You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

>>cagatay'ın bloğu<< buyurun hoşgeldiniz.....:):)

>>cagatay'ın bloğu<< buyurun hoşgeldiniz.....:):)

Senior Member
>>cagatay'ın bloğu<< buyurun hoşgeldiniz.....:):)
Gel gelelim bunları planlayan ve sana imkanları hazırlayan bir baba olarak; dış görünümümdeki o sert çatık kaşlı halimi bir türlü değiştiremedim. En ufak hatanda kızdım, bağırdım, ders çalış, daha daha dahaa!!...

Koşma düşersin, sokakta oynama, fazla zıplama, haylaz olma.. Gibi nasihatlerle seni gördüğüm zaman, ağzıma ne gelirse söylerdim.

Hatırlar mısın?

-Bir gün okuldan gelmiş ve evimizin önünde arkadaşlarınla oynadığını görmüş ve sana onların önünde bağırmıştım. Sanki oyun oynamanı istemiyor, oyuna düşkün olursan çalışamaz okuyamazmışsın gibi geliyordu.

Aynı şehirde bulunduğumuz okullarda değil de;

“Kolej de okumalı benim oğlum “Diyerek seni Başkent’te yatılı özel bir koleje, daha çocuk yaşında kayıt yaptırmıştım.

“Benim oğlum okuyacak en güzel şartlarda adam olacak!’’

Sana çocuk yaşta hasret çekmeyi öğrettim. Anne kollarında uyuman gerekirken yatılı okulun ranzalarında uyudun. Annenle hep tartıştık. Ağlarken annen; oğlumu özledim diye, “ Sabret oğlumuz adam olacak!” Diyerek anneni teselli ettim. İşte ana yüreği; kimi zaman inandı kimi zaman Başkent’e koşup seni sarıp sarmaladı.

Okuyup adam olman için elimde ne varsa senin uğruna dökmeyi babalık görevi gibi mecburi hizmet saydım ve yaptım.

Çocukluğun, ergenliğin hafta içinde bizden ayrı geçti. Hafta sonları ise ya sen geldin ya da biz. Okulu öyle böyle derken, matematiği bir türlü sevemeden bitirdin. Sanki programlanmış gibiydim; sana bu yaşattıklarımla, hayallerimi gerçekleştiriyordum. Liseyi bitirdiğin yaz tatilinde evimize gelmiştik. Onca yorucu ders yılından sonra tatildeydin.

-Yazlığa gidiyoruz,

-Ben gelmiyorum dedin.

O zaman nasıl sinirlenmiştim. ”Benim oğlum benim istediğim yere gelmiyor, nasıl yapar bunu diye kendime kızmış hakaret kabul etmiştim. Hatırlıyor musun, nasılda evde mutsuzluk yaşanmıştı. Yüksek sesle bangır bangır rock müziği dinlemen de beni rahatsız ediyordu. Aynı müziği de dinleyemiyor, aynı takımı tutmuyor, aynı nehirde balık tutamıyorduk. Benim istediklerimi sen yapmıyor, senin istediklerine de ben kızıyordum. Kederleniyor daha kaskatı ciddiyete bürünüyordum.

Bir gün tv’de haberleri seyrederken senin bana anlamlı bakışını gördüm, sanki bana karşı ; ”Baba neden bu kadar resmisin, seni sarmak öpmek istiyorum ama sen çok sertsin!!!’’ Diyordun.

-Ortam bozuktu senin sokaklarda serseri olmandan korkuyor senin istediğin her şeyin yanlış olacağı düşüncesiyle sana izin vermiyordum. Annenle bu yüzden çok tartışıyorduk

Annenle aran çok iyiydi. Hep seni annenin yanında mutlu sıcak samimi görüyordum. Ama benim yanımda çok ciddi soğuk mesafeli bir ortam oluşuyordu. Sanırım benim o kahrolası ciddiyetimden, tabularımdan kaynaklanıyordu. Sana yavrum, canım çocuğum, aslan oğlum hep demek istiyor ama bir türlü diyemiyordum. Sanki bunları dersem şımaracak, haylaz bir çocuk olacakmışsın gibi..

Hatırlıyor musun; en büyük isteğin araba kullanmaktı. Kuzenlerinden gizli gizli araba kullanmayı öğrenmiş olmalıydın ki; bir gün ev dolu misafir iken arabanın kapıda olmadığını fark ettim. Meğer sen arabayı alıp kaçamak yapmış, arkadaşlarınla dışarı çıkmışsın. Sabırla seni beklerken oldukça sinirliydim. Delikanlı oğluma arkadaşlarının önünde bağırdım, el kaldırdım. O yüzden günlerce senle konuşmadım. Odandan çıkmadın, bana görünmedin. Annenin gizli gözyaşlarını gördükçe sana daha da çok kızdım.

Sanki kontrolü kaybetmiştim. Benim oğlum beni dinlemiyor, oğlum üzerine beslediğim hayallerim tek tek suya düşüyor gibiydi. En kötüsü de yine Başkente üniversiteye gittiğinde senden aylarca haber alamayışımızdı. İnat edip aramıyor sormuyordun. Aylar sonra bir kız arkadaşın olduğunu duydum. Seni görmeye geldiğimde o sıpa gözlerinin içi gülüyordu. Ama benim oğlum benim istemediğim bir kızı sevemez dürtüsü ile gözlerine bakmıyor bunu görmezlikten geliyordum. Sonra ne derdim aleme oğlu memleketin dışından biri ile evlenmiş, babasını hiçe saymış. Bunu yapamazdım. Benim oğlum tanımadığımız bir ailenin kızıyla evlenemezdi! Yine ağırlığımı koydum. Annenin ısrarlarına aldırmadan seni o sevdiğin kızdan ayırdım.

Daha neler neler buna benzer sıkıntıları yaşadım. nedense sana doyasıya hiç sarılamadım. ”Canım oğlum’’ Diyemedim. Oysa sen annen karnındayken daha başlamıştı hayallerim. Ama hep seni kendim gibi olman için, çevre baskısından kurtulamadığım için baskıladım. O nedenle de hiç arkadaş, dost olamadık! Ne acıdır bu bilemezsin oğlum! Sanıyor muydun ki, bunları sana yaşatırken ben çok mu mutluydum?

Beni hep katı soğuk adam olarak tanıdın; haklısın çünkü sana hiç duygusallığımdan bir parçada olsa açık vermedim ki!! Vatanın Mehmetciği olma zamanın geldiğinde; ben, dayın, amcan seni görev yerine götürdüğümüzde ;nasıl da yüreğim ağrıyordu bilemezsin! Sen Asker ocağına selam deyip içeri girdiğinde; ne kadar kötü oldum, ”oğlum benim,canım benim’’ Diye içimden aktı kanlar kalbime.. Şimdi ilk kez açıklıyorum, iyi dinle beni;

Ayrıldık senden sen uzaklaşıncaya kadar sana baktım durdum ve göz yaşlarımla ıslandı bedenim. Ve sen bunu bilmiyordun! Belki de benim babam ne kadar duyarsız diyordun. İşte o gün senden ayrılırken çok ağladım.

Aylar sonra askerlik bitince, evlenmen için planlar yaptım. Memleketin iyi zengin kızıyla evlenmen gerektiğini söyledim. Biliyordum içinde kocaman b ir ateş yanıyor ; o ilk sevdiğin kız arkadaşın için! Ama mecburdum, ailemizin ekonomisi bozulmuştu. Senin bu evliliğinle bazı şeyler düzelecekti. (İşte orda da sana kıydım, canım oğlum, sevgini hiçe saydım!)

Evlendin ardından çocuğun oldu.. Öyle böyle derken evlisin; eşini zamanla sevebileceğin beklentisi ile hep seni uzaktan takip ediyorum. Moralin bozuk olunca; dünyam yıkılıyor, yüzün gülünce de mutlu oluyorum; ’’Demek ki oğlum, eşi ile çocuğu ile mutlu!!‘’ Ve şimdi 10 yıllık evlisin. Evine çocuğuna sahip çıkıyor ama hala özgürlüğünden de taviz vermiyorsun. (Hep seni takipteyim!)

Gecen gece annenle size geldiğimizde; eşin ile mutlu hava görünümü verdiniz. Ve çocuğuna sarılıp onu kucaklamanla beni çok duygulandırdın.

Ders çalışırken ona yardım ettin. Uykusu gelince onu öptün; ’’Canım yavrum bir tanem deyip yatağına kucağında götürdün, masal okudun, uykuya dalınca da üstünü örtüp yanımıza geldin.!!

İşte canım oğlum; o an ben, kişiliğimden, kendimden utandım. Yer gök sanki karıştı, tansiyonum yükseldi, kötüleştim. Ama bu halimi bile sizlere belli edemedim. Çünkü bu rahatsızlığımı anlatacak yüzüm yoktu sana!

Evet şimdi sen de bir babasın, geçimini sağlayacak bir işin, evin, araban da var.. Sorumluluğunu biliyor, eşine acı yaşatmamaya, onu mutlu etmeye çabalıyor ve çok iyi bir baba örneği sergiliyorsun. Bu son yaşam halini gördükçe ben sana yaşattıklarımdan dolayı vicdan azabı çekiyorum. Biliyor musun; en zor olan şey insanın yalnız kaldığında kendisi ile yüzleştiğinde yüzünün kızarması, kalbinin ağrımasıdır. 66 yaşında ki bir babanın içinde sakladığı azapları nihayet sana yazmış bulunuyorum. Küçükler değil, büyüklerde af dileyebilir; unutma bunu!

Doyasıya saramadığım, boynuna sarılıp dost, arkadaş olmadığım;

Canım oğlum, arkadaşım, sırdaşım olur musun?

Başını omzuma koyup dertleşir misin?

Elini belime sarıp, dostum olur musun? Ve hepsinden önemlisi;

CANIM OĞLUM,BENİ AF EDER MİSİN?

]A.Esra OSKAY
Birlik Beraberlik Adına
SORUN DEĞİL ÇÖZÜM ORTAĞIYIZ!..

Yönetilecek üç şey : Dilimiz, Huyumuz, Haraketimiz...
Sevilecek üç şey : Yüreklilik, Nezaket, Yardim...
Tiksinilecek üç şey : Kin, Kibir, Nankörlük...
Istenilen üç şey : Sağlik, Dostluk, Engin Bir Ruh...
Uğrunda Savaşilacak üç şey : şerefimiz, Evimiz, Memleketimiz...
Düşünülecek üç şey : Hayat, ölüm, Sonsuzluk...

Ögrenme, akintiya karsi yüzmek gibidir. Ilerlemediginiz takdirde gerilersiniz!
Senior Member
>>cagatay'ın bloğu<< buyurun hoşgeldiniz.....:):)
Bu hikayeyi bilmeyeniniz yoktur diye düşünüyorum ama genede paylaşmak istedim [Resim: www.zohreanaforum.com]

Delikanlı, katı yürekli bir kızı sevmiş ve onunla evlenmek istemişti. Ancak kız, korkunç bir şart ileri sürerek:
]- Senin sevgini ölçmek istiyorum, dedi. Bunun için de köpeğime yedirmek üzere bana annenin kalbini getireceksin.
]Delikanlı, tüyler ürperten bu teklif karşısında ne yapacağını şaşırmış ve uzun bir tereddütten sonra hislerine mağlup olup annesini öldürmeye karar vermişti.
]Annesi, belki de durumu farkettiği icin oğluna fazla direnmedi. Ve cocuk, annesini öldürerek kalbini bir mendile koydu.
]Delikanlı , kızın isteğini yerine getirmiş olmanın heyecanıyla yolda koşarken, ayağı bir taşa takıldı.
]Kendisi bir tarafa, mendil icindeki kalp bir tarafa fırladı. Canının acısından, ağzından ister istemez "Ah anacığım!" sözleri döküldüğünde annesinin tozlara bulanan ve hala soğumamış olan kalbinden bir ses yükseldi:

]- Canım yavrum, bir yerin acıdı mı?
Birlik Beraberlik Adına
SORUN DEĞİL ÇÖZÜM ORTAĞIYIZ!..

Yönetilecek üç şey : Dilimiz, Huyumuz, Haraketimiz...
Sevilecek üç şey : Yüreklilik, Nezaket, Yardim...
Tiksinilecek üç şey : Kin, Kibir, Nankörlük...
Istenilen üç şey : Sağlik, Dostluk, Engin Bir Ruh...
Uğrunda Savaşilacak üç şey : şerefimiz, Evimiz, Memleketimiz...
Düşünülecek üç şey : Hayat, ölüm, Sonsuzluk...

Ögrenme, akintiya karsi yüzmek gibidir. Ilerlemediginiz takdirde gerilersiniz!
Son Düzenleme: 04/02/2009, 21:42, Düzenleyen: cagatay.
Senior Member
>>cagatay'ın bloğu<< buyurun hoşgeldiniz.....:):)
İSTİKBAL MARŞI

Bakma, dönmez şafak vakti yurttan kaçan o alçak!
Dönmeyip Amerika'da, arlanmaksızın yaşayacak!.
O benim milletimin hırsızıdır, yurdu soyacak,
Hortumladıkları benimdir, milletimindir ancak!


Çalma, kurban olayım hepsini ey hırslı çakal!
Gariban halkıma da bir pul bırakacak kadar al!
Olmaz sana götürdüğün paralar sonra helal,
Hakkını vermezsen burdaki ortaklarının behemehal!


Ben ezelden beri aç yaşadım,aç yaşarım!
Hangi hükümet beni kurtaracakmış,şaşarım!
Kurumuş musluk gibiyim, ne akar ne taşarım!
Yırtsam da bir tarafımı, hiç görülmez başarım!


Mali krizler, yoluna örmüşse çelikten bir duvar,
Benim .ceğiz, .cağız diyen bir hükümetim var!
Bağırsın korkma, nasıl işimize burnunu sokar?
'Avrupa Birliği' denen tekdişi kalmış canavar!


Arkadaş, Meclis'e namusuyla çalışanları uğratma sakın!
İşe aldıracakların, olsun hep sana yakın!
Gelecektir, cezanı vereceği günler Hakkın,
Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın!


Yaktığın yerleri 'orman' diyerek geçme, tanı!
Çalışanı işten at, doldur kadroya yatanı!
Gözleri açık yatır seni kurtaran atanı,
Satılmadik o kaldı, durma satıver şu vatanı!


Sermaye mutlu olsun, olsa da çevre feda!
Semizlettin Apo'yu, mezarında dönsün Şüheda!
Uydurma kanunlarla Meclis'ten getirin seda!
On bin Yıllık tarihe, yurdum ederken veda!


Cümlenizin bu yurdu yok etmek mi emeli?
Yediginiz herzelere başka ne demeli!
Oyuverin altını iyice sallansın temeli,
Yurdumun ki, sonunda vatandaş kükremeli!


O zaman durur belki gözümden akan yaşım,
O zaman doğrulur belim, yukarı kalkar başım,
O zaman boşa gitmez yıllarsüren uğraşım!
HESABINI VERİP TE GİTTİĞİNİZ GÜN KARDAŞIM,



Dalgalanın dolar gibi sizde şimdi ey suçlular!
Olsun artık soyguncuya vurulacak bir yular,
Ebediyen, öyle yok hesapsız bir iktidar!
Hakkıdır 'garip yaşamış vatandaş'ın da gülmek,
Hakkıdır ezilmiş milletimin, aydınlık bir İstikbal!





Gayet çıplak ve açık bir şekilde anlatmiş bu yazıyı yazan arkadaş türkiyenin durumunu helal olsun


Birlik Beraberlik Adına
SORUN DEĞİL ÇÖZÜM ORTAĞIYIZ!..

Yönetilecek üç şey : Dilimiz, Huyumuz, Haraketimiz...
Sevilecek üç şey : Yüreklilik, Nezaket, Yardim...
Tiksinilecek üç şey : Kin, Kibir, Nankörlük...
Istenilen üç şey : Sağlik, Dostluk, Engin Bir Ruh...
Uğrunda Savaşilacak üç şey : şerefimiz, Evimiz, Memleketimiz...
Düşünülecek üç şey : Hayat, ölüm, Sonsuzluk...

Ögrenme, akintiya karsi yüzmek gibidir. Ilerlemediginiz takdirde gerilersiniz!
Son Düzenleme: 11/02/2009, 22:06, Düzenleyen: cagatay.
Senior Member
>>cagatay'ın bloğu<< buyurun hoşgeldiniz.....:):)
Açılın Kapılar Şah'a Gidelim

Vaktiyle, Hafik ilçesinin Sofular köyünde Hızır adında bir genç varmış.O zamanlar bu köyün halkı Alevi imiş.Zamanla yoldan çıkmışlar.Onların bu durumunu beğenmeyen Hızır, köyden ayrılmaya karar vermiş, çıkmış yola.Ha şurası, ha burası derken Banaz'a kadar gelmiş.Pir Sultan'ın yanına azap durmuş.Sonra da müridi olmuş.Aradan seneler geçmiş, bir gün Hızır:

"Pirim, demiş; Sen herkese himmet ediyorsun, herbiri çeşitli makamlara geçiyor, ne olur, bana da himmet et, büyük adam olayım, ben de bir makama geçeyim."

Pir Sultan şöyle bir düşündükten sonra gülümsemiş. "Ulan Hızır ben dua ederim, belki sen de büyük adam olursun; Hatta paşa, vezir de olursun ama, sonunda gelip beni astırırsın."

Yine de duasını eksik etmemiş.Hızır İstanbul'a gidip saraya girmiş.Ağa, Kapıcıbaşı, Paşa, Beylerbeyi derken vezir olup Sivas valiliğine atanmış.Pirini unutmamış, haber gönderip huzuruna getirtmiş.Hürmet, izzet, ikram derken bir hayli de sohbet etmişler.Yemekte mükellef bir sofra donanmış.Pir Sultan yiyeceklere şöyle bir bakıp hemen geriye çekilmiş.Paşa şaşırmış.

"Birşey mi oldu pirim?". Pir Sultan, "Hızır, demiş; Bu yemeklerde zina kokuyor.İçinde yetim hakkı var, sen bunları haram para ile yaptırmışsın." Hızır Paşa "Yok pirim" dediyse de dinletememiş.Ama bir hayli de içerlemiş.Pir Sultan biraz daha ileri gidip, "Bunları ben değil, köpeklerim bile yemez.İstersen çağırayım da gör" demiş.Hemen ünlemiş, köpekler anında gelmişler.Bir tepsiye haram yemek, bir tepsiye helal yemek konmuş.Önce haram yemekler getirilmiş.Köpekler şöyle bir koklayıp geri geri çekilmişler. Arkasından helal yemeklerle dolu tepsi gelmiş.Köpekler onu da kokladıktan sonra, kuyruklarını sallaya sallaya yemeye başlamışlar.Bu hakarete çok kızan Hızır Paşa, hırsını yenemeyip pirini Toprakkale'ye hapsettirmiş.

Eh... Ne de olsa piri.Hırsı geçince bir bahane ile affetmek istemiş.Zindandan çıkartıp demiş ki:

"Bana içinde Şah'ın adı geçmeyen üç deyiş söylersen seni affedeceğim.Yok, söylemezsen kendin bilirsin" Pir Sultan "Peki öyleyse" deyip tezeneye şöyle bir dokunmuş ve,

"Açılın Kapılar Şah'a Gidelim",
"Kul Olayım Kalem Tutan Ellere" ve
"Karşıda Görünen Ne Güzel Yayla" adlı değişleri okumuş.
(Tüm değişlerde Şah'ın adı defalarca geçiyor)

Pirini affetmeye hazırlanırken, onun hemen her fırsatta Şah'ı anması Hızır Paşa'yı çileden çıkarmış.Ne söylediğini, ne yaptığını bilemez hale gelmiş.Yanındakilere emretmiş:

"Asın bunu".
Birlik Beraberlik Adına
SORUN DEĞİL ÇÖZÜM ORTAĞIYIZ!..

Yönetilecek üç şey : Dilimiz, Huyumuz, Haraketimiz...
Sevilecek üç şey : Yüreklilik, Nezaket, Yardim...
Tiksinilecek üç şey : Kin, Kibir, Nankörlük...
Istenilen üç şey : Sağlik, Dostluk, Engin Bir Ruh...
Uğrunda Savaşilacak üç şey : şerefimiz, Evimiz, Memleketimiz...
Düşünülecek üç şey : Hayat, ölüm, Sonsuzluk...

Ögrenme, akintiya karsi yüzmek gibidir. Ilerlemediginiz takdirde gerilersiniz!
Senior Member
>>cagatay'ın bloğu<< buyurun hoşgeldiniz.....:):)
Merhaba dememişsen, anlamsızdır elvedaların…

Bir yerlerde tıkanıp kaldığında hayat, soluk almak güçleştiğinde,

Yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını,

Dağlara dönmeli yüzünü insan.

Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli, yüreğini ferahlatacak;

Yeni insanlarla ‘tanışmalı, yeni keşifler yapacak….

Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa,

Gerçekleştirmeyi denemeli!

Her geçen gece, ölüme bir gün daha yaklaştığını; zamanın bir nehir,

Kendisinin bir sal olup da, O dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı.

Baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler,

Her akşam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa,

Değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri;

Küçük şeylerle başlamalı belki; örneğin, bir kaç durak önce inip

Servisten, otobüsten; yürümeli eve kadar, yüreğine takmalı güneş gözlüklerini;

Gördüğünü hissedebilmeli!

Sağlığını kaybedip, ölümle yüz yüze gelmeden önce,

Değerli olabilmeli hayat!

İlla büyük acılar çekmemeli, küçük mutlulukları fark etmek için!

Başkasının yerine koyabilmeli kendini;

Ağlayan birine “gül”, inleyen birine “sus” dememeli!

Ağlayana omuz, inleyene çare olabilmeli!

Şu adaletsiz, merhametsiz dünyaya ayak uydurmamalı; Sevgisiz, soysuz kalarak!

Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden,

Derin bir soluk alıp, hapsetmeli kokusunu içine..

Güneşin doğuşunu seyretmeli arada bir, seher yeli okşamalı saçlarını…

Karda, yağmurda; sevincine, coşkusuna; fırtınada boranda;

Öfkesine, isyanına ortak olabilmeli doğanın!

Bir çocuğun ilk adımlarında umudu; bir gencin düşlerinde geleceği;

Bir yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli! Çalışmadan

başarmayı, sevmeden sevilmeyi, mutlu etmeden mutlu Olmayı beklememeli!

Ama küçük, ama büyük; her hayal kırıklığı, her acı; Bir fırsat yaşamdan yeni bir şeyler öğrenebilmek için; kaçırmamalı!

Çünkü; hiç düşmemişsen, el vermezsin kimseye kalkması için, hiç Çaresiz kalmamışsan, dermanı olamazsın dertlerin; ağlamayı

bilmiyorsan, Neşesizdir kahkahaların;

Merhaba dememişsen, anlamsızdır elvedaların…

Ne, herkesi düşünmekten kendini, ne; kendini düşünmekten

herkesi unutmamalı!

Bilmeli; çok kısa olduğunu hayatın; hep vermek ya da hep almak için…

Sadece, anlatacak bir şeyleri olduğunda değil,

Söyleyecek bir şey bulamadığında da dinleyebilmeli!

Aklı ve kalbiyle katılabilmeli sohbetlere…

Hafızası olmalı insanın; hiç değilse, aynı hataları, aynı bahanelerle tekrarlamaması için!

Soruları olmalı, yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak! Dostları olmalı, ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak!

Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi;

Ama, kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki, hakkını verebilsin sevdiklerinin;

Zaman bulabilsin; Bir teşekkür, bir elveda için…

Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer; Asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten;

Ama, herkesi sevemeyeceğini de her şeyi bilemeyeceğini de fark edebilmeli insan!

Tıpkı, her şeye sahip olamayacağı gibi…

Zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı…!
Birlik Beraberlik Adına
SORUN DEĞİL ÇÖZÜM ORTAĞIYIZ!..

Yönetilecek üç şey : Dilimiz, Huyumuz, Haraketimiz...
Sevilecek üç şey : Yüreklilik, Nezaket, Yardim...
Tiksinilecek üç şey : Kin, Kibir, Nankörlük...
Istenilen üç şey : Sağlik, Dostluk, Engin Bir Ruh...
Uğrunda Savaşilacak üç şey : şerefimiz, Evimiz, Memleketimiz...
Düşünülecek üç şey : Hayat, ölüm, Sonsuzluk...

Ögrenme, akintiya karsi yüzmek gibidir. Ilerlemediginiz takdirde gerilersiniz!
Senior Member
>>cagatay'ın bloğu<< buyurun hoşgeldiniz.....:):)
Günaydın deme bugün bana. ‘Nasılsın?’ diye sorma.
Nasıl olduğumu sen de biliyorsun;
günümün aksine karardığını…
Konuşmayacağımı sen de biliyorsun,
parmaklarımla kaç saatinin kaldığını hesapladığımı,
çaresizliğimi,
suskunluğumun sebebini…
“Aç karnına sigara içme.” deme bana.
Bırak kavrulsun ciğerlerim.
Bırak bugün öleyim.
Bugün, sen gidiyorsun…

Odayı hiç toplamadan git gideceksen.
Yatağı dağınık bırak.
Kaldırma bardakları yerinden.
Dokunma hiçbir şeye.
Bırak her şey yerli yerinde kalsın.
Sadece soluk al sen.
Nefesinle doldur odamı.
Senin kokundan sık kıyafetlerimin üzerine.
Bir de bileğime…
Küçük bir kâğıda “Seni Seviyorum!” diye yaz ve bırak sen gittikten sonra bulabileceğim bir kenara.
Ve arkana bakmadan giderken “O küçük kâğıdı bulunca ne yapacak kim bilir?” diye sor arsız ayaklarına.

Saati durdur öyle git,
takvim yaprağını koparma.
Değişme çiçeklerin suyunu.
Yakılı kalsın gece lambası.
Önce kilit vur kapılara,
sonra da tek tek hepsini üzerime kapa.
Bakma gözlerimin içine bugün.
Görmeyeyim gözünden akan çaresizlik yaşlarını.
Çenenin titreyişini, dudaklarının büzülmesini…
Sus konuşma!
Duymayayım ağlamaklı, titrek sesini.
Bilmeyeyim geri gelmeyeceğini…

Giderken birkaç damla gözyaşını bırak yatağıma.
Sevgini unut yanımda.
Avuçlarında buruşturduğun mendilini,
ojeni,
tokanı,
birkaç tel saçını…
Ve bir de içtiğin suyun bardakta kalan diğer yarısını.
Umutlarını bırak giderken yanıma.
Hayallerini,
sensizliğimi,
sessizliğimi…
Birlik Beraberlik Adına
SORUN DEĞİL ÇÖZÜM ORTAĞIYIZ!..

Yönetilecek üç şey : Dilimiz, Huyumuz, Haraketimiz...
Sevilecek üç şey : Yüreklilik, Nezaket, Yardim...
Tiksinilecek üç şey : Kin, Kibir, Nankörlük...
Istenilen üç şey : Sağlik, Dostluk, Engin Bir Ruh...
Uğrunda Savaşilacak üç şey : şerefimiz, Evimiz, Memleketimiz...
Düşünülecek üç şey : Hayat, ölüm, Sonsuzluk...

Ögrenme, akintiya karsi yüzmek gibidir. Ilerlemediginiz takdirde gerilersiniz!
Senior Member
>>cagatay'ın bloğu<< buyurun hoşgeldiniz.....:):)
Tam göğsünüzün ortasında bir yeriniz acıyacak..

Evinizin sizi içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksiniz..

Sokağa fırlayacaksınız, sokaklarda dar gelecek..

Tıpkı vücudunuzun yüreğinize dar geldiği gibi..

[COLOR=darkorchidNe denizin mavisi açacak içinizi, ne pırıl pırıl gök yüzü..

Kendinizi taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksiniz..

Birileri size bir şeyler anlatacak durmadan..

''Önemli olan sağlık.''

''Yaşamak güzel.''

''Boş ver her şey unutulur.''

Siz hiçbirini duymayacaksınız..

Göz yaşlarınızdan etrafı göremez hale geleceksiniz..

O'ndan ölmesini isteyecek kadar çok nefret edecek, az sonra kollarında ölmek isteyecek kadar çok seveceksiniz..

Hep ondan bahsetmek isteyeceksiniz..

''Ölüme çare bulundu'' ya da ''Yarın kıyamet kopacakmış'' deseler başınızı kaldırıp ''Ne dedin?'' diye sormayacaksınız..

Yalnız kalmak isteyeceksiniz..

Hem de kalabalıkların arasında kaybolmak..



ikisi de yetmeyecek. Geçmişi düşüneceksiniz..



[COLOR=darkorchidNeredeyse dakika dakika, ama kötüleri atlayarak!

Onunla geçtiğiniz yerlerden geçmek isteyeceksiniz, gittiğiniz yerlere gitmek..

Bu size hiç iyi gelmeyecek ama bile bile yapacaksınız..

Biri size içinizdeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksınız..

Aslında kurtulmak istediğiniz halde, o acıyı yaşamak için direneceksiniz..

Hayatınızın geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksiniz...

Aksini iddia edenlerden nefret edeceksiniz..

Herkesi ona benzetip kimseyi onun yerine koyamayacaksınız..

Hiçbir şey oyalayamayacak sizi, ilaçlara sığınacaksınız..

Bir kaç saat kafanızı bulandıran ama asla onu unutturmayan..

Sadece bir müddet buzlu camın arkasından seyrettiren..

Bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek..

Boğazınız düğümlenecek, dinleyemeyeceksiniz..

Uyumak zor, uyanmak kolay olacak, sabahı iple çekeceksiniz..

Bazen de '' Hiç güneş doğmasa'' diyeceksiniz..

[COLOR=darkorchidNe geceler rahatlatacak sizi, ne gündüzler..

Ölmeyi isteyip , ölemeyeceksiniz..

Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önünüze çıkana sarılmak isteyeceksiniz, nafile..

Düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek..

Rüyalar göreceksiniz, gerçek olmasını istediğiniz..

Her sıçrayarak uyandığınızda onun adını söylediğinizi fark edeceksiniz..

Telefonun çalmasını bekleyeceksiniz..

Aramayacağını bile bile..

Her çaldığında yüreğiniz ağzınıza gelecek..

Ağlamaklı konuşacaksınız arayanlarla..

Yüreğiniz burkulacak..

Canınız yanacak..

Bir daha sevmemeye yemin edeceksiniz..

Hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinizden..

Onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksınız..

Defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğiniz için kendinizden nefret edeceksiniz..

Yaşadığınız şehri terk etmek isteyeceksiniz..

Onunla hiç bir anınızın olmadığı bir yerlere yerleşmek..

Ama bir umut..Onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu..

Bu umut sizi gitmekten alıkoyacak..

Gel gitler içinde yaşayacaksınız..
Birlik Beraberlik Adına
SORUN DEĞİL ÇÖZÜM ORTAĞIYIZ!..

Yönetilecek üç şey : Dilimiz, Huyumuz, Haraketimiz...
Sevilecek üç şey : Yüreklilik, Nezaket, Yardim...
Tiksinilecek üç şey : Kin, Kibir, Nankörlük...
Istenilen üç şey : Sağlik, Dostluk, Engin Bir Ruh...
Uğrunda Savaşilacak üç şey : şerefimiz, Evimiz, Memleketimiz...
Düşünülecek üç şey : Hayat, ölüm, Sonsuzluk...

Ögrenme, akintiya karsi yüzmek gibidir. Ilerlemediginiz takdirde gerilersiniz!

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.