You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Ekonomist Görüşleri...

Ekonomist Görüşleri...

Administrator
Ekonomist Görüşleri...
Ercan KUMCU

Enflasyon hedeflemesi rafa mı kalkıyor


PARA politikasının yönlendirilmesinde "enflasyon hedeflemesi" kurallarının benimsenmesiyle Merkez Bankası itibarını ortaya koydu. Ama, bu politikanın başarılı olması yalnızca Merkez Bankası’nın yapacaklarıyla olmuyor.

2006 yılında Merkez Bankası açık enflasyon hedeflemesine geçti. Söylendiğine göre, 2002 yılından bu yana örtülü enflasyon hedeflemesi yapılıyordu. Keşke, örtülü hedeflemeye devam edilseydi. Çünkü, o dönemde gelişmeler hedeflenenden de daha iyiydi. Açık hedeflemeye geçildi. İşler karıştı. Bu arada, Merkez Bankası itibar yitiriyor.

SİMETRİK OLMAYAN FİYATLAMA

2006 yılının ortasında, gelişmekte olan ülkelere yönelik yabancı yatırımcıların risk iştahının kaçması enflasyon görünümünü de bozdu. Türkiye döviz kurlarının fırlamasına bir süre izin verdi. Kur artışlarından enflasyona geçişin tahminlerin ötesinde olduğu anlaşıldı. Beklentiler bozuldu. Tek haneli rakamlara düşen enflasyon çift hanelerde takıldı.

Merkez Bankası zor bir karar aldı. Enflasyon hedefini komik düzeylerde tutarak daha fazla itibar yitirmek yerine, enflasyon hedefini değiştirerek yeniden itibar kazanma sürecine girmeyi tercih etti. Doğru da yaptı. Ama, şimdi yeni zorluklarla karşı karşıya.

Zorlukların birincisi dış piyasalardan geldi. Gelişmiş ülkelerdeki çalkantılar hem mal-hizmetler piyasaları hem de finans piyasaları yoluyla gelişmekte olan ülkeleri de vurmaya başladı. Türkiye’de de döviz kurları fırladı. Döviz kurlarındaki artışların enflasyon üzerine olumsuz etkilerini bir süre çekeceğiz. Ekim ayında daha bir şey görmedik.

Ama, Merkez Bankası açısından asıl zorluk yurtdışından değil, yurtiçinden geliyor. Petrol ve hammadde fiyatları hızla düştü. Örneğin, petrolün varili 140 dolar civarından 60 dolara kadar indi. Petrolün fiyatı dünya piyasalarında yarı yarıdan fazla düştüğü halde, Türkiye’de petrol ürünlerindeki tüketicilere yansıtılan fiyat düşüşü yüzde 12’ye dahi gelmedi. Bu durumun kur artışları ile dahi açıklaması zor.

O takdirde, ortaya ilginç bir tablo çıkıyor. Enflasyonun aleyhine olan gelişmeler olduğu gibi fiyatlara yansıtılırken, enflasyonun lehine olabilecek gelişmelerin fiyatlara yansıması önleniyor. Bu durumda, kurların artışından dolayı enflasyondaki artış eğilimi dünyada enerji maliyetlerindeki düşüşlerle dengelenemiyor.

ADI KONMAMIŞ VERGİ

Sorun burada da bitmiyor. Doğal gaza geçenlerde yüzde 20’nin üzerinde yapılan zam da enflasyon için iyi haber değil. Dünden bugüne, doğal gaz ya da elektrik zamlarının neden gerektiği konusunda çeşitli bahaneler bulunabilir. Ama, galiba, çok daha önemli bir sorunla karşı karşıyayız. Kamu sektöründe artan verimsizliklerle ya da kamu sektöründeki verimlilik artışlarının yeterli olmamasıyla, kamu sektöründe fiyatlandırma adı konulmamış vergilendirme şeklini alıyor.

Küresel krizin yansımalarıyla Türkiye ekonomisinin de yavaşlayabileceği olasılığına karşı devlet harcamalarının artırılması planları da enflasyon hedeflemesi politikasıyla uyuşmuyor. Kamu finansmanında bozulma ve bu bozulmanın önüne geçmeye yönelik gizli ya da açıktan vergi artışları enflasyon görünümünü kısa dönemde en az kurlardaki oynaklıklar kadar olumsuz etkileyebilecektir.

"Ekonomide yangın var, ne enflasyonu!" diyenler de elbette olacaktır. O takdirde, açık enflasyon hedeflemesi politikasının rafa kalkması zamanı gelmiş demektir. Çünkü, bu yaklaşımlarla Merkez Bankası’nın ekonomik birimlerin enflasyon beklentilerini yönlendirebilmesi mümkün değildir.
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Ekonomist Görüşleri...
Şükrü KIZILOT

Zam dalgası vergiye sıçradı


[FONT="Times New Roman"]EKİM ayı enflasyon oranlarının açıklanmasıyla birlikte, yeniden değerleme oranı ve 2009 yılına ait bazı vergiler de belli oldu. Başta motorlu taşıt olmak üzere, bazı vergiler yüzde 12 düzeyinde belirlenen yeniden değerleme oranı kadar artacak.

MOTORLU TAŞITLAR VERGİSİ

Yaklaşık 13 milyon kişiyi ilgilendiren, 2009 yılı motorlu taşıtlar vergisinin yeni tutarı belli oldu. Buna göre, 1-3 yaş arasındaki otomobillerin, en düşük vergisi 393 YTL, en yüksek vergisi de 14.220 YTL olacak. Motorlu taşıtlar vergisinin birinci taksiti Ocak 2009’da, ikincisi de temmuz 2009’da ödenecek.

Binek otomobil ve jeeplerin, 2009 yılı motorlu taşıtlar vergileri tabloda gösterilmiştir.

EMLAK VERGİSİ

Ev, dükkan, mağaza, büro, arsa ve arazi sahibi yaklaşık 20 milyon vatandaşı ilgilendiren, 2009 yılı Emlak Vergisi artışı belli oldu.

Buna göre, 2009 yılında ödenecek emlak vergisi, yeniden değerleme oranının yarısı kadar yani yüzde 6 oranında artacak. Ancak Bakanlar Kurulu’nun, artış oranını yüzde 12’ye yükseltme yetkisi de var. Emlak vergisinin yanı sıra bu verginin yüzde 10’u oranında ayrıca alınan "Taşınmaz Kültür Varlıklarının Korunmasına Katkı Payı"da, aynı oranda artmış olacak.

Buna göre, emlak vergisi değeri 300 bin YTL olan İstanbul’daki bir evin emlak vergisi asgari değeri, 2009 yılında 318 bin YTL, emlak vergisi de binde 2 oranına göre 636 YTL olacak. Bu verginin yüzde 10’u oranında yani 63,60 YTL de Taşınmaz Kültür Varlıklarının Korunmasına Katkı Payı ödenecek. Örneğimizdeki evin büro olarak kullanılması durumunda, emlak vergisi oranı binde 4 olarak uygulanacak.

Emlak Vergisinin birinci taksiti Mart-Mayıs 2009’da, ikinci taksiti de Kasım 2009’da ödenecek.

ÇEVRE TEMİZLİK VERGİSİ

Halk arasında, "Çöp Vergisi" olarak adlandırılan ve konutlarda tüketilen suyun, her metreküpü için Büyükşehirlerde 18 Yeni Kuruş olarak alınan Çevre Temizlik Vergisi, 2009 yılında 20 Yeni Kuruş olarak uygulanacak ve su bedeli ile birlikte tahsil edilecek. Diğer yerlerde 15 Yeni Kuruş olan da 17 Yeni Kuruş olarak uygulanacak.

İşyerlerine ve diğer binalara ait 7 grup ve 5 derece olarak belirlenen ve en düşüğü 12 YTL, en yükseği de 1.400 YTL olan Çevre Temizlik Vergisi de 2009’da yüzde 12 oranında artacak.

İşyerleri ve diğer binalara ait Çevre Temizlik Vergisi, Mart-Mayıs ve Kasım 2009’da iki taksit halinde ödenecek.

Vergi numarası kullanmamak 660 YTL’ye mal olacak

YENİDEN değerleme oranının yüzde 12 olarak belirlenmesinin ardından,

Maliye’nin istediği bilgileri vermeyenlere 358 YTL ile 1668 YTL arasında

Vergi kimlik numarası kullanılmaması durumunda 760 YTL

Maliyecilerin ikazına rağmen aracını durdurmayanlara 560 YTL

Muhasebe standartlarına uymayanlara 3 bin 580 YTL

özel usulsüzlük cezası kesilecek.

Defter tutmayan, defterleri usulsüz noksan ve karışık olan, beyanname vermeyen; sermaye şirketlerine 178 YTL, birinci sınıf tüccarlara ve serbest meslek erbabına 112 YTL, ikinci sınıf tüccarlara 56 YTL iki kat "birinci derece usulsüzlük cezası" kesilecek. Ayrıca olay takdir komisyonuna intikal ettirilecek. Komisyonca, resen takdir yolu ile belirlenen matrah üzerinden hem "vergi" hem de "vergi ziyaı" cezası kesilecek.

Bakanlar Kurulu, ayrı cezalar belirlemediği takdirde, 2009 yılı vergi cezaları yukarıdaki gibi olacak.

Pasaport ve ehliyet harcı yüzde 12 artıyor

2009 yılı pasaport harçları da yüzde 12 oranında artırılacak. 2009 yılı pasaport harçları tabloda gösterilmiştir.

2009 yılında uygulanacak dava, ehliyet, diploma, silah taşıma ve bulundurma, işyeri açma ve özel okul ve dershanelerden (her yıl), noter harçları yüzde 12 oranında artacak.

Kapalı alanlarda sigara içenlere uygulanacak para cezası da 62 YTL’den 69 YTL’ye yükseliyor.

Vergi cezaları da yükseliyor, fiş kesmeyen 166 YTL ödeyecek

YENİDEN değerleme oranı netleşince, 2009 yılında uygulanacak, yeni vergi cezaları da belli oldu.

Buna göre, fatura ya da fiş düzenlemeyen bir esnafa, tüccara ya da şirkete, 166 YTL’den 76 bin YTL’ye kadar ceza kesilebilecek. Aynı ceza doktor ve avukatlara da uygulanabilecek. Satıcıdan fiş, fatura ya da doktordan makbuz almayanlara da ceza kesilebilecek.

FİŞ KESME SINIRI 670 YTL

1 Ocak 2009 tarihinden itibaren, 2008’de 600 YTL olan fiş kesme sınırı, 670 YTL’ye yükseltiliyor. Bakanlar Kurulu, yetkisini kullandığı takdirde, bu tutar daha farklı olabilecek.

Buna göre, 2009’da, 670 YTL’yi aşan mal satışı ya da hizmet nedeniyle, müşteri istemese dahi fatura düzenlenmesi gerekiyor.

FATURA VERMEYENLER

Fatura düzenlemeyen esnaf, sanatkár, tüccar ya da şirketlere; faturaya yazılması gereken tutarın yüzde 10’u oranında "özel usulsüzlük" cezası kesilecek. Ancak bu cezanın tutarı, düzenlenmeyen her fatura için 166 YTL’den aşağı olamayacak. Örneğin; 40 bin YTL’lik satışa fatura düzenlemeyene, 4.000 YTL ceza kesilecek. Ancak 2009 yılı içinde, fatura düzenlemeyen bir mükellefe kesilecek toplam ceza tutarı 76 bin YTL’yi aşamayacak.

FATURA ALMAYANA DA CEZA

Fatura vermeyene olduğu gibi, almayana da ceza var. 2008 yılında; birinci ve ikinci sınıf tüccarların (yani şirketlerle, işletme ya da bilanço esasına göre defter tutan gelir vergisi mükelleflerinin) ve serbest meslek erbabının (yani avukat, doktor, mimar, muhasebeci ve mali müşavirlerin) satın aldıkları mal ya da hizmetler için, tutarı 670 YTL’nin altında dahi olsa, fatura almaları gerekiyor.

Almadıkları takdirde, satıcıya kesilen "özel usulsüzlük cezası"nın aynısı, bunlara da kesilecek.

Sadece "tüketici"durumunda olanlara, fatura almadıkları takdirde 33 YTL 20 Yeni Kuruş özel usulsüzlük cezası kesilecek.

FİŞ KESMEYENE 166 YTL

1 Ocak 2009’dan itibaren; yazar kasa fişi ve perakende satış fişi düzenlemeyenlere, sinema, konser salonu ve tiyatro gibi eğlence yerlerinde; giriş bileti kesmeyenlere ya da taşımacılık yapıp da yolcu bileti düzenlemeyenlere, düzenlemedikleri her belge için 166 YTL "özel usulsüzlük cezası" kesilecek.

Örneğin 2 YTL’lik sandviçe ya da 25 Yeni Kuruşluk sakıza fiş kesmeyen esnaf, her fiş için 166 YTL ceza ödeyecek.

Bu belgeleri almayanlar da unutulmadı. Onlara da, bu durumun tespiti halinde, örneğin 25 Yeni Kuruşluk sakıza fiş almayana da, 33 YTL 20 YKr özel usulsüzlük cezası kesilecek.

İRSALİYE CEZASI

Sevk irsaliyesi, taşıma irsaliyesi, yolcu listesi ve günlük müşteri listesi düzenlemeyen, kullanmayan ve bulundurmayanlara, her bir belge için 166 YTL (örneğin 20 irsaliye düzenlemeyene 3.320 YTL) özel usulsüzlük cezası kesilecek.

DOKTORLARA DA CEZA VAR

Doktorlar da, hastadan tahsil ettikleri "muayene bedeli" ya da başka ad altında aldıkları paralar için, anında "serbest meslek makbuzu" düzenlemek zorundalar.

Aksi halde, doktorun vermediği her makbuz için en az 166 YTL özel usulsüzlük cezası kesilecek. Makbuz almayan hastaya da 33 YTL 20 YKr, özel usulsüzlük cezası kesilecek. Makbuz vermeyen doktora kesilecek ceza, 2009 yılında 76 bin YTL’yi geçemeyecek.

2009’da mirasçı başına 107.6 bin YTL vergi dışı

ÖLÜM halinde, mirasçıların vergi durumu 2009 yılı için değişti. 2008 yılında mirasçı başına uygulanan 96 bin 075 YTL’lik istisna, 2009 yılı için yeniden değerleme oranına göre yüzde 12 arttı ve 107.604 YTL oldu.

Buna göre, evli iki çocuklu olan birisi 2009 yılında öldüğünde, bıraktığı mirasın (borçlar düşüldükten sonraki) değeri 260 bin YTL ise, mirasın 2/8’i (65.000 YTL’si) eşine, 3/8’i (97.500 YTL’si) bir çocuğuna, 3/8’i de diğer çocuğuna intikal edecek. Mirasçılar, sadece beyanname verecekler ancak her biri 107,604 YTL’lik istisnadan yararlanacak ve vergi ödemeyecekler.

Veraset ve İntikal Vergisi’nin kaldırılması ile ilgili tasarının yasalaşması halinde, 2009 yılından itibaren ölüm halinde veraset ve intikal vergisi alınmayacak. Bağışlar ise Gelir Vergisine tabi tutulacak.
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Ekonomist Görüşleri...
Ege CANSEN

Fenerden fenere gemi götürmek


[FONT="Times New Roman"]FAHRİ Korutürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin 6. Cumhurbaşkanı olarak görev yapmış bir amiraldi. TV’de kendisiyle yapılan bir söyleşiyi izlemiştim. "Kaptanlık, bizim zamanımızda fenerden fenere gemi götürmekti" diye bir tanım yapmıştı.

Türkiye’de resmi iktisatçılığın bir tanımı yapılmak gerekse herhalde "ülke ekonomisini, bir devalüasyondan, diğer devalüasyona götürmek" ifadesi tam otururdu. Ülkemizin ekonomi tarihi, devalüasyonlar tarihidir. 1946, 1958, 1971, 1979, 1980, 1994, 2001, 2006 ve 2008 yıllarında devalüasyonlar olmuştur. Devalüasyonlarla, kur dalgalanmalarını birbirine karıştırmamak gerekir. Para da netice itibariyle bir ****dır. Onun da fiyatı yani başka para birimlerine dönüştürme oranı, zaman içinde ve gerektikçe dalgalanır. Bu oynamalar, fiyat mekanizmasının para birimleri için de geçerli olduğunu gösterir. Kur oynamalarına, enflasyonları aşağı yukarı birbirine denk ülkelerin para birimleri arasında da rastlanır. Her kur hareketinin öznel koşulları vardır. Ama değişmeyen bir gerçek vardır. Revalüe olmamış para, devalüe olmaz. Yani aşırı değerlenmemiş para birimi, değerini aniden önemli bir oranda kaybetmez.

* * *

Merkez Bankası çevresini oluşturan önceki ve şimdiki resmi iktisatçılar, herhalde bu ülkenin devalüasyon krizlerine girmesini istemiyordur. O zaman akla şu soru geliyor. Hangi tehlikeden kaçarken, bu ülke devalüasyon tuzağına düşürülüyor? Buradaki ödünleşme ne? Akla iki sebep geliyor. Birincisi, enflasyonu dizginlemek için döviz fiyatlarının artmaması gerektiğine inanılıyordur. Yani enflasyonla mücadelede daima bir tür "kur çapası" kullanılıyordur. İkincisi, başka milletlerin tasarruflarını ülkemize çekemezsek, milli geliri yeterince hızlı arttıramayız deniyordur. Bu sadece resmi iktisatçıların değil, hemen herkesin abonesi olduğu batıl bir inançtır. Bu sebepten, ülkeye döviz girmesi için yapılan her şey mubah addedilir. Bu yüzden artan döviz arzı, kurları bastırır. Yani, Türk Lirası’nı "iki devalüasyon arasında" hep değerlenir. Üçüncü husus da milli gelirin dolarla ifadesinde, her devalüasyondan sonra, yalancıktan da olsa büyük bir artış olur. Bu da böbürlenme düşkünü siyasileri çok mutlu eder.

* * *

Şimdi denecek ki; hem enflasyonun inmesi, hem de ülkeye yabancı para gelip, büyüme hızının artması kötü bir şey mi? Mademki Türk Lirası’nın değerlenmesi bu iki güzel sonucu sağlıyor, niçin bunu tersi yapılsın? Aslında cevap ortadadır. Bu politika sürdürülemez bir "cari açık" yaratıyor. Ardından da devalüasyon krizi geliyor. Yani az gidip çok gidiliyor, ama gerçek istikrar sağlanamıyor. Enflasyon bir türlü kalıcı olarak düşmüyor. Daha da kötüsü, milli gelir artış hızı, uzun vadede bir türlü istenilen düzeye çıkmıyor.

SON SÖZ: Cari açık bir riskse, cari açık büyütmek çare olamaz.
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Ekonomist Görüşleri...
ŞELALE KADAK..

Yol haritası değişenler Turquality ile tasarım yolculuğunda
Dün başkanını seçmiş olan ABD'den başlayarak yeni bir dünya düzeni kuruluyor aslında.
Yeni düzende sanıyorum ki artık verimsizliğe yer olmayacak. En iyi servisi veren, üretimi yapan, markasını en iyi sunanlar kazanacak.
Hal böyle olunca sanıyorum Dış Ticaret Müsteşarlığı'nın üzerinde tam 4 yıldır çalıştığı Turquality de daha bir önem kazanacak. Turquality projesinin bugünlere getiren Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in ekibinin lideri İhracat Genel Müdür Yardımcısı Ziya Altunyaldız'la sohbet ettik.
Turquality başlangıçta çok eleştirilmişti. Kaliteli Türk mallarının dünyayla tanışmasına aracılık adecek proje bizzat Tüzmen'in eseriydi ve eleştiriler de bütün sektörlere açık olması gereken projede hazır giyimin çok öneme çıkması üzerinde toplanmıştı.
Her ne kadar o dönem Tüzmen ve ekibi pilot olarak hazır giyimden başladıklarını, çünkü sektörlerin de kendilerinin de daha hazır olmadığını dile getirdilerse de kamuoyunu ikna edememişlerdi. Açıkçası ben de Turquality konusunda hedefe uygun bir çalışmanın yapılmadığı görüşündeydim.

Dönüşüm projesi
Ancak Altunyaldız'la görüştükten sonra fikrim değişti. Daha doğrusu değişen sadece benim fikrim değildi, gördüğüm Turquality projesinin de tamamen değiştiğiydi. Daha doğrusu belki baştan yapılmak istenen de oydu ama başka yollara sapılmıştı, şimdi gördüğüm gerçek anlamda bir 'dönüşüm projesi' ydi.
Hani hep denir ama lafta kalır ya bu defa öyle değil. Şirketler yurtdışına açılırken hep devleti arkalarında hissetmek ister ve bu pek de mümkün olmazdı.
Bu kez öyle değil. Hakikaten Dış Ticaret Müsteşarlığı kanalıyla devlet, Türk şirketlerinin marka yaratmakta, tasarımı her şeyin ön ünde tutmak konusunda istedikleri bütün desteği vermeye çalışıyor. Bu destek öyle parayla verilen bir destek de değil . Netice itibariyle Turquality için bugüne kadar ayrılan toplam bütçe 118 milyon YTL ! Bence çok az ama baktım Ziya Altunyaldız, 'Önemli değil. Yani önemli ama biz maddi destekten ziyade bilgi anlamında inanılmaz destek veriyoruz şirketlere' diyerek konuyu maddiyattan uzaklaştırıyor.
Nasıl mı? Turquailty projesine katılan şirketlerin tamamı stratejik iş planlarını değiştirmişler. Altunyaldız aslında kiminin 5-10 yıllık bir planı dahi olmadığını söylüyor. Ama mesela Beko gibi güçlü markalar dahi planlarında proje kapsamında yenilikler yapmışlar. Rekabetçiliği ön plana almışlar. Firmaların stratejik yol haritaları çıkarmaları bile başlı başına bir olay. Üstelik düşünün şirketler proje kapsamına girmeye çalışıp da kriterleri yerine getiremeyince Dış Ticaret Müsteşarlığı tarafından zorlanıyor, 'gidin şunları şunları da düzeltin, öyle gelin' diye.
Altunyaldız, Sabancı ve Koç Üniversiteleri ile işribliğine de giderek bugüne kadar 300'ün üzerinde üst düzey şirket yöneticisini eğittiklerini söylüyor. 'Hiçbir sistem insan kaynakları olmadan çalışamaz' görüşünü savunan Altunyaldız, reel sektörü kopya eden değil özgün ürün tasarlayan kişileri ön plana çıkarması için adeta zorluyor.

Design Turkey
Turquality altında hoşuma giden güzel bir iş daha var. Design Turkey Endüstriyel Tasarım Ödülleri ki geçen haftaya kadar Antrepo'da ürünler sergilendi. DTM'nin öncülüğündeki bu yarışmaya 400'ün üzerindeki tasarımcıyla müthiş bir katılım olmuş. Şirketlerin yaratıcı olmaya zorlanması sanırım yeni dünya düzeninde çok daha işe yarayacak.
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Ekonomist Görüşleri...
[COLOR="red"]Metin Münir

Bugüne kadar ben uyuyamıyordum...


Doğalgaz fiyatlarındaki artışa şoke oldunuzsa size vereceğim haber iyi değil.
Şoke olmaya devam edeceksiniz.
Hükümet, petrol, doğalgaz ve kısmen bunlara bağlı olan elektrikte uyguladığı fiyatlandırma politikasında radikal bir değişiklik yaptı. Eski politika, maliyet ne olursa olsun fiyatları sabit tutma politikasıydı. Yeni politika maliyet ne olursa olsun bunu fiyatlara yansıtma politikasıdır.
AKP döneminde elektrik fiyatları 60 ay, doğalgaz fiyatları 16 ay sabit tutuldu. “2002’den itibaren enerji fiyatlarını minimumda tutma politikası uyguladılar” diye anlattı bir uzman.
“Paçal maliyeti düşürmek için kamu santrallarında üretimi artırdılar. Bir süre sonra yeni yatırım yapılmaz oldu. İyi fiyat sinyalleri vermezseniz yatırım çekemezsiniz. Yeni üretim yapılmayınca tüketim karşılanamadı. Kur kurtarıyordu ama dolar değer kazanınca o kapı da kapandı.
Bıçak kemiğe dayandı. Maliye sıkıştı. IMF baskı yapmaya başladı. Kaçacak yerleri kalmadı.”

Hamdolsun, iyi yönetiliyoruz
Nasrettin Hoca tarzı bu alışveriş sonsuza kadar sürdürülemezdi. Çünkü yapılmayan her zam sübvansiyon olarak maliyenin sırtına yük oluyor, boru hatlarını çalıştıran BOTAŞ’ı iflasa sürüklüyordu.
Geçtiğimiz ocak ayında, Yüksek Planlama Kurulu enerji KİT’lerinin, yani kamu kurumlarının temmuzdan itibaren “maliyet bazlı fiyat uygulaması”na geçmesine karar verdi. Hükümet, bir anlamda, halka, fıkrada borcunu ödemekten aciz adamın alacaklısına dediği gibi, “Bugüne kadar ben uyuyamıyordum, artık sen uyuyamayacaksın” dedi.
Özetle: Artık petrol, doğalgaz ve elektriğin maliyetinde olan artışlar muhtemelen her ay faturanıza yansıyacak.
Keşke, diyor insan, zam şoke edici bir büyüklükte yapılacağına yedire yedire ve tedrici olarak yapılsaydı. Ama bu, Ankara idare tarzına pek uymuyor.
Dün konuştuğum bir uzmanın sözleriyle, “Maliyetlerin arttığı ve artacağı (zira gaz fiyatları petrol fiyatlarını 6-9 ay geriden takip eder) bilinmesine rağmen zamlar son anda toplu olarak yapılıyor. Hamdolsun, iyi yönetiliyoruz.”

Yanlış olan şok tarzıdır
“Petrol fiyatları düşüyor, neden fiyatlar aşağı gideceğine yukarı çıkıyor?” diye soruyorsanız, açıklaması şöyle: Eğer petrolün varili 170 dolardan 60 dolara inerse 60 dolarlık petrolü 6-9 ay sonra almaya başlarsınız. Bunun nedeni de petrol tedarik kontratlarının uzun vadeli yapılmasıdır.
Ama 6-9 ay sonra fiyatlar inecek, diye boşuna ümitlenmeyin. Petrol ve gaz geliri çok önemli bir gelir olduğu için hükümet bundan vazgeçmeyecektir.
Aslında, sırf ekonomik açıdan bakacak olursanız, “maliyet bazlı fiyat uygulaması” yanlış değildir. Enflasyonu azdıracak ama enerji sahasında yatırımların önünü açacak, özelleştirmeleri kolaylaştıracak, Maliye’ye rahat nefes aldıracak. Yanlış olan, başından beri uygulanmaması, şoke edici bir biçimde piyasaya sürülmesidir.
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Ekonomist Görüşleri...
[COLOR="red"]Güngör Uras

Halkımız zamlar karşısında yaşam için çare üretiyor


Doğalgaz zammından sonra bir okuyucumdan mesaj aldım. Mesajda “Doğalgaz zammını diğerleri izleyecek. Önümüzdeki günlerde hayat pahalanacak. Yaşam şartları ağırlaşacak. Zamlardan kurtulmanın yolu yok ama belli tasarruf tedbirlerini alabilirseniz faturayı yüzde 60’a varan oranda azaltabilirsiniz” deniliyor. Ve daha sonra, artan fiyatların getireceği yükün altından kalkabilmek için neler yapılabileceği sıralanıyor.
Bu mesaj beni yıllar öncesine döndürdü. İkinci Dünya Savaşı yılları Türkiye’de de yokluk yıllarıydı. O yıllarda, yaşam savaşı veren halka yaşamlarını sürdürmelerine yardımcı olacak tedbirler anlatılırdı: Çorapların nasıl yamanacağı, ayakkabının burnuna ve topuğuna demir çaktırılarak ömrünün nasıl uzatılacağı, elbiselerin ters yüz edilerek nasıl yenileneceği öğretilirdi.
Şimdi harp yok, darp yok ama... Kriz rüzgârı var. Zam rüzgârı var...
Yaşam savaşı veren halkımıza, doğalgaz ve elektrik zammının altında ezilmemeleri için bakınız neler öneriliyor:
- Kullanacağınız tencerenin dibi düz ve ocakta yanan ateş çemberinden büyük olmalı.
- Pişirilecek malzemeler hazır tutulmalı, tenceredeki su kaynadığında ocak kısılmalı.
- Yemek pişirirken tencere kontrol amaçlı sık sık açılmamalı. (Enerji kaybı olur.)

Ev hanımlarının işi zor
- Pişirme işlemi bitmeden ocağı kapatılmalı. (Son birkaç dakika için enerji kullanmadan pişirim süreci devam edebilir.)
- Yemek pişerken tencere ve tavaların kapakları iyi kapatılmalı. (Yüzde 60 buhar enerjisinden faydalanmak mümkün).
- Sebze ve patates haşlamada az su kullanılmalı. Düdüklü tencere tercih edilmeli (Yüzde 70 tasarruf sağlanabilir.)
- İlk başta açılan güçlü pişirme ateşi sonradan kısılmalı.
- Yemek ısıtmada mümkün olduğunca mikrodalga fırın kullanılmalı. (Yüzde 60-65 tasarruf sağlanır.)
- Büyük kaplarda pişirme işlemi gazlı ocaklarda, küçüklerde ise elektrikli ocaklarda yapılmalı.
- Küçük tepsilerdeki yiyecekler büyük fırınlarda pişirilmemeli.

Fatura küçültülmeli
- Televizyonun ses düzeyi düşük tutulmalı. Elektronik araçlar kullanılmadığı zaman anahtardan kapatılmalı.
- Giysiler nemliyken ütülenmeli. Kırışıkları sertleşmiş bir gömleğin ütülenmesi daha çok buhar tüketimine, fazla enerji kullanımına yol acar. Ütüyü fişten çektikten sonra cihazda depolanan sıcaklıkla son eşya ütülenmeli.
- Evin kullanılmayan oda ve bölümlerindeki kalorifer petekleri kapatılmalı.
- Kalorifer peteklerinin üstü ve önü mobilya ve perde gibi eşyalarla engellenmemeli.
- Gün ışığından mümkün olduğunca faydalanılmalı, masa ve koltuklar pencereye yakın yerleştirilmeli.
(Mesajda, çok sayıda tasarruf tedbiri var ama yersizlikten hepsini sıralayamıyorum.)
Mesajın sonunda bir de genel değerleme bölümü var. Deniliyor ki, ”Tasarrufla hem aile bütçesine hem de ekonomiye ciddi katkı yapılabilir. Basit önlemler sayesinde aylık 300-400 YTL’yi bulan elektrik, su ve doğalgaz faturası 200 YTL’ye düşürülebilir.
Türkiye İsrafı Önleme Vakfı’na göre, ülkede yılda 214 milyar YTL büyüklüğünde bir kaynak (milli gelirin dörtde biri büyüklüğünde bir kaynak) israf ediliyor.
Herkesin alabileceği basit tedbirlerle bu tutarın yarısı bile kurtarılabilse aile ve ülke ekonomisi için ciddi bir kaynak desteği sağlanmış olacak.
Bakınız, yaşam savaşı insanları neleri düşünmeye ve tartışmaya zorluyor...
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Ekonomist Görüşleri...
[COLOR="red"]Hurşit Güneş

Kıskaçtaki Türkiye


Türkiye tarihsel olarak zor dönemlerinden birini daha yaşıyor. Öylesine ki, sadece bir ekonomik krizle değil, aynı zamanda da rejimi ve ulusal bütünlüğünün tehditle karşı karşıya olduğu görülüyor.
Siyasal ve sosyal sorunlar ekonomik krizler sonucu oluşabilir. Mevcut sorunlar ise ekonomideki kötüleşmeyle büsbütün derinleşir. Öte yandan, siyasal ve toplumsal istikrarsızlığın tırmandığı koşullarda ekonomik gelişme de sağlanamaz. İşte Türkiye’nin içine girdiği kıskaç da bu.
Ülkemizde PKK’nın terörist faaliyetler içinde olduğuna kuşku yok. Fakat bir ülkede terör eylemlerinin olmasıyla ayaklanmaların başlaması farklı olgulardır. Güneydoğu’da birçok ilde halkın bir kesiminin, farkında olmasalar da ayaklanma içine girdikleri görülüyor.
Açıkça, devlete başkaldırılıyor! Ellerde Apo resimleri, Kürdistan bayrağı ve polise atılan taşlar! Başbakan’ın o bölgedeki her ziyaretinde esnaf, ya tehditle, ya da kendi isteğiyle dükkânını kapatıyor. Ne üzücü bir durum!

Terör ve ayaklanma
Bir zamanlar DTP milletvekillerini terörist PKK ile ayrıştırmak gereğinden söz eden neoliberal kesim şimdi ne diyor? Oysa DTP’yi demokratik barış için bir umut olarak görüyorlardı. Şimdi DTP bizzat bu kışkırtmayı üstlenmiş durumda. Yine toplum yanıltılmaya çalışılmadı mı?
Devletin hatası olmadı mı? Elbette oldu. Kuzey Irak’ta Türkmen yanlısı bir politika izlerken, ülkemizde yaşayan Kürt kökenli vatandaşlarımızın soydaşlarını dışlamak doğru bir politika değildi. Kırgınlık ve dışlanmışlık yarattı. Unutmayalım, komşu ülkelerde yaşayan Türklere gösterdiğimiz ilgi kadar başkalarına karşı da sorumluluğumuz var. Türkiye’nin “bölgenin ağabeyi” olduğunu unutmamalıyız. Türkiye köken olarak Türklerin değil, bu ülkede kader birliği yapmış insanların ülkesidir.
Ülkemizde aydın-orta sınıf ile geniş halk kesimleri arasında giderek derinleşen bir kültürel uçurum oluşuyor. Bu uçurumdan da kuşkusuz AKP besleniyor. Kabul edelim ki, AKP ne DP, ne AP, ne de ANAP’a benziyor. Çok daha muhafazakâr ve din eksenli bir parti.
Ancak neoliberallerin iddiasının aksine, gelenekçi-tutucu duruşuyla AKP adeta aydınlardan öç alıyor. Oysa bu çok yanlış. Nitekim Ergenekon davası bir ucube olarak görünüyor. Kimse ne olduğunu anlamış değil. Kim, neden yargılanıyor?

Hoşgörü ve uzlaşma
Ne olursa olsunlar, demokrasi karşıtı olsalar bile bazı kimselerin özel hayatlarına müdahale edildiği anlaşılıyor. Özgürlükçü geçinenlerin buna müthiş bir tepki göstermesi gerekiyordu.
Oysa tam aksine, neoliberaller oyuncak bulmuş çocuk gibi bu davaya seviniyorlar. Nihayet, darbe yapmışlar değil, darbe tasarladığı iddia edilenler yargılanıyor!
Tekrarlayalım; demokrasi bir hoşgörü ve uzlaşma rejimidir. AKP’nin böylesi bir sürece katkıda bulunduğu savunulabilir mi? Hayır. Toplumdaki barış ve dayanışma giderse burası ülke olmaktan çıkar. Her alanda daha hoşgörülü ve güçlü bir siyasal anlayışa ihtiyaç var.
İşte bu zorluklar karşısında hükümetin (göreli olarak daha kolay çözebileceği) ekonomik sorunlara hızla çözüm bulması gerekiyor. Ekonomik durgunluk eşiğindeki Türkiye’nin zaman kaybettiği takdirde kıskaçta sıkışacağı gözlerden kaçmamalı.
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.