[COLOR="red"]Hurşit Güneş
IMF ile anlaşmazlığın delilleri
Bütçe verileri her yıl DPT tarafından hesaplanan büyüme tahminine göre belirlenir. Sonra bu tahmine ve hedeflenen enflasyona göre Maliye Bakanlığı kamu yatırımlarını saptar. Memurlara yapılacak zam belirlenir, borçlar için ödenecek faiz de bellidir. Geriye kalır bütçenin gelir tahmini. Ekonomik konjonktüre göre, bu rakamlar da Maliye Bakanlığı Bütçe Genel Müdürlüğü tarafından tahmin edilir. Kısacası, şaşma olasılığı en yüksek olan vergilerdir.
IMF’nin 2009 bütçesine itiraz ettiği biliniyor. Ama enflasyon varsayımına değil, büyüme tahminine itiraz ediyor. Konulan yüzde 4’lük büyüme tahminini abartılı buluyor. IMF’nin tahminiyse yüzde 1.5’lik küçülme. Tabii hükümetin istediği geçerli olursa bütçedeki yatırım harcamaları artırılabilecek.
Durgunluğun azaltılması
Bu yolla ekonomik durgunluğun azaltılması yahut ekonomik canlılığın sağlanması elbette mümkün. Ancak bu bir kural değil. Yani bu harcamalara rağmen büyüme elde
edilemeyebilir. Kaldı ki, edilse bile bunun başka maliyetleri olabilir. Fakat asıl Keynezyen
tipteki kamu harcamalarıyla büyüme yönteminde başta oluşan kamu açıkları sonra
azalabilir. Büyümenin sonucunda vergi tahsilatı artar. Yani bütçe açığı geçici bir sorun
olarak kalır.
Oysa Türkiye’de gelişmeler hiç de böyle gelişmiyor. Ocak verileri Maliye Bakanı Kemal
Unakıtan ABD yolundayken açıklandı. Faiz hariç giderler geçen yılın aynı ayına göre yüzde
25 artmış! Bu büyük bir artış oranı. Üstelik sırf faiz giderleri yüzde 12’ye yakın azaldığı
için, toplam bütçe giderleri sadece yüzde 15 artmış görünüyor.
Yani işi azalan faiz giderleri toparlıyor.
Faiz dışı giderler içinde en yüksek artış yüzde 40’la cari transferler. Bunun da en büyük
parçası sağlık, emeklilik ve sosyal yardım giderleri. Tarımsal destekleme de bu transferlerin
bir parçası. Hükümet bu ani harcama artışını sosyal güvenlik primlerinin yüzde 5’lik işveren
payının son dönemde Hazine tarafından karşılanmasına bağlasa da, ocak ayında geçen
yılın aynı ayına göre mahalli idarelere ayırılan paylarda da artış yüzde 17’nin üstünde
olmuş.
IMF’nin kaygısı
Hal böyleyken, IMF’nin asıl kaygısına gelince. IMF durgunluk nedeniyle vergi gelirlerinin
düşeceğinden kaygılanıyor. Günaydın! Ekimden beridir biz uyarıyoruz. Nitekim toplam vergi
gelirleri geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2.4 düşmüş.
KDV yüzde 5.5, ithalden alınan KDV yüzde 30.5 ve ÖTV de yüzde 5.3 azalmış.
Küçümsenmemeli; bu vergiler toplam vergi gelirlerinin tam yarısı. Malum, tüketim çökünce
vergi gelirleri azalıyor. Doğrudan vergilerde ise bir azalma söz konusu olmuyor. Kısacası,
yılın ilk ayında bütçe açığı geçen yıla göre yüzde 466 artmış! Hani şu çok öğündüğümüz
faiz dışı fazla ise yüzde 78 azalmış.
TÜSİAD yönetimi geçen hafta Başbakan’ı ziyaret ettikten sonra, IMF konusundaki
gelişmeler hakkında bilgi aldıklarını ve tatmin olduklarını açıkladılar. Çok şaşırdım. Herhalde
Başbakan “Size Hazine kasasından para dağıtacağım, IMF engel oluyor” dedi! Yok eğer bu
uydurmaysa, TÜSİAD yönetimi yukarıda duran tabloya ulaşamamış demektir.
Ekonomist Görüşleri...
Ekonomist Görüşleri...
Ekonomist Görüşleri...
[COLOR="red"]Hepimiz İsveçliyiz’!
UĞUR
GÜRSES
Küresel krizde yönün, herhangi bir rota değişimi olmazsa orta vadede (en az üç yıl) kamu bankacılığı dönemine doğru gittiğini yazmıştık. Diğer taraftan gittikçe daha yüksek bir sesle dillendirilen başka bir ‘kuzey rotası’ var ki, hiç de yabana atılır gibi değil. O da, ‘İsveç Modeli’.
Kriz öncesinde ve devamında ilginç saptamalarıyla gündeme gelen Prof. Nouriel Roubini, dünkü Washington Post’ta Prof. Matthew Richardson’la birlikte bir makale kaleme aldı. Başlığı ise “Bankaları millileştirin: Şimdi hepimiz İsveçliyiz!”
Roubini ve Richardson, son ‘kurtarma paketinin’ birçok doğru parçası olsa da artık çok geç kalındığını ve ‘tüm kurşunların harcandığını’ savunarak, batık bankaların millileştirilmesinin ‘girdabı’ sona erdireceğini savundu. Yazarlar, 1992’de İsveç’te hayata geçirilen çözüm modelinin bu krizde ABD’de de çalışacağını ve işe yarayacağını ileri sürüyorlar. O dönemde kurulan İsveç Banka Destek Otoritesi’nin, bürokrasinin kontrolü dışında olmadığını, ama ‘temizlemenin’ hükümetçe görevlendirilen bankacılara ve özel kesim yöneticilerine delege edildiğini anımsatıyorlar.
Bu konuda konuşulan başka bir kaynak ise içimizden birinden geliyor. Bu krizin derinleşmesinden önce, 2007’de; ABD Merkez Bankası Fed’in Cleveland şubesi kıdemli ekonomisti Dr. Emre Ergüngör, yazdığı bir politika tartışma makalesinde, İsveç deneyiminin başarı sırlarının nerede olduğunu ele almıştı. Dr. Ergüngör, reel sektörün rehabilitasyonunun gerekli olabileceğini, çünkü finansal sektörün sorunlardan dolayı kredi daralmasına girmesiyle sağlıklı olan şirketlere de sorun yarattığını not düşüyor. Ergüngör, kredi alanların sağlığını düzeltmeden bankacılıkta yeniden yapılandırmanın kredi akışını sağlamada başarısız olacağını savunuyor. Bankacılık rehabilitasyonunun başarısının, canlı ve canlı olmayan kredi kullanıcılarının ayrılmasında ve tutulu teminatların olabildiğince kullanılabilir hale getirilmesinde görüyor. Prof. Roubini de, dünkü makalesinde millileştirilecek bankada iyi varlıklarla kötüsünün ayrılmasını, kötü olanın ne kadar düşük olursa olsun piyasa fiyatı ile değerlenmesini öneriyordu.
Dr. Ergüngör’e göre, İsveç Modeli’nin başarı sırrında şu dört unsur yatıyor; şeffaflık, politik ve mali açıdan bağımsızlık, piyasa disiplinin korunması ve kredi akışının onarılması.
İşte bugünlerde ABD’de giderek ciddi biçimde gündeme gelen İsveç Modeli’nin temel unsurlarından biri olan kredi akışının onarılması için, kötü varlıkların değerlenmesi ve temizlenmesi çok önem kazanıyor.
90’lı yıllarda bankacılık krizi ile karşılaşan İsveçlilerin önünde, bankaların bilançolarında yer alan kötü varlıkları ya aşamalı olarak değerleyerek zararları zamana yaymak, ya da bir defada değerleyerek, bir defada tüm zararları ‘deftere’ yazma seçeneği vardı. İsveçliler ‘tek kalemde’ yapmayı tercih ettiler. Tüm beklenen zararlar bile hesaba katılmıştı. Böylece, geleceğe ilişkin tüm belirsizlikler en aza indirilmişti.
Bugün ABD’de bankacılık sisteminde olanlara bakılırsa henüz ‘kimin ne kadar olası zararı, ne zaman defteri yazacağı’ konusundaki spekülasyonların sona ermediğine tanık oluyoruz. Bir süre özel katılımlarla sağlanan sermaye destekleri ile ‘parayı bulup’ zararı yazan bankalar, kamu sermayesi aldıktan sonra da bu zararları yazmaya devam ediyorlar.
Bunun ne zaman sona ereceği de bilinmiyor. İşte İsveç Modeli’nin hayata geçirilmesi bu belirsizliği ortadan kaldıracak.
Sadece ABD’de değil, Avrupa’da da İsveç Modeli’nin yaşama geçmesi, kamu bankacılığı döneminin de, küresel krizin de ufkunu daraltacaktır. Avrupa, bu açıdan şanslı: Çünkü İsveç Modeli’nin uygulamacıları hemen yanı başlarında duruyor. Bugün İsveç Merkez Bankası (Sveriges Riksbank) başkanı olan Stefan Ingves; bugün popüler olup yaşam bulması konusunda konuşulan modeli, 90’lı yıllarda uygulayan İsveç Banka Destek Otoritesi’nin başında idi!
UĞUR
GÜRSES
Küresel krizde yönün, herhangi bir rota değişimi olmazsa orta vadede (en az üç yıl) kamu bankacılığı dönemine doğru gittiğini yazmıştık. Diğer taraftan gittikçe daha yüksek bir sesle dillendirilen başka bir ‘kuzey rotası’ var ki, hiç de yabana atılır gibi değil. O da, ‘İsveç Modeli’.
Kriz öncesinde ve devamında ilginç saptamalarıyla gündeme gelen Prof. Nouriel Roubini, dünkü Washington Post’ta Prof. Matthew Richardson’la birlikte bir makale kaleme aldı. Başlığı ise “Bankaları millileştirin: Şimdi hepimiz İsveçliyiz!”
Roubini ve Richardson, son ‘kurtarma paketinin’ birçok doğru parçası olsa da artık çok geç kalındığını ve ‘tüm kurşunların harcandığını’ savunarak, batık bankaların millileştirilmesinin ‘girdabı’ sona erdireceğini savundu. Yazarlar, 1992’de İsveç’te hayata geçirilen çözüm modelinin bu krizde ABD’de de çalışacağını ve işe yarayacağını ileri sürüyorlar. O dönemde kurulan İsveç Banka Destek Otoritesi’nin, bürokrasinin kontrolü dışında olmadığını, ama ‘temizlemenin’ hükümetçe görevlendirilen bankacılara ve özel kesim yöneticilerine delege edildiğini anımsatıyorlar.
Bu konuda konuşulan başka bir kaynak ise içimizden birinden geliyor. Bu krizin derinleşmesinden önce, 2007’de; ABD Merkez Bankası Fed’in Cleveland şubesi kıdemli ekonomisti Dr. Emre Ergüngör, yazdığı bir politika tartışma makalesinde, İsveç deneyiminin başarı sırlarının nerede olduğunu ele almıştı. Dr. Ergüngör, reel sektörün rehabilitasyonunun gerekli olabileceğini, çünkü finansal sektörün sorunlardan dolayı kredi daralmasına girmesiyle sağlıklı olan şirketlere de sorun yarattığını not düşüyor. Ergüngör, kredi alanların sağlığını düzeltmeden bankacılıkta yeniden yapılandırmanın kredi akışını sağlamada başarısız olacağını savunuyor. Bankacılık rehabilitasyonunun başarısının, canlı ve canlı olmayan kredi kullanıcılarının ayrılmasında ve tutulu teminatların olabildiğince kullanılabilir hale getirilmesinde görüyor. Prof. Roubini de, dünkü makalesinde millileştirilecek bankada iyi varlıklarla kötüsünün ayrılmasını, kötü olanın ne kadar düşük olursa olsun piyasa fiyatı ile değerlenmesini öneriyordu.
Dr. Ergüngör’e göre, İsveç Modeli’nin başarı sırrında şu dört unsur yatıyor; şeffaflık, politik ve mali açıdan bağımsızlık, piyasa disiplinin korunması ve kredi akışının onarılması.
İşte bugünlerde ABD’de giderek ciddi biçimde gündeme gelen İsveç Modeli’nin temel unsurlarından biri olan kredi akışının onarılması için, kötü varlıkların değerlenmesi ve temizlenmesi çok önem kazanıyor.
90’lı yıllarda bankacılık krizi ile karşılaşan İsveçlilerin önünde, bankaların bilançolarında yer alan kötü varlıkları ya aşamalı olarak değerleyerek zararları zamana yaymak, ya da bir defada değerleyerek, bir defada tüm zararları ‘deftere’ yazma seçeneği vardı. İsveçliler ‘tek kalemde’ yapmayı tercih ettiler. Tüm beklenen zararlar bile hesaba katılmıştı. Böylece, geleceğe ilişkin tüm belirsizlikler en aza indirilmişti.
Bugün ABD’de bankacılık sisteminde olanlara bakılırsa henüz ‘kimin ne kadar olası zararı, ne zaman defteri yazacağı’ konusundaki spekülasyonların sona ermediğine tanık oluyoruz. Bir süre özel katılımlarla sağlanan sermaye destekleri ile ‘parayı bulup’ zararı yazan bankalar, kamu sermayesi aldıktan sonra da bu zararları yazmaya devam ediyorlar.
Bunun ne zaman sona ereceği de bilinmiyor. İşte İsveç Modeli’nin hayata geçirilmesi bu belirsizliği ortadan kaldıracak.
Sadece ABD’de değil, Avrupa’da da İsveç Modeli’nin yaşama geçmesi, kamu bankacılığı döneminin de, küresel krizin de ufkunu daraltacaktır. Avrupa, bu açıdan şanslı: Çünkü İsveç Modeli’nin uygulamacıları hemen yanı başlarında duruyor. Bugün İsveç Merkez Bankası (Sveriges Riksbank) başkanı olan Stefan Ingves; bugün popüler olup yaşam bulması konusunda konuşulan modeli, 90’lı yıllarda uygulayan İsveç Banka Destek Otoritesi’nin başında idi!
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Ekonomist Görüşleri...
[COLOR="red"]Yaman Törüner
Krize karşı ABD’de alınan tedbirler
ABD’de şimdiye kadar krize karşı üç paket açıldı; Obama dördüncü paketi açıyor. Birinci pakette, konut ve ofis satın alınmasıyla ilgili gayrimenkul (mortgage) kredilerinden geri ödenemeyenlerin, Hazine’ce satın alınması hedeflendi.
Önce, 250 milyar dolar, daha sonra, 100 milyar dolar ve en sonra da 350 milyar dolarlık satın almalar yapıldı. Ayrıca, bankacılık sektöründeki kuruluşların diğer geri dönmeyen kredilerine Hazine garantisi verildi. Hazine’ye 100 milyon dolardan fazla kötü varlık satan kuruluşların, hisse senetleri rehin olarak alındı.
İlaveten, Hazine’ye 300 milyon dolardan fazla kötü varlık ve senet satan kuruluşların üst yönetimine, sayısı 5’e kadar varan, üst düzey yönetici atandı.
İkinci paket
7 Ekim 2008’de açılan ikinci kriz paketinde, ticari senetler (commercial paper) piyasasına likidite kazandırılması amaçlandı. ABD Merkez Bankası Federal Reserve Bank (FED), derecelendirme bazında en iyi şirketlerin yazdığı senetlerden başlayarak, dolar üzerinden yazılmış, vadesi 3 aya kadar olan ticari senetleri satın almaya başladı.
Üçüncü paket
14 Ekim 2008’de açılan üçüncü paket, bankaların sermayelerinin yükseltilmesi amacını taşıyordu. Bu programla, bankalara 250 milyar dolar ek sermaye sağlandı. ABD Hazinesi, yıllık kâr payı almak yerine, sabit bir faiz oranı üzerinden, bankalardan öncelikli haklara sahip hisse senedi satın aldı.
Kullandırılan kolaylık, “istenirse, hisse senedine dönüştürülebilir tahvil” benzeri bir sonuç veriyordu. Ayrıca Hazine, bu paket dahilinde, Amerikan bankaların verdiği yeni kredilerin büyük bölümünü sigorta etti.
Citibank, JP Morgan, Bank of America dahil 9 en büyük mali kurum, bu paket şartlarını kabul etti. Mali yardımı kabul eden bankalar, üst düzey yöneticilerin yüksek maaşları ve ek gelirlerinin kısılması dahil, birçok kısıtlamayı kabul ettiler.
ABD Hazinesi, zaman içinde bankacılık sektörüne yatırılan halkın parasının, karlı biçimde tekrar halka döneceği görüşünde. Şu anda, bu paket dahilinde daha küçük boyutlu bankaların da kurtarılması operasyonu sürüyor.
Obama paketi
Obama, toplamda 2.8 trilyon doları bulan dördüncü yardım paketini, Kongre’den geçirdi. Bu paketin, 838 milyar dolarlık bölümü, ekonominin yeniden istikrara kavuşmasını teşvik amaçlı olarak kullanılacak. Karayolları yapılacak, enerji tasarruf tedbirleri alınacak, işsizlere destek verilecek, 100 milyar doları bulacak vergi iade ve muafiyetleri sağlanacak.
FED de, küçük ve orta büyüklükteki işletmeleri ve tüketici kredilerini desteklemek amacıyla ilave 800 milyar dolar likidite sağlıyor. Yine, şeffaflık sağlayan mali kurumlara, 500 ile 1 trilyon dolar arasında ilave bir fon kullanılarak, geri dönmeyen krediler, Hazine’ce, öncekilere benzer biçimde, satın alınabilecek.
Krize karşı ABD’de alınan tedbirler
ABD’de şimdiye kadar krize karşı üç paket açıldı; Obama dördüncü paketi açıyor. Birinci pakette, konut ve ofis satın alınmasıyla ilgili gayrimenkul (mortgage) kredilerinden geri ödenemeyenlerin, Hazine’ce satın alınması hedeflendi.
Önce, 250 milyar dolar, daha sonra, 100 milyar dolar ve en sonra da 350 milyar dolarlık satın almalar yapıldı. Ayrıca, bankacılık sektöründeki kuruluşların diğer geri dönmeyen kredilerine Hazine garantisi verildi. Hazine’ye 100 milyon dolardan fazla kötü varlık satan kuruluşların, hisse senetleri rehin olarak alındı.
İlaveten, Hazine’ye 300 milyon dolardan fazla kötü varlık ve senet satan kuruluşların üst yönetimine, sayısı 5’e kadar varan, üst düzey yönetici atandı.
İkinci paket
7 Ekim 2008’de açılan ikinci kriz paketinde, ticari senetler (commercial paper) piyasasına likidite kazandırılması amaçlandı. ABD Merkez Bankası Federal Reserve Bank (FED), derecelendirme bazında en iyi şirketlerin yazdığı senetlerden başlayarak, dolar üzerinden yazılmış, vadesi 3 aya kadar olan ticari senetleri satın almaya başladı.
Üçüncü paket
14 Ekim 2008’de açılan üçüncü paket, bankaların sermayelerinin yükseltilmesi amacını taşıyordu. Bu programla, bankalara 250 milyar dolar ek sermaye sağlandı. ABD Hazinesi, yıllık kâr payı almak yerine, sabit bir faiz oranı üzerinden, bankalardan öncelikli haklara sahip hisse senedi satın aldı.
Kullandırılan kolaylık, “istenirse, hisse senedine dönüştürülebilir tahvil” benzeri bir sonuç veriyordu. Ayrıca Hazine, bu paket dahilinde, Amerikan bankaların verdiği yeni kredilerin büyük bölümünü sigorta etti.
Citibank, JP Morgan, Bank of America dahil 9 en büyük mali kurum, bu paket şartlarını kabul etti. Mali yardımı kabul eden bankalar, üst düzey yöneticilerin yüksek maaşları ve ek gelirlerinin kısılması dahil, birçok kısıtlamayı kabul ettiler.
ABD Hazinesi, zaman içinde bankacılık sektörüne yatırılan halkın parasının, karlı biçimde tekrar halka döneceği görüşünde. Şu anda, bu paket dahilinde daha küçük boyutlu bankaların da kurtarılması operasyonu sürüyor.
Obama paketi
Obama, toplamda 2.8 trilyon doları bulan dördüncü yardım paketini, Kongre’den geçirdi. Bu paketin, 838 milyar dolarlık bölümü, ekonominin yeniden istikrara kavuşmasını teşvik amaçlı olarak kullanılacak. Karayolları yapılacak, enerji tasarruf tedbirleri alınacak, işsizlere destek verilecek, 100 milyar doları bulacak vergi iade ve muafiyetleri sağlanacak.
FED de, küçük ve orta büyüklükteki işletmeleri ve tüketici kredilerini desteklemek amacıyla ilave 800 milyar dolar likidite sağlıyor. Yine, şeffaflık sağlayan mali kurumlara, 500 ile 1 trilyon dolar arasında ilave bir fon kullanılarak, geri dönmeyen krediler, Hazine’ce, öncekilere benzer biçimde, satın alınabilecek.
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Ekonomist Görüşleri...
[B]Karar anı öncesinde gündem...[/B]
Hafta sonuna 787 milyar dolarlık canlandırma paketinin onaylandığı haberiyle giren piyasalar adına yeni hafta önemli bir karar anı öncesinde kritik bir döneme işaret ediyor. Hafta içerisinde gelecek kritik konut dataları, Wall-Mart, HP, Societe Generale, BNP Paribas gibi önemli şirket bilançoları, ABD’li otomotiv şirketlerinin yeniden yapılandırma planlarını sunacak olmaları ve Başkan Obama’nın mortgage kullanıcılarına yönelik yapması beklenen açıklaması haftaya, belki de önümüzdeki haftalara damgasını vurmaya aday gözükmektedir.
Haftanın ilk işlem gününde ABD piyasalarının Başkanlık Günü nedeniyle tatil olacağını belirterek, geri kalanında özellikle konut sektörüne dayalı veri ve açıklamaların gündemde sıkça yer almasını beklediğimizi belirtelim. Özellikle geçtiğimiz Başkan Obama’nın piyasaları ipten alan mortgage kullanıcılarına yönelik yeni bir planı devreye sokabileceği açıklamasının ardından, bu hafta Çarşamba itibariyle bu açıklamanın daha net bir çerçeveye oturtulabileceği beklenmekte.
Kriz sürecinin önemli bir noktası olan konut kredisi kullanıcılarının borçlarının yeniden yapılandırılması ve hacizlerin dondurulmasına yönelik her türlü açılımın dikkate almaya değer olduğunu düşünüyoruz. Bankaların sürekli zarar yazmasına dolayısıyla sermaye ihtiyacına neden olan faktörler içerisinde konut kredisi ödemede zorluk çeken vatandaşların da önemli rol oynadığını düşünüyor olmamız nedeniyle Başkan Obama’nın 50 milyar dolarlık pakete yönelik açıklamalarını dikkatle takip edeceğiz.
Bunun yanında otomotiv sektörünün almış oldukları devlet desteğinin devamı açısından Salı günü itibariyle yeni bir plan sunmaları bekleniyor. Özellikle General Motors ve Chrysler’in hükümetten yeni bir destek alabilmeleri adına şimdiye kadar olan uygulamaları ve bundan sonraki dönemdeki yapılandırma planının kabul görmesi halinde söz konusu şirketlere 5 milyar$ kaynak aktarılabileceği ifade edilmekte.
Global bankacılık sektörüne yönelik riskler, düşüş eğilimi içerisindeki konut piyasası, iflas noktasına yaklaşan şirketler gibi birçok sistemik risk yaratan faktörler paralelinde yüksek seyreden dolar talebi sert düşüşlere sahne olan hisse marketleri yaklaşık son bir yılın oldukça kısa bir özeti.
Çok ciddi bir ayı piyasası sürecinden geçen piyasaların belirttiğimiz dönem içerisinde oldukça önemli dönüşlere ve ayı piyasası rallilerine de tanıklık ettiği unutulmamalı. Bu paralelde piyasalar açısından yeni bir kritik dönemin öncesinde olduğumuzu düşünüyoruz.
Çok yakın bir zaman dilimi içerisinde piyasalar önemli kırılmalara sahne olması ihtimalinin giderek arttığını düşünüyoruz. Önümüzdeki 15 günlük sürecin bu anlamda çok önemli olduğu kanaatindeyiz.
Yukarıda grafikte vermiş olduğumuz İMKB Ulusal 100 endeksinde de tarifimize uygun, önemli bir kırılmanın yaklaşmakta olduğu görülmektedir. 25400–26200 aralığı bu hafta içerisinde kırılmanın yönünün tayin edilmesi adına önemli bir bant aralığı olabilecektir. Hemen belirtelim bu kritik süreçte 25000’e sarkmaları doğal karşılıyor, ancak bu bölgeden uzaklaşılamaması halini ise yeni sarkmaların habercisi olacağını düşünüyoruz.
Özgür YURTDAŞSEVEN
Merkez Menkul Değerler A.Ş.
Hafta sonuna 787 milyar dolarlık canlandırma paketinin onaylandığı haberiyle giren piyasalar adına yeni hafta önemli bir karar anı öncesinde kritik bir döneme işaret ediyor. Hafta içerisinde gelecek kritik konut dataları, Wall-Mart, HP, Societe Generale, BNP Paribas gibi önemli şirket bilançoları, ABD’li otomotiv şirketlerinin yeniden yapılandırma planlarını sunacak olmaları ve Başkan Obama’nın mortgage kullanıcılarına yönelik yapması beklenen açıklaması haftaya, belki de önümüzdeki haftalara damgasını vurmaya aday gözükmektedir.
Haftanın ilk işlem gününde ABD piyasalarının Başkanlık Günü nedeniyle tatil olacağını belirterek, geri kalanında özellikle konut sektörüne dayalı veri ve açıklamaların gündemde sıkça yer almasını beklediğimizi belirtelim. Özellikle geçtiğimiz Başkan Obama’nın piyasaları ipten alan mortgage kullanıcılarına yönelik yeni bir planı devreye sokabileceği açıklamasının ardından, bu hafta Çarşamba itibariyle bu açıklamanın daha net bir çerçeveye oturtulabileceği beklenmekte.
Kriz sürecinin önemli bir noktası olan konut kredisi kullanıcılarının borçlarının yeniden yapılandırılması ve hacizlerin dondurulmasına yönelik her türlü açılımın dikkate almaya değer olduğunu düşünüyoruz. Bankaların sürekli zarar yazmasına dolayısıyla sermaye ihtiyacına neden olan faktörler içerisinde konut kredisi ödemede zorluk çeken vatandaşların da önemli rol oynadığını düşünüyor olmamız nedeniyle Başkan Obama’nın 50 milyar dolarlık pakete yönelik açıklamalarını dikkatle takip edeceğiz.
Bunun yanında otomotiv sektörünün almış oldukları devlet desteğinin devamı açısından Salı günü itibariyle yeni bir plan sunmaları bekleniyor. Özellikle General Motors ve Chrysler’in hükümetten yeni bir destek alabilmeleri adına şimdiye kadar olan uygulamaları ve bundan sonraki dönemdeki yapılandırma planının kabul görmesi halinde söz konusu şirketlere 5 milyar$ kaynak aktarılabileceği ifade edilmekte.
Global bankacılık sektörüne yönelik riskler, düşüş eğilimi içerisindeki konut piyasası, iflas noktasına yaklaşan şirketler gibi birçok sistemik risk yaratan faktörler paralelinde yüksek seyreden dolar talebi sert düşüşlere sahne olan hisse marketleri yaklaşık son bir yılın oldukça kısa bir özeti.
Çok ciddi bir ayı piyasası sürecinden geçen piyasaların belirttiğimiz dönem içerisinde oldukça önemli dönüşlere ve ayı piyasası rallilerine de tanıklık ettiği unutulmamalı. Bu paralelde piyasalar açısından yeni bir kritik dönemin öncesinde olduğumuzu düşünüyoruz.
Çok yakın bir zaman dilimi içerisinde piyasalar önemli kırılmalara sahne olması ihtimalinin giderek arttığını düşünüyoruz. Önümüzdeki 15 günlük sürecin bu anlamda çok önemli olduğu kanaatindeyiz.
Yukarıda grafikte vermiş olduğumuz İMKB Ulusal 100 endeksinde de tarifimize uygun, önemli bir kırılmanın yaklaşmakta olduğu görülmektedir. 25400–26200 aralığı bu hafta içerisinde kırılmanın yönünün tayin edilmesi adına önemli bir bant aralığı olabilecektir. Hemen belirtelim bu kritik süreçte 25000’e sarkmaları doğal karşılıyor, ancak bu bölgeden uzaklaşılamaması halini ise yeni sarkmaların habercisi olacağını düşünüyoruz.
Özgür YURTDAŞSEVEN
Merkez Menkul Değerler A.Ş.
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Ekonomist Görüşleri...
Kriz önlemleri paketinin 9 maddesine kabul
TBMM Genel Kurulu'nda, ekonomik krizi önlemeye ilişkindüzenlemeleri içeren Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının 1. bölümünde yer alan 9 maddesi kabul edildi.
Genel Kurul'da verilen önergeler doğrultusunda kabul edilen 9 maddeye göre, 2008 ve 2009 yıllarında kısa çalışma ödeneği için yapılan başvurularla sınırlı olmak üzere, kısa çalışma için öngörülen azami 3 aylık süre, 6 ay olarak uygulanacak.
Kısa çalışma ödeneği miktarı da yüzde 50 oranında artırılarak ödenecek. Kısa çalışma ödeneği olarak yapılan ödemeler, başlangıçta belirlenen işsizlik ödeneği süresinden düşülmeyecek. Bu madde kapsamında uygunluk tespiti yapılmış olan başvurular için kısa çalışma süresi, işverenin talebi doğrultusunda uzatılacak.
Bu düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten önce uygunluk tespiti yapılan kısa çalışma ödeneği başvurularında süre, işverenin talebi halinde aynı şartlarla ve 6 ayı aşmamak kaydıyla uzatılacak. Bu maddede öngörülen ödenek miktarı aynı kalmak kaydıyla kısa çalışma ödeneği süresinin 6 ay daha uzatmaya Bakanlar Kurulu yetkili olacak. Ancak bu dönemde kısa çalışma ödeneği olarak yapılan ödemeler, başlangıçta belirtilen işsizlik ödeneği süresinden düşülecek.
Sağlık hizmeti sunucuları, sundukları hizmetlere ilişkin bir ay içinde düzenledikleri fatura ve ekindeki belgeleri, izleyen ayın 15'ine kadar Sosyal Güvenlik Kurumu'na (SGK) teslim edecekler. Fatura teslim tarihi süresi içinde teslim edilen faturalar için teslim edildiği ayın 15. günü, süresi içinde teslim edilmeyen faturalar için ise teslim edildiği ayı takip eden ayın 15. günü olarak kabul edilecek.
Fatura bedelinin tamamı, fatura teslim tarihinden itibaren 60 gün içinde sağlık hizmeti sunucularına avans olarak ödenecek. Fatura ve ekindeki belgeler üzerindeki incelemeler, teslim tarihinden itibaren en geç 3 ay içinde tamamlanarak, avans hesabı kapatılacak.
Sigortalılığın sona ermesi
Sigortalılığı sona eren kişileri kanunda belirtilen süre içinde SGK'ya bildirmeyenlere, her bir sigortalı ve sandık iştirakçisi için asgari ücret tutarında idari para cezası verilecek.
Kanunla, kuruma yapılan bildirimlere ilişkin de yeni bir düzenlemeye gidilecek. İşverenler, işçi giriş ve çıkış bildirimini, SGK'ya verecek. Bildirimin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına verilme zorunluluğu ise kaldırılacak.
Sendikaların yetki başvurusu
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı; yetkili sendikanın belirlenmesinde ve istatistiklerin düzenlenmesinde, kendisine gönderilen üyelik ve istifa bildirimleri ile Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılan işçi bildirimlerini esas alacak. Böylece çoğunluk tespiti; Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılan bildirimler üzerinden yapılacak.
Özürlülerin ve eski hükümlülerin mesleki eğitim ve mesleki rehabilitasyonu, kendi işlerini kurmaları, özürlülerin iş bulmasını sağlayacak destek teknolojilerine ilişkin projelerine kamu kurum ve kuruluşların vereceği destekte, proje bedelinin yüzde 50'si sınırlaması bundan böyle uygulanmayacak.
Maliye Bakanlığı; tevkifat yapacaklardan 10 ve daha az hizmet erbabı çalıştıranlar ile hizmet erbabı çalıştırmayanlara ilişkin olarak beyanname verme süresinden itibaren 3 ayı geçmeyecek şekilde, ödeme zamanını belirleyecek. Kabul edilen bir önergeyle AR-GE personelinin istihdam maliyetinin düşürülmesini öngören düzenlemeye gidildi.
Buna göre, 31 Aralık 2013 tarihine kadar AR-GE ve destek personelinin çalışmaları karşılığında elde ettikleri ücretleri üzerinden asgari geçim indirimi uygulandıktan sonra, hesaplanan gelir vergisinin doktorasını yapanlar için yüzde 90'ı, diğerleri için yüzde 80'i, verilecek muhtasar beyannamesi üzerinden tahakkuk eden vergiden indirilmek suretiyle terkin edilecek.
Ekonomik kalkınmanın hızlandırılması, istihdamın artırılması ve bölgeler arası gelişmişlik düzeyi farkının en aza indirilmesi ve sektörel olarak da kümelenme olgusunun öne çıkartılarak yatırımların teşvik edilmesine yönelik indirimli kurumlar vergisi oranı uygulamasına imkan tanınacak.
İndirimli kurumlar vergisi uygulamasından yararlanacak yatırımlar, teşvik belgesine bağlanacak. Bu yatırımlardan elde edilen kazançlar; yatırımın kısmen veya tamamen işletilmesine başlanılan hesap döneminden itibaren yatırıma katkı tutarına ulaşıncaya kadar, indirimli oranlar üzerinden kurumlar vergisine tabi tutulacak.
İller gruplandırılacak
Bakanlar Kurulu; istatistiki bölge birimleri sınıflandırması ile kişi başına düşen milli gelir ve sosya-ekonomik gelişmişlik düzeyini dikkate alarak illeri gruplandırmaya ve gruplar itibariyle teşvik edilecek sektörleri ve bunlara ilişkin yatırım, istihdam büyüklüklerini belirlemeye yetkili olacak.
Her bir il grubu için yatırıma katkı oranının yüzde 25'i, yatırım tutarı 50 milyon lirayı aşan büyük ölçekli yatırımlarda ise yüzde 45'i geçmemek üzere belirlemek ve kurumlar vergisi oranında yüzde 90'a kadar indirimli uygulatmak da Bakanlar Kurulunun yetkileri arasında yer alacak.
Bakanlar Kurulu ayrıca, yatırım harcamaları içindeki arsa, bina, kullanılmış makine, yedek parça, yazılım, patent, lisans ve know-how bedeli gibi harcamaların oranlarını, ayrı ayrı veya topluca sınırlandırabilecek.
Yatırıma katkı ve vergi oranı farklı illerde aynı mükellef tarafından yapılan yatırımlarda, toplam yatırımın her bir ile isabet eden oranına göre, ilgili ilin yatırıma katkı oranı ve indirimli vergi oranı uygulanacak.
Tevsi yatırımlarda, elde edilen kazancın işletme bütünlüğü çerçevesinde ayrı hesaplarda izlenmek suretiyle tespit edilmesi halinde, indirimli oran bu kazanca uygulanacak. Kazancın ayrı bir şekilde tespit edilememesi halinde ise indirimli oran uygulanacak kazanç, yapılan tevsi yatırım tutarının, dönem sonunda durumun aktifine kayıtlı bulunan toplam sabit kıymet tutarına oranlanmasıyla belirlenecek.
Bu hesaplama sırasında işletme aktifinde yer alan sabit kıymetlerin kayıtlı değeri, yeniden değerlenmiş tutarlarıyla dikkate alınacak. İndirimli oran uygulamasına, yatırımın kısmen veya tamamen faaliyete geçtiği geçici vergi döneminde başlanacak...
TBMM Genel Kurulu'nda, ekonomik krizi önlemeye ilişkindüzenlemeleri içeren Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının 1. bölümünde yer alan 9 maddesi kabul edildi.
Genel Kurul'da verilen önergeler doğrultusunda kabul edilen 9 maddeye göre, 2008 ve 2009 yıllarında kısa çalışma ödeneği için yapılan başvurularla sınırlı olmak üzere, kısa çalışma için öngörülen azami 3 aylık süre, 6 ay olarak uygulanacak.
Kısa çalışma ödeneği miktarı da yüzde 50 oranında artırılarak ödenecek. Kısa çalışma ödeneği olarak yapılan ödemeler, başlangıçta belirlenen işsizlik ödeneği süresinden düşülmeyecek. Bu madde kapsamında uygunluk tespiti yapılmış olan başvurular için kısa çalışma süresi, işverenin talebi doğrultusunda uzatılacak.
Bu düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten önce uygunluk tespiti yapılan kısa çalışma ödeneği başvurularında süre, işverenin talebi halinde aynı şartlarla ve 6 ayı aşmamak kaydıyla uzatılacak. Bu maddede öngörülen ödenek miktarı aynı kalmak kaydıyla kısa çalışma ödeneği süresinin 6 ay daha uzatmaya Bakanlar Kurulu yetkili olacak. Ancak bu dönemde kısa çalışma ödeneği olarak yapılan ödemeler, başlangıçta belirtilen işsizlik ödeneği süresinden düşülecek.
Sağlık hizmeti sunucuları, sundukları hizmetlere ilişkin bir ay içinde düzenledikleri fatura ve ekindeki belgeleri, izleyen ayın 15'ine kadar Sosyal Güvenlik Kurumu'na (SGK) teslim edecekler. Fatura teslim tarihi süresi içinde teslim edilen faturalar için teslim edildiği ayın 15. günü, süresi içinde teslim edilmeyen faturalar için ise teslim edildiği ayı takip eden ayın 15. günü olarak kabul edilecek.
Fatura bedelinin tamamı, fatura teslim tarihinden itibaren 60 gün içinde sağlık hizmeti sunucularına avans olarak ödenecek. Fatura ve ekindeki belgeler üzerindeki incelemeler, teslim tarihinden itibaren en geç 3 ay içinde tamamlanarak, avans hesabı kapatılacak.
Sigortalılığın sona ermesi
Sigortalılığı sona eren kişileri kanunda belirtilen süre içinde SGK'ya bildirmeyenlere, her bir sigortalı ve sandık iştirakçisi için asgari ücret tutarında idari para cezası verilecek.
Kanunla, kuruma yapılan bildirimlere ilişkin de yeni bir düzenlemeye gidilecek. İşverenler, işçi giriş ve çıkış bildirimini, SGK'ya verecek. Bildirimin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına verilme zorunluluğu ise kaldırılacak.
Sendikaların yetki başvurusu
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı; yetkili sendikanın belirlenmesinde ve istatistiklerin düzenlenmesinde, kendisine gönderilen üyelik ve istifa bildirimleri ile Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılan işçi bildirimlerini esas alacak. Böylece çoğunluk tespiti; Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılan bildirimler üzerinden yapılacak.
Özürlülerin ve eski hükümlülerin mesleki eğitim ve mesleki rehabilitasyonu, kendi işlerini kurmaları, özürlülerin iş bulmasını sağlayacak destek teknolojilerine ilişkin projelerine kamu kurum ve kuruluşların vereceği destekte, proje bedelinin yüzde 50'si sınırlaması bundan böyle uygulanmayacak.
Maliye Bakanlığı; tevkifat yapacaklardan 10 ve daha az hizmet erbabı çalıştıranlar ile hizmet erbabı çalıştırmayanlara ilişkin olarak beyanname verme süresinden itibaren 3 ayı geçmeyecek şekilde, ödeme zamanını belirleyecek. Kabul edilen bir önergeyle AR-GE personelinin istihdam maliyetinin düşürülmesini öngören düzenlemeye gidildi.
Buna göre, 31 Aralık 2013 tarihine kadar AR-GE ve destek personelinin çalışmaları karşılığında elde ettikleri ücretleri üzerinden asgari geçim indirimi uygulandıktan sonra, hesaplanan gelir vergisinin doktorasını yapanlar için yüzde 90'ı, diğerleri için yüzde 80'i, verilecek muhtasar beyannamesi üzerinden tahakkuk eden vergiden indirilmek suretiyle terkin edilecek.
Ekonomik kalkınmanın hızlandırılması, istihdamın artırılması ve bölgeler arası gelişmişlik düzeyi farkının en aza indirilmesi ve sektörel olarak da kümelenme olgusunun öne çıkartılarak yatırımların teşvik edilmesine yönelik indirimli kurumlar vergisi oranı uygulamasına imkan tanınacak.
İndirimli kurumlar vergisi uygulamasından yararlanacak yatırımlar, teşvik belgesine bağlanacak. Bu yatırımlardan elde edilen kazançlar; yatırımın kısmen veya tamamen işletilmesine başlanılan hesap döneminden itibaren yatırıma katkı tutarına ulaşıncaya kadar, indirimli oranlar üzerinden kurumlar vergisine tabi tutulacak.
İller gruplandırılacak
Bakanlar Kurulu; istatistiki bölge birimleri sınıflandırması ile kişi başına düşen milli gelir ve sosya-ekonomik gelişmişlik düzeyini dikkate alarak illeri gruplandırmaya ve gruplar itibariyle teşvik edilecek sektörleri ve bunlara ilişkin yatırım, istihdam büyüklüklerini belirlemeye yetkili olacak.
Her bir il grubu için yatırıma katkı oranının yüzde 25'i, yatırım tutarı 50 milyon lirayı aşan büyük ölçekli yatırımlarda ise yüzde 45'i geçmemek üzere belirlemek ve kurumlar vergisi oranında yüzde 90'a kadar indirimli uygulatmak da Bakanlar Kurulunun yetkileri arasında yer alacak.
Bakanlar Kurulu ayrıca, yatırım harcamaları içindeki arsa, bina, kullanılmış makine, yedek parça, yazılım, patent, lisans ve know-how bedeli gibi harcamaların oranlarını, ayrı ayrı veya topluca sınırlandırabilecek.
Yatırıma katkı ve vergi oranı farklı illerde aynı mükellef tarafından yapılan yatırımlarda, toplam yatırımın her bir ile isabet eden oranına göre, ilgili ilin yatırıma katkı oranı ve indirimli vergi oranı uygulanacak.
Tevsi yatırımlarda, elde edilen kazancın işletme bütünlüğü çerçevesinde ayrı hesaplarda izlenmek suretiyle tespit edilmesi halinde, indirimli oran bu kazanca uygulanacak. Kazancın ayrı bir şekilde tespit edilememesi halinde ise indirimli oran uygulanacak kazanç, yapılan tevsi yatırım tutarının, dönem sonunda durumun aktifine kayıtlı bulunan toplam sabit kıymet tutarına oranlanmasıyla belirlenecek.
Bu hesaplama sırasında işletme aktifinde yer alan sabit kıymetlerin kayıtlı değeri, yeniden değerlenmiş tutarlarıyla dikkate alınacak. İndirimli oran uygulamasına, yatırımın kısmen veya tamamen faaliyete geçtiği geçici vergi döneminde başlanacak...
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Ekonomist Görüşleri...
Piyasalarda riskten kaçış başladı
Sanayi üretimi dip yapıp kredi notları tehlikeye girince Doğu Avrupalı gelişen piyasalardan kaçış başladı. Yatırımcıya kucak açan altının ons fiyatı 960 doları geçti. Risk dalgası Türkiye'yi de vurabilir. Bölgede trilyonlarca dolarlık pozisyonu olan Batılı bankaların kredi notları ise tehlikede.
Sıla ÖZÇELİK / REFERANS GAZETESİ
Kriz zırhlarını kuşanan ABD ve Avrupa bir türlü toparlanma gösteremeyince 2009'da sert çakılma yaşaması beklenen gelişmekte olan piyasalar da topun ağzına geldi. ABD ve Euro Bölgesi'nin resesyona girmesi nedeniyle para birimlerindeki kayıpları ihracat fırsatına dönüştüremeyen gelişmekte olan piyasalarda yeni bir riskten kaçış dalgası başladı.
Kaçışın ilk adresi ise dipteki sanayi verileri, euro ve dolar karşısında rekor kayıplar yaşayan para birimleri ve yeni kredi notu indirimlerinin beklendiği gelişmekte olan piyasaların en kırılgan ayağı olan Doğu Avrupa oldu. Aralarında Macaristan, Polonya ve Ukrayna'nın da bulunduğu bölge ülkelerinin para birimlerinde ikinci günde de devam eden değer kaybı karşısında maliyeti artan dış borçların döndürülemeyeceğine ilişkin endişeler alevlendi.
Geçen hafta kredi derecelendirme kuruluşu Fitch tarafından kredi notu düşürülen Ukrayna'nın pazartesi günü de Standard&Poor's'dan (S&P) aldığı Biz de notunuzu düşürebiliriz mesajının ardından gelişen piyasaların kredi notlarına ilişkin kaygı arttı, bu piyasalardan kaçış hız kazandı. Piyasalar ise Moodys'in Doğu Avrupa ekonomilerinin Avrupa bankacılık sektörü için risk teşkil ettiğine ilişkin açıklamaları ile dip yaptı. İngiliz FTSE 100 endeksi yüzde 2,51 düşerken, Alman DAX endeksi yüzde 2,92, Fransız CAC 40 endeksi de yüzde 2,72 kan kaybetti.
TL 3 ayın dibinde altın 960 doları geçti
Gelişmekte olan piyasaların para birimlerindeki değer kayıpları ise Türk Lirası'na da bulaştı. İçeride dolar/TL paritesi 1.6850 ile 3 ayın zirvesine çıktı, yani gelişmekte olan piyasaların para birimleri adeta kan banyosu yaptı. Doğu Avrupa'dan gelen kötü sinyallere Avrupa Merkez Bankası'nın (AMB) faiz indirimine gideceği beklentileri de eklenince euro da riskten kaçma dalgasından nasibini aldı. Euro/dolar paritesi gün içinde 1.2602 seviyelerine kadar geriledi ve aralık ayından bu yanaki en dip seviyesini gördü. Uzmanlar ise küresel yatırımcının artık riskli gördüğü Doğu Avrupa'dan çıkmaya başladığına ve sermayelerini yeniden batı piyasalarına yönlendirdiğine dikkat çekiyor. Yatırımcının güvenli limanı kabul edilen altının fiyatı ise gelişen piyasalardan çıkan yatırımcının ilgisi ile ons başına 961.80 dolar seviyesine çıkarak 2009 zirvesini buldu.
Referans'a konuşan Finansbank ekonomistlerinden İnan Demir'e göre Doğu Avrupa ekonomileri ile birebir benzerliği olmamasına karşın Türkiye bu bölgedeki risk algısından etkilenecek. Türkiye'nin bankacılık sektörünün bu bölge ülkelerine kıysala daha sağlam olduğunu ve Doğu Avrupa ekonomileri ile paralellik kurmanın kolay olmadığını belirten Demir, cari açık ve reel sektördeki açık döviz pozisyonları açısından bakıldığında benzerlikler görüldüğüne dikkat çekiyor.
Macaristan, IMF ile yaptığı anlaşmaya rağmen riskten kaçış dalgasından korunabilmiş değil. IMF ile varılacak bir anlaşmanın Türkiye'yi benzer dalgalardan koruyup korumayacağına ilişkin bir soruya IMF ile anlaşma piyasa dalgalarından korumaz ancak reel sektöre güven verir şeklinde cevap veren Demir, son dönemde bankacılık kesiminin bütçe dengelerinden olumsuz sinyaller geldiğine, reel ekonominin de bundan etkilenmeye başladığına dikkat çekti.
Euro Macar Forinti karşısında tarihi zirvede
Aralarında geçen sene IMF'den 25.5 milyar dolar yardım almak için anlaşan Macaristan ile Polonya'nın da bulunduğu bölge ekonomisinden sanayiye ilişkin gelen veriler resmen dipte. Macaristan'da sanayi üretimi 1991 yılından bu yanaki en hızlı düşüşünü yaşıyor. Hükümetin ajandasında ise yeni vergi indirimi planları var. Üretimin aralık ayında yüzde 23,3 oranında çakıldığı Macar ekonomisinin bu yıl yüzde 3,5 civarında daralması bekleniyor. Polonya'da ise üretim son 17 yılın dibinde. Polonya'da ise üretim aralıkta yüzde 4,4 geriledikten sonra ocak ayında yüzde 11,7 civarında düşebilir. 2008'in son çeyreğinde ise ülkede ekonomik büyüme yüzde 1 ile son 10 yılın en kötü seviyesine inmişti. Para birimleri de euro ve dolar karşısında rekor kayıplarda.
İki gündür kan kaybeden Macar forinti dün euro karşısında yüzde 1 gerileyerek 309 seviyesine kadar indi. Euro böylece forint karşısında tarihi zirve yaptı. Forintin sene başından bu yanaki kan kaybı ise yüzde 12,6. Polonya'nın para birimi zloti de son 5 yılın dibini buldu. Zloti dün euro karşısında yüzde 2 düşerek 4,90'a kadar geriledi. Dün yeni bir kredi notu uyarısı ile karşı karşıya kalan Ukrayna'da ise para birimi son 6 ay içinde dolar karşısında yarı yarıya değer kaybetti.
İşin ucu dev bankalara da dokunacak
Aralarında UniCredit, Erste Group ve Raiffeisen International gibi isimlerin de bulunduğu dev bankalar kısa bir süre öncesine kadar hızlı büyüme potansiyeli gördükleri Doğu Avrupa bankacılık pazarında yüklü pozisyonlar almaya başlamıştı. Doğu Avrupa'da başlayan riskten kaçışın ucu gelişmekte olan piyasaların dışında şimdi bu Avrupalı bankalara da dokunuyor. Moodys'in dün yaptığı açıklamaya göre gelişmekte olan Avrupa ülkelerinde yaşanan derin resesyon bazı batılı bankaların kredi notları üzerinde de baskı yaratacak. İnan Demir'e göre Avrupa bankacılık sektörünü, özellikle de bölgede önemli bir varlığı bulunan İtalyan ve Avusturyalı bankaları yakından takip etmek gerekiyor.
Şimdiden bazı bankalar bu bölgedeki pozisyonları nedeniyle sıkıntıya düşmeye başladı bile. Alman Commerzbank'ın bölge ülkelerinde faaliyet gösteren birimi BRE Bank bu ay son 4 yıl içindeki en düşük net kârını açıkladı. Portföyünün yüzde 5 ila 8'i arasında bir bölümü Polonyalı bankaların elinde olan Bank Millenium ise dördüncü çeyrekteki zararını 152.1 milyon zloti olarak açıkladı. ABD'li Citigroup'a ait olan Bank Handlowy ise aynı dönemde 147 milyon zloti zarar yazdı.
Komünizmin çöküşünün ardından bankacılık sektörlerini bu ülkelere açan Avrupalı bankaların bu piyasalarda ABD'ye kıyasla daha fazla pozisyonu bulunuyor, bu da zaten zor durumdaki Avrupa bankacılık sektörü için yeni bir risk. BIS'in raporuna göre Avrupalı bankaların en büyük pozisyonu 276 milyar dolar ile Polonya'da, 215 bin dolar ile Rusya'da, 145 bin dolar ile Macaristan'da, 133 bin dolar ile Türkiye'de bulunuyor.
Sanayi üretimi dip yapıp kredi notları tehlikeye girince Doğu Avrupalı gelişen piyasalardan kaçış başladı. Yatırımcıya kucak açan altının ons fiyatı 960 doları geçti. Risk dalgası Türkiye'yi de vurabilir. Bölgede trilyonlarca dolarlık pozisyonu olan Batılı bankaların kredi notları ise tehlikede.
Sıla ÖZÇELİK / REFERANS GAZETESİ
Kriz zırhlarını kuşanan ABD ve Avrupa bir türlü toparlanma gösteremeyince 2009'da sert çakılma yaşaması beklenen gelişmekte olan piyasalar da topun ağzına geldi. ABD ve Euro Bölgesi'nin resesyona girmesi nedeniyle para birimlerindeki kayıpları ihracat fırsatına dönüştüremeyen gelişmekte olan piyasalarda yeni bir riskten kaçış dalgası başladı.
Kaçışın ilk adresi ise dipteki sanayi verileri, euro ve dolar karşısında rekor kayıplar yaşayan para birimleri ve yeni kredi notu indirimlerinin beklendiği gelişmekte olan piyasaların en kırılgan ayağı olan Doğu Avrupa oldu. Aralarında Macaristan, Polonya ve Ukrayna'nın da bulunduğu bölge ülkelerinin para birimlerinde ikinci günde de devam eden değer kaybı karşısında maliyeti artan dış borçların döndürülemeyeceğine ilişkin endişeler alevlendi.
Geçen hafta kredi derecelendirme kuruluşu Fitch tarafından kredi notu düşürülen Ukrayna'nın pazartesi günü de Standard&Poor's'dan (S&P) aldığı Biz de notunuzu düşürebiliriz mesajının ardından gelişen piyasaların kredi notlarına ilişkin kaygı arttı, bu piyasalardan kaçış hız kazandı. Piyasalar ise Moodys'in Doğu Avrupa ekonomilerinin Avrupa bankacılık sektörü için risk teşkil ettiğine ilişkin açıklamaları ile dip yaptı. İngiliz FTSE 100 endeksi yüzde 2,51 düşerken, Alman DAX endeksi yüzde 2,92, Fransız CAC 40 endeksi de yüzde 2,72 kan kaybetti.
TL 3 ayın dibinde altın 960 doları geçti
Gelişmekte olan piyasaların para birimlerindeki değer kayıpları ise Türk Lirası'na da bulaştı. İçeride dolar/TL paritesi 1.6850 ile 3 ayın zirvesine çıktı, yani gelişmekte olan piyasaların para birimleri adeta kan banyosu yaptı. Doğu Avrupa'dan gelen kötü sinyallere Avrupa Merkez Bankası'nın (AMB) faiz indirimine gideceği beklentileri de eklenince euro da riskten kaçma dalgasından nasibini aldı. Euro/dolar paritesi gün içinde 1.2602 seviyelerine kadar geriledi ve aralık ayından bu yanaki en dip seviyesini gördü. Uzmanlar ise küresel yatırımcının artık riskli gördüğü Doğu Avrupa'dan çıkmaya başladığına ve sermayelerini yeniden batı piyasalarına yönlendirdiğine dikkat çekiyor. Yatırımcının güvenli limanı kabul edilen altının fiyatı ise gelişen piyasalardan çıkan yatırımcının ilgisi ile ons başına 961.80 dolar seviyesine çıkarak 2009 zirvesini buldu.
Referans'a konuşan Finansbank ekonomistlerinden İnan Demir'e göre Doğu Avrupa ekonomileri ile birebir benzerliği olmamasına karşın Türkiye bu bölgedeki risk algısından etkilenecek. Türkiye'nin bankacılık sektörünün bu bölge ülkelerine kıysala daha sağlam olduğunu ve Doğu Avrupa ekonomileri ile paralellik kurmanın kolay olmadığını belirten Demir, cari açık ve reel sektördeki açık döviz pozisyonları açısından bakıldığında benzerlikler görüldüğüne dikkat çekiyor.
Macaristan, IMF ile yaptığı anlaşmaya rağmen riskten kaçış dalgasından korunabilmiş değil. IMF ile varılacak bir anlaşmanın Türkiye'yi benzer dalgalardan koruyup korumayacağına ilişkin bir soruya IMF ile anlaşma piyasa dalgalarından korumaz ancak reel sektöre güven verir şeklinde cevap veren Demir, son dönemde bankacılık kesiminin bütçe dengelerinden olumsuz sinyaller geldiğine, reel ekonominin de bundan etkilenmeye başladığına dikkat çekti.
Euro Macar Forinti karşısında tarihi zirvede
Aralarında geçen sene IMF'den 25.5 milyar dolar yardım almak için anlaşan Macaristan ile Polonya'nın da bulunduğu bölge ekonomisinden sanayiye ilişkin gelen veriler resmen dipte. Macaristan'da sanayi üretimi 1991 yılından bu yanaki en hızlı düşüşünü yaşıyor. Hükümetin ajandasında ise yeni vergi indirimi planları var. Üretimin aralık ayında yüzde 23,3 oranında çakıldığı Macar ekonomisinin bu yıl yüzde 3,5 civarında daralması bekleniyor. Polonya'da ise üretim son 17 yılın dibinde. Polonya'da ise üretim aralıkta yüzde 4,4 geriledikten sonra ocak ayında yüzde 11,7 civarında düşebilir. 2008'in son çeyreğinde ise ülkede ekonomik büyüme yüzde 1 ile son 10 yılın en kötü seviyesine inmişti. Para birimleri de euro ve dolar karşısında rekor kayıplarda.
İki gündür kan kaybeden Macar forinti dün euro karşısında yüzde 1 gerileyerek 309 seviyesine kadar indi. Euro böylece forint karşısında tarihi zirve yaptı. Forintin sene başından bu yanaki kan kaybı ise yüzde 12,6. Polonya'nın para birimi zloti de son 5 yılın dibini buldu. Zloti dün euro karşısında yüzde 2 düşerek 4,90'a kadar geriledi. Dün yeni bir kredi notu uyarısı ile karşı karşıya kalan Ukrayna'da ise para birimi son 6 ay içinde dolar karşısında yarı yarıya değer kaybetti.
İşin ucu dev bankalara da dokunacak
Aralarında UniCredit, Erste Group ve Raiffeisen International gibi isimlerin de bulunduğu dev bankalar kısa bir süre öncesine kadar hızlı büyüme potansiyeli gördükleri Doğu Avrupa bankacılık pazarında yüklü pozisyonlar almaya başlamıştı. Doğu Avrupa'da başlayan riskten kaçışın ucu gelişmekte olan piyasaların dışında şimdi bu Avrupalı bankalara da dokunuyor. Moodys'in dün yaptığı açıklamaya göre gelişmekte olan Avrupa ülkelerinde yaşanan derin resesyon bazı batılı bankaların kredi notları üzerinde de baskı yaratacak. İnan Demir'e göre Avrupa bankacılık sektörünü, özellikle de bölgede önemli bir varlığı bulunan İtalyan ve Avusturyalı bankaları yakından takip etmek gerekiyor.
Şimdiden bazı bankalar bu bölgedeki pozisyonları nedeniyle sıkıntıya düşmeye başladı bile. Alman Commerzbank'ın bölge ülkelerinde faaliyet gösteren birimi BRE Bank bu ay son 4 yıl içindeki en düşük net kârını açıkladı. Portföyünün yüzde 5 ila 8'i arasında bir bölümü Polonyalı bankaların elinde olan Bank Millenium ise dördüncü çeyrekteki zararını 152.1 milyon zloti olarak açıkladı. ABD'li Citigroup'a ait olan Bank Handlowy ise aynı dönemde 147 milyon zloti zarar yazdı.
Komünizmin çöküşünün ardından bankacılık sektörlerini bu ülkelere açan Avrupalı bankaların bu piyasalarda ABD'ye kıyasla daha fazla pozisyonu bulunuyor, bu da zaten zor durumdaki Avrupa bankacılık sektörü için yeni bir risk. BIS'in raporuna göre Avrupalı bankaların en büyük pozisyonu 276 milyar dolar ile Polonya'da, 215 bin dolar ile Rusya'da, 145 bin dolar ile Macaristan'da, 133 bin dolar ile Türkiye'de bulunuyor.
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Ekonomist Görüşleri...
]Kosova`da ekonomi belini doğrultamadı [/color]
Kosova birinci yaşını kutlarken ekonomiden iyi sinyaller gelmiyor. Nüfusun neredeyse yarısı işsiz, aylık gelir ortalaması sadece 320 dolar. Zengin maden yataklarına sahip ülke henüz bunu nakte çevirebilmiş değil.
Tamer ÇETİN / REFERANS GAZETESİ
Avrupa'nın en yoksul ülkesi Kosova geçen yıl 17 Şubat'ta ABD ve Avrupa Birliği'nin (AB) desteğini arkasına alarak ilan ettiği bağımsızlığının birinci yılını dün doldurdu. Bağımsızlığın ilk yıldönümünde halkın da katıldığı coşkulu kutlamalar yapıldı. Kutlamarda Amerikan bayrakları dikkat çekti.
Kosova bağımsızlığını ilan etmesinden bu yana geçen bir yıllık süre içinde yeni anayasasını, bayrağını, ulusal marşını, istihbarat servisini, ordusunu, kimlik kartlarını ve pasaportlarını oluşturdu. 18 büyükelçilik ve 9 konsolosluk açtı. Başbakan Haşim Taçi, 14 Şubat tarihli The Economist dergisine yazdığı makalede Kosova'nın yeni özgürlükler ve yeni fırsatlar ülkesi olduğunu söyledi. Aynı dergide yayınlanan Kosova ile ilgili tanıtım yazısında ise 2008'de gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 6,1 büyüyerek 3.8 milyar euroya eşdeğer büyüklüğe ulaştığı, satın alma gücü paritesine göre kişi başına düşen gayri safi yurtiçi hasılanın ise 1770 euro olduğu belirtildi.
Halkın yarısı işsiz
Öte yandan resmi rakamlara göre ülkenin yarısının işsiz olduğu, yüzde 45'inin günde 1.5 euronun altında gelirle yaşadığı, savaşta büyük yara alan altyapının ihmal edildiği, güvenlik ve siyasi istikrar konusunda NATO ve AB'den destek alan, eğitim kalitesinin düşük düzeyde kaldığı, yolsuzluğun bir türlü engellenemediği Kosova'nın ulaşmayı hedeflediği güzel günlere kavuşabilmesi için daha pek çok mesafe kat etmesi gerekiyor. Üstelik Sırbistan, Rusya ve Çin'in Kosova'nın bağımsızlığının kabulünü engellemeye dönük çabaları da bu genç ülkenin işini bir hayli güçleştiriyor.
Kosova'nın bağımsızlığını ilan etmesi ve Avrupa haritasında yer alan 50'nci ülke olması Yugoslavya'daki kanlı parçalanma sürecinin sonu olarak yorumlanmıştı. Türkiye de Kosova'yı en önce tanıyan ülkeler arasında yer aldı ancak aradan geçen bir yıllık süre içinde 27 üyeli AB'den 22 ülke, dünya genelinde ise 54 ülke Kosova'yı resmi olarak tanıdığını duyurdu. Sırbistan'ın yakın müttefiki Rusya'yı yanına alarak başlattığı kampanyaya etnik grupların hareketlenmelerinden korkan Çin'in de katılması, Kosova'nın diğer ülkeler tarafından tanınmasını engelledi. Sırbistan Devlet Başkanı Boris Tadiç önceki gün açıklamada Kosova'daki duruma gerçekten bakmak isteyen herkes için orada bir devlet olmadığı açık ifadesini kullandı. Tadiç, ülkesinin Kosova'nın bağımsızlığını kabul etmeyeceğini ve Kosova'yı tanımayacağını da yineledi.
Zengin yeraltı kaynakları var
Nüfusu 2.2 milyon olan, 10 bin 900 kilometrekarelik yüzölçümüyle Avrupa'nın en küçük ülkeleri arasında yer alan Kosova aslında maden kaynakları bakımından bir hayli zengin. Linyit, boksit, çinko, kurşun, manyezit, krom, gümüş ve altın yatakları tarihte birçok ülkenin ilgisini buraya çevirmesine neden oldu. Ancak, bu yeraltı zenginliği ne yazık ki yer üstünde yaşayanların refahlarını artırma konusunda çok fazla yardımcı olamadı.
Resmi istatistiklere göre çalışma çağındaki nüfusun yalnızca yüzde 50'si kayıtlı olarak çalışıyor görünüyor. Geri kalan kesim işsiz ya da kayıt dışı işlerde çalışıyor. İstihdam piyasasına her yıl 30 bin genç katılırken, bu rakam iş dünyasının özümseyebileceğinden 5 kat daha fazla. Aylık gelir ortalamasının 320 dolar olduğu ülkede birçok aile yurtdışındaki akrabalarının gönderdiği paralarla geçinmeye çalışıyor. Bununla birlikte, dünya genelinde yaşanan kriz ve yurtdışında yerleşen akrabaların kendi hayatlarını sürdürmek için daha fazla paraya ihtiyaç duymaları gurbetçi desteğinin azalmasına yol açıyor.
Batı'nın desteği çok önemli
Savaş döneminde zarar gören, yol, su ve enerji gibi altyapı sistemlerinin iyileştirilmesine yönelik çalışmalar oldukça yavaş ilerlerken hükümet otoyol konusunda imtiyazlı projelere uluslararası yatırımcıların ilgisini bekliyor. Yeni Kosova olarak adlandırılan termik santral projesinin devreye girmesiyle Kosova'nın elektrik ihracatçısı olması planlanıyor, ancak bu en erken 2015 yılında gerçekleşecek.
Kosova'nın kuzeyindeki temiz su kaynakları Sırp azınlığın hakimiyet bölgesinde ve bu kaynakların kullanılabilmesi için siyasi bir anlaşma yapılması gerekiyor. Bütün bunların ötesinde Arnavut kültürünün barındığı kuvvetli aile bağları geleneğinin yolsuzlukla örülmesi ülkede ilerlemeyi engelleyen bir diğer etken olarak gösteriliyor.
Kosova'nın 40 yaşındaki genç Başbakanı Haşim Taçi, NTV'de yayımlanan röportajında ilk bir yılı değerlendirirken ülkesinin henüz arzu edilen refah seviyesine ulaşmadığını, ancak gelecek için umutlu olduklarını dile getirdi. Uzun vadede AB üyeliği hedefi Kosova'nın umutlarını canlı tutmasını sağlayan diğer bir etken. Bu ortamda AB başta olmak üzere Batı'nın desteğini sürdürmesi Kosova için hayati önem taşıyor.
Kosova birinci yaşını kutlarken ekonomiden iyi sinyaller gelmiyor. Nüfusun neredeyse yarısı işsiz, aylık gelir ortalaması sadece 320 dolar. Zengin maden yataklarına sahip ülke henüz bunu nakte çevirebilmiş değil.
Tamer ÇETİN / REFERANS GAZETESİ
Avrupa'nın en yoksul ülkesi Kosova geçen yıl 17 Şubat'ta ABD ve Avrupa Birliği'nin (AB) desteğini arkasına alarak ilan ettiği bağımsızlığının birinci yılını dün doldurdu. Bağımsızlığın ilk yıldönümünde halkın da katıldığı coşkulu kutlamalar yapıldı. Kutlamarda Amerikan bayrakları dikkat çekti.
Kosova bağımsızlığını ilan etmesinden bu yana geçen bir yıllık süre içinde yeni anayasasını, bayrağını, ulusal marşını, istihbarat servisini, ordusunu, kimlik kartlarını ve pasaportlarını oluşturdu. 18 büyükelçilik ve 9 konsolosluk açtı. Başbakan Haşim Taçi, 14 Şubat tarihli The Economist dergisine yazdığı makalede Kosova'nın yeni özgürlükler ve yeni fırsatlar ülkesi olduğunu söyledi. Aynı dergide yayınlanan Kosova ile ilgili tanıtım yazısında ise 2008'de gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 6,1 büyüyerek 3.8 milyar euroya eşdeğer büyüklüğe ulaştığı, satın alma gücü paritesine göre kişi başına düşen gayri safi yurtiçi hasılanın ise 1770 euro olduğu belirtildi.
Halkın yarısı işsiz
Öte yandan resmi rakamlara göre ülkenin yarısının işsiz olduğu, yüzde 45'inin günde 1.5 euronun altında gelirle yaşadığı, savaşta büyük yara alan altyapının ihmal edildiği, güvenlik ve siyasi istikrar konusunda NATO ve AB'den destek alan, eğitim kalitesinin düşük düzeyde kaldığı, yolsuzluğun bir türlü engellenemediği Kosova'nın ulaşmayı hedeflediği güzel günlere kavuşabilmesi için daha pek çok mesafe kat etmesi gerekiyor. Üstelik Sırbistan, Rusya ve Çin'in Kosova'nın bağımsızlığının kabulünü engellemeye dönük çabaları da bu genç ülkenin işini bir hayli güçleştiriyor.
Kosova'nın bağımsızlığını ilan etmesi ve Avrupa haritasında yer alan 50'nci ülke olması Yugoslavya'daki kanlı parçalanma sürecinin sonu olarak yorumlanmıştı. Türkiye de Kosova'yı en önce tanıyan ülkeler arasında yer aldı ancak aradan geçen bir yıllık süre içinde 27 üyeli AB'den 22 ülke, dünya genelinde ise 54 ülke Kosova'yı resmi olarak tanıdığını duyurdu. Sırbistan'ın yakın müttefiki Rusya'yı yanına alarak başlattığı kampanyaya etnik grupların hareketlenmelerinden korkan Çin'in de katılması, Kosova'nın diğer ülkeler tarafından tanınmasını engelledi. Sırbistan Devlet Başkanı Boris Tadiç önceki gün açıklamada Kosova'daki duruma gerçekten bakmak isteyen herkes için orada bir devlet olmadığı açık ifadesini kullandı. Tadiç, ülkesinin Kosova'nın bağımsızlığını kabul etmeyeceğini ve Kosova'yı tanımayacağını da yineledi.
Zengin yeraltı kaynakları var
Nüfusu 2.2 milyon olan, 10 bin 900 kilometrekarelik yüzölçümüyle Avrupa'nın en küçük ülkeleri arasında yer alan Kosova aslında maden kaynakları bakımından bir hayli zengin. Linyit, boksit, çinko, kurşun, manyezit, krom, gümüş ve altın yatakları tarihte birçok ülkenin ilgisini buraya çevirmesine neden oldu. Ancak, bu yeraltı zenginliği ne yazık ki yer üstünde yaşayanların refahlarını artırma konusunda çok fazla yardımcı olamadı.
Resmi istatistiklere göre çalışma çağındaki nüfusun yalnızca yüzde 50'si kayıtlı olarak çalışıyor görünüyor. Geri kalan kesim işsiz ya da kayıt dışı işlerde çalışıyor. İstihdam piyasasına her yıl 30 bin genç katılırken, bu rakam iş dünyasının özümseyebileceğinden 5 kat daha fazla. Aylık gelir ortalamasının 320 dolar olduğu ülkede birçok aile yurtdışındaki akrabalarının gönderdiği paralarla geçinmeye çalışıyor. Bununla birlikte, dünya genelinde yaşanan kriz ve yurtdışında yerleşen akrabaların kendi hayatlarını sürdürmek için daha fazla paraya ihtiyaç duymaları gurbetçi desteğinin azalmasına yol açıyor.
Batı'nın desteği çok önemli
Savaş döneminde zarar gören, yol, su ve enerji gibi altyapı sistemlerinin iyileştirilmesine yönelik çalışmalar oldukça yavaş ilerlerken hükümet otoyol konusunda imtiyazlı projelere uluslararası yatırımcıların ilgisini bekliyor. Yeni Kosova olarak adlandırılan termik santral projesinin devreye girmesiyle Kosova'nın elektrik ihracatçısı olması planlanıyor, ancak bu en erken 2015 yılında gerçekleşecek.
Kosova'nın kuzeyindeki temiz su kaynakları Sırp azınlığın hakimiyet bölgesinde ve bu kaynakların kullanılabilmesi için siyasi bir anlaşma yapılması gerekiyor. Bütün bunların ötesinde Arnavut kültürünün barındığı kuvvetli aile bağları geleneğinin yolsuzlukla örülmesi ülkede ilerlemeyi engelleyen bir diğer etken olarak gösteriliyor.
Kosova'nın 40 yaşındaki genç Başbakanı Haşim Taçi, NTV'de yayımlanan röportajında ilk bir yılı değerlendirirken ülkesinin henüz arzu edilen refah seviyesine ulaşmadığını, ancak gelecek için umutlu olduklarını dile getirdi. Uzun vadede AB üyeliği hedefi Kosova'nın umutlarını canlı tutmasını sağlayan diğer bir etken. Bu ortamda AB başta olmak üzere Batı'nın desteğini sürdürmesi Kosova için hayati önem taşıyor.
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi