>>cagatay'ın bloğu<< buyurun hoşgeldiniz.....:):)
Konu Sahibi / Yazar
cagatay
Kategori / Forum
Üye Blogları (Günlükler)
Yorumlar / Cevaplar
92
Okunma / Görüntüleme
19594
>>cagatay'ın bloğu<< buyurun hoşgeldiniz.....:):)
>>cagatay'ın bloğu<< buyurun hoşgeldiniz.....:):)
cemo yazdı:Bloğun hayirli olsun can....
]Teşekürler cemo can
Birlik Beraberlik Adına
SORUN DEĞİL ÇÖZÜM ORTAĞIYIZ!..
Yönetilecek üç şey : Dilimiz, Huyumuz, Haraketimiz...
Sevilecek üç şey : Yüreklilik, Nezaket, Yardim...
Tiksinilecek üç şey : Kin, Kibir, Nankörlük...
Istenilen üç şey : Sağlik, Dostluk, Engin Bir Ruh...
Uğrunda Savaşilacak üç şey : şerefimiz, Evimiz, Memleketimiz...
Düşünülecek üç şey : Hayat, ölüm, Sonsuzluk...
Ögrenme, akintiya karsi yüzmek gibidir. Ilerlemediginiz takdirde gerilersiniz!
>>cagatay'ın bloğu<< buyurun hoşgeldiniz.....:):)
figen yazdı:Bloğun hayırlı olsun çağatay can, keyifli paylaşımlar...
Çok teşekürler figen can umarım paylaşımlarımı beğenrisiniz?
Birlik Beraberlik Adına
SORUN DEĞİL ÇÖZÜM ORTAĞIYIZ!..
Yönetilecek üç şey : Dilimiz, Huyumuz, Haraketimiz...
Sevilecek üç şey : Yüreklilik, Nezaket, Yardim...
Tiksinilecek üç şey : Kin, Kibir, Nankörlük...
Istenilen üç şey : Sağlik, Dostluk, Engin Bir Ruh...
Uğrunda Savaşilacak üç şey : şerefimiz, Evimiz, Memleketimiz...
Düşünülecek üç şey : Hayat, ölüm, Sonsuzluk...
Ögrenme, akintiya karsi yüzmek gibidir. Ilerlemediginiz takdirde gerilersiniz!
>>cagatay'ın bloğu<< buyurun hoşgeldiniz.....:):)
Vaktiyle bir ülkenin bir şehrinde bir sepetçi adam yaşıyormuş. Bu sepetçi sabahtan akşama kadar dükkânında sepet yapmakla uğraşırmış. İşine saygı duyar, en ucuza satacağı sepetleri bile büyük bir özenle hazırlarmış. Bundan dolayı yaptığı sepetler çok sağlam ve dayanıklı olurmuş. Başka şehirlerden, kasabalardan, köylerden onun yaptığı sepetleri almak için dükkânına gelenler bile varmış. Bu sepetçi yalnız salı günleri dükkânında bulunmazmış, çünkü salı günleri o şehirde pazaryeri kurulurmuş ve sepetçi de pazarda sergi kurar, sepet satarmış.
Bir gün sepetçi dükkânına çok zengin bir adam gelmiş. Zengin adam sepetçiden işlemeli, süslemeli, rengârenk boyalı, dünyada bir eşi ve benzeri yapılamayacak güzellikte üç tane sepeti üç ay içinde yapmasını istemiş. Sepetçi ise, istenen özelikleri taşıyan üç sepeti üç ay içinde tamamlayabileceğini, fakat bunun için üç yüz altın istediğini söylemiş. Zengin adam istediği parayı fazla bulduğunu söyleyince sepetçi:
“ Aslında üç yüz altını emeğimin karşılığı olarak istiyorum. Daha sırada birçok sipariş var, bunları ertelemem lazım. Ayrıca yeni siparişler gelebilir. Bu üç ay içinde pazara çıkmamam gerekir. Siz de takdir edersiniz, pazara çıkmamak kazancımın önemli bir kısmını kaybetmeme neden olacaktır “ deyince zengin adam sepetçiye hak vermiş ve ücretin yarısını peşin ödemiş. Sepetleri alırken kalan yüz elli altını ödeyeceğini söyleyip gitmiş. Sepetçi gündüzlerine gecelerini de katarak uğraşmış, göz nuru dökmüş. Sağlam ve incecik sazları birbirinin üstüne örmüş. Bunların üzerlerini resimlerle, boyalarla süslemiş. Bu arada neden pazara çıkmadığını soranlara durumu anlatmış. Sipariş için gelenlere de sürenin sonunda tekrar uğramalarını söylemiş.
Sonunda, üç aylık süre dolmuş. Sepetçi zengin adamın geleceği günden bir önceki gün sepetlerin yapımını tamamlamış. İkindi vaktine doğru kahveye çay içmeye gitmiş. Kahvede zengin adamın sabaha karşı öldüğünü öğrenmiş. İyiliksever, dürüst bir tüccar olarak tanınıyormuş. Sepetçi onun nerede oturduğunu öğrendikten sonra üzgün bir şekilde dükkânına geri dönmüş. Yarın olmuş, öbür gün olmuş, aradan bir hafta geçmiş. Sepetleri arayan soran olmamış. Bu arada sepetçi eskisi gibi sepet yapmaya, pazara çıkmaya başlamış, ama dükkânının bir köşesinde duran üç sepeti gördükçe sepetçiyi bir düşüncedir alıp gidiyormuş.
“ Sepetleri adamın evine götürsem karısı, oğlu, kızı vardır, yüz elli altın ödeyip alıverirler belki. Sepetleri biraz ucuza başkalarına satmaya kalksam, gelirlerse bu dükkana, sepetçi, bizim üç sepet hani? Bak bu torbada yüz elli altın var. Ver sepetleri al paranı derlerse, ben ne yaparım? “ Bakmış bu böyle olmayacak bir sabah sepetleri bir çuvala koymuş, zengin adamın konağına gitmiş. Sepetçiyi konakta zengin adamın üç oğlu karşılamış ve olanları öğrenince çok şaşırmışlar. Gençler, babalarının işlerine yardımcı olduklarını ve onun kendilerinden gizli saklısının bulunamayacağını, sepetlerin gerçekten güzel olduğunu, fakat yüz elli altın verip bunları almalarının mümkün olmadığını, babalarının sepetleri üç yüz altına alıp da ne yapacağını bilmediklerini söylemişler. Bunun üzerine sepetçi sepetlerini alarak dükkânına dönmüş.
Aradan günler, haftalar, aylar geçmiş. Bu zaman zarfında üç sepetin hikâyesini duyan pek çok kişi sepetçinin dükkânına gelip sepetleri görmüşler ve çok beğenmişler. Sepetçi üç sepet için yüz elli altın istediğinden kimse sepetleri almaya yanaşmamış. Bir gün o ülkenin padişahı ününü duyduğu üç sepeti görmeye gelmiş. Sepetlerin güzelliğine hayran kalan padişah yüz elli altın ödeyip sepetleri almış. Zamanla üç sepetin ünü dünyanın birçok ülkesine yayılmış. İmparatorlar, krallar, prensler.. Padişahtan üç sepeti alabilmek için yarış içine girmişler. Sepetçi bir kralın padişaha üç sepet için on bin altın teklif ettiğini duyunca hayretler içinde kalmış. Sepetçi yapmış olduğu sepetlerin bu derece ünleneceğini ve bu kadar pahaya çıkacağını beklemiyormuş. Bu durumun nedeninin sepetlerin çok güzel olmasının yanı sıra onların meydana geliş hikâyesindeki değişik şartların ve zengin adamın üç sepeti neden yaptırmak istediği sorusunun bir türlü cevaplandırılamamasının etkili olduğunu biliyormuş.
Bir gün sepetçi dükkânına çok zengin bir adam gelmiş. Zengin adam sepetçiden işlemeli, süslemeli, rengârenk boyalı, dünyada bir eşi ve benzeri yapılamayacak güzellikte üç tane sepeti üç ay içinde yapmasını istemiş. Sepetçi ise, istenen özelikleri taşıyan üç sepeti üç ay içinde tamamlayabileceğini, fakat bunun için üç yüz altın istediğini söylemiş. Zengin adam istediği parayı fazla bulduğunu söyleyince sepetçi:
“ Aslında üç yüz altını emeğimin karşılığı olarak istiyorum. Daha sırada birçok sipariş var, bunları ertelemem lazım. Ayrıca yeni siparişler gelebilir. Bu üç ay içinde pazara çıkmamam gerekir. Siz de takdir edersiniz, pazara çıkmamak kazancımın önemli bir kısmını kaybetmeme neden olacaktır “ deyince zengin adam sepetçiye hak vermiş ve ücretin yarısını peşin ödemiş. Sepetleri alırken kalan yüz elli altını ödeyeceğini söyleyip gitmiş. Sepetçi gündüzlerine gecelerini de katarak uğraşmış, göz nuru dökmüş. Sağlam ve incecik sazları birbirinin üstüne örmüş. Bunların üzerlerini resimlerle, boyalarla süslemiş. Bu arada neden pazara çıkmadığını soranlara durumu anlatmış. Sipariş için gelenlere de sürenin sonunda tekrar uğramalarını söylemiş.
Sonunda, üç aylık süre dolmuş. Sepetçi zengin adamın geleceği günden bir önceki gün sepetlerin yapımını tamamlamış. İkindi vaktine doğru kahveye çay içmeye gitmiş. Kahvede zengin adamın sabaha karşı öldüğünü öğrenmiş. İyiliksever, dürüst bir tüccar olarak tanınıyormuş. Sepetçi onun nerede oturduğunu öğrendikten sonra üzgün bir şekilde dükkânına geri dönmüş. Yarın olmuş, öbür gün olmuş, aradan bir hafta geçmiş. Sepetleri arayan soran olmamış. Bu arada sepetçi eskisi gibi sepet yapmaya, pazara çıkmaya başlamış, ama dükkânının bir köşesinde duran üç sepeti gördükçe sepetçiyi bir düşüncedir alıp gidiyormuş.
“ Sepetleri adamın evine götürsem karısı, oğlu, kızı vardır, yüz elli altın ödeyip alıverirler belki. Sepetleri biraz ucuza başkalarına satmaya kalksam, gelirlerse bu dükkana, sepetçi, bizim üç sepet hani? Bak bu torbada yüz elli altın var. Ver sepetleri al paranı derlerse, ben ne yaparım? “ Bakmış bu böyle olmayacak bir sabah sepetleri bir çuvala koymuş, zengin adamın konağına gitmiş. Sepetçiyi konakta zengin adamın üç oğlu karşılamış ve olanları öğrenince çok şaşırmışlar. Gençler, babalarının işlerine yardımcı olduklarını ve onun kendilerinden gizli saklısının bulunamayacağını, sepetlerin gerçekten güzel olduğunu, fakat yüz elli altın verip bunları almalarının mümkün olmadığını, babalarının sepetleri üç yüz altına alıp da ne yapacağını bilmediklerini söylemişler. Bunun üzerine sepetçi sepetlerini alarak dükkânına dönmüş.
Aradan günler, haftalar, aylar geçmiş. Bu zaman zarfında üç sepetin hikâyesini duyan pek çok kişi sepetçinin dükkânına gelip sepetleri görmüşler ve çok beğenmişler. Sepetçi üç sepet için yüz elli altın istediğinden kimse sepetleri almaya yanaşmamış. Bir gün o ülkenin padişahı ününü duyduğu üç sepeti görmeye gelmiş. Sepetlerin güzelliğine hayran kalan padişah yüz elli altın ödeyip sepetleri almış. Zamanla üç sepetin ünü dünyanın birçok ülkesine yayılmış. İmparatorlar, krallar, prensler.. Padişahtan üç sepeti alabilmek için yarış içine girmişler. Sepetçi bir kralın padişaha üç sepet için on bin altın teklif ettiğini duyunca hayretler içinde kalmış. Sepetçi yapmış olduğu sepetlerin bu derece ünleneceğini ve bu kadar pahaya çıkacağını beklemiyormuş. Bu durumun nedeninin sepetlerin çok güzel olmasının yanı sıra onların meydana geliş hikâyesindeki değişik şartların ve zengin adamın üç sepeti neden yaptırmak istediği sorusunun bir türlü cevaplandırılamamasının etkili olduğunu biliyormuş.
Birlik Beraberlik Adına
SORUN DEĞİL ÇÖZÜM ORTAĞIYIZ!..
Yönetilecek üç şey : Dilimiz, Huyumuz, Haraketimiz...
Sevilecek üç şey : Yüreklilik, Nezaket, Yardim...
Tiksinilecek üç şey : Kin, Kibir, Nankörlük...
Istenilen üç şey : Sağlik, Dostluk, Engin Bir Ruh...
Uğrunda Savaşilacak üç şey : şerefimiz, Evimiz, Memleketimiz...
Düşünülecek üç şey : Hayat, ölüm, Sonsuzluk...
Ögrenme, akintiya karsi yüzmek gibidir. Ilerlemediginiz takdirde gerilersiniz!
>>cagatay'ın bloğu<< buyurun hoşgeldiniz.....:):)
Sensizliğin Sessizliğinde yazıyorum bu yazıyı…
Biliyorum…Adım gibi eminim okuyamıyacaksın yazdıklarımı…
Oysa ki;ne hayallerim wardı…Bundan sonar kalemi elime aldığım zaman..Aşkdan,Mutluluktan söz edecektim…
BİZ’i yazacaktım…
Ama olamadık Sevgili “BİZ” olmayı beceremedik…
Ben sevdim…Sen sevdim dedin…Nerden bilirdim ki YALAN…!
Neden diye sormaya korkuyorum artık…
Çünkü biliyorum cevabı yok…
Tabi ya…Sende haklısın Gözlerimin içine baka baka
“BEN SENİ SEVMEDİM…SADECE SENİN BENİ SEVMENİ SEVDİM…SONRADA SIKILDIM SEBEPSİZ GİTMEYİ SEÇTİM” diyemezdin…
Aslında biliyormusun Sevgili bunları deseydin canım bu kadar çok yanmazdı…Ama sen susunca Dönersin sandım…Yanılmışım…
Bak senin sevdiğin türkülerden dinliyorum ne de güzel söylüyor.
Biliyorum…Adım gibi eminim okuyamıyacaksın yazdıklarımı…
Oysa ki;ne hayallerim wardı…Bundan sonar kalemi elime aldığım zaman..Aşkdan,Mutluluktan söz edecektim…
BİZ’i yazacaktım…
Ama olamadık Sevgili “BİZ” olmayı beceremedik…
Ben sevdim…Sen sevdim dedin…Nerden bilirdim ki YALAN…!
Neden diye sormaya korkuyorum artık…
Çünkü biliyorum cevabı yok…
Tabi ya…Sende haklısın Gözlerimin içine baka baka
“BEN SENİ SEVMEDİM…SADECE SENİN BENİ SEVMENİ SEVDİM…SONRADA SIKILDIM SEBEPSİZ GİTMEYİ SEÇTİM” diyemezdin…
Aslında biliyormusun Sevgili bunları deseydin canım bu kadar çok yanmazdı…Ama sen susunca Dönersin sandım…Yanılmışım…
Bak senin sevdiğin türkülerden dinliyorum ne de güzel söylüyor.
“BOŞUNAYMIŞ BENİM SANA YANDIĞIM…KURBAN OLDUĞUM…”
Bugün daha iyi anladım kurduğum hayallerin tamamen yalan olduğunu…Sen benim ASKERİM olacaktın Sevgili Benim…
Sensizliğin değil askerliğinin biteceği günün şafağını sayacaktım…
ŞAFAK KARANLIK OLSADA GÜN DOĞMAYA MAHKUMDUR deyip…beklicektim…
İşte bir türkü daha..Bunuda çok severdin…
Sensizliğin değil askerliğinin biteceği günün şafağını sayacaktım…
ŞAFAK KARANLIK OLSADA GÜN DOĞMAYA MAHKUMDUR deyip…beklicektim…
İşte bir türkü daha..Bunuda çok severdin…
“KURUYA KADERİM YAR’DAN AYRILDIM…ÜLGER DOĞMAYA…”
Ahh be yarim…Ah be sevdiğim…Ah be Hasretim…Sende biliyorsun bu sonu haketmemiştim…Şimdi Son Sözüm;
“HAKKIM SONUNA KADAR HELAL SANA…AMA AŞKIM ASLA…!”
Birlik Beraberlik Adına
SORUN DEĞİL ÇÖZÜM ORTAĞIYIZ!..
Yönetilecek üç şey : Dilimiz, Huyumuz, Haraketimiz...
Sevilecek üç şey : Yüreklilik, Nezaket, Yardim...
Tiksinilecek üç şey : Kin, Kibir, Nankörlük...
Istenilen üç şey : Sağlik, Dostluk, Engin Bir Ruh...
Uğrunda Savaşilacak üç şey : şerefimiz, Evimiz, Memleketimiz...
Düşünülecek üç şey : Hayat, ölüm, Sonsuzluk...
Ögrenme, akintiya karsi yüzmek gibidir. Ilerlemediginiz takdirde gerilersiniz!
>>cagatay'ın bloğu<< buyurun hoşgeldiniz.....:):)
Er geç beni affedeceksin. Bir şey bekelemeden, bir şey istemeden affedeceksin. Sevgin seni oraya götürecek.
[align=center] Düşe kalka ilerleyeceğin yollarda, taşlar kanatacak ayaklarını. Issız, karanlık ormanlardan geçeceksin yapayalnız. Sonra bir bataklık başlayacak gözün alabildiğine. Omuzlarına kadar yapışkan çamurlara saplanacaksın. Durmadan yağmur yağacak üstüne, iliklerine kadar ıslanacaksın, üşüyeceksin. Ahtapot elleri gibi uzun, pis sarmaşıklar dolanacak ayak bileklerine. Dört yanında kara bataklık kuşları dönecek çığlık çığlığa. [/align]
[align=center] Geçmiş zamanı düşüneceksin. O bir daha dayanılmaz günleri, geceleri düşüneceksin. [/align]
[align=center] Bataklığın son bulduğu yerde zift gibi koyu bir gece başlayacak geçmiş gecelere benzemeyen. Yürüyeceksin, ağır ağır ilerleyeceksin zamanın ve gecenin ortasında. Keskin bir rüzgar çıkacak, merhametsiz kırbaçlar gibi parçalayacak yüzünü. [/align]
[align=center] Sonra bir dağ yamacına varacaksın, bitkin ve perişan... Uzaklarda cılız bir ışık göreceksin. Sen yaklaştıkça büyüyecek, sıcak kollarıyla saracak seni. Fakat, sen o ışığın olduğu yere hiç bir zaman varamayacaksın ve ümitsizlik saracak yüreğini, ağlayacaksın... [/align]
[align=center] İşte o zaman beni düşüneceksin, çektiklerimi, senin için katlandığım şeyleri düşüneceksin. Bulutlur dağılacak. Seni nasıl sevdiğimi, nasıl yüceleştirdiğimi, nasıl o erişilmez ışık haline getirdiğimi birer birer anlayacaksın... [/align]
[align=center] Onun için beni affet demeyeceğim sana... [/align]
[align=center] Er geç anlayacak ve affedeceksin. Bunu biliyorum. [/align]
[align=center] Karşılaşmamız kaderdi belki. Ama çektiğimiz çiledir, bizi birbirimize yaklaştıran, o korkunç ümitsizlikler, büyük çaresizliklerdir... [/align]
[align=center] Acılarımızı yitirmeyelim... [/align]
Birlik Beraberlik Adına
SORUN DEĞİL ÇÖZÜM ORTAĞIYIZ!..
Yönetilecek üç şey : Dilimiz, Huyumuz, Haraketimiz...
Sevilecek üç şey : Yüreklilik, Nezaket, Yardim...
Tiksinilecek üç şey : Kin, Kibir, Nankörlük...
Istenilen üç şey : Sağlik, Dostluk, Engin Bir Ruh...
Uğrunda Savaşilacak üç şey : şerefimiz, Evimiz, Memleketimiz...
Düşünülecek üç şey : Hayat, ölüm, Sonsuzluk...
Ögrenme, akintiya karsi yüzmek gibidir. Ilerlemediginiz takdirde gerilersiniz!
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi
![[Resim: pirzhreana1.jpg]](http://img222.imageshack.us/img222/1764/pirzhreana1.jpg)