You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Yazar: donanma44
Yolumuz, Hak Muhammet Ali yoludur!

Aleviliğin en önemli erkânlarının başında Musahiplik yani yol kardeşliği gelmektedir. Yol kerdeşliği; Hazreti Muhammed ile Hazreti Ali'nin dedeleri olan Abdulmuttalip ve İmam Rıza'dan kalmıştır.

Pirimiz Zöhre Ana, ALİ PİRİMDİR YOLU BİZİMDİR adlı kitabında Yol kardeşliği hakkında şunları söylemektedir:

"Şah-ı Merdan Hz.Ali'mizin buyurduğu gibi yol kardeşliği, kutsal bir ibadettir. Bu yola girmek isteyen insanlar, önce inanç ve itikatlarını tam bağlayarak yürümelidir. Önce Pir'ini sonra ibadetini ve bütün buyruklarını sıtkı sadakatle ikrar vererek, ömür boyu birbirlerini kardeş gözünden daha da ileri severek, saygı ile iyi ve kötü günlerinde her zaman birbirlerine sahip çıkmalıdır."





Pirimiz Zöhre Ana kurmuş olduğu Ehlibeyt ocağında; cem, musahip kardeşliği, görgü erkânı, muharrem ayı yas-ı matemi, ehlibeyt nikâhı ve cenaze erkânı gibi ibadet ve ritüelleri 38 yıl boyunca gerçekleştirdi. Yüce Pirimizin gaybından sonra Pirimizin evlâtları Ehlibeytimizin inanç ve ibadetlerini ZÖHRE ANA'mızın bildirdiği şekilde devam ettirmekte ve Ehlibeyt ocağımızın dumanını tüttürmektedirler...

10 Mayıs 2025, Pazar günü Pir Zöhre Ana Cemevi'mizde dört ailenin Musahip kardeşliği duaları okundu ve lokmaları verildi. Musahiplik erkânları gerçekleştirilen tüm Ehlibeyt dostlarına hayırlı olsun. Hak lokmalarınızı ve hizmetlerinizi kabul eylesin.
Musahip kardeşlerin her yıl kurbanlarını kesip, dualarını alıp, kuşaklarının bağlanması gerekmektedir!

Pir Zöhre Ana’mıza; bizlere yolumuzu, inanç ve ibadetlerimizi öğrettiği, Hak yolunun ışığını gönüllerimize nakşettiği için sonsuz minnet ve şükranlarımızı sunuyor, yüce postuna aşk ile niyaz ediyoruz.

Yüce Pirimizin kıymetli evlatlarına da; Ehlibeyt Yolumuzu yaşatıp devam ettirdikleri, birlik ve beraberlik içerisinde bizleri bir araya getirdikleri için gönülden teşekkür ediyoruz. Emeklerinizi ödeyemeyiz...

İyi ki varsınız.
Yorum Yorum Yok
Yazar: donanma44
Hantavirüs Enfeksiyonu, kemirgenlerden insanlara bulaşabilen ciddi bir viral hastalık grubudur. Hastalığa neden olan virüsler “Hantavirus” ailesindendir. En sık fare ve sıçan gibi kemirgenlerin idrarı, dışkısı ve tükürüğüyle ilişkilidir.

Hantavirüs nasıl bulaşır?
Başlıca bulaş yolları şunlardır:
  • Enfekte kemirgenlerin dışkı, idrar veya salyasının kuruyup havaya karışması ve bunun solunması
  • Fare bulunan kapalı alanların temizliği sırasında virüsün havaya kalkması
  • Kemirgenlerin ısırması
  • Virüs bulaşmış yüzeylere dokunduktan sonra ağız, burun veya göze temas etmek
  • Nadiren kontamine gıda tüketimi
Özellikle:
  • Ahır
  • Depo
  • Köy evi
  • Kullanılmayan bina
  • Odunluk
  • Çadır ve kamp alanları
gibi fare bulunan yerlerde risk artar.
İnsandan insana bulaşır mı?
Çoğu hantavirüs türünde insandan insana bulaş çok nadirdir. Ancak Güney Amerika’daki bazı türlerde sınırlı insan bulaşı bildirilmiştir. Genel olarak ana kaynak kemirgenlerdir.

Hantavirüs Belirtileri nelerdir?
İlk belirtiler grip gibi başlayabilir:
  • Ateş
  • Halsizlik
  • Kas ağrısı
  • Baş ağrısı
  • Bulantı ve kusma
İlerleyen vakalarda:
  • Nefes darlığı
  • Akciğerde sıvı birikmesi
  • Böbrek yetmezliği
  • Tansiyon düşmesi
gibi ağır tablolar gelişebilir.

Hantavirüs iki ana klinik tabloyla ilişkilidir:
  • Hantavirüs Pulmoner Sendromu
  • Hemorajik Ateş ile Seyreden Renal Sendrom
Korunmak için ne yapılmalı?
  • Fare ve kemirgenlerle teması azaltın
  • Fare dışkısını süpürmeyin; önce dezenfekte edin
  • Kapalı alanları temizlemeden önce havalandırın
  • Eldiven ve maske kullanın
  • Gıdaları kapalı saklayın
  • Kemirgen girişlerini kapatın

Önemli: Fare dışkısını kuru şekilde süpürmek veya elektrik süpürgesiyle çekmek virüsü havaya kaldırabilir.

Hanta virüs nasıl bulaşır?
Hantavirüs Enfeksiyonu genellikle kemirgenlerden insanlara bulaşır. En önemli kaynak fare ve sıçanlardır.
Başlıca bulaş yolları:
  • Enfekte farelerin idrarı, dışkısı ve salyasının kuruyup havaya karışması ve bunun solunması
  • Fare bulunan kapalı alanları temizlerken virüsün havaya kalkması
  • Kemirgenlerin ısırması
  • Virüs bulaşmış yüzeylere dokunduktan sonra elin ağız, burun veya göze götürülmesi
  • Kontamine yiyecek veya su tüketimi
Riskli ortamlar:
  • Ahırlar
  • Depolar
  • Bodrumlar
  • Kullanılmayan evler
  • Odunluklar
  • Kamp alanları
Özellikle uzun süre kapalı kalmış bir yerde fare dışkısı varsa dikkat edilmelidir.
Nasıl bulaşmaz?
  • Genellikle sıradan sosyal temasla kolay bulaşmaz.
  • Çoğu hantavirüs türü insandan insana yayılmaz.
  • Tokalaşma veya aynı ortamda kısa süre bulunmak tipik bulaş yolu değildir.
Temizlik yaparken dikkat
Fare dışkısını:
  • Süpürmeyin
  • Elektrik süpürgesiyle çekmeyin
Çünkü bu işlem virüsü havaya kaldırabilir. Bunun yerine:
  • Alanı havalandırın
  • Çamaşır suyu veya dezenfektan sıkın
  • Eldiven ve maske kullanın
  • Nemli bezle temizleyin
Belirtiler arasında ateş, kas ağrısı, halsizlik ve nefes darlığı olabilir. Şüpheli temas sonrası belirtiler gelişirse sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

Hantavirüs Türkiye’de görülüyor mu?

Evet. Türkiye’de özellikle Karadeniz bölgesinde zaman zaman vaka bildirimleri olmuştur. Tarım, ormancılık, depo işleri ve kırsal yaşamla uğraşan kişiler daha riskli gruptadır.

Yüksek ateş, nefes darlığı veya kemirgen teması sonrası ciddi grip benzeri belirtiler varsa hızlı şekilde sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

https://tr.wikipedia.org/wiki/Hantavir%C...4%9F%C4%B1
Yorum Yorum Yok
Yazar: donanma44
SGK Genelgesi 2026/11
T.C.
SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI
Sigorta Primleri Genel Müdürlüğü
Sayı : E-95474873-100100-141208920
Konu: Kısmi Süreli Çalışanlardan Borçlanma Yapanların GSS Prim İşlemleri
Tarih: 06.05.2026
GENELGE
2026/11



ÖZET:
SGK Genelgesi 2026/11’e göre, kısmi süreli çalışanlardan ay içinde 8 gün ve daha az çalışması nedeniyle eksik günleri için 60/1-g kapsamında GSS primi tahakkuk ettirilenler, bu GSS borcunu ödemeden aynı süreleri 5510 sayılı Kanunun 41/1-i bendi kapsamında %45 oranı üzerinden borçlanıp öderlerse, ödeme yapılan dönemlere ait GSS tescil ve prim tahakkukları iptal edilecektir.
Ancak borçlanma kısmen ödenmişse yalnızca ödenen süre kadar GSS tescili iptal edilecek; kalan süre için GSS yükümlülüğü devam edecektir. 60/1-c-1 kapsamındaki tesciller ise borçlanma nedeniyle iptal edilmeyecektir.
Genelgenin Amacı
SGK Genelgesi 2026/11 ile kısmi süreli veya çağrı üzerine çalışan sigortalıların, eksik günlerine ilişkin genel sağlık sigortası prim borçları ile 5510 sayılı Kanunun 41/1-i bendi kapsamında yaptıkları borçlanmalar arasındaki uygulama açıklığa kavuşturulmuştur.
Genelge özellikle, ay içinde eksik günleri nedeniyle 60/1-g kapsamında GSS tescili açılan kişilerin daha sonra bu süreleri borçlanmaları halinde, daha önce tahakkuk eden GSS primlerinin nasıl işlem göreceğini düzenlemektedir.
Temel Kural
5510 sayılı Kanunun 88. maddesi uyarınca, 4/a kapsamında sigortalı olup;
  • kısmi süreli çalışanlar,
  • çağrı üzerine çalışanlar,
  • ay içinde günün bazı saatlerinde çalışıp saat karşılığı ücret alanlar,
ay içinde 8 gün ve daha az çalışmışlarsa, eksik günlerine ait genel sağlık sigortası primlerinin 30 güne tamamlanması zorunludur.
Bu kişiler, genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişi statüsünde değillerse, gelir testi sonucuna göre;
  • 60/1-g kapsamında,
    veya

  • 60/1-c-1 kapsamında
tescil edilmekte ve eksik günlerine ilişkin GSS primi tahakkuk ettirilmektedir.
Borçlanma Yapılması Halinde Ne Olacak?
Genelgeye göre, ay içinde 30 günden az çalışan ve eksik günleri nedeniyle 60/1-g kapsamında GSS prim borcu tahakkuk ettirilen kişiler, bu GSS borcunu ödemeden daha sonra 5510 sayılı Kanunun 41/1-i bendi kapsamında kısmi süreli çalışma borçlanması yaparlarsa ve borçlanma tutarını %45 oranı üzerinden öderlerse, ödeme yapılan dönemlere ait 60/1-g kapsamındaki GSS prim borçlarını ayrıca ödemelerine gerek bulunmamaktadır.
Bu durumda;
  • 60/1-g kapsamındaki GSS tescil kaydı,
  • bu tescile bağlı GSS prim tahakkukları,
ödeme yapılan süreler yönünden iptal edilecektir.
Tam Borçlanma Ödenirse
Eksik günlerin tamamı için 41/1-i kapsamında borçlanma yapılır ve hesaplanan borçlanma tutarının tamamı ödenirse, ilgili aya ait 60/1-g tescili ve GSS prim tahakkuku tamamen iptal edilir.
Örneğin, ay içinde 7 gün çalışan ve kalan süre için 60/1-g kapsamında GSS borcu çıkarılan sigortalı, bu borcu ödemeden eksik günlerini %45 oranı üzerinden borçlanıp borçlanma tutarını öderse, ilgili aya ait 60/1-g tescili ve GSS prim tahakkuku iptal edilecektir.
Kısmi Borçlanma Ödenirse
Borçlanma tutarının tamamı değil de bir kısmı ödenirse, yalnızca ödenen tutara karşılık gelen hizmet süresi kadar 60/1-g tescili iptal edilir.
Kalan süreye ilişkin 60/1-g kapsamındaki GSS tescili ve prim yükümlülüğü devam eder.
Örneğin, eksik günleri için borçlandırılan sigortalının yaptığı ödeme yalnızca 10 günlük hizmet kazandırıyorsa, sadece 10 günlük 60/1-g tescili iptal edilecek; kalan süre için GSS tescili devam edecektir.
60/1-c-1 Kapsamında Olanlar İçin Durum
Genelgede önemli bir ayrım yapılmıştır.
Eksik sürelerinde 60/1-c-1 kapsamında tescili bulunan sigortalıların, 41/1-i kapsamında borçlanma yapmaları halinde borçlanma tutarı %39 oranı üzerinden hesaplanmaktadır.
Bu kişilerde, borçlanma yapılmış olsa bile 60/1-c-1 kapsamındaki tescil kaydı iptal edilmeyecektir.
Borçlanma İade Edilirse Ne Olacak?
Genelgeye göre, 60/1-g kapsamındaki GSS tescili, 41/1-i kapsamında yapılan borçlanma nedeniyle silinen kişiler daha sonra borçlanma tutarının iadesini talep ederse, daha önce silinen 60/1-g GSS tescil kaydı yeniden açılacaktır.
Yani borçlanma iptal edilip para iadesi alınırsa, buna bağlı olarak kaldırılmış olan GSS yükümlülüğü de yeniden doğacaktır.
Sonuç
Bu genelgeyle birlikte, kısmi süreli çalışanların aynı dönem için hem GSS prim borcu hem de hizmet borçlanması nedeniyle mükerrer ödeme yapmasının önüne geçilmektedir.
Özellikle 60/1-g kapsamında GSS borcu çıkarılan ve daha sonra 41/1-i kapsamında borçlanma yapan kişiler bakımından, borçlanma ödemesi yapılan süreler için GSS tescil ve tahakkuklarının iptal edilmesi sağlanmaktadır.


Bilindiği üzere, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 88 inci maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesinde; “3 üncü maddenin üçüncü fıkrası kapsamına girenler hariç olmak üzere; 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı olmakla birlikte, 4857 sayılı Kanunun 13 üncü ve 14 üncü maddelerine göre kısmi süreli veya çağrı üzerine çalışanlar ile ay içerisinde günün bazı saatlerinde çalışıp, çalıştığı saat karşılığında ücret alanlardan ay içerisinde sekiz gün ve daha az çalışanlar için eksik günlerine ait genel sağlık sigortası primlerinin otuz güne tamamlanması zorunludur.” hükmü yer almaktadır.
Anılan madde gereği, aylık çalışma gün sayısı 8 gün ve altında olan sigortalıların eksik günleri için genel sağlık sigortası (GSS) primlerinin 30 güne tamamlanması zorunludur. Buna göre, ay içerisinde 8 gün ve daha az çalışan sigortalılar, Kanunun 3 üncü maddesinin üçüncü fıkrası gereği genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişi statüsünde bulunmamaları halinde gelir testi sonucuna göre 60 ıncı maddenin birinci fıkrasının (g) bendi (60/1/g) veya aynı maddenin © bendinin (1) numaralı alt bendi (60/1/c-1) kapsamında tescil edilecek ve bu kişilerin kalan sürelere ait GSS primleri tahakkuk ettirilecektir.
Diğer taraftan, Kanunun “Sigortalıların borçlanabileceği süreler” başlıklı 41 inci maddesinin birinci fıkrasının (i) bendinde (41/1/i); bu bendin yürürlüğe girdiği tarihten sonraki sürelere ilişkin olmak üzere, 4857 sayılı Kanuna göre kısmi süreli iş sözleşmesi ile çalışan sigortalıların, kısmi süreli çalıştıkları aylara ait eksik süreleri borçlanabileceği; yine aynı maddenin birinci fıkrasının son cümlesinde; (i) bendi kapsamında borçlanılacak sürelere ilişkin genel sağlık sigortası primlerinin ödenmiş olması halinde, genel sağlık sigortası primi ödenmiş bu sürelere ilişkin borçlanma tutarının %39 oranı üzerinden hesaplanacağı düzenlenmiştir.
Buna göre, 30 günden az çalışması nedeniyle ay içerisindeki eksik günler için 60/1/g bendi kapsamında tescil edilerek GSS primi tahakkuk ettirilen kişilerden söz konusu GSS prim borcunu ödemeksizin Kanunun 41/1/i bendi kapsamında borçlanma talebinde bulunarak anılan madde gereğince %45 üzerinden borçlandırılan ve hesaplanan borçlanma tutarını ödeyenlerin, ödeme yaptığı dönemlere ait 60/1/g bendi kapsamındaki prim borçlarını ödemelerine gerek bulunmamaktadır.
Bu doğrultuda, ay içerisinde 30 günden az çalışması bulunması nedeniyle kendisine 60/1/g bendi kapsamında tescil açılan kişilerden bu borcu ödemeksizin Kanunun 41/1/i bendi kapsamında borçlanma talebinde bulunarak %45 üzerinden hesaplanan borçlanma tutarını ödeyenlerin, ödeme yapılan dönemlere ait GSS tescil kayıtları ve buna ait GSS prim tahakkukları iptal edilecektir.
Örnek-1: Bir işverenin yanında kısmi süreli iş sözleşmesi ile çalışan aynı zamanda genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişi statüsünde bulunmayan sigortalı A ocak ayı içerisinde 7 gün çalışmıştır. Bu çalışma nedeniyle, 2026/Ocak ayına ilişkin 60/1/g bendi kapsamında tescil edilerek eksik günlerine ait GSS primleri tahakkuk ettirilmiştir. Sigortalı A’nın bu borcu ödemeksizin daha sonra ocak ayına ait eksik günlerini 15.05.2026 tarihinde Kanunun 41/1/i bendi kapsamında %45 üzerinden borçlanması ve hesaplanan borçlanma tutarını ödemesi halinde 2026/Ocak ayına ilişkin 60/1/g kapsamındaki tescil kaydı ile bu aya ait GSS prim tahakkukları iptal edilecektir.
Örnek-2: Bir işverenin yanında kısmi süreli iş sözleşmesi ile çalışan aynı zamanda genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişi statüsünde bulunmayan sigortalı B 2026/Şubat ayı içerisinde 5 gün çalışmıştır. Bu çalışması nedeniyle 2026/Şubat ayına ilişkin 60/1/g bendi kapsamında tescil edilerek eksik günlerine ait GSS primleri tahakkuk ettirilmiştir. Sigortalı B bu borcu ödemeksizin daha sonra 2026/Şubat ayına ait eksik günlerini 18.05.2026 tarihinde Kanunun 41/1/i bendi kapsamında %45 üzerinden borçlandırılmış ancak hesaplanan borçlanma tutarının tamamını ödememiştir. Ödediği tutar ile 10 günlük hizmet kazanması nedeniyle sigortalı B’nin 2026/Şubat ayında 10 günlük 60/1/g kapsamındaki tescil kaydı iptal edilecek, kalan süreye ait 60/1/g kapsamındaki GSS tescil kaydı ise devam edecektir.
Örnek-3: Bir işverenin yanında kısmi süreli iş sözleşmesi ile çalışan ve eksik sürelerinde 60/1/c-1 alt bendi kapsamında tescili olan sigortalı C, 2026/Ocak ayı içerisinde 7 gün çalışmıştır. Bu çalışması nedeniyle 2026/Ocak ayına ait eksik günlerini 04.05.2026 tarihinde Kanunun 41/1/i bendi kapsamında borçlanmak istediğinde %39 üzerinden borçlandırılarak, borçlanma tutarının tamamını ödemiştir. Sigortalı C’nin 2026/Ocak ayına ilişkin 60/1/c-1 kapsamındaki tescil kaydı iptal edilmeyecektir.
Bu Genelge doğrultusunda 60/1/g bendi kapsamındaki genel sağlık sigortası tescili, Kanunun 41/1/i bendi kapsamında borçlanma talebinde bulunarak %45 üzerinden hesaplanan borçlanma tutarını ödemesi nedeniyle silinenlerin daha sonra borçlanma tutarının iadesini talep etmesi halinde; daha önce silinen genel sağlık sigortası tescil kaydı yeniden açılacaktır.
Örnek-4: Bir işverenin yanında kısmi süreli iş sözleşmesi ile çalışan aynı zamanda genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişi statüsünde bulunmayan sigortalı D 2026/Şubat ayı içerisinde 7 gün çalışmıştır. Bu çalışması nedeniyle 2026/Şubat ayına ilişkin 60/1/g kapsamında tescil edilerek eksik günlerine ait GSS primleri tahakkuk ettirilmiştir. Sigortalı D bu borcu ödemeksizin daha sonra şubat ayına ait eksik günlerini 04.05.2026 tarihinde Kanunun 41/1/i bendi kapsamında %45 üzerinden borçlanmış, hesaplanan borçlanma tutarının tamamını ödemiş ve 60/1/g tescili silinmiştir. Sigortalı D’nin söz konusu borçlanma tutarının iadesini talep etmesi halinde daha önce silinen tescil kaydı yeniden açılacaktır.
Bilgilerini ve gereğini arz/rica ederim.
Yunus ELİTAŞ
Kurum Başkanı




FAQ – Sık Sorulan Sorular
SGK Genelgesi 2026/11 Hangi Konuyu Düzenliyor? SGK Genelgesi 2026/11, kısmi süreli çalışanların eksik günleri nedeniyle oluşan genel sağlık sigortası prim borçları ile bu süreler için yapılan 41/1-i kapsamındaki borçlanma işlemlerinin nasıl değerlendirileceğini düzenlemektedir.
Kısmi Süreli Çalışanların GSS Primini 30 Güne Tamamlama Zorunluluğu Var Mı? Evet. 4/a kapsamında sigortalı olup kısmi süreli veya çağrı üzerine çalışanlardan, ay içinde 8 gün ve daha az çalışanların eksik günlerine ait genel sağlık sigortası primlerinin 30 güne tamamlanması zorunludur.
Ay İçinde 8 Gün Ve Daha Az Çalışanlar Hangi Kapsamda Tescil Edilir? Bu kişiler, genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişi statüsünde değillerse gelir testi sonucuna göre;
60/1-g kapsamında, veya 60/1-c-1 kapsamında tescil edilirler.
60/1-g Kapsamında GSS Borcu Çıkan Kişi Sonradan Borçlanma Yaparsa Ne Olur? Ay içinde eksik günleri nedeniyle 60/1-g kapsamında GSS primi tahakkuk ettirilen kişi, bu GSS borcunu ödemeden 5510 sayılı Kanunun 41/1-i bendi kapsamında borçlanma yapar ve borçlanma tutarını %45 oranı üzerinden öderse, ödeme yaptığı dönemlere ait 60/1-g kapsamındaki GSS prim borcunu ayrıca ödemesine gerek yoktur.
Borçlanma Tutarının Tamamı Ödenirse GSS Borcu Silinir Mi? Evet. Borçlanma tutarının tamamı ödenirse, ilgili döneme ait 60/1-g kapsamındaki GSS tescil kaydı ve GSS prim tahakkukları iptal edilir.
Borçlanma Tutarı Kısmen Ödenirse Ne Olur? Borçlanma tutarının tamamı değil, bir kısmı ödenirse yalnızca ödenen tutara karşılık gelen hizmet süresi kadar 60/1-g tescili iptal edilir. Kalan süreye ait GSS tescili ve prim borcu devam eder.
60/1-c-1 Kapsamında Tescilli Olanların Kaydı Borçlanma Nedeniyle İptal Edilir Mi? Hayır. Eksik sürelerinde 60/1-c-1 kapsamında tescili bulunan sigortalıların 41/1-i kapsamında borçlanma yapmaları halinde, 60/1-c-1 kapsamındaki tescil kaydı iptal edilmez.
41/1-i Kapsamındaki Borçlanma Hangi Oran Üzerinden Hesaplanır? Genelgeye göre, 60/1-g kapsamındaki GSS prim borcu ödenmeden yapılan borçlanmalarda borçlanma tutarı %45 oranı üzerinden hesaplanır.
GSS primi ödenmiş süreler için borçlanma yapılması halinde ise borçlanma tutarı %39 oranı üzerinden hesaplanır.
GSS Borcu Ödenmeden Borçlanma Yapmak Mümkün Mü? Evet. Genelgede, 60/1-g kapsamında GSS prim borcu bulunan kişilerin bu borcu ödemeden 41/1-i kapsamında borçlanma talebinde bulunabileceği ve borçlanma tutarını ödemeleri halinde ilgili döneme ait GSS tescil ve tahakkuklarının iptal edileceği açıklanmıştır.
Borçlanma Ödemesi Sonradan İade Alınırsa Ne Olur? Borçlanma nedeniyle daha önce silinen 60/1-g kapsamındaki GSS tescil kaydı, borçlanma tutarının iadesinin talep edilmesi halinde yeniden açılır.
Bu Düzenleme Kimleri İlgilendiriyor? Bu düzenleme özellikle;
kısmi süreli çalışanları,
çağrı üzerine çalışanları,
ay içinde 8 gün ve daha az çalışanları,
eksik günleri nedeniyle 60/1-g kapsamında GSS borcu çıkanları,
bu eksik süreleri 41/1-i kapsamında borçlanmak isteyenleri
ilgilendirmektedir.
Aynı Dönem İçin Hem GSS Primi Hem Borçlanma Ödemesi Yapılacak Mı? 60/1-g kapsamında GSS borcu bulunan kişi, aynı süreleri 41/1-i kapsamında %45 oranı üzerinden borçlanıp öderse, ödeme yapılan dönemlere ait GSS prim borcunu ayrıca ödemeyecektir.
Genelgenin Uygulamadaki En Önemli Sonucu Nedir? Genelgenin en önemli sonucu, kısmi süreli çalışanların aynı eksik süre için hem GSS primi hem de borçlanma bedeli ödemesinin önüne geçilmesidir.
Kısmi Süreli Çalışan 7 Gün Çalışmışsa Ne Olur? Ay içinde 7 gün çalışan ve bakmakla yükümlü olunan kişi statüsünde bulunmayan sigortalı için eksik günlere ilişkin 60/1-g kapsamında GSS tescili yapılır. Bu kişi daha sonra eksik günlerini 41/1-i kapsamında %45 oranı üzerinden borçlanıp öderse, ilgili aya ait 60/1-g tescili ve GSS prim tahakkuku iptal edilir.
Eksik Gün Borçlanması Tamamlanmazsa GSS Borcu Tamamen Silinir Mi? Hayır. Borçlanma ödemesi yalnızca belirli bir hizmet süresine karşılık geliyorsa, sadece o süre kadar GSS tescili iptal edilir. Kalan süre için GSS borcu devam eder.

https://www.alomaliye.com/2026/05/07/sgk...i-2026-11/
Yorum Yorum Yok
Yazar: donanma44
?? Bağımsızlığın Sesi, Çocukların Gülüşü: 106 Yıllık Emanet! ??

Bugün sadece bir bayramı kutlamıyoruz; biz bugün bir milletin küllerinden doğuşunu, "Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir!" diyerek dünyaya ilan ettiğimiz o muazzam iradeyi selamlıyoruz. 23 Nisan 1920, karanlıktan aydınlığa açılan kapının, Ankara’da yanan ilk meşalenin ve tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin sarsılmaz temelidir. ✨

Neden bu kadar gururluyuz? Çünkü dünyada, meclisinin açılış gününü çocuklara bayram olarak armağan eden başka bir lider, başka bir ülke yok. Gazi Mustafa Kemal Atatürk biliyordu ki; bir ülkenin geleceği, o ülkenin çocuklarının kurduğu hayaller kadardır. ?️??

Bugün sokaklarda yankılanan çocuk gülüşleri, aslında 106 yıl önce kazanılan zaferin en güzel meyvesidir. Bizler, o günün mirasını omuzlarımızda taşırken, yarının parlayan yıldızlarına daha özgür, daha güçlü ve daha aydınlık bir vatan bırakma sözümüzü tazeliyoruz.

Küçük hanımlar, küçük beyler! ? Sizler geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız. Gözlerinizdeki ışık hiç sönmesin, kalbinizdeki vatan sevgisi daim olsun. Siz güldükçe dünya güzelleşecek, siz başardıkça Türkiye yükselecek!
Başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve kahraman silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz. emanetiniz, evlatlarımızın kalbinde sonsuza dek yaşayacak! ???

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun! ??❤️

#23Nisan #UlusalEgemenlikveÇocukBayramı #106Yıl #Atatürk #GelecekÇocukların #Milliİrade #TürkiyeCumhuriyeti #23NisanKutluOlsun

https://zohreana.com/goklerde-al-sancak-...bir-sevda/
Yorum Yorum Yok
Yazar: donanma44
Alevilik inancında ve Ehlibeyt yolunda çok özel bir yere sahip olan Muharrem ayı, sadece bir takvim dilimi değil, Şahımerdan Hz. Ali ve onun kutlu soyunun yaşadığı acıların, verdikleri onurlu mücadelenin anıldığı kutsal bir "Yas-ı Matem" sürecidir. Pir Zöhre Ana'nın bildirdiği hakikatler ışığında, 2026 yılı Alevi takvimi ve Muharrem orucuna dair tüm merak edilenleri, ibadet esaslarını ve tarihsel derinliğini bu kapsamlı rehberde bulabilirsiniz.

Muharrem Orucu Nedir?
Pir Zöhre Ana’nın ifadesiyle, "Bizim tuttuğumuz Oruç değil, Yas’tır". Muharrem orucu, hakikatte Hz. İmam Üseyin’in ve Ehlibeyt’in Kerbela’da maruz kaldığı zulmün, susuzluğun ve şehadetin anılması için tutulan bir Yas-ı Matemdir.

Bu ibadet, sadece aç kalmak değil; Hz. Muhammed Mustafa’nın "Yasını tutmayana kulum mu derim" nefesiyle bildirdiği üzere, Hakk’ın rızasını kazanmak ve Ehlibeyt’in acısına ortak olmaktır. Hz. Üseyin’in davası, henüz o dünyaya gelmeden dedesi Hz. Muhammed tarafından bildirilmiş yüce bir davadır. Bu yas süreci, Hakk ile Batıl’ın mücadelesini anlamak ve Yezit zihniyetine karşı onurlu bir duruş sergilemek anlamına gelir.

Alevi Takvimi 2026
Alevi inancında özel günler, değişen Hicri takvime göre değil, Pir Zöhre Ana'nın bildirdiği üzere doğanın ve evrenin gerçeklerine uygun sabit tarihlerle takip edilir. 2026 yılı Alevi takviminde öne çıkan Yası Matem günleri şöyledir:

  • Hz. Hasan Yası Matemi: 15 – 16 Aralık 2026 (2 gün).
  • Hz. Ali Yası Matemi: 18 – 19 – 20 Ocak 2026 (3 gün).
  • Hızır (Hz. Muhammed) Orucu: 26 – 27 – 28 Şubat 2026 (3 gün).
  • Eba Müslüm Yası: 1 – 2 – 3 Mart 2026 (3 gün).
  • Hz. Üseyin Yası Matemi: 4 – 15 Mart  2026(12 gün).
2026 Muharrem Ayı Ne Zaman Başlayacak?
Pir Zöhre Ana’nın öğretisine göre, büyük Yas-ı Matem süreci 25 Şubat'ı 26 Şubat'a bağlayan gece başlar. Bu tarih itibarıyla Ehlibeyt sevenleri niyetlerini ederek 18 günlük kesintisiz yas sürecine girerler.

Muharrem Orucu Ne Zaman 2026?
2026 yılında ana Muharrem (Hz. Üseyin) orucu 4 Mart tarihinde başlayacak ve 15 Mart akşamına kadar devam edecektir. Ancak bu süreç, öncesindeki Hızır ve Eba Müslüm yaslarıyla birleşerek toplamda 18 günlük bir matem bütünlüğü oluşturur.


Alevilerin Orucu Ne Zaman 2026?
Alevilerin 2026 yılındaki en büyük yas süreci olan 18 günlük Yas-ı Matem, 26 Şubat ile 15 Mart tarihleri arasındadır. Bu süre zarfında Ehlibeyt'in çektiği çileler anılır, gözyaşı dökülür ve nefesler söylenir.


2026 Orucu Ne Zaman Başlayacak?
2026 yılı için oruç takvimi Ocak ayındaki Hz. Ali yası ile başlasa da, Muharrem ayı bağlamındaki büyük oruç 26 Şubat 2026 sabahı itibarıyla başlar.


Muharrem Orucu 2026 Kaç Gün?
Pir Zöhre Ana’nın bildirdiği takvime göre 2026 Muharrem ayı Yas-ı Matemi toplamda 18 gün kesintisiz olarak tutulur. 

12 İmamlar Orucu 2026
Halk arasında 12 İmamlar orucu diye söylenen 12 günlük oruç, 12 imam için tutulan bir oruç değildir. Bu oruç  özellikle Hz. Üseyin’in şehadeti odağında tutulan 12 günlük matemi ifade eder. 2026 yılında bu 12 günlük özel yas, 4 Mart - 15 Mart tarihleri arasında gerçekleştirilecektir.

Hızır Orucu 2026
Toplumda genellikle Şubat ayı ortalarında aranan Hızır orucu, Pir Zöhre Ana’nın beyanına göre hakikatte Hz. Muhammed Mustafa’nın orucudur. 2026 yılında Hızır orucu 26, 27 ve 28 Şubat tarihlerinde 3 gün olarak tutulacaktır. Ayrıca Ocak ayındaki 3 günlük Hz. Ali yası da bazı yörelerde yanlışlıkla Hızır orucu olarak bilinmektedir.


Muharrem Orucu Nasıl Tutulur? & Alevi Orucu Nasıl Tutulur?
Muharrem orucu (Yas-ı Matem), belirli kurallar ve derin bir maneviyat çerçevesinde eda edilir:
  • Sahur ve İftar: Yası matem tutulurken gece mutlaka sahura kalkılmalıdır. Sabah saat 04:00'ten sonra yeme-içme kesilmeli, iftar ise akşam saat 18:00'de yapılmalıdır.
  • Açılış: Orucun hurma veya üzüm ile açılması büyük sevaptır.
  • Su Yasağı: Kerbela’da Hz. Üseyin ve evlatlarının susuz bırakılması nedeniyle, bu 18 günlük süreçte kesinlikle saf su içilmez. Sıvı ihtiyacı çay, çorba veya meyve sularıyla karşılanır.
  • Yenilmeyecek Gıdalar: Yas süresince elma, kuşburnu ve madımak otu yenilmez. Pir Zöhre Ana’nın bildirdiğine göre bu gıdalar Ehlibeyt’in şehadet anları ve kutsallarıyla ilişkilidir.
  • Kurban Kesimi: 3 Mart tarihinden itibaren yas bitene kadar kurban kesilmez.
  • Temizlik: Beden ve iman temizliği esastır; kirli bir bedenle ibadet yapılamaz.

Aşure Orucu Ne Zaman Tutulur 2026?
Aşure, bir "oruç" değil, Yas-ı Matem bittikten sonra verilen Hz.Üseyin'in Lokması"dır. 2026 yılında 18 günlük yas süreci 15 Mart akşamı tamamlanır ve 16 Mart - 31 Mart 2026 günleri Aşure Çorbası (Hasaş) verilir.

Aşure lokması ile ilgili Pir Zöhre Ana şu önemli uyarıları yapmaktadır:
  • Aşure, Hz. Üseyin'in lokması olduğu için kapı kapı dağıtılmaz; lokmaya layık olanlar eve davet edilir veya türbelerde pişirilip yenir.
  • Ortak kurban veya ortak çorba (herkesin malzemesini birleştirmesi) yapılmamalıdır.
  • Aşure dağıtımı 31 Mart'a kadar devam eder.

Aşure Lokması

Yas-ı matem bitmeden, kurban kesilmeden ve kan akıtılmadan Aşure çorbası yapılamaz. Aşure lokması kesinlikle kapı kapı dağıtılmaz; insanlar eve davet edilir veya türbelerde ikram edilir. Aşure çorbasına YARMA, ŞEKER, FINDIK, CEVİZ, FASULYE, NOHUT, ELMA, ÜZÜM, KARABİBER,TUZ,TARÇIN KARANFİL, SU
HURMA gibi toplam 12 ana malzeme katılır.

Ehlibeyt'in Tarihsel Mücadelesi ve Kerbela
Muharrem ayı, sadece bir yas tutma dönemi değil, aynı zamanda tarihin en büyük haksızlığına karşı gösterilen direncin adıdır. Kerbela, Peygamber soyuna kılıç çekildiği, Ehlibeyt kanının döküldüğü bir matem yeridir. Yezid'in saltanat hırsı ve Muaviye'nin Ehlibeyt düşmanlığı, Hz. Muhammed Mustafa'nın hakikatlerini yok etmek amacıyla binlerce masumun kanına girmiştir.

Pir Zöhre Ana, bu gerçeklerin yüzyıllar boyunca Emevi ve Abbasi zihniyetiyle değiştirildiğini, Hicri takvimin de bu amaçla (Hz. Üseyin'in şehadet tarihini unutturmak için) kullanıldığını belirtir. Bu nedenle Alevi takvimi, evrensel ve sabit tarihler üzerine kurulu bir hakikat takvimidir.

2026 Muharrem ayında tutulacak yaslar, bu şanlı direnişin hatırasını canlı tutmak ve Ehlibeyt yoluna bağlılığı kanıtlamak için bir vesiledir.


https://zohreana.com/muharrem-orucu-nedir/
https://zohreana.com/alevi-takvimi-muharrem-ayi-orucu/
https://zohreana.com/muharrem-ayi-ve-asure/

https://www.facebook.com/zohreana
Yorum Yorum Yok
Yazar: donanma44
Alevilik’teki Rızalığın, bir mafya lideriyle (Mehmet Kaplankıran-Kürt Mehmet) vedalaşma törenine dönüştürülerek kurban edildiğine tanıklık ediyoruz. Oysa Rızalık toplumsal adaletin, vicdanın ve ikrarın sarsılmaz orta direğidir. O direk kırıldığında Yol sahipsiz kalır. Berlin Alevi Toplumu Cemevi’nde (BAT) gerçekleşen ve yeraltı dünyasının normlarını inanç merkezine taşıyan o tören, sadece bir ‘hizmet hatası’ olamaz. Bu, bin yıldır ilmek ilmek örülen bir inanç dokusunu, Anadolu irfanını korumakla görevli kurumsal irade eliyle tahrip edilmesidir.

Berlin Alevi Toplumu’nun inançsal rehberliği, Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Kuzey Bölge İnanç Kurulu’na emanet edilmiştir. Ancak [b]"Yol"[/b]un belkemiği olan Rızalık ilkesi, toplumun gözü önünde bu yapının eğip bükmesi, o makamın meşruiyetinin sorgulanmasına neden olmuştur.

[b]Bu Mevlid’e izin verenlere sormak istiyorum: Alevi İnanç Kurulları Yol’un koruyucusu mu, yoksa mevcut bozuk düzeni onaylama kurulu mu?[/b]
[b]İnanç Kurulu, Berlin Cemevi’nde yürütülen bu "mevlit görünümlü" ‘erkan’ın Yol’a uygunluğuna dair bir onay vermiş midir? Eğer verildiyse, Rızalık terazisi neye göre kurulmuştur? Ayrıca açılama yapmak yerine neden sessizliği tercih etmiştir?[/b]
[b]Derviş İsmail Canbaz ve ekibi, bu sessizliği "temkin" olarak nitelendiremez. Alevilik’te hakikat, ertelenemez bir borçtur. Bir inanç kurulu, erkanın özü zedelendiğinde konuşmayacaksa, hangi "hizmet" için oradadır?[/b]
Almanya Kuzey Bölge İnanç Kurulu, en temel görevi olan [b]"Yol ve Erkan Denetçiliği"[/b] özelliğini yitirmiş görünmektedir. Bir Cemevi’nde verilecek hayır lokmasının, birinin cenazesinin, erkanla kaldırılıp kaldırılamayacağı inanç kurulunun bilgisinden bağımsız olamaz. Eğer kurulun bilgisi varsa, bu bir [b]"itikat kırılmasıdır."[/b] Eğer bilgisi yoksa bu da bir [b]"yönetim zafiyettir."[/b]
Rızalık ilkesinin ihlali, Aleviliğe yapılacak en büyük kötülüktür. Berlin’deki uygulama, Cemevi yöneticilerinin ve inanç önderlerinin eliyle bir inanç sistemine [b]"yeraltı dünyası"[/b] normlarının sızdırılmasıdır.
[b]Yazar EA Kızıldeli[/b]’nin Rızalık ihlali konusunda sosyal medyadaki [b]"[/b][b]Rızalık Yoksa Yol Yoktur"[/b] başlıklı paylaşımında tepkisini şöyle dile getirmiştir:
Alıntı:
"Değerli Canlar,
Günlerdir susmayı tercih ettim. ‘Belki bir açıklama gelir, belki Yol’un sorumluluğunu taşıyanlar çıkar konuşur’ dedim. Ama gördüm ki suskunluk büyüyor, konu örtülmeye çalışılıyor, kavramlar bilinçli şekilde yer değiştiriyor. Bu yüzden artık açık ve net konuşuyorum:
Bu mesele bir cenaze meselesi değildir; bu mesele doğrudan Alevi Yolu’nun Rızalık ilkesinin çiğnenmesidir.
Rızalık nedir diye yeniden hatırlatmak zorunda kalmak bile başlı başına bir kırılmadır. Çünkü Rızalık, bu Yol’un süsü değil, özüdür. Rızalık, bir insanın yaşamına kefil olmaktır. Rızalık, “ben buna şahidim” demektir. Rızalık, vicdanın mühür vurmasıdır.
Şimdi ben soruyorum:
Topluma zarar verdiği bilinen, zulümle, haksızlıkla, suçla anılan birine nasıl Rızalık verilir?
Kim adına verilir bu Rızalık?
Toplum adına mı? Vicdan adına mı? Yoksa sadece “yapılmış olsun” diye mi?
Bunun adı Rızalık değildir.
Bunun adı, Alevi Yolu’nun en temel ilkesini yok saymaktır.
Bazı çevreler meseleyi “ölenin arkasından konuşulmaz” diyerek geçiştirmeye çalışıyor. Bu söz ne Aleviliğin ilkesidir, ne de hakikatin ölçüsüdür. Alevilik’te esas olan hakikattir. Hakikat ise ölümle ortadan kalkmaz. Kul hakkı mezara girmez.
Eğer bir insanın yaşamı ortadaysa, yaptıkları biliniyorsa ve buna rağmen “helal olsun, razıyım” deniyorsa, bu sadece bir söz değildir.
Bu, mazluma sırt çevirmektir. Bu, hakikati inkâr etmektir.
Bir diğer vahim durum ise şudur:
Mevlid ile 40 Erkanı’nın bilinçli şekilde yer değiştirilmesi ve bunun toplumun önüne farklı bir gerçeklik gibi sunulmasıdır.
Herkes biliyor ki mesele başta bir mevlid tartışmasıydı. Ama ne oldu? Bir anda konu “40 Erkanı yapıldı” denilerek başka bir yere çekildi. Gerçek değiştirilemeyince adı değiştirildi.
Bu, basit bir hata değildir.
Bu, iç asimilasyonun en sinsi biçimidir.
Aleviliğe ait olmayan bir ritüeli, Aleviliğin içindenmiş gibi göstermek; kavramları eğip bükmek; toplumu buna alıştırmak… İşte asimilasyon tam olarak budur. Dışarıdan gelen baskıdan daha tehlikelidir. Çünkü içeriden, fark ettirmeden, alıştıra alıştıra yapılır.
Ve asıl meseleye geliyorum:
İnanç Kurulu’nun bu süreçteki sessizliği gine tesadüf değildir. Bu sessizlik, tam anlamıyla “Suçüstü yakalanmışlıktır” bir suskunluktur.
Ortada bu kadar büyük bir tartışma varken, rızalık ilkesi bu kadar açık ihlal edilmişken, erkânın özü bu kadar tartışılır hale gelmişken hâlâ tek bir net açıklama yok.
Ben buradan açıkça söylüyorum:
Bu sessizlik ne tarafsızlıktır ne de temkin.
Bu sessizlik, yapılanların üzerini örtme çabasıdır.
Bu sessizlik, iç asimilasyonun sinsice devam ettirilmesidir.
Eğer İnanç Kurulu bu uygulamalardan haberdarsa ve susuyorsa, bu Yol’a karşı sorumluluğunu yerine getirmiyordur.
Eğer haberi varsa, var. Berlin Cemevi’nde erkanı yürüten Dede aynı zamanda AABF KB İnanç Kolu Başkanı’dır. Şimdiye kadar sesini çıkartmayan yönetim kurulundaki Ana ve Dedeler?
Ama hangi ihtimal doğru olursa olsun değişmeyen bir gerçek var:
Bu suskunluk, bu ihlalin ortağıdır.
Alevilik’te erkan sadece bir ritüel değildir. Erkan, bir yaşamın Yol ile olan ilişkisinin ilanıdır. Erkan, bir onaydır. Erkan, bir duruştur. Eğer bu duruş yoksa yapılan şey erkan değildir.
Bugün en tehlikeli nokta şudur:
Rızalık, içi boşaltılmış bir kelimeye dönüştürülmek isteniyor.
Erkan, şekle indirgenmek isteniyor.
Yol ise sadece adı kalan bir yapıya dönüştürülüyor.
Ben bunu kabul etmiyorum.
Bu Yol böyle ucuzlatılamaz.
Alevilik herkesi aklayan bir yol değildir. Alevilik, her yapılanı görmezden gelen bir anlayış hiç değildir. Alevilik, hakikat karşısında net duruştur.
Ve ben bir Alevi Kızılbaş olarak şunu açıkça söylüyorum:
Rızalık yoksa o erkan yoktur.
Hakikat yoksa o Yol yoktur.
Ve suskunluk varsa, orada sorun vardır.
Artık bu saatten sonra kimsenin kelimelerin arkasına saklanma lüksü yoktur.
Ya çıkıp açıkça konuşulacak, ya da bu suskunluğun altında kalınacaktır.
Çünkü bu Yol’da vicdanına ve topluma ikrar veren susamaz.
Hakikati bilen gizleyemez.
Ve hiç kimse, toplum adına keyfi Rızalık dağıtamaz."
[b]***[/b]
[b]O zaman "Rızalık" kimin emrine amade edildi? diye sormak gerekir.[/b]
Zulümle, haksızlıkla ve toplumsal yaralarla anılan şahsiyetlere Cemevi’nin kapısını aralamak, Rızalık terazisinin kefelerini [b]"güce"[/b] teslim etmektir. İnanç Kurulu Başkanı’nın o töreni yürüttüğü yerde, Yol’un nefesinin kesilmesi demektir.
Bu sorunu yerel bir hatadan çıkarıp tüm Avrupa’da yaşayan Aleviler için bir kriz haline dönüştüren asıl nokta, [b]‘erkanı’[/b] yürüten kişinin aynı zamanda [b]AABF (Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu) Kuzey Bölge İnanç Kurulu Başkanı[/b] sıfatını taşımasıdır.
Federasyonun en üst kademesinde görev yapan bir ismin, Alevilik’le hiçbir alakası olmayan [b]"Mevlid"[/b] gibi Sünni-gelenekçi törenleri Cemevi’nde gerçekleştirmesi, federasyonun [b]"asimilasyona karşı direnç"[/b] söylemiyle taban tabana zıttır. Bu durum, kurumsal hiyerarşinin Yol’un kurallarının önüne geçtiğinin en belirgin kanıtıdır.
Alevi kamuoyunda oluşan [b]"bağış karşılığı Rızalık"[/b] algısı, kurumların şeffaflık sınavında sınıfta kaldığını göstermektedir.
[Resim: yeni-proje-29.jpg]Sedat Peker, Mehmet Kaplankıran için Berlin Alevi Toplumu Cemevi’nde düzenlenen mevlide başsağlığı mesajı gönderdi.
***
Artık asimilasyon sadece devlet eliyle yapılmıyor. Asimilasyon bizzat federasyon ve Cemevi yönetimlerinin [b]"seküler körlüğü"[/b] ve [b]"kurumsal elitizmi"[/b] eliyle içeriden inşa ediliyor. Mevlid okutarak Aleviliği [b]"folklorik bir cami altı kültürüne"[/b] indirgemek, bin yıllık sırrı yok saymaktır.
Eğer Rızalık makamı, kişinin toplumsal geçmişine değil de nüfuzuna bakarak kapı aralanıyorsa, orada [b]"Yol"[/b] bitmiş, [b]"Piyasa Aleviliği"[/b] başlamıştır. Berlin Cemevi yönetimi ve İnanç Kurulu yeraltı dünyasının şahsiyetlerine kapı açarak, aslında o kapıdan içeriye [b]"korku ve yozlaşma"[/b] normlarını buyur etmiştir.
Yol’un Rızalık ilkesini koruyamayanların, o makamlarda oturarak toplumun vicdanıyla oynamaya hakkı yoktur. Rızalık verilmemiş bir erkan, yalnızca kadük bir törendir ve Yol’a ihanettir, bu bilinmelidir. Bugün Berlin Alevi Toplumu’ndaki yöneticiler, attıkları her imzanın inançsal bir bedeli olduğunu unutmuş görünmektedir.
[b]Cemevi yönetmek, bir spor kulübü yönetmek değildir. Attığınız her idari adım, bir Talibin gönlünde ya bir çerağ uyandırır ya da o çerağı söndürür.[/b]
[b]Hakikat karşısında bükülmeyenlerin yolu ve bu kadim yolun yolcuları bu sessizliği "iç asimilasyon ortaklığı" olarak kaydedecektir.[/b]
[b]Güce teslim edilen Rızalık terazisi, iç asimilasyonun en önemli dayanak noktasıdır.[/b]
Aşkı muhabbetle…

KAYNAK: https://halktv.com.tr/makale/mafya-babasi-icin-cemevinde-mevlid-okunur-mu-1023223
Forum: Alevi Haber
Yorum Yorum Yok
Yazar: donanma44
Osmaniye MYK Mesleki Yeterlilik Belgesi arayışında olan adaylar için güvenilir, hızlı ve profesyonel bir çözüm sunan Artun Belgelendirme, sınav ve belgelendirme süreçlerinde uzman yaklaşımıyla öne çıkmaktadır. Günümüzde birçok meslekte yetkinliğin yalnızca deneyimle değil, resmi olarak belgelenmiş yeterlilikle de kanıtlanması gerekmektedir. Bu noktada MYK belgesi, hem çalışanlar hem de işverenler için büyük bir önem taşır. Artun Belgelendirme, Osmaniye ve çevresinde mesleki yeterlilik belgesi almak isteyen adaylara profesyonel destek sağlayarak süreci kolaylaştırır.

Mesleki Yeterlilik Kurumu tarafından yetkilendirilen belgelendirme süreçleri, kişinin sahip olduğu bilgi, beceri ve uygulama yeterliliğinin resmi olarak doğrulanmasını sağlar. Özellikle iş başvurularında, kariyer gelişiminde ve yasal zorunluluk bulunan mesleklerde MYK belgesi büyük avantaj sunar. Osmaniye MYK Mesleki Yeterlilik Belgesi almak isteyen adaylar, Artun Belgelendirme aracılığıyla başvuru, sınav planlama, değerlendirme ve belge teslim aşamalarını düzenli bir şekilde takip edebilir.

Artun Belgelendirme’nin en önemli avantajlarından biri, adaylara sürecin her aşamasında anlaşılır ve yönlendirici bir destek sunmasıdır. Başvuru koşulları, gerekli evraklar, sınav tarihleri ve belge kapsamı konusunda adayların doğru bilgilendirilmesi, belgelendirme sürecinin sağlıklı ilerlemesini sağlar. Bu profesyonel yaklaşım sayesinde Osmaniye’de yaşayan ya da Osmaniye bölgesinde çalışan kişiler, MYK belgesi alma sürecinde zaman kaybetmeden işlemlerini tamamlayabilir.

MYK mesleki yeterlilik belgeleri; inşaat, kaynakçılık, elektrik, metal işleri, otomotiv, lojistik, güzellik ve bakım gibi birçok sektörde geçerlidir. Bu belgeler, iş gücü piyasasında nitelikli personel ihtiyacını karşılamak açısından da önem taşır. İşverenler, belgeli çalışanlarla çalışarak hem kalite standardını yükseltir hem de iş güvenliği açısından daha güçlü bir yapı oluşturur. Bu nedenle Osmaniye MYK Mesleki Yeterlilik Belgesi yalnızca bireysel kariyer için değil, kurumsal verimlilik için de önemli bir yatırımdır.

Artun Belgelendirme, adayların ihtiyaç duyduğu alanlara uygun belgelendirme çözümleri sunarak sektörel beklentilere cevap verir. Sınav sürecinde teorik ve uygulamalı değerlendirmelerin önemini bilen kurum, adayların gerçek mesleki performanslarını ölçmeye odaklanır. Böylece alınan belge, yalnızca resmi bir evrak değil, aynı zamanda mesleki yetkinliğin güçlü bir göstergesi haline gelir.

Osmaniye’de MYK belgesi almak isteyen kişiler için en çok merak edilen konuların başında belge süreci, geçerlilik alanı ve sınav aşamaları gelir. Artun Belgelendirme, bu konularda şeffaf ve güvenilir bir hizmet anlayışıyla hareket eder. Adaylara doğru yönlendirme yapılması, süreçlerin hızlı ilerlemesi ve belgelerin mevzuata uygun şekilde hazırlanması, kurumun profesyonel hizmet anlayışının temelini oluşturur.

Eğer siz de kariyerinizde bir adım öne çıkmak, çalıştığınız alanda resmi yeterliliğinizi kanıtlamak ve sektörde daha güçlü bir konuma ulaşmak istiyorsanız, Osmaniye MYK Mesleki Yeterlilik Belgesi için Artun Belgelendirme ile iletişime geçebilirsiniz. Doğru belgelendirme, güçlü bir kariyerin ilk adımıdır. Artun Belgelendirme ise bu yolda size güven veren, süreci kolaylaştıran ve profesyonel desteğiyle fark yaratan bir çözüm ortağıdır.
Yorum Yorum Yok
Yazar: donanma44
İskenderun MYK Belgesi almak isteyen bireyler ve işletmeler için doğru, güvenilir ve profesyonel bir yol arkadaşı seçmek büyük önem taşır. Bu noktada Artun Belgelendirme, mesleki yeterlilik sürecini kolaylaştıran, adaylara doğru yönlendirme sunan ve başvuru aşamasından belge teslimine kadar tüm adımlarda destek sağlayan köklü bir çözüm ortağı olarak öne çıkmaktadır. Özellikle iş hayatında resmi yeterlilik göstergesi olarak kabul edilen MYK belgesi, çalışanların mesleki bilgi, beceri ve deneyimlerini belgelemesi açısından önemli bir avantaj sağlar.

Günümüzde birçok sektörde belgelendirme zorunluluğu giderek daha fazla önem kazanmaktadır. İnşaat, elektrik, metal, kaynak, lojistik, hizmet ve benzeri alanlarda çalışan kişiler için MYK belgesi, hem yasal uygunluk hem de kariyer gelişimi açısından değerli bir unsurdur. İskenderun MYK Belgesi arayışında olan adaylar, bu süreci güvenilir bir kurumla yönetmek ister. Artun Belgelendirme, tam da bu ihtiyaca cevap vererek adayların hangi belgeye ihtiyaç duyduğunu belirlemesine yardımcı olur ve süreci sade, anlaşılır ve hızlı bir şekilde ilerletir.

Artun Belgelendirme’nin en güçlü yönlerinden biri, süreci yalnızca belge alma işlemi olarak değil, adayın mesleki yeterliliğini doğru şekilde ortaya koyan bir gelişim süreci olarak ele almasıdır. Başvuru öncesinde yapılan bilgilendirmeler, sınav aşamasına dair yönlendirmeler ve belge sonrası destek hizmetleri, firmanın profesyonel yaklaşımını ortaya koyar. 

İskenderun’da faaliyet gösteren çalışanlar ve firmalar için MYK belgesi almak, iş gücünde daha güçlü bir konum elde etmek anlamına gelir. İşverenler açısından bakıldığında ise belgeli personel çalıştırmak, hem kalite standartlarını yükseltir hem de iş güvenliği ve mevzuata uyum bakımından önemli bir avantaj sağlar. Artun Belgelendirme, bireysel başvuruların yanı sıra kurumsal belgelendirme taleplerinde de profesyonel destek sunarak işletmelerin bu süreci daha kolay yönetmesine yardımcı olur.

İskenderun MYK Belgesi almak isteyen adaylar için sınav süreci genellikle teorik ve uygulamalı aşamalardan oluşur. Artun Belgelendirme, adayların doğru sınava yönlendirilmesini sağlayarak gereksiz zaman kaybını önler. Ayrıca adayların süreç boyunca hangi adımları takip etmesi gerektiğini açık biçimde anlatarak belgelendirme yolculuğunu daha anlaşılır hale getirir. Bu sayede başvuru sahipleri, kendilerine en uygun sertifikasyon alanına hızlı şekilde ulaşabilir.

Artun Belgelendirme’nin sunduğu hizmetlerde şeffaflık ve müşteri memnuniyeti ön plandadır. Adayların aklındaki sorulara net yanıt verilmesi, başvuru sürecinin açık biçimde anlatılması ve güncel bilgilerle yönlendirme yapılması, firmanın güvenilirliğini güçlendiren unsurlardır. Bu da hem bireysel kullanıcılar hem de kurumsal müşteriler için önemli bir tercih sebebidir.

Mesleki yeterlilik belgesi, yalnızca bir evrak değil, kişinin mesleğinde yetkin olduğunu gösteren resmi bir kanıttır. Bu nedenle İskenderun MYK Belgesi almak isteyenlerin, süreci profesyonel bir kurumla yürütmesi büyük önem taşır. Artun Belgelendirme, sektörel deneyimi, çözüm odaklı yaklaşımı ve güven veren hizmet anlayışı ile bu alanda öne çıkan firmalardan biridir.

İskenderun’da MYK belgesi almak isteyen herkes için Artun Belgelendirme, doğru yönlendirme, güvenilir hizmet ve profesyonel destek sunan güçlü bir tercihtir. Siz de mesleki yeterliliğinizi resmi olarak belgelemek, iş hayatında daha sağlam bir konum elde etmek ve belgelendirme sürecini sorunsuz şekilde tamamlamak istiyorsanız Artun Belgelendirme ile iletişime geçebilirsiniz.
Forum: Ekonomi
Yorum Yorum Yok
Yazar: donanma44
İsmail Pehlivan yazdı: Aleviler tarihsel mirasından nasıl koparıldı?
"Aldanma cahilin kuru lafına
Kültürsüz insanın külü yalandır
Hükmetse dünyanın her tarafına
Arzusu hedefi yolu yalandır"
Aşık Veysel
Anadolu’nun kadim inanç ve kültür mozaiğinde Alevilik her zaman mazlumun yanında duran, adaleti merkezine alan ve "72 millete bir nazarla bakmayı" düstur edinen bir inanç ve yaşam biçimidir. Ancak bugün, gerek Türkiye’de gerekse Avrupa’da Alevi toplumunun temsil yetkisini üstlenen çatı örgütlerinin, federasyonların ve derneklerin yönetim kadrolarının içine düştüğü vahim durum, bu kadim batıni inancın ruhuyla çelişen tarzdaki uygulamaları ile tarihsel mirastan nasiplenmediği gözlemlenmektedir.
Son yıllarda Alevi kurumlarının yönetim kademelerinde gözlemlenen aşırı siyasallaşma, inanç merkezli bir hak arama mücadelesinden ziyade, belirli bir siyasi hattın arka bahçesine dönüşme emareleri taşımaktadır. Bu durum, sadece inancın doğal yapısını bozmakla kalmıyor, aynı zamanda toplumda telafisi güç kırılmalara ve Alevilik’ten uzaklaşmalara yol açıyor.
***
Günümüz Alevi örgütlülüğünün neden olduğu en hayati sorunlardan biri de Aleviler’in, Alevilik’ten uzaklaştırılmasıdır. Ne yazık ki bu durum, toplumsal birlikteliğe vurulan bir darbedir. Aleviler inancından uzaklaştı. Bunun nedeni günümüz Alevi kadroların Aleviliğe yeni donlar biçme girişimleridir. Cemevleri toplumun ihtiyaçlarına cevap veremez haldeler. Bilimden ziyade şeklen ve ritüellerle yetinilmesi ibadeti kısır bir döngüye hapsetti. Bu vahim durumun doğal bir sonucu olarak da toplumsal birliktelik ağır yaralar aldı, kadim dayanışma ruhu zedelendi.
Bugün artık cesaretle masaya yatırılması gereken en temel konu şudur: Neden ve nasıl dağıldık, niçin uzaklaştık? Daha da önemlisi, yeniden nasıl toparlanırız?
Geçmişte inanç, hayatın ta kendisiydi, nefes alınan her ana, kurulan her ilişkiye sinmiş bir yaşam biçimiydi. Oysa bugün inancın yerini daha çok "kimlik siyaseti" ve sadece şekilden ibaret olan "ritüeller" aldı. Üzülerek görmekteyiz ki; inanç yaşamın odağına alınmazken, göstermelik olan şekilcilik ön planda tutuluyor. İnanç, bir hayat nizamı olmaktan çıkarılıp bir temsil biçimine dönüşüyor.
Bugün gelinen noktada sormamız gereken bir soru da şudur: Alevi kurumları toplumu özgürleştirmek için mi var, yoksa onları siyasi birer "yedek güç" olarak bir yerlere yamamak için mi?
***
Alevilik, özü gereği Rızalık üzerine hayat bulur. Cem Meydanı’na her birey, siyasi kimliğinden, etnik kökeninden ve sınıfsal konumundan arınarak girer. Oysa bugünkü federasyon yöneticileri, Cemevleri’ni ve dernekleri birer "siyasal lojistik merkez" haline getirme gayretindedir.
Özellikle Türkiye’deki Alevi federasyonları ile Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) yöneticileri, Aleviliğin tarihsel mağduriyetlerini güncel siyasetin pazarlık masasına sürmekte sakınca görmemekteler. Bu yöneticiler, toplumun genel rızasını almadan, kurumsal kimliği bir siyasi partinin ideolojik hattına eklemlemeye çalışmaktalar. Bu "yedekleme" operasyonu, Alevi toplumunun geniş ve çoğulcu yapısını dar bir siyasi alana hapsetme girişimidir. Bu daralma, örgütlerin toplumun farklı kesimleriyle olan bağını koparmakta ve inancı, sadece bir grubun siyasi çıkarlarına hizmet eden bir yapıya dönüştürme riski taşımaktadır.
***
Günümüzdeki can alıcı noktalarından biri de, bu siyasal kadroların Cemevleri üzerindeki kurumsal hegemonyasıdır. Bugün Cemevleri, Anadolu Alevi Ocakları’nın idari kontrolünde olması gerekirken, dernek ve federasyon yöneticilerinin idari ve siyasi kontrolü altındadır. Cemevleri, Andolu Alevi inancının ibadet mekanıdır. O mekanın temsileri "hak ve hakikat"i bilen, sadakat ve liyakat sahibi olan, Mürşidler, Pirler ve Rehberler (Rayber) olmalıdır.
Siyasallaşmış mevcut yöneticiler, Cemevleri’ni kendi siyasi varlıklarını sürdürebilecekleri birer "getto" olarak görüyorlar. Bu hegemonik işgal sona erdiğinde, kendi siyasi ağırlıklarının ve varlık nedenlerinin ortadan kalkacağından korkuyorlar. Bu korku, onları daha da otoriterleşmeye ve inancı daha fazla siyasallaştırmaya itiyor. Cemevleri’nin birer "siyasi büro" gibi kullanılması, o mekanların manevi ruhunu zedelediği gibi, inanç önderlerini de yöneticilerin memuru pozisyonuna düşürmektedir. Bu tablo, Alevi örgütlenmesinin en önemli "çıkmazıdır."
***
Kurumsal yönetimlerdeki bu siyasi hırs ve "yamama" çabası, beraberinde kişisel çıkar ağlarını da örmektedir. Bu kadrolar birbirlerinin arkasından riyakarca konuşurken, siyasi ve ekonomik çıkarları mevzubahis olunca hemencik ortaklaşabiliyorlar. Nitekim geçen ay Alevi Kültür Dernekleri’nin olağanüstü kongresinde adı bazı şaibeli konulara karıştığı iddia edilen mevcut başkan için federasyon yöneticileri delegeleri etkileyerek üç oy farkla kazanmasını sağladılar. Bunların siyasi partilerle kurduğu faydacılığa dayalı ilişkiler sonucu bazı yöneticilere belediye meclis üyelikleri, siyasi adaylıklar veya farklı kapılar açarken, toplumda ise derin bir hayal kırıklığı ve yabancılaşmaya neden olmaktadır.
İnançsal boyutta Aleviler arasında yaşanan bu kırılma, salt bir siyasi ayrışma değildir. Bu aynı zamanda kurumlara duyulan güvenin de yok olmasıdır. Genç kuşaklar ve kadınlar, inançlarının bir siyasi partinin sloganlarına meze edildiğini gördükçe kurumlardan uzaklaşıyorsa, bu kurumsal hafızanın silinmesine ve toplumun köksüzleşmesine neden olabilir. Eğer bir inanç grubu, kendi inanç merkezlerinde "rıza" yerine "çıkara dayalı biat" edilmeyi görüyorsa, orada inançsal bir çürüme çoktan başlamış demektir.
***
Bu toplumu ayrıştırarak yıpratan yapıdan kurtulmanın yolu Alevileri içine düştüğü siyasi cendereden çıkarmak için radikal ancak yapıcı bir "alan ayrışmasına" ihtiyaç vardır.
İşte çözüm yolu ve yöntemi:
Cemevleri’nin yönetimi ve inançsal alanı tamamen hizmet yürüten inanç önderlerine, Anadolu Alevi Ocak mensuplarına bırakılmalıdır. Kurumsal yöneticiler, Cemevleri’nin sadece lojistik ve idari destekçisi olmalı, oranın ruhuna müdahale etmemelidir. Bu, inancın özgün yapısını koruyacak ve siyasallaşmanın önüne set çekecektir. Aleviliğin siyasallaşmasına hizmet eden her yapı bu ulvi Yol’dan bihaber olduğunun belirtisidir.
Bu anlamda ilkin Cem Meydanı’nı eski anlamına ve haline yaklaştırmakla işe başlanmalı… Cem Meydanı’nı Dede yönetir. Meydan Canlar’ın her türlü sorunu halledilmeden kapanmaz. Cem Meydanı’nda yasa konur, yasaya uymayanlar dara çekilip yargılanır. Yani sadece oturup kakılan, gülbank okunan, secde edilen, semah dönülen bir yer olmaktan öte, Canlar’ın gerçekleri konuştuğu, sosyal sorunlarla yüzleştiği bir yerdir Cem Meydanı...
***
Federasyonlar, inanç üzerinden siyasi pazarlık yapmak yerine, demokrasi mücadelesi veren birer demokratik kitle örgütü olarak çalışmalarını sürdürmelidir. Federasyonlar eşit yurttaşlık, insan hakları, çevre sorunları ve kadın-çocuk hakları gibi hak mücadelesini merkezine alan evrensel demokrasi sorunlarında etkin birer aktör olmalıdır. Ancak bu mücadeleyi verirken, bir siyasi partinin "arka bahçesi" olmadan, inanç önderlerinin rızalığına da alarak her siyasi yapıya eşit mesafede, ilkeli ve bağımsız bir güç odağı olarak hareket etmelidirler.
***
Kurum yöneticiliği bir "meslek" veya "siyasete zıplama basamağı" olmaktan çıkarılmalıdır. Dönemsel yönetimler, şeffaf denetim mekanizmaları ve tabanın doğrudan katılımı rızalıkla sağlanmalıdır. Yöneticilerin kişisel siyasi hedefleri ile kurumsal kimlik arasına aşılmaz duvarlar örülmelidir.
***
Bugünkü hantal ve eril yapının yıkılması için gençlerin ve kadınların yönetimlerde "kenar süsü" olarak görülmeden, yönetim mekanizmalarda söz ve karar sahibi olarak yer almalıdır. Bu, kurumların enerjisini tazeleyecek ve onları bugünkü "çıkarcı bakış açısından" uzaklaştıracaktır.
***
Alevi toplumunun geleceği, kurumların kendi içindeki bu "işgal" ve "yamama" kültürünü reddetmesinden geçmektedir. Eğer federasyonlar, Cemevleri’ni inanç önderlerine bırakıp, kendileri sivil toplumun özgürlük alanında hak mücadelesine girişirlerse, bu toplumda gerçek bir karşılık bulacaktır. İşte o zaman samimiyet testinden geçmiş olacaklar ve Aleviler, birer "siyasi yedek" olarak görülmeden demokrasinin asli ve kurucu unsuru haline gelecektir.
Eskiden Alevilik denilince “neye inanıyorsun?”dan ziyade, “nasıl yaşıyorsun?” meselesiydi. İnsan, adaletli mi? Paylaşımcı mı? Kimsenin hakkını yemiyor mu? asıl bakılan buydu. Bunun da iki temel direği vardı: Rızalık ve İkrar. Rızalık, doğruluktan şaşmamak, üstün ahlaklı olmak, herkesin gönüllü olarak bir arada yaşamasını içselleştirmek, kimsenin kimseye üstünlük ve zorbalık yapmaması demekti. Rızalık şeklen yapılan bir eylemden öte, sosyal yaşamda insanı doğruluktan ayrılmamasını sağlayan bir haldir. İkrar, Hakk Muhammed Ali Yolu’na revan olmanın ilk makamıdır. İkrar söz vermektir. Yani “Ben adil yaşayacağım” demektir.
Bugün yol ayrımında olan (istisnalar hariç) günümüzde ocakzade Dedeler, Aleviler ve Alevi kuruluşları ya Alevi Ocak Sistemi’nin tarihsel mirasının esin kaynağından feyz alıp yola revan olacaklar ya da yoldan çıkıp asimilasyona tabi olacaklar.
Unutulmamalıdır ki; inanç özgürleşmeden, toplum özgürleşemez. Kurumların içinde bulunduğu keşmekeşlikten kurtulmasının yolu, koltuklara değil, değerlere tutunmaktır.
Mevcut gidişatı tersine çevirecek bir iradeyi ortaya koymak için hala geç değildir. Eğer bir irade ortaya konulacak olursa, bu bir tartışma fitilini de ateşleyecek ve kurum yöneticilerini derin bir öz eleştiriye davet edecektir.
Dibe vurmadan suyun yüzüne çıkılamaz!
Aşk-ı Muhabbetlerimle…


KAYNAK: https://halktv.com.tr/service/amp/makale...di-1019903
Forum: Alevi Haber
Yorum Yorum Yok
Yazar: donanma44
Aralık 2024'te Beşar Esad yönetiminin devrilmesinden bu yana onlarca Alevi kadının kaçırıldığı bildiriliyor.
  • BBC News Arapça
  • 18 Şubat 2026
  • Okuma süresi 6 dk

Uyarı: Bu haberde bazı okuyucuları rahatsız edebilecek cinsel saldırı ve şiddet olayları bulunuyor.

Ramia, Suriye'nin batısındaki Lazkiye vilayetindeki köyünde sıcak bir yaz gününde ailesiyle piknik yapmaya hazırlanırken, beyaz bir araba yanlarına yanaştı.

Güvenliği ve kimliğinin korunması için adı değiştirilen genç kız, BBC Dünya Servisi'ne yaptığı açıklamada, üç silahlı erkeğin araçtan inip, hükümete bağlı güvenlik güçleri olduklarını söyleyerek kendisini araca sürüklediklerini anlattı.
Erkekler Ramia'yı dövdüler, ağlamaya ve bağırmaya başlayınca daha da sert vurdular.

"İçlerinden biri Sünni mi yoksa Alevi mi olduğumu sordu. Alevi dediğimde, mezhebe hakaret etmeye başladılar" diyor.
Ramia, Aralık 2024'te Beşar Esad yönetiminin devrilmesinden bu yana kaçırıldığı bildirilen onlarca kadından biri.
Kadın hakları savunucusu bir grup olan Suriye Feminist Lobisi (SFL), ailelerden, medyadan ve diğer kaynaklardan 80'den fazla kadının kaybolduğuna dair ihbarlar aldığını söylüyor. Bu vakaların 26'sının kaçırılma olduğunu doğruladıklarını belirtiyorlar.
Kayıp olduğu bildirilenlerin neredeyse tamamı, Suriye nüfusunun yaklaşık %10'unu oluşturan ve devrik cumhurbaşkanının da mensup olduğu Alevi mezhebinden.

[Resim: d29f7630-05a3-11f1-88a6-319cb44d5d72.jpg.webp]Kaynak,Kenana Hendawi/Anadolu via Getty Image
Fotoğraf altı yazısı,Aralık ayında Lazkiye'de düzenlenen bir protestoda göstericiler Aleviler için koruma çağrısında bulundular.

Mezhep şiddeti
İki Alevi kadın ve diğer üç kadının aileleri, kaçırıldıkları ve saldırıya uğradıkları olayların ayrıntılarını BBC ile paylaştı. Gizlilik ve güvenlik nedenleriyle tüm isimler değiştirildi.
Hepsi, geçici hükümete bağlı, asayişten sorumlu Genel Güvenlik Servisi'nin olayı tam olarak soruşturmadığını söyledi. Bir kadın, ihbarda bulunduğunda görevlilerin kendisiyle alay ettiğini belirtti.
İçişleri Bakanlığı sözcüsü Kasım ayında, 42 kaçırma iddiasını soruşturduklarını ve bunlardan biri hariç hepsinin "yanlış" olduğunu tespit ettiklerini söyledi.
Sözcü BBC temas ettiğinde de daha fazla yorum yapmayacaklarını belirtti.
Ancak bir güvenlik kaynağı BBC'ye, güvenlik servisi üyelerinin de karıştığı bazı kaçırma olaylarının yaşandığını ve bu kişilerin görevden alındığını aktardı.
SFL tarafından kayıtlara geçirilen kaçırma ve kayıp olayları, Şubat 2025'ten Aralık başlarına kadar olan bir dönemde yaşandı.
Çoğunluğu Alevi sivillerden oluşan 1400'den fazla kişinin mezhep çatışmalarında öldürüldüğü Mart ayının hem öncesini hem de sonrasını kapsıyor.
Sünni İslamcıların önderliğindeki hükümete bağlı güçler, Esad destekçilerinin düzenlediği ölümcül bir pusu sonrasında intikam cinayetleri işlemekle suçlandı.
Esad rejiminin seçkinlerinin birçok üyesi Aleviydi, ancak mezhebin diğer üyeleri de eski cumhurbaşkanına karşı çıktıkları için baskıyla karşı karşıya kaldı.

'İntihar girişimleri'
Ramia, vücudunun tamamını örten bir kıyafet giymeye ve sadece göz bölgesini açıkta bırakan bir peçe takmaya zorlandığını anlatırken alçak tonda bir sesle konuşuyor. Yatak ve üzerinde tuvalet malzemeleri ve bir prezervatif bulunan bir şifonyerle döşenmiş yeraltındaki bir odaya kapatıldığını söylüyor.
Ramia iki gün boyunca alıkonulduğunu, bir kez kaçmaya çalıştığını ve iki kez intihar girişiminde bulunduğunu belirtiyor.
Kendisini tutsak alan kişinin Arapçayı akıcı konuşmadığını ve "Asyalı özelliklere" sahip olduğunu söyleyen Ramia, bu kişinin kıyafetlerini çıkardığını ve fotoğraflarını çektiğini de sözlerine ekliyor.
Ramia, aynı binada yaşayan ve kendisini esir alan erkeğin eşi olduğunu söyleyen bir kadının, fotoğrafın "satış fiyatını belirlemek için" çekildiğini söylediğini aktarıyor.
Ramia, kadının kendisine daha önce "birçok" kadının kaçırıldığını, bazılarının tecavüze uğrayıp serbest bırakıldığını, bazılarının ise "satıldığını" söylediğini de belirtiyor.
BBC, kaçırılan kadınlar için para değiş tokuşunun yapıldığı herhangi bir vakayı teyit edemedi fakat bazı eylemciler mağdurların satılmakla veya zorla evlendirilmekle tehdit edildiği vakalardan haberdar edildi.

'Defalarca tecavüze uğradım'
30'lu yaşlarında bir anne olan Nesma, BBC'ye yaptığı açıklamada, Lazkiye vilayetindeki köyünden alınıp, pencereleri perdeli bir minibüsle götürüldüğünü anlattı.

Telefonda sesi titreyerek konuşan Nesma endüstriyel bir tesise benzeyen yüksek pencereli bir odada yedi gün tutulduğunu ve üç erkek tarafından köy sakinleri ve eski rejimle olan bağlantıları hakkında sorgulandığını belirtti.
Esir alanların hepsinin maskeli olduğunu ve Suriye Arapçası lehçesiyle konuştuklarını söyledi.
Ona "Alevi kadınlar sabaya olmak için yaratıldı" dediklerini belirtti.
Sabaya, "kadın esirler" anlamına gelen ve bazı radikal İslamcılar tarafından seks kölesi olarak kullanılan kadınları tanımlayan eski bir Arapça terim.
[Resim: 017b8f10-05aa-11f1-b7ee-d58a2b955cee.jpg.webp]Kaynak,Abdulvacit Haci Isteyfi/Anadolu / Getty Images
Fotoğraf altı yazısı,Mart ayında Batı Suriye'de yaşanan mezhep çatışmaları 1400'den fazla kişinin ölümüne yol açtı.

Defalarca kendisini esir alanlar tarafından tecavüze uğradığını anlatan genç kadın "Tek düşündüğüm ölümdü. Öleceğim ve çocuğumu annesiz bırakacağım düşüncesiydi" diyor.
BBC'ye konuşan annesi Hasna, bir başka genç kız olan Leen'in de dayak yediğini, silah zoruyla tehdit edildiğini ve her gün cinsel saldırıya maruz kaldığını anlattı.
Hasna, esir alan kişinin yüzünü kapattığını, Arapçasının yetersiz olduğunu ve Mart ayındaki şiddet olayları sırasında Alevilerin öldürülmesinde yer almakla övündüğünü belirtti.
Hasna, "Kızlarımıza 'Tanrı'ya inanmadıkları' için 'sabaya' derdi" diye anlatıyor. Bazı Sünni aşırılık yanlıları Alevileri sapkın olarak görüyor.
BBC ayrıca, karısı Noor'un kaçırılıp birkaç hafta boyunca rehin tutulduğunu söyleyen Ali ve ergenlik çağındaki kızının "10 gün boyunca aralıksız" cinsel saldırıya uğradığını söyleyen Somaya adlı bir anneyle de görüştü.
'Telefonla tehditler'
Nesma, BBC'ye yaptığı açıklamada, kaçırıldığını ihbar etmek için güvenlik görevlilerine gittiğinde görevlilerin kendisine "alaycı ve saygısızca" davrandığını söylüyor.
"Bana 'piknikte olduğunu söylemelisin' dediler."
Ramia da, görevlilerin başlangıçta vakayla ilgilendiklerini, ancak kaçıranı tespit ettikten sonra telefonlarına cevap vermeyi bıraktıklarını anlatıyor.
Aile, "konuşursanız bedel ödeyeceksiniz" şeklinde telefonla tehditler aldığını söyledi. Bu nedenle ülkeden kaçmaya karar verdiler.
Ali, BBC'ye yaptığı açıklamada "Kaçıranı tutukladılar, ancak sonrasında ne olduğunu bilmiyoruz" derken, kaçıranın serbest bırakılmasından ve "peşlerinden gelmesinden" korktuğunu belirtiyor.
Leen'in annesi, kızının güvenlik görevlileri tarafından birkaç kez "ilgi ve sempatiyle" sorgulandığını, ancak aylar geçmesine rağmen soruşturmalardan hiçbir sonuç paylaşılmadığını söyledi.
Somaya, olanları ihbar ettiğini ama hiçbir güncelleme almadığını söylüyor.
Kasım ayında, Genel Güvenlik Servisi'ni denetleyen Suriye İçişleri Bakanlığı, ihbar edilen 42 kaçırma olayına ilişkin bulguları bir basın toplantısında aktardı.
Sözcü Nureddin el-Baba, vakalardan sadece birinin "gerçek bir kaçırma" olduğunu söyledi.
Diğerlerinin ise "gönüllü kaçış", "akraba veya arkadaşlarla kalma", "aile içi şiddetten kaçma", "sosyal medyada asılsız iddialar" veya "fuhuş ve gasp olaylarına karışma" olarak açıklandığını, dördünün ise "tutuklamaların yapıldığı suçlar" olduğunu belirtti.
Sözcü ayrıca, bakanlığın bu tür ihbarları "son derece ciddiyet ve sorumlulukla" ele aldığını vurguladı.
Kasım ayının sonlarında BBC, topladığımız bilgilere ilişkin yanıt almak için bakanlıkla iletişime geçti. Bakanlık, daha fazla yorum yapmayacağını söyledi.
[Resim: e5e9a5b0-05aa-11f1-b7ee-d58a2b955cee.jpg.webp]Kaynak,OMAR HAJ KADOUR/AFP / Getty Images
Fotoğraf altı yazısı,Kaçırma ihbarlarının çoğunun liman kenti Lazkiye çevresindeki bölgeden yapıldığı belirtildi.

İsminin açıklanmaması şartıyla BBC'ye konuşan sahil bölgesinden güvenlik kaynağı "Bazı unsurların, para almak amacıyla, pervasızlıktan ya da önceki rejim döneminden kalma kişisel güdülerden dolayı geçici adam kaçırma eylemleri gerçekleştirdiği disiplinsiz davranışlar var" dedi.
Kaynak, buna Genel Güvenlik Servisi üyelerinin de dahil olduğunu söyledi.
"Bazı görevliler, intikam alma aracı olarak adam kaçırma fikrini benimsiyor. Bazı vakalar ortaya çıkarıldı ve ilgili görevliler derhal görevden alındı."
BBC ile konuşan kadınlardan ve ailelerinden dördü, kendilerini kaçıranların kim olduğunu bilmediklerini söyledi.
Biri biliyordu ve bunun güvenlik güçleri mensubu biri olmadığını söyledi. İkisi kamuoyu baskısı sonucu serbest bırakıldıklarını, diğerleri ise neden serbest bırakıldıklarını bilmediklerini söyledi.
'Cezasızlık iklimi'
Temmuz ayında Uluslararası Af Örgütü, yaşları üç ile 40 arasında değişen en az 36 Alevi kadın ve kız çocuğunun kaçırılması ve rehin alınmasıyla ilgili güvenilir ihbarlar aldığını ve sekiz vakayı ayrıntılı olarak belgelediğini söyledi.
Örgütün bölge müdür yardımcısı Kristine Beckerle BBC'ye yaptığı açıklamada belgelenen vakaların "neredeyse tamamında" ailelerin "anlamlı bir güncelleme almadığını ve soruşturmalarda ilerleme kaydedildiğine dair güvenilir bir izlenim edinmediklerini" söyledi.
Konuyu takip eden, Almanya'da yaşayan Suriyeli insan hakları eylemcisi ve yazar Yamen Hüseyin, kurbanların anlatımlarının, kaçırmaların "yenilmiş tarafın istismarı" fikrine dayalı ve "Alevi kadınlar arasında korku yaymayı" amaçlayan ideolojik bir temele dayandığını gösterdiğini söyledi.
Ancak, "genel cezasızlık ortamının" ideolojik bir amacı olmayan grupları da kaçırma eylemleri gerçekleştirmeye teşvik ettiğini ekledi.

Suriye Feminist Lobisi'ne göre az sayıda Dürzi ve Sünni kadın da kaçırıldı ama daha sonra serbest bırakıldı. Kuruluşa göre, tamamı Alevi olan 16 kadın hala kayıp.

BBC'nin görüştüğü aileler için korku devam ediyor; hem konuşmaları nedeniyle cezalandırılma korkusu hem de cinsel saldırı yüzünden sosyal damgalanma korkusu.

Annesi, Leen'in sürekli endişe içinde yaşadığını, kapıya vurulmasından korktuğunu söylüyor. Nesma'nın evliliği çöktü. Ramia, "Uyurken çığlık atıyordum" diyor. Terapiste gittiğini ancak hala uyumakta zorlandığını ve "teselli bulamadığını" anlatıyor.

Ali, BBC'ye kendisinin ve Noor'un adalet aramaktan korktuklarını söylerken, Somaya kızının okula döndüğünü ancak "çevresindeki hiç kimsenin olanlar hakkında hiçbir şey bilmediğini" söyledi.

"Bize olanları inkar etmemeliyiz ama kendimizi tehlikeye de atmamalıyız" diye de ekledi.

KAYNAK:  https://www.bbc.com/turkce/articles/c1d6r7prdlzo
Forum: Alevi Haber
Yorum Yorum Yok

Hoşgeldin, Ziyaretçi

Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Forumda Ara

Forum İstatistikleri

Toplam Üyeler 17,078
Son Üye Josephflugs
Toplam Konular 55,049
Toplam Yorumlar 157,893

Kimler Çevrimiçi

Şu anda 1195 aktif kullanıcı var. Baidu, Bing, Facebook, Google, Yandex
(0 Üye - 1190 Ziyaretçi)

Son Yazılanlar

Seni hiç unutmadık, Unutm...

Son Yorum: donanma44 05/08/2026, 15:07

Müzik Yayın İzin Belgesi ...

Son Yorum: donanma44 22/07/2026, 01:53

Alevi oldukları için öldü...

Son Yorum: donanma44 19/07/2026, 19:19

3. Alevilik ve Bektaşilik...

Son Yorum: donanma44 19/07/2026, 19:15

Van MYK Belgesi Nereden v...

Son Yorum: donanma44 19/07/2026, 19:09

Ağrı MYK Belgesi: Artun B...

Son Yorum: donanma44 25/06/2026, 23:35

Kübra Par, Alevilerle ilg...

Son Yorum: donanma44 03/06/2026, 00:52

Alevi ve Bektaşi Öğrencil...

Son Yorum: donanma44 03/06/2026, 00:48

Alevi örgütlerinden Kılıç...

Son Yorum: donanma44 27/05/2026, 23:00

Kalfalık Belgesi Nasıl Al...

Son Yorum: donanma44 15/05/2026, 23:57

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.