You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Ekonomist Görüşleri...

Ekonomist Görüşleri...

Administrator
Ekonomist Görüşleri...
3 Kasım 2008

Erdal SAĞLAM

Bu zam kötü yönetimin sonucu


BU köşeyi okuyanlar, KİT zamlarına ilişkin olarak mutlaka maliyetlerin fiyata yansıtılması gerektiğini, sübvansiyonların fiyatları çarpıtıp verimsizliği körüklediğini ve ekonomik dengelere hasar verdiği görüşünde olduğumu iyi bilirler.

Hatta zamlarla ilgili olarak "yapılmalı, geciktirilmemeli" dediğimde, çok da tepki almışımdır.

Bunları şunun için hatırlatıyorum ki; hafta sonunda yapılan yüzde 22’lik doğalgaz zammının savunulacak hiçbir yeri yoktur. Çünkü bu zam, geçmişte yapılan ve hala devam eden hataların bir sonucu olarak halka ve üreticiye çıkarılmış çok büyük bir faturadır.

Yapılan bu yüksek zammın, tümüyle dünyada artan doğalgaz fiyatlarına bağlı olarak yapılan bir zam olduğunu söylüyorlar ama doğru değil. Bu zam aynı zamanda Botaş’ın kötü yönetilmesi nedeniyle artan maliyetlerin sonucu çıkan yüksek oranlı bir zamdır.

Botaş kötü yönetildi çünkü hükümet popülizm yapacağım diye yanlış kararlar aldı, Botaş yönetimi de sesini çıkarmayıp, bu yanlış kararları uyguladı.

Botaş doğalgazı dışarıdan alıp içeride satan bir kuruluştur ve doğalgazın iletildiği boru hatlarının da sahibidir. Ticaret yapıp kar yapması beklenen Botaş buna rağmen büyük bir batık içindedir ve açıklarını kapatmak için bankalardan kredi bile alamaz hale gelmiştir.

Bunun nedeni açık: Hükümet 5 yıl boyunca elektriğe zam yaptırmadığı için, Botaş elektrik üreten kuruluşlara sattığı doğalgazın bedelini alamamıştır. Ayrıca yine hükümet Ankara Büyükşehir belediyesi başta olmak üzere, Botaş’ın gazı satıp da alacağını tahsil edemediği belediyelere "kıyak" çektiği için Botaş’ın açığı daha da büyümüştür.

Yani doğalgaz zammının bu kadar yüksek olmasının nedeni; hükümetin popülist uygulamaları sonucu biriken yüktür ve sonunda bu fatura halka ve üreticiye çıkmıştır.

Elektrik zammı için onlarca karar hazırlanmış hepsi Başbakan’dan geri dönmüştür. O dönemde "bunun faturası çok kötü çıkacak" dediğimizde Başbakan yine kızmıştı.

Şimdi "ekonomide gerekenin zamanında yapılması"nın önemini anlıyor mu acaba?

Vergiyle oynanıp zam dengelenebilirdi

BAŞBAKAN IMF ile anlaşma konusunda sürekli olarak "Bizi yüzde 2-3 büyümeye kimse mahkum edemez", "altyapı yatırımlarını da üstyapı yatırımlarını engelleyemezler" diyor. Siz yüzde 60-70 doğalgaz zammı, elektrik zammı yaparsanız, üretiminin en önemli girdisi enerjiyi bu kadar pahalandırırsanız, sanayicilerin üretim gücünü elinden alırsınız. O zaman da zaten büyümeyi kendi elinizle baltalamış olursunuz. Yani bir yandan IMF’e büyümemizi engellemek istiyor o nedenle anlaşamam deyip, öte yandan bu kadar yüksek zam yapılmaz.

Peki, bu kadar yüksek zam yapılmayabilir miydi, bunun teknik bir açıklaması var mı?

Her şeyden önce şunu söyleyelim ki; dünya doğalgaz fiyatları, dünya petrol fiyatlarının peşinden gelir ve petrol fiyatlarındaki artış 6- 9 ay sonra doğalgaz fiyatlarına yansır. Yani şu anda dünya doğalgaz fiyatları yüksek seviyesinde ama Ocak-Şubat gibi düşecek. Bence hükümetin amacı, tam seçim öncesinde doğalgaz fiyatlarını indirip halka şirin görünmek.

Hem dünya fiyatları yüksek, hem kurlar yükseldi, hem alacaklarını tahsil edemeyip

mali yapısı bozuk, o nedenle Botaş’ın zam gereği yüzde 22’yi buluyor.

Halbuki hükümetin bu zam gereğine rağmen vergiyle onayarak bu kadar zam yapılmasını engelleme imkanı vardı. Daha önce elektrikte çok yaptılar; elektrik maliyeti yükselmesine rağmen geçici olarak vergiyi düşürüp zam yapmadan sıkıntılı dönemi geçtiler.

Şimdi aynısını doğalgaz için yapabilirler, vergiyle oynayarak hem dünya fiyatlarının düşeceği dönemi, hem kurların düşebileceği ortamı bekleyip, zammı daha az tutabilirlerdi.

Ama bunun yerine, üretimi durdurmak pahasına yüksek zam yapıp, seçim öncesi indirim yaparak oy toplamayı tercih ettiler. Yani fiyatlarda istikrarı bilerek bozdular...

Küresel kriz döneminde alınacak önlemler asıl böyle önlemlerdir, bazı ülkeler bunu yapıyor.

Bizdekinin adı ise kötü yönetimdir. Daha önce elektriğe, doğalgaza yıllarca zam yapmayıp sonra böyle bir dönemde bu kadar fahiş zamlar yapmanın adı başka bir şey değildir...
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Ekonomist Görüşleri...
3 Kasım 2008

Ercan KUMCU

Normalleşmenin işaretleri


DÜNYA ekonomileri son iki ayda radikal bir biçimde değişti. Enflasyon artık hiç kimsenin kaygısı değil.

Kaygı bambaşka yerlere kaydı. Para piyasalarının çalışması birinci öncelik oldu. Kredi piyasası çalışmaya başlamadan hiçbir ekonomik sorunun çözülemeyeceğini herkes biliyor.

Kredi akışının yeniden başlaması hedefleniyor. Finans piyasalarının kilitlenmesi ve tüketim eğilimlerinin olumsuz yönde değişmesiyle oluşan ekonomik durgunluk ortamından mümkün olduğunca çabuk çıkılması tüm ekonomi politika yapıcılarının birinci hedefi haline geldi. Hedef doğru, ama hedefe ulaşmak ne o denli kolay ne de o denli çabuk olacak.

Önce normalleşme gelecek. Daha sonra ekonomik faaliyetler yeniden artış eğilimine girecek. Ancak bu aşamadan sonra "fiyat istikrarı" yeniden gündeme girecek.

Bu süreç içinde normalleşme ne anlama geliyor?

ŞAŞIRACAK BİR ŞEY YOK

Ekonomik ortamın normalleşmesi ülkeden ülkeye farklı bir anlam taşıyor. Krizin başladığı Amerika’ya bakarsak, normalleşme, para piyasalarının yeniden çalışmaya başlaması ve kredi akışındaki tıkanıklığın aşılması anlamına geliyor. Sürecin birinci aşaması bu. Amerikan Merkez Bankası’nın son iki haftadır yapmaya çalıştığı normalleşme sürecinin ilk aşamasını başlatmak. Karışık sinyaller var. İlk aşamanın başladığını söylemek zor. Ama, iyimser bir yaklaşımla, başlangıca çok yaklaştığımızı söyleyebiliriz.

Normalleşme sürecinin ilk aşamasının başladığını gösterecek en önemli göstergeler bankalar arasında oluşan kısa vadeli faizler (LİBOR) olacaktır. Özellikle üç ay vadeli LİBOR’un Amerikan Merkez Bankası’nın (FED) politika hedefi olan faizlere giderek yaklaşıyor olması bu alanda "iyi haber" olacaktır. Bu yönde iyi haberler geliyor. İyi haber yayıldıkça hisse senedi endeksleri artma eğilimine girecek.

Avrupa’da da benzer eğilimler ekonomik ortamın normalleştiğini gösterecek. Bu ülkeler ekonomik durgunluğun ortasında da olsalar, hisse senetlerinin kararlı bir biçimde artış eğilimine girmiş olması 6-9 ay arasında ekonomik durgunluktan da çıkılabileceğinin işareti olarak alınacak.

Şimdi bu noktadan çok uzaklardayız. Dolayısıyla, merkez bankalarının gelişmiş ülkelerde kısa vadeli faizleri indirmeye devam etmeleri şaşırtmamalı.

NORMALLEŞME

Gelişmekte olan ülkelerde ve Türkiye’de normalleşmenin göstergeleri çok daha farklı. Döviz kurları bu ülkelerde ne büyük gösterge. Gelişmiş ülke ekonomileri normalleşme yoluna girerken, gelişmekte olan ülkelerin paralarının değeri üzerindeki baskılar da azalacaktır.

Örneğin, bugünkü dolar /Euro çapraz kuru baz alınırsa, Türkiye’de dolar kurunun 1.50 YTL civarında olmasını normalleşmenin bir işareti olarak alamayız. Normalleşen küresel bir ortamda, eğer Türkiye kendi kendine saçmalamazsa, dolar kurunun yeniden 1.30 YTL’nin altına inmesi gerekir. Dolayısıyla, döviz kurunun artışına "küresel krizin nimeti" olarak bakmak yanlış olur. Aksine, bu durum bazı şeylerin Türkiye ekonomisinin istikrarı açısından doğru gitmediği anlamına gelir. Bizler için de yeniden dış borçlanmanın göreli olarak kolaylaşması kurlar üzerindeki baskıyı hafifletecektir.

Aynı şekilde, Hazine tahvili faizleri de bir barometredir. Merkez Bankası’nın enflasyon hedefi çerçevesinde Hazine faizlerinin yüzde 18’in üzerinde olması ülke riskinin alışılmışın üzerinde oldukça yüksek olduğu anlamına gelir.

Faizlerin bugünkü düzeylerde kalıp farklı nedenlerle döviz kurunun düşmesine fazla sevinilmemeli. Böyle bir eğilim normalleşme anlamına gelmez. Döviz kurlarındaki düşüş kalıcı değil demektir. Türkiye ekonomisinde normalleşme, döviz kurlarının da, Hazine faizlerinin düşmesiyle anlaşılacaktır. Şimdilik, bu noktadan da uzağız.
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Ekonomist Görüşleri...
3 Kasım 2008

Vahap MUNYAR

’Sema’yı ofis sehpası yapıyor rulo sac 20 saniyede komidin oluyor

[FONT="Times New Roman"]
TUNA Çelik’in kurucusu Turan Tuna’yla geçenlerde gittiğimiz Köln’deki ORGATEC Ofis Mobilyaları Fuarı’nda, Tuna standının hemen yanıbaşında genişçe bir alana kurulmuş Nurus standı vardı.


Standa uğrayıp, Nurus’un Başkan Vekili Renan Gökyay’la konuştum. Gökyay, bir yandan fuarda sergiledikleri yeni ürünleri anlatırken, diğer taraftan küçük ofis komidinlerini işaret edip, fabrikalarının ulaştığı düzeye örnek verdi: "Ankara’daki fabrikamızda bantın bir ucundan giren rulo sac, diğer ucundan 20 saniye sonra ofis komidini olarak çıkıyor."

Standı dolaşırken, ofisler için tasarlanan yeni küçük bir sehpa dikkatimi çekti. Sehpanın alt bölümünde dönen 5-6 kola gazete veya dergi asmak mümkündü.

Sehpayı Nurus için Ömer Ünal-Alper Böler ikilisi tasarlamış, adını da "Sema" koymuşlardı. Nurus standındaki yeni ürünlerin tasarımlarının anlatıldığı dergide, Ünal-Böler ikilisi sehpayı tasarlarken, global krizden etkilendiklerini, kullanıcıya daha ekonomik çözüm sunmayı amaçladıklarını vurgulamıştı.

Ünal-Böler ikilisi, belki de sehpanın alt bölümüne yerleştirdikleri "dönen kol"ları dikkate alıp, adını "Sema" koymayı yeğlemişlerdi. Nitekim bu durumu da dergide açıklamışlardı.

Renan Gökyay, kriz ortamına rağmen, standa özellikle profesyonel alıcıların gösterdiği ilgiden memnundu. Fuar sayesinde yurtdışındaki temsilcilerinin sayısını ikiye katlamayı planlıyordu.

Nurus, 35 milyon dolarlık toplam yatırım bedeline ulaşan iki fabrikadan çıkan ofis mobilyalarının yüzde 30’unu ihraç ederken, önüne bu oranı yüzde 60’a yükseltme hedefi de koymuştu.

Peki Türkiye’yi de belli ölçülerde etkisi altına alan kriz ortamı ofis mobilyaları sektörünü nasıl etkiliyor? 2005-2006’da patlama yaşayan inşaat sektörünün de etkisiyle, ofis mobilyaları pazarındaki büyüme bir ara yüzde 100’ü bile epey aşmıştı.

Gökyay yanıtladı: "Türkiye’de o kadar çok kriz yaşadık ki, artık derimiz krizlere karşı epey kalınlaştı."

Gökyay, tam standdan ayrılırken kulağıma fısıldarcasına bir planını açıkladı: "Mısır ve Hindistan’da üretime dönük yatırım da düşünüyoruz."

Gökyay’la vedalaşırken, Sema adlı sehpaya bir kez daha baktım. Nurus’un iki tasarımcısı Ömer Ünal ile Alper Böler, o sehpanın olası müşterilerine Mevlana felsefesinden yola çıkarak, şu mesajı veriyordu: "Krize karşı bu sehpayı geliştirdik. Alım gücün ne olursa olsun, yine gel. Krizde kendini rahat hissedecek havayı bu sehpada bulacaksın."

Bakalım bu çağrıya kaç müşteri uyacak? Nurus’un "Sema"sı kaç adet satılabilecek?

’Mevduata garanti’ yetkisini yazarken iki ayrıntı unutuldu

BAKANLAR Kurulu’na 2 yıl boyunca mevduat garantisinin sınırlarını çizme yetkisi tanıyan tasarı, büyük olasılıkla bu hafta yasalaşacak... Bu durum, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) yetkilerinin elinden gitmesi anlamına mı gelecek? TMSF’yi yokladım, "Bu kapsamda geniş bir yetkinin bizde bulunması doğru olmazdı" yanıtı aldım.

TMSF aslında şu anda bankalardaki mevduatın yüzde 29’unu sigortalayan bir kurum. Bankalardaki mevduatın yüzde 71’inin hiçbir garantisi yok. Allah korusun bankalardan birinin başına kötü bir şey gelse, mevduatların yüzde 29’unun 50 bin YTL’ye kadar olan bölümü sahiplerine geri dönebilecek. Kalan kısmının akibeti, iflas masasından çıkacak sonuca göre belirlenecek.

Aslında mevcut Bankalar Kanunu’nun 72’nci maddesi Bakanlar Kurulu’na "sistemik risk" şartıyla mevduat garantisinin sınırlarıyla oynama yetkisi veriyor. Bu durumu da Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurumu’nun (BDDK) belirlemesi gerekiyor. BDDK, "sistemik risk var, mevduat garanti sınırı yükselmeli" dediğinde de yine TMSF, Merkez Bankası ile Hazine’den de onay almak durumunda bulunuyor.

"Sistemik risk" algısının yeni sorunlar yaratabileceği dikkate alınınca, Bakanlar Kurulu’nun böyle bir yetkiyi 2 yıllığına peşinen üstlenmesi doğru adım olarak görülüyor.

Bu durumda iş, iki önemli ayrıntının daha çıkacak yasaya eklenmesine kalıyor. Bunlardan birini, "mevduata tam garanti gerekiyor" gibi bir öneriyi, Bakanlar Kurulu’na kimin götüreceği oluşturuyor. Şimdiki haliyle tasarıda "önerenin adresi" bilinmiyor.

Diğeri ise, mevduata tam garanti uygulamaya konulması halinde yükü kimin üstleneceğinde düğümleniyor. TMSF’nin tanımlanmış görevi gereği, "tasarruf mevduatı"nı dikkate alıp, bankadaki mevduatın yüzde 29’unun 50 bin YTL’ye kadar bölümünün garantide olduğunu düşünerek yaptığı kesintilerin toplamı bugün 4 milyar dolara yaklaşıyor.

Kalan yüzde 71’lik mevduat dilimi için ise, yeni kesinti formülünün ortaya konulması gerekiyor. Konunun bu yanı da bankalara "yeni yük" anlamı taşıyor.

Bir tarafta "önerenin adresi", diğer tarafta "420 milyar YTL’lik toplam mevduatın sigorta yükü"... TBMM genel kurulunun eksikleri tamamlaması gerekiyor...


"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Ekonomist Görüşleri...
Yaman Törüner

Çözüm


Dünyanın en büyük “mortgage işleme” sistemlerinden biri olan ve örneğin, Kanada’daki gayrimenkul kredilerinin % 93’ünü işleyen Portellus Şirketinin sahibi John N. Lee’den bir ileti aldım. Lee, iletisinde, bu global kriz sırasında, Kore, Malezya, Tayland gibi Asya ülkelerini ve Avrupa’daki bir çok ülkeyi ziyaret ettiğini; bu ülkelerin çoğunda, bankalararası para alım satımının neredeyse yok olduğunu söylüyor. Lee, bu ülkelerde, bir çok bankanın kendi kendine yetmek durumuyla karşılaştığını; bu nedenle sermayelerinin eridiğini ve bu ülkelerin Hazine’lerine başvurmak zorunda kaldıklarını ifade ediyor. Lee’ye göre, bankaların global piyasadan borç almalarının da zorlaşması veya kesilmesi nedeniyle, likidite krizi gittikçe tırmanıyor. Lee, Türkiye’deki durumun da, muhtemelen benzer olduğunu; Türkiye’de bankaların borç para bulamama durumunun, ülke kredibilitesini de azaltacağını ve giderek Türk Hazine’sinin de bu durumdan etkilenerek, iç borç alamayacağını savunuyor.
Lee’ye, Türkiye’de durumun farklı olduğunu anlattım ve Bankalararası Para ve Döviz Piyasası’nın nasıl işlediğinden bahsettim. Kendisi de, benim iletimi alır almaz, bu sistemin tüm gelişmekte olan, hatta, gelişmiş bir çok ülkede uygulanması gerektiğini ve global krize çözümde çok yardımcı olacağını, bildirdi.

Sistem başka ülkelerde yok
Gerçekten de, Merkez Bankamızda, imrenilecek ve başka ülkelerde olmayan bir sistem var. Bankalar, kime borç verdiklerini veya kimden borç aldıklarını bilmeden, Banka’daki Para ve Döviz Piyasaları’nda alım satım yapıyorlar. Borç veren banka, Türk Lirası’nı veya dövizini doğrudan Merkez Bankası’na ve Merkez Bankası garantisi ile satıyor.
Borç alan banka ise, yine bu Türk Lirası veya dövizi, Merkez Bankası’ndan alıyor. Alınan veya satılan paranın vadesi, bir geceden bir kaç aya kadar olabiliyor. Faizler, tamamen piyasada oluşuyor.
Merkez Bankamız da, bu piyasalarda bizzat kendi parasının koyarak, Türk Lirası veya döviz işlemi yapabiliyor.
Merkez Bankası, son global kriz dalgası sırasında da, bu sistemi çalıştırdı ve bankaların birbirlerine döviz deposu vermelerini sağladı. Bu piyasayı kullanarak kendisi de, döviz kredisi verdi. Sistem, bilgisayar destekli olarak çalışıyor ve hazırda bekliyordu. Ancak, Döviz Depoları Piyasası, bir süredir kullanılmıyordu. Çünkü, döviz ihtiyacı yoktu veya bankalar Merkez Bankası dışında birbirlerine, doğrudan döviz kredisi sağlayabiliyor veya döviz satıyorlardı. Kriz, bu çeşit piyasaların, kullanılmasa bile, varlığının önemini bir kez daha ortaya koydu.
Son uygulamalar, bu kriz sırasında, Merkez Bankası’nın hazırlıklı, ne yaptığını bilen, her tedbirin zamanlamasını ve oranını iyi ayarlayan bir davranış içinde olduğunu gösteriyor. Başkan ve Başkan Yardımcıları’nın zaman zaman medyanın önüne çıkıp, yapılanlar hakkında bilgi vermeleri de çok iyi oldu. Ne de olsa, siyasilerin verdikleri demeçlere fazla güvenilmiyor.
Merkez Bankası, bu krizde iyi bir sınav verdi.
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Ekonomist Görüşleri...
Güngör Uras

Olayların içinden

Gaz zammı BOTAŞ’ın alacağında düğümleniyor, hâlâ bir çare var


[FONT="Times New Roman"]Dünyada yılbaşından bu yana doğalgaz fiyatı yüzde 40 kadar arttı. Bizde toplam zam yüzde 80’i aştı. Zammın amacı BOTAŞ’ı ayakta tutabilmek. Oysa hükümet, zam yapacağına belediyelere bütçeden verdiği parayı BOTAŞ’a aktarabilir


Yılbaşından bu yana elektrik fiyatlarındaki yüzde 60, doğalgaz fiyatlarındaki yüzde 82 oranındaki artış sanayinin de halkın da kaldıramayacağı boyuta geldi.
Dünyanın her ülkesinde, üreticinin ve halkın krizden etkilenmemesi amacıyla hükümetler üretim üzerindeki ve halkın sırtındaki yükleri hafifletmek ve de üretimde maliyetleri kısmak için programlar uygularken bizim hükümet tersini yapıyor. Bırakınız yükü indirmeyi, üreticinin de halkın da sırtına kaldırılamayacak ağırlıkta yük bindirmeyi marifet sanıyor.
Elektrik ve doğalgaz, sanayide de insan yaşamında da olmazsa olmaz...
Tabii ki bu zammı hükümet ve BOTAŞ keyiften değil mecburiyetten yapıyor. Ama zammın nedeni, sadece dünya fiyatlarındaki değişim ile döviz fiyatındaki artış değil. Dünyada doğalgaz fiyatları yüzde 40 dolayında arttı, sonra hafif bir iniş oldu. Üzücü olan, politik yaklaşımın zam oranını büyütmesi.
Zam Türkiye’ye doğalgaz getiren BOTAŞ’ın ayakta kalabilmesi için yapılıyor. Fakat BOTAŞ’ı ayakta kalamaz hale getiren ana neden dünyadaki doğalgaz fiyatlarının ve döviz fiyatının yükselmesi değil ki. BOTAŞ’ı çökerten, kamu kuruluşlarından ve belediyelerden alacağını alamaması.
Başta Ankara Belediyesi olmak üzere, bazı belediyeler ve kamu kuruluşları kullandıkları doğalgazın paralarını ödemedikleri için BOTAŞ’ın 15 milyar YTL alacağı birikti. Hükümet BOTAŞ’ın bu alacağının ödenmesi için tedbir alacak yerde, başta Ankara Belediyesinin borçları olmak üzere, borç silme operasyonlarını başlattı.
Ankara halkı bugüne kadar doğalgaz faturası ödemediği için mi Belediye BOTAŞ’a para ödemiyor? Hayır. Halk doğalgaz faturasını ödüyor. Fakat Belediye bu paraları BOTAŞ’a verecek yerde politik yatırımlar için kullanıyor.

Halk ödüyor
Açık anlatımıyla, Ankara Belediyesi’nin ve de benzeri şekilde doğalgaz paralarını BOTAŞ’a yatırmayan belediyelerin ve kamu kuruluşlarının paraları, doğalgaz zamlarıyla halktan toplanıyor.
Kış ayına girerken halkımız tenceresini kaynatırken, suyunu ve evini ısıtırken doğalgaza geçen yıla göre yüzde 82 daha fazla ödemek zorunda kalacak.
Doğalgaz sadece evde kullanılmıyor ki... Maalesef kullanılan elektriğin yüzde 48’ini doğalgazdan üretiyoruz. Doğalgaz fiyatı arttıkça elektrik fiyatı da artıyor. Elektrik fiyatı yılbaşından bugüne yüzde 60 artmıştı. Şimdiden sonra yeni doğalgaz zammıyla gene artacak.
Bitmedi... Doğalgazın ana kullanıcısı sanayi kesimi. Türkiye’de 49 organize sanayi bölgesindeki sanayi tesisleri ile 213 büyük sanayi tesisi doğalgaz kullanarak üretim yapıyor. 83 özel kuruluş doğalgazdan elektrik üreterek, kullanmadığı miktarı genel şebekeye devrediyor. Açık anlatımıyla, sanayi sektörü de bu zamlarla büyük yük altına giriyor.
Son zam geri alınabilir

Ne yapılabilirdi?
(1) BOTAŞ’ın yaşaması için 15 milyar YTL alacağı, mademki politik yaklaşımlardan, belediyelerin ve kamu kuruluşlarının doğalgaz faturalarını ödememesinden kaynaklanıyor, bu fatura hükümet tarafından (bu kuruluşlar borçlandırılarak) bütçeden karşılanabilirdi. (2) Böylece BOTAŞ’ın alacaklarını kapatmak için büyük ölçüde zam yapma zorunluluğu ortaya çıkmazdı.
Denilebilirdi ki, “Bütçede para yok.” Bütçeden belediyelere ve mahalli idarelere yapılan aktarmalar bir süre geciktirilerek, bu kaynaktan BOTAŞ’a para aktarmak mümkün olabilirdi.
Dikkat buyurunuz. Yüksek doğalgaz zammının ardında, doğalgaz maliyet fiyatının artışı ve döviz kurundaki yükselmeden çok BOTAŞ’ın başta Ankara Belediyesi olmak üzere belediyelerden ve kamu kuruluşlardan alamadığı paraları halktan “fiyata zam yaparak” toplama yanlışı var. Bu yanlış düzeltilebilir.

BOTAŞ’ın alacağı 15 milyar YTL
BOTAŞ’ın resmi verilerine göre, şirketin doğalgaz sattığı kamu ve özel sektörden alacakları 30 Haziran 2008 itibarıyla toplam 6 milyar 648 milyon YTL’yi buluyor.

BOTAŞ’a en çok borcu bulunan kurumların başında Elektrik Üretim A.Ş. (EÜAŞ) ve Hamitabat Elektrik Üretim ve Ticaret A.Ş. (HEAŞ) geliyor. Bu iki kurumun BOTAŞ’a olan toplam borç miktarı, 5 milyar 8 milyon 601 bin 820 YTL.

Borçlu listesinde üç numara Ankara’nın ‘EGO’su. BOTAŞ, daha sonradan adı Başkent Doğalgaz olan şirketten 2007 sonu itibariyle 677 milyon YTL düzeyinde bulunan alacağını tahsil etmek için hisselerine haciz koydurmuştu. Bu arada şirket yeni ismiyle de BOTAŞ’a 105 milyon YTL borçlandı.

BOTAŞ’ın yüksek tutarlı diğer alacakları da şöyle sıralanıyor: 561 milyon 744 bin 825 YTL ile yap işlet devret (YİD) ve yap işlet (Yİ) kuruluşları, 64 milyon 733 bin 58 YTL ile İZGAZ, 58 milyon 546 bin 319 YTL ile İGDAŞ, 22 milyon 348 bin 535 YTL ile TÜGSAŞ...

Son 4 ayda tahsil edilemeyen tutar ve borç faizlerinin eklenmesiyle BOTAŞ’ın toplam alacağının 15 milyar YTL’ye ulaştığı belirtiliyor.
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Ekonomist Görüşleri...
Vahap MUNYAR

’Sema’yı ofis sehpası yapıyor rulo sac 20 saniyede komidin oluyor


[FONT="Times New Roman"]TUNA Çelik’in kurucusu Turan Tuna’yla geçenlerde gittiğimiz Köln’deki ORGATEC Ofis Mobilyaları Fuarı’nda, Tuna standının hemen yanıbaşında genişçe bir alana kurulmuş Nurus standı vardı.


Standa uğrayıp, Nurus’un Başkan Vekili Renan Gökyay’la konuştum. Gökyay, bir yandan fuarda sergiledikleri yeni ürünleri anlatırken, diğer taraftan küçük ofis komidinlerini işaret edip, fabrikalarının ulaştığı düzeye örnek verdi: "Ankara’daki fabrikamızda bantın bir ucundan giren rulo sac, diğer ucundan 20 saniye sonra ofis komidini olarak çıkıyor."

Standı dolaşırken, ofisler için tasarlanan yeni küçük bir sehpa dikkatimi çekti. Sehpanın alt bölümünde dönen 5-6 kola gazete veya dergi asmak mümkündü.

Sehpayı Nurus için Ömer Ünal-Alper Böler ikilisi tasarlamış, adını da "Sema" koymuşlardı. Nurus standındaki yeni ürünlerin tasarımlarının anlatıldığı dergide, Ünal-Böler ikilisi sehpayı tasarlarken, global krizden etkilendiklerini, kullanıcıya daha ekonomik çözüm sunmayı amaçladıklarını vurgulamıştı.

Ünal-Böler ikilisi, belki de sehpanın alt bölümüne yerleştirdikleri "dönen kol"ları dikkate alıp, adını "Sema" koymayı yeğlemişlerdi. Nitekim bu durumu da dergide açıklamışlardı.

Renan Gökyay, kriz ortamına rağmen, standa özellikle profesyonel alıcıların gösterdiği ilgiden memnundu. Fuar sayesinde yurtdışındaki temsilcilerinin sayısını ikiye katlamayı planlıyordu.

Nurus, 35 milyon dolarlık toplam yatırım bedeline ulaşan iki fabrikadan çıkan ofis mobilyalarının yüzde 30’unu ihraç ederken, önüne bu oranı yüzde 60’a yükseltme hedefi de koymuştu.

Peki Türkiye’yi de belli ölçülerde etkisi altına alan kriz ortamı ofis mobilyaları sektörünü nasıl etkiliyor? 2005-2006’da patlama yaşayan inşaat sektörünün de etkisiyle, ofis mobilyaları pazarındaki büyüme bir ara yüzde 100’ü bile epey aşmıştı.

Gökyay yanıtladı: "Türkiye’de o kadar çok kriz yaşadık ki, artık derimiz krizlere karşı epey kalınlaştı."

Gökyay, tam standdan ayrılırken kulağıma fısıldarcasına bir planını açıkladı: "Mısır ve Hindistan’da üretime dönük yatırım da düşünüyoruz."

Gökyay’la vedalaşırken, Sema adlı sehpaya bir kez daha baktım. Nurus’un iki tasarımcısı Ömer Ünal ile Alper Böler, o sehpanın olası müşterilerine Mevlana felsefesinden yola çıkarak, şu mesajı veriyordu: "Krize karşı bu sehpayı geliştirdik. Alım gücün ne olursa olsun, yine gel. Krizde kendini rahat hissedecek havayı bu sehpada bulacaksın."

Bakalım bu çağrıya kaç müşteri uyacak? Nurus’un "Sema"sı kaç adet satılabilecek?

’Mevduata garanti’ yetkisini yazarken iki ayrıntı unutuldu

BAKANLAR Kurulu’na 2 yıl boyunca mevduat garantisinin sınırlarını çizme yetkisi tanıyan tasarı, büyük olasılıkla bu hafta yasalaşacak... Bu durum, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) yetkilerinin elinden gitmesi anlamına mı gelecek? TMSF’yi yokladım, "Bu kapsamda geniş bir yetkinin bizde bulunması doğru olmazdı" yanıtı aldım.

TMSF aslında şu anda bankalardaki mevduatın yüzde 29’unu sigortalayan bir kurum. Bankalardaki mevduatın yüzde 71’inin hiçbir garantisi yok. Allah korusun bankalardan birinin başına kötü bir şey gelse, mevduatların yüzde 29’unun 50 bin YTL’ye kadar olan bölümü sahiplerine geri dönebilecek. Kalan kısmının akibeti, iflas masasından çıkacak sonuca göre belirlenecek.

Aslında mevcut Bankalar Kanunu’nun 72’nci maddesi Bakanlar Kurulu’na "sistemik risk" şartıyla mevduat garantisinin sınırlarıyla oynama yetkisi veriyor. Bu durumu da Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurumu’nun (BDDK) belirlemesi gerekiyor. BDDK, "sistemik risk var, mevduat garanti sınırı yükselmeli" dediğinde de yine TMSF, Merkez Bankası ile Hazine’den de onay almak durumunda bulunuyor.

"Sistemik risk" algısının yeni sorunlar yaratabileceği dikkate alınınca, Bakanlar Kurulu’nun böyle bir yetkiyi 2 yıllığına peşinen üstlenmesi doğru adım olarak görülüyor.

Bu durumda iş, iki önemli ayrıntının daha çıkacak yasaya eklenmesine kalıyor. Bunlardan birini, "mevduata tam garanti gerekiyor" gibi bir öneriyi, Bakanlar Kurulu’na kimin götüreceği oluşturuyor. Şimdiki haliyle tasarıda "önerenin adresi" bilinmiyor.

Diğeri ise, mevduata tam garanti uygulamaya konulması halinde yükü kimin üstleneceğinde düğümleniyor. TMSF’nin tanımlanmış görevi gereği, "tasarruf mevduatı"nı dikkate alıp, bankadaki mevduatın yüzde 29’unun 50 bin YTL’ye kadar bölümünün garantide olduğunu düşünerek yaptığı kesintilerin toplamı bugün 4 milyar dolara yaklaşıyor.

Kalan yüzde 71’lik mevduat dilimi için ise, yeni kesinti formülünün ortaya konulması gerekiyor. Konunun bu yanı da bankalara "yeni yük" anlamı taşıyor.

Bir tarafta "önerenin adresi", diğer tarafta "420 milyar YTL’lik toplam mevduatın sigorta yükü"... TBMM genel kurulunun eksikleri tamamlaması gerekiyor...
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Ekonomist Görüşleri...
3 Kasım 2008

Erdal SAĞLAM

Bu zam kötü yönetimin sonucu


BU köşeyi okuyanlar, KİT zamlarına ilişkin olarak mutlaka maliyetlerin fiyata yansıtılması gerektiğini, sübvansiyonların fiyatları çarpıtıp verimsizliği körüklediğini ve ekonomik dengelere hasar verdiği görüşünde olduğumu iyi bilirler.

Hatta zamlarla ilgili olarak "yapılmalı, geciktirilmemeli" dediğimde, çok da tepki almışımdır.

Bunları şunun için hatırlatıyorum ki; hafta sonunda yapılan yüzde 22’lik doğalgaz zammının savunulacak hiçbir yeri yoktur. Çünkü bu zam, geçmişte yapılan ve hala devam eden hataların bir sonucu olarak halka ve üreticiye çıkarılmış çok büyük bir faturadır.

Yapılan bu yüksek zammın, tümüyle dünyada artan doğalgaz fiyatlarına bağlı olarak yapılan bir zam olduğunu söylüyorlar ama doğru değil. Bu zam aynı zamanda Botaş’ın kötü yönetilmesi nedeniyle artan maliyetlerin sonucu çıkan yüksek oranlı bir zamdır.

Botaş kötü yönetildi çünkü hükümet popülizm yapacağım diye yanlış kararlar aldı, Botaş yönetimi de sesini çıkarmayıp, bu yanlış kararları uyguladı.

Botaş doğalgazı dışarıdan alıp içeride satan bir kuruluştur ve doğalgazın iletildiği boru hatlarının da sahibidir. Ticaret yapıp kar yapması beklenen Botaş buna rağmen büyük bir batık içindedir ve açıklarını kapatmak için bankalardan kredi bile alamaz hale gelmiştir.

Bunun nedeni açık: Hükümet 5 yıl boyunca elektriğe zam yaptırmadığı için, Botaş elektrik üreten kuruluşlara sattığı doğalgazın bedelini alamamıştır. Ayrıca yine hükümet Ankara Büyükşehir belediyesi başta olmak üzere, Botaş’ın gazı satıp da alacağını tahsil edemediği belediyelere "kıyak" çektiği için Botaş’ın açığı daha da büyümüştür.

Yani doğalgaz zammının bu kadar yüksek olmasının nedeni; hükümetin popülist uygulamaları sonucu biriken yüktür ve sonunda bu fatura halka ve üreticiye çıkmıştır.

Elektrik zammı için onlarca karar hazırlanmış hepsi Başbakan’dan geri dönmüştür. O dönemde "bunun faturası çok kötü çıkacak" dediğimizde Başbakan yine kızmıştı.

Şimdi "ekonomide gerekenin zamanında yapılması"nın önemini anlıyor mu acaba?

Vergiyle oynanıp zam dengelenebilirdi

BAŞBAKAN IMF ile anlaşma konusunda sürekli olarak "Bizi yüzde 2-3 büyümeye kimse mahkum edemez", "altyapı yatırımlarını da üstyapı yatırımlarını engelleyemezler" diyor. Siz yüzde 60-70 doğalgaz zammı, elektrik zammı yaparsanız, üretiminin en önemli girdisi enerjiyi bu kadar pahalandırırsanız, sanayicilerin üretim gücünü elinden alırsınız. O zaman da zaten büyümeyi kendi elinizle baltalamış olursunuz. Yani bir yandan IMF’e büyümemizi engellemek istiyor o nedenle anlaşamam deyip, öte yandan bu kadar yüksek zam yapılmaz.

Peki, bu kadar yüksek zam yapılmayabilir miydi, bunun teknik bir açıklaması var mı?

Her şeyden önce şunu söyleyelim ki; dünya doğalgaz fiyatları, dünya petrol fiyatlarının peşinden gelir ve petrol fiyatlarındaki artış 6- 9 ay sonra doğalgaz fiyatlarına yansır. Yani şu anda dünya doğalgaz fiyatları yüksek seviyesinde ama Ocak-Şubat gibi düşecek. Bence hükümetin amacı, tam seçim öncesinde doğalgaz fiyatlarını indirip halka şirin görünmek.

Hem dünya fiyatları yüksek, hem kurlar yükseldi, hem alacaklarını tahsil edemeyip

mali yapısı bozuk, o nedenle Botaş’ın zam gereği yüzde 22’yi buluyor.

Halbuki hükümetin bu zam gereğine rağmen vergiyle onayarak bu kadar zam yapılmasını engelleme imkanı vardı. Daha önce elektrikte çok yaptılar; elektrik maliyeti yükselmesine rağmen geçici olarak vergiyi düşürüp zam yapmadan sıkıntılı dönemi geçtiler.

Şimdi aynısını doğalgaz için yapabilirler, vergiyle oynayarak hem dünya fiyatlarının düşeceği dönemi, hem kurların düşebileceği ortamı bekleyip, zammı daha az tutabilirlerdi.

Ama bunun yerine, üretimi durdurmak pahasına yüksek zam yapıp, seçim öncesi indirim yaparak oy toplamayı tercih ettiler. Yani fiyatlarda istikrarı bilerek bozdular...

Küresel kriz döneminde alınacak önlemler asıl böyle önlemlerdir, bazı ülkeler bunu yapıyor.

Bizdekinin adı ise kötü yönetimdir. Daha önce elektriğe, doğalgaza yıllarca zam yapmayıp sonra böyle bir dönemde bu kadar fahiş zamlar yapmanın adı başka bir şey değildir...
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.