You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Yazar: donanma44
The Visual World of Zöhre Ana (Zöhre Ana’nın Görsel Dünyası) - Doç. Dr. Mark Lewis Soileau

Amerika Birleşik Devletleri California Üniversitesi Sanat ve Beşeri Bilimler, Din Bilimleri alanında doktorasını yapan Doç. Dr. Mark Lewis Soileau, “Kadın Vizyonları: Çağdaş Kadın İslam Tasavvufunun Dini Görsel Kültürü” Özel Sayısı için The Visual World of Zöhre Ana (Zöhre Ana’nın Görsel Dünyası) adıyla bir makale yayınladı.

Dr. Mark Lewis Soileau'e bu çalışmasından dolayı teşekkür ederiz.

Web Sitemiz üzerinden makaleyi okuyabilirsiniz.
https://zohreana.com/the-visual-world-of...s-soileau/

#pirzöhreana #marklewissoileau

[Resim: The-Visual-World-of-Zohre-Ana-696x696.webp]
Yorum Yorum Yok
Yazar: donanma44
Atatürk ve Aleviler I Kurtuluş Savaşında Alevilerin Tutumu!

Atatürk ve Aleviler konusunda uzun zamandır bir video yapmak istiyorum. İçime sinen bu videoyu size ulaştırmaktan mutluyum.

Yararlandığım Kaynakçalar:
*Alevi-Bektaşilerin Milli Mücadele'deki rolü ve Atatürk ile ilişkileri - ERSİN KILIÇ 


*Baki Öz, Kurtuluş Savaşında Alevî Bektaşîler
*Cemalettin Çelebi Biyografi 

https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilg...1864-1923/
*Enver Behnan Şapolyo,Kemal Atatürk ve Milli Mücadele Tarihi ,s.21



Atatürk ve Aleviler arasındaki ilişki, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinde önemli bir yere sahiptir. Alevi toplumu, özellikle Kurtuluş Savaşı sırasında Mustafa Kemal Atatürk’e büyük destek vermiştir. İşte bu sürecin ana hatları:

[b]Kurtuluş Savaşı'nda Alevilerin Tutumu[/b]
  1. Milli Mücadeleye Destek: Aleviler, Osmanlı yönetimi altında maruz kaldıkları baskılara rağmen, bağımsızlık mücadelesinde Atatürk’ün yanında yer almışlardır. Anadolu’daki Alevi köyleri, Kuvâ-yi Milliye hareketine maddi ve manevi destek sağlamıştır.
  2. Sivas Kongresi ve Alevi Liderler: Atatürk’ün Sivas Kongresi'ni düzenlediği dönemde, bölgedeki Alevi aşiretlerinden önemli destek görmüştür. Özellikle Sivas, Tokat, Erzincan ve Dersim çevresindeki Alevi toplulukları Milli Mücadele’ye katılmıştır.
  3. Alevi Dedelerinin ve Aşiretlerinin Katkıları: Alevi dedeleri ve aşiret liderleri, halkı Milli Mücadele’ye destek vermeye çağırmıştır. Örneğin, Dersim ve Sivas bölgesindeki Alevi aşiretleri, Mustafa Kemal’in önderliğinde başlatılan bağımsızlık hareketine katılmışlardır.
[b]Atatürk'ün Alevilere Bakışı[/b]
  1. Laiklik ve Aleviler: Atatürk, laiklik ilkesini benimseyerek dinin siyasetten ayrılmasını sağlamıştır. Bu, Alevilerin yüzyıllardır maruz kaldıkları baskının sona ermesini sağlayan önemli bir adımdı.
  2. Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması: 1925 yılında çıkarılan kanunla tüm tarikat ve tekkeler kapatıldı. Bu karar, Alevi Bektaşi toplumunu da etkiledi. Ancak Aleviler, Atatürk'ün modernleşme hamlelerine genel olarak olumlu bakmışlardır.
  3. Dersim Meselesi: 1937-1938 Dersim Olayları, Atatürk dönemiyle ilişkilendirilen en tartışmalı konulardan biridir. Ancak Dersim’de yaşananlar, genel olarak Alevilerin Atatürk’e olan bağlılığını zedelememiş, birçok Alevi topluluk Cumhuriyet değerlerine bağlı kalmıştır.

Aleviler, Kurtuluş Savaşı sürecinde Atatürk’ü destekleyerek Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda önemli bir rol oynamışlardır. Cumhuriyetin getirdiği laiklik ve modernleşme ilkeleri, Alevilerin Osmanlı döneminde maruz kaldıkları ayrımcılığın azalmasına katkı sağlamıştır. 
Yorum Yorum Yok
Yazar: Serdar Yıldırım
[Resim: i?id=4f14305abef618c382d1614607fcba6af95...humbs&n=13]


BENİM ADIM SELANİK
Ben dünyanın göz bebeğiyim!
Benim adım Selanik!
Evren kuruldu, dünya kuruldu
Sonra ben kuruldum!
Ben dünya kurulumunun
Son çağ aşamasındaki
Güçlü torpidosuyum!
*        *        *        *
Ayaklar baş olmadan
Firavunlar taş olmadan
Gece açan çiçek
Gündüz solmadan
Zübeyde Hanım'dan
Mustafa Kemal doğmadan
Ben hep vardım, ben Selanik'im!
*        *        *        *
Mustafa 1881 yılında doğdu
Sonra Mustafa Kemal oldu
Mustafa Kemal Atatürk olacaktı
Aradan 53 yıl geçmesi gerekti.
*        *        *        *
Fark edemedim ben bile
Mustafa'nın Atatürk olacağını
Yurdu istila edilmiş milletlerin
Baş tacı olacağını.
*        *        *        *
Mustafa Kemal yoklukla savaştı
Yoktan yonga kopardı
İnanılmazı gerçekleştirip
Türkiye Cumhuriyeti'ni kurdu.
*        *        *        *
Ey dünya insanları!
Tarih 13-05-2022
Serdar, Bursa Güzelyalı'da
Ben Selanik'im!
Güzelyalı'yı kardeş şehir ilan ettim.

SON

----------------------------------------
[Resim: i?id=d87b3262bea099242cd074515dfd12af5f4...humbs&n=13]


BENİM ADIM GÜZELYALI
Ben Bursa Güzelyalı'yım!
Kabul ettim Selanik'in
Kardeş şehir olma teklifini
Benim de tarihteki yerim
Eskidir Selanik kadar.
*        *        *        *
Fikir çubuklarım ulaşır
Antik çağlara
Gövde gösterisi de yaparım
Birlik olup Selanik'le
Atatürk'ü sevmeyenlere
Atatürk'ü anlatır
Sevdiririm Atatürk'ü.
*        *        *        *
Ey Atatürk'ü sevmeyen şahıs
Sen Çanakkale'de bulundun mu?
Anafartalarda, Conkbayırı'nda
Atatürk'ün düşmanla nasıl
Savaştığını gördün mü?
*        *        *        *
Büyük Taarruz'da
Geliyor Mustafa Kemal diye
Yunan ordusunun
Arkasına bakmadan
Nasıl kaçtığını gördün mü?
*        *        *        *
Ey geniş yürekli insan
Yaşıyorsan, bir ailen varsa
Çocukların varsa
Atatürk'e borçlusun bunu.

SON

---------------------------------------

EY TÜRK GENÇLİĞİ
Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti'ni
Emanet etti Türk gençlerine
Türkiye Cumhuriyeti'ni
Korumalısınız ve kollamalısınız, dedi.
*            *            *            *
Kalmadı gözü arkada
Gençler, Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyeti
Korudu ve kolladı.
Cumhuriyet düşmanlarına
Karşı savaştı ve galip geldi.
*            *            *            *
Atatürk Çanakkale'de
Taşıdı canını cebinde
Atatürk Çanakkale'de
Siper etti askere göğsünü
Dünya tarihinin en karanlık
Bir buçuk yılında
Çanakkale'ye saldıran düşmana karşı koydu
Savaştı, aç kaldı, susuz kaldı
Yenilmedi, galip geldi
Bu muhteşem galibiyeti
Türk Gençliği'ne emanet etti.
*            *            *            *
Ey Türk Gençliği,
Yarın sizin, karanlıkta mı kaybolmak
Aydınlıkta mı kalmak istiyorsunuz?
Tercihinizi aydınlıktan yana kullanmalısınız
Karanlığı kovmalısınız, aydınlıkla buluşmalısınız.

SON

-----------------------------------------

BENZEMEZ KİMSE SANA
Benzemez kimse sana
Eşsiz bir kahramansın
Karanlık bir geleceği
Işığınla aydınlatansın.
* * * *
Savaş meydanlarının
Yenilmez kahramanısın
Dünya durdukça
Aklınla, bilginle var olacaksın.
* * * *
Mertliğin, yiğitliğin
Yeniden doğuşudur bu
Özgürlüğün, bağımsızlığın
Varoluşudur bu.
* * * *
Kuvvetin, kudretin
Bir bedende can bulması
Fetih için, yola çıkanların
Vazgeçmesidir bu.
* * * *
Olmamalı tarih kitaplarında
Bir ülke ordusunun
Başka bir ülkenin
Sınırını geçmesi.
* * * *
Mustafa Kemal Atatürk
Tarihi yeniden yazdı
Ülke savunması hariç
Savaş bir cinayettir, dedi.

SON

---------------------------------------------------

ATATÜRKÇÜ OLALIM
İnsanoğlu dünyaya gelir
Önce bebek, sonra çocuk olur
Genç olur daha sonra
Atasını bilir, Atatürk'ü tanır
Atatürk ilkeleri ve devrimleri ışığında
Yolunu aydınlatır.
*            *            *            *
Hayatı karanlık, sonsuz bir
Mağara olarak düşünsek
Atatürk'ü sevmeyen biri,
Karanlıkta kalır daima
Medeniyet ona yabancıdır
Karanlıktır, kültür yolu.
*            *            *            *
Bilincine varmak insan olmanın
Hayatı iki bilinmeyenli bir denklem
Olarak kabul etmek
Bu denklemlerden karanlık değil,
Aydınlık olanı seçmek
En büyük benim diyebilmek
Giderek büyümek ve sonsuz
Büyüklüğe ulaşabilmek.
*            *            *            *
Ucu, bucağı olmayan
Bu hayat yolunda
Her geçen gün
Büyümek ve güçlenmek
Olayın beyninde patlayıp
İzin vermek beyninde bitmesine.
*            *            *            *
Aklına sahip çıkmak
Atatürkçü olmak
Milyonlarca yıl sürecek
Hayat yolunda
Hayatta kalmak
Hep var olmak.

SON

------------------------------------------

ANADOLU ATATÜRK DOLU
Anadolu Atatürk dolu
Devrimleriyle mutlu
Anadolu Atatürk dolu
Yaşamında huzurlu.
*        *        *        *
Atatürk'ten bize kalan miras
Türkiye Cumhuriyeti
Korumalıyız Türkiye Cumhuriyeti'ni
Teslim etmemeliyiz yaban ellere.
*        *        *        *
Ben yüz yıl değil
Yaşamak isterim bin yıl
Her yıl 60 Atatürk Şiiri yazsam
Bin yılda 60.000 şiir yazarım.
*        *        *        *
60.000 askerlik bir ordu
Gölgesinden korkanlara karşı
Korkutucu bir güç teşkil eder
Onları kendisinden bile korkar hale getirir.
*        *        *        *
Gelin Atatürkçü olalım
Çevremize mutluluk saçalım
Gelin Atatürkçü olalım
Özgür ve bağımsız kalalım.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım
Yorum Yorum Yok
Yazar: Serdar Yıldırım
KAVUKLU İLE PİŞEKAR: FAKİRLİK BAŞA BELA
Pişekar: Gel bakalım Kavuklu, azıcık  laflayalım.
Kavuklu: Çıktım söğüt dalına, atladım aşağıya.
Pişekar: Amma yaptın ha! Madem aşağıya inecektin, söğüt dalına niye çıktın?
Kavuklu: Canım istedi. Hayatta istediğimi keşke yapabilseydim.
Pişekar: Canının isteyip de yapamadığın neler var?
Kavuklu: Neler yok ki? Fakir doğdum, fakir gidiyorum. Otuz dört yaşındayım. Bir kesere sap olamadım.
Pişekar: Derdimi deştin Kavuklu. Seninki de bir şey mi? Bak ben elli yedi yaşındayım, değil keser, bir çakıya sap olamadım.
Kavuklu: Ama her programdan sonra seyirciler bana, şu Pişekar, ne eğiliyor ne bükülüyor. Tava sapı gibi mübarek, diyorlar.
Pişekar: Çorbayı karıştır, seyirciyi karıştırma. Doğru dedin, fakir gelen, fakir gider. Ben az gördüm, fakir gelip zengin gideni.
Kavuklu: Zengin çocuğu olsaydım böyle olmazdı. Köşklerde, yalılarda yaşar, hamama salı günü giderdim.
Pişekar:  Neden salı? Çarşamba günü hamama git.
Kavuklu: Çarşamba Samsun'da. Bir hamam için, oraya gitmem.
Pişekar: Hamama ister çarşamba da, ister perşembe de git. Başka neler yapardın?
Kavuklu: Bahçedeki erik ağacının altına yatar, erik piş, ağzıma düş derdim.
Pişekar: Kiraz da pişer, armut da pişer. Sen bu kafayla kısa sürede zengin olursun.
Kavuklu: Ben şimdi zengin mi oldum?
Pişekar: Tabi ya zengin oldun.
Kavuklu: Ama cepte beş kuruş yok.
Pişekar: Zamanla o da olur. En azından zenginliği hayal ediyorsun. Benim hayal gücüm sıfır. Zenginlik bana uzak geçer.

------------------------------------------------------------

KAVUKLU İLE PİŞEKAR:  HARAÇ
Pişekar:  Ne o kavuklu, neden öyle kavuğun elinde geziyorsun?
Kavuklu: Adam benden bin kat çirkin, bana tipsiz diyor.
Pişekar:  Yapma ya! Kim sana tipsiz diyor?
Kavuklu: Karşı sokakta oturan sırık boylu. Adı Adem midir, nedir?
Pişekar:  Şu herkese kabaran. Alamadın mı paçasını aşağı?
Kavuklu: Almasına alırdım ama yanında iri kıyım iki adam vardı.
Pişekar:  Ne olmuş yani dal aralarına bir ona, bir buna çak, düşür. Sonra yapış Adem'in yakasına. Nerede kalmıştık de.
Kavuklu: O iş o kadar kolay mı? Bana akıl verene bak! Geçen gün çıkmaz sokakta seni gördüm. Diz çökmüştün. Tepende 12-13 yaşlarında iki çocuk, sana abicim dedirtiyorlardı.
Pişekar:  Şu iki kara çocuk.. Aniden önüme çıktılar. Birinin elinde çakı vardı. Diz çök dediler. Çöktüm. Abicim de dediler. Dedim. Babaları gelir diye yani.
Kavuklu: Çocukların elinde çakı yoktu. Korkak seni. Babaları gelirmiş? Bu olayı kahvede anlatsam sokağa çıkamazsın.
Pişekar:  Aman Kavuklu, etme eyleme. Sus payı olarak ne istersin?
Kavuklu: Şimdilik at bir beşlik. Bir hafta sonra bunun iki mislini isterim.
Pişekar:  Al işte beşlik. Bir hafta sonraki yedi buçuk olsaydı.
Kavuklu: Pazarlık yok.
Pişekar:  Tamam dediğin olsun.
Kavuklu beşliği alır gider. Pişekar arkasından söylenir: " Çocuklar gibi bu da beni haraca bağladı. Yine de Kavuklu insaflıymış. Çocuklar, onluk aldılar. Haftaya dört katı dediler. "

-------------------------------------------------------------

KAVUKLU İLE PİŞEKAR: HEKİM
Kavuklu: Dün hekime gittim.
Pişekar: Sonra ne oldu?
Kavuklu: Baktı, etti.
Pişekar: İlaç verdi mi?
Kavuklu: Vermedi.
Pişekar: Demek ki bir derdin yokmuş.
Kavuklu: Bir derdim yok, iki derdim var.
Pişekar: İki derdin mi? Senin ne derdin var ki?
Kavuklu: Tarla, bahçe, inek, öküz.
Pişekar: İki dediydin. Dert dörtmüş.
Kavuklu: Yok iki. İnek tarlaya, öküz bahçeye girmiş.
Pişekar: Devam et.
Kavuklu: Bulduğunu yemiş, zarar vermiş.
Pişekar: Kimin davarı bunlar?
Kavuklu: Muhtarın.
Pişekar: Muhtarla konuşsaydın, zararı öderdi.
Kavuklu: Konuştum, zararı öderim, dedi.
Pişekar: Tamam işte.
Kavuklu: Yarısını peşin verdi, yarısı yarın, dedi.
Pişekar: Helal be muhtar!
Kavuklu: Yarın oldu, yarısını daha verdi.
Pişekar: Yani çeyrek kaldı.
Kavuklu: Kalan iki gün sonra, dedi. Dün süre doldu.
Pişekar: Süre dolmuşsa ne olmuş? İki gün daha bekle.
Kavuklu: Ama süre dolmuştu. Sözünü tutmadı.
Pişekar: Canım eli sıkışıktır. Para bulunca öder.
Kavuklu: Ben de kızdım, hekime gittim.
Pişekar: Hekime değil, hakime gidecektin. Sorun çözülürdü.

------------------------------------------------------------

KAVUKLU HİKAYE YAZIYOR
Pişekar: Vay Kavuklu, garanti hikaye yazıyorsundur.
Kavuklu: Üstüne bastın, kaldır ayağını.
Pişekar: Sağı mı, solu mu?
Kavuklu: İkisini de.
Pişekar: O zaman yere düşerim.
Kavuklu: Tamam işte, ben de senin yere düşmeni istiyorum.
Pişekar: Yazıyorsun, yazıyorsun da ne kazanıyorsun? Beş kuruş veren mi var? Sal ipin ucunu gitsin.
Kavuklu: Bilmem kaç yıl önce hikaye yazmaya başlarken, para diye bir şey aklımın ortasından geçmedi.
Pişekar: Onu bin kere söyledin ama istemez misin şimdi sana bu hikayeler için, çuvalla para versinler. Bak istemem deme bir küserim bir daha konuşmam.
Kavuklu: Bende yalan yok. Doğru oturur, doğru konuşurum. Kazandığım az bir para ne sana yeter, ne bana yeter. Şu hikayeleri satın  alan olsa pek sevinirim. Benim hikayeleri kitabına alana, bundan para kazananlara kırgınım. Konuştuklarım oldu: Bak kitap basmışsın. Şu hikayeler benim eserim. Hikayeler lokomotif olmuş, yedi baskı yapmışsın. Ben zor geçiniyorum. Bu durum beni üzüyor. Bana da bir şeyler ver. Ben sana hiç yayınlanmamış hikayelerden gönderirim, dedim. Sana para yok Kavuklu, sen git dağ başında ulu,  dedi.
Pişekar: Hazıra konuyor, uyanık. Sıkıntısını sen çekiyorsun, kaymağını o yiyor. Çaresi yok mu bu işin?
Kavuklu: Çaresi yok. Ben hikaye yazarım, onlar paraya döndürürler.
Pişekar: Halktan yardım istesek. Bakın Kavuklu geçim zorluğu çekiyor, biraz yardım desek. Bağış kampanyası düzenlesek.
Kavuklu: Benimle eğlenme Pişekar. İnsanlar, hikayelerimi çok beğeniyor, alkışlıyor ama para, bir yardım deyince,  bizden sana  kuruş yok Kavuklu diyorlar.
Pişekar: Yapma ya, denedin mi bunu?
Kavuklu: Tabi denedim. Hikayelerimden okudum. Güzel dediler, övdüler. Geçinemiyorum,  dedim, para, yardım, dedim. Kuruş veren olmadı.
Pişekar: Sanatkara bu yapılır mı? Üç beş kuruş verseler servetleri mi eksilecek?
Kavuklu: Sayın Pişekar Efendi, sen zenginsin. Eve ekmek götürmem gerek. Bir ekmek parası verebilir misin? Borç olarak. Gün gelir öderim.
Pişekar: Ben dilencileri sevmem bilirsin. Sana borç verirdim ama bozuk yok, der ve yürüyüp gider. Pişekar'ın arkasından bakakalan Kavuklu'nun gözleri dolar. Daha sonra gözyaşlarını silen Kavuklu ekmek alamadan evinin yolunu tutar.

------------------------------------------------------------

KAVUKLU İLE PİŞEKAR:  HAMAM
Pişekar: Söyle bakalım Kavuklu, gölgeden mi yoksa güneşten mi yürürsün?
Kavuklu: Yazın gölgeden, kışın güneşten yürürüm.
Pişekar: Ya baharda nasıl yürürsün?
Kavuklu: Şemsiye elimde yürürüm.
Pişekar: Evden çıkarken baktın ortalık günlük, güneşlik. Şemsiyeyi almadan çıktın. Yolda yağmura yakalandın. Ne yaparsın?
Kavuklu: Hemen bir evin saçak altına sığınırım.
Pişekar: Oralarda ev yok. İki tarafın çayır, çimen.
Kavuklu: Bir ağaç altına saklanırım.
Pişekar: Görünürde hiç ağaç yok.
Kavuklu: Pişekar, sen benim ıslanmamı istiyorsun. O zaman çayırın orta yerine otururum. Cebimden çıkardığım sabunla bir güzel yıkanırım. Böylece bu haftaki hamam işini aradan çıkarırım. Oldu mu? Hoşuna gitti mi?
Pişekar: Bir de keselenseydin, bir ay hamama gitmesen de olurdu.

--------------------------------------------------------------

KAVUKLU İLE PİŞEKAR: BAYRAM
Pişekar:  Kavuklu, bugün bayram. Öp bakalım elimi.
Kavuklu: Bayram ama neden elini öpeyim?
Pişekar:  Öp haydi, çekinme. Al şu beşliği güle güle harca.
Kavuklu: Parayı cebine sok. İstemem senin paranı. Elini de öpmem.
Pişekar:  Amma naza çektin be Kavuklu. Para az geldi galiba. Beşin yanına beş ekledim etti on. Öp elimi al onluğu.
Kavuklu: Elli de versen o iş olmaz. Senin önünde eğilmem. Ne demek bayrammış, el öpmekmiş? Egonu tatmin etmek için mi bana el öptürmeye çalışıyorsun? Gidiyorsun orada burada çocuklara el öptürmeye uğraşıyorsun. Yaşın büyük, boyun büyük ama aklın küçük.
Pişekar:  Sen istemedin diye ben el öptürmekten vazgeçmem.
Kavuklu: İstersen elini öptürmeye çalışma da tokalaşalım.
Pişekar:  Tamam tokalaşalım ama beş liranı alırım.
Kavuklu: Ne beş lirası, bende beş kuruş yok.
Pişekar:  O zaman tokalaşma da yok, bayramlaşma da yok.
Daha sonra Pişekar uzaklaşır gider.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım
Yorum Yorum Yok
Yazar: donanma44
Orta Doğu uzmanı ve Aydınlık yazarı Mehmet Yuva, “Esad öncesi, dönemi ve sonrasında Aleviler” başlıklı yazısında, Suriye Alevilerinin ülkede yaşadığı zulme değinerek, Türkiye'nin Suriye'deki her kesimi kapsayan söylem ve eylem benimsemesi gerektiğini vurguladı.

Suriye’deki gelişmeleri yakından takip eden Orta Doğu uzmanı ve Aydınlık yazarı Mehmet Yuva, “Esad öncesi, dönemi ve sonrasında Aleviler” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Türkiye ve Orta Doğu'daki mezhepsel, etnik ve siyasi çatışmaların ele alındığı yazıda Yuva, Suriye’de yaşayan Alevileri de anlattı.


Yazar, yıllardır zulme uğrayan Alevi kesimin, BAAS rejimine ve Esad’a desteği nedeniyle ‘zulmeden’ olarak yansıtıldığını kaydetti. Ülkedeki Alevilerin parçalanma korkusuyla bu desteği verdiğini belirten Mehmet Yuva, Türkiye'nin söylem ve eylemlerinde Suriye halkının tüm kesimlerine eşit yaklaşılması gerektiği savunarak şunları yazdı;

“Süleyman Demirel’in siyasi gaf olarak adlandırılan meşhur ve anlamlı bir ifadesi vardır: “Tamam Kürtlere kötü davranıyoruz da, sanki Türklere iyi mi davranıyoruz?” 70’li 80’li yıllarda Çorum, Maraş ve birçok yerde Alevi vatandaşlarımızı katledenler, “Komünisttir, zındıktır!”, “Büyüyünce tehdit oluşturur!” diyerek beşikteki bebekleri kesenler, evleri ateşe verenler, başkalarının kutsallarını yakanlar, Türkiye’nin aydınlarını, bilim insanlarını, gazetecilerini, yazarlarını, Aselsan, Roketsan mühendislerini katledenler, Sünni, Alevi, Türk, Kürt, Çerkes veya insan olabilir mi? Tüm bu katliamların, fitnenin, barbarlığın, zulmün iktidarları devam etsin, sömürüleri bitmesin, makam, para, iştiham, kudret ebedi kalsın diye yaptıklarını ne zaman idrak edeceğiz? Bu mafyalaşmış, zincirlerini koparmış, raydan çıkmış tren misali sağa sola saldıran, savaşlar çıkaran, ülkeler işgal eden, milli ve yerli olanı ortadan kaldıran, kendilerine tabi olmayanı diktatör ilan eden, memuru olmak istemeyenleri serseri devlet ve lider belleyen, abluka, ambargo ve tehdit, şantaj ve medya operasyonlarıyla hayatları, devletleri, milletleri cehennemi yaşatan uluslararası sermaye sınıfının, onların ülkemizdeki işbirlikçilerinin yahut sapı bizden olan baltaların iktidarların eseridir.

BU SAVAŞIN MEHZEP SAVAŞI OLDUĞUNA İNANANLAR
Sittin diyardan, hapishanelerinden, askeri üslerinden, operasyon odalarından gelip, yüzlerce milyar dolar harcanıp, Sünnileri katleden “Alevi Esad’la savaşmaya geldik’ diyenlerin yukarıdaki tımarhaneliklerden ne farkı var? Ama işte görüyorsunuz bu savaşların Sünnilik, Alevilik, Şiilik, Mesihlik, Dürzilik, Yahudilik savaşları olduğuna inanan milyonlar var. Tüm bu savaşları azınlıkları veya mazlum olanları kurtarmak için yaptıklarını iddia edenlerin argümanlarını yiyen milyonlar var. Bu savaşların demokrasi, hürriyet, ekonomik kalkınma, adalet ve milletlerin kardeşliği, birlikteliği için yapıldığını anlatıyorlar. Irak, Lübnan, Libya, Suriye, Filistin için en çok kullandıkları tabirler; “Biz bu ülkelerin toprak bütünlüğünü, devletin tekliğini ve milletin birliğini istiyoruz” değil midir? Peki gerçek nedir? Mevcut olan toprak bütünlüğü paramparça ediliyor. Tek devlet yerine devletler ortaya çıkıyor. Bir Millet mezheplere, dinlere, kabilelere, aşiretlere, ailelere, örgütlere, zerrelere bölünüyor.


Aslında bu cehennemi doymak bilmez tamahları, bitmeyen mal toplama arzuları, milyarlarca dolar servetlerini trilyonlara getirme manyaklığı, doğayı, insanı ve uzayı iliklerine kadar sömürme güdüleri ne vakit bitecek? Suriye’yi Irak’ta Libya’da olduğu gibi diktatör Esad’tan, zulmünden kurtarmak için mi bu kadar emek, asker, para harcandı? Suriye’nin toprak bütünlüğü, siyasi birliği, millet dirliği mi sağlandı? Ülkemizin kelli felli medya yüzleri, siyasiler en az 14 senedir Sünni, Alevi, Şii, Süryani demekten yorulmadılar. Utanmadan Alevi kökenli bir ailenin evladı olan Beşar Esad’ın başında olduğu, Suriye nüfusunun yüzde 12’sini teşkil eden Alevi toplumun ülkeyi yönettiğini, Sünniler üzerinde zulüm uyguladığını, ülkenin ekonomisini Alevilere peşkeş çektiğini anlattılar.


TÜRKİYE CUMHURİYETİ GİBİ KURULDU
Suriye 17 Nisan 1946’da, aynen Mustafa Kemal’in önderliğinde kurulan 1923 Türkiye Cumhuriyeti gibi, laik, cumhuriyetçi, devletçi, milliyetçi, halkçı ve devrimci bir ülke olarak doğdu. Baba Esad, Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na Suriye’nin Sünni, Türkmen, Mesihi devlet başkanlarının olduğu dönemde bir Suriyeli Alevi vatandaş olarak gelebildi. 1963’te iktidarı alan BAAS bir Sünni Salih Bitar, bir Mesihi Mişel Eflak ve bir Alevi Zeki Arsuzi ve Suriye milletinin tüm bileşenlerinin eseridir. Baba Esad ve Oğlu Beşar Esad yönetimlerinde devletin resmi dini İslam, resmi mezhebi Sünni’dir. Şeriat mahkemeleri, fetva makamları vardı. Devlet Başkanı Müslüman olmak zorundaydı. Suriye Müslüman Alimler Birliği ve fetva makamı şeyhülislam resmi deklarasyonuyla Alevileri Caferi mezhebinden sayarak dört geleneksel mezhebin yanına koymuşlardı. Suriye’de Esadlar döneminde Alevi propagandası yapmak, Alevi dernekleri kurmak, Alevi televizyonları açmak, gazetelere sahip olmak, resmi Cem evleri yasaktı.


Esadlar döneminde yardımcılar ekseriyetle Sünni, az sayıda Dürzi, Kürt, Türkmen veya İsmaili’ydi. Alevi bir başbakan olmamıştır. Alevi bir Meclis Başkanı olmamıştır. Tümü ya Sünni ya da diğer mezhep ve dinlere mensuptu. Bakanların yüzde 80’i Sünni idi. Ordu, istihbarat, ekonomi, büyükelçilikler de her türden ve kökten insan vardı. Tek şart BAAS iktidarına biat, itaat, ve hizmetti. Esad’ın liderliğini ve kararlarını tartışmamaktı. Bunun dışında kalanların soyu sopu, dini mezhebi, kökeni ırkı ne olursa olsun devletin sopası, kılıcı, zulmü, hapishaneleri, mahkemeleri, Sünni fetva makamları, camileri, zenginleri, medyası, yalakaları topyekun devreye girer hayatınız cehenneme çevirirlerdi. Alevi Esad iktidarının en mazlumları arasında Aleviler vardı. İnandıkları Esad iktidarı, BAAS iktidarı için en çok can veren, iç savaşta en çok ölen, en çok sakat veren, en büyük bedelleri ödeyenler Suriye Alevileridir. Buna mukabil en fakir, en muhtaç, en berbat koşullarda yaşayanlar onlar. Neden bir tek Türk kanalı Alevilerle röportaj yapmaz? Alevilerin şehirlerine, mahallerine, köy ve kasabalarına gidip röportaj yapmaz.


ESAD SUÇLU, PEKİ BİZ?
Esad’ın veya Alevi bir zümrenin konaklara, milyarlara sahip olmaları, birden fazla pasaporta, yurtdışında servetlere haiz olmaları Alevi camiasını bağlamaz. Diyorlar ki Aleviler neden Esad’ın zulmüne karşı gelmediler? Bu büyük bir yalan. Zira birçok Alevi aydının, yazarın, gazetecinin, tüccarın, şairin, din adamının Esad’a karşıtlığı sebebiyle zulüm gördüklerini, hapishanelerde yıllarca yattıklarını, sürgünde yaşamak zorunda kaldıklarını biliyoruz. Evet Alevi camiası aynen Sünni, Mesihi, Dürzi camiasının çoğunluğu gibi Esad’ın iktidarına destek verdiler. Evet Esad’ın suçları, günahları çok fazla. Evet 2017’ye kadar Aleviler kendisi ve Suriye için en ön saflarda savaştılar. Çünkü bu savaşın sadece Esad’ı hedef almadığını, bunun uluslararası bir proje olduğunu, ülkenin işgali, İsrail’in zaferi için, Katar, Suudi ve Türkiye’nin ABD için Suriye’yi yakmaya, yıkmaya ve taksim etmeye geldiklerine inandılar. Onları haksız mı çıkardık? Bugün Suriye kaç devletin işgali, kaç vekil örgütün işgalinde? Bu feci tabloda Esad kadar bizlerin suçu, günahı yok mu?


Aleviler ve Suriye’nin ezici çoğunluğu, binlerce yabancı savaşçının, Suriye milletinin hayat tarzına uymayan zihniyetlerin Suriye’yi istila ettiklerini gördüler. “Mesihiler Beyrut’a Aleviler tabuta” sloganlarını duydular. Sosyal medyada devlet binalarından canlı atılanları, Asi nehrinde yüzen başları eksilmiş cesetleri gördüler. Adra İşçi lojmanlarında canlı fırınlara atılan Alevilere tanık oldular. Sünni köy ve kasabalara atılan varil bombaları altında can veren Sünni çocuklar, kadınlar, yaşlılar misali Aleviler ve diğerleri de benzer katliamlara maruz kaldılar. Ama tüm bunlardan çok daha önemli başka bir şeyi yaşadılar; silahlı örgütlerin hiçbirinde Suriye milletinin bileşenlerini görmediler. Laik Sünni, Alevi, Dürzi, Süryani, Mesihi, Ermeni, Çerkes komutanlar, sivil önderler, partiler, devrim konseyleri yoktu. Esad gitti peki gelenler ve bugün Şam’da yönetimi ele alanların içinde bir tek Alevi, bir tek laik Sünni, bir tek Dürzi, bir tek Suriyeli Türkmen, bir tek Çerkes, bir tek Mesihi (nüfusun yüzde 10’nu) bir tek Süryani (ülkeye ismini veren en kadim topluluk) bir tek Kürt, bir tek Ezidi var mı? Şimdi Esad’ın iktidarına Alevi devleti diyenler utanmıyorlar mı? Şimdiki iktidar Sünnilerin iktidarıysa Suriye milletinin iktidarı nerede?


SURİYE’NİN BİLEŞENLERİ
Türkiye gerçekten de Suriye’nin toprak bütünlüğü ve Suriye milleti ve devletinin birliğini sağlamak istiyorsa özellikle Alevilere, Mesihilere, Süryanilere, Ermenilere, Alevi-Sünni Türkmenlerin yanında olmalıdır. Söylem ve eylemlerimizle olamıyorsak Suriye’de ABD, İsrail ve Körfez Arap ülkelerinden farklı bir şey istemiyoruz demektir. Birçok çevre kendi hükümetinde bir Alevi bakan, vali, büyükelçi sahibi olmayan bir iktidardan bunu bekliyor olmamızı eleştiriyor. Hükümet bizi eleştirenleri haksız çıkarır mı? Özetle; Aleviler onay verseydi 1921’de Suriye’yi yöneten Fransa’nın ilan ettiği Alevi Devleti kurulur Suriye milletinin parçası olmazlardı. Halbuki Aleviler Suriye’nin diğer tüm bileşenleri gibi Suriye Arap Cumhuriyeti ve Suriye milleti için savaştı, can verdi.


Fransa’yla işbirliği yapan, ferdi maslahatını milletin çıkarları üstünde tutarak düşmanın safında yer alan onlarca Alevi vardı. Bunlara benzer binlerce Sünni işbirlikçi ve hain vardı. Onlarca Süryani, Dürzi, Hristiyan ajanları ve memurları vardı. Türkiye Cumhuriyeti kurulurken kaç Türk, kaç Sünni düşman safında yer aldı. Bugün ülkemizde iktidarda dahil milletin ne kadarı hain ne kadarı işbirlikçi, ne kadarı kendi ferdi menfaati için milletini şurasına burasına koymaya hevesli Sorosçu çocuğu var? Bunlar üzerinden büyük Türk milletini, Arap milletini, Alevi, Sünni, Mesihi, Dürzi Camiayı hedefe koymak, baştakinin kökeninden mütevellit onun içinden çıkıp geldiği ama onları sadece suiistimal ettiği, kullandığı camiasını hedefe koymak akıl işi midir? Yoksa habis iblisi bir programa hizmet etmek midir?”


Odatv.com


KAYNAK: https://www.odatv.com/guncel/aydinliktan...-120080841
Forum: Alevi Haber
Yorum Yorum Yok
Yazar: donanma44
Irak ve Suriye coğrafyasında Şii-Sünni, Müslim-gayrı Müslim gibi farklı din ve kültürler yüz yıllardır birlikte yaşıyorlar. İlaveten Suriye...

Irak ve Suriye coğrafyasında Şii-Sünni, Müslim-gayrı Müslim gibi farklı din ve kültürler yüz yıllardır birlikte yaşıyorlar. İlaveten Suriye Şam-Halep, Lazkiye bölgesinde laik yaşam tercihi olan unsurlar var… Buradaki farklılığın boğazlaşma potansiyeli taşıdığını keşfeden ABD ve Batı, bölgeye dair projelerini yıllar öncesinden netleştirdiler ve zamanın ruhunu beklediler.


Emperyalizmin bu projeyi yıllarca bekletip, bu süreçte sahneye koymasının nedeni; “AKP Hükümetinin, dış politikayı mezhep farklılığı parametresine göre dizayn etmesi, bu sebeple tüm komşularıyla ilişkilerin bozulması ve Batı’nın bu durumdan yararlanması” biçiminde açıklanabilir.

Batının, ‘uykuda’ olan Sünni-Selefi yapıları uyandırıp- kışkırtması, Suriye’ye en uzun sınıra sahip olan Türkiye Hükümetinin Suriye devletine karşı isyana kalkan Selefilere yardım konusunda aktif rol almaya teşne olması, onları silahlandırması bugün yaşanan gerçekliğin en belirleyici nedeni olmuş, emperyalizm elini kolaylaştırmıştır.

TÜRK DEVLETİ TUZAĞA DÜŞMÜŞTÜR!
Sonuç itibarıyla Batı, AKP’nin mezhepçi tavrını fena halde ve aleni olarak kullanmış, Türk Devletini tuzağa düşürmüştür. Kürt devletinin Suriye ayağının şekillenmesi beklentisini tereyağından kıl çeker gibi çözmüş, Kürtleri, İsrail’i ve Batılı lobileri rahatlatmıştır.
***
Mezhep kavgasının kökü cehalettir! Dolaysıyla, kopkoyu bir cehalet içinde olan İslam dünyasında her farklılık bir boğazlaşma potansiyeli taşıdığından, Bu zihniyette insan malzemesi bulmak her dönemde gayet kolay olmuştur… İslam ülkelerinin istisnasız tamamında, mezhepçiliği meslek edinen, yaşamını, mezhep nefreti ekerek idame ettiren, dolaylı ya da direkt devlet tarafından finanse edilen çok sayıda odak ve kurum vardır.

BİRİNCİSİ DE DİYANET’TİR
Devletin Diyanet’e gözü gibi bakmasının, “ne isterse vermesinin” nedeni budur.
Yüz binlerce kadrosuyla mezhebi fay hatlarını tetikleme “görevini” layıkıyla yerine getiren, Alevileri devlet olanaklarından uzak tutan, inançlarını gayrı meşru-gayrı ahlaki sayan Diyanet’in, evrensel insan ahlakına, çoğulculuğa, farklılığın zenginlik olduğu ilkesine dair tek olumlu çabası bulunmamaktadır.

Nefreti çoğaltmak, fay hatlarını derinleştirmek ve ortamıza fitne ekmekle meşguldür.
Atatürk ilkeleri, laiklik, demokrasi gibi kavramlara şiddetle karşıdır. İslam ülkelerinde emperyalizmin kullanımına, alınıp satılmasına ve nefreti körüklemeye teşne olan böylesi yapılar, her türlü melanete hazır ve nazırdır.
Suriye coğrafyasında örneklerini gördüğümüz üzere mezhep ayrımcılığından beslenen odaklar, “öteki” ilan ettikleri anlayışlara karşı öyle bir öfke ve nefret beslerler ki, bu öfke üzerine şiddeti de narkozlandığınızda İnsan, insanlığını kaybedip vahşileşir. Kelle kesmeye, hemcinslerini yakmaya, öldürmeye başlar! Ölümler arttıkça kesimler arasındaki faylar derinleşir, karşılıklı boğazlaşmaya, bir süre sonra da iç savaşa dönüşür!

Suriye, Irak vb. İslam âleminde kurgulanan budur…
Batı dediğimiz “medeniyet”, çeşitli kurumları ve gizli servisleriyle bizdeki fay hatlarını beslerken, kendisi laikliği gözü gibi sakınarak, din işlerini devlet sisteminin dışında tutuyor. Anımsayalım; Fransa eski Cumhurbaşkanı Jack Shirack; “okul bizim mabedimizdir, dini simgeleri mabedimize sokarsak, birliğimizi koruyamayız” diyerek, okulda türban ve haç gibi simgeleri reddetmiştir. Kendi okullarında her türlü dini simgeyi yasaklayan Fransa, bizde okulda türbanın serbest bırakılmasını “demokrasinin zaferi” diyerek övüyor…
***
Konuya dönelim…
Emperyalist teoriye göre, “İslam dünyası bütün enerjisini kendi içinde tüketmeli, eğitim ve bilime uzak durmalı ki, Batının sömürüsü kolaylaşsın, İsrail rahat etsin, potansiyel tehdit kalmasın…”
Uzunca zamandır uygulamada olan teori bu…
Batı ve yedeklediği; Türkiye, Arabistan, Katar gibi ülkeler, Suriye isyancılarını bu nedenle desteklediler. Meşru Suriye Yönetimi, isyan çıkaran bu gruplara karşı çok sert tedbirlere başvurduysa da, başta Doğu ve Kuzeydoğu Suriye, Halep ve kısmen Şam olmak üzere ülkenin çok büyükçe bir bölümünün IŞİD ve diğer İslamcı çetelerce işgal edilmesini engelleyemedi.
Küresel güçler, teröristlere silah ve para yağdırarak Suriye’yi böldüler! “Mezhep” denilince ülkeyi, milleti, hakkı hukuku unutan başta AKP Hükümeti ve tüm Selefi hücreler, Suriye iç savaşına bütün güçleriyle müdahil oldular…
Hatta bu savaşı kendi savaşları kabul edip seferber oldular…
İç ve dış hukuk olmak üzere meşruiyeti bir yana attılar. “Alevi Esad gitsin de kim gelirse gelsin” diyerek IŞİD’le organik bağ kurdular…
Mezhepçilik gözlerini kör etmişti!
Öyle ki, Suriye’deki otorite boşluğunun bir Kürt devletinin kurulmasına neden olacağını, bu devletin Türkiye ve Irak’ın Kürt coğrafyasıyla birleşeceğini, esas amacın bu olduğu gerçeğini dahi ıskalamışlardı… Oysa bu amacı gösteren haritalar yıllardan beri havada uçuşuyor, ABD ve Batılı gizli servisler bu hayalin gerçekleşmesi için yıllardır çalışıyorlardı.
Mezhep manivelasını kullanma amaçlarının otorite boşluğu yaratmak olduğunu, bırakın “stratejik derinlik” gibi ‘derin’ bilgilere sahip olmayı, dağdaki çoban da biliyordu ama bunlar bilmiyor, duymuyor, görmüyorlardı.
Dedim ya, Alevi düşmanlığı gözlerini kör etmişti!
Günümüzün “stratejik derinlikli devlet adamları” salt Aleviliğe değil; demokrasi ve çoğulculuk gibi çağdaş değerlerin tamamına düşmanlık güdüyorlardı. Esad’ın otoritesini öteleyince, oradaki boşluğun bir şekilde doldurulacağını, en yakın adayın Kürtler olduğunu bile öngörememişlerdi…
Ne zaman uyandılar?
Suriye’nin kuzeyinde resmen bir Kürt Devleti kurulduğunda…
Şimdi kıvranıyorlar ama heyhat!!! Eski şartları geri getirmek için çok geç!
1 Kasım’dan sonra yargıya hesap verecekler…
Sadece hırsızlık, yolsuzluk, sahtecilikten değil…
Tarihe karışmakta olan mezhepçiliği güncellemek, dini siyasete alet etmek, mezhep kışkırtıcılığı yapmak da değil…
Daha beteri, hatta en beteri…
Demokratik Cumhuriyeti yıkıp, yerine mezhep devleti inşa etmeye çalışmak…
Şii hilalini delip, Sünni eksen oluşturayım” derken, ülkenin bölünmesine neden olmak!
VATANA İHANET!

Murtaza Demir
Odatv.com
Forum: Alevi Haber
Yorum Yorum Yok
Yazar: donanma44
Alıntı:
“Beni hor görme gardaşım
Sen altınsın, ben tunç muyum?
Aynı vardan var olmuşuz
Sen gümüşsün, ben sac mıyım? ”
Aşık Veysel Şatıroğlu
Devletin dini olur mu? Devletin dini olacaksa o da mutlaka adalet olmalı!
Cumhuriyetin laiklik ve eşit yurttaşlık ilkesi devletin dininin ve mezhebinin olamayacağına hükmeder.
İnanma veya inanmama hakkı, devlete değil; kişiye ait evrensel bir insan hakkıdır. Bu temel insan hakkı “dinsizliğe” neden olmadan; gerçek anlamda din, vicdan, inanç ve düşünce özgürlüğüne dayanır.
Laik, demokratik devletin görevleri arasında dini yönetmek ve yönlendirmek yoktur. Laik devletdindar yurttaş ya da mezhep üretemez. Kimin nasıl ibadet edeceğini ve oruç tutacağını yurttaşına dayatamaz. İbadet yeri yapamaz; dini kurumları finanse edemez!
Alevi olsun, Sünni olsun, Hıristiyan olsun, Musevi olsun; tüm inanç sahipleri kendi ibadetini gerçekleştireceği mabetlerini yapmakla ve finanse etmekle yükümlüdür.
Laik devletin din bütçesi de olamaz. Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) üzerinden bir mezhebi finanse edemez. Alevi’den, Sünni’den, Hıristiyan’dan, Musevi’den ve seküler kesimden topladığı vergileri, koruyup, kolladığı mezhebin kurumlarına aktaramaz. Daha doğrusu devlet yurttaşlarının dini ihtiyaçlarını yerine getirmesi için hazineden pay veremez.
Çoğulcu demokrasi ile yönetilen bir ülkede devlet, yurttaşlarından aldığı vergileri, onların eğitim, sağlık, barınma gibi ihtiyaçlarını karşılamak için kullanmak zorundadır.
Devletin tek dinci, tek mezhepçi Diyanet kurumu ile yasalarla yasaklanmış olan tarikat ve cemaatler; hukuk dışı, din dışı davranmaktadır. Bu yapılar helal olmayan ve hak etmedikleri tüyü bitmemiş yetimin hakkına çökmüş durumdalar.
Oysa tanıdığımız dindar Sünniler, “helal” tüketirler!
Milli Eğitim Bakanlığı’nın son yıllarda irticacı tarikat, cemaat ve ülkücü yapılarla protokol imzalayıp, işbirliği yapması büyük bir sorun olarak toplumsal yapıları tedirgin etmektedir. Dinileştirilen eğitim politikası ile laik demokratik eğitim terk edilmiş, çağdaş bilimin ışığında nesillerin yetiştirilmesi rafa kaldırılmıştır.
AKP iktidarı ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel alanlarda olduğu gibi, eğitim alanını da kendi ideolojisine uygun siyasal İslamcılığa göre şekillendirmektedir. Son olarak Ülkü Ocakları ile yaptığı protokol bardağı taşıran damla niteliğindedir.
Milli Eğitim Bakanlığı, cumhuriyetin okullarında dini eğitim yoluyla Alevi çocuklarını asimile ederek SünnileştirmektedirÇEDES uygulaması ile ilkokul çağındaki çocuklarımızın psikolojilerini çağ dışı dini ritüellerle alt üst etmektedir.
Özellikle eğitim alanında devreye sokulmuş dinselleştirme ve gericileştirme projelerinin hızı ve sayısı her geçen gün artmaktadır. “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” başlığı altında çocuklarımıza dayatılan ÇEDES projesi, mezhepçi dinselleştirme faaliyetleriyle ‘Değerler Eğitimi’ kisvesi altında okul öncesinden başlatılmış, okullarımız camiye dönüştürülmüştür.
ÇEDES projesi kapsamında yapay Kabe, yapay mezar yaptırılarak, okullarda uydurma törenlerle körpe yavrularımızın ruh halini bozmaktadır.
Bu iktidar biat ve şükür pedagojisi ile dindar ve kindar bir nesil yetiştirmeyi hedeflemektedir. Bu anlayışını da “evrensel değerlere”, “çocuk haklarına” ve “laikliğe” karşı durarak, ısrarla sürdürmektedirler.

AKP-MHP iktidarının Siyasal İslamcı bir projesi olan ÇEDES, farklılıkların asimilasyonunu, dinselleştirilmesini, tektipleştirilmesini ve kendi dinci nesillerini yetiştirmekten başkaca “değer” taşımamaktadır. Cami imamlarını okullara atayarak, müfredatı uhrevileştirerek ve okulları camileştirerek, eleştirel akla, laikliğe ve bilimsel eğitime karşı dinci barikat örmektedir.
Aleni olarak cumhuriyetin kuruluş ilkesi olan laiklik yok sayılmaktadır.
Bir mezhebin kurumsallaştırılarak kollanıp finanse edilmesi, diğer inançların ötekileştirilmesi ve düşmanlaştırılması insan haklarına aykırıdır ve kabul edilemez.
Aleviler, devletin Emevi İslamiyetçiliğine dayalı mezhepçiliğe karşı, herkesin inanma ve inanmama hakkına dayalı bir anlayışla özgürce yaşamasını savunmaktadır.

Aleviler, Milli Eğitim Bakanlığı’nın din eğitimi yoluyla Alevi çocuklarını asimile ederek Sünnileştirmesine karşı devleti laiklik ilkesine uyması konusunda göreve çağırmaktadır.
12 Eylül 1980 faşist darbecilerinin kararıyla devletin din ve millet tasarımını oluşturan ve millete dayatılan Türk İslam Sentezi ideolojisi, dine dayalı devlet ve millet tezini kutsamaktadır. Siyasal İslamcılık, devletin ideolojisi haline getirilmiştir. Bu durum yurttaşlık hakkını savunan laik ve demokratik cumhuriyetin temeline dinamit koymaktadır.
Taziye
Sevgili Murtaza Demir, dünyasını değiştirdi. Hakk Muhammed Ali yolunun bir neferi olarak 40 yıldır faşizme, irticacı-selefi siyasi iktidarın haksızlıklarına, ayrımcılığa ve asimilasyona karşı mücadele bayrağını yere düşürmemiştir. Kendisi hakkında açılan onlarca davada Anadolu Alevi yolu ve öğretisinin yol önderleri gibi savunmalar yaparak, haklılıktan ve doğruluktan ayrılmayan bir kanaat önderidir.
Murtaza ağabey, ululara, velilere, evliyalara, yol önderlerimize mihman oldu.
Saygıyla anıyorum
Forum: Alevi Haber
Yorum Yorum Yok
Yazar: donanma44
TİP Genel Başkanı Erkan Baş, "HTŞ bileşeni unsurların Arap Alevi halkına ve diğer topluluklara yönelik işlediği ve işlemekte olduğu suçlar kabul edilemez" dedi.

Kısa Dalga - Türkiye İşçi Partisi (TİP) Parti Meclisi Genel Başkan Erkan Baş başkanlığında toplandı. Toplantıya TİP Hatay İl Başkanı Hasan Yılmaz ve Samandağ Belediye Başkanı Emrah Karaçay da katıldı. Toplantının içeriğine ilişkin X hesabından yazılı açıklama yapan Genel Başkan Baş, Suriye'de mezhep temelli ayrımcılığın körüklendiği bir durumla karşı karşıya kalındığını vurguladı.


'HTŞ unsurlarının Alevi halkına işlediği suçlar kabul edilemez'
Baş'ın açıklamasında şu ifadeler yer aldı:


"Suriye’de iktidarı ele geçiren HTŞ bileşeni unsurların Arap Alevi halkına ve diğer topluluklara yönelik işlediği ve işlemekte olduğu suçlar kabul edilemez. İntikam duygusuyla Alevilerin hedef alındığı ve mezhep temelli ayrımcılığın körüklendiği, insan hakları ve uluslararası hukuk açısından endişe verici bir durumla karşı karşıyayız. Öte yandan Suriye’de yaşanan hak ihlallerine, baskılara ve yargısız infazlara tepki gösteren Türkiye'deki yurttaşlarımız da aynı mezhepçi zihniyet tarafından suçlanıyor ve hedef gösteriliyor. İktidara yakın çevreler ve yandaş medya tarafından ortaya atılan "Siyasi Alevilik" kavramı bu art niyetin dile yansımasıdır ve toplumsal barışımızı zedeleyen tehlikeli bir söylemdir. Suriye'de yaşanan hak ihlalleri, yargısız infazlar ve şiddet olayları derhal durdurulmalıdır.


'Uluslararası toplumu toplumsal barışı tesis etmek için etkin adımlar atmaya davet ediyoruz'
Arap Alevilerin, Hristiyanların ve diğer tüm toplulukların özgür ve eşit birer yurttaş olarak sahip olduğu tüm haklar demokratik temelde güvence altına alınmalıdır. Türkiye’de bu ihlallere karşı sesini yükseltenleri düşmanlaştırmaya ve mezhepçi nefreti körüklemeye çalışanlar derhal durdurulmalıdır. Sürecin aktörlerini, tüm yetkilileri ve uluslararası toplumu Suriye'deki hak ihlallerine sessiz kalmayıp acil müdahalede bulunmaya, insani yardım süreçlerini hızlandırmaya ve toplumsal barışı tesis etmek için etkin adımlar atmaya davet ediyoruz. Etnik, dini, mezhepsel kökeni fark etmeksizin tüm halkların eşit, bir arada ve barış içerisinde yaşayacağı bir Suriye, Türkiye ve Orta Doğu için mücadelemizi sürdüreceğiz."


Kaynak:ANKA
Forum: Alevi Haber
Yorum Yorum Yok
Yazar: namud84
Merhaba, yazmaya yeni başladım. Umarım beğenirsiniz.

sevdanın ateşini merak ediyorsan, güneşe bak ... bakabilirsen; işte ben onu taşıyorum.

Uzaktan bakarsın beyaz güvercin
Yanına varırsın can alıcı baykuş
Karanlıkta kimi yiyor haberi yok
Bi bak kim ölmüş, beyaz güvercin.

Kalbimi kızgın demirli zindanlara atmışım yinede direniyor ... anlamıyorum
-----------
22.10.24

Göz yaşlarımı giydin dar demeden
Yandım bittim ah demeden
Kül oldum savruldum yandı demeden
Aşkın çilesi bir nar imiş bal demeden

------------
11.11.24

Kartalın kanatlarında bir tüy idim
Uçtum savruldum güle değdim
Yaktı nuruyla Hakka değdim
Yağdım yağmur olup köke değdim

Gülün yaprağında çiğ oldum.
Aktı gözlerimden göze değdim.
Ufuklarda uçtum dumana değdim.
Huzurda gördüm seyran ettim.

------------
12.11.24 - 00:40

Dağda çığ idim
Yükümü attım engine
Kardelen idim açtım yapraklarımı nara
Arı idim kondum yarin zülüflerine
------
Gözlerinden fırlayan ok gibi
Düştüm yerlere kara şimşek gibi
Dalım kırıldı nadide bir çiçek gibi
Kara bulut idin dizginlenemeyen
------
Deli dana yermi otunu gözüyle
Vurdun hançeri şimşek desen değil
O zülüflerin açmasın değmesin çiğ
Gözünden bir damla yaş yanmış bağrıma bir köz
-------

Demir idim dövüldüm aşkın narında
Olmadı bir biçimim hakkın nurunda
Aşkım tartıldı gözüm nurunda
Yazar: donanma44
CUMHURİYETİMİZİN 101.YILI KUTLU OLSUN !  NİCE YÜZ YILLARA!

Kahraman milletimizin emperyalizme ve onun işbirlikçilerine karşı verdiği kurtuluş mücadelesinin kazanılmasından sonra şanla şerefle kurulan, varoluş destanımız Cumhuriyetimizin yüz birinci yılı kutlu olsun.

Yüce milletimizin vatan sever evlatları Mustafa Kemal’in askerleri olarak diyoruz ki;
Ata’mızın bizlere verdiği görevleri yerine getirmek ve aydınlanma meşalesini en yükseklere çıkarmak için akla ve bilime dayanan yol göstericiliğinde çok çalışacağız.

Milletimize duyduğumuz güvenle, inançla, birlik olarak, ulusal egemenliğimizi koruyarak sevgiyle ve coşkuyla birlikte sonsuza dek haykıracağız.



Yaşasın Cumhuriyet !
Yaşasın Mustafa Kemal !

Dalgalansın şanlı ay yıldızlı al bayrağımız !

Yüz birinci yılında Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, vatan uğruna canlarını veren kahraman şehitlerimizi, gazilerimizi saygıyla, şükran ve minnetle anıyoruz. Ruhları şad olsun.
Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun.

https://www.instagram.com/zohreana
Yorum Yorum Yok

Hoşgeldin, Ziyaretçi

Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Forumda Ara

Forum İstatistikleri

Toplam Üyeler 17,078
Son Üye Josephflugs
Toplam Konular 55,049
Toplam Yorumlar 157,893

Kimler Çevrimiçi

Şu anda 669 aktif kullanıcı var. Bing, Facebook, Google, Yandex
(0 Üye - 665 Ziyaretçi)

Son Yazılanlar

Seni hiç unutmadık, Unutm...

Son Yorum: donanma44 05/08/2026, 15:07

Müzik Yayın İzin Belgesi ...

Son Yorum: donanma44 22/07/2026, 01:53

Alevi oldukları için öldü...

Son Yorum: donanma44 19/07/2026, 19:19

3. Alevilik ve Bektaşilik...

Son Yorum: donanma44 19/07/2026, 19:15

Van MYK Belgesi Nereden v...

Son Yorum: donanma44 19/07/2026, 19:09

Ağrı MYK Belgesi: Artun B...

Son Yorum: donanma44 25/06/2026, 23:35

Kübra Par, Alevilerle ilg...

Son Yorum: donanma44 03/06/2026, 00:52

Alevi ve Bektaşi Öğrencil...

Son Yorum: donanma44 03/06/2026, 00:48

Alevi örgütlerinden Kılıç...

Son Yorum: donanma44 27/05/2026, 23:00

Kalfalık Belgesi Nasıl Al...

Son Yorum: donanma44 15/05/2026, 23:57

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.