You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

>>cagatay'ın bloğu<< buyurun hoşgeldiniz.....:):)

>>cagatay'ın bloğu<< buyurun hoşgeldiniz.....:):)

Senior Member
>>cagatay'ın bloğu<< buyurun hoşgeldiniz.....:):)
[Resim: 79856069fs0.jpg]


[Resim: 95279149ou8.gif]
[Resim: 328113727411rdze5.gif]
[Resim: 54446294vp3.gif]


[Resim: 20591691wl9.gif]


[Resim: 46272259el3.gif]


[Resim: 98475822al9.gif]
[Resim: 25569749hg1.gif]
[Resim: 24461719km7.gif]
[Resim: 25049265hf7.gif]
[Resim: 14822208cl8.gif]


[Resim: c26f9ce0b17f883505bed65hw4.gif]
[Resim: 99190582lc7.gif]
[Resim: flower011cr0.gif]
[Resim: www.zohreanaforum.com]


[Resim: barrinha50kh.gif]


[Resim: 94575537lq6.gif]
[Resim: 18ir6.gif]


[Resim: 71423419ya5.gif]


[Resim: flowers1919tu.gif]


[Resim: 71423419ya5or9.gif]
[Resim: a2nw5.gif]
[Resim: 32135626yu7.gif]
[Resim: 4.gif]
[Resim: 5.gif]
[Resim: 6.gif]
[Resim: 55rg9.gif]
[Resim: 7.gif]


[Resim: 8.gif]
[Resim: 12637987oa6.gif]
[Resim: 9.gif]
[Resim: 10.gif]
[Resim: bordsottorosacq3.gif]
[Resim: 59843191of8.gif]
[Resim: divis11lc2.gif]
Birlik Beraberlik Adına
SORUN DEĞİL ÇÖZÜM ORTAĞIYIZ!..

Yönetilecek üç şey : Dilimiz, Huyumuz, Haraketimiz...
Sevilecek üç şey : Yüreklilik, Nezaket, Yardim...
Tiksinilecek üç şey : Kin, Kibir, Nankörlük...
Istenilen üç şey : Sağlik, Dostluk, Engin Bir Ruh...
Uğrunda Savaşilacak üç şey : şerefimiz, Evimiz, Memleketimiz...
Düşünülecek üç şey : Hayat, ölüm, Sonsuzluk...

Ögrenme, akintiya karsi yüzmek gibidir. Ilerlemediginiz takdirde gerilersiniz!
Senior Member
>>cagatay'ın bloğu<< buyurun hoşgeldiniz.....:):)
Adımlarını hızlandırmasının tek nedeni, yazları güvertede oturup güneşin dalgalarda kırılan ışıltısını daha iyi görüp, rüzgara kapılıp gelen deniz kokusunu daha fazla içine çekebileceği güverte de oturmaktı. Körfezde bir kuğu gibi süzülen vapurun güvertesinde oturup da denizin üzerindeki köpüklere dalan gözleri, içinde hissettiği deniz kokusu ve kulaklarına vuran martı sesleri ile günün bütün yorgunluğunu işin stresini attığını sanırdı hep.

Sırtını dayadığında büyük bir zafer kazanmış komutanı içinde hissetti. Şimdi sabahtan başlayıp 10 dakika öncesine kadar devam eden yoğun bir iş günü önemini yitirmişti. Hiçbir şeyin gerçekte kendisine bu kadar huzur vermediğini düşündü. Her şey o kadar sade ve acelesizdi ki gün boyu beynine kazınan her şey boşalmaya başlamıştı.

Bu sefayı iyice güzelleştirmek için bir akşamüstü çayı istemek için gözlerini köpüklerin beyazlığından ayırdığı anda fark etti onu. İki sıra ön tarafta, elindeki gazeteyi dikkatlice okuyan ve beyazlamış saçlarına rağmen yüz hatları hala gençlik dolu olan adama takıldı gözleri. Ensesine dökülen saçları farklı bir hava katıyordu, saçlarının iyi bir kuaförün maharetli parmaklarında şekillendiği belliydi. Dikine koyu renk çizgili lacivert takım elbisesi biçimli vücudunu sarmış roma döneminin heykellerindeki heybetli görünüşü vermişti, elleri büyüklüğüne rağmen hassas işleri yapacak narinlikte olduğu kalemi tutuşundan belliydi, ayakkabılar yeni boyanmış hali ile güneşin ışıltısını yansıtıyordu. Yüz çizgilerinden ellili yaşlarda olduğu belli olan bu beyaz saçlı kumral tende ki adamdan gözlerini ayıramadığını hissetti.

Adam da ne bulduğunu bilmiyordu, bildiği tek şey genç kızlığının ilk zamanından beri hiçbir erkeğin kendisini etkileyemediği idi. Aslında bir yandan buna kendiside izin vermemişti. Beynine saplanıp kalmış olan nefret onu hep erkeklerden uzak tutmakla kalmamış, onları her yönden yenme, ezme, acı çektirme içgüdüsünü de içine işlemişti. Herkes ki bunu yolda yürürken çevresindeki erkeklerin bakışlarının da söyledikleri dahil güzel olduğunu söylerdi. Bu güzelliğine rağmen içine işleyen nefret onu hiçbir erkeğe yakınlaştırmadığı gibi, hiçbir erkekten de etkilenmemişti. Şimdi iki sıra ötesinde oturup gazetesini okuyan ara sıra denize bakan bu elli yaşlardaki adamdan bakışlarını ayıramıyordu.

Kendisini neyin bu adama doğru çektiğini bulmaya çalışıyordu. Evet adam yaşının verdiği olgunluk ile güven veriyordu. Saçlarına düşen ak onu bir kat daha güçlü göstermekle kalmamış yüz hatlarını aydınlık vermişti. Geniş omuzları ile bedeni gücünü iyi belli ediyor, kalemi tutan parmakları ise sertliği yumuşaklığa çeviriyordu.

Etki alanından çıkmak için başını çevirip gözlerini ufuk çizgisine döndürmesine rağmen beyninin hala orada kaldığını hissetti. İçinde oluşan kızgınlığa rağmen beyni oradan dönmemekte inat ediyor düşüncelerini toparlayamıyordu. Adını bilmediği koyamadığı etkiden sıyrılmak isteğine yüreği yoğun direnç gösteriyordu.

İçindeki sese kulak vermek zorunda kaldı, aslında pes etmişti belki de. Başını ve bakışlarını iki sıra ilerisine doğru çevirdi. Muhteşem bir heykeli seyredercesine bakarken, heykellerdeki soğukluğun yerine kendisine doğru bir sıcaklık ve güvenin aktığını hissetti. İmbat esintisine dolan sıcaklık birkaç metre yol aldıktan sonra içini dolduruyor bedenini sarıyordu.

Vapurun iskeleye yaklaştığını yanaşmak üzere olduğunu bildiren, dalga seslerini yarıp kulaklarını dolduran çığlık kendisini ürkütür, yerinden belirsiz bir zıplamaya neden olurdu. Sanki daldığı huzur ortamından, dalgaların beyazlı köpüklerinden, denizin lacivert derinliğinden kaldırılmanın tedirginliğini yaşardı. Şimdi ise kulakları bütün seslere kapanmış gözleri tek noktaya takılmıştı.

Merdivenlerden çıkarken bile 15-20 dakika öncesindeydi, içini kaplayan sıcaklık olanca ateşini veriyordu. Kapıyı çaldığı zaman bile düşüncelerini toparlayamadığını fark etti. Annesinin “hoş geldin kızım” karşılayışına “nasılsın anneciğim” diye karşılığı verirken annesinde ki değişikliği fark etti. Annesi her zamankinin aksine gününün nasıl geçtiğini, neler yaptığını, yorgunluğunu sorgulamamış hatta kendi gününden bile bahsetmemişti. Kapının önünde kala kalmıştı bir anda, elinde tuttuğu çantayı ne yapacağını bilmez haldeydi. Okul yıllarından beri eve girdiği zaman hep annesi çantasını elinden alır gerekli yere koyardı. Şimdi ise kısa ve özensiz karşılamadan sonra mutfağa yönelmiş sanki kurtuluşu oradaymış gibi aceleci adımlarını atıyordu.

Mutfağa geçti, annesinde ki bu değişikliğinin nedenini öğrenmek için duyduğu istek birkaç dakika öncesine kadar yaşadıklarından sıyrılmıştı. “ne oldu anne” sorusunu sorduktan sonra gelecek cevabı beklerken geçen birkaç saniye de kafasının içinde onlarca neden oluştu. “sana bir şey sormam gerek” diye gelen cevap kendince oluşturduğu nedenleri bir anda silmişti. Annesi yıllardır onun evlenmesi için çaba sarf eder, komşuları veya akrabaları aracılığı ile bulunan taliplileri kendisine över hiç olmazsa tanışmasını isterdi. Her seferinde verdiği “ben evlenmeyeceğimmmm” çığlığına rağmen aradan geçen birkaç haftanın ardından annesi yine aynı taleple gelirdi. “yine mi biri ile tanıştıracaksın yoksa” derken dudaklarına gelen gülümsemeyi kendiside fark etti.

“baban burada, geri dönmüş” ardından kısa sessizlik mutfağı doldurmuştu. Hiç beklemediği bir anda yüreğine saplanmıştı yılarlın acısı, içinde biriken nefret bu sefer farklı bir acıyı getirmişti.

“seni görmek istiyor bugün. Yarin olmaz illaki bugün diye ısrar etti. Birazdan buraya gelecek, ne dersin kızım görecek misin babanı”

“hayır” isyan bu sefer içinden volkan gibi çıkmış dudaklarından bütün odayı doldurmuştu. Çocukluğunda silmişti onu ve siline bir şeyi yeniden çizmek istemiyordu.

“sen görebilirsin anne, ama benden bunu isteme”

Onunla karşılaşmak istemiyordu, yıllar öncesinde zorluklarla silmişti onu ve şimdi acıyı bir kez daha yaşamak istemiyordu. Merdivenin basamaklarını birer birer geride bırakırken “hayır” ı tekrarladığını fark etti. Son birkaç basamak kala gözleri basamaklardayken içinin yine bir saat öncesinde olduğu gibi sıcaklıkla dolduğunu hissetti. Bakışlarını başı ile birlikte kaldırdığı zaman sıcaklığın nedeni karşısındaydı. Koyu kahverengi gözlerden fışkıran ışıltı bedenini sarıyor, geniş omuzlardan güven duygusu içine işliyordu. Vapurda izlemekten kendisini alamadığı ve nedensizce bir güven duygusu duyduğu adam şimdi karşısındaydı.

Karşılıklı gülümseyişlerin ardından kapıyı açarken başını geriye çevirdi, bir kez daha görme isteğine karşı koyamıyordu. Dışarıya adımını attı, ardından kapının kapanma sesi geldi, o ise beynini kemiren soruyu düşünüyordu. Nereden aşinaydı bu bakışlara, bu bedene, bu yüz hatlarına ve hepsinden ötesi sıcaklık ve güveni içine dolduran neydi. Adımlarını hızla, babası oraya gelmeden gitme isteği ile atarken düşünceler denizinde boğuşma devam ediyordu….
Birlik Beraberlik Adına
SORUN DEĞİL ÇÖZÜM ORTAĞIYIZ!..

Yönetilecek üç şey : Dilimiz, Huyumuz, Haraketimiz...
Sevilecek üç şey : Yüreklilik, Nezaket, Yardim...
Tiksinilecek üç şey : Kin, Kibir, Nankörlük...
Istenilen üç şey : Sağlik, Dostluk, Engin Bir Ruh...
Uğrunda Savaşilacak üç şey : şerefimiz, Evimiz, Memleketimiz...
Düşünülecek üç şey : Hayat, ölüm, Sonsuzluk...

Ögrenme, akintiya karsi yüzmek gibidir. Ilerlemediginiz takdirde gerilersiniz!
Senior Member
>>cagatay'ın bloğu<< buyurun hoşgeldiniz.....:):)
Sustum bugün sustum nemli ve islak bakan gözlerine,
koca bir sehir yatiyordu oysa gözlerinde ama ben sustum
sadece bakindim gözlerinde yatan o sehire,
Derin kesikler birakiyordu bakislarin gözlerime,oysa bakislarin dev bir sehri aydinlatmaya yetiyordu,
Iste yitiyor yavas yavas bu gece isik ve anlıyorum günes gözlerinde batiyor,bir labirent gibi yutuyor geceyi serseri kaldirimlar,
Kafami kaldirip her yüzüne baktigimda,köz misali yakan ayriliklar,
[INDENT][INDENT][INDENT][INDENT] ]Bak!
]Gözlerine sustum sözü gezdiriyorum
]Almis basini gidiyor iz birakmadan Istanbul,
]Oysa istanbul gözlerini,gözlerin Istanbulu anlatiyordu bana hep,
]Tüm yasananlar bir anda geciyordu icinden,
]Sen gözlerini yumunca geceye,
]Tek tek söndü isiklari Istanbulun,
]Düslerim biranda karaya boyandi,Ne olur sen kapama gözlerini,
]Ben istanbulda,istanbul gözlerinde sakli kalsin
[/INDENT][/INDENT][/INDENT][/INDENT] Bugün Sustum Gözlerine,hapsoldum icinde duran sehire,
Simdi bir yildiz kayiyor yorgun geceden,Bir gemi geciyor suskun yüregimden,
Içinde bir BEN birde yalnizligimda cikarip baktigim Sen...
Birlik Beraberlik Adına
SORUN DEĞİL ÇÖZÜM ORTAĞIYIZ!..

Yönetilecek üç şey : Dilimiz, Huyumuz, Haraketimiz...
Sevilecek üç şey : Yüreklilik, Nezaket, Yardim...
Tiksinilecek üç şey : Kin, Kibir, Nankörlük...
Istenilen üç şey : Sağlik, Dostluk, Engin Bir Ruh...
Uğrunda Savaşilacak üç şey : şerefimiz, Evimiz, Memleketimiz...
Düşünülecek üç şey : Hayat, ölüm, Sonsuzluk...

Ögrenme, akintiya karsi yüzmek gibidir. Ilerlemediginiz takdirde gerilersiniz!
Senior Member
>>cagatay'ın bloğu<< buyurun hoşgeldiniz.....:):)
Sevgi bazen iki kelime ile anlatilmiyor Sevgili!
Sevgi bazen dalga dalga vuruyor insani,ucsuz bucaksiz kiyilara.
Ic acilarinin toplamini cikariyorsun,
Sonralari carpiyorsun ve hatta bölüyorsun ama cikan sonuc hep ayni!
Elde var Sensizlik,elde var koca bir sessizlik.
Bu kisa bahar gelirmi diye düsünmüyorsun
cünkü
Baharin anlamini yitirmis bir yürek ile basbasa kaliyorsun.
Zaman herseyin ilacidir derler(mis),ama sadece derlermis.
[COLOR=#0000ffNe zaman ilac oluyor sana nede bunu söyleyenler o lafin arkasinda duruyor.
Zaman sadece seni bir süreligine dokunulmaz kiliyor.
Sen dokunulmazligina alismaya calisirken,zaman senden sinsice,agir agir duygularini caliyor.
Ama Lenet etmiyorsun,kaderimmis gibi acizce kelimeler,de sarfetmiyorsun.
Sadece ]SUSUYORSUN.
Icinden sessiz cigliklar atiyorsun.

[COLOR=#0000ffNeyse gözyaslarimda bogmak vardi seni simdi,söküp atmak vardi seni yüregimin derinliklerinden.
Söküp atmak vardi seni simdi birbir tüm hücrelerimden.
Ama olmayinca olmuyor Sevgili,insanlarin en caresiz kaldigi noktalardan biri,iste böyle anlarda basliyor.
Ben seni tüm ayrilik sarkilarina inat seviyorum,
Ben seni tüm yikintilarina inat seviyorum,
Birtek sen vardin Yüregimde ve birgün orada yitirdim ben seni,
Ben seni sevdimmi sevdim,Iste yine seviyorum herseye inat.
Birlik Beraberlik Adına
SORUN DEĞİL ÇÖZÜM ORTAĞIYIZ!..

Yönetilecek üç şey : Dilimiz, Huyumuz, Haraketimiz...
Sevilecek üç şey : Yüreklilik, Nezaket, Yardim...
Tiksinilecek üç şey : Kin, Kibir, Nankörlük...
Istenilen üç şey : Sağlik, Dostluk, Engin Bir Ruh...
Uğrunda Savaşilacak üç şey : şerefimiz, Evimiz, Memleketimiz...
Düşünülecek üç şey : Hayat, ölüm, Sonsuzluk...

Ögrenme, akintiya karsi yüzmek gibidir. Ilerlemediginiz takdirde gerilersiniz!
Senior Member
>>cagatay'ın bloğu<< buyurun hoşgeldiniz.....:):)
Farkında olmalı insan...
'ßir damlacık sudan nasıl yaratıldığını farketmeli..
Anne karnına sığarken,şu koca dünyaya neden sığmadığını ve en sonunda bir metrekarelik yere nasıl sığmak zorunda kalacağını farketmeli...
Henüz bebekken dünya benim dercesine avuçlarının sımsıkı kapalı olduğunu,ölürkende aynı avuçların herşeyi bırakıp gidiyorum işte dercesine apacık kaldığını farketmeli...
'Farktmeyi farketmeli en azından....
Birlik Beraberlik Adına
SORUN DEĞİL ÇÖZÜM ORTAĞIYIZ!..

Yönetilecek üç şey : Dilimiz, Huyumuz, Haraketimiz...
Sevilecek üç şey : Yüreklilik, Nezaket, Yardim...
Tiksinilecek üç şey : Kin, Kibir, Nankörlük...
Istenilen üç şey : Sağlik, Dostluk, Engin Bir Ruh...
Uğrunda Savaşilacak üç şey : şerefimiz, Evimiz, Memleketimiz...
Düşünülecek üç şey : Hayat, ölüm, Sonsuzluk...

Ögrenme, akintiya karsi yüzmek gibidir. Ilerlemediginiz takdirde gerilersiniz!
Senior Member
>>cagatay'ın bloğu<< buyurun hoşgeldiniz.....:):)
Öyle bakma çocuk... Öyle derin, öyle hüzünlü bakma ne olur. Öyle çaresiz, buruk bakıp yüreğimi kanatma kahve gözlüm. Al ömrüm senin olsun. Ellerin göğsünde kilitli, gözlerin uzaklara sürgün, halkının kaderini yaşıyorsun sen de.


Kendi ülkende mülteciliği, sana ait zenginlikler talan edildiği için açlığı yaşıyorsun. Yoksulluk diz boyu derler ya hani ‘büyükler’, ama onların dizinin boyu senin boyun kadardır, düşündün mü hiç? Ekmek parası kazanma telaşıyla geçen ömründe oyuncakların nerede yavrucak? Bir duvar dibinde, önünde boya sandığı, boyalı ellerin göğsüne saklanmış, gözlerinde acı, isyan ama illa ki umut. Dudakların sımsıkı kapalı, söz hükmünü yitirdi mi güzel gözlüm?
Savaşa çevrilmiş çocuk ömründe, ölümün soğukluğuyla erken tanıştın ne yazık ki! Küçücük bedenin, tıpkı Uğur gibi ilan edilip, kurşun yağmuruna tutulmamışsa henüz ‘yaşayabildiğin’ için cellatlarına minnet duyman istenecek. Çünkü nefes alabilmen halkının katillerinin insafında hala. Şimdilik anadilinle konuştuğun için, eylemlere annenin, babanın elini tutarak katıldığın için, açlıktan baklava çaldığın için, su sattığın için, bazense hiç sebepsiz ‘polis amcalarının şefkatli’ elleriyle kollarının kameralar önünde kırılmasına, sıcak suyla yüzünün ve vücudunun haşlanmasına, zindanlara atılmaya şükredeceksin. Öyle ya canını bağışladı paşalar!
Çocuklar idam edilir ülkemde canımın özü. Darağaçlarında sallandırılır küçücük bedenleri ve düşleri. O düşler ki güzel ve temiz yaşamak üzerinedir, bu yüzden tehlikelidir küçüğüm. Düşlemek, düşünmek sakıncalıdır, ölümcüldür. Onlar, güzel beyninden geçen tüm düşüncelere, hayallere hatta rüyalarına bile ‘görüldü’ damgası vurmak için vardırlar. Yüreğini nefessiz bırakmak, sevgi yerine nefret ekip, senin şahsında bir toplumu zehirlemenin, katletmenin hesabını yaparlar. Yaşama kalem kırarlar, Azrail’dir adları...
Onlar sevgisizdir, insan ve hayatın anlamını tüketmiş, anlamsızlaşmışlardır. Anlamsızlığın boşluğunda tek ezberleri ‘intikam’ olmuştur. Sevgisizliklerinin nedeni olarak gördükleri herkesten, herşeyden intikam alarak, varlıklarını ispatlarlar, böyle güçlü olduklarına inanırlar. Hükmedebilmek için ‘güçsüz’ gördüklerine, güce taparlar. Heybetli görünürler ama bir eşya kadar bile ruhları yoktur. Eşyaya bile ruh katan insandır nihayetinde. Kaybedecek bir şeyleri yoktur. Yolun, kaybedecek bir şeyleri olmayanlarla buluşmasın çocuk. Sen sevgiyi, umudu asla öldürme yüreğinde.
Keşke sana mutlu sonlu masallar anlatabilseydim. Ne yazık ki biz ‘büyükler’ henüz sana mutlu sonlanan, umutlu, yaşam dolu masallar yaratamadık. Bu da bizim utancımız olsun, eğsin başımızı önünde. Ama seni kandırmayacağım, tanı onları. Tanı ki; hayal kırıklıkların çoğalmasın, adımların daha güçlü olsun hayata, düşlerinin peşinden koşabilecek cesaretin olsun. Nefrete, kine yer verme yüreğinde. Bil ki; nefret önce nefret edeni zehirler, öldürür. Kötülüklere kötülükle karşılık verme çocuk, iki kötülük bir iyilik etmez çünkü.
Umut, sevgi, masumiyet ve güzellik eksik olmasın yüreğinde. İsyan gözlerinden öpüyorum küçük.
Birlik Beraberlik Adına
SORUN DEĞİL ÇÖZÜM ORTAĞIYIZ!..

Yönetilecek üç şey : Dilimiz, Huyumuz, Haraketimiz...
Sevilecek üç şey : Yüreklilik, Nezaket, Yardim...
Tiksinilecek üç şey : Kin, Kibir, Nankörlük...
Istenilen üç şey : Sağlik, Dostluk, Engin Bir Ruh...
Uğrunda Savaşilacak üç şey : şerefimiz, Evimiz, Memleketimiz...
Düşünülecek üç şey : Hayat, ölüm, Sonsuzluk...

Ögrenme, akintiya karsi yüzmek gibidir. Ilerlemediginiz takdirde gerilersiniz!
Senior Member
>>cagatay'ın bloğu<< buyurun hoşgeldiniz.....:):)
Dünyaya gelişinin müjdesinde;daha annenin karnındayken,nasılda sevinmiştim anlatamam. Annene sarılmış “Seni çok seviyorum,bana erkek evladı vereceksin” Demiştim. Oysaki daha annen bir aylık hamileydi. Cinsiyetin bile belli değildi.

“İçimden erkek evladım olacak hissindeydim.’’

Ablanı ne kadar çok seviyordumsa, senide o kadar çok sevecektim. Ama işte ben Anadolu insanıyım; bir erkek oğlumun olma ihtimalide beni başka sevindiriyordu.

Aylar boyunca annen, ablanla beraber senin büyümeni bekledik. Seni anne karnından hep izledik. Bu arada şunu belirtmeden geçemeyeceğim; annende diğer anneler gibi hakkı ödenmez en şefkatli kadındır. Senin dünyaya gelmen için canıyla, yüreğiyle emek veriyordu.

Soğuk karlı bir kış günüydü;

Annenin sancıları başladı. Anneni acı çekerken görünce bende onunla aynı sancılarla ağlamaya başladım. Annen canında ben ise yüreğimde aynı sancıyı çekiyordum. Anneni hastaneye götürdüm. Annenin çığlıkları hala kulağımda; candan can çıkıyordu, ailemize ikinci çocuk geliyordu! Sevinç dolu bir acıydı.

Anneni içeri aldılar ben ve ablan; hem seni göreceğiz diye seviniyoruz, hem de annene kötü bir şey olmasın diye dua ediyorduk. Dışarı çıkan hemşirenin sesi ile irkildik.

“Bir oğlunuz oldu!!”

Çok mutlu olduk artık biz üç değil, dört kişiydik. Annenin de sağlık durumu iyi idi. Annen iyi olunca evimize gittik. Arkadaşlarım tebrikler etti;

“Erkek adamın aslan oğlu olur’’

...

İşte bu sözler beni sana karşı daha sorumluluklarla daha çok bağladı. İçimde sana dair hayalleri gerçekleştirmek için bir an önce yılların çabuk geçmesini istiyordum.

“Benim oğlum; balık tutacağız, beraber resim yapacağız, futbol oynayacak, tavlayı öğreteceğim, başarılı zengin işadamı yapacak, aynı takımı tutacağız;

“Benim oğlum aslan oğlum!!’’

İşimi gücümü erken bitirip evime neşeyle geliyordum. Çocuklarım ve karım için .. Hepimiz çok mutluyduk. Sen ,ablan, annen ve ben. Yıllar geçti bebekliğinden çıkıp çocuk oldun. Okula başlayacağın aylar başladığında, seni en güzel okullarda okutacağım planlarını yaptık. En güzel eğitimi almanı, çok başarılı öğrenci olmanı, iyi insan olmanı hep düşledim.
Birlik Beraberlik Adına
SORUN DEĞİL ÇÖZÜM ORTAĞIYIZ!..

Yönetilecek üç şey : Dilimiz, Huyumuz, Haraketimiz...
Sevilecek üç şey : Yüreklilik, Nezaket, Yardim...
Tiksinilecek üç şey : Kin, Kibir, Nankörlük...
Istenilen üç şey : Sağlik, Dostluk, Engin Bir Ruh...
Uğrunda Savaşilacak üç şey : şerefimiz, Evimiz, Memleketimiz...
Düşünülecek üç şey : Hayat, ölüm, Sonsuzluk...

Ögrenme, akintiya karsi yüzmek gibidir. Ilerlemediginiz takdirde gerilersiniz!

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.