’ydi. Alevi bir başbakan olmamıştır. Alevi bir Meclis Başkanı olmamıştır. Tümü ya Sünni ya da diğer mezhep ve dinlere mensuptu. Bakanların yüzde 80’i Sünni idi. Ordu, istihbarat, ekonomi, büyükelçilikler de her türden ve kökten insan vardı. Tek şart BAAS iktidarına biat, itaat, ve hizmetti. Esad’ın liderliğini ve kararlarını tartışmamaktı. Bunun dışında kalanların soyu sopu, dini mezhebi, kökeni ırkı ne olursa olsun devletin sopası, kılıcı, zulmü, hapishaneleri, mahkemeleri, Sünni fetva makamları, camileri, zenginleri, medyası, yalakaları topyekun devreye girer hayatınız cehenneme çevirirlerdi. Alevi Esad iktidarının en mazlumları arasında Aleviler vardı. İnandıkları Esad iktidarı, BAAS iktidarı için en çok can veren, iç savaşta en çok ölen, en çok sakat veren, en büyük bedelleri ödeyenler Suriye Alevileridir. Buna mukabil en fakir, en muhtaç, en berbat koşullarda yaşayanlar onlar. Neden bir tek Türk kanalı Alevilerle röportaj yapmaz? Alevilerin şehirlerine, mahallerine, köy ve kasabalarına gidip röportaj yapmaz.
ESAD SUÇLU, PEKİ BİZ?
Esad’ın veya Alevi bir zümrenin konaklara, milyarlara sahip olmaları, birden fazla pasaporta, yurtdışında servetlere haiz olmaları Alevi camiasını bağlamaz. Diyorlar ki Aleviler neden Esad’ın zulmüne karşı gelmediler? Bu büyük bir yalan. Zira birçok Alevi aydının, yazarın, gazetecinin, tüccarın, şairin, din adamının Esad’a karşıtlığı sebebiyle zulüm gördüklerini, hapishanelerde yıllarca yattıklarını, sürgünde yaşamak zorunda kaldıklarını biliyoruz. Evet Alevi camiası aynen Sünni, Mesihi, Dürzi camiasının çoğunluğu gibi Esad’ın iktidarına destek verdiler. Evet Esad’ın suçları, günahları çok fazla. Evet 2017’ye kadar Aleviler kendisi ve Suriye için en ön saflarda savaştılar. Çünkü bu savaşın sadece Esad’ı hedef almadığını, bunun uluslararası bir proje olduğunu, ülkenin işgali, İsrail’in zaferi için, Katar, Suudi ve Türkiye’nin ABD için Suriye’yi yakmaya, yıkmaya ve taksim etmeye geldiklerine inandılar. Onları haksız mı çıkardık? Bugün Suriye kaç devletin işgali, kaç vekil örgütün işgalinde? Bu feci tabloda Esad kadar bizlerin suçu, günahı yok mu?
Aleviler ve Suriye’nin ezici çoğunluğu, binlerce yabancı savaşçının, Suriye milletinin hayat tarzına uymayan zihniyetlerin Suriye’yi istila ettiklerini gördüler. “Mesihiler Beyrut’a Aleviler tabuta” sloganlarını duydular. Sosyal medyada devlet binalarından canlı atılanları, Asi nehrinde yüzen başları eksilmiş cesetleri gördüler. Adra İşçi lojmanlarında canlı fırınlara atılan Alevilere tanık oldular. Sünni köy ve kasabalara atılan varil bombaları altında can veren Sünni çocuklar, kadınlar, yaşlılar misali Aleviler ve diğerleri de benzer katliamlara maruz kaldılar. Ama tüm bunlardan çok daha önemli başka bir şeyi yaşadılar; silahlı örgütlerin hiçbirinde Suriye milletinin bileşenlerini görmediler. Laik Sünni, Alevi, Dürzi, Süryani, Mesihi, Ermeni, Çerkes komutanlar, sivil önderler, partiler, devrim konseyleri yoktu. Esad gitti peki gelenler ve bugün Şam’da yönetimi ele alanların içinde bir tek Alevi, bir tek laik Sünni, bir tek Dürzi, bir tek Suriyeli Türkmen, bir tek Çerkes, bir tek Mesihi (nüfusun yüzde 10’nu) bir tek Süryani (ülkeye ismini veren en kadim topluluk) bir tek Kürt, bir tek Ezidi var mı? Şimdi Esad’ın iktidarına Alevi devleti diyenler utanmıyorlar mı? Şimdiki iktidar Sünnilerin iktidarıysa Suriye milletinin iktidarı nerede?
SURİYE’NİN BİLEŞENLERİ
Türkiye gerçekten de Suriye’nin toprak bütünlüğü ve Suriye milleti ve devletinin birliğini sağlamak istiyorsa özellikle Alevilere, Mesihilere, Süryanilere, Ermenilere, Alevi-Sünni Türkmenlerin yanında olmalıdır. Söylem ve eylemlerimizle olamıyorsak Suriye’de ABD, İsrail ve Körfez Arap ülkelerinden farklı bir şey istemiyoruz demektir. Birçok çevre kendi hükümetinde bir Alevi bakan, vali, büyükelçi sahibi olmayan bir iktidardan bunu bekliyor olmamızı eleştiriyor. Hükümet bizi eleştirenleri haksız çıkarır mı? Özetle; Aleviler onay verseydi 1921’de Suriye’yi yöneten Fransa’nın ilan ettiği Alevi Devleti kurulur Suriye milletinin parçası olmazlardı. Halbuki Aleviler Suriye’nin diğer tüm bileşenleri gibi Suriye Arap Cumhuriyeti ve Suriye milleti için savaştı, can verdi.
Fransa’yla işbirliği yapan, ferdi maslahatını milletin çıkarları üstünde tutarak düşmanın safında yer alan onlarca Alevi vardı. Bunlara benzer binlerce Sünni işbirlikçi ve hain vardı. Onlarca Süryani, Dürzi, Hristiyan ajanları ve memurları vardı. Türkiye Cumhuriyeti kurulurken kaç Türk, kaç Sünni düşman safında yer aldı. Bugün ülkemizde iktidarda dahil milletin ne kadarı hain ne kadarı işbirlikçi, ne kadarı kendi ferdi menfaati için milletini şurasına burasına koymaya hevesli Sorosçu çocuğu var? Bunlar üzerinden büyük Türk milletini, Arap milletini, Alevi, Sünni, Mesihi, Dürzi Camiayı hedefe koymak, baştakinin kökeninden mütevellit onun içinden çıkıp geldiği ama onları sadece suiistimal ettiği, kullandığı camiasını hedefe koymak akıl işi midir? Yoksa habis iblisi bir programa hizmet etmek midir?”
Odatv.com
KAYNAK: https://www.odatv.com/guncel/aydinliktan...-120080841
Suriye’deki gelişmeleri yakından takip eden Orta Doğu uzmanı ve Aydınlık yazarı Mehmet Yuva, “Esad öncesi, dönemi ve sonrasında Aleviler” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Türkiye ve Orta Doğu'daki mezhepsel, etnik ve siyasi çatışmaların ele alındığı yazıda Yuva, Suriye’de yaşayan Alevileri de anlattı.
Yazar, yıllardır zulme uğrayan Alevi kesimin, BAAS rejimine ve Esad’a desteği nedeniyle ‘zulmeden’ olarak yansıtıldığını kaydetti. Ülkedeki Alevilerin parçalanma korkusuyla bu desteği verdiğini belirten Mehmet Yuva, Türkiye'nin söylem ve eylemlerinde Suriye halkının tüm kesimlerine eşit yaklaşılması gerektiği savunarak şunları yazdı;
“Süleyman Demirel’in siyasi gaf olarak adlandırılan meşhur ve anlamlı bir ifadesi vardır: “Tamam Kürtlere kötü davranıyoruz da, sanki Türklere iyi mi davranıyoruz?” 70’li 80’li yıllarda Çorum, Maraş ve birçok yerde Alevi vatandaşlarımızı katledenler, “Komünisttir, zındıktır!”, “Büyüyünce tehdit oluşturur!” diyerek beşikteki bebekleri kesenler, evleri ateşe verenler, başkalarının kutsallarını yakanlar, Türkiye’nin aydınlarını, bilim insanlarını, gazetecilerini, yazarlarını, Aselsan, Roketsan mühendislerini katledenler, Sünni, Alevi, Türk, Kürt, Çerkes veya insan olabilir mi? Tüm bu katliamların, fitnenin, barbarlığın, zulmün iktidarları devam etsin, sömürüleri bitmesin, makam, para, iştiham, kudret ebedi kalsın diye yaptıklarını ne zaman idrak edeceğiz? Bu mafyalaşmış, zincirlerini koparmış, raydan çıkmış tren misali sağa sola saldıran, savaşlar çıkaran, ülkeler işgal eden, milli ve yerli olanı ortadan kaldıran, kendilerine tabi olmayanı diktatör ilan eden, memuru olmak istemeyenleri serseri devlet ve lider belleyen, abluka, ambargo ve tehdit, şantaj ve medya operasyonlarıyla hayatları, devletleri, milletleri cehennemi yaşatan uluslararası sermaye sınıfının, onların ülkemizdeki işbirlikçilerinin yahut sapı bizden olan baltaların iktidarların eseridir.
BU SAVAŞIN MEHZEP SAVAŞI OLDUĞUNA İNANANLAR
Sittin diyardan, hapishanelerinden, askeri üslerinden, operasyon odalarından gelip, yüzlerce milyar dolar harcanıp, Sünnileri katleden “Alevi Esad’la savaşmaya geldik’ diyenlerin yukarıdaki tımarhaneliklerden ne farkı var? Ama işte görüyorsunuz bu savaşların Sünnilik, Alevilik, Şiilik, Mesihlik, Dürzilik, Yahudilik savaşları olduğuna inanan milyonlar var. Tüm bu savaşları azınlıkları veya mazlum olanları kurtarmak için yaptıklarını iddia edenlerin argümanlarını yiyen milyonlar var. Bu savaşların demokrasi, hürriyet, ekonomik kalkınma, adalet ve milletlerin kardeşliği, birlikteliği için yapıldığını anlatıyorlar. Irak, Lübnan, Libya, Suriye, Filistin için en çok kullandıkları tabirler; “Biz bu ülkelerin toprak bütünlüğünü, devletin tekliğini ve milletin birliğini istiyoruz” değil midir? Peki gerçek nedir? Mevcut olan toprak bütünlüğü paramparça ediliyor. Tek devlet yerine devletler ortaya çıkıyor. Bir Millet mezheplere, dinlere, kabilelere, aşiretlere, ailelere, örgütlere, zerrelere bölünüyor.
Aslında bu cehennemi doymak bilmez tamahları, bitmeyen mal toplama arzuları, milyarlarca dolar servetlerini trilyonlara getirme manyaklığı, doğayı, insanı ve uzayı iliklerine kadar sömürme güdüleri ne vakit bitecek? Suriye’yi Irak’ta Libya’da olduğu gibi diktatör Esad’tan, zulmünden kurtarmak için mi bu kadar emek, asker, para harcandı? Suriye’nin toprak bütünlüğü, siyasi birliği, millet dirliği mi sağlandı? Ülkemizin kelli felli medya yüzleri, siyasiler en az 14 senedir Sünni, Alevi, Şii, Süryani demekten yorulmadılar. Utanmadan Alevi kökenli bir ailenin evladı olan Beşar Esad’ın başında olduğu, Suriye nüfusunun yüzde 12’sini teşkil eden Alevi toplumun ülkeyi yönettiğini, Sünniler üzerinde zulüm uyguladığını, ülkenin ekonomisini Alevilere peşkeş çektiğini anlattılar.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ GİBİ KURULDU
Suriye 17 Nisan 1946’da, aynen Mustafa Kemal’in önderliğinde kurulan 1923 Türkiye Cumhuriyeti gibi, laik, cumhuriyetçi, devletçi, milliyetçi, halkçı ve devrimci bir ülke olarak doğdu. Baba Esad, Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na Suriye’nin Sünni, Türkmen, Mesihi devlet başkanlarının olduğu dönemde bir Suriyeli Alevi vatandaş olarak gelebildi. 1963’te iktidarı alan BAAS bir Sünni Salih Bitar, bir Mesihi Mişel Eflak ve bir Alevi Zeki Arsuzi ve Suriye milletinin tüm bileşenlerinin eseridir. Baba Esad ve Oğlu Beşar Esad yönetimlerinde devletin resmi dini İslam, resmi mezhebi Sünni’dir. Şeriat mahkemeleri, fetva makamları vardı. Devlet Başkanı Müslüman olmak zorundaydı. Suriye Müslüman Alimler Birliği ve fetva makamı şeyhülislam resmi deklarasyonuyla Alevileri Caferi mezhebinden sayarak dört geleneksel mezhebin yanına koymuşlardı. Suriye’de Esadlar döneminde Alevi propagandası yapmak, Alevi dernekleri kurmak, Alevi televizyonları açmak, gazetelere sahip olmak, resmi Cem evleri yasaktı.
Esadlar döneminde yardımcılar ekseriyetle Sünni, az sayıda Dürzi, Kürt, Türkmen veya İsmaili’ydi. Alevi bir başbakan olmamıştır. Alevi bir Meclis Başkanı olmamıştır. Tümü ya Sünni ya da diğer mezhep ve dinlere mensuptu. Bakanların yüzde 80’i Sünni idi. Ordu, istihbarat, ekonomi, büyükelçilikler de her türden ve kökten insan vardı. Tek şart BAAS iktidarına biat, itaat, ve hizmetti. Esad’ın liderliğini ve kararlarını tartışmamaktı. Bunun dışında kalanların soyu sopu, dini mezhebi, kökeni ırkı ne olursa olsun devletin sopası, kılıcı, zulmü, hapishaneleri, mahkemeleri, Sünni fetva makamları, camileri, zenginleri, medyası, yalakaları topyekun devreye girer hayatınız cehenneme çevirirlerdi. Alevi Esad iktidarının en mazlumları arasında Aleviler vardı. İnandıkları Esad iktidarı, BAAS iktidarı için en çok can veren, iç savaşta en çok ölen, en çok sakat veren, en büyük bedelleri ödeyenler Suriye Alevileridir. Buna mukabil en fakir, en muhtaç, en berbat koşullarda yaşayanlar onlar. Neden bir tek Türk kanalı Alevilerle röportaj yapmaz? Alevilerin şehirlerine, mahallerine, köy ve kasabalarına gidip röportaj yapmaz.
ESAD SUÇLU, PEKİ BİZ?
Esad’ın veya Alevi bir zümrenin konaklara, milyarlara sahip olmaları, birden fazla pasaporta, yurtdışında servetlere haiz olmaları Alevi camiasını bağlamaz. Diyorlar ki Aleviler neden Esad’ın zulmüne karşı gelmediler? Bu büyük bir yalan. Zira birçok Alevi aydının, yazarın, gazetecinin, tüccarın, şairin, din adamının Esad’a karşıtlığı sebebiyle zulüm gördüklerini, hapishanelerde yıllarca yattıklarını, sürgünde yaşamak zorunda kaldıklarını biliyoruz. Evet Alevi camiası aynen Sünni, Mesihi, Dürzi camiasının çoğunluğu gibi Esad’ın iktidarına destek verdiler. Evet Esad’ın suçları, günahları çok fazla. Evet 2017’ye kadar Aleviler kendisi ve Suriye için en ön saflarda savaştılar. Çünkü bu savaşın sadece Esad’ı hedef almadığını, bunun uluslararası bir proje olduğunu, ülkenin işgali, İsrail’in zaferi için, Katar, Suudi ve Türkiye’nin ABD için Suriye’yi yakmaya, yıkmaya ve taksim etmeye geldiklerine inandılar. Onları haksız mı çıkardık? Bugün Suriye kaç devletin işgali, kaç vekil örgütün işgalinde? Bu feci tabloda Esad kadar bizlerin suçu, günahı yok mu?
Aleviler ve Suriye’nin ezici çoğunluğu, binlerce yabancı savaşçının, Suriye milletinin hayat tarzına uymayan zihniyetlerin Suriye’yi istila ettiklerini gördüler. “Mesihiler Beyrut’a Aleviler tabuta” sloganlarını duydular. Sosyal medyada devlet binalarından canlı atılanları, Asi nehrinde yüzen başları eksilmiş cesetleri gördüler. Adra İşçi lojmanlarında canlı fırınlara atılan Alevilere tanık oldular. Sünni köy ve kasabalara atılan varil bombaları altında can veren Sünni çocuklar, kadınlar, yaşlılar misali Aleviler ve diğerleri de benzer katliamlara maruz kaldılar. Ama tüm bunlardan çok daha önemli başka bir şeyi yaşadılar; silahlı örgütlerin hiçbirinde Suriye milletinin bileşenlerini görmediler. Laik Sünni, Alevi, Dürzi, Süryani, Mesihi, Ermeni, Çerkes komutanlar, sivil önderler, partiler, devrim konseyleri yoktu. Esad gitti peki gelenler ve bugün Şam’da yönetimi ele alanların içinde bir tek Alevi, bir tek laik Sünni, bir tek Dürzi, bir tek Suriyeli Türkmen, bir tek Çerkes, bir tek Mesihi (nüfusun yüzde 10’nu) bir tek Süryani (ülkeye ismini veren en kadim topluluk) bir tek Kürt, bir tek Ezidi var mı? Şimdi Esad’ın iktidarına Alevi devleti diyenler utanmıyorlar mı? Şimdiki iktidar Sünnilerin iktidarıysa Suriye milletinin iktidarı nerede?
SURİYE’NİN BİLEŞENLERİ
Türkiye gerçekten de Suriye’nin toprak bütünlüğü ve Suriye milleti ve devletinin birliğini sağlamak istiyorsa özellikle Alevilere, Mesihilere, Süryanilere, Ermenilere, Alevi-Sünni Türkmenlerin yanında olmalıdır. Söylem ve eylemlerimizle olamıyorsak Suriye’de ABD, İsrail ve Körfez Arap ülkelerinden farklı bir şey istemiyoruz demektir. Birçok çevre kendi hükümetinde bir Alevi bakan, vali, büyükelçi sahibi olmayan bir iktidardan bunu bekliyor olmamızı eleştiriyor. Hükümet bizi eleştirenleri haksız çıkarır mı? Özetle; Aleviler onay verseydi 1921’de Suriye’yi yöneten Fransa’nın ilan ettiği Alevi Devleti kurulur Suriye milletinin parçası olmazlardı. Halbuki Aleviler Suriye’nin diğer tüm bileşenleri gibi Suriye Arap Cumhuriyeti ve Suriye milleti için savaştı, can verdi.
Fransa’yla işbirliği yapan, ferdi maslahatını milletin çıkarları üstünde tutarak düşmanın safında yer alan onlarca Alevi vardı. Bunlara benzer binlerce Sünni işbirlikçi ve hain vardı. Onlarca Süryani, Dürzi, Hristiyan ajanları ve memurları vardı. Türkiye Cumhuriyeti kurulurken kaç Türk, kaç Sünni düşman safında yer aldı. Bugün ülkemizde iktidarda dahil milletin ne kadarı hain ne kadarı işbirlikçi, ne kadarı kendi ferdi menfaati için milletini şurasına burasına koymaya hevesli Sorosçu çocuğu var? Bunlar üzerinden büyük Türk milletini, Arap milletini, Alevi, Sünni, Mesihi, Dürzi Camiayı hedefe koymak, baştakinin kökeninden mütevellit onun içinden çıkıp geldiği ama onları sadece suiistimal ettiği, kullandığı camiasını hedefe koymak akıl işi midir? Yoksa habis iblisi bir programa hizmet etmek midir?”
Odatv.com
KAYNAK: https://www.odatv.com/guncel/aydinliktan...-120080841
Forum:
Alevi Haber
Yorum
Yorum Yok
Yazar:
donanma44
Irak ve Suriye coğrafyasında Şii-Sünni, Müslim-gayrı Müslim gibi farklı din ve kültürler yüz yıllardır birlikte yaşıyorlar. İlaveten Suriye...
Irak ve Suriye coğrafyasında Şii-Sünni, Müslim-gayrı Müslim gibi farklı din ve kültürler yüz yıllardır birlikte yaşıyorlar. İlaveten Suriye Şam-Halep, Lazkiye bölgesinde laik yaşam tercihi olan unsurlar var… Buradaki farklılığın boğazlaşma potansiyeli taşıdığını keşfeden ABD ve Batı, bölgeye dair projelerini yıllar öncesinden netleştirdiler ve zamanın ruhunu beklediler.
Emperyalizmin bu projeyi yıllarca bekletip, bu süreçte sahneye koymasının nedeni; “AKP Hükümetinin, dış politikayı mezhep farklılığı parametresine göre dizayn etmesi, bu sebeple tüm komşularıyla ilişkilerin bozulması ve Batı’nın bu durumdan yararlanması” biçiminde açıklanabilir.
Batının, ‘uykuda’ olan Sünni-Selefi yapıları uyandırıp- kışkırtması, Suriye’ye en uzun sınıra sahip olan Türkiye Hükümetinin Suriye devletine karşı isyana kalkan Selefilere yardım konusunda aktif rol almaya teşne olması, onları silahlandırması bugün yaşanan gerçekliğin en belirleyici nedeni olmuş, emperyalizm elini kolaylaştırmıştır.
TÜRK DEVLETİ TUZAĞA DÜŞMÜŞTÜR!
Sonuç itibarıyla Batı, AKP’nin mezhepçi tavrını fena halde ve aleni olarak kullanmış, Türk Devletini tuzağa düşürmüştür. Kürt devletinin Suriye ayağının şekillenmesi beklentisini tereyağından kıl çeker gibi çözmüş, Kürtleri, İsrail’i ve Batılı lobileri rahatlatmıştır.
***
Mezhep kavgasının kökü cehalettir! Dolaysıyla, kopkoyu bir cehalet içinde olan İslam dünyasında her farklılık bir boğazlaşma potansiyeli taşıdığından, Bu zihniyette insan malzemesi bulmak her dönemde gayet kolay olmuştur… İslam ülkelerinin istisnasız tamamında, mezhepçiliği meslek edinen, yaşamını, mezhep nefreti ekerek idame ettiren, dolaylı ya da direkt devlet tarafından finanse edilen çok sayıda odak ve kurum vardır.
BİRİNCİSİ DE DİYANET’TİR
Devletin Diyanet’e gözü gibi bakmasının, “ne isterse vermesinin” nedeni budur.
Yüz binlerce kadrosuyla mezhebi fay hatlarını tetikleme “görevini” layıkıyla yerine getiren, Alevileri devlet olanaklarından uzak tutan, inançlarını gayrı meşru-gayrı ahlaki sayan Diyanet’in, evrensel insan ahlakına, çoğulculuğa, farklılığın zenginlik olduğu ilkesine dair tek olumlu çabası bulunmamaktadır.
Nefreti çoğaltmak, fay hatlarını derinleştirmek ve ortamıza fitne ekmekle meşguldür.
Atatürk ilkeleri, laiklik, demokrasi gibi kavramlara şiddetle karşıdır. İslam ülkelerinde emperyalizmin kullanımına, alınıp satılmasına ve nefreti körüklemeye teşne olan böylesi yapılar, her türlü melanete hazır ve nazırdır.
Suriye coğrafyasında örneklerini gördüğümüz üzere mezhep ayrımcılığından beslenen odaklar, “öteki” ilan ettikleri anlayışlara karşı öyle bir öfke ve nefret beslerler ki, bu öfke üzerine şiddeti de narkozlandığınızda İnsan, insanlığını kaybedip vahşileşir. Kelle kesmeye, hemcinslerini yakmaya, öldürmeye başlar! Ölümler arttıkça kesimler arasındaki faylar derinleşir, karşılıklı boğazlaşmaya, bir süre sonra da iç savaşa dönüşür!
Suriye, Irak vb. İslam âleminde kurgulanan budur…
Batı dediğimiz “medeniyet”, çeşitli kurumları ve gizli servisleriyle bizdeki fay hatlarını beslerken, kendisi laikliği gözü gibi sakınarak, din işlerini devlet sisteminin dışında tutuyor. Anımsayalım; Fransa eski Cumhurbaşkanı Jack Shirack; “okul bizim mabedimizdir, dini simgeleri mabedimize sokarsak, birliğimizi koruyamayız” diyerek, okulda türban ve haç gibi simgeleri reddetmiştir. Kendi okullarında her türlü dini simgeyi yasaklayan Fransa, bizde okulda türbanın serbest bırakılmasını “demokrasinin zaferi” diyerek övüyor…
***
Konuya dönelim…
Emperyalist teoriye göre, “İslam dünyası bütün enerjisini kendi içinde tüketmeli, eğitim ve bilime uzak durmalı ki, Batının sömürüsü kolaylaşsın, İsrail rahat etsin, potansiyel tehdit kalmasın…”
Uzunca zamandır uygulamada olan teori bu…
Batı ve yedeklediği; Türkiye, Arabistan, Katar gibi ülkeler, Suriye isyancılarını bu nedenle desteklediler. Meşru Suriye Yönetimi, isyan çıkaran bu gruplara karşı çok sert tedbirlere başvurduysa da, başta Doğu ve Kuzeydoğu Suriye, Halep ve kısmen Şam olmak üzere ülkenin çok büyükçe bir bölümünün IŞİD ve diğer İslamcı çetelerce işgal edilmesini engelleyemedi.
Küresel güçler, teröristlere silah ve para yağdırarak Suriye’yi böldüler! “Mezhep” denilince ülkeyi, milleti, hakkı hukuku unutan başta AKP Hükümeti ve tüm Selefi hücreler, Suriye iç savaşına bütün güçleriyle müdahil oldular…
Hatta bu savaşı kendi savaşları kabul edip seferber oldular…
İç ve dış hukuk olmak üzere meşruiyeti bir yana attılar. “Alevi Esad gitsin de kim gelirse gelsin” diyerek IŞİD’le organik bağ kurdular…
Mezhepçilik gözlerini kör etmişti!
Öyle ki, Suriye’deki otorite boşluğunun bir Kürt devletinin kurulmasına neden olacağını, bu devletin Türkiye ve Irak’ın Kürt coğrafyasıyla birleşeceğini, esas amacın bu olduğu gerçeğini dahi ıskalamışlardı… Oysa bu amacı gösteren haritalar yıllardan beri havada uçuşuyor, ABD ve Batılı gizli servisler bu hayalin gerçekleşmesi için yıllardır çalışıyorlardı.
Mezhep manivelasını kullanma amaçlarının otorite boşluğu yaratmak olduğunu, bırakın “stratejik derinlik” gibi ‘derin’ bilgilere sahip olmayı, dağdaki çoban da biliyordu ama bunlar bilmiyor, duymuyor, görmüyorlardı.
Dedim ya, Alevi düşmanlığı gözlerini kör etmişti!
Günümüzün “stratejik derinlikli devlet adamları” salt Aleviliğe değil; demokrasi ve çoğulculuk gibi çağdaş değerlerin tamamına düşmanlık güdüyorlardı. Esad’ın otoritesini öteleyince, oradaki boşluğun bir şekilde doldurulacağını, en yakın adayın Kürtler olduğunu bile öngörememişlerdi…
Ne zaman uyandılar?
Suriye’nin kuzeyinde resmen bir Kürt Devleti kurulduğunda…
Şimdi kıvranıyorlar ama heyhat!!! Eski şartları geri getirmek için çok geç!
1 Kasım’dan sonra yargıya hesap verecekler…
Sadece hırsızlık, yolsuzluk, sahtecilikten değil…
Tarihe karışmakta olan mezhepçiliği güncellemek, dini siyasete alet etmek, mezhep kışkırtıcılığı yapmak da değil…
Daha beteri, hatta en beteri…
Demokratik Cumhuriyeti yıkıp, yerine mezhep devleti inşa etmeye çalışmak…
“Şii hilalini delip, Sünni eksen oluşturayım” derken, ülkenin bölünmesine neden olmak!
VATANA İHANET!
Murtaza Demir
Odatv.com
Irak ve Suriye coğrafyasında Şii-Sünni, Müslim-gayrı Müslim gibi farklı din ve kültürler yüz yıllardır birlikte yaşıyorlar. İlaveten Suriye Şam-Halep, Lazkiye bölgesinde laik yaşam tercihi olan unsurlar var… Buradaki farklılığın boğazlaşma potansiyeli taşıdığını keşfeden ABD ve Batı, bölgeye dair projelerini yıllar öncesinden netleştirdiler ve zamanın ruhunu beklediler.
Emperyalizmin bu projeyi yıllarca bekletip, bu süreçte sahneye koymasının nedeni; “AKP Hükümetinin, dış politikayı mezhep farklılığı parametresine göre dizayn etmesi, bu sebeple tüm komşularıyla ilişkilerin bozulması ve Batı’nın bu durumdan yararlanması” biçiminde açıklanabilir.
Batının, ‘uykuda’ olan Sünni-Selefi yapıları uyandırıp- kışkırtması, Suriye’ye en uzun sınıra sahip olan Türkiye Hükümetinin Suriye devletine karşı isyana kalkan Selefilere yardım konusunda aktif rol almaya teşne olması, onları silahlandırması bugün yaşanan gerçekliğin en belirleyici nedeni olmuş, emperyalizm elini kolaylaştırmıştır.
TÜRK DEVLETİ TUZAĞA DÜŞMÜŞTÜR!
Sonuç itibarıyla Batı, AKP’nin mezhepçi tavrını fena halde ve aleni olarak kullanmış, Türk Devletini tuzağa düşürmüştür. Kürt devletinin Suriye ayağının şekillenmesi beklentisini tereyağından kıl çeker gibi çözmüş, Kürtleri, İsrail’i ve Batılı lobileri rahatlatmıştır.
***
Mezhep kavgasının kökü cehalettir! Dolaysıyla, kopkoyu bir cehalet içinde olan İslam dünyasında her farklılık bir boğazlaşma potansiyeli taşıdığından, Bu zihniyette insan malzemesi bulmak her dönemde gayet kolay olmuştur… İslam ülkelerinin istisnasız tamamında, mezhepçiliği meslek edinen, yaşamını, mezhep nefreti ekerek idame ettiren, dolaylı ya da direkt devlet tarafından finanse edilen çok sayıda odak ve kurum vardır.
BİRİNCİSİ DE DİYANET’TİR
Devletin Diyanet’e gözü gibi bakmasının, “ne isterse vermesinin” nedeni budur.
Yüz binlerce kadrosuyla mezhebi fay hatlarını tetikleme “görevini” layıkıyla yerine getiren, Alevileri devlet olanaklarından uzak tutan, inançlarını gayrı meşru-gayrı ahlaki sayan Diyanet’in, evrensel insan ahlakına, çoğulculuğa, farklılığın zenginlik olduğu ilkesine dair tek olumlu çabası bulunmamaktadır.
Nefreti çoğaltmak, fay hatlarını derinleştirmek ve ortamıza fitne ekmekle meşguldür.
Atatürk ilkeleri, laiklik, demokrasi gibi kavramlara şiddetle karşıdır. İslam ülkelerinde emperyalizmin kullanımına, alınıp satılmasına ve nefreti körüklemeye teşne olan böylesi yapılar, her türlü melanete hazır ve nazırdır.
Suriye coğrafyasında örneklerini gördüğümüz üzere mezhep ayrımcılığından beslenen odaklar, “öteki” ilan ettikleri anlayışlara karşı öyle bir öfke ve nefret beslerler ki, bu öfke üzerine şiddeti de narkozlandığınızda İnsan, insanlığını kaybedip vahşileşir. Kelle kesmeye, hemcinslerini yakmaya, öldürmeye başlar! Ölümler arttıkça kesimler arasındaki faylar derinleşir, karşılıklı boğazlaşmaya, bir süre sonra da iç savaşa dönüşür!
Suriye, Irak vb. İslam âleminde kurgulanan budur…
Batı dediğimiz “medeniyet”, çeşitli kurumları ve gizli servisleriyle bizdeki fay hatlarını beslerken, kendisi laikliği gözü gibi sakınarak, din işlerini devlet sisteminin dışında tutuyor. Anımsayalım; Fransa eski Cumhurbaşkanı Jack Shirack; “okul bizim mabedimizdir, dini simgeleri mabedimize sokarsak, birliğimizi koruyamayız” diyerek, okulda türban ve haç gibi simgeleri reddetmiştir. Kendi okullarında her türlü dini simgeyi yasaklayan Fransa, bizde okulda türbanın serbest bırakılmasını “demokrasinin zaferi” diyerek övüyor…
***
Konuya dönelim…
Emperyalist teoriye göre, “İslam dünyası bütün enerjisini kendi içinde tüketmeli, eğitim ve bilime uzak durmalı ki, Batının sömürüsü kolaylaşsın, İsrail rahat etsin, potansiyel tehdit kalmasın…”
Uzunca zamandır uygulamada olan teori bu…
Batı ve yedeklediği; Türkiye, Arabistan, Katar gibi ülkeler, Suriye isyancılarını bu nedenle desteklediler. Meşru Suriye Yönetimi, isyan çıkaran bu gruplara karşı çok sert tedbirlere başvurduysa da, başta Doğu ve Kuzeydoğu Suriye, Halep ve kısmen Şam olmak üzere ülkenin çok büyükçe bir bölümünün IŞİD ve diğer İslamcı çetelerce işgal edilmesini engelleyemedi.
Küresel güçler, teröristlere silah ve para yağdırarak Suriye’yi böldüler! “Mezhep” denilince ülkeyi, milleti, hakkı hukuku unutan başta AKP Hükümeti ve tüm Selefi hücreler, Suriye iç savaşına bütün güçleriyle müdahil oldular…
Hatta bu savaşı kendi savaşları kabul edip seferber oldular…
İç ve dış hukuk olmak üzere meşruiyeti bir yana attılar. “Alevi Esad gitsin de kim gelirse gelsin” diyerek IŞİD’le organik bağ kurdular…
Mezhepçilik gözlerini kör etmişti!
Öyle ki, Suriye’deki otorite boşluğunun bir Kürt devletinin kurulmasına neden olacağını, bu devletin Türkiye ve Irak’ın Kürt coğrafyasıyla birleşeceğini, esas amacın bu olduğu gerçeğini dahi ıskalamışlardı… Oysa bu amacı gösteren haritalar yıllardan beri havada uçuşuyor, ABD ve Batılı gizli servisler bu hayalin gerçekleşmesi için yıllardır çalışıyorlardı.
Mezhep manivelasını kullanma amaçlarının otorite boşluğu yaratmak olduğunu, bırakın “stratejik derinlik” gibi ‘derin’ bilgilere sahip olmayı, dağdaki çoban da biliyordu ama bunlar bilmiyor, duymuyor, görmüyorlardı.
Dedim ya, Alevi düşmanlığı gözlerini kör etmişti!
Günümüzün “stratejik derinlikli devlet adamları” salt Aleviliğe değil; demokrasi ve çoğulculuk gibi çağdaş değerlerin tamamına düşmanlık güdüyorlardı. Esad’ın otoritesini öteleyince, oradaki boşluğun bir şekilde doldurulacağını, en yakın adayın Kürtler olduğunu bile öngörememişlerdi…
Ne zaman uyandılar?
Suriye’nin kuzeyinde resmen bir Kürt Devleti kurulduğunda…
Şimdi kıvranıyorlar ama heyhat!!! Eski şartları geri getirmek için çok geç!
1 Kasım’dan sonra yargıya hesap verecekler…
Sadece hırsızlık, yolsuzluk, sahtecilikten değil…
Tarihe karışmakta olan mezhepçiliği güncellemek, dini siyasete alet etmek, mezhep kışkırtıcılığı yapmak da değil…
Daha beteri, hatta en beteri…
Demokratik Cumhuriyeti yıkıp, yerine mezhep devleti inşa etmeye çalışmak…
“Şii hilalini delip, Sünni eksen oluşturayım” derken, ülkenin bölünmesine neden olmak!
VATANA İHANET!
Murtaza Demir
Odatv.com
Forum:
Alevi Haber
Yorum
Yorum Yok
Yazar:
donanma44
Alıntı:“Beni hor görme gardaşım
Sen altınsın, ben tunç muyum?
Aynı vardan var olmuşuz
Sen gümüşsün, ben sac mıyım? ”
Aşık Veysel Şatıroğlu
Devletin dini olur mu? Devletin dini olacaksa o da mutlaka adalet olmalı!
Cumhuriyetin laiklik ve eşit yurttaşlık ilkesi devletin dininin ve mezhebinin olamayacağına hükmeder.
İnanma veya inanmama hakkı, devlete değil; kişiye ait evrensel bir insan hakkıdır. Bu temel insan hakkı “dinsizliğe” neden olmadan; gerçek anlamda din, vicdan, inanç ve düşünce özgürlüğüne dayanır.
İnanma veya inanmama hakkı, devlete değil; kişiye ait evrensel bir insan hakkıdır. Bu temel insan hakkı “dinsizliğe” neden olmadan; gerçek anlamda din, vicdan, inanç ve düşünce özgürlüğüne dayanır.
Laik, demokratik devletin görevleri arasında dini yönetmek ve yönlendirmek yoktur. Laik devlet, dindar yurttaş ya da mezhep üretemez. Kimin nasıl ibadet edeceğini ve oruç tutacağını yurttaşına dayatamaz. İbadet yeri yapamaz; dini kurumları finanse edemez!
Alevi olsun, Sünni olsun, Hıristiyan olsun, Musevi olsun; tüm inanç sahipleri kendi ibadetini gerçekleştireceği mabetlerini yapmakla ve finanse etmekle yükümlüdür.
Laik devletin din bütçesi de olamaz. Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) üzerinden bir mezhebi finanse edemez. Alevi’den, Sünni’den, Hıristiyan’dan, Musevi’den ve seküler kesimden topladığı vergileri, koruyup, kolladığı mezhebin kurumlarına aktaramaz. Daha doğrusu devlet yurttaşlarının dini ihtiyaçlarını yerine getirmesi için hazineden pay veremez.
Çoğulcu demokrasi ile yönetilen bir ülkede devlet, yurttaşlarından aldığı vergileri, onların eğitim, sağlık, barınma gibi ihtiyaçlarını karşılamak için kullanmak zorundadır.
Devletin tek dinci, tek mezhepçi Diyanet kurumu ile yasalarla yasaklanmış olan tarikat ve cemaatler; hukuk dışı, din dışı davranmaktadır. Bu yapılar helal olmayan ve hak etmedikleri tüyü bitmemiş yetimin hakkına çökmüş durumdalar.
Oysa tanıdığımız dindar Sünniler, “helal” tüketirler!
Milli Eğitim Bakanlığı’nın son yıllarda irticacı tarikat, cemaat ve ülkücü yapılarla protokol imzalayıp, işbirliği yapması büyük bir sorun olarak toplumsal yapıları tedirgin etmektedir. Dinileştirilen eğitim politikası ile laik demokratik eğitim terk edilmiş, çağdaş bilimin ışığında nesillerin yetiştirilmesi rafa kaldırılmıştır.
AKP iktidarı ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel alanlarda olduğu gibi, eğitim alanını da kendi ideolojisine uygun siyasal İslamcılığa göre şekillendirmektedir. Son olarak Ülkü Ocakları ile yaptığı protokol bardağı taşıran damla niteliğindedir.
Milli Eğitim Bakanlığı, cumhuriyetin okullarında dini eğitim yoluyla Alevi çocuklarını asimile ederek Sünnileştirmektedir. ÇEDES uygulaması ile ilkokul çağındaki çocuklarımızın psikolojilerini çağ dışı dini ritüellerle alt üst etmektedir.
Özellikle eğitim alanında devreye sokulmuş dinselleştirme ve gericileştirme projelerinin hızı ve sayısı her geçen gün artmaktadır. “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” başlığı altında çocuklarımıza dayatılan ÇEDES projesi, mezhepçi dinselleştirme faaliyetleriyle ‘Değerler Eğitimi’ kisvesi altında okul öncesinden başlatılmış, okullarımız camiye dönüştürülmüştür.
ÇEDES projesi kapsamında yapay Kabe, yapay mezar yaptırılarak, okullarda uydurma törenlerle körpe yavrularımızın ruh halini bozmaktadır.
Bu iktidar biat ve şükür pedagojisi ile dindar ve kindar bir nesil yetiştirmeyi hedeflemektedir. Bu anlayışını da “evrensel değerlere”, “çocuk haklarına” ve “laikliğe” karşı durarak, ısrarla sürdürmektedirler.
AKP-MHP iktidarının Siyasal İslamcı bir projesi olan ÇEDES, farklılıkların asimilasyonunu, dinselleştirilmesini, tektipleştirilmesini ve kendi dinci nesillerini yetiştirmekten başkaca “değer” taşımamaktadır. Cami imamlarını okullara atayarak, müfredatı uhrevileştirerek ve okulları camileştirerek, eleştirel akla, laikliğe ve bilimsel eğitime karşı dinci barikat örmektedir.
Aleni olarak cumhuriyetin kuruluş ilkesi olan laiklik yok sayılmaktadır.
Bir mezhebin kurumsallaştırılarak kollanıp finanse edilmesi, diğer inançların ötekileştirilmesi ve düşmanlaştırılması insan haklarına aykırıdır ve kabul edilemez.
Aleviler, devletin Emevi İslamiyetçiliğine dayalı mezhepçiliğe karşı, herkesin inanma ve inanmama hakkına dayalı bir anlayışla özgürce yaşamasını savunmaktadır.
Aleviler, Milli Eğitim Bakanlığı’nın din eğitimi yoluyla Alevi çocuklarını asimile ederek Sünnileştirmesine karşı devleti laiklik ilkesine uyması konusunda göreve çağırmaktadır.
12 Eylül 1980 faşist darbecilerinin kararıyla devletin din ve millet tasarımını oluşturan ve millete dayatılan Türk İslam Sentezi ideolojisi, dine dayalı devlet ve millet tezini kutsamaktadır. Siyasal İslamcılık, devletin ideolojisi haline getirilmiştir. Bu durum yurttaşlık hakkını savunan laik ve demokratik cumhuriyetin temeline dinamit koymaktadır.
Taziye
Sevgili Murtaza Demir, dünyasını değiştirdi. Hakk Muhammed Ali yolunun bir neferi olarak 40 yıldır faşizme, irticacı-selefi siyasi iktidarın haksızlıklarına, ayrımcılığa ve asimilasyona karşı mücadele bayrağını yere düşürmemiştir. Kendisi hakkında açılan onlarca davada Anadolu Alevi yolu ve öğretisinin yol önderleri gibi savunmalar yaparak, haklılıktan ve doğruluktan ayrılmayan bir kanaat önderidir.
Murtaza ağabey, ululara, velilere, evliyalara, yol önderlerimize mihman oldu.
Saygıyla anıyorum
Forum:
Alevi Haber
Yorum
Yorum Yok
Yazar:
donanma44
TİP Genel Başkanı Erkan Baş, "HTŞ bileşeni unsurların Arap Alevi halkına ve diğer topluluklara yönelik işlediği ve işlemekte olduğu suçlar kabul edilemez" dedi.
Kısa Dalga - Türkiye İşçi Partisi (TİP) Parti Meclisi Genel Başkan Erkan Baş başkanlığında toplandı. Toplantıya TİP Hatay İl Başkanı Hasan Yılmaz ve Samandağ Belediye Başkanı Emrah Karaçay da katıldı. Toplantının içeriğine ilişkin X hesabından yazılı açıklama yapan Genel Başkan Baş, Suriye'de mezhep temelli ayrımcılığın körüklendiği bir durumla karşı karşıya kalındığını vurguladı.
'HTŞ unsurlarının Alevi halkına işlediği suçlar kabul edilemez'
Baş'ın açıklamasında şu ifadeler yer aldı:
"Suriye’de iktidarı ele geçiren HTŞ bileşeni unsurların Arap Alevi halkına ve diğer topluluklara yönelik işlediği ve işlemekte olduğu suçlar kabul edilemez. İntikam duygusuyla Alevilerin hedef alındığı ve mezhep temelli ayrımcılığın körüklendiği, insan hakları ve uluslararası hukuk açısından endişe verici bir durumla karşı karşıyayız. Öte yandan Suriye’de yaşanan hak ihlallerine, baskılara ve yargısız infazlara tepki gösteren Türkiye'deki yurttaşlarımız da aynı mezhepçi zihniyet tarafından suçlanıyor ve hedef gösteriliyor. İktidara yakın çevreler ve yandaş medya tarafından ortaya atılan "Siyasi Alevilik" kavramı bu art niyetin dile yansımasıdır ve toplumsal barışımızı zedeleyen tehlikeli bir söylemdir. Suriye'de yaşanan hak ihlalleri, yargısız infazlar ve şiddet olayları derhal durdurulmalıdır.
'Uluslararası toplumu toplumsal barışı tesis etmek için etkin adımlar atmaya davet ediyoruz'
Arap Alevilerin, Hristiyanların ve diğer tüm toplulukların özgür ve eşit birer yurttaş olarak sahip olduğu tüm haklar demokratik temelde güvence altına alınmalıdır. Türkiye’de bu ihlallere karşı sesini yükseltenleri düşmanlaştırmaya ve mezhepçi nefreti körüklemeye çalışanlar derhal durdurulmalıdır. Sürecin aktörlerini, tüm yetkilileri ve uluslararası toplumu Suriye'deki hak ihlallerine sessiz kalmayıp acil müdahalede bulunmaya, insani yardım süreçlerini hızlandırmaya ve toplumsal barışı tesis etmek için etkin adımlar atmaya davet ediyoruz. Etnik, dini, mezhepsel kökeni fark etmeksizin tüm halkların eşit, bir arada ve barış içerisinde yaşayacağı bir Suriye, Türkiye ve Orta Doğu için mücadelemizi sürdüreceğiz."
Kaynak:ANKA
Kısa Dalga - Türkiye İşçi Partisi (TİP) Parti Meclisi Genel Başkan Erkan Baş başkanlığında toplandı. Toplantıya TİP Hatay İl Başkanı Hasan Yılmaz ve Samandağ Belediye Başkanı Emrah Karaçay da katıldı. Toplantının içeriğine ilişkin X hesabından yazılı açıklama yapan Genel Başkan Baş, Suriye'de mezhep temelli ayrımcılığın körüklendiği bir durumla karşı karşıya kalındığını vurguladı.
'HTŞ unsurlarının Alevi halkına işlediği suçlar kabul edilemez'
Baş'ın açıklamasında şu ifadeler yer aldı:
"Suriye’de iktidarı ele geçiren HTŞ bileşeni unsurların Arap Alevi halkına ve diğer topluluklara yönelik işlediği ve işlemekte olduğu suçlar kabul edilemez. İntikam duygusuyla Alevilerin hedef alındığı ve mezhep temelli ayrımcılığın körüklendiği, insan hakları ve uluslararası hukuk açısından endişe verici bir durumla karşı karşıyayız. Öte yandan Suriye’de yaşanan hak ihlallerine, baskılara ve yargısız infazlara tepki gösteren Türkiye'deki yurttaşlarımız da aynı mezhepçi zihniyet tarafından suçlanıyor ve hedef gösteriliyor. İktidara yakın çevreler ve yandaş medya tarafından ortaya atılan "Siyasi Alevilik" kavramı bu art niyetin dile yansımasıdır ve toplumsal barışımızı zedeleyen tehlikeli bir söylemdir. Suriye'de yaşanan hak ihlalleri, yargısız infazlar ve şiddet olayları derhal durdurulmalıdır.
'Uluslararası toplumu toplumsal barışı tesis etmek için etkin adımlar atmaya davet ediyoruz'
Arap Alevilerin, Hristiyanların ve diğer tüm toplulukların özgür ve eşit birer yurttaş olarak sahip olduğu tüm haklar demokratik temelde güvence altına alınmalıdır. Türkiye’de bu ihlallere karşı sesini yükseltenleri düşmanlaştırmaya ve mezhepçi nefreti körüklemeye çalışanlar derhal durdurulmalıdır. Sürecin aktörlerini, tüm yetkilileri ve uluslararası toplumu Suriye'deki hak ihlallerine sessiz kalmayıp acil müdahalede bulunmaya, insani yardım süreçlerini hızlandırmaya ve toplumsal barışı tesis etmek için etkin adımlar atmaya davet ediyoruz. Etnik, dini, mezhepsel kökeni fark etmeksizin tüm halkların eşit, bir arada ve barış içerisinde yaşayacağı bir Suriye, Türkiye ve Orta Doğu için mücadelemizi sürdüreceğiz."
Kaynak:ANKA
Forum:
Alevi Haber
Yorum
Yorum Yok
Yazar:
namud84
Merhaba, yazmaya yeni başladım. Umarım beğenirsiniz.
sevdanın ateşini merak ediyorsan, güneşe bak ... bakabilirsen; işte ben onu taşıyorum.
Uzaktan bakarsın beyaz güvercin
Yanına varırsın can alıcı baykuş
Karanlıkta kimi yiyor haberi yok
Bi bak kim ölmüş, beyaz güvercin.
Kalbimi kızgın demirli zindanlara atmışım yinede direniyor ... anlamıyorum
-----------
22.10.24
Göz yaşlarımı giydin dar demeden
Yandım bittim ah demeden
Kül oldum savruldum yandı demeden
Aşkın çilesi bir nar imiş bal demeden
------------
11.11.24
Kartalın kanatlarında bir tüy idim
Uçtum savruldum güle değdim
Yaktı nuruyla Hakka değdim
Yağdım yağmur olup köke değdim
Gülün yaprağında çiğ oldum.
Aktı gözlerimden göze değdim.
Ufuklarda uçtum dumana değdim.
Huzurda gördüm seyran ettim.
------------
12.11.24 - 00:40
Dağda çığ idim
Yükümü attım engine
Kardelen idim açtım yapraklarımı nara
Arı idim kondum yarin zülüflerine
------
Gözlerinden fırlayan ok gibi
Düştüm yerlere kara şimşek gibi
Dalım kırıldı nadide bir çiçek gibi
Kara bulut idin dizginlenemeyen
------
Deli dana yermi otunu gözüyle
Vurdun hançeri şimşek desen değil
O zülüflerin açmasın değmesin çiğ
Gözünden bir damla yaş yanmış bağrıma bir köz
-------
Demir idim dövüldüm aşkın narında
Olmadı bir biçimim hakkın nurunda
Aşkım tartıldı gözüm nurunda
sevdanın ateşini merak ediyorsan, güneşe bak ... bakabilirsen; işte ben onu taşıyorum.
Uzaktan bakarsın beyaz güvercin
Yanına varırsın can alıcı baykuş
Karanlıkta kimi yiyor haberi yok
Bi bak kim ölmüş, beyaz güvercin.
Kalbimi kızgın demirli zindanlara atmışım yinede direniyor ... anlamıyorum
-----------
22.10.24
Göz yaşlarımı giydin dar demeden
Yandım bittim ah demeden
Kül oldum savruldum yandı demeden
Aşkın çilesi bir nar imiş bal demeden
------------
11.11.24
Kartalın kanatlarında bir tüy idim
Uçtum savruldum güle değdim
Yaktı nuruyla Hakka değdim
Yağdım yağmur olup köke değdim
Gülün yaprağında çiğ oldum.
Aktı gözlerimden göze değdim.
Ufuklarda uçtum dumana değdim.
Huzurda gördüm seyran ettim.
------------
12.11.24 - 00:40
Dağda çığ idim
Yükümü attım engine
Kardelen idim açtım yapraklarımı nara
Arı idim kondum yarin zülüflerine
------
Gözlerinden fırlayan ok gibi
Düştüm yerlere kara şimşek gibi
Dalım kırıldı nadide bir çiçek gibi
Kara bulut idin dizginlenemeyen
------
Deli dana yermi otunu gözüyle
Vurdun hançeri şimşek desen değil
O zülüflerin açmasın değmesin çiğ
Gözünden bir damla yaş yanmış bağrıma bir köz
-------
Demir idim dövüldüm aşkın narında
Olmadı bir biçimim hakkın nurunda
Aşkım tartıldı gözüm nurunda
Forum:
Güzel Sanatlar
9
Yorum
Yazar:
donanma44
CUMHURİYETİMİZİN 101.YILI KUTLU OLSUN ! NİCE YÜZ YILLARA!
Kahraman milletimizin emperyalizme ve onun işbirlikçilerine karşı verdiği kurtuluş mücadelesinin kazanılmasından sonra şanla şerefle kurulan, varoluş destanımız Cumhuriyetimizin yüz birinci yılı kutlu olsun.
Yüce milletimizin vatan sever evlatları Mustafa Kemal’in askerleri olarak diyoruz ki;
Ata’mızın bizlere verdiği görevleri yerine getirmek ve aydınlanma meşalesini en yükseklere çıkarmak için akla ve bilime dayanan yol göstericiliğinde çok çalışacağız.
Milletimize duyduğumuz güvenle, inançla, birlik olarak, ulusal egemenliğimizi koruyarak sevgiyle ve coşkuyla birlikte sonsuza dek haykıracağız.
Yaşasın Cumhuriyet !
Yaşasın Mustafa Kemal !
Dalgalansın şanlı ay yıldızlı al bayrağımız !
Yüz birinci yılında Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, vatan uğruna canlarını veren kahraman şehitlerimizi, gazilerimizi saygıyla, şükran ve minnetle anıyoruz. Ruhları şad olsun.
Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun.
https://www.instagram.com/zohreana
Kahraman milletimizin emperyalizme ve onun işbirlikçilerine karşı verdiği kurtuluş mücadelesinin kazanılmasından sonra şanla şerefle kurulan, varoluş destanımız Cumhuriyetimizin yüz birinci yılı kutlu olsun.
Yüce milletimizin vatan sever evlatları Mustafa Kemal’in askerleri olarak diyoruz ki;
Ata’mızın bizlere verdiği görevleri yerine getirmek ve aydınlanma meşalesini en yükseklere çıkarmak için akla ve bilime dayanan yol göstericiliğinde çok çalışacağız.
Milletimize duyduğumuz güvenle, inançla, birlik olarak, ulusal egemenliğimizi koruyarak sevgiyle ve coşkuyla birlikte sonsuza dek haykıracağız.
Yaşasın Cumhuriyet !
Yaşasın Mustafa Kemal !
Dalgalansın şanlı ay yıldızlı al bayrağımız !
Yüz birinci yılında Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, vatan uğruna canlarını veren kahraman şehitlerimizi, gazilerimizi saygıyla, şükran ve minnetle anıyoruz. Ruhları şad olsun.
Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun.
https://www.instagram.com/zohreana
Forum:
Basın Açıklamaları
Yorum
Yorum Yok
Yazar:
donanma44
Türkiye Cumhuriyeti’nin en anlamlı ve önemli günlerinden biri olan 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, her yıl coşkuyla kutlanır. Bu tarih, sadece bir bayram değil, aynı zamanda Türk milletinin bağımsızlık ve özgürlük mücadelesinin taçlandığı gündür. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu, 29 Ekim 1923’te Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının önderliğinde ilan edilmiş, Osmanlı İmparatorluğu'nun ardından çağdaş bir ulus-devlet olan Türkiye Cumhuriyeti resmen kurulmuştur.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Nedir?
29 Ekim, Türkiye Cumhuriyeti’nin doğum günüdür. Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının başlattığı Kurtuluş Savaşı'nın zaferle sonuçlanması ve Lozan Antlaşması ile bağımsızlığın tanınmasının ardından, 29 Ekim 1923 tarihinde cumhuriyet ilan edilmiştir. Bu tarih, Türkiye'nin saltanat yönetiminden laik, demokratik bir yönetime geçişinin sembolüdür. Cumhuriyetin ilanı ile egemenlik kayıtsız şartsız millete verilmiş, yönetimde halkın söz sahibi olması sağlanmıştır.
Atatürk, Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte, halkın kendi kaderini tayin etme hakkını kazanması gerektiğine inanmış ve modern bir Türkiye için büyük bir adım atmıştır. Bu nedenle, Cumhuriyet’in ilan edildiği 29 Ekim günü, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için bir dönüm noktasıdır ve bu günü her yıl coşkulu kutlamalarla anmak, Atatürk'ün bizlere miras bıraktığı değerleri hatırlamak anlamına gelir.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Neden Kutlanır?
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, Türkiye’nin bağımsızlığına ve halkın egemenliğine verdiği önemi vurgulamak, bu değerleri yeni nesillere aktarmak amacıyla kutlanır. Cumhuriyetin ilanı, Türk milletine yalnızca bir bağımsızlık değil, aynı zamanda çağdaş dünyada eşit bir konumda yer alma, kendi kendini yönetme hakkı kazandırmıştır.
Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet’in değerlerini korumak ve yüceltmek için 29 Ekim’in bir bayram olarak kutlanmasını istemiştir. Bu bayram, Atatürk’ün Türk milletine bıraktığı en büyük miraslardan biridir. Cumhuriyet, aynı zamanda demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, eşitliği ve özgürlüğü temsil eder. Bu değerleri anmak, hatırlamak ve gelecek nesillere aktarmak amacıyla her yıl Cumhuriyet Bayramı coşkuyla kutlanır.
Cumhuriyet Bayramı Etkinlikleri
Her yıl 29 Ekim’de tüm yurtta çeşitli etkinlikler düzenlenir. Bu etkinlikler, bayrak törenleri, resmî geçitler, konserler, havai fişek gösterileri ve Atatürk anıtlarına çelenk koyma gibi törenlerden oluşur. Özellikle çocuklar ve gençler, bu özel günde okullarında şiirler okur, gösteriler sunar ve bu önemli günün anlamını daha derinlemesine öğrenirler.
Bunun yanı sıra, birçok şehirde meşaleli yürüyüşler düzenlenir. Cumhuriyet Bayramı’nın en görkemli kutlamaları ise Ankara’da Anıtkabir’de yapılır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk’ü anmak için on binlerce kişi Anıtkabir’i ziyaret eder ve onun izinde bağımsızlık, özgürlük ve çağdaşlık yolunda ilerlemeye olan kararlılıklarını gösterir.
Cumhuriyet ve Atatürk’ün Mirası
Cumhuriyet Bayramı, Atatürk’ün bizlere emanet ettiği bağımsızlık, özgürlük ve halk egemenliği değerlerini yüceltmek ve bu değerlerin Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini oluşturduğunu hatırlatmak için önemli bir gündür. Atatürk, “En büyük eserim” dediği Cumhuriyet’i gelecek nesillere bırakırken, onun değerlerini yaşatmanın önemine vurgu yapmıştır. Bu nedenle, Cumhuriyet Bayramı, sadece bir kutlama değil, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin kazanımlarını, demokrasiyi ve bağımsızlığı koruma sözüdür.
Her yıl 29 Ekim’de kutlanan Cumhuriyet Bayramı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun yıl dönümünde, Türk milletinin bağımsızlık mücadelesinin onurlu bir yansıması olarak kutlanır. Atatürk’ün bizlere bıraktığı bu miras, sadece bugünü değil, geleceği de aydınlatır. Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş değerlerini hatırlamak, korumak ve yeni nesillere aktarmak için 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı coşku ve gururla kutlamak, hepimizin en önemli sorumluluğudur.
Yaşasın Cumhuriyet! 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Kutlu Olsun!
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Nedir?
29 Ekim, Türkiye Cumhuriyeti’nin doğum günüdür. Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının başlattığı Kurtuluş Savaşı'nın zaferle sonuçlanması ve Lozan Antlaşması ile bağımsızlığın tanınmasının ardından, 29 Ekim 1923 tarihinde cumhuriyet ilan edilmiştir. Bu tarih, Türkiye'nin saltanat yönetiminden laik, demokratik bir yönetime geçişinin sembolüdür. Cumhuriyetin ilanı ile egemenlik kayıtsız şartsız millete verilmiş, yönetimde halkın söz sahibi olması sağlanmıştır.
Atatürk, Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte, halkın kendi kaderini tayin etme hakkını kazanması gerektiğine inanmış ve modern bir Türkiye için büyük bir adım atmıştır. Bu nedenle, Cumhuriyet’in ilan edildiği 29 Ekim günü, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için bir dönüm noktasıdır ve bu günü her yıl coşkulu kutlamalarla anmak, Atatürk'ün bizlere miras bıraktığı değerleri hatırlamak anlamına gelir.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Neden Kutlanır?
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, Türkiye’nin bağımsızlığına ve halkın egemenliğine verdiği önemi vurgulamak, bu değerleri yeni nesillere aktarmak amacıyla kutlanır. Cumhuriyetin ilanı, Türk milletine yalnızca bir bağımsızlık değil, aynı zamanda çağdaş dünyada eşit bir konumda yer alma, kendi kendini yönetme hakkı kazandırmıştır.
Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet’in değerlerini korumak ve yüceltmek için 29 Ekim’in bir bayram olarak kutlanmasını istemiştir. Bu bayram, Atatürk’ün Türk milletine bıraktığı en büyük miraslardan biridir. Cumhuriyet, aynı zamanda demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, eşitliği ve özgürlüğü temsil eder. Bu değerleri anmak, hatırlamak ve gelecek nesillere aktarmak amacıyla her yıl Cumhuriyet Bayramı coşkuyla kutlanır.
Cumhuriyet Bayramı Etkinlikleri
Her yıl 29 Ekim’de tüm yurtta çeşitli etkinlikler düzenlenir. Bu etkinlikler, bayrak törenleri, resmî geçitler, konserler, havai fişek gösterileri ve Atatürk anıtlarına çelenk koyma gibi törenlerden oluşur. Özellikle çocuklar ve gençler, bu özel günde okullarında şiirler okur, gösteriler sunar ve bu önemli günün anlamını daha derinlemesine öğrenirler.
Bunun yanı sıra, birçok şehirde meşaleli yürüyüşler düzenlenir. Cumhuriyet Bayramı’nın en görkemli kutlamaları ise Ankara’da Anıtkabir’de yapılır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk’ü anmak için on binlerce kişi Anıtkabir’i ziyaret eder ve onun izinde bağımsızlık, özgürlük ve çağdaşlık yolunda ilerlemeye olan kararlılıklarını gösterir.
Cumhuriyet ve Atatürk’ün Mirası
Cumhuriyet Bayramı, Atatürk’ün bizlere emanet ettiği bağımsızlık, özgürlük ve halk egemenliği değerlerini yüceltmek ve bu değerlerin Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini oluşturduğunu hatırlatmak için önemli bir gündür. Atatürk, “En büyük eserim” dediği Cumhuriyet’i gelecek nesillere bırakırken, onun değerlerini yaşatmanın önemine vurgu yapmıştır. Bu nedenle, Cumhuriyet Bayramı, sadece bir kutlama değil, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin kazanımlarını, demokrasiyi ve bağımsızlığı koruma sözüdür.
Her yıl 29 Ekim’de kutlanan Cumhuriyet Bayramı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun yıl dönümünde, Türk milletinin bağımsızlık mücadelesinin onurlu bir yansıması olarak kutlanır. Atatürk’ün bizlere bıraktığı bu miras, sadece bugünü değil, geleceği de aydınlatır. Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş değerlerini hatırlamak, korumak ve yeni nesillere aktarmak için 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı coşku ve gururla kutlamak, hepimizin en önemli sorumluluğudur.
Yaşasın Cumhuriyet! 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Kutlu Olsun!
Yorum
Yorum Yok
Yazar:
donanma44
Lorus Saat Modelleri ve Fiyatları: Şıklık ve Performansın Adresi
Lorus Saat Tarihçesi
Lorus saat, Seiko Group bünyesinde 1982 yılında kurulan ve yenilikçi tasarımlarıyla dünya çapında ilgi gören bir saat markasıdır. Seiko’nun mekanik uzmanlığını ve teknolojik yeniliklerini daha uygun fiyatlı seçeneklerle sunarak, her yaştan ve tarzdan kullanıcıya hitap eder. Lorus saat, modern, sportif ve klasik tasarımların yanı sıra dayanıklılığıyla da öne çıkmaktadır. Hem günlük hayatta hem de özel etkinliklerde kullanıma uygun modeller sunarak şıklığı ve konforu bir araya getirir.
Lorus Saat Modelleri
Her zevke ve ihtiyaca yönelik çok çeşitli saat koleksiyonları sunan Lorus’un öne çıkan modelleri ve kategorileri aşağıda listelenmiştir:
1. Lorus Chronograph Modelleri
Lorus Saatlerin Avantajları
Lorus Saat Fiyatları
Lorus saatler, kullanıcı dostu fiyatları ile dikkat çeker. Her bütçeye uygun alternatifler sunarak, şıklığa ve işlevselliğe erişimi kolaylaştırır. İşte genel fiyat aralıkları:
Sonuç
Lorus saat, tasarım, kalite ve uygun fiyatı bir araya getirerek geniş bir kullanıcı kitlesine hitap eder. Ofis ortamından spor sahalarına kadar her durumda kullanılabilecek modeller sunan Lorus saatleri, hem performansı hem de estetik anlayışı ile saat severlerin beklentilerini fazlasıyla karşılar. Eğer siz de tarzınıza uygun bir saat arıyorsanız, Lorus’un geniş koleksiyonuna göz atarak stilinizi tamamlayabilirsiniz.
Lorus saat modellerini yakından incelemek ve en güncel kampanyalardan faydalanmak için turkuaz online sitemizi ziyaret edebilirsiniz!
Lorus Saat Tarihçesi
Lorus saat, Seiko Group bünyesinde 1982 yılında kurulan ve yenilikçi tasarımlarıyla dünya çapında ilgi gören bir saat markasıdır. Seiko’nun mekanik uzmanlığını ve teknolojik yeniliklerini daha uygun fiyatlı seçeneklerle sunarak, her yaştan ve tarzdan kullanıcıya hitap eder. Lorus saat, modern, sportif ve klasik tasarımların yanı sıra dayanıklılığıyla da öne çıkmaktadır. Hem günlük hayatta hem de özel etkinliklerde kullanıma uygun modeller sunarak şıklığı ve konforu bir araya getirir.
Lorus Saat Modelleri
Her zevke ve ihtiyaca yönelik çok çeşitli saat koleksiyonları sunan Lorus’un öne çıkan modelleri ve kategorileri aşağıda listelenmiştir:
1. Lorus Chronograph Modelleri
- Özellikler: Kronometre, takvim fonksiyonu ve çoklu zaman dilimi göstergesi.
- Tasarım: Metal bilezikli veya deri kayışlı seçenekleriyle hem sportif hem de resmi kullanıma uygundur.
- Fiyat Aralığı: 2.000 – 4.000 TL
- Özellikler: Minimalist kadran tasarımı, analog gösterge ve quartz mekanizma.
- Tasarım: Metalik veya deri kayışlı seçeneklerle sade şıklığı yakalar. Ofis kullanımı ve günlük kombinler için idealdir.
- Fiyat Aralığı: 1.000 – 2.500 TL
- Özellikler: Su geçirmezlik (100 metreye kadar), dayanıklı silikon kayış ve güçlü cam koruma.
- Tasarım: Sporculara hitap eden, hafif ve ergonomik tasarımlara sahiptir. Outdoor aktiviteler için mükemmeldir.
- Fiyat Aralığı: 1.500 – 3.500 TL
- Özellikler: Güneş enerjisiyle çalışan mekanizma, pil değiştirme ihtiyacını ortadan kaldırır.
- Tasarım: Günlük kullanıma uygun sade ve sportif tasarımların yanı sıra metal bilezikli modeller de sunar.
- Fiyat Aralığı: 2.000 – 4.500 TL
Lorus Saatlerin Avantajları
- Seiko Güvencesi: Lorus, Seiko'nun kaliteli mekanizmalarıyla üretilir, bu da saatlerin uzun ömürlü ve güvenilir olmasını sağlar.
- Uygun Fiyat: Lüks kaliteye sahip mekanizmaları makul fiyatlarla sunarak fiyat-performans dengesinde fark yaratır.
- Çeşitlilik: Hem klasik hem de sportif tasarımlarıyla farklı yaşam tarzlarına hitap eder.
- Dayanıklılık: Modellerinin çoğu su geçirmez özellik sunar ve günlük kullanımda darbelere karşı dayanıklıdır.
Lorus Saat Fiyatları
Lorus saatler, kullanıcı dostu fiyatları ile dikkat çeker. Her bütçeye uygun alternatifler sunarak, şıklığa ve işlevselliğe erişimi kolaylaştırır. İşte genel fiyat aralıkları:
- Giriş Seviyesi Modeller: 1.000 – 1.500 TL
- Orta Seviye ve Sportif Saatler: 1.500 – 3.500 TL
- Kronograf ve Solar Saatler: 2.000 – 4.500 TL
Sonuç
Lorus saat, tasarım, kalite ve uygun fiyatı bir araya getirerek geniş bir kullanıcı kitlesine hitap eder. Ofis ortamından spor sahalarına kadar her durumda kullanılabilecek modeller sunan Lorus saatleri, hem performansı hem de estetik anlayışı ile saat severlerin beklentilerini fazlasıyla karşılar. Eğer siz de tarzınıza uygun bir saat arıyorsanız, Lorus’un geniş koleksiyonuna göz atarak stilinizi tamamlayabilirsiniz.
Lorus saat modellerini yakından incelemek ve en güncel kampanyalardan faydalanmak için turkuaz online sitemizi ziyaret edebilirsiniz!
Forum:
Karalama Defteri
Yorum
Yorum Yok
Yazar:
donanma44
Pulsar Saat Modelleri ve Fiyatları: Kalitenin ve Şıklığın Buluşma Noktası
Pulsar Saat Hakkında Genel Bilgi
Pulsar, Seiko tarafından 1972 yılında kurulmuş, teknolojiyi estetikle birleştiren köklü bir saat markasıdır. Dünya genelinde “ilk dijital saat” olarak bilinen Pulsar, yenilikçi tasarımlarıyla saat tutkunlarının vazgeçilmez markaları arasında yer almaktadır. Geniş ürün yelpazesi ile hem klasik hem de sportif tarzdaki kullanıcıların beklentilerini karşılar. Kaliteli mekanizması ve uygun fiyat politikasıyla, kullanıcılarına uzun ömürlü bir deneyim sunar.
Pulsar Saat Modelleri
Pulsar, her zevke uygun saat tasarımlarına sahiptir. Aşağıda en popüler modelleri ve kategorileri tanıttık:
1. Pulsar Chronograph Modelleri
3. Pulsar Diver (Dalgıç) Saatleri
4. Pulsar Solar Modelleri
Pulsar Saatlerin Öne Çıkan Özellikleri
Pulsar Saat Fiyatları
Pulsar saat modelleri, fiyat performans dengesiyle dikkat çeker. Aşağıda Pulsar saatlerin genel fiyat aralıklarını bulabilirsiniz:
Pulsar Saat, hem şıklığı hem de işlevselliği bir araya getiren bir saat markası olarak dikkat çekiyor. Günlük kullanımdan özel etkinliklere kadar her anınıza uyum sağlayacak modeller sunar. Kaliteli Seiko mekanizmaları, uzun ömürlü kullanım garantisi ve uygun fiyatları ile Pulsar, saat tutkunlarının tercih edebileceği güvenilir markalar arasında yer alır. Siz de tarzınıza uygun bir Pulsar saat ile stilinizi tamamlayabilirsiniz.
Daha fazla bilgi almak ve en güncel Pulsar modellerini incelemek için turkuaz online mağazamızı ziyaret edin!
Pulsar Saat Hakkında Genel Bilgi
Pulsar, Seiko tarafından 1972 yılında kurulmuş, teknolojiyi estetikle birleştiren köklü bir saat markasıdır. Dünya genelinde “ilk dijital saat” olarak bilinen Pulsar, yenilikçi tasarımlarıyla saat tutkunlarının vazgeçilmez markaları arasında yer almaktadır. Geniş ürün yelpazesi ile hem klasik hem de sportif tarzdaki kullanıcıların beklentilerini karşılar. Kaliteli mekanizması ve uygun fiyat politikasıyla, kullanıcılarına uzun ömürlü bir deneyim sunar.
Pulsar Saat Modelleri
Pulsar, her zevke uygun saat tasarımlarına sahiptir. Aşağıda en popüler modelleri ve kategorileri tanıttık:
1. Pulsar Chronograph Modelleri
- Özellikler: Çok fonksiyonlu kronograf, takvim göstergesi ve 100 metreye kadar su geçirmezlik.
- Tasarım: Paslanmaz çelik kasalar ve sportif kayışlarla ön plana çıkar. Hem klasik hem de modern tarza hitap eder.
- Fiyat Aralığı: 2.500 – 4.500 TL
- Özellikler: Minimalist kadran tasarımı ve quartz mekanizma. Günlük kullanıma uygun, sade ve şık tasarımlarıyla bilinir.
- Tasarım: Deri kayışlı veya metal bilezikli seçenekleri bulunur.
- Fiyat Aralığı: 1.500 – 3.000 TL
3. Pulsar Diver (Dalgıç) Saatleri
- Özellikler: 200 metreye kadar su geçirmezlik, döner bezel ve dayanıklı mineral cam.
- Tasarım: Dalgıçların ihtiyaçlarına göre tasarlanan bu modeller sağlamlık ve güvenlik sunar.
- Fiyat Aralığı: 3.000 – 5.500 TL
4. Pulsar Solar Modelleri
- Özellikler: Güneş enerjisiyle çalışan mekanizma, uzun ömürlü pil teknolojisi. Enerji tasarrufuyla çevre dostudur.
- Tasarım: Günlük kullanım için sade, sportif tasarımlar. Metal ve deri kayış alternatifleri sunar.
- Fiyat Aralığı: 2.000 – 4.000 TL
Pulsar Saatlerin Öne Çıkan Özellikleri
- Dayanıklılık: Paslanmaz çelik gövde, safir veya mineral cam seçenekleriyle çizilmelere karşı dirençli.
- Su Geçirmezlik: Modellerin çoğu 100 metre ve üzeri su geçirmezlik sunar, bu da açık hava aktiviteleri için idealdir.
- Güvenilir Mekanizma: seiko saat’nun güvencesiyle üretilen mekanizmalar, uzun ömürlü kullanım sağlar.
- Şıklık ve İşlevsellik: İster resmi bir toplantıda ister sportif aktivitelerde rahatça kullanabileceğiniz seçenekler sunar.
Pulsar Saat Fiyatları
Pulsar saat modelleri, fiyat performans dengesiyle dikkat çeker. Aşağıda Pulsar saatlerin genel fiyat aralıklarını bulabilirsiniz:
- Giriş Seviyesi Modeller: 1.500 – 2.500 TL
- Orta Seviye ve Kronograf Saatler: 2.500 – 4.500 TL
- Lüks ve Solar Modeller: 3.000 – 5.500 TL
Pulsar Saat, hem şıklığı hem de işlevselliği bir araya getiren bir saat markası olarak dikkat çekiyor. Günlük kullanımdan özel etkinliklere kadar her anınıza uyum sağlayacak modeller sunar. Kaliteli Seiko mekanizmaları, uzun ömürlü kullanım garantisi ve uygun fiyatları ile Pulsar, saat tutkunlarının tercih edebileceği güvenilir markalar arasında yer alır. Siz de tarzınıza uygun bir Pulsar saat ile stilinizi tamamlayabilirsiniz.
Daha fazla bilgi almak ve en güncel Pulsar modellerini incelemek için turkuaz online mağazamızı ziyaret edin!
Forum:
Karalama Defteri
Yorum
Yorum Yok
Hoşgeldin, Ziyaretçi
Forumda Ara
Forum İstatistikleri
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 141 aktif kullanıcı var.
Applebot, Bing, Google
(0 Üye - 138 Ziyaretçi)
Son Yazılanlar
23 Nisan Ulusal Egemenlik...
Son Yorum:
donanma44
•
22/04/2026, 21:28
Muharrem Orucu 2026
Son Yorum:
donanma44
•
19/04/2026, 21:40
Mafya babası için Cemevi’...
Son Yorum:
donanma44
•
19/04/2026, 18:58
Osmaniye MYK Mesleki Yete...
Son Yorum:
donanma44
•
15/04/2026, 14:52
İskenderun MYK Belgesi
Son Yorum:
donanma44
•
15/04/2026, 14:47
Zöhre Ana'nın İlk Mucizes...
Son Yorum:
donanma44
•
10/04/2026, 12:23
Aleviler tarihsel mirasın...
Son Yorum:
donanma44
•
05/04/2026, 21:06
Suriye'deki Alevi kadınla...
Son Yorum:
donanma44
•
19/02/2026, 10:22
Suriye'deki Nusayriler ki...
Son Yorum:
donanma44
•
19/02/2026, 10:19
Türkiye'de en fazla cemev...
Son Yorum:
donanma44
•
15/02/2026, 22:44