You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Yazar: Serdar Yıldırım
YUFKA YÜREKLİ ÖRÜMCEK
Terkedilmiş, boş bir evin çatı katındaki tek odada bir örümcek ailesi yaşıyordu. Bu örümcek ailesi, anne örümcek ile üç yavrusundan ibaretti. Anne örümcek ağını camı tamamen kırık pencerenin arkasında bulunan iki dolabın arasına germişti. Gündüzleri güneş ışınları sayesinde dolapların arasındaki gerili ağ dışarıdan belli olmazdı. Pencereden hızla uçarak giren sinekler, kelebekler, arılar…daha ne olduğunu anlayamadan bu örümcek ağına yapışır kalırlardı. Bir anki şaşkınlıktan sonra çırpınmaya, feryat etmeye başlayan kanatlı küçük yaratıklar haliyle ağın şiddetli şekilde titreşimine sebep olurlardı. Dolaplardan birinin açık kalmış çekmecesinin içinde yavrularıyla birlikte oturmakta olan anne örümcek, titreşimleri hemen fark ederdi. Hiç vakit kaybetmeden çekmeceden çıkar, avını görürdü:

“ Hım… Bir sinek. Biraz irice de. Yavrularıma biraz sonra güzel bir ziyafet çekebileceğim “ diye söylenir ve avını yakalamak için harekete geçerdi. Kendisinden belki on - on beş defa büyük olan anne örümceğin üzerine doğru gelmekte olduğunu gören sinek, yakalandığı bu korkunç tuzaktan kurtulmak için var gücüyle çabalamasına karşın başarılı olamazdı. Örümcek ağının bileşiminde çok kuvvetli yapıştırıcı özellik bulunurdu ve sinek gücünün sınırlarını sonuna kadar zorlasa bile bu onun kurtulmasına yeterli olamazdı. Anne örümcek sineğin kendisine zararı dokunmayacağını bildiği için, ağzından çıkardığı ifrazat sayesinde sineğin kanatlarını, ayaklarını bağlayıp, sarıp sarmaladıktan sonra uzun iki ön dişi ile avını ısırıp zehirleyip öldürürdü. Daha sonra cansız sineği sırtlayıp yavrularının yanına götüren anne örümcek bununla hem kendi beslenir, hem de yavrularını beslerdi. Böylece aradan haftalar geçti. Geçen zamanla birlikte yemek sorunu daha fazla hissedilir oldu. Artık yakalanan avlar yetmemeye başlamıştı. Yavru örümcekler doymadan sofradan kalkıyorlardı. Anne örümcek, bu soruna bir çözüm yolu bulmak için, ne kadar kafa yorduysa da işin içinden çıkamadı.

Bir gece yarısı yavrular uyumuşlar, anne örümcek de uyumak üzereydi ki, çekmecenin içine kadar uzanan ağ sallanmaya başladı. Anne örümcek birden irkildi. Bu münasebetsiz de kimdi böyle? Gecenin bir vakti, şu zifiri karanlıkta başka işi yok muydu da gezmeye çıkmıştı. Gel bir de ağa takıl sonra uğraş kurtulmak için. Bilirler kurtulmanın olanaksız olduğunu yine de çırpınmadan duramazlardı. Can korkusu harekete geçiriyordu bunları. “ Ne zamandır geceleri av yakalanmıyordu ağıma, diye düşündü anne örümcek. Gidip göreyim bakalım, kimmiş bu uykusuz geceler geçiren kanatlı küçük yaratık. “ Anne örümcek bir koşuda dolabın üstüne çıktı, aşağıya baktı. Ağın ortasında bir küçük ışık ileri – geri, sağa – sola sallanıyor, fakat oradan ayrılamıyordu. Anne örümcek bunun bir canlı olduğunu düşündü. Evet, bu bir ateşböceği olmalıydı. Geceleri ateş gibi yanan, ışıyan, kanatlı ve adına ateşböceği denen bir böceğin varlığına dair söylentiler işitmişti işitmesine de şimdiye kadar hiç görmemişti. Örümceklere zararı dokunmaz diye anlatmışlardı ya yine de ne olur, ne olmazdı. Hayatta fazla meraklı olmak bazen üzücü ve hesapta olmayan sonuçlar doğurabilirdi. Adı üstünde ateşböceği yani ateş saçan böcek. Yanına giderse belki üstüne ateş atardı bu böcek, yakardı belki. En iyisi gidip uyumaktı. Sabah olunca gider yakından bakardı nasıl olsa kimin nesidir, kimin fesidir diye. Anne örümcek dolabın çekmecesine girdi. Dışarıdaki ağ ile çekmecenin içindeki ağın irtibatını sağlayan ince bağları birbirinden ayırdı. Ateşböceğinin çırpınmaları kendisini ve yavrularını rahatsız etmeyecekti.

Sabah olunca anne örümcek uyandı, ortalık aydınlanmıştı. Yavruları hala uyuyordu. Ateşböceği aklına geldi. Çekmeceden dışarı süzülüp, dolabın üstüne çıktı. Aşağı baktığında gördüğü manzara karşısında gözlerine inanamadı. Ağın ortasında bir böcek, onun etrafında iki sinek, bir sivrisinek ve bir de arı. Ortadaki böcek ateşböceği olmalıydı. Sessizce duruyordu, ışık falan da saçmıyordu. İşte, bu çok iyiydi. Ondan bir zarar gelmezdi. İki sinekle bir sivrisineği yavrularına yakalattırmalıydı. Onlar da bu işin inceliklerini öğrenmeliydi. Ağın alt tarafında bir arı…ama ne arı…kocaman bir şey, üstelik iğnesi var. Durumun kötü tarafı tek kanadı ağa yapışmıştı, öteki kanadı serbestti, ayakları serbestti. Kanadını hızla çırptıkça, kurtulmak için çabaladıkça ağın zangır zangır sallanmasına neden oluyordu. Onu yakalamanın çok zor olacağını düşündü, anne örümcek. O olmasaydı olurdu ama böyle semiz bir avı kaçırmak istemezdi. Anne örümcek gidip yavrularını uyandırdı. Gördüklerini anlatıp bir plan dâhilinde yapacaklarını açıkladı. Yavrularından ikisi istekli olurken, birisi, “ Anne, bu sabah başım çok ağrıyor, ben gelmesem olmaz mı? “ dedi. Anne örümcek buna itiraz etmedi.

Anne örümcek ile iki yavrusu ağın üzerinde görünür görünmez ağa yapışıp kalmış, kurtulmak için çabalayan kanatlı küçük yaratıklar gayretlerini üç-dört katına çıkardılar. Önce anne örümcek ağ ipleriyle ateşböceğini sıkıca bağladıktan sonra götürüp çekmecenin bir köşesine bıraktı. Tekrar ağın üstüne geldi. Yavrularına, “ Sağdaki sinek senin, soldaki de senin. Haydi bakalım, marş marş ! “ diye emir verdi. İki yavru, annelerinin verdiği komutla birlikte avlarının üstüne atıldılar. Kısa süren bir boğuşmadan sonra, onları ağ ipleriyle sıkıca bağladılar. Uzun iki ön dişleri ile ısırıp zehirleyip öldürdükten sonra avlarını çekmeceye bıraktılar ve geri döndüler. Anne örümcek avcılık görevlerini kusursuz bir şekilde yerine getiren yavrularını kutladı. Hemen sonra anne örümcek sivrisineğin üstüne yürüdü. Anne örümceğin kendisine doğru hızla yaklaşmakta olduğunu gören sivrisinek, karşı koymaya çalıştıysa da başarılı olamadı. Bir dakika sonra onun cansız vücudu anne örümcek tarafından çekmeceye getirilip bırakıldı.

Anne örümcek tekrar ağın üzerine döndü. Şimdi bütün iş arıyı yakalamaya kalmıştı. Kesinlikle onun yanına fazla sokulmamalı ve iğnesinden mümkün olduğunca uzak durmalıydı. Yavrularına bir kenarda beklemelerini ve bu mücadeleye karışmamalarını söyledi. Ağır ve temkinli adımlarla arıya doğru yaklaşmaya başladı. Arı ise, örümcekleri ağın üzerinde gördüğü andan itibaren kurtulma çabalarını yavaşlatmış, kuvvetini toplamaya çalışmıştı. Postunu pahalıya satmaya kararlıydı. Tek kanadını devamlı çırpması, ayaklarının ağa yapışmasını önlüyordu. Anne örümcek aradaki mesafeyi yeterli bulunca ağzıyla arının üstüne ağ ipi fırlatmaya başladı. Arı, çevikliği sayesinde bunları kolaylıkla savuşturmayı başarıyordu. Fakat bu böyle devam edemezdi. Ağ ipleri örümcek ağı ile kendi gövdesi arasındaki boşluğu süratle dolduruyordu. Bulunduğu yerdeki taban seviyesi giderek yükseliyordu. Arı, ağ iplerini kolaylıkla savuşturmasının sebebini anladı. Hedef kendisi değildi ve örümcek bunu çok akıllıca düşünülmüş bir plan dâhilinde gerçekleştiriyordu. Baskın her zaman basanın değildi. Arı artık kurtulmanın imkânsızlaştığını düşündü. Şimdiye kadar kim bilir kaç günahsızın canını almış olan bu katil ölmeliydi.

Örümceğin son olarak fırlattığı ağ ipini ayaklarıyla yakaladı ve tüm kuvvetiyle geriye doğru çekti. Gerili durumdaki ağ ipinin diğer ucu ağzından çıkmakta olan anne örümcek ayaklarının yerden kesildiğini hissetti ve arıya çarparak sırtüstü ağın üstüne düştü. Arı aynı anda anne örümceğin üstüne atıldı ve aralarında müthiş bir ölüm-kalım mücadelesi başladı. Bu sırada arının ağa yapışmış olan kanadı koptu. Serbest kalan arı bütün kuvvetiyle anne örümceğin üzerine abanmaya ve sağlam olan kanadıyla anne örümceğin kafasını geriye doğru bastırmaya başladı. Böylelikle anne örümceğin zehirli dişlerinden korunmuş oluyordu. Arı sipsivri iğnesini çıkartarak gücü gitgide tükenmekte olan anne örümceğe doğru yaklaştırmaya başladı. Anne örümcek, çaresiz, arının iğnesini batırmasını beklerken, ölümün soğuk nefesini hissetti. Bu zor durumdan kurtulmasının olanak dışı olduğunu biliyordu. Kaderine boyun eğdi ve gözlerini kapattı.

Anne örümcek birdenbire rahatladığını fark etti. Sanki üstünden büyük bir yük kalkmıştı. Ayaklarını kıpırdattı. Ayaklarını rahatça hareket ettirebilmesi, onu çok şaşırttı. Hayret, arı artık üstünde değildi, ya o zaman neredeydi? Gözlerini açtı. Kulakları uğulduyordu. Sırtüstü yattığı yerden doğrulurken, sol tarafında gördükleri karşısında hayretler içinde kalarak bir an için aklını kaçırdığını sandı. Olamazdı, hayır olamazdı. Arı, yavrularına saldırıyordu.”Dur arı, bırak yavrularımı, onlar daha küçücükler. Olmaz, bırak, elleme onları “ diye bağırmak istedi, fakat sesi çıkmıyordu. Arının üstüne atılmak istedi. Boşuna, her şey boşunaydı. Daha ilk adımını atarken, yüzükoyun yere yığılıverdi.

Şimdi anne örümcek yattığı yerden iki yavrusuyla arının yaptıkları müthiş mücadeleyi seyretmeye başladı. Aradan biraz zaman geçince yavrularının hiç de tehlikede olmadıklarını aksine arıyı yenebileceklerini anlayınca rahatladı. İnanamıyordu, şu ikisi onun küçücük yavruları To ile Tu muydular? Şu gördüklerini başkası anlatsaydı mümkünü yok inanmazdı, beni kandırıyorsun derdi, anlatanı yalancılıkla suçlardı. To ile Tu büyümüşler, kocaman birer örümcek olmuşlar da haberim yokmuş, dedi kendi kendine. To ile Tu’nun yüzleri nasıl korkunç bir hal almıştı, gaddarca saldırıyorlardı arının üstüne. İmkanı yok arı bunların elinden kurtulamazdı, bu vahşilerin elinden. Anne örümcek arının parça parça edilişini seyrederken, içinin ürperdiğini hissetti. Acımıştı arıya. Sanki biraz önce arının canına kastetmek isteyen kendisi değilmiş gibi. Anne örümcek gözlerini kapadı, artık bakmak istemiyordu. Hiçbir şey düşünmek istemiyordu. Dipsiz bir kuyuya yuvarlanıyor gibi oluyordu. Az sonra kendinden geçti, bayılmıştı.

Anne örümcek saatler sonra kendine geldi. Yavruları başında bekliyordu. Sağını, solunu yokladı. Kırık-çıkık yoktu. Sadece karnı ağrıyordu. Acıktığını anladı. Karnını doyurduktan sonra kuvveti yerine gelmeye başladı. Birden ateşböceği aklına geldi. Etrafına bakındı, onu göremedi. Yavrularına ateşböceğinin nerede olduğunu sordu.

To: “ Aman anne, bırak şu gevezeyi. Saatlerce başımızın etini yedi. Çenesi hiç durmadı. Bazen yalvarıyor, ben bir garibanım, yoktur kimseye zararım, bırakın evime gideyim, diye; bazen de bağırıp çağırıyor, çabuk çözün beni, alırım hepinizi ayağımın altına, dağıtırım burayı, diyerek tehdit ettiği bile oluyor. Ben de kızdım, ağın arka tarafında rahatça hareket edebileceği kadar bir yer ördüm ağ ipleriyle ona. Şimdi orada sessizce oturuyor. Nasıl olsa ona ağın arkasında bir yer hazırlayacaktık, öyle değil mi anneciğim? “

Anne örümcek To’nun söyledikleri karşısında gülümsemekten kendini alamadı: “ Öyle yavrum, aynen ben de öyle düşünmüştüm. Ateşböceği geceleri ışık saçtığı için, o ışığa aldanıp gelen birçok kanatlı küçük yaratık tuzağa düşüp ağımıza yakalanacaktır. Böylelikle yemek sorunumuz halledilmiş olacak. “

Aradan iki ay geçti. Bu zaman zarfında, önce To, birkaç gün sonra Tu, annelerinden izin alarak kendi hayatlarını yaşamak üzere yuvadan ayrıldılar. Ayrı yerlerde ağlarını gerip yaşantılarına bir başlarına yön vereceklerdi. Anne örümceğin yanında kalan son yavrusunun adı Ta idi. Anne örümcek, Ta’nın diğer kardeşlerine benzemediğini ve örümcek nesliyle yakından uzaktan hiçbir bağlantısının olmadığını fark etmekte gecikmedi. Ta’nın sadece dış görünüşü örümceğe benziyordu. Oysa örümceği örümcek yapan acıma duygusunun yokluğuydu. Örümcek dediğin ağını uygun bir yere gerer, avını beklerdi. Artık ne denk gelirse bir sinek, bir böcek, bir kelebek…kısmetine düşen yiyeceğin olurdu. Ne yapsınlardı yani örümcekler hiç av yakalamayıp aç mı kalsalardı? Açlıktan kırılsalar mıydı? Ölseler miydi?

Anne örümcek çok üstelemesine karşın, Ta’ya ağa yapışıp kalmış hiçbir avı yakalatmayı başaramadı. Ne zaman Ta’yı görevlendirse Ta mutlaka bir bahane bulup yan çiziyordu. Ya ayakları ağrıyor, ya çok yorgun oluyor, ya da gözleri kararıyor, başı dönüyordu. Sonunda şöyle bir olay bardağı taşıran son damla oldu: Bir gün ağa yapışan bir sineği yakalamasını istedi, anne örümcek. Ta, yakalamasına yakalardım ama canım yakalamak istemiyor nedense, dedi. Bunun üzerine anne örümcek, Ta’yı karşısına alıp daha önce defalarca yaptığı gibi nasihat etmeye başladı:

“ Bak yavrum. Kardeşlerin aramızdan ayrılalı dört ay oldu. Onlar, istedikleri gibi hayatlarını yaşayacaklar. Seninde av yakalama işini öğrenip kendi düzenini kurma zamanın geldi. Aç yaşanmaz. Avlanıp karnını doyurmayı öğrenmelisin. Ben her zaman başında bulunamam. Sözümü dinlersen zararlı çıkmazsın. Hemen şimdi dışarı çıkıp şu sineği buraya getirmeni istiyorum. “

Ta, boynunu büktü: “ Ne yapayım, elimde değil. Doğuştan belki de bilemiyorum, içimden hiç gidip o sineği yakalayasım gelmiyor. O sineği öldüremem ben. Başkalarına zarar vermek düşüncesi anlamsız geliyor bana. Onun da canı var, yazık…Keşke bıraksaydık da uçup gitseydi. “

“ Tamam bırakalım. O zaman aç kalırız. “

“ İçeride sabahleyin yakaladıkların belki iki gün bize yeter. “

“ Sana kalsaydı onları da bırakırdın sabahleyin. Çok konuştuk, haydi dışarıya “ diyen anne örümcek, Ta’yı sürükleyerek ağın üstüne çıkardı ve sineğin yanına getirdi:

“ Sana bir dakika süre. Eğer bu süre içinde şu sineği yakalamazsan çekip gideceğim ve bir daha da beni göremeyeceksin. İşte bu kadar “ diyerek son sözünü söyledi. Ta, ne yapacağını bilmez bir halde etrafına bakınırken süre dolunca anne örümcek hızlı adımlarla yuvasını ve yuvanın bulunduğu binayı terk edip gitti. Ta, üzgün bir halde olduğu yere oturdu ve yanındaki sineğe dönerek:

“ Ya durum böyle, sinek kardeş. Benim iyiliksever, hoşgörülü, cana yakın düşüncelerim en yakınlarıma bile ters geliyor. Nedense onlar beni bir türlü olduğum gibi kabullenmek istemiyorlar. Meseleye onların açısından bakarsan yerden göğe kadar haklılar. Haklı olduklarını ispat etmek için en küçük bir çaba içine girmezler. Bu böyle olacak derler. Derler demesin de o dediklerinin yanlış olabileceğini bir an için bile olsa kabul etmek istemezler. Ben de ne zaman fikrimi söylemek isteyip konuşmak istesem lafı ağzıma tıkarlar. Konuşturmazlar bile. Sanki sadece siyah ve beyaz renkler var dünyada. Mavi, sarı, yeşil, kırmızı gibi birçok renk hiç yok. Annemin benim sözlerimi, fikirlerimi önemsemeyip çekip gideceğine, biraz anlayış gösterip meseleye daha ılımlı bir ortak çözüm bulunabilirdi diyorum “  dedikten sonra sineğin bir şeyler söylemesini bekledi. Fakat sinek, Ta sözlerini bitirince bakışlarını ondan kaçırarak göz göze gelmemeye çalıştı. Belli Ta’nın anlattıkları sineğin korkusunu hafifletmeye yetmemişti. Bu durumu fark eden Ta’nın içi sızladı, kahroldu. İki damla gözyaşı göz pınarlarından çıkıp yanaklarına doğru süzüldü. Biraz sonra Ta’nın serbest bıraktığı sinek sevinç içinde kanatlarını çırparak uçup giderken, “ Teşekkür ederim, çok teşekkür ederim “ diye bağırdı. Böylelikle, hiçbir örümcek avının kaçıp gitmesine göz yummaz, özdeyişi  geçerliğini kaybediyordu.

Ertesi sabah Ta erken saatlerde uyandı. Ortalık aydınlanmıştı. Çekmeceden dışarı çıkıp ağın üzerine gelmesiyle gerisin geriye dönüp çekmeceye girmesi bir oldu. Kaç tane olduğunu tam olarak anlayamamıştı ya, belki üç, belki dört tane av yakalanmıştı ağa. Ne yapacaktı şimdi? Bunlardan nasıl kurtulacaktı? Gidip konuşmaya kalksa, “ Kardeşler, sakın benden korkmayın. Sizleri kurtarmaya geliyorum. Az sonra hepiniz özgür olacaksınız. Benim isteğim dışında ağa yakalandınız. Üzüntüm sonsuz. Affedin beni, sizlerden özür diliyorum “ diyerek, kesinlikle dünkü sinek gibi bunlar da karşısında korkudan titreyeceklerdi. Başka bir çözüm yolu bulmalıydı ya, nasıl? Konu üzerinde fikir yürütmeye başladı:

“ Avların ağa gece karanlığında yakalandıkları belli. Neden yakalandılar ağa? Ateşböceğinin ışığına kanıp geldiler ve yakalandılar. Ateşböceği olmasaydı şu an ağın üzerinde büyük bir ihtimalle bir tane bile canlı bulunmayacaktı. O zaman benim başıma bu derdi saran ateşböceğidir. Ateşböceği bu derdimin nedeni olduğuna göre, benim bu dertten kurtulmam için, bana yardım etmek zorundadır. Ne yaparım ben şimdi: Dün annem giderken ateşböceği uyuyordu, onun için hiçbir şeyden haberi yok. Sessizce ateşböceğinin yanına giderim. Dün olanlardan başlayarak her şeyi olduğu gibi anlatırım. Sineği bıraktığım gibi, onları da bırakacağımı söylemesini isterim.

Ateşböceğinin onlarla, onların beni görmeden önce konuşması, benim onları serbest bırakırken, onların benden korkmamasını sağlayacaktır. Hem akşam olmadan ateşböceğini de serbest bırakayım. Annem her gün aşağı iner, ormandan ateşböceğinin beslenmesi için çiçektozu toplardı. Benim burada ona ihtiyacım olmadığına göre, onu boşu boşuna beslemem de gerekmez. Zaten iki aydır ağın arkasında, küçücük bir yerde, özgürlüğü kısıtlanmış vaziyette oturup duruyor. Varsın gitsin yoluna, yaşasın hayatını. “

Her şey Ta’nın düşündüğü gibi oldu. O gün akşamüstü hava kararırken ortada ne örümcek ağı vardı, ne ateşböceği vardı, ne sinek, ne sivrisinek, ne arı, ne kelebek, ne feryatlar, ne yalvarmalar, ne can almalar… hiçbiri yoktu artık. Yarın, başka bir gün olacaktı. Yarın, geçmişine ait ateşböceğinin giderken söylediği son cümleden başka bir şey hatırlamamaya kararlıydı. Ne demişti ateşböceği ona son olarak “ Sağlıcakla kal, yufka yürekli örümcek “ İşte bu çok güzeldi. Çok hoşuna gitmişti Ta’nın.



Günler günleri kovaladı. Aradan kırk gün geçti. Ta, annesinin gitmeden önce çekmeceye bırakmış olduğu yiyeceklerle on gün idare ettikten sonra tam otuz gündür hiçbir şey yemeden bekliyordu. Neyi beklediğini kendisi de bilmiyordu. Bu bekleyiş bir ümit bekleyişi değil, umutsuz bir bekleyişti. Umutsuzluğun bir bekleyişiydi. Artık hareket kabiliyetini kaybetmişti. Çekmecede öylece yatıyordu. Bakışları durgunlaşmış, düşünceleri donuklaşmış, yattığı yerde kalakalmıştı. Gittikçe daha çoğalan uyku hali, belirlenemeyen bir belirsizlik içinde geceleri, gündüzleri ve hayatı, yaşamı siliyordu. Belli ki, sonsuz uyku denen şey yanı başındaydı.

Anne örümcek, Ta’yı tek başına bırakıp yuvasını terk ettikten sonra günlerini diğer iki yavrusu To ile Tu’nun yanında geçirip geri döndü. Kim bilir Ta şimdi ne yapıyordu? Herhalde kendi düzenini kurmuş, hayata sıkı sıkıya sarılmış olmalıydı. Hayat dediğin de neydi ki: Bir örümcek için, hayatını yaşamaktan daha kolay ne olabilirdi ki? Uygun bir yere ağını gerer, avını bekler, av ağa yakalanınca avı tutar, karnını doyururdun. İşte hayat bir örümcek için bu kadar basitti. Anne örümcek evin dış duvarını tırmanıp pencere kenarına çıktı. İçeri doğru baktı. O da ne? İki dolap arasında gerili bulunan ağ şimdi yerinde yoktu. Anne örümcek sarsıldığını hissetti. Burada neler olmuştu? Peki, Ta neredeydi? Hızlı adımlarla aşağı inerek dolaplardan birine tırmanmaya başladı. Bir taraftan da “ Ta…Nerdesin! Ta bak annen geldi. Ta…Ta…” diye bağırıyordu. Anne örümcek korkunç bir telaş içinde çekmeceden içeri girdi ve Ta’yı bir köşede boylu boyunca yatarken görünce derin üzüntülerle kahroldu. Kimselere zararı dokunmayan yavrusu akıl almaz şekilde zayıflamıştı ve hiç hareket etmiyordu. Anne örümcek bir anlık duraklamadan sonra “ Ta…Ta…” diye bağırarak Ta’nın yanına koştu ve yere diz çöktükten sonra Ta’yı kucakladı:

“ Ta yavrum, bak ben geldim. Ta annen geldi. Gözlerini aç, bir şeyler söyle, yalvarırım Ta “ diye konuşurken, bir taraftan da ağlıyordu. “ Ah Ta, ben ne büyük bir hata işledim de seni tek başına bırakıp gittim. Bilemezdim böyle olacağını, bilemezdim başkalarının canını kendi canından üstün sayacağını. Böylesi duyulmuş, görülmüş değil. Sen her zaman farklıydın, fakat ben değişirsin sandım, yanıldım. Hata ettim. Suçluyum. Bunu kabul ediyorum. Yeter ki sen gözlerini aç, bir şeyler söyle. Beni affet. “

Annesinin kucağına alması, bağırarak konuşması ve ağlaması Ta’yı biraz kendine getirdi:
“ Anne..Demek geldin..Ta, işte gördüğün gibi..anne..hem biliyor musun?..Ateşböceği giderken..bana yufka yürekli örümcek dedi..Sen gittikten beri..bilmem kaç gündür..hep düşünüyorum..Doğrusu, bu değil gibime geliyor.. ateşböceği.. yufka yürekli Ta.. deseydi.. daha iyi olurdu bence..Sen ne dersin, anne? “

Ta’nın konuşması, yaşadığını belli etmesi anne örümceğin üzüntüsünü biraz hafifletti. Sakin bir sesle: “ Ne diyebilirim ki, Ta “ dedi. “ Bahsettiğin konu çok ince bir konu. Eğer herhangi biri diğerinden daha iyi fikirler ileri sürülüp savunulabilirse üstünlük elde eder. İkisine birden iyi fikirler ileri sürüldüğünü düşünsen bu durumda iki fikir de geçerli olur. Ta bana bunu sormaktaki maksadını anladım. Değişip değişmediğimi bilmek istiyorsun. Artık değiştim. Senin düşüncelerine önem verip istediğin her konuda seninle fikir tartışmasına girmeye hazırım. Neyse bırakalım şimdi bunları düşünmeyi. Öncelikle senin yemek yiyip kendini toparlaman lazım. Sana çok tatlı ve çok seveceğin yiyecekler getirdim. Bu kutuda hepsi. Bir daha birbirimizden hiç ayrılmayacağız. Söz veriyorum, Ta. “

Annesinin sözleri Ta’yı sevindirdi: “ Anne, gelmekle çok iyi ettin..Bir daha hiç ayrılmayalım..Olur mu anne?..” diyerek onun boynuna sarılırken, gelecek günleri düşünüyor ve gülümsemeye çalışıyordu.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım
Forum: Hikayeleriniz
Yorum Yorum Yok
Yazar: Serdar Yıldırım
FUTBOLCU AYKA   
Ayka küçük bir çocuktu. Çok seviyordu Ayka futbol oynamayı, top peşinde koşmayı. Ayka’nın maçını seyreden bir yabancı sekiz – on çocuk arasında Ayka’yı  fark ederdi. O, maç süresince  durmaz, devamlı koşar, forvet oynamasına karşın, gol atmak kadar gol yememenin maç kazanmaktaki önemini bilir ve defanstaki arkadaşlarına yardıma gelirdi. Ayka gerçekten iyi bir golcüydü. Rakip ceza sahası içinde yakaladığı topları gole çevirirdi. Bir maçta üç – dört gol atmak Ayka için sıradan bir olaydı. Arkadaşları arasında yaptıkları maçlarda Ayka başı önde sahadan ayrılmamıştı.  Ayka büyüdükçe aralarında yaptıkları maçları yeterli görmemeye başladı. Şehrin diğer mahallelerinde bulunan çocuklarla da maç yapmalıydı. Ancak bu şekilde futbolunu ilerletebileceğini düşünüyordu. Büyüdüğü zaman iyi bir futbolcu olmak istiyordu. Ayka'nın önerisi üstüne Çelikspor kuruldu.

Çelikspor ilk maçında takımda birlik olmaması ve oyuncuların gol atma sevdası yüzünden ilk devreyi 2 – 0 yenik kapadı. Devre arasında arkadaşları birbirini suçlarken, Ayka biraz ötede yere oturmuş, onları kızgın bir vaziyette izliyordu. İkinci devre takımın arka sırasında sahaya çıkan Ayka kararını çoktan vermişti. Kesinlikle ileri gitmeyecek, defansın en gerideki oyuncusu olarak oynayacaktı. İkinci devre Çelikspor’un yoğun baskısı altında başladı. Sağdan – soldan ataklar Çelikspor’dan geliyordu. Bu ataklar bir sonuca bağlanamıyor, gol olmuyordu. Ayka rakip takımın geliştirdiği ataklarda  iki – üç rakip oyuncuyla mücadele ediyor, takımı bir gol daha yemesin diye  gücünün sınırlarını sonuna kadar zorluyordu.
İkinci devrenin ortalarına doğru orta sahada boş bir top yakalayan Ayka sağa doğru yöneldi. Önüne çıkan iki oyuncuyu geçtikten sonra korner direği yakınlarından topu kaleye ortaladı. Topu takip eden Çelikspor kaptanı kafa vuruşuyla ilk golü attı. Çelikspor’ lu oyuncular kaptanlarını sevinçle kucakladılar. Gollük ortayı Ayka’nın yaptığının hiçbiri farkında değildi. Ayka’ya dönüp bakan yoktu. Ayka gidip kaptanı tebrik etmedi, defanstaki görevine döndü. Maçın son dakikalarında Çelikspor bir gol attı ve maç 2 -2 berabere sona erdi.

Çelikspor bir hafta sonra ikinci maçını oynamak için sahaya çıktı. Ayka listede forvet yazılmasına karşın, maç başladıktan bir – iki dakika sonra defansa döndü. Nasılsa arkadaşları bir gol atarlar ve maçtan galip ayrılırlardı. Çelikspor rakip takımdan daha atak oynuyor fakat dakikalar geçtikçe beklenen gol bir türlü gelmiyordu. İlk devre 0 – 0 sona erdi. İkinci devre Çelikspor ataklarını sıklaştırdı. Orta sahada topla buluşan Ayka topu sürmeye başladı. Üstüne gelmiyorlardı. Oyunun başından beri defansta oynadığı için dikkati çekmemişti. Ayka kaleye doğru yaklaştı. İki oyuncunun arasından sıyrıldı. Artık kaleciyle karşı karşıyaydı. Ayka sert bir şutla ilk golü attı. Golden sonra arkadaşları Ayka’yı tebrik ettiler. Daha sonra Ayka ileriye dönük oynamaya başladı. Bu, Çelikspor’a canlılık getirmişti. Sonraki dakikalarda iki gol atan Çelikspor sahadan 3 – 0 galip ayrıldı.

Ayka  sonraki maçlarda  forvette oynadı, pek çok gol attı. Geçen zamanla birlikte Ayka  büyüyor, gelişiyordu. Bir gün takım kaptanı İsmail, İnegölspor genç takımından teklif aldığını, Çelikspor’dan ayrılacağını söyledi ve arkadaşlarıyla vedalaşarak gitti. Bunun üzerine Ayka, İnegöl İdmanyurdu genç takımına giderek, bu takımda oynamak istediğini söyledi.
Ayka antrenman maçında 3 gol atınca teknik direktör, Ayka’yı takıma aldığını açıkladı ve başarılar diledi. Ayka sonraki antrenman maçlarında attığı gol adedini giderek fazlalaştırdı. Süratli ve hızlı oyunu sayesinde 4 – 5 gol attığı oluyordu. Takımda onun kadar gol atan oyuncu yoktu. Ayka zamanla teknik direktörün bu durumu görmezden geldiğini fark etmekte gecikmedi. Arada bir 2 – 3 gol atan oyuncu takdir edildiği, bravo, bugün çok iyisin, diyerek alkışlandığı halde kendisinin bir kez olsun tebrik edilmediğini gördükçe canı sıkılmaya başladı. Bu durumun nedenini düşünüyor fakat mantıksal bir açıklamasını yapamıyordu.

Birkaç ay sonraki o son antrenman maçında Ayka’nın söylediklerinde ne kadar haklı olduğu ortaya çıkacaktı. Genç takımlar arasındaki maçlar haftaya başlıyordu. Teknik direktör ideal kadroyu bugün belirleyecekti. Bazı oyuncular arkadaşlarını getirmişti. Ayka bunların çoğunu ilk kez görüyordu, daha önce antrenmana gelmemişlerdi. Teknik direktör A takımının kadrosunu okuduğunda Ayka ismi bu kadroda yoktu, A takımının yedeklerinde bile. Bu kadrodakiler devamlı olarak antrenmanlara çıkan oyunculardı. Ayka’nın  A takımında yer alması gerekirdi. Ayka, onlarla birlikte bu günler için hazırlanmış, hiçbir antrenmanı kaçırmamış, yağmur - çamur demeden antrenmanlara gelmişti. Olsun, diye düşündü, Ayka. Ben B takımında da oynar, kendimi gösteririm.

B takımının kadrosu okunduğunda Ayka  isminin geçmediğini üzülerek gördü. B takımında oynayacak oyuncuların çoğu ilk kez antrenmana geliyorlardı. Teknik direktör daha sonra B takımının yedeklerini okudu. Yedekler 5 oyuncudan oluşuyordu ve son isim olarak Ayka denmişti. Takımlar sahadaki, yedekler saha kenarındaki yerlerini aldılar ve teknik direktörün düdüğüyle maç başladı. Ayka oturup kaldığı yerde hırsından titriyordu. “ Vay vay vay.. Demek öyle ha.. Demek artık kartlarını açık oynuyorsun. Ne yaptım sana ben, ne istedin benden? İkinci devre başlarken yedeklerin hepsi oyuna girecek dedin. Ne diyeyim ikinci devre görüşürüz senle. “

Birinci devre sona erdiğinde A takımı 2 – 1 galip durumdaydı. Devre arasında teknik direktör A takımı oyuncularına: “ İyi oynuyorsunuz, fakat pek çok gol pozisyonunu cömertçe harcadınız. Takımda gol kısırlığı var. Gol atın, gol.. “ dedikten sonra, A takımındaki oyunculardan bazılarını çıkarıp yerlerine A takımının tüm yedeklerini oyuna dahil etti. B takımının 3 oyuncusu oyundan çıkarıldı, yerlerine 3 yedek oyuncu alındı. Şimdi o kadar oyuncu bolluğu arasında ikinci devre bile oyuna başlayacak yeterlilikte bulunmayan B takımının 2 yedeği kalmıştı. Biri yeni gelen birisi, diğeri de Ayka? Sözde ikinci devre başlarken yedeklerin hepsi oyuna girecekti.

Maçın bitmesine 15 dakika kalmıştı ki, B takımı 4. golü yedi. Durum 4 – 1 olmuştu. Bunun üzerine teknik direktör B takımından 2 oyuncuyu çıkardı ve son kalan 2 yedeği oyuna dahil etti. Ayka maçın bitmesine az bir süre kaldığının farkındaydı. Bu sürede tüm gücünü sarf edecek,  bir gol atıp, onu utandıracaktı. Ayka top nerede ise oraya koştu, çok çalıştı, kan ter içinde kaldı. Ayka’nın oyuna girdiği andan itibaren pas vermekte zorluk çekmeye başladıklarını fark eden A takımı oyuncuları şaşırmışlardı. İnanılır gibi değildi ama bir Ayka koca takıma yetiyordu. Ayka’nın korkunç presi altında giderek gerileyen A takımı defansa çekildi.

Maçın başından beri dağınık bir futbol sergileyen 4 – 1 yenik durumdaki B takımı, Ayka’nın oyuna girmesiyle canlanmış,  pas hatalarını değerlendirip, nadir olarak geliştirdikleri ataklarını sıklaştırmıştı.  Topu kapan B takımı oyuncusunun gözleri Ayka’yı arıyor, eğer yakında ise, Ayka’ya pasını veriyor, topla buluşan Ayka ileri atılıyordu. Maçın bitmesine 5 dakika kalmıştı ki, rakip ceza sahasına giren bir oyuncu düşürüldü. Karar penaltıydı. İşte o an geldi diye düşündü Ayka, topu aldı, penaltı noktasına dikti. Topa vurmak için gerilirken teknik direktörün biraz ilerden, hayır Ayka, sen bırak, penaltıyı Muzaffer atsın, dediğini işitti. Kulaklarına inanamadı. Acaba yanlış mı anladım diye düşünerek sesin geldiği tarafa döndü. Teknik direktör penaltı noktasına gelerek, gel Muzaffer, penaltıyı at, deyince Ayka kahroldu. Yanlış anlamamıştı ve penaltıyı Muzaffer atacaktı. Ayka’nın sinirleri iyice gerildi. Ahlaksız diye mırıldandı. Kenara çekildi. Gol olmaz da utanırsın belki diye düşündü. Dayanamıyordu artık gururuyla bu derece oynanmasına, neredeyse patlayacaktı. Biraz sonra atılan penaltı gol olunca, B takımının yaşadığı sevinç birden üzüntüye dönüştü.

Ayka patlamıştı. “ Artık senin takımında oynamam ben. Şimdi gidiyorum ve bir daha dönmeyeceğim “ diye bağırırken sırtından çıkardığı formasını yere attı. Ayka daha sonra saha dışına çıktı ve elbiselerini aldı. Peşinden gelen teknik direktör ismet rezil olmuştu. “ Dur Ayka, bari maçı tamamla “ dedi, Ayka’nın yanına gelerek. Ayka: “ Sen de maçın da yerin dibine batsın. Oynamıyorum işte “ dedikten sonra yürüdü gitti. Yolda Ayka bu olanları bir gün dünyaya duyuracağına dair kendine söz verdi.

Aradan birkaç ay geçtikten sonra Ayka ve ailesi Bursa’ya taşındı. Böylesi daha iyi olacaktı. Bursa, İnegöl’den büyüktü. Pek çok takım vardı burada. Bir takıma girerdi ve futbolunu oynardı. Bir takıma girmek kolay değildi. Ayka bu şehirde kimseyi tanımıyordu, ailesi  yardımcı olamazdı. Zaman boşa geçmemeliydi. Antrenmansız geçen her gün Ayka’yı formdan düşürebilirdi. Ayka, Bursa Atatürk Stadyumu’na giderek koşu antrenmanlarına başladı. İki ay  burada koşularını sürdüren Ayka, bir gün orada tanıştığı bir koşucuya “ Ben aslında futbol oynuyordum. Bursa’ya yeni taşındık. Formumu kaybetmeyeyim diye gelip burada koşuyorum “ deyince Cavit Önge adındaki koşucu “ Ben de Muradiyespor Kulübü’nün atletizm takımındayım. Bizim kulübün futbol şubesinde gel oyna istersen “ dedi. Ayka buna çok sevindi ve ertesi gün soluğu Muradiyespor Kulübü’nde aldı. 

Muradiyespor futbol takımıyla antrenmanlara başlayan Ayka diğer yandan koşu antrenmanlarını aksatmıyordu. 16 yaşında bir genç olmuştu ve  iyi bir futbolcu olmanın iyi bir kondisyonla mümkün olacağını biliyordu. Bir gün Ayka stadyumda şortla koşmuş, dinleniyordu. Sporcuları seyre dalan Ayka havanın soğuduğunu fark edememişti. Hafif bir yağmur çiseliyordu. Oldukça fazla dinlendiğini neden sonra anladı. Üşümüştü. Oturduğu yerden kalktı. Bir süre  koştuktan sonra elbiselerini giymek için içeri girdi. Ertesi gün dizlerinin sızladığını fark etti. Birkaç gün sonra zorlukla yürüyebildiğini. Ayakta dururken dizleri tutmuyordu. Sanki boşlukta dikiliyor gibi oluyordu ve bir adım atmaya kalksa yere düşecekti.

Böyle anlarda tutunacak bir yer arıyordu. Bir ağaç, bir duvar oraya tutunarak ayaklarını ileri, geri oynatıyor ve biraz dinlendikten sonra yürümesi mümkün oluyordu. Ayka birkaç gün sonra hastaneye giderek muayene oldu ve verilen merhemi gece yatmadan önce dizlerine sürmeye başladı. Dizliklerini takan Ayka yatağına yatıp uyuyordu. Bir hafta süren bu zor günlerden sonra dizlerindeki sızının geçmeye başladığını gören Ayka Muradiyespor futbol takımıyla antrenmanlara çıkmaya başladı. Gece kroslarında takımın ön sırasında koşuyordu. Gündüz yapılan antrenmanlarda goller atıyordu fakat alt eşofmanının içinde dizlikleri vardı ve eğer dizlikleri olmasa ne ön sırada koşabilir ne de goller atabilirdi, bunun farkındaydı.
Amatör küme maçları başlamıştı. Muradiyespor ilk maçına yeni bir teknik direktörle çıkacaktı. Takım hazırdı, kadro okunuyordu. Ayka sevindi. Santrfor oynayacaktı. O ara eski teknik direktör geldi, kulüp başkanı ve bir idareci yeni teknik direktörle bir şeyler konuştular. Ayka’nın kesik kesik de olsa duydukları şunlardı: Bak iki ayağında da dizlik var…”

Ayka’nın oynatılmadığı o ilk maçta Muradiyespor 0 – 0 berabere kaldı. Kadrodan çıkarılmış ve maçı tribünlerden izlemek zorunda bırakılmıştı. Ayka birkaç ay bu duruma tahammül ettikten sonra takımdan ayrıldı. Asla tahmin edilemeyecek kadar çok üzülüyordu. Stadyumda koşuyor ve ağırlık çalışması yapıyordu. Bu durum  bir yıl iki ay sürdü ve  Bursaspor Genç Takımı’na girdi. Bir ay süren futbol derslerinden sonra sahaya inildi ve Ayka ne yazık ki seçilemedi. Tek maçta ne oynayabilirsen oynayacaktın. Hünerini gösterip takıma girecektin.
O maçta Ayka biraz da tutuk oynamıştı, fakat seçilememesini şuna bağlıyordu:  “ Kaleciler ayrıldı, diğer oyuncular defans, orta saha, forvet diye ayrıldı. Ben forvet oynayanlar tarafına geçtim. Teknik direktör necmi güzey, sen sol açık oyna, dedi. Ben santrforum, defansta oynadım, sol açıkta oynamamıştım. Sol açık oynayanın sol ayağı  iyi olmalı. Maç boyunca soldan ataklar yaptım. Topu düşe kalka sürdüm götürdüm. Karşı takımın defansı tekme atmakta ustaydı. Sağ ayağım Türkiye haritasına dönmüştü. Kale önüne çok orta yaptım. Yanlış pas verdiğim durumlar oldu. Pas hatası yapan tek ben değildim. Ben  maçta çok iyi oynayamadım. Eğer seçilebilseydim o takıma gerçekten çok iyi olacaktı. “

Ayka daha sonra İvazpaşa adındaki amatör küme takımına girerek, bu takımla antrenmanlara başladı. Umut doluydu yüreği kar, yağmur, çamur demeden koşuyordu antrenmanlara. Onun bu iyi niyetli var olma savaşı görmezden gelinemezdi. Uludağ yolunda yapılan bir gece krosundan sonra idarecilerden biri: “ Ayka, amatör küme maçları yakında başlıyor. Evrakları getir, sana lisans çıkartalım “ deyince Ayka, “ Olur. Yarın evrakları kulübe getiririm “ dedi. Ertesi gün Ayka evrakları kulübe getirip idareciye teslim etti.

İvazpaşa takımının antrenman maçlarında Ayka eskisi gibi birbiri ardı sıra goller atmıyordu. Defans-orta saha karışımı bir futbol oynuyordu. Burada biraz şaşırmamak elde değil. Hani Ayka gol demekti? Bu büyük değişimin sebebi neydi? Bu durumun açıklamasını, aradan uzun yıllar geçmesine karşın, o günleri unutmamış olan Ayka’dan alalım: “ Sebeplerden birincisi, takımdaki pek çok oyuncu yıllardır bu takımda oynuyor. Takımın golcüsü var. Antrenman maçlarında bir-iki gol attığı oluyordu ama attığından fazlasını kaçırıyordu. İkincisi, şimdiye kadar  çok gol atmıştım da ne olmuştu? Neden attığım goller önemsenmiyordu?  Golü ikinci plana atıp takımda tutunmak, kalıcı olmak istiyordum. Oyuncu defansta oynuyordu, gol atmıyordu, fakat amatör küme maçlarında sahaya çıkıp takımdaki yerini alacaktı. “

Aradan günler, haftalar geçmiş ve amatör küme maçları başlamıştı. Maç olduğu günler Ayka takımda oynama umuduyla bir o sahaya, bir bu sahaya koştu.  Maç öncesinde takım kadrosu okunduktan sonra ortadan kayboluyordu. Sanki takımın maçını seyretse daha mı iyi olacaktı? Yenilip duruyorlardı. Belki de Ayka’nın lisansı çıkmadığı için kadroya almıyorlardı. Başkasının lisansı iki ay içinde çıkıyordu da Ayka’nın lisansı dört aydır niye çıkmıyordu? İdareci başvuruyu yapmış mıydı? Bu öğrenilemedi. Lisans çıktıysa Ayka’ya haber vermek gerekmez miydi? Haber vermesen bile alın işte Ayka’yı kadroya, çıksın sahaya oynasın futbolunu, takıma güç katsın. Koy Ayka’yı defansa defansını sağlamlaştır. Maçta gol atamıyordu takım, bari gol yemezsin, berabere kalır, bir puanı kaparsın.

Mudanya’ya maça gidilmişti. Saha çamur içindeydi. Saha kenarındaki karlar  erimemişti. Maç iptal edildi. İşte o günden sonra Ayka bu takımın ne maçına, ne antrenmanına gitti. Maçlarda oynama ümidi kalmamıştı. Yeniden bir takımda futbol oynamaya teşebbüs etmek yeni sıkıntılara, üzüntülere kucak açmak demekti. Ayka yorulmuştu, bitmişti. Bir zamanlar futbolcu olmak onun en büyük idealiydi. Genç Ayka yine güçlüydü, ideal yine vardı, fakat ideale ulaşmak için önüne çıkarılan engeller tükenmek bilmiyordu. Her defasında bir sonraki engeli aşmak çok daha zor oluyordu. Çaresizlik sonsuz düş kırıklıklarına yol açıyordu. Zamanla düş yabancılaşıyordu. Sen hem kendi kendine yabancılaştın, hem de düşün sana yabancılaştı, bu tarafta, ideal istesen de istemesen de sana yabancılaşır.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım
Forum: Hikayeleriniz
Yorum Yorum Yok
Yazar: donanma44
Eskişehir’de Anahtar Parti’den Cemevlerine resmi statü talebi

Anahtar Parti İl Başkanı Çağlar Ölce, “Alevi toplumunun yıllardır görmezden gelinen hakları artık daha fazla ertelenmemelidir. Cemevleri, bu ülkenin dini zenginliğinin parçasıdır. Bu ülkede eşit yurttaşlıktan bahsediyorsak, inanç temelli ayrımcılığa da son vermek zorundayız” dedi.

Anahtar Parti İl Başkanı Çağlar Ölce, Hacı Bektaşi Veli Kültür Merkezi önünde yaptığı açıklamada, cemevlerinin resmen ibadethane statüsüne kavuşması gerektiğini belirterek, Alevi toplumunun yıllardır görmezden gelinen haklarının artık ertelenmemesi gerektiğini vurguladı. Anahtar Parti İl Başkanı Ölce, cemevlerinin bu ülkenin milyonlarca vatandaşının ibadethanesi olduğunu kaydederek, “Alevi toplumunun yıllardır görmezden gelinen hakları artık daha fazla ertelenmemelidir.

Cemevleri, bu ülkenin milyonlarca vatandaşının ibadethanesidir. Buna rağmen cemevleri hâlen Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı. Bu kabul edilemez. Cemevleri, Cumhurbaşkanlığı’na yani Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlanmalı ve resmi olarak ibadethane statüsüne kavuşmalıdır. 

Camiler için geçerli olan bütün haklar, aynı şekilde cemevleri için de uygulanmalıdır. Vergi, imar ve mülk hakları güvence altına alınmalı, hiçbir ayrım gözetilmemelidir. Bu ülkede eşit yurttaşlıktan bahsediyorsak, inanç temelli ayrımcılığa da son vermek zorundayız. Alevi dedeleri de tıpkı cami imamları gibi devlet güvencesiyle görev yapmalı, eğitimleri, denetimleri ve ücretlendirmeleri devlet eliyle sağlanmalıdır.

Bu, yalnızca bir hak meselesi değil, aynı zamanda eşit yurttaşlık ilkesinin gereğidir” diye konuştu.

HAKLAR GÜVENCE ALTINA ALINSIN
“Okullarda okutulan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinde Alevilik ve Bektaşilik de öğretilmelidir" diyen Ölce, "Bu toplumun çocukları, kendi inançlarını öğrenme hakkına sahiptir. Aynı zamanda, her yurttaşın inanç ve kimlik bakımından eşit muamele görmesi anayasal güvence altına alınmalıdır. 


Alevilik ve Bektaşilik hakkında nefret söyleminde bulunanlar, tıpkı başka inançlara karşı nefret söyleminde bulunanlar gibi yargılanmalıdır.Cemevleri, bu ülkenin dini zenginliğinin parçasıdır. Devlet, camilere nasıl bütçe desteği, yatırım ve teknik imkan sağlıyorsa, aynı şekilde cemevlerine de sağlamalıdır.Alevi gelenekleri korunmalı, bu toprakların kültürel mirası olarak sahiplenilmelidir” dedi.

KAYNAK: https://www.anadolugazetesi.com/eskisehi...77239.html
Forum: Alevi Haber
Yorum Yorum Yok
Yazar: Serdar Yıldırım
O CESUR YÜREKTE YÜZLERCE ASLAN YATAR
Anadolu dört bir yandan kuşatılmıştı
Ordular dağıtılmıştı, silahlar toplanmıştı
Halk, çaresizdi, mal, can emniyeti yoktu
Her yer karanlıktı, göz gözü görmüyordu
Anadolu düşman çizmesi altında eziliyordu.
* * * *
Ruslar, 1914 yılında Anadolu'ya girdi ve Erzurum'u kuşattı
Başarılı olamadı Enver Paşa
Ruslar, Erzurum, Muş, Bitlis ve Erzincan'ı ele geçirdi
Yenilmezdi 200 bin kişilik Rus Ordusu
Mustafa Kemal dediler, az bir kuvvetle Rusları durdurdu, dediler
Mustafa Kemal adı kısa zamanda Anadolu'ya yayıldı
Dillerde, gönüllerde Mustafa Kemal vardı
O, karanlıkta bir ışıktı ve Anadolu ışığa koştu
Dünya durdukça sönmeyecek bir ışığa, Mustafa Kemal'e koştu
* * * *
Başka milletlerden insanlar vardı Anadolu'da Türk olmayan
Ne Mustafa Kemal'i, kim bu Mustafa Kemal dediler
Türk Halkı dedi: Sıra dışı bir komutan, mert, yiğit
O cesur yürekte yüzlerce aslan yatar.
* * * *
Türk olmayanlar, Mustafa Kemal'i sevmeyenler, dedi.
Bizim komutan Trikopis, İzmir'e geliyor
Tilkiden kurnaz, kaplandan kavgacıdır.
Mustafa Kemal'i Anadolu'dan söker, atar.
* * * *
Türk Halkı dedi: Yunan komutan Trikopis gelsin ve ne olacağını görsün
Türk, teslim olmaz, köle olmaz, boyun eğmez, bunu bilsin
Türk'e boyun eğdirmek isterken,
Kendisi boyun eğmesin.
* * * *
Dünya tarihi boyunca pek çok millet
Boyun eğdirmek istemiştir Türk Milleti'ne
Böyle bir şey mümkün olmayınca
Sessiz kalmıştır dilini dibine çekip
Baskı altındaki milletler, Mustafa Kemal Atatürk'ü
Örnek alarak bağımsızlıklarını kazanmıştır.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım


----------------------------------------------------


KAHRAMAN MUSTAFA KEMAL
Karşıdan bir atlı geliyor
Bana selam veriyor
Nereye gidiyorsunuz, diyorum
Çanakkale'ye diyor.
* * * *
Yolunuz açık olsun
Şansınız bol olsun
Bileğiniz bükülmesin
Sırtınız yere gelmesin.
* * * *
" Yolum açıktır, çocuk
Şansımı kendim yaratırım
Bileğimi bükecek çıkmadı
Sırtımı yere getirecek doğmadı. "
* * * *
Kahraman bir savaşçısınız
Göğsünüz madalya dolu
Bu genç yaşta bu kadar madalya
Görülmemiştir dünya tarihinde.
* * * *
" Yurduma saldıran düşmanlara karşı koydum
Onlarla savaştım ve galip geldim
Sence bu kadarı yeterli değil mi?
Biz savaş oyununa daha yeni başladık. "
* * * *
Belli ki Çanakkale yeterli gelmeyecek
Anladım Anadolu düşmanla dolacak
Türk'ün özgürlük savaşı başlayacak
Mustafa Kemal dikecek Türk Bayrağı'nı göndere.
* * * *
" Dur bakalım, aslanım, soluklan biraz
Derin bir nefes al, kendine gel
Az önce Türk Bayrağı dedin, Mustafa Kemal dedin
Ben adımı söylemedim, beni nasıl tanıdın? "
* * * *
Ey gelmiş geçmiş en büyük kahraman
Savaş meydanlarının yenilmez armadası
Ben gelecekten geliyorum, seni nasıl tanımam
8-8-2021 tarihinden sana nasıl ulaşamam?
* * * *
Ben her gün haykırıyorum Cumhuriyet diyorum
Sizin kurduğunuz Türkiye Cumhuriyeti yıkılmaz diyorum
Bunun için beynimi paramparça ediyorum
Bir ışık arıyorum tarihin dipsiz karanlığında.
* * * *
Nice savaşlardan sonra, Türkiye Cumhuriyeti'ni kuracaksınız
Tarihe isminizi altın harflerle yazdıracaksınız
Örnek olacaksınız baskı altındaki milletlere
Mustafa Kemal başardı, biz de başarırız dedirteceksiniz.
* * * *
" Demek ki daha yolun başındayım
Dünyaya örnek olmalıyım vatanımı savunarak
Yenilmemeliyim, yenmeyi öğrenmeliyim
Dünya durdukça ezilen halklara örnek olmalıyım. "
* * * *
" Benim adım Mustafa Kemal
Cumhuriyet düşmanlarının yenilmez savaşçısıyım
İçinde demokrasinin bol olduğu
Türkiye Cumhuriyeti'ni kurmaya kararlıyım. "
* * * *
" Her dört yılda bir seçim olmalı
Halk, beğenmediği yöneticiyi değiştirebilmeli
İktidarda olan yönetici oyları değiştirmemeli
Beğenilmiyor ise, gitmeyi bilmeli. "
* * * *
" Türkiye Cumhuriyeti'ni genç beyinler yönetmeli
Bu genç beyinler aydınlığa yönelmeli
Çağlar ötesinden değil, gelecekten beslenmeli
Karanlığı reddetmeli, geleceğe ışık yakmalı. "
* * * *
Ey büyük güç, ey büyük kudret
İlkelerinin yılmaz takipçisiyim
Bu ilkeleri insanlara ulaştırmada
Işık hızındayım çünkü bunda kararlıyım.
* * * *
Mustafa Kemal atına bindi
Bana el salladı
Sonra görüşürüz, dedi.
Çanakkale'ye doğru hızla uzaklaştı.

SON


---------------------------------------------------


MUSTAFA KEMAL ÇANAKKALE'DE
Mustafa Kemal, Çanakkale'ye geldiği zaman
Sağda, solda patlıyordu bombalar
İngiliz gemileri
Dakikada 60 bomba atan toplarıyla
Nefes aldırmıyordu siperlere.
* * * *
O anda bir aslan kükremesi duyuldu
Bu ülke sahipsiz değil diyordu
Bizden sonrası karanlık diyordu
Hücum diyordu, korkmayalım diyordu.
* * * *
Anzaklar, sabaha karşı
Çıkartma yapıyordu Çanakkale'ye
Sabahın 4 buçuğunda
Onları orada bekleyenler vardı
Sağ elinde şimşek, sol elinde yıldırım
Sağ elinde kılıç, sol elinde tabanca
Sağ elinde Anadolu, sol elinde Trakya
Mustafa Kemal ve Türk Askeri
Aç, tasır, savaştılar, yenilmediler
Yendiler, zafer kazandılar.
* * * *
Karanlık varsa aydınlığa koşacaksın
Aydınlıktaysan karanlıktan korkmayacaksın
Kötüden, zalimden kaçmayacaksın
Savaşacaksın özgürlüğün için.
* * * *
Sessiz durursan, yerinde oturursan
Zalimin zulmüne dur demezsen
Beynindeki prangaları söküp atmazsan
Sana acımaz gelecek yıllar.
* * * *
Haydi, benim de, ben liderim de
Lider olmak için, çaba sarf et
En önde sen ol, en önde sen koş
Peşinden geldiğini göreceksin Türk Halkı'nın.

SON


--------------------------------------------------


ATATÜRK VE DÜNYA TARİHİ
Dünya tarihini
İsterdim yeniden yazmak
Kalem elimde, kağıt önümde
Hiç bir tehdide bağlı kalmadan
Özgün düşünme yeteneğimi kullanarak
Kurgulamak isterdim dünyadaki yaşamı.
* * * *
Vatan savunması hariç
Komşu ülkelere saldıran
Kralları, şahları, padişahları
Devre dışı bırakarak
Dünya tarihini
Atatürk ile aydınlatmak isterdim.
* * * *
Atatürk vatanını savundu
Düşmanlara karşı koydu
Yurduna saldıran düşmanlara
Biz bu sınırlar içinde
Özgür ve bağımsız yaşamaktan başka
Bir şey istemiyoruz, dedi.
* * * *
Düşmanlar, bunu kabul etmedi
Baskısını artırdı
Anadolu'ya saldırdı dört bir yandan
Atatürk, Türk Halkı'yla tek vücut oldu
Savaştı ve galip geldi
Temizledi Anadolu'yu düşmanlardan
Yepyeni bir devlet kurdu.
Adı: Türkiye Cumhuriyeti.
* * * *
Türkiye Cumhuriyeti
Sınırları içinde yaşayan herkes
Atatürk'ü sever ve devrimlerine sahip çıkar
Sadece gerçeklere inanır
Kabul eder Atatürk gerçeğini
Bir ışık yakar beyninde
O ışığın önderliğinde
Aydınlatır kültür yolunu
Yeni nesil insanlara yaşam sunar.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım
Yorum Yorum Yok
Yazar: donanma44
Günümüz iş dünyasında rekabetin arttığı, nitelikli iş gücünün öneminin her geçen gün daha da anlaşıldığı bir dönemdeyiz. Bir mesleği icra etmek artık sadece bilgi ve deneyimle sınırlı değil; bu bilgi ve deneyimi resmi olarak kanıtlayabilmek de büyük bir değer taşıyor. İşte tam bu noktada MYK belgesi devreye giriyor ve bireylerin mesleki yeterliliklerini ulusal ve uluslararası düzeyde kabul gören standartlarla belgelemesini sağlıyor. Mesleki Yeterlilik Kurumu (MYK) tarafından akredite edilmiş bir belgeye sahip olmak, sadece yasal bir gereklilik değil, aynı zamanda kişisel ve profesyonel gelişiminiz için atılan sağlam bir adımdır. Artun Belgelendirme olarak, bu kritik süreçte sizlere rehberlik etmekten ve mesleki yeterliliğinizi en doğru şekilde belgelendirmenize yardımcı olmaktan gurur duyuyoruz.

MYK Belgesi Nedir? Bilgi ve Beceriye Yapılan Değerli Bir Yatırım

Peki, sıkça duyduğumuz MYK belgesi nedir? Basitçe ifade etmek gerekirse, MYK belgesi, bireyin belirli bir meslek alanındaki bilgi, beceri ve yetkinliklerini Ulusal Yeterlilik Sistemi çerçevesinde kanıtlayan resmi bir belgedir. Bu belge, Mesleki Yeterlilik Kurumu'nun belirlediği Ulusal Meslek Standartları ve Ulusal Yeterlilikler doğrultusunda, yetkilendirilmiş belgelendirme kuruluşları (örneğin Artun Belgelendirme) tarafından yapılan teorik ve uygulamalı sınavlar sonucunda başarılı olan kişilere verilir.
Bu belge, iş piyasasında size benzersiz avantajlar sunar:
  • Güvenilirlik ve İtibar: İşverenler, belgeli çalışanların işlerini daha titiz ve standartlara uygun yaptığını bilirler. Bu da sizin profesyonel imajınızı güçlendirir.
  • Kariyer Gelişimi: Belge, kariyer basamaklarını tırmanmanızda önemli bir rol oynar, daha iyi pozisyonlara ve daha yüksek kazançlara ulaşmanızı kolaylaştırır.
  • İş Güvenliği: Özellikle tehlikeli ve çok tehlikeli sınıftaki mesleklerde, belgeniz iş güvenliği kurallarına hakim olduğunuzu gösterir ve iş kazalarını minimize etmeye yardımcı olur.
  • Uluslararası Tanınırlık: MYK belgeleri, Avrupa Yeterlilik Çerçevesi (EQF) ile uyumlu olduğu için uluslararası alanda da tanınma potansiyeli taşır, yurt dışı kariyer fırsatlarının kapılarını aralar.

MYK Belgesi Nasıl Alınır? Adım Adım Güvenli Belgelendirme Süreci

MYK belgesi nasıl alınır sorusu, bu değerli belgeye sahip olmak isteyen herkesin aklındaki ilk sorudur. Süreç, doğru adımları takip ettiğinizde oldukça anlaşılır ve kolaydır. Artun Belgelendirme olarak, bu süreci sizin için şeffaf, hızlı ve sorunsuz hale getiriyoruz.
  1. Doğru Meslek ve Ulusal Yeterliliği Belirleyin: İlk olarak, hangi meslekte belgelendirme almak istediğinizi ve bu mesleğe ait MYK tarafından yayımlanmış Ulusal Yeterliliği tespit etmelisiniz. MYK'nın web sitesinde yüzlerce meslek için yeterlilik bulunmaktadır.
  2. MYK Tarafından Yetkilendirilmiş Bir Kuruluş Seçin: Belgelendirme sürecini yürütecek, MYK tarafından yetkilendirilmiş ve ilgili meslekte sınav yapmaya akredite bir belgelendirme kuruluşu bulmalısınız. İşte bu noktada Artun Belgelendirme, güvenilirliği, uzman kadrosu ve geniş kapsamlı hizmet ağıyla ideal bir seçenektir.
  3. Başvuru ve Bilgilendirme: Seçtiğiniz yetkili kuruluşa (örneğin Artun Belgelendirme) başvurunuzu yapın. Bu aşamada, nüfus cüzdanı fotokopisi, başvuru formu gibi standart belgeler istenir. Artun Belgelendirme uzmanları, size süreç, gerekli evraklar ve sınav detayları hakkında kapsamlı bilgi sunar.
  4. Sınav ve Değerlendirme: Başvurunuzun ardından, ilgili Ulusal Yeterlilikte belirtilen kriterlere göre teorik ve uygulamalı sınavlara tabi tutulursunuz. Teorik sınavda mesleki bilginiz, uygulamalı sınavda ise pratik becerileriniz ve iş yapış şekliniz değerlendirilir. Artun Belgelendirme, sınavları objektif, adil ve ulusal standartlara uygun bir şekilde gerçekleştirir.
  5. Belgenin Verilmesi: Sınavlardan başarıyla geçen adaylar, MYK belgesini almaya hak kazanır. Belgeniz, MYK tarafından onaylandıktan sonra Artun Belgelendirme aracılığıyla size teslim edilir.
Bu süreçte Artun Belgelendirme, adaylara her adımda destek sunar. Sınavlara hazırlık, başvuru süreçlerinin yönetimi ve sonuç takibi konularında profesyonel bir rehberlik sağlıyoruz.

MYK Belgesi Veren Firmalar: Artun Belgelendirme Farkı

MYK Belgesi Veren Firmalar arasında doğru seçimi yapmak, sürecin en önemli aşamalarından biridir. Yetkisiz veya güvenilir olmayan firmalarla çalışmak, hem zaman hem de maddi kayıplara yol açabilir. Artun Belgelendirme, bu alanda uzun yıllara dayanan deneyimi, MYK tarafından tam akreditasyonu ve sektördeki saygın konumu ile öne çıkmaktadır.
Artun Belgelendirme'yi Neden Tercih Etmelisiniz?
  • Yetkinlik ve Güvenilirlik: MYK tarafından tüm meslek standartlarında yetkilendirilmiş, uluslararası ISO 17024 standardına uygun, bağımsız ve tarafsız bir kuruluştur.
  • Uzman Kadro: Sınavlar, ilgili meslekte derin bilgi ve deneyime sahip, MYK tarafından yetkilendirilmiş uzman sınav görevlileri tarafından yapılır.
  • Modern Sınav Ortamları: Teorik ve uygulamalı sınavlar, gerçekçi ve güvenli çalışma koşullarına uygun, modern ekipmanlarla donatılmış ortamlarda gerçekleştirilir.
  • Müşteri Odaklı Yaklaşım: Adayların tüm sorularına hızlı ve doğru yanıtlar sunar, süreç boyunca kesintisiz iletişim ve destek sağlar.
  • Geniş Hizmet Kapsamı: İnşaat, metal, elektrik, otomotiv, güzellik ve daha birçok sektörde yüzlerce meslek için MYK belgesi hizmeti sunarız.
  • Şeffaf Süreçler: Belgelendirme süreçlerimiz tamamen şeffaf olup, adaylar her aşamada bilgilendirilir.

MYK Belgesi Fiyatı Ne Kadar? Devlet Teşvikleri ile Maliyet Avantajı

MYK Belgesifiyatı ne kadar sorusu, adayların zihnini kurcalayan önemli bir diğer konudur. Belge fiyatları, belgelendirme yapılacak mesleğin türüne, Ulusal Yeterliliğin içeriğine, sınavın teorik ve uygulamalı aşamalarının gerektirdiği malzeme, ekipman ve insan kaynağına göre değişkenlik gösterir. Ancak burada önemli bir avantaj bulunmaktadır: Devlet Teşvikleri!
MYK, mesleki yeterliliği artırmak ve kayıtlı istihdamı teşvik etmek amacıyla belirli mesleklerde sınav ve belgelendirme ücretlerinin tamamını veya bir kısmını karşılayan devlet teşvikleri sunmaktadır. Bu teşvikler sayesinde adaylar, belge maliyetlerini önemli ölçüde düşürebilir veya tamamen ortadan kaldırabilir.
Artun Belgelendirme, devlet teşvikleri konusunda adaylara güncel ve doğru bilgi sunarak, bu avantajlardan en iyi şekilde yararlanmalarını sağlar. Şeffaf fiyatlandırma politikamız sayesinde, başvuru öncesinde tüm maliyetler ve olası teşvikler hakkında detaylı bilgi alabilirsiniz.

Öne Çıkan Mesleklerde MYK Belgesi: Kaynakçıdan Elektrikçiye

Bazı meslekler, taşıdıkları riskler veya yasal düzenlemeler nedeniyle MYK belgesi bulundurma zorunluluğu taşır. Bu meslekler arasında özellikle myk kaynakçı belgesi ve elektrik myk belgesi büyük önem taşır.

MYK Kaynakçı Belgesi: Ustalığınızı Tescilleyin

Metal sektörünün temel taşlarından olan kaynakçılık, yüksek bilgi, beceri ve dikkat gerektiren bir meslektir. MYK kaynakçı belgesi, bir kaynakçının belirli kaynak yöntemleri (TIG, MIG/MAG, Elektrod vb.) ve malzemeler üzerinde yetkin olduğunu kanıtlar. Bu belge, sadece iş güvenliği açısından değil, aynı zamanda yapılan işin kalitesi ve dayanıklılığı açısından da hayati öneme sahiptir. Artun Belgelendirme, farklı kaynak yöntemleri ve seviyelerinde kaynakçı belgesi sınavlarını uluslararası standartlarda gerçekleştirir.

Elektrik MYK Belgesi: Güvenli ve Yetkin Elektrik Uygulamaları

Elektrikle ilgili meslekler, doğru yapılmadığında ciddi tehlikeler barındırır. Bu nedenle elektrik tesisatçısı, elektrikçi gibi alanlarda çalışanların elektrik MYK belgesine sahip olması hem yasal bir zorunluluk hem de hayati bir gerekliliktir. Elektrik MYK belgesi, elektrik sistemlerinin güvenli bir şekilde kurulması, bakımı ve onarımı konusunda kişinin yetkinliğini tesciller. Artun Belgelendirme, elektrik sektöründeki profesyonellerin bu kritik belgeye ulaşmaları için güvenilir ve standartlara uygun sınav hizmetleri sunar.

MYK Belgesi Sorgulama: Güvenilirliğinizi Teyit Edin

Aldığınız MYK belgesinin geçerliliğini ve içeriğini teyit etmek, hem belge sahipleri hem de işverenler için kritik bir adımdır. MYK belgesi sorgulama işlemi, MYK'nın resmi web sitesi üzerinden kolaylıkla yapılabilir. Belgenizin üzerinde yer alan kimlik bilgileri ve belge numarası gibi detaylarla sorgulama yaparak, belgenin güncel durumunu, geçerlilik tarihini ve hangi yeterlilikte verildiğini anında görüntüleyebilirsiniz.

Artun Belgelendirme aracılığıyla alınan tüm belgeler, MYK'nın merkezi veri tabanında kayıtlıdır ve kolayca sorgulanabilir. Bu durum, belgenizin sahteciliğe karşı güvende olduğunu ve ulusal düzeyde tanındığını gösterir.

Sonuç olarak, MYK belgesine sahip olmak, sadece bir kağıt parçasına sahip olmak değil, aynı zamanda mesleki kimliğinizi güçlendirmek, kariyerinizi sağlam temeller üzerine inşa etmek ve geleceğe güvenle bakmak demektir. Artun Belgelendirme olarak, bu değerli yolculukta sizlere en iyi hizmeti sunmaktan, mesleki yeterliliğinizi en doğru ve güvenilir şekilde belgelendirmenize yardımcı olmaktan mutluluk duyarız. Birlikte, nitelikli iş gücünün ve başarılı kariyerlerin inşasına katkı sağlıyoruz.
Yorum Yorum Yok
Yazar: donanma44
İthal Otomobillere Yeni Vergi Düzenlemesi

Türkiye'de ithalata ek vergiler: Hangi ülkeler ve ürünler etkileniyor?

[b][b]Ticaret Bakanlığı otomobil ihracatı ve ABD menşeli ürünlerle ilgili yeni ticaret düzenlemelerini duyurdu.[/b][/b]

Türkiye, 2018'den bu yana bazı ABD menşeli ürünlere uyguladığı ek gümrük vergilerini kaldırdı.
Konuya dair Cumhurbaşkanlığı Kararı 22 Eylül'de Resmi Gazete'de yayımlandı.

Kararda, 1 Haziran 2018 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan ABD menşeli bazı ürünlerin ithalatında "ek mali yükümlülük" uygulanmasının kaldırıldığı ifade edildi.

Konuya dair Ticaret Bakanlığı'ndan da yazılı açıklama geldi.Açıklamada ABD'nin 2018'de çelik ve alüminyum ithalatında ek vergiler koyduğu ve Türkiye'nin buna karşı bazı ürünlere "ek mali yükümlülük" uygulamaya başladığı hatırlatıldı.

[b]ABD'den ithal edilen otomobillere yönelik ek vergi kaldırıldı[/b]
Türkiye Haziran 2018'den itibaren aralarında otomobil, içecek, tütün, kozmetik ve bazı gıda ürünlerinin de bulunduğu çok sayıda ABD menşeli ürüne ek mali yükümlülük getirmişti.
Bu düzenleme kapsamında alkollü içeceklere yüzde 70; binek otomobiller dahil motorlu taşıtlara ek yüzde 60 vergi uygulanıyordu.

Yaprak tütün ve tütün ürünleri ile makyaj ve bakım ürünleri de yüzde 30 ek vergiye tabiiydi.
Pirinç ve PVC ithalatından da yüzde 25 ek vergi alınıyordu.

[b]İthal otomobillerde yeni ek vergiler[/b]
Ticaret Bakanlığı'nın yeni duyurduğu bir diğer ithalat düzenlemesi binek otomobilleri ilgilendiriyor.
Bakanlık 22 Eylül'de Türkiye'nin, Avrupa Birliği ve Serbest Ticaret Anlaşması bulunan ülkeler dışındaki ülkelerden yapacağı binek otomobil ithalatında yeni ek vergiler uygulanacağını duyurdu.
Buna göre ek vergi miktarları ve uygulanacak otomobiller şunlar:
  • Konvansiyonel ve hibrit (plug-in hariç) otomobiller için yüzde 25 veya veya araç başına en az 6 bin dolar,
  • Plug-in (haricen şarj edilebilir) otomobiller için yüzde 30 veya en az araç başına 7 bin dolar
  • Elektrikli otomobiller için yüzde 30 veya en az 8 bin 500 dolar

Yüzde veya fiyattan hangisi daha yüksekse ek vergi maliyetinde o baz alınacak.
Bu durum Türkiye'de önemli bir pazar payı olan özellikle Çin ve Japonya'dan ithal edilen otomobilleri etkileyecek.

Türkiye'de Honda, Toyota, Subaru ve Nissan gibi Japon markalar yoğun ilgi görüyor.
Ticaret Bakanlığı ek vergi kararının artan ithalat baskısı karşısında, yerli üretimin pazardaki payını ve sektörün istihdamını korumak amacıyla alındığını belirtti.

Ticaret Bakanlığı, bazı ek vergilerin kaldırılmasının ABD ile yürütülen müzakereler ve Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) bünyesinde yapılan istişareler neticesinde gerçekleştiğini duyurdu.
Açıklamada, Türkiye ile ABD arasındaki 100 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefi doğrultusunda çalışmaya ve yeni iş birliği alanlarının geliştirilmesi konusunda politika üretilmeye devam edileceği belirtildi.
ABD'ye yönelik vergilerin kaldırılması, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 80'inci Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu için New York'a gitmesinin ardından geldi.

Erdoğan'ın ayrıca ABD Başkanı Donald Trump ile 25 Eylül'de Beyaz Saray'da görüşeceği duyuruldu.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel görüşme için pazarlık yapıldığını iddia etmişti. Erdoğan ise bu iddiayı reddetti.

https://www.bbc.com/turkce/articles/c33rpnm3k3zo
Yorum Yorum Yok
Yazar: donanma44
Merhemet duyğusu sende yoxdursa
Tutduğun orucun ne menası var?
Süfrende yoxsula yerin yoxdursa
Bir ay ac qalmağın ne menası var?


Terezin çekide eyri çekirse
Dilin zeher kimi qelb incidirse
Elin rüşvet alıb-rüşvet verirse
Qıldığın namazın ne menası var?
Yalandan and içib alver edenler
Arvaddan xebersiz eyri gedenler
Haqsızdan pul alıb haqlı edenler
O Hecc’e getmeyin ne manası var?
Haram pullarıyla villa tikenler
Yetimin haqqını bölüb yeyenler
Şer atıb birini bedbext edenler
Ölende Yasin’in ne menası var ?
Namaz da oruc da asandı qardaş
Vicdanlı olmaqsa çetindi qardaş
Esil insan olmaq lazımdı qardaş
Emelsiz Quran’ın ne menası var?
***
NE MANASI VAR / Türkiye Türkçesi
Merhamet duygusu sende yoksa
Tuttuğun orucun ne manası var?
Sofranda yoksula yerin yoksa
Bir ay aç kalmanın ne manası var?
Terazin tartıda ayrı çekerse,
Dilin zehir gibi, kalp incitirse,
Elin rüşvet alıp rüşvet verirse
Kıldığın namazın ne manası var?
Yalandan ant içip alışveriş edenler,
Avrattan habersiz eğri gidenler,
Haksızdan pul alıp haklı edenler,
O Hacc’a gitmenin ne manası var?
Haram pullarıyla villa dikenler,
Yetimin hakkını bölüp yiyenler,
Şer atıp birini bedbaht edenler,
Ölünce Yasin’in ne manası var?
Namaz da oruç da kolaydı gardaş,

Vicdanlı olmaksa çetindi gardaş,
Asıl, insan olmak lazımdı gardaş,
Amelsiz Kuran’ın ne manası var?


Kaynak:  Behruz Maksim -NE MANASI VAR

Ne manası var şiiri kime ait?
Azeri Türkçesiyle yazılmış, Eyvaz Kurbanov'a ait muhteşem bir şiir.

Bahtiyar Vahapzade'nin ne manası var?
Sıcaklı, soğuklu dünyaya bir gün. Azerice adı bextiyar vahabzade'dir.

Oruç tutmanın ne manası var?
Burada anlatılmak istenen Oruç tutmanın gerçek manası değil! İnsanı insan yapan ulvi değerler bir kişide bulunmadıktan sonra Oruç tutmuş, hacca gitmiş, namaz kılmış ne mânâsı var! Çünkü bu güzel ibadetler insanı insanlık değerlerine erişmesine aracı olan ibadetlerdir. 

Hacı Bektaş Veli pirimizin buyurduğu gibi "eline diline ve beline sahip ol"

Hararet nardadır, sacda değildir
Keramet baştadır, tacda değildir
Her ne arar isen kendinde ara
Kudüs’te, Mekke’de, Hac’da değildir
Forum: Şiirler
Yorum Yorum Yok
Yazar: donanma44
Kadıköy’de Kiralık Depo: Profesyonel Çözümlerle Eşyalarınızı Güvende Tutun

Kadıköy’de Depo Kiralama Neden İhtiyaç Haline Geldi?

İstanbul’un en yoğun ilçelerinden biri olan Kadıköy, hem yaşam alanlarının daralması hem de ticaretin hızla büyümesi nedeniyle kiralık depo ihtiyacının en yüksek olduğu bölgelerden biridir.
  • Ev taşırken fazla eşyaları güvenli bir alanda muhafaza etmek
  • Mevsimlik ürün, kıyafet veya spor ekipmanlarını düzenlemek
  • E-ticaret yapan işletmelerin stoklarını yönetmesi
  • Ofislerde kullanılmayan dosya, arşiv ve mobilyaları saklamak
gibi pek çok senaryoda kiralık depo, hem bireyler hem de işletmeler için en pratik çözüm haline gelmiştir.

Kadıköy’de Depo Kiralarken Nelere Dikkat Edilmeli?
Bir kiralık depo uzmanı olarak en çok karşılaştığım sorular, “Depom güvenli olacak mı?” ve “Fiyatlar neye göre değişiyor?” oluyor. İşte dikkat edilmesi gereken ana başlıklar:
  1. Güvenlik
    • 7/24 kamera sistemi
    • Kartlı geçiş veya özel anahtar erişimi
    • Yangın alarmı ve sigorta seçenekleri
  2. Ulaşım Kolaylığı
    Kadıköy’de özellikle E-5, Söğütlüçeşme, Kozyatağı ve Fikirtepe bölgelerindeki depolar, hem toplu taşıma hem de araçla erişim açısından avantaj sağlar.
  3. Depo Tipi ve Boyut Seçimi
    • Mini depolar (1–5 m²) → kişisel kullanım için
    • Orta ölçekli depolar (5–20 m²) → ev eşyası veya küçük işletmeler için
    • Büyük depolar (20 m² ve üzeri) → ticari stok ve arşiv için
  4. Esnek Kira Süreleri
    • Günlük, aylık veya yıllık kiralama opsiyonları
    • İhtiyaç oldukça büyütüp küçültebilme imkânı

Kadıköy Kiralık Depo Fiyatları
Kadıköy’de depo fiyatları;
  • Konum,
  • Depo büyüklüğü,
  • Sağlanan güvenlik hizmetleri,
  • Kira süresine
göre değişiklik göstermektedir. Ortalama olarak 1 m²’den başlayan mini depolar için aylık 1.000 – 1.500 TL, orta ve büyük ölçekli depolarda ise 2.500 TL’den başlayan fiyatlar görülmektedir.

Kimler İçin Uygun?
  • Öğrenciler ve taşınma sürecinde olanlar → geçici eşya depolama
  • E-ticaret işletmeleri → stok ve ürün yönetimi
  • Küçük işletmeler → arşiv ve evrak saklama
  • Sanatçılar ve koleksiyoncular → değerli eserlerin korunması

Kadıköy’de Depo Kiralamak Güvenli ve Ekonomik Bir Çözüm
Kadıköy kiralık depo seçenekleri, eşya güvenliği, kolay erişim ve uygun fiyat avantajı ile hem bireylere hem de işletmelere büyük rahatlık sağlar. Doğru depo seçimi yapıldığında, hem fazla eşyalarınızı güvenle koruyabilir hem de yaşam/iş alanınızı daha verimli kullanabilirsiniz.

kadıköy kiralık depo
Yorum Yorum Yok
Yazar: donanma44
Bir YouTube videosu oluşturmak zaman, emek ve yaratıcılık gerektirir, ancak birçok içerik üreticisi için tüm bu emek boşa gidebilir. Saatlerce planlama, çekim ve düzenleme yaparsınız, ancak videonuzun neredeyse hiç görüntülenme veya etkileşim almadığını görürsünüz. Sinir bozucu olan kısım ise, her zaman içeriğinizin kalitesiyle ilgili olmamasıdır. YouTube'un algoritması hangi videoların önerileceğine karar verir ve yüklediğiniz video erken ilgi görmezse, milyonlarca diğer yüklemenin altında kolayca kaybolabilir.

İyi haber şu ki, videolarınızın başarı şansını çok daha fazla artırmanın basit ve uygulanabilir bir yolu var: doğru zamanda yayınlamak. Hedef kitlenizin en aktif olduğu ve YouTube'un yeni içerikleri ne zaman yayınladığını bilmek büyük bir fark yaratabilir. Stratejik olarak yüklemek, videonuzun kritik erken görüntüleme ve etkileşim almasını sağlar ve bu da algoritmaya içeriğinizin tanıtılmaya değer olduğunu gösterir.
YouTube'da Paylaşım Yapmak İçin En İyi Zaman Neden Önemlidir?
[Resim: Why-does-the-best-time-to-post-on-Youtube-matter.png]
YouTube'a bir video yüklediğinizde, onu yalnızca dünyayla paylaşmakla kalmıyor, aynı zamanda zaten kalabalık olan bir alanda dikkat çekmek için yarışıyorsunuz. Hedef kitlenizin en aktif olduğu bir zamanda yayın yaparsanız, içeriğinizin fark edilme, tıklanma ve paylaşılma şansı çok daha yüksek olur. Rastgele zamanlarda yayın yapmak, videonuzun insanlar tarafından görülmeye başlamadan önce saatlerce fark edilmeden kalmasına neden olabilir ve bu da genel performansını olumsuz etkileyebilir.
Bunu bir mağaza açmak gibi düşünün: Sabahın 3'ünde, etrafta kimse yokken açarsanız, neredeyse hiç müşteri çekmezsiniz. Ancak sokakların kalabalık olduğu yoğun saatlerde açarsanız, mağazanıza anında daha fazla ilgi gösterilir. YouTube da aynı şekilde çalışır. Yükleme zamanlamanıza göre, videonuza ya bir adım önde başlayabilirsiniz ya da yayına girmesi zorlaşabilir.
YouTube Algoritmasını Anlamak
YouTube'un algoritması, insanların zaten izleyip etkileşim kurduğu videoları öne çıkarmak için tasarlanmıştır. Platform, izleyicileri kendine bağlamak istediği için, dikkati erken çekebileceğini kanıtlayan içerikleri öne çıkarır. Bu, videonuz yüklendikten kısa bir süre sonra güçlü bir etkileşim alırsa, YouTube'un onu değerli göreceği ve başkalarına önerme olasılığının daha yüksek olacağı anlamına gelir.
Ancak asıl önemli nokta şu: Algoritma videonuzu tek başına incelemekle kalmıyor, aynı anda yayınlanan milyonlarca diğer videoyla karşılaştırıyor. Hedef kitleniz uykudayken veya dikkati dağılmışken paylaşım yaparsanız, videonuz hızla ivme kazanan içeriklerin altında kaybolabilir. Bunu anlamak çok önemli, çünkü zamanlama yalnızca hedef kitlenizle ilgili değil, aynı zamanda algoritmaya spot ışıklarının altında olduğunuzu göstermekle de ilgili.
Zamanlamanın Görünürlük ve Etkileşimi Nasıl Etkilediği
[Resim: How-timing-affects-visibility-and-engage...n-2025.png]
Zamanlama, videonuzun ne kadar hızlı ilgi göreceğini doğrudan etkiler. İzleyicileriniz kaydırırken yayınlarsanız, videonuzun tıklanma olasılığı daha yüksek olur ve bu da YouTube'a daha fazla çaba sarf etmeye değer olduğunu gösterir. İlk birkaç saatte daha fazla tıklama almak, genellikle arama sonuçlarında ve önerilerde daha iyi bir sıralama elde etmenizi sağlar.
Etkileşim de çığ gibi büyür. İnsanlar zaten izlenme, beğeni ve yorum almış bir videoyu gördüklerinde, "popüler" hissettirdiği için tıklama olasılıkları daha yüksektir. Yanlış zamanda paylaşım yapmak, bu çığ etkisini yavaşlatır ve videonuzun diğerlerine kıyasla etkisiz görünmesine neden olur. İşte bu yüzden doğru zamanlama yalnızca izlenme sayısıyla ilgili değildir.
Erken Görüntülemelerin Performans İçin Önemi
[Resim: Why-early-views-matter-for-performance--...n-2025.png]
İlk görüntülemeler, ateşi yakan kıvılcım gibidir. YouTube, videonuzun yüklendikten sonraki saatlerde ne kadar ilgi gördüğünü takip eder. Platform, başlangıçta yoğun bir ilgi görürse, videonun değerli olduğunu varsayar ve daha fazla kişiye önermeye başlar. Bu erken teşvik olmadan, harika bir video bile arka planda kalabilir.
Bunu, eylem halindeki sosyal kanıt olarak düşünün. Videonuz erken ilgi gördüğünde, güvenilirlik kazanır. İzleyiciler, başkaları zaten izlediği için videonuzun zaman ayırmaya değer olduğuna inanır. Bu kartopu gibi büyüyen ilgi, videonuzu sıfırdan başlayıp sürünerek ilerlemek zorunda kalsaydı çok daha ileriye taşıyabilir. Kısacası, o ilk birkaç saat videonuzun uzun vadeli başarısını belirleyebilir.
YouTube'a Video Yüklemek İçin En İyi Zaman (verilerle desteklenmiştir)
Dünyanın dört bir yanındaki içerik üreticilerinden gelen veriler, zamanlamanın çoğu insanın fark ettiğinden daha önemli olduğunu sürekli olarak gösteriyor. İzleyici zaten aktifken yüklenen videolar genellikle daha hızlı etkileşim alıyor ve bu da algoritmanın onları daha da ileriye taşıması gerektiğini gösteriyor. Herkese uyan tek bir kural olmasa da, bazı kalıplar ortaya çıkıyor: Sabahın geç saatleri ve öğleden sonranın erken saatleri, gecenin geç saatlerinden veya sabahın çok erken saatlerinden genellikle daha iyi performans gösteriyor.
Kesin zamanlar, hedef kitlenizin alışkanlıklarına bağlı olarak değişir, ancak rakamlar yalan söylemez. İnsanlar gezinirken, işe gidip gelirken veya öğle tatilindeyken paylaşım yapmak, içeriğinize genellikle bir adım önde olma fırsatı sunar. Bu nedenle birçok başarılı içerik üreticisi, izleyicilerinin en aktif olduğu zamanları görmek ve yüklemelerini buna göre planlamak için analizlerini takip eder. 
YouTube'da Paylaşım Yapmak İçin Genel Olarak En İyi Zaman
[Resim: Overall-best-time-to-post-on-Youtube---B...n-2025.png]
Genel tabloya baktığımızda, araştırmalar, hedef kitlenizin yerel saatine göre 14:00 ile 16:00 arasında paylaşım yapmanın genellikle en iyi sonucu verdiğini gösteriyor. Bu zaman aralığı, insanların işten veya okuldan yavaş yavaş uzaklaşmaya, akşam yemeğinden önce YouTube'da gezinmeye ve evlerinde video izlemeye başlamaları nedeniyle ideal bir zaman dilimi. Bu zaman aralığında paylaşılan videolar genellikle daha hızlı izlenme alıyor.
Bununla birlikte, esneklik de var. Önemli olan tutarlılık. Hedef kitleniz belirli bir saatte video bekliyorsa, o zaman diliminde paylaşım yapmak etkileşimi artırabilir. Algoritma aynı zamanda öngörülebilirliği de destekler, bu nedenle sabit bir zamanda düzenli yüklemeler yapmak kanalınızın zaman içinde istikrarlı bir şekilde büyümesine yardımcı olabilir.
Paylaşım Yapmak İçin En İyi Günler ve En Kötü Günler
[Resim: Best-days-vs-worst-days-to-post---Best-T...n-2025.png]
Her gün aynı değildir. Veriler, Perşembe, Cuma ve hafta sonlarının izlenme ve etkileşim açısından haftanın ilk günlerinden daha iyi performans gösterdiğini gösteriyor. İnsanların bu dönemlerde daha fazla boş zamanı oluyor, bu da videonuzun yayınlandıktan kısa bir süre sonra izlenme, beğenilme ve paylaşılma olasılığının daha yüksek olduğu anlamına geliyor.
Öte yandan, Pazartesi ve Salı günleri, özellikle yaşam tarzı, oyun veya eğlence içerikleri için daha yavaş olma eğilimindedir. İş ve okul rutinleri bu günlerde baskın olduğundan, günlük gezinmeye daha az zaman kalır. Bu, bu günlerden tamamen kaçınmanız gerektiği anlamına gelmez, ancak bu kalıpların farkında olmak, maksimum etki için yüklemelerinizi stratejik olarak planlamanıza olanak tanır.
YouTube'da Küresel Olarak Paylaşım Yapmak İçin En İyi Zaman Ne Zaman?
Uluslararası bir kitleye sahip içerik üreticileri için zamanlama zor olabilir çünkü farklı zaman dilimleri izleyicilerin ne zaman aktif olduğunu etkiler. Genel bir kural olarak, Doğu Saati ile 12:00 ile 16:00 arasında yapılan paylaşımlar genellikle hem Kuzey Amerikalı hem de Avrupalı izleyicileri yakalar. Bu zaman aralığı genellikle en geniş toplam kitleye ulaşma eğilimindedir ve videonuza dünya çapında erken etkileşim için en iyi şansı verir.
Elbette, hedef kitleniz belirli bir bölgede yoğunlaşmışsa, yerel yoğun saatlere uyum sağlamanız daha akıllıca olacaktır. Analizlerinizi takip etmek, izleyicilerinizin çoğunun çevrimiçi olduğu zamanları belirlemenize yardımcı olur ve böylece karanlıkta kalmadan küresel erişiminizi optimize etmenize olanak tanır. Küresel ideal nokta bir başlangıç noktasıdır, ancak asıl fark, hedef kitlenize özel ince ayar yapmakta yatar.
Haftanın Gününe Göre YouTube'da Paylaşım Yapmak İçin En İyi Zamanlar
Hafta İçi YouTube'a Yükleme Yapmak İçin En İyi Zaman
Hafta içi, çoğu kişinin iş, okul veya günlük rutinleriyle meşgul olması nedeniyle YouTube trafiği genellikle daha sakindir. Hafta içi yüklemeler için en uygun zaman genellikle öğleden sonra iki ile dört arasıdır. Bu süre zarfında izleyiciler mola vermeye, işlerini bitirmeye veya okuldan sonra dinlenmeye başlar. Bu saatlerde paylaşım yapmak, videonuzun yeni yüklemelerin altında kaybolmak yerine gün içinde fark edilme olasılığını artırır.
Tutarlılık da büyük bir rol oynar. Hafta içi her gün yaklaşık aynı saatte içerik yüklemek, hem izleyicilerinize hem de algoritmaya kanalınızın güvenilir olduğunu gösterir. Daha küçük kanallar bile bu öngörülebilirlikten faydalanır çünkü düzenli izleyiciler içeriğinizi beklemeye başlar, bu da tekrarlanan etkileşimi teşvik eder ve videolarınızın zamanla ivme kazanmasına yardımcı olabilir.
Hafta Sonları YouTube'da Paylaşım Yapmak İçin En İyi Zaman
Hafta sonları YouTube için en yoğun zamanlardır. İnsanlar genellikle daha fazla boş zamana sahiptir ve iş veya okul baskısı olmadan içerikleri daha rahat bir şekilde izleyerek içerikleri daha rahat izlerler. Cumartesi ve pazar günleri sabah dokuz ile on bir arasında video yüklemek, videonuzun günün erken saatlerinde ilgi çekmesini ve ilk izleyicilerin algoritmanın ödüllendirdiği etkileşimi tetiklemesini sağlar.
Hafta sonları, eğitim videoları, vlog'lar veya uzun metrajlı eğlence videoları gibi uzun içerikler için özellikle idealdir. İzleyiciler daha az aceleci davrandıklarından, videonuzu sonuna kadar izleme, yorum yapma ve paylaşma olasılıkları daha yüksektir. Bu da videonuzun ivmesini artırır ve daha fazla izleyiciye önerilme şansını artırır.
YouTube Video Yükleme Süresi Önerileri
[Resim: Youtube-video-upload-time-recommendation...n-2025.png]
Basitçe şöyle düşünebiliriz: Hafta içi öğleden sonra yüklemeleri için en uygun saatler, hafta sonları ise sabahın erken saatleridir. Bu, çoğu izleyicinin aktif ve etkileşime açık olduğu zamanlara denk gelir. Elbette, biraz farklı zaman dilimleri deneyip benzersiz izleyicileriniz için en uygun zamanı takip etmek her zaman akıllıca olacaktır. Zamanla, analizleriniz videonuzun erişimini ve etkileşimini en üst düzeye çıkaran kalıpları ortaya çıkaracaktır.
Hindistan ve Diğer Bölgelerde YouTube'a Video Yüklemek İçin En İyi Zaman
Hindistan'da YouTube'a Video Yüklemek İçin En İyi Zaman
Hindistan'da YouTube'da en yoğun saatler genellikle akşam altı ile dokuz arasıdır; bu saatlerde insanlar iş veya okullarını bitirirler. Bu saatlerde video yüklemek, videonuzun telefon veya tabletlerinde gezinen izleyicileri yakalamasına yardımcı olur. Gece yarısı yüklemeleri genellikle gözden kaçar, bu yüzden zamanlama gerçekten önemlidir.
Hindistan'da hafta sonu yüklemeleri de, özellikle sabah 10 ile öğlen 12 arasında iyi performans gösterebilir. Bu dönemde izleyiciler özgür ve rahattır, bu da videonuzun erken ilgi ve etkileşim kazanmasını kolaylaştırır. Bu ilgiyi erken yakalamak, YouTube algoritmasının videonuzu daha fazla kişiye önerme olasılığını artırır.
ABD, İngiltere ve Avustralya'da YouTube'da Paylaşım Yapmak İçin En İyi Zaman
[Resim: Best-time-to-post-on-Youtube-in-the-US--...tralia.png]
ABD'yi hedefleyen içerik üreticileri için, Doğu Saati ile öğleden sonra 12 ile 16 arasında yapılan paylaşımlar hem Doğu hem de Batı Yakası izleyicilerini çekme eğilimindedir. Birleşik Krallık'ta, öğleden sonra GMT saatiyle 13 ile 15 arasında yapılan paylaşımlar en iyi sonucu verirken, Avustralya'da en geniş kitleye sabah 8 ile 10 arasında yapılan paylaşımlar ulaşır.
Bu bölgesel yayın aralıkları, çoğu izleyicinin çevrimiçi olduğu ve izlemeye hazır olduğu zamanlara denk geldikleri için erken etkileşimi en üst düzeye çıkarır. Hedef kitleniz belirli şehirlerde veya eyaletlerde yoğunlaşmışsa, yükleme programınızı yerel alışkanlıklara göre ayarlamak performansı daha da artırabilir.
YouTube Yüklemeleri İçin Saat Dilimlerini Anlama
Saat dilimleri, küresel kanallar için kritik bir faktördür. Doğu Saati ile sabah 10'da yayın yapmak Kuzey Amerika için mükemmel olabilir, ancak Avrupa için gece geç saatler veya Asya için sabahın erken saatleri olabilir. YouTube Analytics gibi araçlar, izleyicilerinizin nerede olduğunu görmenize yardımcı olarak, birden fazla bölgenin içeriğinize en yoğun saatlerde erişebilmesi için yüklemeleri stratejik olarak planlamanıza olanak tanır.
YouTube'da Farklı İçerik Türleri İçin Paylaşım Yapmanın En İyi Zamanı
Uzun Formatlı Videoları YouTube'a Yüklemek İçin En İyi Zaman
[Resim: Best-time-to-upload-to-Youtube-for-long-form-videos.png]
Eğitim videoları, belgeseller veya derinlemesine incelemeler gibi uzun videolar, izleyicilere kesintisiz zaman verildiğinde en iyi performansı gösterir. Bu genellikle, insanların dikkat dağıtıcı unsurlar olmadan odaklanabileceği hafta içi akşamları veya hafta sonları kuşluk vakitleri anlamına gelir. Bu saatlerde erken etkileşim sağlamak önemlidir çünkü algoritmanın videonuzu daha fazla izleyiciye ulaştırmasına yardımcı olur.
YouTube Kısa Videoları Yayınlamak İçin En İyi Zaman
YouTube Shorts, hızlı ve kolay okunabilen içerikler için tasarlanmıştır ve gün boyunca birçok kez iyi performans gösterebilir. Ancak, öğleden sonra geç saatlerden akşamın erken saatlerine kadar, yaklaşık üç ile altı arası, Shorts'a en fazla erişim sağlar. Bu saatler, insanların molalarda veya işe gidip gelirken rahatça gezindikleri saatlerdir ve bu da art arda birden fazla kısa videoyu izleme ve etkileşim kurma olasılıklarını artırır. İzleyicileri kısa videolarınıza çekebilirseniz, YouTube Shorts'tan hatırı sayılır miktarda para da kazanabilirsiniz .
Sektöre Özel YouTube Yükleme Süresi (oyun, eğitim, fitness, vb.)
Farklı içerik türlerinin farklı ideal yayınlama zamanları da vardır. Oyun videoları, hafta içi akşamları ve hafta sonları daha iyi performans gösterir çünkü oyuncular genellikle okul veya işten sonra çevrimiçi olurlar. 
Eğitici içerikler ve öğretici videolar, öğrencilerin veya öğrenenlerin boş zamanlarına denk gelen öğleden sonraları veya sabahın geç saatlerinde en iyi performansı gösterir. Fitness ve sağlık içerikleri genellikle sabahları veya akşamın erken saatlerinde daha fazla ilgi görür, çünkü izleyiciler antrenmanlarını rutinlerinden önce veya sonra izleme eğilimindedir. 
Analytics Kullanarak Kendi YouTube Yükleme Sürenizi Nasıl Bulursunuz?
İzleyici Etkinliğini Kontrol Etmek İçin YouTube Studio'yu Kullanma
[Resim: Using-Youtube-studio-to-check-viewer-act...n-2025.png]
YouTube Studio, kitlenizin aktif olduğu en yoğun gün ve saatleri gösteren bir grafik özelliği sunar. Bu verileri analiz ederek, erken etkileşimi ve görünürlüğü en üst düzeye çıkaracak yükleme zamanlarını seçebilirsiniz.
YouTube Araçları ile İzleyici Davranışlarını İzleme
[Resim: Tracking-audience-behavior-with-Youtube-...n-2025.png]
Studio'nun ötesinde, izlenme süresi, tıklama ve elde tutma trendlerini takip etmek, içeriğiniz için hangi saatlerin en iyi performansı gösterdiğini ortaya çıkarabilir. Zamanla, hedef kitle davranışlarındaki kalıpları gözlemlemek, yalnızca genel verilere güvenmek yerine, size en uygun yayın programı hakkında daha doğru bir fikir verir.
TubeBuddy ve Diğer Araçlar Gönderi Zamanına Nasıl Yardımcı Olur?
TubeBuddy ve VidIQ gibi araçlar , yüklemeleri planlamanıza, trendleri analiz etmenize ve hatta hedef kitlenize göre ideal yayın zamanları önermenize olanak tanır. Oldukça fazla sayıda iyi, kimliği belirsiz YouTube aracı mevcuttur . Bu araçları kullanmak, tahmin yürütme zorunluluğunu ortadan kaldırır ve videolarınızın etkileşimin en yüksek olma olasılığının yüksek olduğu zamanlarda yayınlanmasını sağlar.
Zamanlamanın Ötesinde Etkileşimi Maksimize Etmek İçin İpuçları
Tutarlı Bir Şekilde Kaliteli İçerik Oluşturma 
[Resim: Creating-quality-content-consistently---...n-2025.png]
Doğru zamanda paylaşım yapabilirsiniz, ancak içeriğiniz ilgi çekici veya faydalı değilse, kimse sizinle kalmaz. Gerçekten büyüyen içerik üreticileri, insanların gerçekten izlemek isteyeceği videoları sürekli olarak üretenlerdir. Önemli olan her gün içerik yüklemek değil, kitlenize geri dönmeleri için bir sebep vermektir.
Tutarlılık sadece izleyici kitlesiyle ilgili değil; YouTube için de önemli. Algoritma, aktif ve güvenilir kanalları tercih ediyor. Videolarınız düzenli olarak izlendiğinde, YouTube bunu fark eder ve içeriğinizi daha fazla kişiye önermeye başlar. Zamanla, tutarlı bir hızda iyi içeriklerle görünmek ivme kazandırır. 
Erişimi Artırmak İçin YouTube SEO Kullanımı
Zamanlama bir videoya hızlı bir başlangıç sağlayabilir, ancak kimse bulamazsa, çok ileri gidemez. YouTube SEO'su, videonuzun kolayca keşfedilmesini sağlamakla ilgilidir. Bu, başlıkların, açıklamaların, etiketlerin ve hatta altyazıların videonuzun neyle ilgili olduğunu gerçekten yansıtması gerektiği anlamına gelir. 
Açıklamanıza birkaç anahtar kelime eklemek veya altyazı eklemek, videonuzun arama ve önerilen videolarda görünmesine yardımcı olur. SEO'yu, YouTube'un size yardımcı olması olarak düşünün. Doğru zamanlama, ilk izleyicilerinizin videonuzu bulmasını sağlar, ancak SEO, videonuzun haftalar, aylar hatta yıllar boyunca görünmesini sağlar.
Küçük Resim ve Başlığın Önemi
Mükemmel zamanda paylaşım yapsanız bile, küçük resminiz sıkıcıysa veya başlığınız anlamsızsa, insanlar hemen geçip gidecektir. Küçük resimlerin anında dikkat çekmesi ve videonun ne hakkında olduğunu açıkça belirtmesi gerekir. 
Başlıklar da aynı derecede önemlidir. İnsanları meraklandırmalı, ama kandırmamalıdır. Küçük resminiz ve başlığınız birlikte çalıştığında, videonuz daha fazla tıklama alır ve bu da zamanlamayı daha da etkili hale getirir. Esasen, harika bir küçük resim ve başlık, zamanında yapılmış bir gönderiyi gerçekten izlenen bir şeye dönüştürür.
Çözüm
YouTube'da paylaşım yapmak için en iyi zaman asla sabit bir kural değildir. Hedef kitlenizi tanımanın, analizleri takip etmenin, farklı zaman dilimlerini denemenin ve alışkanlıklarına uyum sağlamanın bir birleşimidir. Hafta içi ve hafta sonu farklı yoğunluklar vardır, küresel kitleler için zaman dilimi dikkate alınmalıdır ve içerik türü, en iyi sonucu veren şeyi değiştirebilir.
Sonuç olarak, zamanlama videolarınıza güçlü bir başlangıç sağlar; ancak uzun vadede başarılı olmalarını sağlayan şey tutarlı kalite, SEO ve ilgi çekici küçük resimlerdir. Verileri analiz ederek, programları test ederek ve kaliteli videolar oluşturarak, her yüklemeye en iyi performansı göstermesi için gereken ivmeyi kazandırabilirsiniz.
SSS
YouTube'da Paylaşım Yapmak İçin En İyi Zaman Nedir?
Genellikle hafta içi 14:00-16:00 ve hafta sonu 09:00-11:00 (izleyicinin yerel saatine göre) arası en iyi şekilde çalışır, ancak bu izleyicilerinize bağlıdır.
Hindistan'da YouTube'a Video Yüklemek İçin En İyi Zaman Nedir?
Hafta içi akşam 18:00-21:00, hafta sonu ise sabah 10:00-12:00 arası en fazla ilgiyi görüyor.
YouTube Yükleme Süresi Gerçekten Önemli mi?
Erken etkileşim, algoritmanın videonuzu önermesini sağlar ve böylece viral olma şansını artırır.
YouTube Kısa Videolarınızı Paylaşmak İçin En İyi Zaman Nedir?
İnsanların internette gezinirken genellikle öğleden sonra geç saatlerden akşamın erken saatlerine, yani 15:00-18:00 civarına denk gelen saatler iyi birer seçenektir.
YouTube Videomu Maksimum Görüntüleme İçin Ne Zaman Yüklemeliyim?
Hedef kitlenizin en aktif olduğu zamanlarda yükleme yapın ve analizleri kullanarak en yoğun saatleri bulun; genellikle hafta içi öğleden sonraları veya hafta sonları öğlen vakti.
YouTube'a Sabah mı Yoksa Akşam mı Paylaşım Yapmak Daha İyi?
Bu, hedef kitlenize bağlıdır; hafta içi genellikle öğleden sonraları, hafta sonu sabahları ve akşamları da küresel veya gündelik izleyiciler için daha uygundur.
YouTube'a Yüklemek İçin En İyi Zamanı Nasıl Bulurum?
YouTube Studio'da "İzleyicileriniz YouTube'da olduğunda" seçeneğini işaretleyin ve belirli kitleniz için etkileşim eğilimlerini takip edin.
Yazar: donanma44
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Emlak Katılım Tasarruf Finansman’ın 81 ilde faizsiz ev, iş yeri ve araç satın almayı sağlayacak sistemiyle ilgili merak edilen soruları ve yanıtlarına ilişkin sosyal medya hesabından paylaşım yaptı.

Türkiye'nin köklü kamu bankalarından Emlak Katılım’ın iştiraki olarak kurulan Emlak Katılım Tasarruf Finansman A.Ş. ile Türkiye’de ilk kez bir kamu bankası, tasarruf finansman sektörüne katıldı. Bakan Kurum, İstanbul’da düzenlenen programda, 81 ilde faizsiz ev, iş yeri ve araç satın almada Emlak Katılım güvencesinin de devreye gireceği yeni dönemin ayrıntılarını açıkladı.

FAİZSİZ FİNANSMAN DESTEĞİ
Devlet güvencesinde faizsiz finansman sistemiyle, ailelerin kendi keselerine göre ödeme planlarını oluşturabileceği, sadece ev değil, araç ve iş yeri sahibi de olabileceği sistemde Emlak Katılım Tasarruf Finansman, vatandaşlara alternatif ödeme planlarıyla destek olacak. Katılımcılar bütçelerine uygun taksitlerle tasarruf sağlayıp belirli bir birikime ulaştıktan sonra kalan finansman tutarını faizsiz bir şekilde Emlak Katılım Tasarruf Finans tarafından karşılayarak ev, araç ya da çatılı iş yeri sahibi olabilecek. Sistem kapsamında Türkiye’nin 81 ilinden ev, araç veya çatılı iş yerine hiçbir faiz maliyetine katlanmadan, kredi kullanmadan sahip olunabilecek.
Bakan Kurum sosyal medya hesabından, Emlak Katılım Tasarruf Finansman’ın uygulayacağı sistemle ilgili merak edilen sorular ve yanıtlarına ilişkin paylaşım yaptı.

10 SORUDA MERAK EDİLENLER VE YANITLARI
Bakan Kurum’un paylaşımında yer alan sorular ve cevapları şöyle:


1-Emlak Katılım Tasarruf Finansman sistemi nedir?
Katılımcıların bir araya gelerek Emlak Katılım güvencesi altında bütçelerine uygun taksitlerle tasarruf sağladıkları; belirli bir birikimin ardından kalan finansmanın faizsiz karşılandığı bu sistemde ev, araç ya da çatılı iş yeri sahibi olunur.

2-Sistem nasıl işler?
Finansman tutarı ve bütçeye uygun aylık taksit miktarı belirlenir. Katılımcılar sisteme sadece organizasyon ücreti adıyla katılım bedeli ödeyerek dahil olur. Katılımcılar, teslimat tarihi geldiğinde kredi çekmeden, faiz ödemeden ev, araç ya da çatılı iş yeri sahibi olur.

3-Emlak Katılım Tasarruf Finansman ile nasıl ev, çatılı iş yeri ya da araç sahibi olurum?
“Müşteri Bazlı Tasarruf Finansman Modeli” ile ev, araç veya çatılı iş yerinin teslimat tarihini müşterinin belirlediği, faizsiz bir finansman çözümü sunulur. “Çekilişli Tasarruf Finansman Modeli” ile ise katılımcılar, belirlenen taksitlerle birikim yaparken her ay noter huzurunda düzenli olarak yapılan çekilişlerle teslimatını alır.

4-Banka kredisinden farkı nedir?
Faiz ya da vade farkı gibi yöntemler bu modelde uygulanmaz. Tutarı belirlenen ev, araç ve çatılı iş yeri alımı için anapara üzerinden taksitlerle ödeme imkanı sunulur. Peşinatlı ve peşinatsız seçeneklerle katılımcılar kira öder gibi ev sahibi olabilir.

5-Türkiye’nin 81 ilinde faydalanma imkanı var mı, başvurular nasıl yapılır?
Evet, dileyen herkes tüm Emlak Katılım şubelerinden sisteme dahil olabilir.

6-Sistem ikinci el otomobili de kapsıyor mu?
Sıfır veya ikinci el otomobil sahibi olma imkanı sağlanır.

7-Çatılı iş yeri finansmanı nasıl sağlanır?
Çatılı iş yerinin finansman tahsisi, plan türüne göre ya önceden belirlenir ya da noter huzurunda yapılan çekilişle gerçekleştirilir.

8-Ev ya da iş yeri sahipleri de faydalanabilir mi?
Evet; ev, araç veya çatılı iş yeri sahibi olanlar da sisteme dahil olabilir.

9-En fazla kaç takside kadar imkan sunulur?
Konut ve çatılı iş yeri sözleşmeleri için 120 ay, taşıt sözleşmeleri için 60 ay kuralı vardır. Ancak bu kural toplam sözleşme süresi için değil sadece finansman süresi içindir.

10-Yaş ve gelir sınırı var mı?
18 yaşını doldurmuş her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı sisteme dahil olabilir. Herhangi bir gelir sınırı yoktur.


https://x.com/murat_kurum/status/1966383363482165574

Emlak Katılım Tasarruf Finansman Sistemi Nasıl Çalışır?


Tasarruf Finansman Sistemi nedir?
Kişilerin faiz maliyetine katlanmadan, kendi bütçelerine uygun taksit ödeyerek birikim yaptığı ve teslimat tarihlerine göre Türkiye’nin 81 ilinden istedikleri ev, araç ve çatılı iş yerine sahip olmalarını sağlayan finansman modelidir.


Sistem Nasıl Çalışır?
Katılımcılar, belirlenen taksitlerle tasarruf yapar. Sistem dahilinde yapılan planlamaya göre sırayla veya çekilişle finansman teslim edilir. Teslim sonrasında taksitler bitene kadar ödemeler devam eder.


Faiz veya Ek Maliyet Var Mı?
Hayır. Tasarruf finansmanı sisteminde faiz bulunmaz. Sadece organizasyon ücreti alınır, bu da sözleşme öncesinde şeffaf şekilde paylaşılır.


Tasarruf Finansman Sisteminin Avantajları Nelerdir?
Ödeyeceğiniz tek maliyet Organizasyon Ücreti olan sisteme giriş ücretidir ve bir kereye mahsus tahsil edilir,
Türkiye’nin 81 ilinden, kendi seçtiğiniz ev, araç ve çatılı iş yerine sahip olabilirsiniz,
Ödeyeceğiniz aylık taksit miktarını kendiniz belirlersiniz,
18 yaşından büyük, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı herkes sistemden faydalanabilir,
Talep edeceğiniz finansmanın %100’üne ulaşırsınız.

Tasarruf Finansman Modelleri Nelerdir?
Tasarruf Finansman Sistemi Müşteri Bazlı ve Çekilişli olmak üzere iki model üzerine kuruludur.

Müşteri Bazlı Model: Ödeyeceğiniz taksit ve eğer varsa peşinat miktarına göre ev, araç ve çatılı iş yeri teslimat tarihinin önceden belli olduğu modeldir.

Çekilişli Model: Ev, araç ve çatılı iş yeri teslimat tarihinin noter huzurunda yapılan çekilişle belirlendiği modeldir.


Kamu Bankasının İştiraki Olmak Ne Anlama Geliyor?
Kamu bankasının iştiraki olmak, güçlü bir sermaye yapısına, kurumsal denetime ve kamunun güvencesine sahip olduğumuz anlamına gelir. Katılımcılara sunduğumuz her hizmet bu sorumluluk bilinciyle şekillenir.


Ev, Araç veya Çatılı İşyeri Finansmanı İçin Teslimat Neye Göre Yapılır?
Teslimat süreci, seçilen finansman modeline göre değişir. Çekilişli sistemlerde noter huzurunda yapılan çekilişle teslimat tarihi belirlenir. Müşteri Bazlı sistemlerde ise ödeme planınıza göre teslimat tarihi belirlenir.


Herkes sisteme katılabilir mi?
Evet. Kredi notu, gelir belgesi ya da kefil şartı olmadan, 18 yaşını doldurmuş her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı sisteme dahil olabilir.


Konut, araç ya da çatılı iş yeri seçimini kim yapıyor?
Konut, araç ya da çatılı iş yeri tamamen katılımcının kendi tercihine bırakılır. Emlak Katılım Tasarruf Finansman ile Türkiye’nin 81 ilinden istediğiniz evi veya aracı alabilirsiniz.


Ödemelerimi nasıl yapacağım?
Düzenli ödemeler banka aracılığıyla ya da dijital kanallar üzerinden kolayca yapılabilir. Gelişmiş dijital altyapımız sayesinde süreçler tamamen şeffaf şekilde takip edilebilir.


BDDK tarafından denetleniyor musunuz?
Evet. Şirketimiz Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) tarafından lisanslanmış ve denetlenmektedir. Tüm faaliyetlerimiz yasal çerçevede yürütülmektedir.


Sistemden çıkmak istersem ne olur?
Katılımcı dilediği zaman sistemden ayrılabilir. Ayrılma durumunda, sözleşme koşullarına göre yapılan birikimler ve hak edilen tutarlar kendisine iade edilir.

https://www.emlakkatilimtfs.com.tr/tr/merak-edilenler

Hoşgeldin, Ziyaretçi

Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Forumda Ara

Forum İstatistikleri

Toplam Üyeler 17,078
Son Üye Josephflugs
Toplam Konular 55,036
Toplam Yorumlar 157,880

Kimler Çevrimiçi

Şu anda 143 aktif kullanıcı var. Applebot, Bing, Google
(0 Üye - 140 Ziyaretçi)

Son Yazılanlar

23 Nisan Ulusal Egemenlik...

Son Yorum: donanma44 22/04/2026, 21:28

Muharrem Orucu 2026

Son Yorum: donanma44 19/04/2026, 21:40

Mafya babası için Cemevi’...

Son Yorum: donanma44 19/04/2026, 18:58

Osmaniye MYK Mesleki Yete...

Son Yorum: donanma44 15/04/2026, 14:52

İskenderun MYK Belgesi

Son Yorum: donanma44 15/04/2026, 14:47

Zöhre Ana'nın İlk Mucizes...

Son Yorum: donanma44 10/04/2026, 12:23

Aleviler tarihsel mirasın...

Son Yorum: donanma44 05/04/2026, 21:06

Suriye'deki Alevi kadınla...

Son Yorum: donanma44 19/02/2026, 10:22

Suriye'deki Nusayriler ki...

Son Yorum: donanma44 19/02/2026, 10:19

Türkiye'de en fazla cemev...

Son Yorum: donanma44 15/02/2026, 22:44

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.