You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Bilinmeyen Atatürk Köşesi

Bilinmeyen Atatürk Köşesi

Posting Freak
Bilinmeyen Atatürk Köşesi
[B]SİNEMACI ATATÜRK [/B]
[B] [/B]
[Resim: 51395471.jpg]

Bunun üç gün sonrası, Atatürk, Galip Arcan’ın yazdığı “Sırat Köprüsü” adlı piyese davetlidir. Atatürk piyesin başında mutludur biraz sonra sinirlenmeye başlar ve bir müddet sonra oyun bitince; “Bana Galip Arcan’ı çağırın!” der. Galip Arcan gelince; “Bu piyesi siz mi yazdınız? “der. “Evet paşam ben yazdım”. Ve Atatürk; “Hayır, bu Flor Doranj adlı boldvilin’in aynen çevirisi, neden bunu belirtmediniz? Hakkınızda soruşturma açtırıyorum” diyecektir. Buna benzer pek çok anıyı da okuyunca, ne dedim biliyor musunuz? “A be Atam, boldvilin’e varıncaya kadar, bunları ne zaman okursun? Ne zaman kafanda tutarsın?” “Sanat ve Atatürk” adlı araştırmamı yapıyorum baktım resimde Türk tarihinde ilk resim sergisini o açıyor, heykelde dinin etkisini kaldırıyor ama karşıma yedinci sanat dalı geldi. Sinema... Yönetmen Cezmi Ar, başrolde Mustafa Kemal, film çekiyorlar. Ve Cezmi Ar Mustafa Kemal’e, tabii Cumhurbaşkanı ya, şöyle dur böyle dur diyemiyor ama diğer oyunculara şiddetle bağırıyor. Atatürk; “Gel Cezmi gel, burada başkomutan sensin. Ben bu işi bilmem. Önemli olan işin iyi çıkması. Bana da aynı şiddet ve hiddetle bağıracaksın” diyor. Cezmi Ar hayatının son günlerinde; “Ben bir daha asla öyle bir oyuncuyla çalışmadım” diyecektir. Yıl 1937, Münir Hayri Egeli ile Çankaya’da odalarına çekilirler. Atatürk bir film senaryosu yazmıştır, adını da koymuştur adı; “Ben bir İnkilap Çocuğuyum” dur. Kendi yazdığı film senaryosunu, Münir Hayri Egeli çekecektir, Atatürk de oynayacaktır. Ama yıl 1937’dir, ömrü vefa etmemiştir. Derim ki haydi filmciler bulun bu senaryoyu, filme çekin, çok faydalı olacağına ben kesin gözüyle bakıyorum.
[Resim: 181tx4.gif]
''Kuran İmanla Olur.
İman Aşkla Olur,
İnsanı Sevmekle Olur..''


Pir Zöhre Ana

Posting Freak
Bilinmeyen Atatürk Köşesi
[B]OKUYAN ATATÜRK [/B]

[B[U]RL=http://img207.imageshack.us/my.php?image=81630093.jpg][Resim: 81630093.jpg][/URL] [/B]
Asıl sır nerde? O sırada en büyük lider eleştirmeninin sözü geldi elime. Liderleri çok sıkı eleştiren bir eleştirmen Atatürk için diyor ki; “Liderler içerisinde eleştiri acizliği yaşadığım tek lider Mustafa Kemal’dir. Çünkü bütün Rönesans, bütün reform, bütün aydınlanma çağı etkinlikleri bir adamın kafasında toplanmış, bir çağa sıran etkinlikler on yılda başarılmış, bu büyük bir mucizedir en büyük radikal Mustafa Kemal’dir”. Bunu biz demiyoruz dünyanın en büyük lider eleştirmeni diyor. On yılda bir bakıyorsunuz kara tahtanın başında harf öğretiyor, bir bakıyorsunuz şapka giyiyor, bir bakıyorsunuz tiyatro eseri oynatıyor, yok efendim arkeolojik kazılara gidiyor, tren raylarının genleşme hesabını yapıyor, Ankara’daki caddelerin ne kadar mesafede olacağı konusunda şehirleşme planları yapıyor, on yılda bunların hepsi peki nasıl oluyor? Ben sırrı nerde buldum biliyor musunuz? Onun bir sözünde. Ama bu bence, ve dedim ki bu sözü okuyunca, keşke şu karga kovalamasını kafalarımıza yerleştireceklerine, şu sözünü yerleştirselerdi, herhalde Türkiye çok farklı bir yerde olurdu şu anda. Atatürk diyor ki; “Çocukluğumda elime geçen iki kuruştan birini eğer kitaplara vermeseydim bu gün yapabildiğim işlerin hiçbirini yapamazdım”. Esas sır bence burada. Çocukluğunda eline geçen iki kuruştan birini kitaplara verdiği için 35 yaşında general, 40 yaşında başkomutan, 42 yaşında cumhurbaşkanı, 46 yaşında dile bile dokunabilen tek reformist Mustafa Kemal’dir. İşte bunu yapabilen ve 53 yaşında nutku yazan genç olarak Mustafa Kemal tarihimize geçmiştir.
[Resim: 181tx4.gif]
''Kuran İmanla Olur.
İman Aşkla Olur,
İnsanı Sevmekle Olur..''


Pir Zöhre Ana

Posting Freak
Bilinmeyen Atatürk Köşesi
[B]ATATÜRK VE TÜRK KADINI [/B]
[B] [/B]
[Resim: 47945832.jpg]

Okumayla, ama nasıl okuma biliyor musunuz? Bildiğimiz gibi bir okuma değil. Sizi 1914’e, Anafartalar’a götürüyorum. Anafartalar’da savaşın bir yerindesiniz ve çadırınıza gelip postalları çıkarıp rahatça dinlenmek istersiniz. Ama öyle bir şey yok. Macar Türkoloğu Nemet’in, Fransız Türkoloğu Devin’in Türkoloji albümleri duruyormuş. Açıyor Mustafa Kemal onları okuyor. Diyorlar ki; “Niye bunları okuma gereği duyuyorsun?” verdiği cevaba bakın, diyor ki; “Savaştan sonra bu dilin değişme ihtiyacı var, onu tespite çalışıyorum”. Gelelim 1916’ya. Bitlis cephesi komutanı Mustafa Kemal Bitlis cephesinde çökmekte olan bir cepheyi kurtarıyor ve çadırına geliyor, yaveri İzzettin Çalışlar’ı çağırıyor ve eline bir not veriyor. Notta ne yazıyor biliyor musunuz? “Savaştan sonra ilk işimiz Türk kadınına serbestisini vermek, onu erkeğinin yanında eşit haklara sahip kılmak”. 1916’da, Türk kadının değil adı, değil kimliği, hiçbir şeysi yok. Sokağa çıkma hakkı olmayan bir Türk kadını. Peki sizce tam savaşın en hararetli zamanında neden Mustafa Kemal’in aklına Türk kadını gelmiş? Unutmayın, Kurtuluş Savaşı’nda gördüğümüz kadın manzarası, değil Atatürk’ü, dünyayı şaşırtan bir manzaradır. Ülkelerin savaşları olmuştur ama topyekün savaş örneği ilk defa Kurtuluş Savaşı’nda görülmektedir. Atatürk bu savaşta Ayşe Hatun’u tanımıştır. Ayşe Hatun’u hepimiz tanıyoruz. Onun yapabildiğini acaba hangi ülkenin kadını yapabilir? Ya da zamanımızda hangi kadın yapabilir? Biliyorsunuz sekiz aylık kızı kucağında omuzunda mermi ve cepheye cephane götürüyor. Sekiz aylık kız dinler mi düşmanı, ağlamaya başlıyor. Ve bu sırada ölmesi falan problem değil, ama düşman eğer onları fark ederse çok kısıtlı olan cephane cepheye gidemeyecek, Ayşe Hatun’un bütün düşüncesi o. Ve bu arada çocuğunu göğsüne yaslar, ama indirdiği zaman kendi elleriyle çocuğunun düşmanın şehit ettiğini görecektir. Ayşe Hatun ya da diğer adıyla Tayyibe Hatun o zaman ne yapar? Çocuğunu yere koyar, üzerini bayrakla örter ve aynen şunları söyler. Kafile başkanı komutanımız aktarıyor bunu; “Sen yüzlerce binlerce yıl sonra doğacak Türk çocukları için şehit oldun, bu benim için de senin için de bir şereftir. Yeterki vatan sağolsun” diyor, omuzuna alıyor cephanesini ve yola koyuluyor. Hanımefendiler lütfen bir an için düşünün, çocuğunuzu göz önüne getirin. El bebek gül bebek büyütüyoruz, gözünün içine bakıyoruz ve tercih yapın, sizden sonraki kuşak mı? Çocuğunuz mu? İşte Mustafa Kemal, bu Ayşe ya da diğer adıyla Tayyibe Hatun’u tanıdı.
Kurtuluş Savaşında Kütahya sırtları, hava dondurucu. 75-80 yaşlarında bir nine. Gerisini Komutan Mustafa Necati’den dinleyelim. Mustafa Necati neyi görür? Nine ne kadar yorgan battaniye varsa cephanenin üstüne örtmüştür ama kendisi pazen elbiseyledir. Komutan şunları söyler; “Nine kar sepeliyor, hava çok soğuk bari şu yorganı alsan sırtına” dediğinde aldığı cevap şöyledir; “Dokunma ona, o millet malıdır, nem kapmasın. Ben bir ölürüm ama onunla binler doğacak binler. Hayır oğlum hayır hiç üşümüyorum, soğuğu hiç duymuyorum ki. Düşman bu topraklara girdi gireli benim içim yanıyor içim a oğul...” diyen bir nineyi de tanıdı Mustafa Kemal. Albay Hulusi Atağ’ın kafilesinde olan genç bir kadınımız ise hastadır ve cephane taşırken yere düşmüştür ve ölmek üzeredir. Hulusi Atak sorar; “Bacım bana adını söyle seni tarihe yazdıracağım” der ve aldığı cevap şöyledir; “Adımı ne yapacaksın? Yaz, benim adım Anadolu” Savaşta Atatürk Zekiye Hanım’ı da tanıdı. Zekiye Hanım ne yaptı biliyor musunuz? 10 Aralık 1919 tarihinde, öğretmen okulunun bahçesine 3.000 kadını toplamış, dedim ki herhalde sıfırları fazla okuyorum. Hayır 3.000 kadın... Tamamı kadın olan dünyada ilk mitingdir bu, onun için dünyaya geçmiştir. Peki Zekiye Hanım nasıl toplamıştır bu kadar kadını? Cep telefonu yok, faks yok, hiçbir araç yok. Hadi bunlar var farz edelim. Kadının sokağa çıkma hakkı yokken, 3.000 kadın nasıl organize oldu dersiniz? Bir düşünün...
1996’da İngiltere’de seçim yapılır. Meclisteki kadın millet vekili sayısı, seçimden önce 13’dür, seçimden sonra birden 123 olur. Kim yaptı bu başarıyı derler? Leslie Abdela adlı bir hanımefendidir. Leslie Abdela’yı tüm ülkeler çağırırlar; “Bize de öğret metodunu, biz de kadını fazla sokalım meclise” derler. Leslie Abdela’yı Türkiye de çağırır. Dolar alır ve anlatmak için Şile’ye gelir,. Ve işte sözlerinin özeti; “İngiliz kadını bu başarıyı Atatürk’e danıştı. 1919 dan beri biz Türk kadınının ve Atatürk’ün peşindeyiz, merak ediyorum iki kadın milletvekiliniz benim peşimde niye acaba?” Peki Leslie Abdela’nın uyguladığı projenin adını biliyor musunuz? “Mutfak Projesi” Eğer biz bu metodu uygulasaymışız Türkiye’de sanıyorum erkekleri şu anda meclise nasıl girebiliriz diye arayış içinde olacaktı.
[Resim: 181tx4.gif]
''Kuran İmanla Olur.
İman Aşkla Olur,
İnsanı Sevmekle Olur..''


Pir Zöhre Ana

Posting Freak
Bilinmeyen Atatürk Köşesi
[B]ATATÜRK BUGÜN İÇİN DİYORDU Kİ [/B]
[B] [/B]
[Resim: 36779328.jpg]
“Askerliğin herşeyden önce yaratıcılığını severim.Türk Ordusu,vatan evlatlarını yetiştiren irfan ocağıdır.Ordunun temelini oluşturan subaylar,vatan için ölümü göze alan savaşçılardır. Fedakarlık sınıfının en önünde yer alan şerefli insanlardır.Millet zarar görürse bunun sorumluluğu subaylara ait olacaktır.”
“Aldığım sormluluk basit bir şey değildir. Ancak ben vatanım yok olduktan sonra yaşamamaya karar verdiğim için bu kutsal görevi yüklendim.”
“Asil Milletime şunu öğütlerim ki, bağrında yetiştirerek başının üstüne çıkaracağın adamların kanındaki, vicdanındaki öz mayayı çok iyi incelemeye dikkat etmekten hiç bir zaman vazgeçmemelidir.”
“Hür ölünecek,fakat asla esir ve zelil yaşanmıyacaktır.”
“Ahmaklar, Amerikan mandacılığına, İngiliz koruyuculuğuna bırakmakla vatan kurtulacak sanıyorlar.Oysa kendi rahatlarını sağlamak için bütün bir vatanı ve tarih boyunca devam eden Türk bağımsızlığını feda ediyorlar. Oh ,ne ala. Mücadele yerine
mandayı kabul edeceğiz ve rahata kavuşacağız. Bu ne gaflet, ne körlük ve budalalıktır. Öyle bir manda egemenlik haklarımıza temsil haklarımıza, kültür bağımsızlığımıza, vatan
bütünlüğümüze dokunayacakmış. Bu hiyanete değil Amerikalılar, çocuklar bile güler. Amerikalılar, kendilerine çıkar sağlamıyan böyle bir mandayı neden kabul etsin? Amerikalılar bizim kara gözümüze mi aşıklar? Bu ne aymazlık, bu ne gaflettir?”
“Hiç bir zaman baş eğmeyeceğiz. Tuttuğumuz yolda sonuna kadar yürüyeceğiz. Hiç bir şartta teslim olmayacağız.Yerli ya da yabancı düşmanlar karşısında haklarımızı savunacağız. Son varlığımız tehlikede. Eğer yenme umudumuz kalmazsa, bir Türk
bayrağının altına sığınıp istiklal uğrunda can vereceğiz.”


Mustafa Kemal Vardı

O günler yaşamanın,
Ayrı bir tadı vardı,
Yediden yetmişine,
Millet bayram yapardı.

Gururumuz sonsuzdu,
Mutlu günler yaşardık,
Vatan aşkıyla yanar,
Marşlar söyler coşardık.
Çünkü başımızda bir,
“Mustafa Kemal vardı”,
Yedi düvel önünde,
Baş eğip selâmlardı.

Sen ki Türk milletinin,
Baş tacı halâskârı,
Gazi Mustafa Kemal,
Bu vatanın mimarı.

Bir volkandın lâv oldun,
Aktın düşman üstüne,
Sürdün 9 Eylül’de,
Akdeniz'in önüne.
Bir dava ki ateşi,
Senin elinle yandı,
Milletin kara bahtı,
Nur oldu aydınlandı.
Mustafa Kemal Paşa'm,
Önünde eğiliriz,
Seninle doğar yaşar,
Bunu bir borç biliriz.


SELAHATTİN ENİS NİRUN
[Resim: 181tx4.gif]
''Kuran İmanla Olur.
İman Aşkla Olur,
İnsanı Sevmekle Olur..''


Pir Zöhre Ana

Posting Freak
Bilinmeyen Atatürk Köşesi
[Resim: beretmen1.jpg]

]ÖĞRETMEN ATATÜRK

[FONT=Lucida Console] Atatürk, Kurtuluş Savaşı'nı ve inkılaplarını hep sabırlı, ikna edici, güven verici, bilgili "öğretmenliği" sayesinde başarmıştır.
[FONT=Lucida Console] Gerek öğretmenlik ve gerekse eğitimcilik kısmen doğuştan getirilen bazı özelliklere, kısmen de sonradan öğrenme ile kazanılan bilgilere sahip olmayı gerektiren bir sanat ve bilimdir. Bu açıdan bakıldığında, Atatürk'ün tam bir öğretmen ve eğitimci ozelliği taşıdığıını gorürüz. O'nun kişiligini ögretmenlik ile özdeşleştirmesi bu bakımdan son derece isabetlidir.
[FONT=Lucida Console] Yüreğinde Allah, vatan, millet, bayrak, Atatürk sevgisiyle dolu her Türk öğretmeni, Atatürk'ün eğitim anlayışını tüm meslek hayatı boyunca yaşamalı ve yaşatmalıdır.
[FONT=Lucida Console] Atatürk eğitimciliğin sıradan ve basit bir iş olmadığının farkındadır. Ona memleketin refaha kavuşması bile buna bağlıdır:
[FONT=Lucida Console] "Mekteplerde öğretmen vazifesinin güvenilir ellere teslimi, memleket evlatlarinin o vazifeyi kendine hem bir meslek, hem bir ülkü sayacak bilgili ve saygı değer öğretmenler tarafından yetiştirilmesini temin için öğretmenlik diğer yüksek meslekler gibi tedricen ilerlemeye ve herhalde refah teminine müsait bir meslek haline konulmalıdır. Dünyanın her tarafında öğretmenler insan topluluğunun en fedakar ve saygı değer uzuvlarıdır." *
[FONT=Lucida Console] Atatürk, okulların sadece bilimsel eğitim yeri olmadığı görüşündedir. Ona göre okullar, memleket sevgisine ve bağımsızlık fikrine giden yolları içerir. Bunun yanında, memleketi kurtarmak için çalışan herkesin ilim sahibi olması gerektiğini de özellikle belirtir:
[FONT=Lucida Console] "Mektep genç dimağlara, insanlığa hürmeti, millet ve memlekete muhabbeti, istiklal şerefini ogretir. İstiklal tehlikeye düştüğü zaman onu kurtarmak için takibi lazım gelen en doğru yolu belletir. Memleket ve milleti kurmaya calisanlarin ayni zamanda mesleklerinde birer namuslu mütehassis ve birer alim olmalari lazimdir. Bunu temin eden mekteptir."
Oku sen dervişim biter mi sesin,
Kainat Muhammed Mustafa pirim

Kerbela ilinde Zöhre Ana yerin,
Baktım ki postuna o da Ali'ymiş..

Zöhre ANA

Posting Freak
Bilinmeyen Atatürk Köşesi
[FONT=Lucida Console] [Resim: ataturk9.jpg]


[FONT=Lucida Console]İNKILAPÇI(DEVRİMCİ) ATATÜRK

[FONT=Lucida Console] I-Siyasi alanda yapılan inkılaplar:


[FONT=Lucida Console] 1- Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922)
[FONT=Lucida Console] 2- Cumhuriyet’in ilanı (29 Ekim 1923)
[FONT=Lucida Console] 3- Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)
[FONT=Lucida Console] II-Toplumsal yaşayışın düzenlenmesi:
[FONT=Lucida Console] 1- Şapka İktisası (giyilmesi) Hakkında Kanun (25 Kasım 1925)

[FONT=Lucida Console] 2- Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine (kapatılmasına) ve Türbedarlıklar ile Birtakım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun (30 Kasım 1925)

[FONT=Lucida Console] 3- Beynelmilel Saat ve Takvim Hakkındaki Kanunların Kabulü (26 Aralık 1925). Kabul edilen bu kanunlarla Hicri ve Rumi Takvim uygulaması kaldırılarak yerine Miladi Takvim, alaturka saat yerine de milletlerarası saat sistemi uygulaması benimsenmiştir.

[FONT=Lucida Console] 4- Ölçüler Kanunu (1 Nisan 1931). Bu kanunla ölçü birimi olarak medeni milletlerin kullandıkları metre, kilogram ve litre kabul edilmiştir.

[FONT=Lucida Console] 5- Lakap ve Unvanların Kaldırıldığına Dair Kanun (26 Kasım 1934)

[FONT=Lucida Console] 6- Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun (3 Aralık 1934). Bu kanunla din adamlarının, hangi dine mensup olurlarsa olsunlar, mabet ve ayinler dışında ruhani kisve (giysi) taşımaları yasaklanmıştır.

[FONT=Lucida Console] 7- Soyadı Kanunu (21 Haziren 1934)

[FONT=Lucida Console] 8- Kemal Öz Adlı Cumhurreisimize Atatürk Soyadı Verilmesi Hakkında Kanun (24 Kasım 1934)

[FONT=Lucida Console] 9- Kadınların medeni ve siyasi haklara kavuşması:

[FONT=Lucida Console] a- Medeni Kanun’la sağlanan haklar

[FONT=Lucida Console] b- Belediye seçimlerinde kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanıyan kanunun kabulü (3 Nisan 1930)

[FONT=Lucida Console] c- Anayasa’da yapılan değişiklerle kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkının tanınması (5 Aralık 1934)



[FONT=Lucida Console] III- Hukuk alanında yapılan inkılaplar:


[FONT=Lucida Console] 1- Şeriye Mahkemelerinin kaldırılması ve Yeni Mahkemeler Teşkilatının Kurulması Kanunu (8 Nisan 1934)

[FONT=Lucida Console] 2- Türk Medeni Kanunu (17 Şubat 1926)

[FONT=Lucida Console] Dini hukuk sisteminden ayrılarak laik çağdaş hukuk sisteminin uygulanmasına başlanmıştır.



[FONT=Lucida Console] IV-Eğitim ve Kültür alanında yapılan inkılaplar:



[FONT=Lucida Console] 1- Tevhid-i Tedrisat Kanunu (3 Mart 1924). Bu kanunla Türkiye dahilindeki bütün bilim ve öğretim kurumları Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanmıştır.

[FONT=Lucida Console] 2- Yeni Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki
[FONT=Lucida Console] Hakkında Kanun (1 Kasım 1928)

[FONT=Lucida Console] 3- Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’nin Kuruluşu (12 Nisan 1931). Cemiyet daha sonra Türk Tarih Kurumu adını almıştır (3 Ekim 1935). Kültür alanında yeni bir tarih görüşnü ifade eden kurumun kuruluşuyla ümmet tarihi anlayışından millet tarihi anlayışına geçilmiştir.

[FONT=Lucida Console] 4- Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin kuruluşu (12 Temmuz 1932). Cemiyet daha sonra Türk Dil Kurumu adını almıştır (24 Ağustos 1936). Kurumun amacı, Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini meydana çıkarmak, onu dünya dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmektir.

[FONT=Lucida Console] 5- İstanbul Darülfünunu’nun kapatılmasına Milli Eğitim Bakanlığı’nca yeni bir üniversite kurulmasına dair kanun (31 Mayıs 1933). İstanbul Üniversitesi 18 Kasım 1933 günü öğretime açılmıştır
Oku sen dervişim biter mi sesin,
Kainat Muhammed Mustafa pirim

Kerbela ilinde Zöhre Ana yerin,
Baktım ki postuna o da Ali'ymiş..

Zöhre ANA

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.