You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Ekonomist Görüşleri...

Ekonomist Görüşleri...

Administrator
Ekonomist Görüşleri...
Yeni bir kısa vadeli Obama rallisi daha


2008 sonu 2009 başı oluşan havayla bir anda beklenmedik ve temeli zayıf bir iyimserlik yaşamaya başlayan yatırımcılar adına geçtiğimiz hafta yaşananlar ayakların yere basılmasını sağladı. Geçtiğimiz haftanın en büyük riski olarak öngördüğümüz şirket bilançolarına için yapılacak olası uyarılar, piyasalarda eski kaygıları yeniden canlandırdı.

Gelinen noktada kaygıların artmasına paralel piyasaların kritik seviyelerden vermiş olduğu tepki ve bu tepkinin kalıcılığını sorguluyor olacağız. Ancak öncelikle hafta sonu itibariyle yaşanan son gelişmeleri ele almak istiyoruz.

ABD Federal Mevduat Sigorta Fonu (FDIC), önceki gün Illinois eyaletindeki National Bank of Commerce (toplam varlık tutarı 430 milyon$) ile Washington eyaletindeki Bank of Clark County’nin (toplam varlık tutarı 446.5 milyon$) kapatıldığını açıkladı. Bu bankalar ABD’de düşen konut fiyatları baskıları, artan mortgage hacizleri ve sıkı kredi koşulları yüzünden bu yıl kapatılan ilk bankalar oldu.

Geçtiğimiz yıl iflas koruma başvurusunda bulunan ABD’nin ikinci büyük elektronik perakende zinciri Circuit City'nin satılmasına dönük çabalar başarısızlıkla sonuçlandı ve şirket küresel kriz nedeniyle tümü 567 olan mağazalarını kapatacağını ve 30 bin kişinin işsiz kalacağını açıkladı.

Kuveyt Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed El Sabah, Arap ülkeleri dışişleri ve maliye bakanlarıyla görüştükten sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, Arap ülkeleri son 4 ayda 2.5 trilyon dolar kaybetti dedi. Petrol zengini Körfez ülkelerinin kriz nedeniyle kalkınma projelerinin yüzde 60’ını ertelediğini ya da iptal ettiğini belirten El Sabah, kayıpların kaynağına ilişkin ayrıntı vermedi.

İsrail ordusu, Gazze Şeridi'ne üç hafta süren saldırılarını sona erdirmesinin ardından askerlerini Gazze'den çekmeye başladığını bildirdi. İsrail Başbakanı Ehud Olmert, askeri güçlerini mümkün olan en kısa sürede Gazze'den çekmek istediğini söyledi. Hamas da dün itibariyle bir haftalık ateşkes ilan ettiğini bildirmişti.

Obama yönetiminin ilk icraatlarından biri, finans kurumlarının aşırı riskli varlıklarını satın alarak rahatlatılmasını sağlayacak “Kötü Varlık Bankası”nın kurulması olabilir. ABD Hazine Bakanlığı, FED ve ABD’nin TMSF’si FDIC’nin görevi devralmaya hazırlanan yeni Başkan Obama kabinesi ile birlikte planladığı ’Kötü Varlık Bankası’ projesi 700 milyar$’lık TARP Fonu’ndan kalan 350 milyar$’lık fonu kullanılması öngörülüyor.

İngiltere hükümeti kredi piyasasında sıkışıklığı gidermek ve bankaların gelecek zararları üzerindeki belirsizliği ortadan kaldırmak için yeni bir kurtarma planını bugün açıklayacak. Öte yandan ülkenin önde gelen bankalarından Barclays’in açıkladığı bilanço beklentisi analist öngörülerini tatmin etti.

Görüldüğü üzere İsrail-Filistin eksenindeki gelişme, Obama yönetiminin olası ilk icraatı, İngiltere’de bankalara yönelik yeni açılım ve Barclays’in beklentileri tatmin eden açıklaması hafta sonu gündeminin olumlu başlıkları arasında yer alıyor. Kısa vadeli bu iyimserlik yaratabilecek faktörlere karşın piyasaların güçlü bir ayı piyasası içerisindeki trendini koruduğunu ve ekonomik aktivitedeki bozulmanın henüz dip yapmadığını, bu açıdan global gösterge olarak kabul edilen Dow endeksinde 7000-7100 bölgesinin halen beklentilerimiz içerisinde güçlü bir yere sahip olduğunu tekrarlamak istiyoruz.

Daha kısa vade olan yeni haftaya odaklanacak olursak, haftanın ilk günü ABD’de resmi tatil olması nedeniyle söz konusu bölgede işlemler gerçekleşmeyecek. Aynı zamanda seçilmiş başkan Obama göreve resmen başlayacak, belki de yeni bir olumsuz haberin gelmediği bir ortamda yine bir Obama Rallisi sesleri yükselebilir. Ancak hemen belirtelim 1929 yılından bu yana 14 kez gerçekleşen başkanlık konuşması sonrasındaki seans Dow performansları 9 kez düşüş yönünde olmuş ve ortalama günlük kayıp %0.38 olarak gerçekleşmiş.



Teknik olarak incelediğimizde İMKB için kısa vadeli stochastic göstergenin AL konumuna geçtiği ve aynı vadedeki bollinger alt banttan tepki verdiği görülüyor. 25450 desteği sağlandığı takdirde 26000 ve 26500 test edilmesi muhtemel dirençler olarak ön plana çıkabilir. Dow’da ise İMKB’dekine benzer bir tablo söz konusu, 8270 desteği korunduğu takdirde, sırasıyla 8500 ve 8750 dirençleri test edilebilir.


Özgür YURTDAŞSEVEN
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Ekonomist Görüşleri...
Büyümenin binbir hali, binbir harfi...



Resesyon sonrasında büyüme nasıl olacak, “U”,“V” şeklinde mi yoksa “L” şeklinde mi? Çok iyimserler “V” şeklinde büyüme bekliyor. Yani ekonomi dibini bulur bulmaz, yükselişe geçecek. Roubini “L” şeklinde büyüme bekliyor. Kriz dibini bulduktan sonra dip seviyelerde, ekonomik büyüme yatay seyreder ve büyüme kolay gerçekleşmez.

TCMB Başkanı Durmuş Yılmaz’ın beklentisi ise açıklamalarında “U” şeklinde olacağı şeklinde. Yani ekonomik dibini bulduktan sonra biraz olsun yatay seyreder ve arkasından hızlı bir şekilde büyüme gösterir. Büyümenin binbir tarifi, hali ve harfi var. Ekonomide büyüme aslında “W” ile “U” arasında bir noktada olabilir. Ekonomilerde tüketim eksikliği belli bir süre geçerli olabilir. Bazı ihtiyaçlar ertelenir, bazıları iptal edilebilir. Merkez Bankalarının faiz oranlarının düşmesi, bankaların verdiği kredi faiz oranlarına yansır. Düşen kredi faiz oranları ve enflasyon oranları zaruri ihtiyaçlar gerçekleşmesini sağlar.

Yani ekonomik büyüme dibi bulunduğuna dair inanç arttığı ve faiz/kredi kanalları rahatladığı anda zaruri ihtiyaçlar gerçekleşir. Bu tüketim kısmında aynı zamanda dibi buluştur. Toplam tüketim içersinde zaruri tüketimin payı sınırlı olduğu için, büyük bir tüketim patlaması olmaz ama hissedilir. Yatırım piyasalarında dip yine faizlerden doğacaktır.

Örnek vermek gerekirse; Türkiye’de faizler %25’den %15’e gerilemiştir. Faizin geçen senelerde var olan cazibesi, reel getiriye göre hala yüksektir ama nominal getirisi oldukça düşmüştür. Bir yıla yakın bir bonoyu ele aldığımızda ve basit faizinde netini baktığımızda %12.95’dir. Bir senede parayı faize yatırıp, bir sene çekemediğiniz durumda elinize geçecek faizdir. Mevduat faizlerinde %11’e düşmektedir. Stopajsız İMKB, bir sene içerisinde ortalama %12’den fazla artmasını bekliyorsanız. İMKB’ye yatırım yaparsınız. Faizler düştükçe, İMKB’ye ilgi artmaması imkansızdır. Belli bir faiz oranından, sonra kırılma yaşanacaktır. Faizler belli bir noktanın altında tüketici ve yatırımcının kayıtsız kalmasıyla karşı karşıya kalabilir. Piyasanın kayıtsız kalacağı nokta, kırılma noktasıdır.

Faizler belli bir noktada yatırımları etkileyecektir. FED’in mevcut faiz oranlarını canlanma yaşansa dahi uzun bir süre sabit tutacaktır. Keza diğer Merkez Bankaları enflasyonist etkiler görülene kadar faiz indirimlerini sürdürebilir. Böylelikle küçük bir ekonomik toparlama ardından kademeli büyüme ve ertelenen taleplerinin yansımasıyla büyüme “W” ile “U” harflerine yakın olacaktır. Çünkü ilk önce zaruri ihtiyaçların gerçekleşmesi ve belli bir süre ardından düşük faiz ortamının getireceği ertelenen tüketimin harekete geçmesiyle alakalı olacaktır.

Tüketim-yatırım-üretim zincirinin son halkası olan üretimde benzer bir süreç izleyecektir. Üretimi duran fabrikaların üretim süresini artırması ve sadece bir vardiya sayısının artması dahi üretim verilerinde bir kıpırdama olmasını sağlayacak ve verilere yansıyacaktır. Bu yüzden L ya da V şeklinde büyüme çok mümkün değildir.


Gökhan USKUAY
Turkish Yatırım
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Ekonomist Görüşleri...
Kim daha vahim durumdaymış


Sanayi üretimimizin 2008 yılı aralık ayında 17,6 azaldığı açıklandı. Kasımda da keskin benzer bir düşüş göstermişti. Bu bozulma birdenbire 2008’in son çeyreğinde oluşmuş değildir.

Hiçbir ekonominin sanayi üretimi birkaç ay içinde bırakın yüzde17’leri yüzde 5 bile azalacak şekilde bozulmaz. Altı tünelle boşaltılan bir binanın aniden çöküşü gibi, ekonomi yılardır miras yedi - borç yedi ekonomisi olarak yapılandırıldı. Yiyecek miras ve borç kalmayınca çökecek hale getirildi. Küresel kriz borç ve miras yemeyi sonlandırdı ve çöküş gerçekleşti. Küresel kriz olmasaydı ekonominin içi bir süre daha boşaltılaşabilecek çöküş biraz daha gecikmeli fakat çok daha vahim ve şiddetli olacaktı. Çöküş sürpriz olmamalı idi.

Gerçekten kim daha vahim durumda? Sanayisi yüzde17.6 çöken başka bir ülke var mı? ABD de küçülme yüzde 3’ün altında, en keskin düşüş aralık ayında Almanya sanayi üretiminde ki o da yüzde 5’in altında. Buna rağmen ekonomi bakanı iki gün önce istifa etti. Bizde yüzde17.6 düşüşle bile övünmeye devam ediliyor. Halkla alay edilircesine! Bizim krizimizi biz hazırlamamış olsak ABD’nin krizinden kim daha keskin çökerdi, ABD’nin kendisi mi Türkiye mi?

Durgunluktan çıkmak için gerçekten harcamaya, talep yaratmaya ihtiyaç vardır. Tüketim mi? Yıllardır ağız birliği etmişçesine problemimiz olarak tasarruf yetersizliğini gösteriyorduk hani! Gerçi tasarruf yetersiz diyorduk ama bir taraftansa daha çok ithalat yapıp tüketiyorduk. Borçlanarak yabancı malına harcıyorduk, harcamanın yarattığı gelirde yabancıların geliri oluyordu. Bu çeşit talep (harcama) durgunluğa karşı ilaç değil, Türkiye’de de, ABD’de de durgunluğun sebebidir.

Başkan Obama bunu biliyor. Halka geriye ödenen birkaç bin dolarlık vergi iadeleri ve harcama desteklerinin önemli bir kısmının ABD’nin değil uzak doğunun istihdamına ve ekonomisine gittiğini bildiği için harcama – canlandırma paketini farklı düzenledi. Doğrudan ABD ekonomisini geliştirecek harcamalara kanalize ediyor. ABD’nin kalkınmasına yönelik yatırım harcamaları yoluyla talebi ve istihdamı artıracak. Bu yatırımlarda kullanılan girdilerin de ABD de üretilmiş mallar olmasına özen gösterilecek.

Türkiye’nin döviz olmayan parası ve daha kısıtlı imkanlarıyla daha çok hassas olması ve nasıl harcama (talep) politikası ve uygulaması sorularını kılı kırk yararak cevaplandırması gerekir. Günü ya da seçimi kurtarma harcamaları krizden çıkmak yerine krizi daha da kronikleştirir, derinleştirir. Ülkemizin hem kısa hem de uzun vadeli çıkarlarını ve yapısal dönüşüm ihtiyacını esas alan politika ve uygulamalar hayata geçirilmelidir.

Hükümetin kriz paketi hazırlamakta olduğu ve içeriğinin tartışıldığı şu günlerde konunun önemi nedeniyle, krizin neden 2009’da sonlanmayacağını açıklayan ve kriz paketinin hazırlanmasında esas alınması gereken yaklaşımı gösteren başka bir yazımı aşağıya kopyalıyorum.

Obama’nın ABD ekonomisini canlandırma politikaları ABD'nin cari açığını azaltmayı da amaçlamaktadır. Diğer ülkelerin ABD’ye olan ihracatlarını azaltıcı politikalar uygulayacaktır, bu nedenle dünya ekonomisini canlandırmaya yönelik değildir.

ABD’nin yıllık 700 milyar dolar civarındaki cari açığı diğer ülkelere gelir ve üretim oluyordu. Bu miktar enjekte gelir diğer ülkelerde çarpan etkisiyle yıllık trilyon dolarlarla ifade edilen bir gelir yaratıyordu. ABD, artık toplamı 12 trilyon dolar dış borca ulaşmış*, sürdürülemez hale gelmiş, durgunluğun en temeldeki kök nedeni cari açığını azalttıkça, dışarıya talebi azaltıp bu harcamaları yerli üretime yönelttikçe diğer ülkelerde yaratmakta olduğu gelir ve üretim giderek azalacaktır. Bu yapılanmadan Asya ve Avrupa ekonomileri bir süre zarar görecektir. Önceki krizlerin tersine ABD ekonomisi toparlandıkça dünya ekonomisinin toparlanma motoru olacağı beklentisi ve varsayımı hayal kırıklığı getirecektir.

ABD süratle alternatif enerji üretimine yönelecektir. Bunun için en iyi teknolojilere ve alt yapıya sahip. Taşımacılık dahil enerji ihtiyaçlarının karşılanmasında petrol kullanımı yerine diğer enerji kaynaklarının kullanıldığı yapısal dönüşüme girecektir. Diğer ülkelerden enerji ithalatı azalacaktır. Enerji ihracatçılarının geliri ve öbürlerinden ithalatı azalacaktır. Zorunlu ithalat dışında ülkeler kapalı ekonomiye yönelecek. Bir süre ABD çıkarken diğerleri inecek ve yeni bir dengeye gelecek. İhracatçı ülkelerin ihracat sektörleri zora girecek. Bir kısmı iç talebe yönelerek dönüşüm geçirecek. Dönüşme ya da küçülme esnekliği olmayanlar çökecek. Ülkelerin uzun dönemli gelişimleri o yeni dengeler üzerinden sürecek.

Ülkelerin ekonomilerindeki bozulmalar, ihracatlarındaki azalışlar ülkeler arası karşılıklı geri etkileşim süreci içinde durgunluğu besleyen ve süresini uzatan bir süreç yaratmaktadır. İhracatı azalan, özellikle ihracata dayalı ülkelerin yeniden yapılanarak, üretim yapılarını daha çok kendi ihtiyaçlarını üretecek şekilde dönüştürmeleri, eskiye göre kısmen kapalı ekonomiye dönüşmeleri kısa sürede olabilecek işler değildir.

Asya ve Avrupa ülkelerindeki kötüleşmeler ebetteki ülkemizi hem iyi hem kötü yönde etkileyecektir. İyi yönde etkileyecek çünkü yapısal dönüşüme zorlayacak, ithalatımız azalacak, emtia ve petrol fiyatları düşecek, ürettiğimizden çok tüketerek geleceğimizi sömürmemize son vermeye mecbur edecektir. Kötü yönde etkileyecek çünkü ihracatımız zora girecek, yapısal dönüşüm mecburiyeti, ithalata dayalı ticari halkaların çöküşü beraberinde geçici de olsa bir süre işsizlik ve belirli sektörlerde batışlara neden olacaktır. Bu acılar uzun süre ihmal edilip azdırılmış yaraların tedavisi sırasında katlanılan ameliyat acıları gibidir.

Türkiye’nin durumu ürettiğinden çok tüketme yani cari açık verme bakımından ABD’nin durumu gibidir. Son altı yılda kendi dışındaki dünyaya net talep ve onlara gelir yaratarak ürettiğinden çok tüketmiştir. Bunu yaparken ABD ile arasındaki fark ise; ABD dünya ya kendi matbaasında bastığı adına dolar dediği yeşil kağıtları vererek dış alımlarını bugüne kadar sürdürebilmiştir. Yani ürettiğinden çok tüketmeyi ve diğer ülkelerin şimdiye kadarki nesline gelir yaratmayı bu yeşil kağıtları basarak, açık bir ifadeyle kendi neslinden çok dünyanın (o yeşil kağıtları almış olan) gelecek neslini sömürerek gerçekleştirmiştir. Türkiye’nin kağıtları dünyada kabul görmediğinden, son altı yılda Türkiye dış dünyaya borçlanarak, servetlerini yabancılara satarak, yani kendi öz neslini sömürerek ürettiğinden çok tüketmiş, dış dünya ya harcama fazlası yapıp gelir ve refah aktarmıştır. Ürettiğinden çok tüketen bunu ancak ya başkalarını ya da kendi geleceğini ve neslini sömürerek yapabilir.

Türkiye’de ABD paralelinde özellikle enerji kaynakları ve tüketimi başta olmak üzere yapısal dönüşüm sürecine girmeli, dışarıya yaptığı harcamaları mümkün olan en hızlı bir şekilde yerli üretime yöneltmeli, dışarıya gelir aktarımından başka bir şey olmayan cari açığı sıfırlamalı, hatta dış borçların ödenebilmesi için cari fazlaya geçilmelidir.

* Not olarak belirtmeliyiz ki ABD’nin resmi dış borcu 12 trilyon civarında görünmekle birlikte ABD’li olmayan kişi, kurum ve diğer ülkelerin ellerinde ve portföylerinde hazır tuttukları nakit dolar mevcutları ve nakit dolar rezervleri ABD’nin bu 12 trilyonun dışında ve ona ilave yükümlülüğüdür. Ekonomik anlamda ABD ekonomisinin borcudur. Çünkü dış alemin elindeki tüm dolarlar aslında karşılığında ABD’lilerin daha önce mal ve hizmet alarak verdiği ABD’nin borç senetleri niteliğindeki paralardır. Bu dolarlarla talep edildiğinde karşılığında ABD’den mal ve hizmet alınabilecektir.


Dr. Hamit BOZKURT
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Ekonomist Görüşleri...
IMF olmazsa, net hata fazlası var...

Aralık ayı ödemeler dengesi tablosu açıklandı. ABD’de Ekim ayında başlayan kriz ile hem dış ticaret hesabı hem finans hesabı açığı vermeye başladı.

Ekim-Aralık ayı döneminde 11,4 Milyar dolar tutarında finans hesabı açık verdi. Buradaki en önemli etki sendikasyon ve özel sektörün borç ödemeleri oluşturdu. Finans hesabında açık 11,4 Milyar dolar iken, net hata noktası 12,5 Milyar dolar fazlası verdi. Net hata noksan kalemi, iktisadi olarak kaynağı bilinmeyen döviz ve giriş çıkışlarını göstermektedir.

Bu kalem Ekim ve Kasım 9,2 Milyar dolar fazla verir iken, Aralık ayında 3,3 Milyar dolar seviyesine çıktı. Net hata kaleminde oluşan bu fazlalılık bir ya da iki kereye ait bir durum olmadığı görüldü. Türkiye’de genellikle kriz dönemlerinde net hata noktasını fazla vermez tam tersine büyük eksiler verirdi. Kaynağı belli olmayan para kriz nedeniyle çıkardı. 2008 yılı genelinde tam 4.9 Milyar dolar para girişi yaşandı.

Cumhuriyet’ten bu yana şimdiye kadar yaşanan en büyük fazla kalemini oluşturuyor. En son 2003 yılında 4,4 Milyar dolar giriş yaşanmış. Saddam paraları geliyor denmiş ve USD/TL 2003 yılında 1.77’den 1.35’e gerilemişti. 1975’ten bu yana net hata noktasını fazlası 7,5 Milyar dolar tutarındadır.

Bu yüzden Ekim-Aralık ayı içerisinde gerçekleşen 12,5 Milyar dolar fazla dikkat çekicidir. IMF Türkiye ne zaman anlaşacak, anlaşmanın büyüklüğü ne kadar olacak ve 2009 yılında ne kadarlık krediyi serbest bırakacak bilinmez. IMF hala olmadı ama şu ana kadar 12,5 Milyar dolar net hata fazlası oluştu.


Gökhan USKUAY
Turkish Yatırım A.Ş.
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Senior Member
Ekonomist Görüşleri...
Eren can meğer iktisat hayatın anlamıymışSmilegüldüğüme bakma sen tüm iktisatçıların önünde hatta Mehmet Şimşek'in bile önünde saygıyla eğiliyorumSmileSmilebizim haberimizin olmadığı neler dönüyomuş bu ülkede meğer???mesela şuan yaşadığımız kriz milletin para sıkıntısından kaynaklanmıyormuş aksine bankalarda bu yıl mevduat patlaması yaşanmış millet elindeki parayı tüketimden çekip tasarrufa yönelttiği için piyasa kan ağlıyormuş...vay vay vayyyy...iktisat diyorum başka da bişey demiyorum
Marifet hiç ezilmemek bu dünyada
Ama biçimine getirip ezerlerse,
Güzel kokmak.
Kekik misali,
Lavanta çiçeği misali,
Fesleğen misali,
Itır misali,
Yunus misali,
İsa misali.
(Bedri Rahmi Eyüboğlu)
Administrator
Ekonomist Görüşleri...
burcu yazdı:Eren can meğer iktisat hayatın anlamıymışSmilegüldüğüme bakma sen tüm iktisatçıların önünde hatta Mehmet Şimşek'in bile önünde saygıyla eğiliyorumSmileSmilebizim haberimizin olmadığı neler dönüyomuş bu ülkede meğer???mesela şuan yaşadığımız kriz milletin para sıkıntısından kaynaklanmıyormuş aksine bankalarda bu yıl mevduat patlaması yaşanmış millet elindeki parayı tüketimden çekip tasarrufa yönelttiği için piyasa kan ağlıyormuş...vay vay vayyyy...iktisat diyorum başka da bişey demiyorum

modern ekonomistler özellikle keynesyen teoriyi benimsemiş iktisatçılar tasarrufa pek sıcak bakmazlar...

nitekim kapitalist sistemin öncüsü olarak kabul edilen amerikan ekonomisi tamamen tüketim modeline dayanan bir ekonomik sistemi benimsemiştir..

güvenin kaybolduğu zamanlarda tasarruflar artar faiz hadleri düşer yatırımlar azalı...

bu kriz 2012 yılına kadar geniş tabanlı ]"U " şeklinde piyasalarda yaşanacaktır..

Alıntı:iktisat diyorum başka da bişey demiyorum

aynen katılıyorum burcu can...Smile
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Ekonomist Görüşleri...
Güngör Uras

Türkiye’de 3 işletmede yılda 12 ton altın üretiliyor




Türkiye’de 2001 yılından bu yana altın üretiliyor. 2001’de yılda 1.4 ton altın üretilirken, 2007 yılı üretimi 8 ton, 2008 yılında 3 maden işletmesindeki altın üretimi 12 ton oldu. 2010’da ise üretime başlayacak yeni işletmelerle yıllık altın üretimi 38 tona çıkacak.
Şimdilerde altının tonu 29 milyon dolardır. Demek ki, 2008 yılında yaklaşık 350 milyon dolar değerinde altın üretildi. Üretilen altınların büyük bölümü, yurtiçinde rafine ediliyor ve İstanbul Altın Borsası’nda satılıyor.
Bugüne kadar altın madeni işletenler üretim sırasında ödedikleri KDV’yi satış sırasında tahakkuk eden KDV’den mahsup edemiyorlar, çıkarılan altını Türkiye’de rafine ettirmeden cevher olarak ihraç ederler ise ihracatta vergi iadesi alabiliyorlardı.
Geçen haftaki tebliğ değişikliğiyle yurtiçi satışlarda da KDV’yi geri alabilme imkanı sağlandı. Cevherin Türkiye’de rafine edilerek altının içeride satışının yolu açıldı.
Alacahöyük kazıları Anadolu’da yıllar önce altın madenlerinin işletildiğini ve kuyumculuk sanatının bulunduğunu ortaya koydu. Lidya Kralı Kresus (Karun), MÖ 630’da Salihli-Sart’daki altın madenlerinden elde edilen altından para basmak amacıyla Ege’de dünyanın ilk rafinerisini ve darphanesini kurmuştu. Böylece Lidya Krallığı, yeryüzünde para kullanan ilk uygarlık olmuştur.

Avrupa’da altın zenginiyiz
Şimdilerde ülkede üretim yapılan altın madeni işletmeleri şunlar:
-Bergama- Ovacık Altın Madeni / Koza Altın / 2001
n Sart Plaser Altın Madeni / Pomzaexport / 2001
- Uşak - Kışladağ Altın Madeni / Tüprag Madencilik / 2006
Yakında üretime geçecek işletmeler ve üretime başlama tarihleri ise şöyle:
- Gümüşhane - Mastra Altın Gümüş Madeni / Koza Altın /2009 Mart
- Erzincan - İliç Altın Madeni / Çukurdere/ Çukurdere Madencilik /2010
- İzmir - Efemçukuru Altın Madeni / Tüprag Madencilik /2010
Türkiye’de potansiyel altın varlığı 6 bin 500 ton olarak belirlenmiş durumda. Bu potansiyelin 700 tonu işletmeye hazır hale getirildi.
Dünyada yılda yaklaşık 2 bin 500 ton altın üretiliyor. En büyük üreticiler her yıl 250 ton dolayında altın üreten Çin, ABD, Güney Afrika ve Avustralya.
Avrupa’da her yıl değişik ülkelerde 25-30 ton altın üretiliyor.
Avrupa ülkeleri arasında en büyük üretici Türkiye. Türkiye’den sonra İsveç ve Bulgaristan geliyor.
2007 yılı verilerine göre dünyada altın talebi en yüksek ülkeler Hindistan, Türkiye, ABD İtalya, ve Çin.
İstanbul Altın Borsası verilerine göre, Türkiye son beş yılda 1108 ton işlenmemiş altın ithal etti. Yani son 5 yıl içinde yıllık ortalama altın ithalatımızın miktarı 222 ton. Dünyada kişi başına en çok altın satın alınan ülke Türkiye. Çünkü Türk halkı için altın vazgeçilmez bir yatırım aracıdır.
Altın ithalatımızın yıllık ortalama faturası ise yaklaşık 6.5 milyar dolar. Hammadde olarak petrol ve doğalgazdan sonra en çok dövizi altın ithalatına ödüyoruz.

Yılda 6.5 milyar dolar ödüyoruz
Kuyumculukta dünyada söz sahibi bir ülkeyiz. İstanbul Kuyumcular Odası’nın verilerine göre, Türkiye’de yaklaşık 150 fabrika ve 2 bin 500 atölyede altın işlemeciliği yapılmakta, yaklaşık 25 bin perakendeci esnaf altından para kazanıyor ve sektörde 250 bin kişi istihdam ediliyor.
Türkiye altın işlemede dünyada ikinci sırada. Birinci sırada Hindistan (700 ton) var. Türkiye’den (300 ton) sonra İtalya, Çin ve Japonya en çok altın işleyen ülkeler.
Türkiye’de Darphane tarafından 2007 yılında sikke basımında kullanılan altın miktarı 62 ton.
Türkiye’nin 2008 yılı işlenmiş altın takı ihracatı 1.5 milyar dolar dolayında.
Şimdilerde 1 gram işlenmemiş altın yaklaşık 28 - 29 dolar değerinde, ihracata yönelik 1 gram işlenmiş ve katma değer yaratılmış altının fiyatı ise 35 - 50 dolar arasında değişiyor.
Dünyada altına önemli bir talep de merkez bankalarından geliyor. Merkez bankalarının rezervlerinde toplam 31 bin ton altın var. En büyük altın rezervi ABD’de (8 bin ton), ABD’yi (Almanya, IMF, Fransa ve İtalya (3’er bin ton dolayında rezervle) izliyor. Türkiye’nin altın rezervi ise 116 ton.
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.