aleviler neden camiye gitmez? aleviler namaz kılmazmı? alevilerin namazı cem'mi?
cnycl yazdı:Kuran-ı kerim e uzanan eller kırılsın
Arkadaşlar en büyük alevilerden Hacı Bektaş-ı Veli hazretleri de hem namzını kılıp
Hemde cem ini yaparmış.
Ben bektaşi alevilerinin bilinçli bi mensubu olraka namazımı kılıyorum...
Bu arada alevilik için bu sitede hizmet veren herkese binlerce kez tebrik ve teşekür ederim.
Sevgili cnycl,
Öncelikle sitemize hoşgeldiniz...
Evet bir Alevi olarak, dedelerimizden, atalarımızdan gelen söze dayalı bilgilere göre Pir Hacı Bektaş-ı Veli efendimizin darı çeç üstünde namaz kıldığı doğru olarak bilinir. Ancak namazın içeriğiyle ilgili Muhammed-Ali'den kalma olan "ehli beyt namazı" olması dışında (ki ehl-i beyt'in yoluna can, baş koymuş ermişlerin "ehl-i beyt namazı" dışında bir namaz kılmaları düşünülemez) bir bilgi verilse de bu önemli bilgi maalesef günümüze dek ulaşamamıştır...
Evliyaların hiçbirinde sünni bir kökene dayanma olmadığına göre ("dedelik", "ocakzadelik" yalnızca alevilere özgü ünvanlardır) yine Alevi olan Pir Hacı Bektaş-ı Veli efendimizin de diğer Alevi Pirleri gibi cem yaptığı dahası bulunduğu cemi yürüttüğü de doğrudur...
"Kuran'ı Kerim'e uzanan eller kırılsın" diyorsunuz...
Ben yıllardır bu ülkede yaşıyorum. Türkiye'de yaşayan, onca yıllık Türk olan, Allah-Muhammed-Ali'ye gönülden inanan onca yıllık bir müslüman olarak bu ülkede kimsenin Kuran-ı Kerim'e bir el uzattığını ne duydum, ne de böyle bir olaya şahit oldum...
Bu ülkede insanlar yıllardır Yüce Atatürk sayesinde ve Yüce dahinin getirdiği "laiklik ilkesi" sayesinde dinlerini "özgürce" yaşayabiliyor, şu anda var olan dini kitaplarını yobaz hacı hocaların uyduruk tasfirleri, dayatmaları olmadan rahatça okuyup yorumlayabiliyorlar. Başka bir deyişle, laiklik sayesinde herkes dinini özgürce (tabi ki "özgürlük"ten kastımız diğerlerinin "özgürlüğü"nü engellemeden edinilen özgürlüktür...) yaşıyabiliyor. Özgür bir ortamda da diğerinin dini kitabına "el uzatma" gibi ilkel, saldırgan tutumlar ortadan kalkıyor...
Ayrıca yine sizin yukarıdaki yazınızda fark ederek ya da fark etmeyerek kullandığınız söz, özellikle "dinci çevre" tarafından da çok sık kullanılan bir söz olduğu için şu "Kuran-ı Kerim'e uzanan eller kırılsın" sözünüze tekrar gelecek olursak...
Efendim...
Diyelim ki Kuran’ı Kerim’e biri el uzatmak istedi…
Birincisi, % 90'ı Müslüman olan bir ülkede, hangi aklıselim böyle bir eylem yapmak istesin? "Kuran'ı Kerim'e uzanan el"in sahibi eğer "aklıselim" değil ise o zaman zihinden bir sorunu olduğuna ve Tanrı bile aklı yerinde olmayan insanları sorgu sualden men ettiğine göre biz "aklıselim" insanlar olarak nasıl bu "aklıselim" olmayan insanların "ellerini kırabiliyoruz"?
İkincisi, şayet "Kuran-ı Kerim'e uzanan el"in sahibi bir "aklıselim" kişi ise bu durum o kişinin ya İslamiyeti, Kuran'ı iyi tanımadığını ya da tanıdığını ama bilimsel yani psikolojik anlamda bakıldığında sağlıklı olmadığını, kendiyle ilgili içsel sorunlar yaşadığını gösterir. Çünkü bilimsel (psikolojik) anlamda bakıldığında "sağlıklı bireyler" kendilerinden, yaşamlarından, seçimlerinden hoşnut olduklarından başkalarının dini ya da sosyal alandaki seçimlerine saygı duyar, onlara zarar vermeyi ya da onların seçimlerine “el uzatmayı” aklının ucundan dahi geçirmezler… Bu kişi bir de Kuran’ı, İslamiyeti tanımadan Kuran’a saygısızlık yapmışsa, Müslümanlar olarak bizim görevimiz o kişiye davranışlarımızla örnek olmak, ona örnek olarak İslamiyeti, Kuran’ı anlatmak değil midir? Peygamber efendimiz bizden onun Kuran’a uzanan ellerini kırmamızı mı isterdi yoksa o kişinin Kuran’a uzanan ellerini Kuran okumak amacıyla Kuran sayfalarını çevirmeye yöneltmemizi mi isterdi?
Bir başka seçenek de "Kuran-ı Kerim'e uzanan el"in sahibi "aklıselim" kişinin, Kuran'ı ve İslamiyeti tanıyan ya da tanıdığını zanneden bir çevrede yetişmiş olmasıdır. Bu durumda Kuran'a ve İslama inanan insanların, İslami bir çevrede yetiştiği halde nasıl olur da "Kuran'a inanmaz", "el uzatır" deyip o kişinin ellerini kırması mı yoksa "onun Kuran'ı bu kadar "itmesine" neden olan etmenler neydi de bu insan Kuran'dan, dinden, imandan bu kadar soğudu" diyerek külahını önüne alıp düşünmesi ve o insana yeniden din, iman kazandırmaya çalışması mı gerekir?
Peygamberimiz hangisini isterdi?
İslamiyet hoşgörü diniyse eğer hangi hoşgörü ellerin kırılmasını içinde barındırır?
Dinci çevrelerin anlayamadıkları ya da çıkarları uğruna anlamak istemedikleri şeye geliyoruz yine; baskıyla hiçbir güzelliğe ulaşılamayacağı gerçeğine... Allah'a gerçek kullar yetiştirmek istiyorsak insanlara "özgürlükçü" bir ortam yaratmamız ve onların zihinlerini dini korkulara boğmamız değil, bilim ve sanatla eğitmemiz gerektiği, bilim ve sanatın Tanrı tarafından boşuna yaratılmadığı gerçeğine...
Baskıyla hiçbir güzelliğe ulaşılamayacağı gerçeğini günümüzden 85 yıl önce anlayan DAHİ Atatürk'ün "laiklik ilkesi" ile Peygamberimiz Hz. Muhammed'e, yani Allah yoluna herkesden daha çok hizmet ettiği gerçeğine ulaşıyoruz yine...
"Tarih yazmak, tarih yapmak kadar önemlidir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanı şaşırtacak bir nitelik alır."
Mustafa Kemal ATATÜRK
Ali Rıza Bey babam ise
O Zübeyde anam ise
Al bayrağım kanım ise
Koymam ahtını Zöhre Ana
M. K. ATATÜRK
İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin
Ya nice okumaktır
Yunus Emre