You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Yazar: donanma44
Kadıköy’de Kiralık Depo: Profesyonel Çözümlerle Eşyalarınızı Güvende Tutun

Kadıköy’de Depo Kiralama Neden İhtiyaç Haline Geldi?

İstanbul’un en yoğun ilçelerinden biri olan Kadıköy, hem yaşam alanlarının daralması hem de ticaretin hızla büyümesi nedeniyle kiralık depo ihtiyacının en yüksek olduğu bölgelerden biridir.
  • Ev taşırken fazla eşyaları güvenli bir alanda muhafaza etmek
  • Mevsimlik ürün, kıyafet veya spor ekipmanlarını düzenlemek
  • E-ticaret yapan işletmelerin stoklarını yönetmesi
  • Ofislerde kullanılmayan dosya, arşiv ve mobilyaları saklamak
gibi pek çok senaryoda kiralık depo, hem bireyler hem de işletmeler için en pratik çözüm haline gelmiştir.

Kadıköy’de Depo Kiralarken Nelere Dikkat Edilmeli?
Bir kiralık depo uzmanı olarak en çok karşılaştığım sorular, “Depom güvenli olacak mı?” ve “Fiyatlar neye göre değişiyor?” oluyor. İşte dikkat edilmesi gereken ana başlıklar:
  1. Güvenlik
    • 7/24 kamera sistemi
    • Kartlı geçiş veya özel anahtar erişimi
    • Yangın alarmı ve sigorta seçenekleri
  2. Ulaşım Kolaylığı
    Kadıköy’de özellikle E-5, Söğütlüçeşme, Kozyatağı ve Fikirtepe bölgelerindeki depolar, hem toplu taşıma hem de araçla erişim açısından avantaj sağlar.
  3. Depo Tipi ve Boyut Seçimi
    • Mini depolar (1–5 m²) → kişisel kullanım için
    • Orta ölçekli depolar (5–20 m²) → ev eşyası veya küçük işletmeler için
    • Büyük depolar (20 m² ve üzeri) → ticari stok ve arşiv için
  4. Esnek Kira Süreleri
    • Günlük, aylık veya yıllık kiralama opsiyonları
    • İhtiyaç oldukça büyütüp küçültebilme imkânı

Kadıköy Kiralık Depo Fiyatları
Kadıköy’de depo fiyatları;
  • Konum,
  • Depo büyüklüğü,
  • Sağlanan güvenlik hizmetleri,
  • Kira süresine
göre değişiklik göstermektedir. Ortalama olarak 1 m²’den başlayan mini depolar için aylık 1.000 – 1.500 TL, orta ve büyük ölçekli depolarda ise 2.500 TL’den başlayan fiyatlar görülmektedir.

Kimler İçin Uygun?
  • Öğrenciler ve taşınma sürecinde olanlar → geçici eşya depolama
  • E-ticaret işletmeleri → stok ve ürün yönetimi
  • Küçük işletmeler → arşiv ve evrak saklama
  • Sanatçılar ve koleksiyoncular → değerli eserlerin korunması

Kadıköy’de Depo Kiralamak Güvenli ve Ekonomik Bir Çözüm
Kadıköy kiralık depo seçenekleri, eşya güvenliği, kolay erişim ve uygun fiyat avantajı ile hem bireylere hem de işletmelere büyük rahatlık sağlar. Doğru depo seçimi yapıldığında, hem fazla eşyalarınızı güvenle koruyabilir hem de yaşam/iş alanınızı daha verimli kullanabilirsiniz.

kadıköy kiralık depo
Yorum Yorum Yok
Yazar: donanma44
Bir YouTube videosu oluşturmak zaman, emek ve yaratıcılık gerektirir, ancak birçok içerik üreticisi için tüm bu emek boşa gidebilir. Saatlerce planlama, çekim ve düzenleme yaparsınız, ancak videonuzun neredeyse hiç görüntülenme veya etkileşim almadığını görürsünüz. Sinir bozucu olan kısım ise, her zaman içeriğinizin kalitesiyle ilgili olmamasıdır. YouTube'un algoritması hangi videoların önerileceğine karar verir ve yüklediğiniz video erken ilgi görmezse, milyonlarca diğer yüklemenin altında kolayca kaybolabilir.

İyi haber şu ki, videolarınızın başarı şansını çok daha fazla artırmanın basit ve uygulanabilir bir yolu var: doğru zamanda yayınlamak. Hedef kitlenizin en aktif olduğu ve YouTube'un yeni içerikleri ne zaman yayınladığını bilmek büyük bir fark yaratabilir. Stratejik olarak yüklemek, videonuzun kritik erken görüntüleme ve etkileşim almasını sağlar ve bu da algoritmaya içeriğinizin tanıtılmaya değer olduğunu gösterir.
YouTube'da Paylaşım Yapmak İçin En İyi Zaman Neden Önemlidir?
[Resim: Why-does-the-best-time-to-post-on-Youtube-matter.png]
YouTube'a bir video yüklediğinizde, onu yalnızca dünyayla paylaşmakla kalmıyor, aynı zamanda zaten kalabalık olan bir alanda dikkat çekmek için yarışıyorsunuz. Hedef kitlenizin en aktif olduğu bir zamanda yayın yaparsanız, içeriğinizin fark edilme, tıklanma ve paylaşılma şansı çok daha yüksek olur. Rastgele zamanlarda yayın yapmak, videonuzun insanlar tarafından görülmeye başlamadan önce saatlerce fark edilmeden kalmasına neden olabilir ve bu da genel performansını olumsuz etkileyebilir.
Bunu bir mağaza açmak gibi düşünün: Sabahın 3'ünde, etrafta kimse yokken açarsanız, neredeyse hiç müşteri çekmezsiniz. Ancak sokakların kalabalık olduğu yoğun saatlerde açarsanız, mağazanıza anında daha fazla ilgi gösterilir. YouTube da aynı şekilde çalışır. Yükleme zamanlamanıza göre, videonuza ya bir adım önde başlayabilirsiniz ya da yayına girmesi zorlaşabilir.
YouTube Algoritmasını Anlamak
YouTube'un algoritması, insanların zaten izleyip etkileşim kurduğu videoları öne çıkarmak için tasarlanmıştır. Platform, izleyicileri kendine bağlamak istediği için, dikkati erken çekebileceğini kanıtlayan içerikleri öne çıkarır. Bu, videonuz yüklendikten kısa bir süre sonra güçlü bir etkileşim alırsa, YouTube'un onu değerli göreceği ve başkalarına önerme olasılığının daha yüksek olacağı anlamına gelir.
Ancak asıl önemli nokta şu: Algoritma videonuzu tek başına incelemekle kalmıyor, aynı anda yayınlanan milyonlarca diğer videoyla karşılaştırıyor. Hedef kitleniz uykudayken veya dikkati dağılmışken paylaşım yaparsanız, videonuz hızla ivme kazanan içeriklerin altında kaybolabilir. Bunu anlamak çok önemli, çünkü zamanlama yalnızca hedef kitlenizle ilgili değil, aynı zamanda algoritmaya spot ışıklarının altında olduğunuzu göstermekle de ilgili.
Zamanlamanın Görünürlük ve Etkileşimi Nasıl Etkilediği
[Resim: How-timing-affects-visibility-and-engage...n-2025.png]
Zamanlama, videonuzun ne kadar hızlı ilgi göreceğini doğrudan etkiler. İzleyicileriniz kaydırırken yayınlarsanız, videonuzun tıklanma olasılığı daha yüksek olur ve bu da YouTube'a daha fazla çaba sarf etmeye değer olduğunu gösterir. İlk birkaç saatte daha fazla tıklama almak, genellikle arama sonuçlarında ve önerilerde daha iyi bir sıralama elde etmenizi sağlar.
Etkileşim de çığ gibi büyür. İnsanlar zaten izlenme, beğeni ve yorum almış bir videoyu gördüklerinde, "popüler" hissettirdiği için tıklama olasılıkları daha yüksektir. Yanlış zamanda paylaşım yapmak, bu çığ etkisini yavaşlatır ve videonuzun diğerlerine kıyasla etkisiz görünmesine neden olur. İşte bu yüzden doğru zamanlama yalnızca izlenme sayısıyla ilgili değildir.
Erken Görüntülemelerin Performans İçin Önemi
[Resim: Why-early-views-matter-for-performance--...n-2025.png]
İlk görüntülemeler, ateşi yakan kıvılcım gibidir. YouTube, videonuzun yüklendikten sonraki saatlerde ne kadar ilgi gördüğünü takip eder. Platform, başlangıçta yoğun bir ilgi görürse, videonun değerli olduğunu varsayar ve daha fazla kişiye önermeye başlar. Bu erken teşvik olmadan, harika bir video bile arka planda kalabilir.
Bunu, eylem halindeki sosyal kanıt olarak düşünün. Videonuz erken ilgi gördüğünde, güvenilirlik kazanır. İzleyiciler, başkaları zaten izlediği için videonuzun zaman ayırmaya değer olduğuna inanır. Bu kartopu gibi büyüyen ilgi, videonuzu sıfırdan başlayıp sürünerek ilerlemek zorunda kalsaydı çok daha ileriye taşıyabilir. Kısacası, o ilk birkaç saat videonuzun uzun vadeli başarısını belirleyebilir.
YouTube'a Video Yüklemek İçin En İyi Zaman (verilerle desteklenmiştir)
Dünyanın dört bir yanındaki içerik üreticilerinden gelen veriler, zamanlamanın çoğu insanın fark ettiğinden daha önemli olduğunu sürekli olarak gösteriyor. İzleyici zaten aktifken yüklenen videolar genellikle daha hızlı etkileşim alıyor ve bu da algoritmanın onları daha da ileriye taşıması gerektiğini gösteriyor. Herkese uyan tek bir kural olmasa da, bazı kalıplar ortaya çıkıyor: Sabahın geç saatleri ve öğleden sonranın erken saatleri, gecenin geç saatlerinden veya sabahın çok erken saatlerinden genellikle daha iyi performans gösteriyor.
Kesin zamanlar, hedef kitlenizin alışkanlıklarına bağlı olarak değişir, ancak rakamlar yalan söylemez. İnsanlar gezinirken, işe gidip gelirken veya öğle tatilindeyken paylaşım yapmak, içeriğinize genellikle bir adım önde olma fırsatı sunar. Bu nedenle birçok başarılı içerik üreticisi, izleyicilerinin en aktif olduğu zamanları görmek ve yüklemelerini buna göre planlamak için analizlerini takip eder. 
YouTube'da Paylaşım Yapmak İçin Genel Olarak En İyi Zaman
[Resim: Overall-best-time-to-post-on-Youtube---B...n-2025.png]
Genel tabloya baktığımızda, araştırmalar, hedef kitlenizin yerel saatine göre 14:00 ile 16:00 arasında paylaşım yapmanın genellikle en iyi sonucu verdiğini gösteriyor. Bu zaman aralığı, insanların işten veya okuldan yavaş yavaş uzaklaşmaya, akşam yemeğinden önce YouTube'da gezinmeye ve evlerinde video izlemeye başlamaları nedeniyle ideal bir zaman dilimi. Bu zaman aralığında paylaşılan videolar genellikle daha hızlı izlenme alıyor.
Bununla birlikte, esneklik de var. Önemli olan tutarlılık. Hedef kitleniz belirli bir saatte video bekliyorsa, o zaman diliminde paylaşım yapmak etkileşimi artırabilir. Algoritma aynı zamanda öngörülebilirliği de destekler, bu nedenle sabit bir zamanda düzenli yüklemeler yapmak kanalınızın zaman içinde istikrarlı bir şekilde büyümesine yardımcı olabilir.
Paylaşım Yapmak İçin En İyi Günler ve En Kötü Günler
[Resim: Best-days-vs-worst-days-to-post---Best-T...n-2025.png]
Her gün aynı değildir. Veriler, Perşembe, Cuma ve hafta sonlarının izlenme ve etkileşim açısından haftanın ilk günlerinden daha iyi performans gösterdiğini gösteriyor. İnsanların bu dönemlerde daha fazla boş zamanı oluyor, bu da videonuzun yayınlandıktan kısa bir süre sonra izlenme, beğenilme ve paylaşılma olasılığının daha yüksek olduğu anlamına geliyor.
Öte yandan, Pazartesi ve Salı günleri, özellikle yaşam tarzı, oyun veya eğlence içerikleri için daha yavaş olma eğilimindedir. İş ve okul rutinleri bu günlerde baskın olduğundan, günlük gezinmeye daha az zaman kalır. Bu, bu günlerden tamamen kaçınmanız gerektiği anlamına gelmez, ancak bu kalıpların farkında olmak, maksimum etki için yüklemelerinizi stratejik olarak planlamanıza olanak tanır.
YouTube'da Küresel Olarak Paylaşım Yapmak İçin En İyi Zaman Ne Zaman?
Uluslararası bir kitleye sahip içerik üreticileri için zamanlama zor olabilir çünkü farklı zaman dilimleri izleyicilerin ne zaman aktif olduğunu etkiler. Genel bir kural olarak, Doğu Saati ile 12:00 ile 16:00 arasında yapılan paylaşımlar genellikle hem Kuzey Amerikalı hem de Avrupalı izleyicileri yakalar. Bu zaman aralığı genellikle en geniş toplam kitleye ulaşma eğilimindedir ve videonuza dünya çapında erken etkileşim için en iyi şansı verir.
Elbette, hedef kitleniz belirli bir bölgede yoğunlaşmışsa, yerel yoğun saatlere uyum sağlamanız daha akıllıca olacaktır. Analizlerinizi takip etmek, izleyicilerinizin çoğunun çevrimiçi olduğu zamanları belirlemenize yardımcı olur ve böylece karanlıkta kalmadan küresel erişiminizi optimize etmenize olanak tanır. Küresel ideal nokta bir başlangıç noktasıdır, ancak asıl fark, hedef kitlenize özel ince ayar yapmakta yatar.
Haftanın Gününe Göre YouTube'da Paylaşım Yapmak İçin En İyi Zamanlar
Hafta İçi YouTube'a Yükleme Yapmak İçin En İyi Zaman
Hafta içi, çoğu kişinin iş, okul veya günlük rutinleriyle meşgul olması nedeniyle YouTube trafiği genellikle daha sakindir. Hafta içi yüklemeler için en uygun zaman genellikle öğleden sonra iki ile dört arasıdır. Bu süre zarfında izleyiciler mola vermeye, işlerini bitirmeye veya okuldan sonra dinlenmeye başlar. Bu saatlerde paylaşım yapmak, videonuzun yeni yüklemelerin altında kaybolmak yerine gün içinde fark edilme olasılığını artırır.
Tutarlılık da büyük bir rol oynar. Hafta içi her gün yaklaşık aynı saatte içerik yüklemek, hem izleyicilerinize hem de algoritmaya kanalınızın güvenilir olduğunu gösterir. Daha küçük kanallar bile bu öngörülebilirlikten faydalanır çünkü düzenli izleyiciler içeriğinizi beklemeye başlar, bu da tekrarlanan etkileşimi teşvik eder ve videolarınızın zamanla ivme kazanmasına yardımcı olabilir.
Hafta Sonları YouTube'da Paylaşım Yapmak İçin En İyi Zaman
Hafta sonları YouTube için en yoğun zamanlardır. İnsanlar genellikle daha fazla boş zamana sahiptir ve iş veya okul baskısı olmadan içerikleri daha rahat bir şekilde izleyerek içerikleri daha rahat izlerler. Cumartesi ve pazar günleri sabah dokuz ile on bir arasında video yüklemek, videonuzun günün erken saatlerinde ilgi çekmesini ve ilk izleyicilerin algoritmanın ödüllendirdiği etkileşimi tetiklemesini sağlar.
Hafta sonları, eğitim videoları, vlog'lar veya uzun metrajlı eğlence videoları gibi uzun içerikler için özellikle idealdir. İzleyiciler daha az aceleci davrandıklarından, videonuzu sonuna kadar izleme, yorum yapma ve paylaşma olasılıkları daha yüksektir. Bu da videonuzun ivmesini artırır ve daha fazla izleyiciye önerilme şansını artırır.
YouTube Video Yükleme Süresi Önerileri
[Resim: Youtube-video-upload-time-recommendation...n-2025.png]
Basitçe şöyle düşünebiliriz: Hafta içi öğleden sonra yüklemeleri için en uygun saatler, hafta sonları ise sabahın erken saatleridir. Bu, çoğu izleyicinin aktif ve etkileşime açık olduğu zamanlara denk gelir. Elbette, biraz farklı zaman dilimleri deneyip benzersiz izleyicileriniz için en uygun zamanı takip etmek her zaman akıllıca olacaktır. Zamanla, analizleriniz videonuzun erişimini ve etkileşimini en üst düzeye çıkaran kalıpları ortaya çıkaracaktır.
Hindistan ve Diğer Bölgelerde YouTube'a Video Yüklemek İçin En İyi Zaman
Hindistan'da YouTube'a Video Yüklemek İçin En İyi Zaman
Hindistan'da YouTube'da en yoğun saatler genellikle akşam altı ile dokuz arasıdır; bu saatlerde insanlar iş veya okullarını bitirirler. Bu saatlerde video yüklemek, videonuzun telefon veya tabletlerinde gezinen izleyicileri yakalamasına yardımcı olur. Gece yarısı yüklemeleri genellikle gözden kaçar, bu yüzden zamanlama gerçekten önemlidir.
Hindistan'da hafta sonu yüklemeleri de, özellikle sabah 10 ile öğlen 12 arasında iyi performans gösterebilir. Bu dönemde izleyiciler özgür ve rahattır, bu da videonuzun erken ilgi ve etkileşim kazanmasını kolaylaştırır. Bu ilgiyi erken yakalamak, YouTube algoritmasının videonuzu daha fazla kişiye önerme olasılığını artırır.
ABD, İngiltere ve Avustralya'da YouTube'da Paylaşım Yapmak İçin En İyi Zaman
[Resim: Best-time-to-post-on-Youtube-in-the-US--...tralia.png]
ABD'yi hedefleyen içerik üreticileri için, Doğu Saati ile öğleden sonra 12 ile 16 arasında yapılan paylaşımlar hem Doğu hem de Batı Yakası izleyicilerini çekme eğilimindedir. Birleşik Krallık'ta, öğleden sonra GMT saatiyle 13 ile 15 arasında yapılan paylaşımlar en iyi sonucu verirken, Avustralya'da en geniş kitleye sabah 8 ile 10 arasında yapılan paylaşımlar ulaşır.
Bu bölgesel yayın aralıkları, çoğu izleyicinin çevrimiçi olduğu ve izlemeye hazır olduğu zamanlara denk geldikleri için erken etkileşimi en üst düzeye çıkarır. Hedef kitleniz belirli şehirlerde veya eyaletlerde yoğunlaşmışsa, yükleme programınızı yerel alışkanlıklara göre ayarlamak performansı daha da artırabilir.
YouTube Yüklemeleri İçin Saat Dilimlerini Anlama
Saat dilimleri, küresel kanallar için kritik bir faktördür. Doğu Saati ile sabah 10'da yayın yapmak Kuzey Amerika için mükemmel olabilir, ancak Avrupa için gece geç saatler veya Asya için sabahın erken saatleri olabilir. YouTube Analytics gibi araçlar, izleyicilerinizin nerede olduğunu görmenize yardımcı olarak, birden fazla bölgenin içeriğinize en yoğun saatlerde erişebilmesi için yüklemeleri stratejik olarak planlamanıza olanak tanır.
YouTube'da Farklı İçerik Türleri İçin Paylaşım Yapmanın En İyi Zamanı
Uzun Formatlı Videoları YouTube'a Yüklemek İçin En İyi Zaman
[Resim: Best-time-to-upload-to-Youtube-for-long-form-videos.png]
Eğitim videoları, belgeseller veya derinlemesine incelemeler gibi uzun videolar, izleyicilere kesintisiz zaman verildiğinde en iyi performansı gösterir. Bu genellikle, insanların dikkat dağıtıcı unsurlar olmadan odaklanabileceği hafta içi akşamları veya hafta sonları kuşluk vakitleri anlamına gelir. Bu saatlerde erken etkileşim sağlamak önemlidir çünkü algoritmanın videonuzu daha fazla izleyiciye ulaştırmasına yardımcı olur.
YouTube Kısa Videoları Yayınlamak İçin En İyi Zaman
YouTube Shorts, hızlı ve kolay okunabilen içerikler için tasarlanmıştır ve gün boyunca birçok kez iyi performans gösterebilir. Ancak, öğleden sonra geç saatlerden akşamın erken saatlerine kadar, yaklaşık üç ile altı arası, Shorts'a en fazla erişim sağlar. Bu saatler, insanların molalarda veya işe gidip gelirken rahatça gezindikleri saatlerdir ve bu da art arda birden fazla kısa videoyu izleme ve etkileşim kurma olasılıklarını artırır. İzleyicileri kısa videolarınıza çekebilirseniz, YouTube Shorts'tan hatırı sayılır miktarda para da kazanabilirsiniz .
Sektöre Özel YouTube Yükleme Süresi (oyun, eğitim, fitness, vb.)
Farklı içerik türlerinin farklı ideal yayınlama zamanları da vardır. Oyun videoları, hafta içi akşamları ve hafta sonları daha iyi performans gösterir çünkü oyuncular genellikle okul veya işten sonra çevrimiçi olurlar. 
Eğitici içerikler ve öğretici videolar, öğrencilerin veya öğrenenlerin boş zamanlarına denk gelen öğleden sonraları veya sabahın geç saatlerinde en iyi performansı gösterir. Fitness ve sağlık içerikleri genellikle sabahları veya akşamın erken saatlerinde daha fazla ilgi görür, çünkü izleyiciler antrenmanlarını rutinlerinden önce veya sonra izleme eğilimindedir. 
Analytics Kullanarak Kendi YouTube Yükleme Sürenizi Nasıl Bulursunuz?
İzleyici Etkinliğini Kontrol Etmek İçin YouTube Studio'yu Kullanma
[Resim: Using-Youtube-studio-to-check-viewer-act...n-2025.png]
YouTube Studio, kitlenizin aktif olduğu en yoğun gün ve saatleri gösteren bir grafik özelliği sunar. Bu verileri analiz ederek, erken etkileşimi ve görünürlüğü en üst düzeye çıkaracak yükleme zamanlarını seçebilirsiniz.
YouTube Araçları ile İzleyici Davranışlarını İzleme
[Resim: Tracking-audience-behavior-with-Youtube-...n-2025.png]
Studio'nun ötesinde, izlenme süresi, tıklama ve elde tutma trendlerini takip etmek, içeriğiniz için hangi saatlerin en iyi performansı gösterdiğini ortaya çıkarabilir. Zamanla, hedef kitle davranışlarındaki kalıpları gözlemlemek, yalnızca genel verilere güvenmek yerine, size en uygun yayın programı hakkında daha doğru bir fikir verir.
TubeBuddy ve Diğer Araçlar Gönderi Zamanına Nasıl Yardımcı Olur?
TubeBuddy ve VidIQ gibi araçlar , yüklemeleri planlamanıza, trendleri analiz etmenize ve hatta hedef kitlenize göre ideal yayın zamanları önermenize olanak tanır. Oldukça fazla sayıda iyi, kimliği belirsiz YouTube aracı mevcuttur . Bu araçları kullanmak, tahmin yürütme zorunluluğunu ortadan kaldırır ve videolarınızın etkileşimin en yüksek olma olasılığının yüksek olduğu zamanlarda yayınlanmasını sağlar.
Zamanlamanın Ötesinde Etkileşimi Maksimize Etmek İçin İpuçları
Tutarlı Bir Şekilde Kaliteli İçerik Oluşturma 
[Resim: Creating-quality-content-consistently---...n-2025.png]
Doğru zamanda paylaşım yapabilirsiniz, ancak içeriğiniz ilgi çekici veya faydalı değilse, kimse sizinle kalmaz. Gerçekten büyüyen içerik üreticileri, insanların gerçekten izlemek isteyeceği videoları sürekli olarak üretenlerdir. Önemli olan her gün içerik yüklemek değil, kitlenize geri dönmeleri için bir sebep vermektir.
Tutarlılık sadece izleyici kitlesiyle ilgili değil; YouTube için de önemli. Algoritma, aktif ve güvenilir kanalları tercih ediyor. Videolarınız düzenli olarak izlendiğinde, YouTube bunu fark eder ve içeriğinizi daha fazla kişiye önermeye başlar. Zamanla, tutarlı bir hızda iyi içeriklerle görünmek ivme kazandırır. 
Erişimi Artırmak İçin YouTube SEO Kullanımı
Zamanlama bir videoya hızlı bir başlangıç sağlayabilir, ancak kimse bulamazsa, çok ileri gidemez. YouTube SEO'su, videonuzun kolayca keşfedilmesini sağlamakla ilgilidir. Bu, başlıkların, açıklamaların, etiketlerin ve hatta altyazıların videonuzun neyle ilgili olduğunu gerçekten yansıtması gerektiği anlamına gelir. 
Açıklamanıza birkaç anahtar kelime eklemek veya altyazı eklemek, videonuzun arama ve önerilen videolarda görünmesine yardımcı olur. SEO'yu, YouTube'un size yardımcı olması olarak düşünün. Doğru zamanlama, ilk izleyicilerinizin videonuzu bulmasını sağlar, ancak SEO, videonuzun haftalar, aylar hatta yıllar boyunca görünmesini sağlar.
Küçük Resim ve Başlığın Önemi
Mükemmel zamanda paylaşım yapsanız bile, küçük resminiz sıkıcıysa veya başlığınız anlamsızsa, insanlar hemen geçip gidecektir. Küçük resimlerin anında dikkat çekmesi ve videonun ne hakkında olduğunu açıkça belirtmesi gerekir. 
Başlıklar da aynı derecede önemlidir. İnsanları meraklandırmalı, ama kandırmamalıdır. Küçük resminiz ve başlığınız birlikte çalıştığında, videonuz daha fazla tıklama alır ve bu da zamanlamayı daha da etkili hale getirir. Esasen, harika bir küçük resim ve başlık, zamanında yapılmış bir gönderiyi gerçekten izlenen bir şeye dönüştürür.
Çözüm
YouTube'da paylaşım yapmak için en iyi zaman asla sabit bir kural değildir. Hedef kitlenizi tanımanın, analizleri takip etmenin, farklı zaman dilimlerini denemenin ve alışkanlıklarına uyum sağlamanın bir birleşimidir. Hafta içi ve hafta sonu farklı yoğunluklar vardır, küresel kitleler için zaman dilimi dikkate alınmalıdır ve içerik türü, en iyi sonucu veren şeyi değiştirebilir.
Sonuç olarak, zamanlama videolarınıza güçlü bir başlangıç sağlar; ancak uzun vadede başarılı olmalarını sağlayan şey tutarlı kalite, SEO ve ilgi çekici küçük resimlerdir. Verileri analiz ederek, programları test ederek ve kaliteli videolar oluşturarak, her yüklemeye en iyi performansı göstermesi için gereken ivmeyi kazandırabilirsiniz.
SSS
YouTube'da Paylaşım Yapmak İçin En İyi Zaman Nedir?
Genellikle hafta içi 14:00-16:00 ve hafta sonu 09:00-11:00 (izleyicinin yerel saatine göre) arası en iyi şekilde çalışır, ancak bu izleyicilerinize bağlıdır.
Hindistan'da YouTube'a Video Yüklemek İçin En İyi Zaman Nedir?
Hafta içi akşam 18:00-21:00, hafta sonu ise sabah 10:00-12:00 arası en fazla ilgiyi görüyor.
YouTube Yükleme Süresi Gerçekten Önemli mi?
Erken etkileşim, algoritmanın videonuzu önermesini sağlar ve böylece viral olma şansını artırır.
YouTube Kısa Videolarınızı Paylaşmak İçin En İyi Zaman Nedir?
İnsanların internette gezinirken genellikle öğleden sonra geç saatlerden akşamın erken saatlerine, yani 15:00-18:00 civarına denk gelen saatler iyi birer seçenektir.
YouTube Videomu Maksimum Görüntüleme İçin Ne Zaman Yüklemeliyim?
Hedef kitlenizin en aktif olduğu zamanlarda yükleme yapın ve analizleri kullanarak en yoğun saatleri bulun; genellikle hafta içi öğleden sonraları veya hafta sonları öğlen vakti.
YouTube'a Sabah mı Yoksa Akşam mı Paylaşım Yapmak Daha İyi?
Bu, hedef kitlenize bağlıdır; hafta içi genellikle öğleden sonraları, hafta sonu sabahları ve akşamları da küresel veya gündelik izleyiciler için daha uygundur.
YouTube'a Yüklemek İçin En İyi Zamanı Nasıl Bulurum?
YouTube Studio'da "İzleyicileriniz YouTube'da olduğunda" seçeneğini işaretleyin ve belirli kitleniz için etkileşim eğilimlerini takip edin.
Yazar: donanma44
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Emlak Katılım Tasarruf Finansman’ın 81 ilde faizsiz ev, iş yeri ve araç satın almayı sağlayacak sistemiyle ilgili merak edilen soruları ve yanıtlarına ilişkin sosyal medya hesabından paylaşım yaptı.

Türkiye'nin köklü kamu bankalarından Emlak Katılım’ın iştiraki olarak kurulan Emlak Katılım Tasarruf Finansman A.Ş. ile Türkiye’de ilk kez bir kamu bankası, tasarruf finansman sektörüne katıldı. Bakan Kurum, İstanbul’da düzenlenen programda, 81 ilde faizsiz ev, iş yeri ve araç satın almada Emlak Katılım güvencesinin de devreye gireceği yeni dönemin ayrıntılarını açıkladı.

FAİZSİZ FİNANSMAN DESTEĞİ
Devlet güvencesinde faizsiz finansman sistemiyle, ailelerin kendi keselerine göre ödeme planlarını oluşturabileceği, sadece ev değil, araç ve iş yeri sahibi de olabileceği sistemde Emlak Katılım Tasarruf Finansman, vatandaşlara alternatif ödeme planlarıyla destek olacak. Katılımcılar bütçelerine uygun taksitlerle tasarruf sağlayıp belirli bir birikime ulaştıktan sonra kalan finansman tutarını faizsiz bir şekilde Emlak Katılım Tasarruf Finans tarafından karşılayarak ev, araç ya da çatılı iş yeri sahibi olabilecek. Sistem kapsamında Türkiye’nin 81 ilinden ev, araç veya çatılı iş yerine hiçbir faiz maliyetine katlanmadan, kredi kullanmadan sahip olunabilecek.
Bakan Kurum sosyal medya hesabından, Emlak Katılım Tasarruf Finansman’ın uygulayacağı sistemle ilgili merak edilen sorular ve yanıtlarına ilişkin paylaşım yaptı.

10 SORUDA MERAK EDİLENLER VE YANITLARI
Bakan Kurum’un paylaşımında yer alan sorular ve cevapları şöyle:


1-Emlak Katılım Tasarruf Finansman sistemi nedir?
Katılımcıların bir araya gelerek Emlak Katılım güvencesi altında bütçelerine uygun taksitlerle tasarruf sağladıkları; belirli bir birikimin ardından kalan finansmanın faizsiz karşılandığı bu sistemde ev, araç ya da çatılı iş yeri sahibi olunur.

2-Sistem nasıl işler?
Finansman tutarı ve bütçeye uygun aylık taksit miktarı belirlenir. Katılımcılar sisteme sadece organizasyon ücreti adıyla katılım bedeli ödeyerek dahil olur. Katılımcılar, teslimat tarihi geldiğinde kredi çekmeden, faiz ödemeden ev, araç ya da çatılı iş yeri sahibi olur.

3-Emlak Katılım Tasarruf Finansman ile nasıl ev, çatılı iş yeri ya da araç sahibi olurum?
“Müşteri Bazlı Tasarruf Finansman Modeli” ile ev, araç veya çatılı iş yerinin teslimat tarihini müşterinin belirlediği, faizsiz bir finansman çözümü sunulur. “Çekilişli Tasarruf Finansman Modeli” ile ise katılımcılar, belirlenen taksitlerle birikim yaparken her ay noter huzurunda düzenli olarak yapılan çekilişlerle teslimatını alır.

4-Banka kredisinden farkı nedir?
Faiz ya da vade farkı gibi yöntemler bu modelde uygulanmaz. Tutarı belirlenen ev, araç ve çatılı iş yeri alımı için anapara üzerinden taksitlerle ödeme imkanı sunulur. Peşinatlı ve peşinatsız seçeneklerle katılımcılar kira öder gibi ev sahibi olabilir.

5-Türkiye’nin 81 ilinde faydalanma imkanı var mı, başvurular nasıl yapılır?
Evet, dileyen herkes tüm Emlak Katılım şubelerinden sisteme dahil olabilir.

6-Sistem ikinci el otomobili de kapsıyor mu?
Sıfır veya ikinci el otomobil sahibi olma imkanı sağlanır.

7-Çatılı iş yeri finansmanı nasıl sağlanır?
Çatılı iş yerinin finansman tahsisi, plan türüne göre ya önceden belirlenir ya da noter huzurunda yapılan çekilişle gerçekleştirilir.

8-Ev ya da iş yeri sahipleri de faydalanabilir mi?
Evet; ev, araç veya çatılı iş yeri sahibi olanlar da sisteme dahil olabilir.

9-En fazla kaç takside kadar imkan sunulur?
Konut ve çatılı iş yeri sözleşmeleri için 120 ay, taşıt sözleşmeleri için 60 ay kuralı vardır. Ancak bu kural toplam sözleşme süresi için değil sadece finansman süresi içindir.

10-Yaş ve gelir sınırı var mı?
18 yaşını doldurmuş her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı sisteme dahil olabilir. Herhangi bir gelir sınırı yoktur.


https://x.com/murat_kurum/status/1966383363482165574

Emlak Katılım Tasarruf Finansman Sistemi Nasıl Çalışır?


Tasarruf Finansman Sistemi nedir?
Kişilerin faiz maliyetine katlanmadan, kendi bütçelerine uygun taksit ödeyerek birikim yaptığı ve teslimat tarihlerine göre Türkiye’nin 81 ilinden istedikleri ev, araç ve çatılı iş yerine sahip olmalarını sağlayan finansman modelidir.


Sistem Nasıl Çalışır?
Katılımcılar, belirlenen taksitlerle tasarruf yapar. Sistem dahilinde yapılan planlamaya göre sırayla veya çekilişle finansman teslim edilir. Teslim sonrasında taksitler bitene kadar ödemeler devam eder.


Faiz veya Ek Maliyet Var Mı?
Hayır. Tasarruf finansmanı sisteminde faiz bulunmaz. Sadece organizasyon ücreti alınır, bu da sözleşme öncesinde şeffaf şekilde paylaşılır.


Tasarruf Finansman Sisteminin Avantajları Nelerdir?
Ödeyeceğiniz tek maliyet Organizasyon Ücreti olan sisteme giriş ücretidir ve bir kereye mahsus tahsil edilir,
Türkiye’nin 81 ilinden, kendi seçtiğiniz ev, araç ve çatılı iş yerine sahip olabilirsiniz,
Ödeyeceğiniz aylık taksit miktarını kendiniz belirlersiniz,
18 yaşından büyük, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı herkes sistemden faydalanabilir,
Talep edeceğiniz finansmanın %100’üne ulaşırsınız.

Tasarruf Finansman Modelleri Nelerdir?
Tasarruf Finansman Sistemi Müşteri Bazlı ve Çekilişli olmak üzere iki model üzerine kuruludur.

Müşteri Bazlı Model: Ödeyeceğiniz taksit ve eğer varsa peşinat miktarına göre ev, araç ve çatılı iş yeri teslimat tarihinin önceden belli olduğu modeldir.

Çekilişli Model: Ev, araç ve çatılı iş yeri teslimat tarihinin noter huzurunda yapılan çekilişle belirlendiği modeldir.


Kamu Bankasının İştiraki Olmak Ne Anlama Geliyor?
Kamu bankasının iştiraki olmak, güçlü bir sermaye yapısına, kurumsal denetime ve kamunun güvencesine sahip olduğumuz anlamına gelir. Katılımcılara sunduğumuz her hizmet bu sorumluluk bilinciyle şekillenir.


Ev, Araç veya Çatılı İşyeri Finansmanı İçin Teslimat Neye Göre Yapılır?
Teslimat süreci, seçilen finansman modeline göre değişir. Çekilişli sistemlerde noter huzurunda yapılan çekilişle teslimat tarihi belirlenir. Müşteri Bazlı sistemlerde ise ödeme planınıza göre teslimat tarihi belirlenir.


Herkes sisteme katılabilir mi?
Evet. Kredi notu, gelir belgesi ya da kefil şartı olmadan, 18 yaşını doldurmuş her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı sisteme dahil olabilir.


Konut, araç ya da çatılı iş yeri seçimini kim yapıyor?
Konut, araç ya da çatılı iş yeri tamamen katılımcının kendi tercihine bırakılır. Emlak Katılım Tasarruf Finansman ile Türkiye’nin 81 ilinden istediğiniz evi veya aracı alabilirsiniz.


Ödemelerimi nasıl yapacağım?
Düzenli ödemeler banka aracılığıyla ya da dijital kanallar üzerinden kolayca yapılabilir. Gelişmiş dijital altyapımız sayesinde süreçler tamamen şeffaf şekilde takip edilebilir.


BDDK tarafından denetleniyor musunuz?
Evet. Şirketimiz Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) tarafından lisanslanmış ve denetlenmektedir. Tüm faaliyetlerimiz yasal çerçevede yürütülmektedir.


Sistemden çıkmak istersem ne olur?
Katılımcı dilediği zaman sistemden ayrılabilir. Ayrılma durumunda, sözleşme koşullarına göre yapılan birikimler ve hak edilen tutarlar kendisine iade edilir.

https://www.emlakkatilimtfs.com.tr/tr/merak-edilenler
Yazar: donanma44
Ortadoğu’nun kaderi, küresel dengelerin nabzı, nükleer gölgeler altında şekillenirken, dünya yeni bir savaş senaryosunu konuşuyor: ABD-İsrail-İran üçgeninde patlak verecek olası bir çatışma. Bu savaş sadece bölgeyi değil, küresel enerji güvenliğinden jeopolitik bloklara kadar pek çok alanı etkileyebilir. Peki, bu savaş çıkarsa ne olur? Hangi tarafın askeri gücü ağır basar? Bu savaştan kim galip çıkar, kim tarih sahnesinden silinir?

? ASKERİ GÜÇ KARŞILAŞTIRMASI
?? Amerika Birleşik Devletleri (ABD)
  • Aktif Asker Sayısı: ~1.4 milyon
  • Yedek Kuvvet: ~850.000
  • Savunma Bütçesi (2024): ~877 milyar $
  • Nükleer Başlık: ~5.244
  • Uçak Gemisi: 11
  • F-22/F-35 Sayısı: +500
  • Uydu & Siber Güç: Dünyada lider

ABD, küresel askeri üstünlüğüyle tek başına dahi birçok devleti dengeleyebilecek kapasitede. Hava, deniz, kara ve uzayda entegre bir komuta yapısına sahip. Ancak İran coğrafyası gibi girintili çıkıntılı, gerilla savaşına açık alanlarda başarı uzun süreli harekâtlar ve yerel destekle mümkün.

?? İsrail
  • Aktif Asker Sayısı: ~170.000
  • Yedek Kuvvet: ~450.000
  • Savunma Bütçesi: ~25 milyar $
  • Nükleer Kapasite: Resmi olarak açıklanmamış, tahmini 80-100 başlık
  • Demir Kubbe (Iron Dome): Dünyanın en gelişmiş hava savunma sistemlerinden biri
  • Mossad ve Siber Güç: Bölgesel istihbaratta rakipsiz

İsrail, sayıca küçük ama teknolojik olarak oldukça gelişmiş bir orduya sahip. Operasyonel çeviklik, ileri teknoloji silah sistemleri ve yüksek istihbarat kabiliyetiyle savaşın taktik boyutunda etkili olabilir.

?? İran
  • Aktif Asker Sayısı: ~575.000
  • Devrim Muhafızları: +190.000 özel kuvvet
  • Savunma Bütçesi: ~30 milyar $
  • Balistik Füze Gücü: Orta Doğu’nun en geniş menzilli envanteri
  • Müttefik Ağ: Hizbullah (Lübnan), Şii milisler (Irak, Yemen), Suriye rejimi
  • Nükleer Kapasite: Resmi olarak yok, ancak potansiyeli yüksek
İran'ın savaş gücü daha çok "asimetrik savaş" yetenekleriyle öne çıkıyor. Kara ordusu güçlü, füzeleri hassas ve bölgedeki vekil güçleri sayesinde çok cepheli çatışma yaratabiliyor. Ancak hava kuvvetleri ve ileri teknoloji silah sistemlerinde ciddi açıkları var.

? OLASI SAVAŞ SENARYOSU: KİM GALİP GELİR?
Bu savaşın sonucu yalnızca askeri kapasiteyle değil, strateji, süreklilik, moral üstünlük, yerel destek ve diplomatik dengeyle şekillenecektir.
? ABD-İsrail Üstünlüğü ile Başlayan Bir Savaş:
İlk haftalarda İran’ın nükleer tesisleri ve füze üsleri yüksek hassasiyetli bombalarla hedef alınır. İsrail’in nokta atışları ve ABD’nin siber savaş hamleleri, İran’ın hava savunmasını geçici olarak çökertir. Ancak İran, bu saldırılara misilleme olarak Hürmüz Boğazı’nı kapatabilir; küresel petrol fiyatları fırlayabilir.
? İran'ın Vekil Güçleriyle Cevabı:
Lübnan’dan atılan binlerce roket, İsrail şehirlerini vurabilir. Aynı anda Suriye, Irak ve Yemen’deki İran yanlısı milisler Amerikan üslerini hedef alır. Bu, bölgesel bir savaşı tetikler.
? Uzayan Savaş ve Direniş:
İran coğrafyasında kara harekâtı yapmak hem ABD hem de İsrail için zordur. Halkın direnci, milis savaşları ve dağlık araziler uzun süreli işgalin önünde engeldir.

? SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
Faktör
ABD-İsrail Bloku
İran BlokuTeknolojik Üstünlük


Asker Sayısı & Coğrafi Savunma


Nükleer Caydırıcılık

❓ (potansiyel)
Bölgesel Destek

✅ (Hizbullah, milisler)
Ekonomi ve Süreklilik



Bu tabloya göre kısa vadeli üstünlük ABD-İsrail bloğunda olur. Ancak savaş uzun sürerse, İran’ın direnişi ve vekil savaşları cepheyi bulanıklaştırır.
? Son Söz:
Bu savaş çıkarsa, kazananı olmayacak bir çatışma olur. Çünkü artık savaş, sadece askerle değil; petrol fiyatlarıyla, sosyal medya algısıyla, siber virüslerle ve küresel bloklarla yapılıyor. En iyi savaş, hiç başlamamış olanıdır.

? KAYNAKLAR:
  • Global Firepower Index 2024: www.globalfirepower.com
  • SIPRI – Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü
  • Pentagon Defense Budget Report (2024)
  • Jane’s Defence Weekly
  • Al Jazeera, BBC, Haaretz, Fars News (2023–2024 derlemeleri)
Yorum Yorum Yok
Yazar: Y O L C U
BAĞIMSIZLIK   BENİM   KARAKTERİMDİR  -  

Kırk  asırlık Türk  yurdu ,  yabancı elinde  kalamaz.
Yazar: Serdar Yıldırım
ÇAYDANLIK İLE ÇAY BARDAKLARI
Bursa'da bir evde çaydanlık ile çay bardağı sandalyelerine oturmuşlar, önlerindeki masanın üstünde bulunan zaman makinesini bilinen yer ve tarihlere ayarlayıp, ekranda görmek istedikleri görüntüleri netleştirmeye çalışıyorlardı. Görüntü net olursa değer kazanırdı. Görüntünün bulanıklaştığı bir ekranda görülenler çaydanlıkla çay bardağının umurunda değildi. Onlar bir taraftan zaman makinesinin zaman ayarını yaparken  diğer taraftan konuşuyorlardı:
---- Gerçekleştirilmek istenen iş çabucak olmaz da  giderek gerilerse yani umut kıvılcımları ümitleri gerektiği şekilde aydınlatamazsa ve belki de binlerce olan bu kıvılcımlar birer birer sönmeye başlarsa, sence bu durum gerçekleştirilmek istenen işi gerçekleştirmeye çalışanda birtakım düş kırıklıklarına yol açar mı?
---- Çaydanlık, senin sorduğun soru bende birtakım çağrışımlar uyandırdı. Bu çağrışımları dilersen yeri geldikçe kısım kısım vereyim. Sorduğun sorunun cevabı şimdilik  kısa ve öz olacak. İrade düş kırıklığını engeller.
---- Bak çay bardağı, işi gerçekleştirmeye çalışanın umut kıvılcımları birer birer sönüyor  yani kıvılcımlar giderek azalıyor. Ümit yavaş yavaş da olsa sonunda yok olabilir. Ümidin azalması düş kırıklığına kadar gidebilir. Sen diyorsun ki, irade en azından umut kıvılcımlarının sönmesini yavaşlatabilir veya belki de durdurabilir ve yine veya yeni umut kıvılcımları üretebilir. Bu üreme de, bir an gelir ki, ümitleri eskisinden daha iyi bir pozisyona getirebilir. Peki, sence iradenin başarıdaki pay yüzdesi ne olabilir?
---- Yüzde yüz olmasa bile yüzde yüze yaklaşır. Yalnız irade başarı için yeterli olmayabilir. Yeterli bile olsa yetersiz kalacağı düşünülerek irade giderek güçlendirilmeli. İradenin güçlendirilmesi, bilgi dağarcığı genişletilerek, ilgi alanları çoğaltılarak mümkündür. Bu suretle zeka gelişir, zeki olunur ve eğer varsa gerçekleştirilmek istenen işi engelleyen birtakım faktörler aşılır. İrade, bir bakıma dayanma, direnme gücüdür, işte devamlılık sağlayabilmektir. Sözün özü: İrade güçlü olacak.
---- Evet, çay bardağı, dikkat edersen görüntü giderek netleşiyor. Zaman makinemizin ekranında gördüğümüz çay bardağı 20-5-1988 tarihini yaşıyor. Bu tarih, onun işe başlama tarihidir. Görüntü şu anda net olarak gözüküyor. Zaman ayarı tamam ve istersen atlamayı gerçekleştirip, onun yanına ışınlanırız. Biliyorsun on dakika orada kaldıktan sonra buraya döneceğiz. Hazır mısın?
---- Hazırım çaydanlık, ışınlama düğmesine basabilirsin.

Çaydanlık ile çay bardağı dört yıl önceye döndüler ve çay bardağının yanına ışınlandılar. Çay bardağı aniden karşısında beliriveren çaydanlık ile çay bardağını görünce şaşırmadı. Sanki onların geleceğini biliyormuş, sanki onları bekliyormuş gibi bir hali vardı. Çaydanlık konuya şöyle bir giriş yaptı:
---- Bugün değişik bir işe başlıyorsun. Seni kutlarım çay bardağı. Beklentilerini alabilir miyim? Ne bekliyorsun bu işten?
---- Öyle ahım şahım bir beklentim yok canım. Sadece neden bu işi beceremeyeyim diye düşünerek bir başlangıç olsun diye bugün işe başlıyorum. Bir özenme benim ki  fakat bir şeyler verebileceğime inanırsam tutku halini alabilir. Tutku oluşursa, inan ki, tüm benliğimle sarılırım bu işe.
---- Sanırım bu işe ayıracak yeteri kadar boş zaman bulacaksın.
---- Muhakkak çaydanlık, muhakkak. Zaten boşa geçen zamanı görüp de, zaman boşa geçmesin, boş zaman dolsun, dolu dolu olsun diyerek ve boşa geçen zamanı değerlendirmek isteğiyle bugüne geldim.
---- Bugün yarına ulaşacak diyorsun yani sen yarın da bu işle uğraşacaksın, bu belli. Peki, yarın kaç tane yarına ulaşacak? Yarınlar için ne söyleyebilirsin?
---- Yarınlar için bu işle ilgili pek bir şey söyleyemeyeceğim. Henüz ortada gözle görülür, elle tutulur bir şey yok. Yarınlar yarınlarda belli olacak.
---- On dakikalık görüşme süremiz doldu. Teşekkürler çay bardağı.
---- Ben teşekkür ederim.

Çaydanlık ile çay bardağı tekrar zaman makinesinin başına geçip biraz önce konuştukları çay bardağının yarınlarındaki bir zamana  yani 13-4-1990 tarihine ışınlanmak için zaman ayarına başladılar. Görüntü yine bulanıklaşmıştı:
---- Çay bardağı, dilersen görüntü netleşinceye kadar konuşmamıza kaldığımız yerden devam edelim. Son olarak iradenin nasıl güçlendirileceğini anlatmış ve irade güçlü olacak demiştin. Bu da herhalde zamana bağlı kalınarak olur. İradenin güçlendirilmesini zaman yaymak nasıl olacak? Güçlenmeye başlanıldığı nasıl farkedilinecek? Gücün yeterli olduğu ne bilinecek?
---- Herşey belli bir plana, programa bağlı kalınarak olmalı. Plansız, programsız olmaz. Bunu yaparken de, yetersiz kaldığın ne varsa hepsi meydana çıkar. Yetersiz kaldığın konular üzerinde biraz daha fazla durursun, yeterli olduğun konuları boşlamamak şartıyla. Yetersiz yeterli olmaya mı başladı, işte iraden güçleniyor, zekan gelişiyor. Yetersizlikler azaldıkça, arada bir, zirveyi yoklarsın. Bu yoklamalar yeni yetersizlikleri ortaya çıkarır. Hepsini aştın, artık hazırım, zirvedeyim dediğini farzet; işte o zamanda zirvede beklemesini bileceksin, zirvede kalmasını bileceksin. Zirvede ne kadar kalacağın belli değildir. İradeni güçlendirmeye devam edeceksin. Dayanacaksın, direneceksin ve sonunda başaracaksın.
---- Çay bardağı, söylediklerine göre şu sonuç ortaya çıkıyor. Bütün çaba zirve için olacak. Zirveye mutlaka çıkılması lazım. Zirveye çıkarken de, çıktıktan sonra da, irade devamlı olarak güçlendirilecek. Böylece umut kıvılcımları çoğalır ve ümit artar.

Çaydanlık sözlerini tamamladığı anda görüntü netleşmişti. Ekrandaki çay bardağı hızlı bir çalışma temposu içindeydi. Çaydanlık ışınlama düğmesine basarak, çay bardağı ile birlikte 13-4-1990 tarihini yaşayan çay bardağının yanına ışınlandılar. Onların geldiğini gören çay bardağı işini bırakıp ayağa kalktı ve hoş geldiniz dedi. Çaydanlık ile çay bardağı hoş bulduk dedikten sonra diğer çay bardağının yanına gittiler.
Çaydanlık:  ---- Çay bardağı işe başlayalı neredeyse iki yıl oluyor. Bu sürede neler yaptın? Kısaca anlatır mısın?
---- İşe başladıktan birkaç ay sonra belli bir seviyeyi tutturduğumu anladım. Bu, şahane bir şeydi. Beni çok mutlu etti. Tabii ki, yıllarla oluşan bir birikim söz konusuydu. Birikim olmasa iş zaten olmazdı. Zaman zaman şöyle bir dönüp bakıyorum geçmiş yıllara sanki yaşadıklarım bana bu iş için çalışma ortamı hazırlamış gibi geliyor. Bir iki üç derken on üç, on dört tane oldu ve altı ay kadar önce, bunlar bende kalmasın, başkalarına da ulaşsın diyerek çözüm yolu aramaya başladım. Öyle böyle derken buldum da. Ne yapacaksam kendim yapacaktım. İşte bu gün de o aşamanın başladığı gündür. Pek yakında işimden başkalarının haberi olacaktır diyorum.
---- Buraya kadar çok güzel... Peki, bundan sonra ne olacak?
---- Bunları başkalarına ulaştırayım, o heyecanı yaşayayım da, daha geniş kitlelere ulaşmak için bir çare düşüneceğim. Bu çok zor fakat imkansız değil. Bütün mesele kapıyı bir defa aralayabilmekte.
---- Süremiz ne yazık ki doldu. Sana işinde başarılar dilerim. Teşekkürler çay bardağı.
---- Ben teşekkür ederim.

Çaydanlık ile çay bardağı geri döndükten sonra konuyu açık olarak konuşmaya başladılar. Tarih: 9-10-1992
---- Çay bardağı iş yani senin yazı yazma çaban halen devam ediyor. İlk ışınlanmamız yazıya başladığın gündü. İkinci ışınlanmamız ise, yazdığın hikaye ve masalları kitap olarak hazırlayabilmek için bir daktilo satın aldığın gündü. Sonra neler yaptın?
---- Yazdığım hikaye ve masalları kitap olacak şekilde hazırladım. Bunları fotokopi makinesinde çoğalttırdım ve kitapları okuyucularıma ulaştırdım. Şimdi yirmi değişik kitabımda yirmi üç ayrı hikaye ve masal var ve tüm yazdıklarım elli tane oldu. İstanbul ve Ankara'daki beş yayınevine onar tane hikaye ve masal kitabımı gönderdim daha geniş okuyucu kitlesine ulaşmak için, fakat sadece ikisinden cevap geldi. Biri yazdıklarımı beğeniyor, çok güzel diyor, şimdilik hazırlayamayacaklarını söylüyor. Diğerinin iki yıllık programı dolu olduğundan şimdilik imkansız diyor. Ötekiler bir cevap bile yazmaya tenezzül etmedi. Bu durum beni şaşırtmadı. Arayışlarım sürecektir.
---- Vakit epey geç oldu. Artık yatalım istersen. Her şey için teşekkür ederim, çay bardağı.
---- Ben teşekkür ederim.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım  ( 9-10-1992 Bursa )

Bu hikayem 24 yıla yakın bir süre kimse tarafından okunmadıktan sonra okunmasını sağlıyorum. Sadece ben okudum. Yıllar boyunca. Yazı yazma uğraşısındaki yalnızlığın labirentlerinde, çıkış yoluna ulaşmak için, verdiğim olağanüstü gayretin tükendiğini hissettiğim anlarda okuyup bana manen büyük destek olan hikayelerimden biridir.
O zamanlar internet yoktu. Cep telefonu yoktu. 14-6-2006 tarihinde internette hikaye, masal ve şiirlerim okunmaya başladı. Şu an itibarıyla 170 tane site ve forumda yazdıklarım okunuyor. Ayrıca gençler, alıntı yapıp site ve forumlarda okunmasını sağlıyorlar. Bu da beni sevindiriyor. Demek ki diyorum yazdıklarım unutulmayacak. Ya internet olmasaydı? Bu kadar kesinlikle yayılmazdı yazdıklarım ve onları çok az kişi okurdu.
Okuduğunuz hikayede ne anladıysanız onu anlatmışımdır. Sağlıklı ve mutlu kalın.

---------------------------------------------------------------------------
---------------------------------------------------------------------------

Portekiz'in Başkenti Lizbon'da 13-14-Temmuz-2022 Tarihinde Yapılan 5. Uluslararası Piri Reis Kongre Kitabında Hikayelerim Çıktı

Karagöz İle Hacivat: Parayı Kim Buldu?        Sayfa: 7-8
Karagöz İle Hacivat: Hacivat'ın Atı        Sayfa: 9-10
Ben Serdar Yıldırım. Hikayelerin üstünde 7. sayfada adım yazmaktadır.
KAYNAKÇA: MAARİF VAKFI. 2019. Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretimi Programı.
(YILDIRIM, SERDAR (Bağımsız Yayıncı/Araştırmacı)  11.sayfada.

YAZDIĞIM BU HİKAYELER PORTEKİZ'İN BAŞKENTİ LİZBON'DA 13-14-TEMMUZ-2022 TARİHİNDE YAPILAN 5. ULUSLARARASI PİRİ REİS KONGRE KİTABINDA ÇIKTI.
5. INTERNATIONAL
PİRİ REİS CONFERENCE ON LINGUISTIC, HISTORY & GEOGRAPHY
5. ULUSLARARASI
PİRİ REİS DİLBİLİM, TARİH VE COĞRAFYA KONFERANSI
Düzenleme Kurulu
Prof. Dr. Ana CAMPINA  - Universidade Fernando Pessoa, Porto
Prof. Dr. Carlos RODRIGUES  - Universidade Fernando Pessoa, Porto
Prof. Dr. Álvaro Campelo – Universidade Fernando Pessoa, Porto, Portugal
Prof. Dr. Elsa Simões – Universidade Fernando Pessoa, Porto, Portugal
Prof. Dr. Vitor Teixeira – Universidade Fernando Pessoa, Porto, Portugal
Prof. Dr. M. Salih MERCAN - Bitlis Eren Üniversitesi
Prof. Dr. Muhittin ELİAÇIK - Kırıkkale Üniversitesi
Dos. Asif Cavadov - Rektorun baş müşaviri
Elsevər Nağıyev - Rektorun müşaviri
Dos.Vasif Həsənov - İnnovasiyalar Departamentinin direktoru
Ruslan Məmmədov - Beynəlxalq əlaqələr şöbəsinin müdiri
Assist. Prof. Dr. Amira AMOURI- University of Sfax, Tunisia
Assist. Prof. Dr. Hamza Khalifa Ibrahim- Higher Institute of Medical Sciences, Libya
Assist. Prof. Dr. Ethar Abdul Mohsen Qasim Al-Mayahi- University of Kufa, Iraq
Assist. Prof. Dr. Mohamed Ahmeid- Newcastle University, United Kingdom
Assist. Prof. Dr. Reham Ershaid Nusair- University Science Islam Malaysia, Malaysia
Assist. Prof. Dr. Ismail Kakaravada- PVP Siddhartha Institute of Technology, India

https://www.izdas.org/_files/ugd/d0a9b7_...dd50cb.pdf?
Forum: Hikayeleriniz
Yorum Yorum Yok
Yazar: Serdar Yıldırım
KELOĞLAN DON KİŞOT'A KARŞI
Bir varmış, iki varmış, üç varmış, beş varmış. Bir Keloğlan varmış. Canı çalışmak istemezmiş, bütün gün evde yan gelip yatarmış. Bir de Don Kişot varmış. Yel değirmenlerine savaş açmış. Nerede bir yel değirmeni görse hücum deyip saldırırmış. Don Kişot'un yolu bir gün Anadolu'ya düşmüş. Anadolu'da çok aramış ama yel değirmeni bulamamış. Köylülerle, kasabalılarla konuşmuş, hayallerini anlatmış. Herkes, ey Don Kişot, senin ilacın Keloğlan'dır. Keloğlan'ı bul, onunla konuş, bize anlattıklarını ona da anlat, sana yol gösterir, demişler. Don Kişot, kim bu Keloğlan, diye sormuş ama her kafadan bir ses çıkmış. Anlatmışlar da anlatmışlar, Keloğlan'ın tanımını yapmışlar. Bir zamanlar padişahın kızıyla evlenmiş, gün gelmiş, padişah olmuş. Kaf Dağı'nın ardından altın kılıcı bulup getirmiş. Cengiz Han'ın hazinesini bulmuş ve daha neler neler... Keloğlan'ın anası evde un eler. Un bitince oğlunu değirmene yollar.

Bunun üzerine Keloğlan evde kalan yarım torba buğdayı almış ve değirmenin yolunu tutmuş. Değirmenin önünde köylüler, yanlarında buğday dolusu çuvallar, sıraya girmişler. Üç, dört çuvalla gelenler bile varmış. Keloğlan elindekini koltuğunun altına kıstırıp usulca sokulmuş ve en arkada durmuş. Sonrada torbasını sıraya sokmuş. Keloğlan'ın torbasını görenler sormuş: " Keloğlan o torbadaki buğday için, değirmen taşını döndürdüğüne değer mi? Dörtte birini değirmenci alır, sana bir avuç buğday kalır. Sen iyisi mi torbadaki buğdayı kuşlara at, selam ver bize git evde sırtüstü yat. "

Keloğlan bu, laf altında kalır mı? Ne zeytinyağıdır o, karşısında şah olsa, padişah olsa üste çıkar:  " Yok canım ağalar, bu torba akıncıdır, ordu arkadan gelir. Yirmi arabada iki yüz çuval buğday. Gelen buğdaylar buradakilerden on misli fazla. Siz çuvalınıza sahip çıkın gerisi kolay. " deyince köylüler, yutkunup önlerine dönmüşler.

Aradan zaman geçmiş. Ön sıralardan Keloğlan'a bakıp konuşanlar, senin ordu neden gelmedi, diyenler çoğalmış. Ordu gelmemiş ama zırhlar giymiş at üstünde, mızrak el üstünde Don Kişot çıkagelmiş: " Ben Don Kişot. Bir Keloğlan varmış. Bir zamanlar padişahmış. Onu ararım. "
Tanıyanlar Keloğlan'a bakmışlar, ona bir bakış fırlatmışlar. Bakışların bir gence yöneldiğini gören Don Kişot anında durumu kavramış. Günlerdir aradığı, taradığı ama asla saçlarını tarayamayacağı bir kel karşısındaymış. Ayrıca bu kel karşısında eğilip bükülmüyor, dimdik duruyor ve başındaki takkesini çıkarıp selam veriyormuş. Don Kişot olayı beyninin kıvrımlarında değerlendirmiş. " Bir zamanlar padişahmış, altın kılıcı varmış. Cengiz Han' ın hazinesini bulmuş. Benden korkacak değil ya. Selam vermesi onun şanındandır, selamına karşılık vermek benim asaletimdendir. Atımızdan inelim ve Keloğlan'ın kervanına binelim. Bakalım bu kervan beni ve Sanço'yu nereye götürecek? "
Don Kişot at üstünde, yardımcısı Sanço Panza eşek üstünde yolculuk yaparlarmış. Sanço Panza aşırı gittiği zamanlarda efendisi Don Kişot'un beynine frekans ayarı yaparmış ama yaptığı ayar hiç bir zaman tutmazmış: " Efendim, bu Keloğlan dedikleri cin fikirli biri. Onun rüzgarına kapılmayın, Anadolu'da yolunuzu şaşırmayın. Keloğlan sizi suya götürür, su içirmeden geri getirir. "

Bunun üzerine Don Kişot şöyle demiş: " Keloğlan'ın cin fikirli olması iyidir. Onun rüzgarına kapılayım da Anadolu'da yel değirmeni bulayım. Yel değirmenleriyle savaşayım, onları yeneyim. "
" Aman efendim, yel değirmenlerine karşı savaştınız ama yenilen hep siz oldunuz. İnsanlar sizi dövdüler. Dayak yemekten bıkmadınız mı? "
" Kes Sanço, palavrayı kes. Ben hiç yenilmedim, galip gelen taraf ben oldum. Kim beni dövmüş? İnsanların beni dövmesi mümkün değil. Benim savaşım yel değirmenlerine karşı ve bir gün onlara boyun eğdireceğim."
Keloğlan, Don Kişot ile Sanço'nun arasına yumuşak iniş yapmış:
" Beyzadem ve asilzadem Don Kişot.
Anadolu'da yel değirmeni çoktur.
Onlar size savaş açmışlardır.
Burada bir an durmanız akla zarardır. "

Keloğlan böyle söyleyince Don Kişot atını mahmuzlamış. Mızrağını ileri doğru uzatmış, hücum diye bağırmış ve ileri atılmış. Artık Don Kişot'u durdurmak kimsenin harcı değilmiş. Peşinden Sanço Panza: " Efendim, durun, isterseniz bana vurun ama Keloğlan'a inanmayın " diye bağırmış ama nafile. Don Kişot gitti, gider. Değirmene saldıran Don Kişot yere yuvarlanmış.  Keloğlan ve Sanço Panza, Don Kişot'un yardımına koşmuşlar. Ona su içirmişler, biraz kendine getirmişler.
Keloğlan: "Beyzadem, ben size şaka yapmıştım.
Sözlerime önem vermeyin diye göz kırpmıştım.
Önünüze çıkan ilk değirmene saldırdınız.
Bunlar yel değirmeni değil su değirmeni.
Yel değirmeni bulmak isterseniz
Denizin karşı kıyısındaki Tekirdağ'a gitmelisiniz. "

Keloğlan'ın dediklerini duyan Don Kişot atına atlamış. Mudanya'dan girmiş, Tekirdağ'dan çıkmış. Peşinden giden Sanço Panza, efendim, lütfen beni bekleyin, diye bağırarak bata çıka Tekirdağ'a ulaşmış. Tekirdağ'da ve pek çok şehirde, kasabada yel değirmeni arayan Don Kişot sonunda ülkesi İspanya'ya ulaşmış. Sanço Panza ile birlikte yel değirmenlerine karşı savaşını sürdürmüş.  Keloğlan sonraki günlerde çevresindekilere: " Arkadaşlar, ben hayatımda Don Kişot kadar dolduruşa gelen birine rastlamadım. Adama, yürü, dedim, Marmara Denizi'ni at üstünde geçti. Ağzım açık arkasından bakakaldım. Atla desem uçurumdan atlardı, günahı onun boynuna. Bu adamdan ne köy olur, ne kasaba, aklı başından aşmış, gelmez artık hesaba.

Boşuna değil, dünya çapında meşhur olmuş.
En ücra köşelerde nam salmış.
Şimdi bile adını bilmeyen yokmuş.
Bin yıl sonra adı saygıyla anılırmış.

Ey siz okurlarım bana ne dersiniz?
Don Kişot dedin durdun, boş ver şimdi Don Kişot'u.
Sen kendinden haber ver, bin yıl sonra neredesin?
Don Kişot'tan önde misin, yoksa geride misin?

Ben Don Kişot'tan önde hep ilerideyim.
Adım Keloğlan, ne Ahmet ne Feride'yim.
Masal kahramanlarının bulunduğu bir büyük serideyim.
Adım önde yazılır, on bin yıl sonra bile birinciyim. "

SON
Forum: Hikayeleriniz
Yorum Yorum Yok
Yazar: Serdar Yıldırım
HOROZ KAHRAMAN İLE VAHŞİ KEDİLER
Anne tavuk akşamüstü civcivlerini topluyordu:  " Gelin bakalım, gelin, civcivlerim benim. Koşun yanıma, gelin, toplanın şöyle. Aaa... Ama siz dört tanesiniz, beş tane olmanız lazımdı. Biriniz eksik. Kardeşiniz nerede, gören olmadı mı? "
" Ben görmedim. "
" Ben görmedim. "
" Ben de görmedim. "
" Ben gördüm. "
" Sen gördün mü? Nerede gördün, çabuk söyle? "
" Bir saat kadar önceydi. Kardeşim ilerideki şu ağacın altında eşiniyordu. Sonra yanına bir kedi geldi. Kediyle kardeşim bir süre konuştular. Daha sonra kedi, kardeşimi sırtına bindirip götürdü. "
" Vah, vah!..Yazık oldu. Gitti kardeşiniz, gitti yavrum"
Civcivlerden biri sordu: "Gitti mi? Kardeşim nereye gitti? "
" Ah yavrum, kardeşiniz artık dönmeyecek"
" Neden? "
" Çünkü kedi onu yer. "
" Yer mi? "
" Evet, yer. "
" Peki, ama niçin yesin? "
" Karnını doyurmak için. Kardeşiniz kediye göre taze bir av. "
" Kardeşim kurtarılamaz mı? "
" Belki. Tabi kedi kardeşini yemediyse. "
" Yememiş olamaz mı? Bakarsın kedinin pençesinden kurtulmuştur. Kaçmıştır. Şimdi sokaklarda tek başına dolaşıyordur. Yardım bekliyordur. "
" Çabuk civcivlerim gidiyoruz. "
" Nereye? "
" Kardeşini aramaya. "

Civciv, yememiş olamaz mı, demişti. Zaten kedi civcivi yemek için değil, bir düşüncesini gerçekleştirmek için götürmüştü. Kedi düşüncesini açıklamış ve civcive gelir misin demişti. Civciv korkusuzdu. Gelirim demişti. Kedinin düşüncesi neydi?

Bir civciv kediler arasında yaşar ve onlarla arkadaş olursa kedilerin civcivlere karşı olan düşmanlığı ortadan kalkar ve hiçbir kedi civciv yemez. Bu civciv öylesine güçlü bir iradeye sahip olmalıydı ki, pek çok kedinin diş bilemesine, üstüne gelmesine, hakaretlerine aldırmamalıydı. Ölümden korkmamalıydı. Bin kedi üstüne gelse, geri değil, ileri gitmeliydi. Kedi aylar süren araştırmadan sonra işte bu civcivi seçmişti. Seçim nasıl olmuştu: Kedi şehirde mahalleleri, sokakları gezmiş; tarlaları, bahçeleri didik didik aramış, fakat korkmayan bir civcive rastlayamamıştı. Kuyruğunu gösterdiği civciv kaçıyordu. Artık umudunu kesmişti. Bütün civcivler korkakmış diyordu. Bir gün evin birinin bahçesine girmişti. Ağacın yanı gölgelikti. Kıvrılıp yattı. Tam uyumak üzereydi ki, bir tavuk sesiyle irkildi. Tavuk; Kahraman diye sesleniyordu. Kahraman, buraya gel.  Kedi kafasını uzatıp baktı. Tavuğun Kahraman dediği bir lokmacık civcivdi. Kedi gülümsedi. Hey gidi yalan dünya, diyerek sağ ön ayağını soluna doğru savurdu. Tavuk başka ad bulamamıştı da yavrusuna Kahraman adını koymuştu. Her yanı Kahraman olsa ne yazardı. En iyisi uyumak ve bu olayı unutmaktı.

Kedi uyudu ama ne kadar uyuduğunu hatırlamıyordu. Uyandığında gözleri kapalıydı. Tam olarak kendine gelmemişti. Hemen yanında çıtırtı, tıkırtı duydu. Önce bir gözünü sonra diğer gözünü açtı. Hayret!.. Burnunun dibinde bir civciv eşiniyordu. Gözlerine inanamadı. Kediliği tuttu, bu civcivi yemek istedi. Hızla dört ayağı üstünde doğrulup, sırtını kamburlaştırdı. Ustura gibi keskin dişlerini gösterip, tıslayacak ve civcivi tutacaktı. Kedi dişlerini gösterdi fakat tıslayamadı. Sadece yutkunabildi. Civcivin gözleri şimşek parçasıydı: " Ne o, rahatın mı bozuldu? Diye sordu civciv. "

Kedi hırslıydı: Civcivin sorduğu soruyu duymamış gibi davrandı:  " Ben civciv yemeye bayılırım. Pek severim civciv etini " diyerek dişlerini gıcırdattı. An meselesiydi civcivin üstüne atılması.
" Dikkat et, ben diğer civcivlere benzemem. Bayılırsan ayılamazsın. Hem beni yemen için, tutman gerek. Haydi, tutsana beni. "
Kedi, yan dönerek savaş pozisyonu alan ve canını dişine takarak kendini savunacak olan civcive bakarak hayretten donakaldı. Farkında olmadan birkaç adım geriledi. Korkmamıştı da çekinmişti civcivden. Daha sonra kedi geriye dönerek oradan uzaklaştı.

Ertesi gün kedinin kafasına dank etti. O civciv yüzde doksan dokuz Kahraman'dı. Kedi bir plan dâhilinde Kahraman'la dostluk kurmayı denedi ve başarılı oldu da. Onunla konuşurken nasıl davranması gerekiyorsa öyle davrandı. Dolana, yalana başvurmadı ve ilk fırsatta düşüncesini açıkladı. Kahraman hemen, gelirim, demişti.

Bunun üzerine kedi:  " Bak Kahraman, iş ciddi. Ucunda ölüm de var. Bir değil, on kedi, yirmi kedi üstüne gelir. Üç-beş değil ki, vurasın, kırasın. Ben seni vuruşurken görmedim ama ilk tanıştığımız gün hatırlarsın neredeyse üstüne atılacaktım. Sen beni sözle sindirdin. İnan çekindim senden fakat sözlerinden çekindim yoksa beni korkutmadın. Şunu bil ki, senin sözlerinden çekinmeyecek, benden çok daha sert ve çok daha acımasız kediler var ve ben bunların adını duyunca titrerim. Senin buralarda gördüklerin şehir kedileri yani sokak kedileri. Benim anlatmak istediğim ormandan ve dağlardan gelen, çoğunlukla gece yarısından sonra şehirlere inen vahşi kediler. Bir sokak kedisi hiçbir zaman bir vahşi kediyle başa çıkamaz ve ben bir vahşi kedinin kendinden çok daha büyük iki köpekle mücadele ederek onları kaçırttığını gördüm. Vahşi kediler çoğunlukla yalnız gezerler ve geceleri şehirlerde sokak kedilerini yakalayıp öldürürler. Vahşi kediler sokak kedilerinin atalarının eski zamanlarda aralarından ayrılarak insanlara köle olmalarını içlerine sindiremediler. Bunları ön bilgi olsun diye anlattım. Şimdilik gündüzleri çalışacağız. Vahşi kedilerle karşılaşmayacaksın. Bakalım sokak kedilerine karşı ne yapacaksın? "

" Şu vahşi kedileri çok merak ettim. Sokak kedileriyle antrenman yapacağız desene. "
" Öyle. Vahşi kedilerle maça çıkarsın ama sen sokak kedileriyle de maç oluyormuş gibi sıkı dur. Onları küçümseme. "
" Onları küçümsemediğimi göreceksin. Sen hiç merak etme, kedi kardeş. Söylediklerini unutmayacağım. "

Aradan üç gün geçmiş fakat anne tavuk ve civcivleri, Kahraman'ı bulamamıştı. Sabah erkenden çıkıp gün boyu Kahraman'ı arıyor, akşamüstü kümese dönüp, ertesi gün yine aramaya başlıyordu. Üçüncü günün akşamüstü kümese dönerken, anne tavuk:  " Yer yarıldı da içine girdi sanki. Ara ara yok! Nereye gider bu civciv? Horoza sor, tavuğa sor, kurbağaya sor, kuşa sor. Kimsenin, Kahraman'dan haberi yok. Kedi onu yedi desen, gören, duyan, bilen olur. Son günlerde hiçbir kedi civciv yememiş. Demek ki, Kahraman yaşıyor, ama nerede? Neden onu bulamadık? Kediden kurtulduysa neden kümese dönmüyor? "

Civcivlerden biri atıldı:  " Anne, sakın Kahraman, kediyi yemiş olmasın? "
Anne tavuk civcivin sözünü duymazdan geldi. Zaten canı burnundaydı, bir de böyle şaka-şukalarla mı uğraşacaktı? "

Bir diğer civciv:  " Kahraman belki kanatlanıp uçmuştur. Başka şehre gidip bizi unutmuştur. Olamaz mı yani? "
Deyince, anne tavuk hemen o anda kararını verdi. Kahraman'ı aramaya yalnız başına çıkacaktı.

Aradan iki ay daha geçti. Tavuk bu sürede Kahraman'ı aramaya devam etti. Diğer dört yavrusu kocaman birer piliç olmuştu ama tavuk, Kahraman'ı bir civciv olarak bulmayı umuyordu.

Aradan iki ay geçti diye yazdım. Acaba Kahraman hala sağ mı, yaşıyor mu?
Şehirdeki kediler, bir kedinin civcivle arkadaşlığını yadırgamışlardı. Bu durum onlara ters gelmişti. Kedi, neden o civcivi yemiyordu? Aradan sıyrılan birkaç sokak kedisi, civcivi yemek için, girişim yapmış ve civcivin üstüne gitmişti ancak kedi önlerine çıkmıştı. Bu kedi Kahraman'ı bu işe sokan kediydi. O da kendi çapında bir tür efeydi. Korku bir zamanlar ondan korkardı yani korkusuzdu. Demir gibi bileği, çelik gibi yüreği vardı. Birkaç yıl öncesine kadar şehrin kedilerinin başkanıydı. Adaletle hükmediyordu. Anneleri geceleri vahşi kediler tarafından öldürülen yavru kedileri himayesine alırdı. Aç kalmış, açıkta kalmış sokak kedilerine kendi yiyeceğini verdiği, hasta kedileri tedavi ettiği çok görülmüştü. Vahşi kedilerin bir leopar kadar iri başkanını bir gece aniden karşısında görünce olduğu yerde çakılıp kalmıştı. Vahşi kedilerin başkanı Nara, senin derini yüzerim. Defol git bu şehirden... Deyip, onu bir pençe vuruşuyla yere sermişti.

Şehir kedileri başkansız kalmıştı. Kedi terk edilmiş, eski evlerde uykusuz geceler geçiriyordu. Onun beyninin derinliklerinde o zamanlar kendisinin bile fark edemediği gerçek şuydu: Vahşi kedilerin başkanı Nara'yı perişan etmek yani intikam. İntikamını almasına günden güne büyüyüp güçlenen Kahraman yardımcı olacaktı. Kahraman akıl almaz derecede güçlü bir iradeye sahipti. Laf kavgasında kesinlikle yenilmiyordu. Çok sert konuşuyor, karşısındakini eziyordu. Kızdığı zaman gözleri kıpkırmızı oluyordu. Kedi bunun nedenini bir türlü anlayamıyordu. Sormak aklına geliyordu ama sorsa Kahraman söyler miydi bilinmezdi. Kedi, Kahraman'ı vahşi kedilerin karşısına çıkarmadan önce iki kere şehir kedileriyle baş başa bıraktı ve onun kedilerle vuruşmasını seyretti. Birincisinde, kabadayı geçinen bir kedinin saldırısını Kahraman kolaylıkla savuşturdu ve sol kanadıyla bir vuruşta yere serdi. İkincisinde, Kahraman üç güçlü kediyle kavgaya tutuştu ve onları da sol kanat vuruşlarıyla yere serdi. Kediye göre, Kahraman hazırdı ve vahşi kedilerin karşısına çıkabilirdi.

Haziran ayının sıcak gecelerinden birinde kedi, Kahraman 'la şehirde gezintiye çıkmıştı. Kahraman'da Kahraman'dı hani: O, geçen zamanla birlikte büyümüş, iri-yarı, dev gibi bir horoz olmuştu. Uzaklardan, kenar mahalleden miyavlamalar, feryatlar duyulmaya başladı. Tecrübeli kedi durumu tüm acılığıyla anladı:  " Fırla Kahraman, vahşi kediler katliam yapıyor. İleride yavru kedilerin barındığı eski bir ev vardı. Hepsini öldürüyorlar. Onları ancak sen kurtarabilirsin. "
Kahraman ileri atılırken konuştu: " Ne biçim vahşi kediymiş bunlar ya. Ne istiyorlar yavru kedilerden? "
Kedi koşuda Kahraman'dan geri kalmıyordu. Bir o, bir öteki öne geçiyordu:  " Onlar zevk için öldürürler. "
Önce Kahraman eski eve daldı. Sesi gürdü Kahraman'ın, bağırınca yer-gök inledi:  " Bırakın yavru kedileri. Gücünüz yetiyorsa bana çıkın. "

Gözlerini kan bürümüş yedi zalim vahşi kedinin başları Kahraman'dan yana döndü. Vahşi kediler, hiç vakit kaybetmeden kafaları koparılmış, parçalanmış yavru kedileri bırakarak Kahraman'ın üstüne atıldı. Kahraman, iki adım geri gitti. Bundan dolayı vahşi kediler yere yuvarlandılar. Karışıklıktan yaralanan Kahraman hücuma geçti. Güçlü kanatlarıyla vurarak, vahşi kedileri perişan etti. Vahşi kediler kaçarak canlarını kurtardılar.

Kahraman'la kedi sokağa çıkarak yürümeye başladılar. Kedi, Kahraman'a, vahşi kedilerin ormana gidince olanları başkan Nara'ya anlatacaklarını ve Nara'nın birkaç gün içinde şehre geleceğini, ayrıca aylar önce Nara'nın, aniden önüne çıkarak bir vuruşta kendisini yere serdiğini, intikamını almasını söyledi.

Kahraman: " Gelsin bakalım Nara, kim en büyük belli olsun. Sana söz kedi kardeş, Nara benimle görüştükten sonra bu şehre bir daha adım atmaz. "
Kedi:  " Kahraman, çok dikkatli olman gerekir. Nara'yı kedi sanma, onu bir leopar olarak düşün, zaten leopar kadar. Aniden önüne çıkıp sana vurmaya çalışacaktır. Tetikte ol. "

Bir gece yarısı Kahraman, kediyle birlikte, karanlık sokaklarda dolaşıyordu. Evin birinin yanından dönerken, Nara karşılarına çıkıverdi. Arkasında yüzlerce vahşi kedi vardı. Kahraman, Nara'nın savurduğu pençeden eğilerek zorlukla kurtuldu. Onunla yakın dövüşe girmenin ölümü kucaklamak demek olduğunu anladı. Gördüğü kadarıyla Nara'ya vahşi kedi demek yanlıştı, ona leopar demek doğruydu. Kahraman geriye birkaç adım atarak Nara'ya sırtını döndü ve kaçmaya başladı. Otuz metre kadar kaçtıktan sonra Nara'nın nefesini ensesinde hissetti. Kahraman dönerek sağ kanadını Nara'nın yüzüne patlattı. Hayatında ilk kez bir darbe yiyen Nara durdu. Canı yanmıştı:  " Bana nasıl vurursun? "

Gözleri hırstan kıpkırmızı olmuş Kahraman, Nara'nın üstüne yürürken, konuştu: " Seni gömerim Nara. Palavrayı bırak. Önce sen vurmak istedin. "
Nara şaşkındı ama aniden ileri atıldı. Kahraman'la birbirlerine girdiler. Toz, dumana karıştı. Çevreye sürüyle seyirci geldi. Kediler, köpekler, kuşlar, horozlar ve bir tavuk.  Horozlar dört taneydi. Kahraman'ın kardeşleri. Tavuk ise, annesi. Durumu soruşturunca kavga edenlerin kim olduğu belli oldu. Nara ile savaşan horoz Kahraman'dı. Arada büyük güç farkı vardı. Kahraman'ı Nara'nın pençesinden kurtarmalıydı. Dört horoz kavgaya karıştı ve Nara daha ne oluyor diyemeden Kahraman'ı olay yerinden uzaklaştırdılar.

Aradan günler, aylar, yıllar geçti.  Vahşi kediler ara sıra şehre iniyorlardı ama Nara bir daha şehre gelmedi. Hep dağda kaldı.  Kedi şehrin kedilerine tekrar başkan oldu ve vahşi kedilerden uzak durmak için, kedilere gece sokağa çıkmayı yasak etti.  Kahraman ise, annesi ve kardeşleriyle uzaklardaki bir çiftliğe giderek orada mutlu yaşadılar.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım
Forum: Hikayeleriniz
Yorum Yorum Yok
Yazar: Serdar Yıldırım
İKİ ODUNCU
Bundan yıllarca önce ülkenin birinde iki oduncu yaşarmış. Bu iki oduncu çok iyi arkadaşmış. Kasabanın yakınındaki ormanın kenarına yaptıkları evlerde kalırlar, her sabah birlikte ormana gidip odun keserler, odunları eşeklerine yükleyip kasabada satarlar, bir ihtiyaçları varsa alırlar ve evlerine dönerlermiş. Bir gün bu iki oduncu kasabadan dönerken bir hiç yüzünden kavga etmişler. Ertesi sabah biri ormanın bir tarafına, diğeri öbür tarafına odun kesmeye gitmiş. Artık birbirlerini arayıp sormuyorlar, yolda karşılaşmamaya dikkat ediyorlarmış.

Odunculardan adı Ahmet olanı ormanda odun keserken, ağacın kovuğunda bir küp altın bulmuş. Çok sevinmiş. Altınları evine getirip saklamış. O gün çok düşündüğü halde altınları ne yapacağına karar verememiş. Ertesi sabah arkadaşı şüphelenmesin diye yine odun kesmeye gitmiş. Aradan günler geçtiği halde soruna bir çözüm yolu bulamayan Ahmet, şu bizim Mehmet’e bir şaka yapayım, bakalım nasıl şaşıracak, diyerek bir keseye altın doldurup gece yarısı ormana gitmiş. Arkadaşının odun kestiği yerdeki bir ağacın dalına keseyi asmış. Sabah olunca ağacın dalında altın dolu keseyi gören Mehmet çok şaşırmış:  “ Altın dolu kesesini saklamak isteyen biri getirip de böyle ağacın dalına asmaz. Kuşlar getirip bunu buraya bağladı desen o da olmaz. Yoksa bizim Ahmet…Tabii ya, neden olmasın. Demek ki, Ahmet ormanda çokça altın buldu. Birazını keseye doldurup, bu ağaca bağladı. Düşündüğüm doğru olabilir de, olmayabilir de. En iyisi durumu Ahmet’le konuşmak “ diye düşünmüş.

Çabucak odun kesip eşeğin sırtına yüklemiş ve kasabaya giden yola çıkıp Ahmet’i beklemeye başlamış. Aradan yarım saat geçmiş geçmemiş, Ahmet eşeğiyle karşıdan görünmüş. Mehmet, Ahmet’e durumu anlatmış ve bu altınları oraya kendisinin bırakıp bırakmadığını söylemesini istemiş. Ahmet yalan söylemesini sevmezmiş ama bilmem, benim haberim yok, deyivermiş işte. Bunun üzerine Mehmet bulduğu altınlarla bugün kasabada ziyafet vereceğini söylemiş. Ahmet kasabaya varıncaya kadar ne kadar dil döktüyse de, Mehmet’i kararından vazgeçirememiş. Birlikte odunları sattıktan sonra Mehmet bir tellal tutmuş ve kasabalıları meydanda vereceği ziyafete çağırmış. Meydana masalar kurulmuş, yenilmiş, içilmiş, oyunlar oynanmış, neşe içinde ziyafet tamamlanmış. Akşamüstü Ahmet ile Mehmet eşeklerini önlerine katıp evlerine dönmüşler.

Ahmet o gece bir türlü uyuyamamış. Yatağında bir o yana, bir bu yana dönmüş, durmuş. Mehmet’in bir kese altını boş yere harcamasına şaşıyormuş. Gece yarısı aniden aklına bir fikir gelmiş. Mehmet belki bir kese altını keşke harcamasaydım diye düşünüyordur. Belki yaptığına pişman olmuştur. Eğer yarın bir kese altın daha bulursa kesinlikle aynı şeyi yapmaz, kendi ihtiyacı için kullanır. Ahmet üşenmeden kalkmış, bir keseye altın doldurup ormana gitmiş. Mehmet’in odun kestiği yerdeki bir ağacın dalına keseyi asmış.  Sabah olunca Mehmet keseyi bulmuş. Ahmet’in yalvarmasına, çırpınmasına aldırış etmeden kasabada bir ziyafet daha vermiş. Ahmet o gece hiç uyuyamamış. Bütün gece evin içinde dönmüş, durmuş. Hırsından ne yapacağını bilmez haldeymiş. Ertesi gün öğle üzeri ne kadar altını varsa eşeğine yükleyip kasabanın aksi istikametinde bir yola girmiş ve rastladığı ilk şehirde tam iki yıl her gün şölen düzenleyerek, ziyafet vererek eğlenceli bir hayat yaşamış. Altınlar bitince eşeğine binerek evine geri dönmüş.

İki oduncu tekrar birlikte odun kesmeye başlamış. Aradan aylar geçmiş fakat ne Ahmet Mehmet’e iki yıl süresince nerede olduğunu, ne yaptığını anlatmış ne de Mehmet Ahmet’e bunları sormuş. Günlerden bir gün kasabadan dönerken yine bir hiç yüzünden kavga etmişler. İki oduncunun yolları ayrılmış. Biri ormanın bir tarafında, diğeri öbür tarafında odun kesmeye başlamış. Bu sefer Mehmet bir ağacın kovuğunda bir küp altın bulmuş. Altınları nasıl harcayacağını düşünürken aklına Ahmet gelmiş. Bir gece Ahmet’in odun kestiği yere bir kese altın bırakmış. Ahmet ertesi gün kasabada ziyafet vermiş. Bir iki derken, Mehmet kızmış, eşeğine binip uzak bir şehre gitmiş. İki yıl her gün ziyafet verip altınların hepsini bitirmiş, evine geri dönmüş. İki oduncu yine barışmışlar, birlikte odun kesmeye başlamışlar.  Aradan uzun yıllar geçmiş. Bu arada, iki oduncunun eşekleri ölüp gitmiş. İki oduncu ihtiyarlıklarında kasabaya sırtlarında odun taşırken, yıllar önce buldukları birer küp altınla birbirlerine nasıl oyun yaptıklarını ballandırarak anlatmışlar.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım
Forum: Hikayeleriniz
Yorum Yorum Yok
Yazar: Serdar Yıldırım
DEV HAMSİ
Yavru hamsi annesi ile birlikte Karadeniz’de yaşıyormuş. Onlar sık sık deniz yüzeyine çıkıp etrafı seyrediyormuş. Yavru hamsi annesini sorduğu sorularla bunaltıyormuş: “ Anne, bu dünya niye var? Sen neden varsın? Ben neden varım? Bu deniz niye dalgalı? Neden büyük balıklar küçük balıkları yiyor? “
Annesi yavru hamsinin sorduğu sorulara bir cevap bulamazken, yavru hamsi bir soru daha sormuş: “ Anne, sen anne olmuşsun ama neden az büyümüşsün? Pek çok balığın yavrusu senden büyük. “
Bunun üzerine annesi: “ Yavrum, hamsiler en çok yirmi santimetre olurlar. Bizim cinsimiz böyle. Fazla uzamıyoruz. “
Yavru hamsi: “ Anne, balinalar yirmi metre olurmuş. Ben de büyüdüğümde yirmi metre olabilir miyim? Bunun için ne yapmam gerekir? “
Anne hamsi: “ Canım yavrum, beni geçen yıla döndürdün. Aynı şeyi ben de düşünmüştüm. O zamanlar senin kadar bir yavruydum. Palamut sürüsü, bizim sürüyle birlikte annemi de yutmuştu. Tek ben kurtulmuştum ama bu koca denizde yalnız ve çaresiz kalmıştım. Birden uzaklardan gökkuşağı belirdi. Gökkuşağının altından geçenin dileği kabul olurmuş. Çok uğraşmama karşın, gökkuşağına erişemedim. “
Yavru hamsi: “ Anne, gökkuşağının altından geçebilseydin, ne kadar büyümek isterdin? “
Anne hamsi: “ Dünya denizlerinde yaşayan en büyük balık olmak isterdim. Değil palamut beni yutacak, köpekbalıkları bile benden korkardı. “

Anne hamsi birden bakışlarını uzaklara çevirmiş. Gözlerini kısmış. Denizle göğün birleştiği yere yakın, çok uzaklarda, gökyüzünde, gökkuşağı belirmiş. İki ay önce deniz dibine kırk bin tane kadar yumurta bırakmış ama tamamına yakını deniz canlıları ve balıklar tarafından yenmiş, yutulmuş. Sadece bu, şimdi yanında olan ilk ve tek yavrusu yumurtadan çıkıp, dünyaya merhaba demiş. Onun sorduğu sorulara bakıp da bazı yaşam normlarına diş geçirebileceğini anlamış. Standartlar paramparça olmalıymış. Böylece denizaltı dünyasında hamsi, değişim geçirerek, yeniden doğarmış.
Anne hamsi: “ Bak yavrum, ileride gökkuşağı belirdi. Git ve onun altından geç. Dilek dilemeyi unutma. “

Yavru hamsi hızla ileri atılmış. İşte gökkuşağı oradaymış. Hemen şimdi altından geçerim, diye düşünmüş. Aya giden füzeden daha hızlıymış. Yeryüzünün tüm karmaşasını önüne katmış, kovalıyormuş. Aniden önüne bir palamut çıksa ne yazarmış? Bir palamut değil, bin palamut bir damla duman olsa üfler geçermiş. Yavru hamsinin şansına gökkuşağı bu sefer yakındaymış. Gökkuşağının altından geçerken, dünya denizlerinde yaşayan en büyük balık olmak istiyorum, demiş.
Yavru hamsi hareketlerinin yavaşladığını fark etmiş. Başı dönüyor ve gözleri kararıyormuş. Ağır ağır ilerlemeye devam etmiş. Başının dönmesi geçmeye başlamış. Artık gözleri kararmıyormuş. Etrafında toplanan balıklar, hayret dolu bakışlarla ona bakıyorlarmış.
“ Ne kadar da büyük! “
“ Hamsi değil mi o? “
“ Hiç bu kadar büyük hamsi olur mu? “
“ Olmaz ama olmuş işte. “ diye konuşuyorlarmış.
“ Fazla yanına sokulmayalım, bizi yutmasın. “
“ Akıllım, hamsiler balık yemez ki, onlar planktonla beslenir. “
“ Kaç metre var bunun boyu? “
“ Yirmi metre var. “
“ Hey, dev hamsi, sen bu boyla Karadeniz’de barınamazsın, okyanusa gitmelisin. “
Dev hamsi konuşmuş: “ Neden barınamazmışım? Ben bu denizde doğdum. Ben Karadeniz hamsisiyim. “
“ Normal boyutlarda olsaydın olurdu ama bu boyutlarda olmaz. Dev gövdeni besleyecek kadar plankton burada bulamazsın. Karadeniz’in iki yüz metreden aşağısında yaşam yoktur. Dar alanda hareketlerin kısıtlanır. Var git okyanusa dünya seni tanısın. “
Dev hamsi iki gün oralarda annesini aramış. Balıklardan öğrendiğine göre, hamsi sürüsü ile birlikte annesi de, palamut sürüsünü peşine takmış, İstanbul Boğazı’ndan Marmara’ya kaçmış. Zaten okyanusa gitmek için, Marmara’dan geçmesi gerekliymiş. Dev hamsi, annesini Marmara Denizi’nde arayacakmış.

Dev hamsi bir hafta boyunca annesini Marmara’da aramış ama bulamamış. Yavruyken palamutlara yakalanmayan annesi şimdi hiç yakalanmazmış. Balıkçı ağlarına takılmadıysa, bir yerlerde mutlaka saklanıyormuş. Bu iri cüssesiyle onu kıyıda, köşede araması olanaksızmış. Dev hamsi daha sonra Çanakkale Boğazı’ndan geçerek Ege’ye, oradan da Akdeniz’e ulaşmış. Dev hamsiyi kıyılardan ve gemilerden gören insanlar fotoğrafını çekmiş.

Dev hamsi dört ay Akdeniz’de kalmış. Pek çok yeri gezmiş, dolaşmış. Burada yaşayan deniz canlılarıyla arkadaş olmuş. Birkaç yerde köpekbalıklarıyla karşılaşmış. Ortalama dört-beş metre boylarındaki köpekbalıkları dev hamsiye hayret dolu bakışlarla bakmışlar. Çok şaşırdıklarını söylemişler. Ona dostça davranmışlar. Nasıl olup da bu kadar büyüdüğünü sormuşlar. Dev hamsi de olanları anlatmış. Gördüğü ilgiden memnun kalmış. Daha sonra bir yılan balığının kılavuzluğunda Cebelitarık Boğazı’nı geçip, Atlas Okyanusu’na giriş yapmış.
Dev hamsi, yılan balığı ile birlikte, önce kuzeye doğru uzun süre gitmiş. İzlanda yakınlarına kadar gelmişler ama giderek soğuyan hava onları caydırmış. Ters yüz edip geri dönerek, Brezilya kıyılarına sokulmuşlar. Daha sonra güneydoğuya doğru yüzerek, Afrika’yı dolanıp, doğuya ilerlemişler ve Avustralya’ya ulaşmışlar. Dilden dile, gönülden gönüle dev hamsi adı ulaşmış ve dünya denizlerinde ünü giderek yayılmış. O, şöhret basamaklarını hızla tırmanmış.

On yıl sonra: İnsanlar arasında en çok tanınan kimmiş? Dünyada yaşayan yedi milyar insan varmış. Bu kadar insanın tanıdığı bir kişi olamazmış. Dünya denizlerinde yaşayan yüz milyardan fazla canlının hepsinin tanıdığı varmış ve o da, dev hamsiymiş.
Okyanusa çıkalı beri aradan on yıl geçmiş ve dev hamsi on yaşına girmiş. Hamsiler, en çok dört yıl yaşarmış. Hamsi yine hamsi ama boyutları arttığı için, yaşam süresi uzamış. Dünyada insan dışındaki canlı varlıklar arasında yaşam süresi açısından şöyle bir kural varmış: Genelde küçük canlılar az, büyük canlılar çok yaşarmış. Yirmi santimetrelik hamsi dört yıl yaşarsa, yirmi metrelik hamsi kırk yıl yaşarmış. Bu bir doğru orantıymış. Balinalar ortalama kırk yıl yaşadığına göre, hamsi balinası da varsın kırk yıl yaşasınmış.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım
Forum: Hikayeleriniz
Yorum Yorum Yok

Hoşgeldin, Ziyaretçi

Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Forumda Ara

Forum İstatistikleri

Toplam Üyeler 17,078
Son Üye Josephflugs
Toplam Konular 55,049
Toplam Yorumlar 157,893

Kimler Çevrimiçi

Şu anda 1248 aktif kullanıcı var. Applebot, Bing, Facebook, Google, Yandex
(0 Üye - 1243 Ziyaretçi)

Son Yazılanlar

Seni hiç unutmadık, Unutm...

Son Yorum: donanma44 05/08/2026, 15:07

Müzik Yayın İzin Belgesi ...

Son Yorum: donanma44 22/07/2026, 01:53

Alevi oldukları için öldü...

Son Yorum: donanma44 19/07/2026, 19:19

3. Alevilik ve Bektaşilik...

Son Yorum: donanma44 19/07/2026, 19:15

Van MYK Belgesi Nereden v...

Son Yorum: donanma44 19/07/2026, 19:09

Ağrı MYK Belgesi: Artun B...

Son Yorum: donanma44 25/06/2026, 23:35

Kübra Par, Alevilerle ilg...

Son Yorum: donanma44 03/06/2026, 00:52

Alevi ve Bektaşi Öğrencil...

Son Yorum: donanma44 03/06/2026, 00:48

Alevi örgütlerinden Kılıç...

Son Yorum: donanma44 27/05/2026, 23:00

Kalfalık Belgesi Nasıl Al...

Son Yorum: donanma44 15/05/2026, 23:57

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.