Yazar:
GAMZE
Ata'nın büyükelçisine cevabı
Birgün italyan Büyükelçisi Ata ile görüşmek ister ve
huzura kabul edilir. O zamanın muhtelif ekonomik-siyasi konuları hakkında
konuşulduktan sonra, büyükelçi "Ekselans, dün Roma ile yapmış oldugum bir
görüşmede hükümetimizin Hatay'ı almak istediği kararını size iletmem
söylendi" der.
Odada buz gibi bir hava eser. Ata, büyükelçiye birşeyler daha ikram
eder ve iki dakikalığına odadan ayrılır. Döndüğünde ayağında çizmeleri,
üzerinde mareşal üniforması, belinde tabancası vardır. Doğruca masasına
gider, manyetolu telefondan Mareşal Fevzi Çakmak'ın bağlanmasını ister ve
Çakmak'a: " Paşa, İtalyan dostlarımız Hatay'a gelmek istiyorlarmış. Hazır
mıyız" der. Fevzi Çakmak durmu anlar ve "Biz hazırız Paşam" diye
yanıtlar...Ata büyükelçiye döner ve: "Biz hazırmışız. Hükümetinize
söyleyin, isterlerse gelip Hatay'ı alabilirler" der.......
Birgün italyan Büyükelçisi Ata ile görüşmek ister ve
huzura kabul edilir. O zamanın muhtelif ekonomik-siyasi konuları hakkında
konuşulduktan sonra, büyükelçi "Ekselans, dün Roma ile yapmış oldugum bir
görüşmede hükümetimizin Hatay'ı almak istediği kararını size iletmem
söylendi" der.
Odada buz gibi bir hava eser. Ata, büyükelçiye birşeyler daha ikram
eder ve iki dakikalığına odadan ayrılır. Döndüğünde ayağında çizmeleri,
üzerinde mareşal üniforması, belinde tabancası vardır. Doğruca masasına
gider, manyetolu telefondan Mareşal Fevzi Çakmak'ın bağlanmasını ister ve
Çakmak'a: " Paşa, İtalyan dostlarımız Hatay'a gelmek istiyorlarmış. Hazır
mıyız" der. Fevzi Çakmak durmu anlar ve "Biz hazırız Paşam" diye
yanıtlar...Ata büyükelçiye döner ve: "Biz hazırmışız. Hükümetinize
söyleyin, isterlerse gelip Hatay'ı alabilirler" der.......
Forum:
Atatürk Anıları
1
Yorum
Yazar:
GAMZE
]Tarihimizde bugün olan olayları bu sayfa altında toplıyalım.
Tarihte bugün:
20/01/1793 Olay Fransa Kralı 16. Louis giyotinle idam edildi.
20/01/1812 Doğum Ağır engellilerin eğitimi için çağdaş yöntemleri getiren Fransız kökenli Amerikalı psikiyatr Edouard Segouin.
20/01/1856 Doğum Amerika'da kadınlara oy hakkı mücadelesinin önderi Harriot Eaton Stanton Blatch.
20/01/1895 Olay Darülaceze kuruldu.
20/01/1918 Ölüm Gazi Ahmet Muhtar Paşa öldü
20/01/1918 Olay Midilli Kruvazörü, İmroz açıklarındaki mayınlara çarparak battı. I. Dünya Savaşı'nın başında, 11 Ağustos 1914'te İngiliz filosunun izlediği Almanların Goeben ve Breslau gemileri Çanakkale Boğazı'ndan geçmiş ve ilkine ''Yavuz'' ikincisine ''Midilli'' adı verilmişti.
20/01/1920 Doğum II. Dünya savaşı sonrasının en önemli sinema yönetmenlerinden İtalyan Federico Fellini,
20/01/1921 Olay İlk Teşkilat-ı Esasiye (Anayasa) kabul edildi.
20/01/1923 Olay Ali Şükrü Bey'in Ankara'da yayımladığı Tan gazetesinin ilk sayısı çıktı.
20/01/1923 Olay Türkiye Büyük Millet Meclisi, gizli oturumunda Elcezire bölgesinde bir İstiklal Mahkemesi kurulması kararı aldı.
20/01/1925 Doğum Ruben Diario'dan sonra Nikaragua'nın en önemli şairi kabul edilen rahip ve şair Ernesto Cardenal.
20/01/1930 Doğum Aya ayak basan ikinci kişi, Amerikalı astronot Edwin Eugene Aldrin, Jr.
20/01/1936 Olay Sinemaların esas filmle beraber bir de "öğretici film" göstermek zorunda olduğuna ilişkin kanun çıktı.
20/01/1936 Olay Ankara'da Sanayi Kongresi toplandı. Toplantıda İkinci Beş Yıllık Sanayi Planı kabul edildi.
20/01/1945 Olay İngiltere'de eğitimini tamamlayan 50 Türkiyeli öğrenciye pilotluk brövesi verildi.
20/01/1947 Olay Fransa'da Charles De Gaulle politikadan çekildiğini açıkladı ve görevinden istifa etti.
20/01/1949 Ölüm Romancı ve gazeteci Burhan Cahit Morkaya.
20/01/1950 Olay Kiraların serbest bırakılması kararlaştırıldı.
20/01/1956 Olay Varlık dergisi Roman Armağanı'nı günü İnce Memed romanıyla Yaşar Kemal kazandı.
20/01/1957 Ölüm Şair Ziya Osman Saba, 47 yaşında öldü.
20/01/1960 Ölüm Eski Eskişehir Milletvekili Emin Sazak.
20/01/1961 Olay John F. Kennedy ABD başkanı olarak göreve başladı.
20/01/1961 Olay Londra Konferansı'nda Kıbrıslı Rumlar federal yönetim tezini reddetti. Bunun üzerine Kıbrıs Türk toplumu temsilcileri 1964 günü Konferans'tan çekildi.
20/01/1965 Ölüm Mesleki öğretimin kurucusu Rüştü Uzel.
20/01/1968 Olay Türkiye, Yunanistan'daki askeri rejimi tanıyan ilk ülke oldu.
20/01/1971 Olay Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ), Akademik Konsey'in kararıyla süresiz kapatıldı.
20/01/1972 Olay Türkiye- Fransa Sosyal Güvenlik Antlaşması imzalandı.
20/01/1973 Olay Eski Milli Birlik Komitesi üyesi Cemal Madanoğlu ve 31 kişi hakkında "Anayasayı değiştirme ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni ıskat için gizli örgüt kurma" iddiasıyla dava açıldı. Dava açılanlar arasında Doğan Avcıoğlu, İlhan Selçuk, İlhami Soysal da var.
20/01/1975 Olay Tüm Memurlar Birleşme ve Dayanışma Derneği (Tüm-Der) kuruldu.
20/01/1981 Olay İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesi 223 Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu üyesinin tutuklanmasına karar verdi.
20/01/1986 Olay Demokratik Sol Parti (DSP) ile Sosyaldemokrat Halkçı Parti (SHP) arasında yapılan "solda birlik" görüşmeleri kesildi.
Demokratik Sol Parti (DSP) Genel Başkanı Rahşan Ecevit "Sosyaldemokrat Halkçı Parti (SHP) ile yollarımız ayrıldı" dedi.
20/01/1988 Olay Mehmet Ali Aybar ile Aziz Nesin hakkında 15'er yıla kadar hapis cezası istendi. Gerekçe 2000'e Doğru dergisine Kürt sorunu konusunda yaptıkları açıklamalardı.
20/01/1989 Olay Asil Nadir, Günaydın gazetesi, Gelişim yayınlarından sonra Güneş gazetesini de satın aldı.
20/01/1989 Olay Samsunspor kafilesi, Malatyaspor ile yapacağı lig maçına giderken kaza geçirdi 3 kişi öldü.
20/01/1992 Basın Yayın Flash TV yayın hayatına başladı.
20/01/1992 Olay Flash TV yayın hayatına başladı.
20/01/1993 Olay Anayasa Mahkemesi dini bayramlarda Bayram dışında gazete çıkarılmasını yasaklayan yasayı iptal etti.
20/01/1993 Olay Meclis Anavatan Partisi (ANAP) döneminin iki bakanı Safa Giray ile Cengiz Altınkaya'nın Yüce Divan'a verilmesini
kararlaştırdı.
20/01/1993 Ölüm Ünlü Amerikalı aktris Audrey Hepburn öldü.
20/01/1994 Ölüm Tiyatro ve sinema sanatçısı Bedia Muvahhit.
20/01/1995 Olay Yeraltı dünyasının ünlü ismi Dündar Kılıç'ın kızı ve Alaattin Çakıcı'nın eski eşi Uğur Kılıç Uludağ'da öldürüldü. Uğur Kılıç, Engin Civan davasında yaptığı açıklamalarla Özal ailesini suçlamıştı. Kılıç'ı öldüren Abdurrahman Keskin yakalandı ve Uğur Kılıç'ı öldürmesi karşılığında Alaattin Çakıcı'dan 50 milyon lira aldığını söyledi.
20/01/1997 Olay Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD), "Demokratik standartların yükseltilmesi paketi"ni Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı ile Genelkurmay başkanlığına sundu. TÜSİAD raporda Kürtçe eğitimin serbest bırakılmasını da öneriyordu.
20/01/2000 Olay Yargıtay, Gazeteci Metin Göktepe'yi gözaltında öldürdükleri gerekçesiyle 7 yıl 6'şar ay ağır hapis cezasına çarptırılan 6 sanık polisten 5'inin cezasını onadı, sanıklardan Emniyet Amiri Seydi Battal Köse'nin cezasını ise esastan bozdu.
20/01/2003 Olay MERNİS hizmete girdi.
20/01/2005 Ölüm Kıbrıs Barış Harekatı'nda görev alan tugayın komutanı emekli Tümgeneral Sabri Demirbağ, 84 yaşında İstanbul'da öldü.
20/01/2006 Olay Yargıtay 1. Ceza Dairesi, Mehmet Ali Ağca'nın tahliyesine ilişkin Kartal 2. Ağır Ceza Mahkemesinin kararını bozdu. Ağca, Yargıtay'ın kararı doğrultusunda Kartal'da bulunduğu yerden alınarak, Kartal H Tipi Cezaevine konuldu.
__________________
Tarihte bugün:
20/01/1793 Olay Fransa Kralı 16. Louis giyotinle idam edildi.
20/01/1812 Doğum Ağır engellilerin eğitimi için çağdaş yöntemleri getiren Fransız kökenli Amerikalı psikiyatr Edouard Segouin.
20/01/1856 Doğum Amerika'da kadınlara oy hakkı mücadelesinin önderi Harriot Eaton Stanton Blatch.
20/01/1895 Olay Darülaceze kuruldu.
20/01/1918 Ölüm Gazi Ahmet Muhtar Paşa öldü
20/01/1918 Olay Midilli Kruvazörü, İmroz açıklarındaki mayınlara çarparak battı. I. Dünya Savaşı'nın başında, 11 Ağustos 1914'te İngiliz filosunun izlediği Almanların Goeben ve Breslau gemileri Çanakkale Boğazı'ndan geçmiş ve ilkine ''Yavuz'' ikincisine ''Midilli'' adı verilmişti.
20/01/1920 Doğum II. Dünya savaşı sonrasının en önemli sinema yönetmenlerinden İtalyan Federico Fellini,
20/01/1921 Olay İlk Teşkilat-ı Esasiye (Anayasa) kabul edildi.
20/01/1923 Olay Ali Şükrü Bey'in Ankara'da yayımladığı Tan gazetesinin ilk sayısı çıktı.
20/01/1923 Olay Türkiye Büyük Millet Meclisi, gizli oturumunda Elcezire bölgesinde bir İstiklal Mahkemesi kurulması kararı aldı.
20/01/1925 Doğum Ruben Diario'dan sonra Nikaragua'nın en önemli şairi kabul edilen rahip ve şair Ernesto Cardenal.
20/01/1930 Doğum Aya ayak basan ikinci kişi, Amerikalı astronot Edwin Eugene Aldrin, Jr.
20/01/1936 Olay Sinemaların esas filmle beraber bir de "öğretici film" göstermek zorunda olduğuna ilişkin kanun çıktı.
20/01/1936 Olay Ankara'da Sanayi Kongresi toplandı. Toplantıda İkinci Beş Yıllık Sanayi Planı kabul edildi.
20/01/1945 Olay İngiltere'de eğitimini tamamlayan 50 Türkiyeli öğrenciye pilotluk brövesi verildi.
20/01/1947 Olay Fransa'da Charles De Gaulle politikadan çekildiğini açıkladı ve görevinden istifa etti.
20/01/1949 Ölüm Romancı ve gazeteci Burhan Cahit Morkaya.
20/01/1950 Olay Kiraların serbest bırakılması kararlaştırıldı.
20/01/1956 Olay Varlık dergisi Roman Armağanı'nı günü İnce Memed romanıyla Yaşar Kemal kazandı.
20/01/1957 Ölüm Şair Ziya Osman Saba, 47 yaşında öldü.
20/01/1960 Ölüm Eski Eskişehir Milletvekili Emin Sazak.
20/01/1961 Olay John F. Kennedy ABD başkanı olarak göreve başladı.
20/01/1961 Olay Londra Konferansı'nda Kıbrıslı Rumlar federal yönetim tezini reddetti. Bunun üzerine Kıbrıs Türk toplumu temsilcileri 1964 günü Konferans'tan çekildi.
20/01/1965 Ölüm Mesleki öğretimin kurucusu Rüştü Uzel.
20/01/1968 Olay Türkiye, Yunanistan'daki askeri rejimi tanıyan ilk ülke oldu.
20/01/1971 Olay Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ), Akademik Konsey'in kararıyla süresiz kapatıldı.
20/01/1972 Olay Türkiye- Fransa Sosyal Güvenlik Antlaşması imzalandı.
20/01/1973 Olay Eski Milli Birlik Komitesi üyesi Cemal Madanoğlu ve 31 kişi hakkında "Anayasayı değiştirme ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni ıskat için gizli örgüt kurma" iddiasıyla dava açıldı. Dava açılanlar arasında Doğan Avcıoğlu, İlhan Selçuk, İlhami Soysal da var.
20/01/1975 Olay Tüm Memurlar Birleşme ve Dayanışma Derneği (Tüm-Der) kuruldu.
20/01/1981 Olay İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesi 223 Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu üyesinin tutuklanmasına karar verdi.
20/01/1986 Olay Demokratik Sol Parti (DSP) ile Sosyaldemokrat Halkçı Parti (SHP) arasında yapılan "solda birlik" görüşmeleri kesildi.
Demokratik Sol Parti (DSP) Genel Başkanı Rahşan Ecevit "Sosyaldemokrat Halkçı Parti (SHP) ile yollarımız ayrıldı" dedi.
20/01/1988 Olay Mehmet Ali Aybar ile Aziz Nesin hakkında 15'er yıla kadar hapis cezası istendi. Gerekçe 2000'e Doğru dergisine Kürt sorunu konusunda yaptıkları açıklamalardı.
20/01/1989 Olay Asil Nadir, Günaydın gazetesi, Gelişim yayınlarından sonra Güneş gazetesini de satın aldı.
20/01/1989 Olay Samsunspor kafilesi, Malatyaspor ile yapacağı lig maçına giderken kaza geçirdi 3 kişi öldü.
20/01/1992 Basın Yayın Flash TV yayın hayatına başladı.
20/01/1992 Olay Flash TV yayın hayatına başladı.
20/01/1993 Olay Anayasa Mahkemesi dini bayramlarda Bayram dışında gazete çıkarılmasını yasaklayan yasayı iptal etti.
20/01/1993 Olay Meclis Anavatan Partisi (ANAP) döneminin iki bakanı Safa Giray ile Cengiz Altınkaya'nın Yüce Divan'a verilmesini
kararlaştırdı.
20/01/1993 Ölüm Ünlü Amerikalı aktris Audrey Hepburn öldü.
20/01/1994 Ölüm Tiyatro ve sinema sanatçısı Bedia Muvahhit.
20/01/1995 Olay Yeraltı dünyasının ünlü ismi Dündar Kılıç'ın kızı ve Alaattin Çakıcı'nın eski eşi Uğur Kılıç Uludağ'da öldürüldü. Uğur Kılıç, Engin Civan davasında yaptığı açıklamalarla Özal ailesini suçlamıştı. Kılıç'ı öldüren Abdurrahman Keskin yakalandı ve Uğur Kılıç'ı öldürmesi karşılığında Alaattin Çakıcı'dan 50 milyon lira aldığını söyledi.
20/01/1997 Olay Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD), "Demokratik standartların yükseltilmesi paketi"ni Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı ile Genelkurmay başkanlığına sundu. TÜSİAD raporda Kürtçe eğitimin serbest bırakılmasını da öneriyordu.
20/01/2000 Olay Yargıtay, Gazeteci Metin Göktepe'yi gözaltında öldürdükleri gerekçesiyle 7 yıl 6'şar ay ağır hapis cezasına çarptırılan 6 sanık polisten 5'inin cezasını onadı, sanıklardan Emniyet Amiri Seydi Battal Köse'nin cezasını ise esastan bozdu.
20/01/2003 Olay MERNİS hizmete girdi.
20/01/2005 Ölüm Kıbrıs Barış Harekatı'nda görev alan tugayın komutanı emekli Tümgeneral Sabri Demirbağ, 84 yaşında İstanbul'da öldü.
20/01/2006 Olay Yargıtay 1. Ceza Dairesi, Mehmet Ali Ağca'nın tahliyesine ilişkin Kartal 2. Ağır Ceza Mahkemesinin kararını bozdu. Ağca, Yargıtay'ın kararı doğrultusunda Kartal'da bulunduğu yerden alınarak, Kartal H Tipi Cezaevine konuldu.
__________________
Yazar:
GAMZE
Alevilere OPERASYON
Cumhuriyeti hedef alanlar, Alevilerin Atatürk’e olan bağlılıklarını
zayıflatmak için psikolojik savaş başlattı.
AB’nin Türk milletini bölmek amacıyla ısrarla “azınlık” olarak göstermek istediği Aleviler üzerinde oynanan oyunlar, yerli karakterlerin katılımıyla artarak sürüyor. Öncelikli hedef, Alevilerin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne olan bağlılığını zayıflatmak.
Sakın tuzağa düşmeyin
Sİnsİ oyunu sahneye sürenlerin diğer hedefi ise yine Alevilerin, Cumhuriyet’i kuran Mustafa Kemal Atatürk’e karşı duyduğu sevgiyi ortadan kaldırmak. Uzmanlar, Alevileri siyaset ve medya üzerinden yürütülen harekata karşı uyanık olmaya çağırdı.
Oynanan oyunların farkındayız, Cumhuriyet’e sahip çıkıyoruz...
Cem Vakfı Ankara Şubesi, Ankara’da İç Anadolu Bölgesi Alevi İnanç Önderleri toplantısı düzenledi. Konuşmacılar, son dönemlerde Alevilerle ilgili sinsi senaryoların bilinçli şekilde sahneye sürüldüğüne dikkati çekerek, Alevilikle ilgili kavramların ve değerlerin içinin siyasi şovlara kurban edilmek istendiğini vurguladılar.
Taraf gazetesi, başlattığı dizide Türk milletinin ana damar-larından birini oluşturan Alevilerin, Atatürk sevgisi ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne olan bağlılıklarıyla alay ediyor...
İnanç operasyonu
Alevilerin Atatürk’e olan bağlılıklarını zayıflatmak amacıyla başlatılan psikolojik savaş basın desteği ile sürüyor.
Avrupa Birliği’nin Türk milletini bölmek amacıyla ısrarla “azınlık” olarak göstermek istediği Aleviler üzerinde oynanan oyunlar, yerli aktörlerin de desteği ile sürüyor. Operasyonun amacı ise, Alevilerin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne olan bağlılığını zayıflatmak ve yine Alevilerin, Cumhuriyet’i kuran Mustafa Kemal Atatürk’e karşı duyduğu sevgiyi ortadan kaldırmak. Uzmanlar, Alevileri siyaset ve medya üzerinden yürütülen harekata karşı uyanık olmaya çağırırken, Taraf gazetesi, dün başlattığı dizide Türk milletinin ana damarını oluşturan Alevilerin, Atatürk sevgisi ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne olan bağlılıklarıyla alay etti.
İşte o ifadeler
Taraf gazetesinde “Alevilerin Cumhuriyet ve Laiklikle İmtihanı” adlı dizinin “Aziz Atatürk’ümüz yaşasaydı” başlıklı dünkü bölümün giriş yazısında Cafer Solgun, Muharrem Dede’nin Atatürk ile ilgili görüşlerini aktarırken, Dede’nin, 10. Cumhurbaş-kanı Sezer’e hiç ilgisi yokken övgüler düzmeye başladığını yazarak şu ifadeyi kullandı: “Sonra uzunca bir Atatürk güzellemesi yaptı.” Solgun şöyle devam etti: Bazı Alevilerin Atatürk’ü “13. İmam” mertebesinde gördüklerini de biliyordum. Acıklı bir durumdu. Zorunlu din dersi uygulamasını getiren 12 Eylül askeri cuntası idi. Ama yine de “Allah devletimize, ordumuza zeval vermesin durumu sözkonusu idi... Gazi Cem Evi’nden çıktığımda, kapıda “devrimciler “ vardı... Biri, cebinden çıkardığı bir broşürden, içinde bolca emperyalizm, neo liberalizm” kavramları geçen cümleler okumaya çalıştı... Alevilerin cem evlerinin “ibadethane” olarak kabul edilmesini talep etmesi ne denli doğru ve haklı ise, cem evleri ve dedelerimizin mevcut durumunu neden ve sonuçlarıyla birlikte sorgulamaları da , bir o kadar Aleviler açısından ertelenemez bir ihtiyaç... Yazının alt başlığında ise “Ciddi dayanakları olmamasına rağmen Atatürk’ün ’Alevi’ olduğu, ölmeseydi Alevilere haklarını vereceği yönünde şaiyalar Aleviler arasında hayli yaygın. Durumu abartıp Atatürk’ü neredeyse ’13. İmam’ mertebesinde görenler bile var...” denildi
Umum Otomobilciler ve Şoförler Odası Düğün Salonu’nda gerçekleştirilen toplantıya Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün de katıldı. Toplantıda, Alevi topluluklarının üzerindeki
asimilasyona dikkat çekildi.
‘Bilinçli senaryolar’
Ankara’daki toplantıda Alevilerin yaşadığı sorunlar dile getirilirken, topluluk üzerinde oynanan oyunlara da tepki gösterildi
BÜYÜK TEPKİ
İçi boşaltılıyor
Hacıbektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy, demokrasinin ve laikliğin içini boşaltanların, şimdi de “Aleviliğe hizmet” adı altında Alevi değerlerinin içini boşaltmaya hazırlandığını belirterek, “Alevilikle ilgili kavramların ve değerlerin içi, siyasi şovlara kurban edilmek isteniyor. “Alevi Açılımı “Alevisizdir ve samimiyetten uzaktır” dedi.
Samimiyetsizlik
Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı Başkanı Emel Sungur da “AKP’nin samimiyetsiz açılımını reddediyoruz” dedi. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet ile kavgalı hiçbir açılımı kabul etmeyeceklerini söyleyen Sungur, “Aleviler için Türkiye’de olmazsa olmaz üç koşul vardır. Bunlar, Laiklik, demokrasi ve Cumhuriyet’tir” diye konuştu.
Cumhuriyeti hedef alanlar, Alevilerin Atatürk’e olan bağlılıklarını
zayıflatmak için psikolojik savaş başlattı.
AB’nin Türk milletini bölmek amacıyla ısrarla “azınlık” olarak göstermek istediği Aleviler üzerinde oynanan oyunlar, yerli karakterlerin katılımıyla artarak sürüyor. Öncelikli hedef, Alevilerin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne olan bağlılığını zayıflatmak.
Sakın tuzağa düşmeyin
Sİnsİ oyunu sahneye sürenlerin diğer hedefi ise yine Alevilerin, Cumhuriyet’i kuran Mustafa Kemal Atatürk’e karşı duyduğu sevgiyi ortadan kaldırmak. Uzmanlar, Alevileri siyaset ve medya üzerinden yürütülen harekata karşı uyanık olmaya çağırdı.
Oynanan oyunların farkındayız, Cumhuriyet’e sahip çıkıyoruz...
Cem Vakfı Ankara Şubesi, Ankara’da İç Anadolu Bölgesi Alevi İnanç Önderleri toplantısı düzenledi. Konuşmacılar, son dönemlerde Alevilerle ilgili sinsi senaryoların bilinçli şekilde sahneye sürüldüğüne dikkati çekerek, Alevilikle ilgili kavramların ve değerlerin içinin siyasi şovlara kurban edilmek istendiğini vurguladılar.
Taraf gazetesi, başlattığı dizide Türk milletinin ana damar-larından birini oluşturan Alevilerin, Atatürk sevgisi ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne olan bağlılıklarıyla alay ediyor...
İnanç operasyonu
Alevilerin Atatürk’e olan bağlılıklarını zayıflatmak amacıyla başlatılan psikolojik savaş basın desteği ile sürüyor.
Avrupa Birliği’nin Türk milletini bölmek amacıyla ısrarla “azınlık” olarak göstermek istediği Aleviler üzerinde oynanan oyunlar, yerli aktörlerin de desteği ile sürüyor. Operasyonun amacı ise, Alevilerin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne olan bağlılığını zayıflatmak ve yine Alevilerin, Cumhuriyet’i kuran Mustafa Kemal Atatürk’e karşı duyduğu sevgiyi ortadan kaldırmak. Uzmanlar, Alevileri siyaset ve medya üzerinden yürütülen harekata karşı uyanık olmaya çağırırken, Taraf gazetesi, dün başlattığı dizide Türk milletinin ana damarını oluşturan Alevilerin, Atatürk sevgisi ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne olan bağlılıklarıyla alay etti.
İşte o ifadeler
Taraf gazetesinde “Alevilerin Cumhuriyet ve Laiklikle İmtihanı” adlı dizinin “Aziz Atatürk’ümüz yaşasaydı” başlıklı dünkü bölümün giriş yazısında Cafer Solgun, Muharrem Dede’nin Atatürk ile ilgili görüşlerini aktarırken, Dede’nin, 10. Cumhurbaş-kanı Sezer’e hiç ilgisi yokken övgüler düzmeye başladığını yazarak şu ifadeyi kullandı: “Sonra uzunca bir Atatürk güzellemesi yaptı.” Solgun şöyle devam etti: Bazı Alevilerin Atatürk’ü “13. İmam” mertebesinde gördüklerini de biliyordum. Acıklı bir durumdu. Zorunlu din dersi uygulamasını getiren 12 Eylül askeri cuntası idi. Ama yine de “Allah devletimize, ordumuza zeval vermesin durumu sözkonusu idi... Gazi Cem Evi’nden çıktığımda, kapıda “devrimciler “ vardı... Biri, cebinden çıkardığı bir broşürden, içinde bolca emperyalizm, neo liberalizm” kavramları geçen cümleler okumaya çalıştı... Alevilerin cem evlerinin “ibadethane” olarak kabul edilmesini talep etmesi ne denli doğru ve haklı ise, cem evleri ve dedelerimizin mevcut durumunu neden ve sonuçlarıyla birlikte sorgulamaları da , bir o kadar Aleviler açısından ertelenemez bir ihtiyaç... Yazının alt başlığında ise “Ciddi dayanakları olmamasına rağmen Atatürk’ün ’Alevi’ olduğu, ölmeseydi Alevilere haklarını vereceği yönünde şaiyalar Aleviler arasında hayli yaygın. Durumu abartıp Atatürk’ü neredeyse ’13. İmam’ mertebesinde görenler bile var...” denildi
Umum Otomobilciler ve Şoförler Odası Düğün Salonu’nda gerçekleştirilen toplantıya Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün de katıldı. Toplantıda, Alevi topluluklarının üzerindeki
asimilasyona dikkat çekildi.
‘Bilinçli senaryolar’
Ankara’daki toplantıda Alevilerin yaşadığı sorunlar dile getirilirken, topluluk üzerinde oynanan oyunlara da tepki gösterildi
BÜYÜK TEPKİ
İçi boşaltılıyor
Hacıbektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy, demokrasinin ve laikliğin içini boşaltanların, şimdi de “Aleviliğe hizmet” adı altında Alevi değerlerinin içini boşaltmaya hazırlandığını belirterek, “Alevilikle ilgili kavramların ve değerlerin içi, siyasi şovlara kurban edilmek isteniyor. “Alevi Açılımı “Alevisizdir ve samimiyetten uzaktır” dedi.
Samimiyetsizlik
Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı Başkanı Emel Sungur da “AKP’nin samimiyetsiz açılımını reddediyoruz” dedi. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet ile kavgalı hiçbir açılımı kabul etmeyeceklerini söyleyen Sungur, “Aleviler için Türkiye’de olmazsa olmaz üç koşul vardır. Bunlar, Laiklik, demokrasi ve Cumhuriyet’tir” diye konuştu.
Forum:
Alevi Haber
1
Yorum
Yazar:
GAMZE
Erdoğan HERKESE ÇATTI
20 Ocak 2008 Pazar 10:59
Erdoğan'ın türban yanıtı sert oldu. Yargıtay'a, rektöre, medyaya ve köşe yazarlarına böyle yüklendi...
Yargıya:
Herkes konumunu bilsin.
Medyaya:
İşi gücü başörtüsü
Rektöre:
Orduya akıl verme
AKP'nin Ümraniye ve Beykoz kadın kolları kongrelerine katılan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yargı, rektörler ve medyaya yüklendi.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya ile Danıştay Başkanlar Kurulu'nun türban konusundaki çıkışına sert tepki gösteren Erdoğan, "Bu ülkede eğer kuvvetler ayrılığı varsa, herkes konumunu iyi bilmeli. Kimse yasama ve yürütme organının üstünde kendini bulamaz, göremez" dedi.
KİMSİN SEN YA!
Bir rektörün 'Darbe' çağrısı yaptığını söyleyen Erdoğan, "Kimsin sen ya" diye çıkıştı. Medyayı da eleştiren Erdoğan, "Onların işi gücü başörtüsü" diye konuştu.
SEN NE KARIŞIYORSUN!
Milletin kılık kıyafetiyle uğraşmaya kimsenin hakkının olmadığını belirten Erdoğan, "Bu insanların bireysel tercihidir. Bireysel tercih olarak nasıl giyiniyorsa giyinsin. Sen ne karışıyorsun buna? Bu din ve vicdan özgürlüğüne girmezmiş. Ne özgürlüğüne girer?" dedi.
"Bizim önümüze ikide bir Anayasa'yı getirmesinler. Biz Anayasa'yı en az onlar kadar biliriz" diyen Erdoğan, şunları söyledi:
PARTİLERE BASKI YAPMAYIN
"Bu ülkede eğer kuvvetler ayrılığı varsa, herkes konumunu iyi bilmeli. Yasama, yürütme, yargı erki birbirine müdahale etmeyecekse, herkes yerini konumunu iyi bilsin. Kimse yasama veya yürütme organının üstünde kendini bulamaz, göremez.
Yargı makamı ihsası rey (bir yargıcın sürmekte olan davada kanaatini belirtmesi) makamı değil, onlar da makamlarının gereğini Anayasa'nın tayin ettiği şartlar içerisinde yapmaya mecburdur. Siyasi partileri baskı altına almaya kimse gayret etmesin."
ORDUYA AKIL VERME
"Bakıyorsunuz bir rektör çıkıp 'darbe' çağrısı yapıyor diyen Başbakan Erdoğan, "Kimsin sen ya? Senin görevin yavrularımızı yetiştirmek. Orduya akıl verme, ordu ne yapacağını senden iyi bilir. Bu tür adımlar ülkede arzu etmediğimiz bir hava oluşturuyor. Bunlara 22 Temmuz'da milletimiz gerekli cevabı verdi" diye konuştu.
KÖŞE YAZARLARINA YÜKLENDİ
AKP'yi eleştiren köşe yazarlarına da sert çıkan Erdoğan, "Bazı köşe yazarları 'AKP yüzde 47 ile şımardı' diyor. Biz yerimizi gayet iyi biliyoruz. Bizim gösterdiğimiz tevazuyu sizler gösterebilseydiniz ey kalemşörler ülke bu noktaya gelmezdi" ifadelerini kullandı.
İŞLERİ GÜÇLERİ BAŞÖRTÜSÜ
Başbakan Erdoğan konuşmasını şöyle sürdürdü: "Küresel sermaye girişi sıralamasında Türkiye 53. sıradayken şimdi 16. sıradadır. Milli gelirimiz 180 milyar dolar iken şimdi 488 milyar dolara çıktı. Bunlar yan gelip yatmakla değil çalışarak oluyor. Medya bunları yazmıyor.
Onların meşgaleleri farklı. Onların işi gücü başörtüsü. Bunları yazıyorlar, bunları çiziyorlar. Onların işi bu. Türkiye nereden nereye geldi, bunu yazmıyorlar.
Medyanın patronları, bizim şirketlerin değeri bile 10 kat arttı. Bankamın değeri bire 10 kat, bire 20 kat arttı.' El insaf. Bu geliri bu iktidarla beraber yakalıyorsun da bu ülkede kalkıp bu milletin başörtüsüyle niye uğraşıyorsun."
20 Ocak 2008 Pazar 10:59
Erdoğan'ın türban yanıtı sert oldu. Yargıtay'a, rektöre, medyaya ve köşe yazarlarına böyle yüklendi...
Yargıya:
Herkes konumunu bilsin.
Medyaya:
İşi gücü başörtüsü
Rektöre:
Orduya akıl verme
AKP'nin Ümraniye ve Beykoz kadın kolları kongrelerine katılan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yargı, rektörler ve medyaya yüklendi.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya ile Danıştay Başkanlar Kurulu'nun türban konusundaki çıkışına sert tepki gösteren Erdoğan, "Bu ülkede eğer kuvvetler ayrılığı varsa, herkes konumunu iyi bilmeli. Kimse yasama ve yürütme organının üstünde kendini bulamaz, göremez" dedi.
KİMSİN SEN YA!
Bir rektörün 'Darbe' çağrısı yaptığını söyleyen Erdoğan, "Kimsin sen ya" diye çıkıştı. Medyayı da eleştiren Erdoğan, "Onların işi gücü başörtüsü" diye konuştu.
SEN NE KARIŞIYORSUN!
Milletin kılık kıyafetiyle uğraşmaya kimsenin hakkının olmadığını belirten Erdoğan, "Bu insanların bireysel tercihidir. Bireysel tercih olarak nasıl giyiniyorsa giyinsin. Sen ne karışıyorsun buna? Bu din ve vicdan özgürlüğüne girmezmiş. Ne özgürlüğüne girer?" dedi.
"Bizim önümüze ikide bir Anayasa'yı getirmesinler. Biz Anayasa'yı en az onlar kadar biliriz" diyen Erdoğan, şunları söyledi:
PARTİLERE BASKI YAPMAYIN
"Bu ülkede eğer kuvvetler ayrılığı varsa, herkes konumunu iyi bilmeli. Yasama, yürütme, yargı erki birbirine müdahale etmeyecekse, herkes yerini konumunu iyi bilsin. Kimse yasama veya yürütme organının üstünde kendini bulamaz, göremez.
Yargı makamı ihsası rey (bir yargıcın sürmekte olan davada kanaatini belirtmesi) makamı değil, onlar da makamlarının gereğini Anayasa'nın tayin ettiği şartlar içerisinde yapmaya mecburdur. Siyasi partileri baskı altına almaya kimse gayret etmesin."
ORDUYA AKIL VERME
"Bakıyorsunuz bir rektör çıkıp 'darbe' çağrısı yapıyor diyen Başbakan Erdoğan, "Kimsin sen ya? Senin görevin yavrularımızı yetiştirmek. Orduya akıl verme, ordu ne yapacağını senden iyi bilir. Bu tür adımlar ülkede arzu etmediğimiz bir hava oluşturuyor. Bunlara 22 Temmuz'da milletimiz gerekli cevabı verdi" diye konuştu.
KÖŞE YAZARLARINA YÜKLENDİ
AKP'yi eleştiren köşe yazarlarına da sert çıkan Erdoğan, "Bazı köşe yazarları 'AKP yüzde 47 ile şımardı' diyor. Biz yerimizi gayet iyi biliyoruz. Bizim gösterdiğimiz tevazuyu sizler gösterebilseydiniz ey kalemşörler ülke bu noktaya gelmezdi" ifadelerini kullandı.
İŞLERİ GÜÇLERİ BAŞÖRTÜSÜ
Başbakan Erdoğan konuşmasını şöyle sürdürdü: "Küresel sermaye girişi sıralamasında Türkiye 53. sıradayken şimdi 16. sıradadır. Milli gelirimiz 180 milyar dolar iken şimdi 488 milyar dolara çıktı. Bunlar yan gelip yatmakla değil çalışarak oluyor. Medya bunları yazmıyor.
Onların meşgaleleri farklı. Onların işi gücü başörtüsü. Bunları yazıyorlar, bunları çiziyorlar. Onların işi bu. Türkiye nereden nereye geldi, bunu yazmıyorlar.
Medyanın patronları, bizim şirketlerin değeri bile 10 kat arttı. Bankamın değeri bire 10 kat, bire 20 kat arttı.' El insaf. Bu geliri bu iktidarla beraber yakalıyorsun da bu ülkede kalkıp bu milletin başörtüsüyle niye uğraşıyorsun."
Forum:
Güncel Olaylar
Yorum
Yorum Yok
Yazar:
Zekai
Kemalist Devrimi İçine Sindiremeyen Hainlerin (kemalizme karşı) KARŞI DEVRİM hareketlerinin KRONOLOJİSİ
4 Şubat 1949: İki “meczup” Meclis’te ezan okuyor.
15 Şubat 1949: İlkokullarda isteğe bağlı olarak din dersleri okutulmaya başlanması öneriliyor.
1 Mart 1950: CHP hükümeti, Tekke ve Türbelerin Kapatılmasına Dair 677 sayılı yasayı yürürlükten kaldırıyor.
12 Nisan 1950: Mareşal Fevzi Çakmak için düzenlenen cenaze töreninde gericiler dini siyasete alet ederek gövde gösterisi yapıyor.
29 Mayıs 1950: Başbakan Menderes, sadece “Millete mal olmuş inkılaplarımızı saklı tutacağız” diyerek irticaya ilk işareti veriyor.
16 Haziran 1950: Ezanın Arapça okunması yasağı kaldırılıyor.
5 Temmuz 1950: Radyoda dini program yayınlama yasağı kaldırılıyor.
21 Ekim 1950: Milli Eğitim Bakanlığı, okullarda din derslerinin zorunlu olmasına karar veriyor.
3 Aralık 1950: Arap harfleriyle tedrisat yapmak için gizli ya da aleni dershane açanlar hakkında 23 Eylül 1931 günlü, 12073 sayılı kararnamedeki yasaklama kaldırılıyor. Böylece Kuran kursu ve imam hatip okullarına yeşil ışık yakılıyor.
1955’te Başbakan Menderes, DP Meclis grubunda arkadaşlarına şöyle sesleniyor: “Siz öyle güçlüsünüz ki, şu anda isterseniz Anayasa’yı bile değiştirebilir, hilafeti bile getirebilirsiniz.”
Menderes, 1956’da Konya’da halka hitap ederken “ortaokullara din dersleri konulacağını” açıklıyor.
13 Eylül 1956: Ortaokul ders programlarına din dersleri konuyor.
Başbakan Menderes, 1957’de Ödemiş’te halka yaptığı konuşmasını bir kasaba imamı gibi bitiriyor: “Allah, münafıkların şerrinden hepimizi korusun.” Genel seçimler yaklaşınca hızını alamıyor ve seçmene şu vaatlerde bulunuyor: “İstanbul’u ikinci bir Mekke, Eyüp Sultan Camii’ni de ikinci bir kâbe yapacağız.”
14 Şubat 1957: Başbakan Menderes, Ankara’da Kocatepe Camii’nin yapımı için Cami Yaptırma Derneği’ne 100.000 TL bağış yapıyor.
19 Mayıs 1957: Kayseri’de halka yaptığı açıklama Menderes, “DP’nin iktidarda olduğu yedi yıl içinde yeni 15.000 cami inşa edildiğini ve başta Süleymaniye olmak üzere 86 caminin onarıldığını, Süleymaniye’nin 500’üncü yıl dönümünü kutlamak için Müslümanların İstanbul’a davet edileceğini” söylüyor.
26 Haziran 1965: Milli Eğitim bakanı Cihat Bilgehan, “İmam hatip okullarını bitirenlerin, ilkokul öğretmeni olabileceklerinin” müjdesini veriyor.
15 Nisan 1966: Atürk büst ve heykellerine karşı gericilerin saldırıları sürüyor.
31 Mayıs 1966: Demirel, Kayseri’de halka yaptığı konuşma hedef saptırarak şunları söylüyor: “Bugün Türkiye’de gericiliğin yaşamasına uygun koşullar artık bulunmamaktadır.”
17 Mayıs 1967: İmam hatip okullarını bitirenlere üniversitelere girme hakkı tanınıyor.
20 Ağustos 1967: İzmir’de İslam Enstitüsü’nün temelleri Başbakan Süleyman Demirel tarafından atılıyor.
Aralık 1967: Meclis’te iftar yemekleri verilmeye başlanıyor.
21 Şubat 1968: Milli Eğitim Bakanı İlhami Ertem, “Hükümetimizin amacı her ilde bir imam hatip okulu açmaktır” diyor.
19 Şubat 1969: Mehmet Şevki Eygi adlı emperyalizm fedaisi ABD’nin 6. Filosu’nu protesto eden yurtsever gençler üzerine “ABD bizim kâbemiz, cihada hazır olun” sloganları ile dincileri saldırtıp o günün tarihlere “Kanlı Pazar” olarak geçmesini sağlamıştır.
1 Ekim 1969: Seçimlere bir gün kala Adalet Partisi’nin kır atlı kuran dağıttığı haberleri basına yansıyor.
26 Ocak 1974: Milli Selamet Partisi genel seçimlerden 48 milletvekili ile çıkıyor.
1975-1976: Bir yıl içinde 70 imam hatip okulu açılıyor.
1976-1977: Bir yıl içinde 77 imam hatip okulu daha açılıyor.
1977-1978: Açılan bu imam hatipler yetmemiş olacak ki bir yıl içinde 86 tane daha açılıyor. Bu üç yıl boyunca Başbakanlık koltuğunda Süleyman Demirel oturuyor.
Kahramanmaraş’ta 21-25 Aralık 1978 tarihleri arasında meydana gelen olaylarda resmi açıklamalara göre 111 kişi yaşamını yitirmiş, yüzlerce kişi de yaralanmıştı.... Sol parti ve dernek binaları ateşe verilmiş, Müslümanlar cihada çağrılarak duvarlara “Allah için savaşa, Müslüman Türkiye” sloganları yazılmıştı. Buna karşın Süleyman Demirel, şunları söylemişti: “Bana sağcılar, milliyetçiler cinayet işliyor dedirtemezsiniz”
12 Haziran 1979: MSP Genel Başkanı Necmettin Erbakan şunları söylüyor: “Hafta tatili Cuma günü olmalı. Nikâhı müftüler kıymalı. Mekteplere Kuran dersi koymalı. Bu milletin mektep kitapları niye Allah adıyla başlamıyor?”
4 Temmuz 1980: Çorum Katliamı gerçekleştiriliyor. 58 kişi katledilirken başbakan Demirel “Çorum’u bırakın Fatsa’ya bakın!” diyerek “solun kalesi” diye anılan Fatsa’yı hedef gösteriyordu.
7 Eylül 1980: MSP’nin Konya’da düzenlediği mitingte yobazlar tarafından şu sloganlar atılıyordu: “Dinsiz devlet yıkılacak elbet... Şeriat gelecek... Laiklik dinsizliktir... Anayasa Kuran... Ya şeriat ya ölüm... Cihada hazırız...”
Ve 12 Eylül 1980: Amerika’nın fedailiğine soyunan, Amerikalıların “bizim çocuklar” dedikleri generaller tarafından darbe yapılarak tüm siyasi parti ve dernekler kapatıldı. Demokrasi güçlerine karşı topyekün bir seferberlik başlatıldı. Dizginlerini koparan zor, zulüm ve işkence doruğa çıktı. Ülkenin aydınlanmacı biriki üzerinden silindir gibi geçildi. Bu satırların yazarı bile bundan payını alarak 92 gün işkence gördü.
Ulusal birlik yerine dinsel birliği öne süren, ulus yerine ümmet anlayışını ön plana çıkaran, günlük konuşmalarını bile dinsel motiflerle süsleyen gerici 12 Eylül’ün darbesinin mimarı Kenan Evren, 10 Ağustos 1981 tarihinde Çanakkale’de yaptığı konuşmada “Muhterem din adamlarının elini öpeceğiz” diyordu.[1]
“Gerçekte,” der Machiavelli, “hiçbir ülkede olağandışı bir yasacı yoktur ki, Tanrı’ya başvurmuş olmasın; yoksa koyduğu yasaları kimse kabul etmezdi. Gerçekte bilge kişinin bildiği birçok yararlı bilgi vardır. Fakat aynı bilgilerde, başkalarını inandıracak ölçüde açık bir takım nedenler yoktur.”[2]
Darbe rejimi, 2842 sayılı yasayı 16.6.1983 tarihinde yürürlüğe koyarak bu yasanın 10. Maddesiyle İmam Hatip Lisesi mezunlarının yükseköğretim kurumlarına girmelerini sağladı. Bununla da yetinmeyerek, 1983 yılında 1739 sayılı yasanın 31. maddesinde yaptığı değişiklikle, cami imamı olarak yetişenlerin okullarda öğretmen olmalarına yasal dayanak hazırlandı.
12 Eylül’de gerçekleştirilen Amerikancı darbeden sonra İsmet İnönü’nün oğlu veto edilerek seçimlere katılması engellenirken Nakşibendi tarikatının üyesi olan Turgut Özal’ın Çankaya’ya kadar tırmanması sağlandı. Nitekim Özal’ın, “12 Eylül olmasaydı iktidara gelemezdik” biçimindeki açıklaması 14.8.1987 tarihinde basına yansıdı.
Mart 1987: Demirel, Öğretim Birliği Yasası’nın bir devrim yasası olduğunu ve değiştirilmesinin olanaksız olduğunu gözardı ederek şunları söylemiştir:
“Siyasetin emrinde din değil, başka hakların kullanılmasına yaptığı gibi, siyaset dine hizmet edecek. Bunda yadırganacak bir şey yok.
...Tevhidi Tedrisat Kanunu bir semavi kitap değildir. Şayet Kuran kursları ve din eğitimi bu kanuna ters düşüyorsa, yanlış olan din eğitimi değildir. Tevhidi Tedrisat Kanunu’dur.
...Laiklik çiğneniyor diye yapılan tartışmalar, bir yerde din ve vicdan hürriyetinin kullanılmasını baskı altına almaktır.”[3]
1989: TCK’nın Türkiye’de din devleti kurulmasını suç sayan 163. maddesi kaldırıldı. Bu maddenin kaldırılmasına karşı çıkan aydınlar birer birer öldürülmeye başlandı.
28 Aralık 1989: Üniversitelerde türban serbest bırakıldı.
24 Ocak 1993: Uğur Mumcu, “İmam-Subay” başlıklı yazısından iki gün sonra bir suikasta kurban gitti.
2 Temmuz 1993: Sıvas’ta her yıl geleneksel olarak düzenlenen Pir sultan Abdal Kültür Etkinlikleri’nin 3. gününde, Müslümanlar ortalığı kana buladı. Ülkemizin yetiştirdiği en değerli aydın, düşünür, bilim adamı, sanatçı ve edebiyatçılardan 37 kişi diri diri yakıldı. Çoğu çevre illerden gelerek Madımak Oteli’ni ateşe verenlerin attığı ortak sloganları şunlardı: “Zafer İslam’ın... Cuumhuriyet Sıvas’ta kuruldu, Sıvas’ta yıkılacak!.. Şeriat gelecek zulüm bitecek... Kahrolsun laiklik...”
5 Nisan 1994 tarihli kararlarını ilan ederken “son sosyalist devleti de yıktık” sözleriyle Kemalizmin sosyal devlet alanında sağladığı cılız da olsa kazanımları kastediyordu.
Ve Nihayet Şubat 1997...
Özal’ın halefi olan Başabakan Necmettin Erbakan, Başbakanlık Konutun’da verdiği iftar yemeğine Türkiye’nin en ünlü din baronlarını davet ederek, toplumsal gerilimi tırmandırdı.
Laiklikliğin tanımı bile değiştirilerek, “laiklik, din özgürlüğüdür”; “din ise birleştirici ve lâzımdır” denilmeye başlandı.
Eğitim yoluyla bu ülkede, “iktidar olursak, içkinin içilip içilmeyeceğini referanduma götürürüz” diyen Tayyip Erdoğan gibi şeriat özlemcisi kafalar yetiştirildi. Bu kafa sahipleri, iktidar olup cesaret ettikleri taktirde çarşafı, Arap alfabesini, dört kadın ile evlenmeyi de referanduma götüreceklerinden, bir yandan uluslararası yeşil sermaye gücü, öte yandan da din istismarı yoluyla bunu topluma kabul ettirip uygulayacaklarından, artık hiç kuşkumuz kalmadı.
Şimdi ise Sevr kapımızın eşiğinden sırıtıyor!
[1]Çetin Yetkin, 12 Eylül’de İrtica, Ümit Yayıncılık, Birinci Baskı, Ankara 1994, s. 77.
[2] Discorsi sopra Tite Livio, lib I, cp, XI. Aktaran: J.J.Rousseau, Toplum Sözleşmesi, Öteki Yayınevi, Üçüncü Basım, Ankara Kasım 1999, s. 82.
[3] Köprü, Mart 1987.
Derleyen: Bülent Volkan
4 Şubat 1949: İki “meczup” Meclis’te ezan okuyor.
15 Şubat 1949: İlkokullarda isteğe bağlı olarak din dersleri okutulmaya başlanması öneriliyor.
1 Mart 1950: CHP hükümeti, Tekke ve Türbelerin Kapatılmasına Dair 677 sayılı yasayı yürürlükten kaldırıyor.
12 Nisan 1950: Mareşal Fevzi Çakmak için düzenlenen cenaze töreninde gericiler dini siyasete alet ederek gövde gösterisi yapıyor.
29 Mayıs 1950: Başbakan Menderes, sadece “Millete mal olmuş inkılaplarımızı saklı tutacağız” diyerek irticaya ilk işareti veriyor.
16 Haziran 1950: Ezanın Arapça okunması yasağı kaldırılıyor.
5 Temmuz 1950: Radyoda dini program yayınlama yasağı kaldırılıyor.
21 Ekim 1950: Milli Eğitim Bakanlığı, okullarda din derslerinin zorunlu olmasına karar veriyor.
3 Aralık 1950: Arap harfleriyle tedrisat yapmak için gizli ya da aleni dershane açanlar hakkında 23 Eylül 1931 günlü, 12073 sayılı kararnamedeki yasaklama kaldırılıyor. Böylece Kuran kursu ve imam hatip okullarına yeşil ışık yakılıyor.
1955’te Başbakan Menderes, DP Meclis grubunda arkadaşlarına şöyle sesleniyor: “Siz öyle güçlüsünüz ki, şu anda isterseniz Anayasa’yı bile değiştirebilir, hilafeti bile getirebilirsiniz.”
Menderes, 1956’da Konya’da halka hitap ederken “ortaokullara din dersleri konulacağını” açıklıyor.
13 Eylül 1956: Ortaokul ders programlarına din dersleri konuyor.
Başbakan Menderes, 1957’de Ödemiş’te halka yaptığı konuşmasını bir kasaba imamı gibi bitiriyor: “Allah, münafıkların şerrinden hepimizi korusun.” Genel seçimler yaklaşınca hızını alamıyor ve seçmene şu vaatlerde bulunuyor: “İstanbul’u ikinci bir Mekke, Eyüp Sultan Camii’ni de ikinci bir kâbe yapacağız.”
14 Şubat 1957: Başbakan Menderes, Ankara’da Kocatepe Camii’nin yapımı için Cami Yaptırma Derneği’ne 100.000 TL bağış yapıyor.
19 Mayıs 1957: Kayseri’de halka yaptığı açıklama Menderes, “DP’nin iktidarda olduğu yedi yıl içinde yeni 15.000 cami inşa edildiğini ve başta Süleymaniye olmak üzere 86 caminin onarıldığını, Süleymaniye’nin 500’üncü yıl dönümünü kutlamak için Müslümanların İstanbul’a davet edileceğini” söylüyor.
26 Haziran 1965: Milli Eğitim bakanı Cihat Bilgehan, “İmam hatip okullarını bitirenlerin, ilkokul öğretmeni olabileceklerinin” müjdesini veriyor.
15 Nisan 1966: Atürk büst ve heykellerine karşı gericilerin saldırıları sürüyor.
31 Mayıs 1966: Demirel, Kayseri’de halka yaptığı konuşma hedef saptırarak şunları söylüyor: “Bugün Türkiye’de gericiliğin yaşamasına uygun koşullar artık bulunmamaktadır.”
17 Mayıs 1967: İmam hatip okullarını bitirenlere üniversitelere girme hakkı tanınıyor.
20 Ağustos 1967: İzmir’de İslam Enstitüsü’nün temelleri Başbakan Süleyman Demirel tarafından atılıyor.
Aralık 1967: Meclis’te iftar yemekleri verilmeye başlanıyor.
21 Şubat 1968: Milli Eğitim Bakanı İlhami Ertem, “Hükümetimizin amacı her ilde bir imam hatip okulu açmaktır” diyor.
19 Şubat 1969: Mehmet Şevki Eygi adlı emperyalizm fedaisi ABD’nin 6. Filosu’nu protesto eden yurtsever gençler üzerine “ABD bizim kâbemiz, cihada hazır olun” sloganları ile dincileri saldırtıp o günün tarihlere “Kanlı Pazar” olarak geçmesini sağlamıştır.
1 Ekim 1969: Seçimlere bir gün kala Adalet Partisi’nin kır atlı kuran dağıttığı haberleri basına yansıyor.
26 Ocak 1974: Milli Selamet Partisi genel seçimlerden 48 milletvekili ile çıkıyor.
1975-1976: Bir yıl içinde 70 imam hatip okulu açılıyor.
1976-1977: Bir yıl içinde 77 imam hatip okulu daha açılıyor.
1977-1978: Açılan bu imam hatipler yetmemiş olacak ki bir yıl içinde 86 tane daha açılıyor. Bu üç yıl boyunca Başbakanlık koltuğunda Süleyman Demirel oturuyor.
Kahramanmaraş’ta 21-25 Aralık 1978 tarihleri arasında meydana gelen olaylarda resmi açıklamalara göre 111 kişi yaşamını yitirmiş, yüzlerce kişi de yaralanmıştı.... Sol parti ve dernek binaları ateşe verilmiş, Müslümanlar cihada çağrılarak duvarlara “Allah için savaşa, Müslüman Türkiye” sloganları yazılmıştı. Buna karşın Süleyman Demirel, şunları söylemişti: “Bana sağcılar, milliyetçiler cinayet işliyor dedirtemezsiniz”
12 Haziran 1979: MSP Genel Başkanı Necmettin Erbakan şunları söylüyor: “Hafta tatili Cuma günü olmalı. Nikâhı müftüler kıymalı. Mekteplere Kuran dersi koymalı. Bu milletin mektep kitapları niye Allah adıyla başlamıyor?”
4 Temmuz 1980: Çorum Katliamı gerçekleştiriliyor. 58 kişi katledilirken başbakan Demirel “Çorum’u bırakın Fatsa’ya bakın!” diyerek “solun kalesi” diye anılan Fatsa’yı hedef gösteriyordu.
7 Eylül 1980: MSP’nin Konya’da düzenlediği mitingte yobazlar tarafından şu sloganlar atılıyordu: “Dinsiz devlet yıkılacak elbet... Şeriat gelecek... Laiklik dinsizliktir... Anayasa Kuran... Ya şeriat ya ölüm... Cihada hazırız...”
Ve 12 Eylül 1980: Amerika’nın fedailiğine soyunan, Amerikalıların “bizim çocuklar” dedikleri generaller tarafından darbe yapılarak tüm siyasi parti ve dernekler kapatıldı. Demokrasi güçlerine karşı topyekün bir seferberlik başlatıldı. Dizginlerini koparan zor, zulüm ve işkence doruğa çıktı. Ülkenin aydınlanmacı biriki üzerinden silindir gibi geçildi. Bu satırların yazarı bile bundan payını alarak 92 gün işkence gördü.
Ulusal birlik yerine dinsel birliği öne süren, ulus yerine ümmet anlayışını ön plana çıkaran, günlük konuşmalarını bile dinsel motiflerle süsleyen gerici 12 Eylül’ün darbesinin mimarı Kenan Evren, 10 Ağustos 1981 tarihinde Çanakkale’de yaptığı konuşmada “Muhterem din adamlarının elini öpeceğiz” diyordu.[1]
“Gerçekte,” der Machiavelli, “hiçbir ülkede olağandışı bir yasacı yoktur ki, Tanrı’ya başvurmuş olmasın; yoksa koyduğu yasaları kimse kabul etmezdi. Gerçekte bilge kişinin bildiği birçok yararlı bilgi vardır. Fakat aynı bilgilerde, başkalarını inandıracak ölçüde açık bir takım nedenler yoktur.”[2]
Darbe rejimi, 2842 sayılı yasayı 16.6.1983 tarihinde yürürlüğe koyarak bu yasanın 10. Maddesiyle İmam Hatip Lisesi mezunlarının yükseköğretim kurumlarına girmelerini sağladı. Bununla da yetinmeyerek, 1983 yılında 1739 sayılı yasanın 31. maddesinde yaptığı değişiklikle, cami imamı olarak yetişenlerin okullarda öğretmen olmalarına yasal dayanak hazırlandı.
12 Eylül’de gerçekleştirilen Amerikancı darbeden sonra İsmet İnönü’nün oğlu veto edilerek seçimlere katılması engellenirken Nakşibendi tarikatının üyesi olan Turgut Özal’ın Çankaya’ya kadar tırmanması sağlandı. Nitekim Özal’ın, “12 Eylül olmasaydı iktidara gelemezdik” biçimindeki açıklaması 14.8.1987 tarihinde basına yansıdı.
Mart 1987: Demirel, Öğretim Birliği Yasası’nın bir devrim yasası olduğunu ve değiştirilmesinin olanaksız olduğunu gözardı ederek şunları söylemiştir:
“Siyasetin emrinde din değil, başka hakların kullanılmasına yaptığı gibi, siyaset dine hizmet edecek. Bunda yadırganacak bir şey yok.
...Tevhidi Tedrisat Kanunu bir semavi kitap değildir. Şayet Kuran kursları ve din eğitimi bu kanuna ters düşüyorsa, yanlış olan din eğitimi değildir. Tevhidi Tedrisat Kanunu’dur.
...Laiklik çiğneniyor diye yapılan tartışmalar, bir yerde din ve vicdan hürriyetinin kullanılmasını baskı altına almaktır.”[3]
1989: TCK’nın Türkiye’de din devleti kurulmasını suç sayan 163. maddesi kaldırıldı. Bu maddenin kaldırılmasına karşı çıkan aydınlar birer birer öldürülmeye başlandı.
28 Aralık 1989: Üniversitelerde türban serbest bırakıldı.
24 Ocak 1993: Uğur Mumcu, “İmam-Subay” başlıklı yazısından iki gün sonra bir suikasta kurban gitti.
2 Temmuz 1993: Sıvas’ta her yıl geleneksel olarak düzenlenen Pir sultan Abdal Kültür Etkinlikleri’nin 3. gününde, Müslümanlar ortalığı kana buladı. Ülkemizin yetiştirdiği en değerli aydın, düşünür, bilim adamı, sanatçı ve edebiyatçılardan 37 kişi diri diri yakıldı. Çoğu çevre illerden gelerek Madımak Oteli’ni ateşe verenlerin attığı ortak sloganları şunlardı: “Zafer İslam’ın... Cuumhuriyet Sıvas’ta kuruldu, Sıvas’ta yıkılacak!.. Şeriat gelecek zulüm bitecek... Kahrolsun laiklik...”
5 Nisan 1994 tarihli kararlarını ilan ederken “son sosyalist devleti de yıktık” sözleriyle Kemalizmin sosyal devlet alanında sağladığı cılız da olsa kazanımları kastediyordu.
Ve Nihayet Şubat 1997...
Özal’ın halefi olan Başabakan Necmettin Erbakan, Başbakanlık Konutun’da verdiği iftar yemeğine Türkiye’nin en ünlü din baronlarını davet ederek, toplumsal gerilimi tırmandırdı.
Laiklikliğin tanımı bile değiştirilerek, “laiklik, din özgürlüğüdür”; “din ise birleştirici ve lâzımdır” denilmeye başlandı.
Eğitim yoluyla bu ülkede, “iktidar olursak, içkinin içilip içilmeyeceğini referanduma götürürüz” diyen Tayyip Erdoğan gibi şeriat özlemcisi kafalar yetiştirildi. Bu kafa sahipleri, iktidar olup cesaret ettikleri taktirde çarşafı, Arap alfabesini, dört kadın ile evlenmeyi de referanduma götüreceklerinden, bir yandan uluslararası yeşil sermaye gücü, öte yandan da din istismarı yoluyla bunu topluma kabul ettirip uygulayacaklarından, artık hiç kuşkumuz kalmadı.
Şimdi ise Sevr kapımızın eşiğinden sırıtıyor!
[1]Çetin Yetkin, 12 Eylül’de İrtica, Ümit Yayıncılık, Birinci Baskı, Ankara 1994, s. 77.
[2] Discorsi sopra Tite Livio, lib I, cp, XI. Aktaran: J.J.Rousseau, Toplum Sözleşmesi, Öteki Yayınevi, Üçüncü Basım, Ankara Kasım 1999, s. 82.
[3] Köprü, Mart 1987.
Derleyen: Bülent Volkan
Forum:
Siyaset
Yorum
Yorum Yok
Yazar:
Zekai
Samsun'dan Ankara'ya Mustafa Kemal Yürüyüşü düzenleyen
Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının Türk halkına çağrısı
Büyük Türk Milleti!
Atatürk için toplanalım!
Mustafa Kemal'in Milli Kurtuluş idealini yaşatmak için,
Mustafa Kemal devrimine saldıran karanlık güçlere dur demek için,
Milletçe yabancı uşaklığına düşmekten kurtulmak için,
Tam bağımsız geçekt-en demokratik Türkiye için,
Gazi Mustafa Kemal'in Milli Kurtuluşçu saflarında toplanalım.!
Yaşasın Türkiye! Yaşasın yarının bağımsız Türkiyesi için mücadele!
Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının Türk halkına çağrısı
Büyük Türk Milleti!
Atatürk için toplanalım!
Mustafa Kemal'in Milli Kurtuluş idealini yaşatmak için,
Mustafa Kemal devrimine saldıran karanlık güçlere dur demek için,
Milletçe yabancı uşaklığına düşmekten kurtulmak için,
Tam bağımsız geçekt-en demokratik Türkiye için,
Gazi Mustafa Kemal'in Milli Kurtuluşçu saflarında toplanalım.!
Yaşasın Türkiye! Yaşasın yarının bağımsız Türkiyesi için mücadele!
Yazar:
GAMZE
HAYDAR SULTAN(Kırıkkale-Keskin)
Haydar Sultan: Halk dilinde Haydar Sultan olarak bilinen evliyanın birinci yaşamı Bilal Habeşi Arabistan, ikinci yaşamı Reyhani Baba Kerkük, Üçüncüsü ise Keskin’in Haydar Dede Köyündedir. Dördüncü yaşamını Mecnun olarak yaşamıştır. Büyük Eba Müslüm’üno oğludur
HAYDAR SULTAN
Sabır eyle sabır eyle Zöhre Ana
Dervişler kitabı aldı divanda
Hak divanı geldi son sıfatında
Haydarı Kerrahla konuşan Haydar
İstanbul kuşuna benzettim seni
Muhammed Mustafa Ali’nin teni
Hazreti Hüseyin kana belendi
Yazısını o zaman yazandır Haydar
Su yerine kanlar akıyo belli
Zöhre ana sıfatı evliya cemi
Bir can bir cem yeter Allah’ın Piri
Dervişler hocası senidin Haydar
Mağrubun dilini Maşruba satan
Zöhre Ana sıfatında kimdir konuşan
Yeşil post üstünde Ali’ye uçan
Deryada kanadı gerensin Haydar
Ses verem hüdadan konuşam senden
Hızırım Muhammed erişti Cem’den
Hakikat selverim Hükmüm Ali’den
Padişah tahtını bozandın Haydar
Hak divana Şah’a erenler indi
Dört kitap üstüne mana verildi
Fırat deryasında yüzen Aliydi
Deryada balığı yutandın Haydar
Gel gidek dervişim deryaya bakak
Can gözler açılır vallaha Allah
Divanım Muhammed kitabım billah
Elifi kevseri çözendin Haydar
Kırkların cemine erenler indi
Divanı Muhammed teni Ali’ydi
Göç eden kervanı Arap belliydi
Sıfatı divandan gidendin Haydar
İmam Hüseyin’in biter mi derdi
Hızırm Muhammed erişti Cem’den
Hakikat severmi Hükmüm Ali’den
Padişah tahtını bozandır Haydar
Yolun vardı hanın vardı
Sermayeni kimler aldı
Sırtında cübben kalmamış
Bu kefeni kimler sardı
Nerden gelin nere giden
Ne ektiysem onu biçen
Dünya malı vardır ama
Amel şerbetinden içen
Azap deresinin cılga yokuşu
Karşı saldım sana Sultan Tokuşu
Hayali hayal dört bir yana bakışı
Gelin değil Zöhrem Hakkın maşuğu
(Kaynak-Mehtaptaki Erenler,Zöhre Ana)
Haydar Sultan: Halk dilinde Haydar Sultan olarak bilinen evliyanın birinci yaşamı Bilal Habeşi Arabistan, ikinci yaşamı Reyhani Baba Kerkük, Üçüncüsü ise Keskin’in Haydar Dede Köyündedir. Dördüncü yaşamını Mecnun olarak yaşamıştır. Büyük Eba Müslüm’üno oğludur
HAYDAR SULTAN
Sabır eyle sabır eyle Zöhre Ana
Dervişler kitabı aldı divanda
Hak divanı geldi son sıfatında
Haydarı Kerrahla konuşan Haydar
İstanbul kuşuna benzettim seni
Muhammed Mustafa Ali’nin teni
Hazreti Hüseyin kana belendi
Yazısını o zaman yazandır Haydar
Su yerine kanlar akıyo belli
Zöhre ana sıfatı evliya cemi
Bir can bir cem yeter Allah’ın Piri
Dervişler hocası senidin Haydar
Mağrubun dilini Maşruba satan
Zöhre Ana sıfatında kimdir konuşan
Yeşil post üstünde Ali’ye uçan
Deryada kanadı gerensin Haydar
Ses verem hüdadan konuşam senden
Hızırım Muhammed erişti Cem’den
Hakikat selverim Hükmüm Ali’den
Padişah tahtını bozandın Haydar
Hak divana Şah’a erenler indi
Dört kitap üstüne mana verildi
Fırat deryasında yüzen Aliydi
Deryada balığı yutandın Haydar
Gel gidek dervişim deryaya bakak
Can gözler açılır vallaha Allah
Divanım Muhammed kitabım billah
Elifi kevseri çözendin Haydar
Kırkların cemine erenler indi
Divanı Muhammed teni Ali’ydi
Göç eden kervanı Arap belliydi
Sıfatı divandan gidendin Haydar
İmam Hüseyin’in biter mi derdi
Hızırm Muhammed erişti Cem’den
Hakikat severmi Hükmüm Ali’den
Padişah tahtını bozandır Haydar
Yolun vardı hanın vardı
Sermayeni kimler aldı
Sırtında cübben kalmamış
Bu kefeni kimler sardı
Nerden gelin nere giden
Ne ektiysem onu biçen
Dünya malı vardır ama
Amel şerbetinden içen
Azap deresinin cılga yokuşu
Karşı saldım sana Sultan Tokuşu
Hayali hayal dört bir yana bakışı
Gelin değil Zöhrem Hakkın maşuğu
(Kaynak-Mehtaptaki Erenler,Zöhre Ana)
Forum:
Türbelerimiz
5
Yorum
Yazar:
HüsniyeDuman
Bir gezisinde, Kolordu binasının kapısında aslan yapılı bir Mehmetçik gördü. Çağırdı ve güler yüzle sordu:
- Sen güreş bilir misin?
Yanındakilerden en kuvvetli görünenlerle Mehmetçiği güreştirdi. Genç asker her zaman üstün geliyordu. Çok neşelendi, ayağa fırladı.
Ceketini çıkarıp Mehmet'e ense tuttu:
- Haydi, bir de benimle güreş!
Katıksız ve temiz Anadolu çocuğu Ata'sının yüzüne hayranlıkla baktı:
- "Atam," dedi. "Senin sırtını yedi düvel yere getiremedi. Bir Mehmet mi bu işi başarır?"
Gözleri doldu ve ağlamamak için gülmeye çalıştı.
Kaynak: Millet Dergisi, 1946
- Sen güreş bilir misin?
Yanındakilerden en kuvvetli görünenlerle Mehmetçiği güreştirdi. Genç asker her zaman üstün geliyordu. Çok neşelendi, ayağa fırladı.
Ceketini çıkarıp Mehmet'e ense tuttu:
- Haydi, bir de benimle güreş!
Katıksız ve temiz Anadolu çocuğu Ata'sının yüzüne hayranlıkla baktı:
- "Atam," dedi. "Senin sırtını yedi düvel yere getiremedi. Bir Mehmet mi bu işi başarır?"
Gözleri doldu ve ağlamamak için gülmeye çalıştı.
Kaynak: Millet Dergisi, 1946
Forum:
Atatürk Anıları
8
Yorum
Yazar:
Zekai
Mustafa Kemal yönettiği savaşlarda cephenin ateş altında sık sık dururdu. Siperleri dolaşarak hatta bazen öne çıkarak askerlerin moralini yükseltmeye çalışır, tüm gelişmeleri yakından takip ederdi.
Bir keresinde yeni kazılmış bir siperin dışında duruyordu. Avcılarımızın yoğun ateşi altındaydı. Bir İngiliz Bataryası da o sipere ateş açtı. Toplar menzili ve hedefi buldukça şarapneller gitgide daha yakınlarına düşmeye başladı. Vurulması matematiksel olarak kesindi. Kurmayları sipere girmesi için yalvarmaya başladılar. Dürbünle görüyorduk. Fakat o sigara yakıp gayet sakin bir şekilde sigara içmeye başladı. Ne yakınında patlayan şarapneller, ne de yoğun avcı ateşi Mustafa Kemal'e bir şey olmuyordu. Çünkü O'nu vuramıyorduk.
O, zaman zaman eline bir tüfek alıp yoğun ateş altında, siperden dışarı çıkıyor, Avustralya siperlerine dikkatli, telaşsız ve isabetli atışlar yapıyordu. Bu kısa menzilde bile avcılarımız onu vurmayı başaramıyorlardı. Vurulmuyordu... Onu vuramıyorduk...
Bu inanılmaz gerçeği büyük bir şaşkınlıkla kaleme alan Armstrong, sonra şöyle devam ediyor: Sonra duyduk ki, Mehmetçik adı verilen Türk Neferleri bu inanılmaz olayı gördükten sonra Mustafa Kemal'e bir isim takmışlar: "Efsunlu Kemal..." Bu isim askerlerimizin moralini bozmuştu. Gelip soruyorlardı:
"Karşıdaki Türk Birliği'nin komutanı kim? O mu?"
"Hayır... Hayır..." diyorduk,
"O değil, O burada değil, sakin olun..."
Kaynak:Tarih Sayfamm- Türk ve Dünya Tarihi Makaleleri
Bir keresinde yeni kazılmış bir siperin dışında duruyordu. Avcılarımızın yoğun ateşi altındaydı. Bir İngiliz Bataryası da o sipere ateş açtı. Toplar menzili ve hedefi buldukça şarapneller gitgide daha yakınlarına düşmeye başladı. Vurulması matematiksel olarak kesindi. Kurmayları sipere girmesi için yalvarmaya başladılar. Dürbünle görüyorduk. Fakat o sigara yakıp gayet sakin bir şekilde sigara içmeye başladı. Ne yakınında patlayan şarapneller, ne de yoğun avcı ateşi Mustafa Kemal'e bir şey olmuyordu. Çünkü O'nu vuramıyorduk.
O, zaman zaman eline bir tüfek alıp yoğun ateş altında, siperden dışarı çıkıyor, Avustralya siperlerine dikkatli, telaşsız ve isabetli atışlar yapıyordu. Bu kısa menzilde bile avcılarımız onu vurmayı başaramıyorlardı. Vurulmuyordu... Onu vuramıyorduk...
Bu inanılmaz gerçeği büyük bir şaşkınlıkla kaleme alan Armstrong, sonra şöyle devam ediyor: Sonra duyduk ki, Mehmetçik adı verilen Türk Neferleri bu inanılmaz olayı gördükten sonra Mustafa Kemal'e bir isim takmışlar: "Efsunlu Kemal..." Bu isim askerlerimizin moralini bozmuştu. Gelip soruyorlardı:
"Karşıdaki Türk Birliği'nin komutanı kim? O mu?"
"Hayır... Hayır..." diyorduk,
"O değil, O burada değil, sakin olun..."
Kaynak:Tarih Sayfamm- Türk ve Dünya Tarihi Makaleleri
Forum:
Atatürk Anıları
Yorum
Yorum Yok
Yazar:
GAMZE
Hz. Ali , Hak Ali Muhammed yolunun temel varlık nedeni ve belirleyici tek varlığıdır. Alevi islam anlayışına anlam ve içerik katan da budur.. Tabiri caizse, Aleviliğin hayati yaşam kanını taşıyan tek atardamardır. Bu atar damar olmaksızın bu inancın ve toplumun varlığını sürdümesirmesi olanaksız ve imkansızdır.. Zaten Alevi adı da Ali den türemiştir ( Ali yandaşı, Aliciler,Ali tayfası, Ali fıkrası
bütün bu veriler gösteriyor ki Hz Ali Alevi yolunun olmazsa olmazıdır.. Aleviler bu gerçegi mutlaka görmeli ve bilmelidirler. Bu ezberlerini bozmamalı ve çeliskiye düşmemelidirler..
Alevi karşıtı olanlar bu gerceği bildiklerinden dolayı oyunu derin tezgahladılar. Bombayı Alevi toplumunun beynine yerleştirdiler ve Alevilerin ezberini buradan bozmaya çalıştılar .. Alevi kurum ve kuruluslarının içine de ateistleri bu amaçla sızdırdılalar.. Alevilerin Hz Ali ezberi çok önemlidir bu alanda ki bunalım ve ezber bozumu ve hafıza kaybı bölünmenin başlangıcıdır . Hz Ali’den başlayarak saldırılarını sürdürmeleri çok ama çok manidardır. Hz. Ali yolumuzun ve alevi birliğinin temel çimentosudur bu asla hafızalardan çıkarılmamaldır. Bu Alevi ezberi mutlaka korunmalı ve yarınlara taşınmalıdır.. Alevi karşıtları ve içimize sızmış ateistler Ali’ye boşuna saldırmıyor, çünkü Ali’siz Aleviliğin dağılacağını bildiklerinden bu alanda yoğunlaşmaktadırlar. Bakınız Kürt milliyetciliğinin fikir babalığını yapan İsmail Beşikçi’nin son yazdıklarına göreceksiniz tezgahın ve Alevileri bölmenin plan ve takliklerini göreceksiniz…
degerli aleviler, bu oyun derin tezgahlanistir.. boluculugun stratejisi bellidir
A)Ali’siz alevilik, alevileri bölmektir.
b)Ali’siz Alevilik Alevilerin ezberini bozmaktır
c )Ali’siz Alevilik, Alevilerin kafalarını karıştırmak ve içerden biri birine düşürüp bunalım yaratmaktır
E)Ali’siz Alevilik, Aleviliğin asimle edilmesidir
F)Ali’siz Alevilik, Alevileri Kürt milliyetciliginin yedek lastiği yapmaktır
g)Ali’siz Alevilik, Alevileri Türk islam sentezine çekip sünnileştirmektir
h)Ali’siz Alevilik, 1400 yıllık tarihimizi kuskulu hale getirmektir
j) Ali’siz Alevilik ALEVILERIN KERBELA EZBERINI BOZMAKTIR
Görüldüğü gibi ihanet büyük düşman zalim oynamaktadır. Aleviler bu ihanet entrikasını çözmeli ve buna uygun tavır ve strateji belirlemelidirler aleviler bu ihanete karşı direnmelidirler. Sorun ya var olacağız ya yok olacağız sorunudur….
Hollanda da gelişen pravakasyon ve senaryolar da bu entrikanın bir başka yansımasıdırç Yalnızca çografyası değişiktir ama özü ve koku birdir bu harici entrikasının..
Saygı değer Alevi canlar, şaha doğru giden kervandan ayrılmayınız. Yolumuz Hak Ali Muhammed yoludur. Ali yolumuzun onurudur onurumuzu çiğnetmiyecegiz. Hz. Ali Alevi birliğinin temel birleştireni ve kıblesidir, pusulasıdır . Yolumuz ve yol haritamız bellidir. AÇILIN KAPILAR ŞAHA GIDERIM sahimiz şahı Merdan Ali’dir,,,… bütün Alevileri 19 ocakta Hollanda Demokratik Alevi platformunun yapacağı protesto eylemine davet ediyorum. ALİ ONUDUR. ALİNİN ONURU ALEVİLERIN ONURUDUR ONURUMUZU ÇIGNETTİRMİYECEĞİZ
bütün bu veriler gösteriyor ki Hz Ali Alevi yolunun olmazsa olmazıdır.. Aleviler bu gerçegi mutlaka görmeli ve bilmelidirler. Bu ezberlerini bozmamalı ve çeliskiye düşmemelidirler..Alevi karşıtı olanlar bu gerceği bildiklerinden dolayı oyunu derin tezgahladılar. Bombayı Alevi toplumunun beynine yerleştirdiler ve Alevilerin ezberini buradan bozmaya çalıştılar .. Alevi kurum ve kuruluslarının içine de ateistleri bu amaçla sızdırdılalar.. Alevilerin Hz Ali ezberi çok önemlidir bu alanda ki bunalım ve ezber bozumu ve hafıza kaybı bölünmenin başlangıcıdır . Hz Ali’den başlayarak saldırılarını sürdürmeleri çok ama çok manidardır. Hz. Ali yolumuzun ve alevi birliğinin temel çimentosudur bu asla hafızalardan çıkarılmamaldır. Bu Alevi ezberi mutlaka korunmalı ve yarınlara taşınmalıdır.. Alevi karşıtları ve içimize sızmış ateistler Ali’ye boşuna saldırmıyor, çünkü Ali’siz Aleviliğin dağılacağını bildiklerinden bu alanda yoğunlaşmaktadırlar. Bakınız Kürt milliyetciliğinin fikir babalığını yapan İsmail Beşikçi’nin son yazdıklarına göreceksiniz tezgahın ve Alevileri bölmenin plan ve takliklerini göreceksiniz…
degerli aleviler, bu oyun derin tezgahlanistir.. boluculugun stratejisi bellidir
A)Ali’siz alevilik, alevileri bölmektir.
b)Ali’siz Alevilik Alevilerin ezberini bozmaktır
c )Ali’siz Alevilik, Alevilerin kafalarını karıştırmak ve içerden biri birine düşürüp bunalım yaratmaktır
E)Ali’siz Alevilik, Aleviliğin asimle edilmesidir
F)Ali’siz Alevilik, Alevileri Kürt milliyetciliginin yedek lastiği yapmaktır
g)Ali’siz Alevilik, Alevileri Türk islam sentezine çekip sünnileştirmektir
h)Ali’siz Alevilik, 1400 yıllık tarihimizi kuskulu hale getirmektir
j) Ali’siz Alevilik ALEVILERIN KERBELA EZBERINI BOZMAKTIR
Görüldüğü gibi ihanet büyük düşman zalim oynamaktadır. Aleviler bu ihanet entrikasını çözmeli ve buna uygun tavır ve strateji belirlemelidirler aleviler bu ihanete karşı direnmelidirler. Sorun ya var olacağız ya yok olacağız sorunudur….
Hollanda da gelişen pravakasyon ve senaryolar da bu entrikanın bir başka yansımasıdırç Yalnızca çografyası değişiktir ama özü ve koku birdir bu harici entrikasının..
Saygı değer Alevi canlar, şaha doğru giden kervandan ayrılmayınız. Yolumuz Hak Ali Muhammed yoludur. Ali yolumuzun onurudur onurumuzu çiğnetmiyecegiz. Hz. Ali Alevi birliğinin temel birleştireni ve kıblesidir, pusulasıdır . Yolumuz ve yol haritamız bellidir. AÇILIN KAPILAR ŞAHA GIDERIM sahimiz şahı Merdan Ali’dir,,,… bütün Alevileri 19 ocakta Hollanda Demokratik Alevi platformunun yapacağı protesto eylemine davet ediyorum. ALİ ONUDUR. ALİNİN ONURU ALEVİLERIN ONURUDUR ONURUMUZU ÇIGNETTİRMİYECEĞİZ
Forum:
Alevi Haber
2
Yorum
Hoşgeldin, Ziyaretçi
Forumda Ara
Forum İstatistikleri
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 903 aktif kullanıcı var.
Applebot, Bing, Facebook, Google, Yandex
(0 Üye - 898 Ziyaretçi)
Son Yazılanlar
Seni hiç unutmadık, Unutm...
Son Yorum:
donanma44
•
05/08/2026, 15:07
Müzik Yayın İzin Belgesi ...
Son Yorum:
donanma44
•
22/07/2026, 01:53
Alevi oldukları için öldü...
Son Yorum:
donanma44
•
19/07/2026, 19:19
3. Alevilik ve Bektaşilik...
Son Yorum:
donanma44
•
19/07/2026, 19:15
Van MYK Belgesi Nereden v...
Son Yorum:
donanma44
•
19/07/2026, 19:09
Ağrı MYK Belgesi: Artun B...
Son Yorum:
donanma44
•
25/06/2026, 23:35
Kübra Par, Alevilerle ilg...
Son Yorum:
donanma44
•
03/06/2026, 00:52
Alevi ve Bektaşi Öğrencil...
Son Yorum:
donanma44
•
03/06/2026, 00:48
Alevi örgütlerinden Kılıç...
Son Yorum:
donanma44
•
27/05/2026, 23:00
Kalfalık Belgesi Nasıl Al...
Son Yorum:
donanma44
•
15/05/2026, 23:57