You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
Kitabın Adı :Bir Çift Yürek
Kitabın Yazarı :Marlo MORGAN
Yayınevi ve Adresi Big Grinharma Yayınları
Basım Yılı : 2000

KİTABIN ÖZETİ

Amerikalı bir tıp doktoru olan Marlo Morgan gerçek bir olaya dayanan bu kitabında Avustralya'da yaşadığı ruhsal bir yolculuktan bahsetmektedir. Yazar, göçebe bir kültüre sahip Avustralya yerlileri olan Aborijinler eşliğinde, kabilenin kendilerini adlandırdıkları şekliyle " Gerçek İnsanlarla" birlikte dört ay süren ve çölü boydan boya katettikleri uzun bir yürüyüşe çıkar. Bu süre boyunca, çölün çorak coğrafyasındaki bitkiler ve hayvanlarla uyum içinde yaşamayı öğrenir. Olağandışı insanlardan oluşan bu toplulukla birlikte yaptığı bu yolculukla Morgan, bu insanların 50.000 yıllık kültürlerinin felsefesi ve bilgeliği ile tanışır.
Macerasının ilk gününden itibaren bu çetin yolculuğun zorluklarıyla mücadele etmek zorunda kalır. Dayanıklılığının her gün sınandığı bu zorlu yolculukta, karşılaştığı her zorlukla birlikte ruhu da değişime uğrar. Aborijinler onu, büyük bir alçak gönüllülükle kendilerinden biri olarak kabul ederler ve onun şefkat dolu öğretmenleri olurlar. Öğretmenlerinden, her insanın eşsiz niteliklerini ve içsel ruhunu takdir etmeyi ve kutlamayı öğrenirken bir yandan da güçlü şifa yöntemlerine tanık olup onların canlılarla ilgili farkındalıklarının ne kadar derin ve anlamlı olduğunu da anlamaya başlar.
Yazarın bu kabile ile tanışması bir süreliğine çalışmak için gittiği Avustralya'da, yerlilerin sorunları ile ilgilenmesiyle başlar. Yazarın onların sorunları ile ilgilendiğini ve onları yakından tanımak istediğini gören bir grup yerli onu bir toplantılarına davet ederler. Ancak, bu toplantı hiç de yazarın beklediği gibi bir toplantı değildir. Bu toplantı için çok özel bir şekilde hazırlanan ve onlar için yaptıklarından dolayı özel bir taktir bekleyen yazar kendisini almaya eski bir jip ile gelen bir yerli ile toplantı yerine gitmek üzere yola çıkar. Çoğu çölün ortasında olmak üzere dört saat süren bir yolculuk sonrası yazar kendini ıssız çölün ortasında bir grup "ilkel" yerlinin yanında bulur.
Kendisinden ilk istenen şey üzerindeki her şeyi ama her şeyi çıkartmasıdır. Bir peştamala sarılı ve yalın ayak kalan yazar ve tüm eşyaları kutsanır. Kendisi yerlilerin arasına kabul edilirken o anda sahip olduğu tüm eşya yakılır. Çünkü, "maddi nesnelerden ve bazı önyargılardan kurtulmak 'varolmaya' doğru yapacağı o yürüyüşün gerekli ve vazgeçilmez bir adımıydı". Bundan sonra yazar bu kabile ile çölü boydan boya geçeceği ve bambaşka bir hayat felsefesi ile karşılaşacağı bir yolculuğa başlar.
Yazar yolculuk boyunca önceden ilkel olarak gördüğü bu insanların doğa ile nasıl iç içe yaşadıklarını; bu kupkuru çölde asla aç ve susuz kalmadıklarını; konuşmadan birbirleri ile iletişim kurduklarını; karşılaştıkları her tür sağlık sorununu çözecek bir birikime sahip olduklarını; hırs, kin, nefret, saldırganlık gibi olumsuz duygularının olmadığını; asla yalan söylemediklerini; hiç bir olayı veya kişiyi yargılamadıklarını; dünyada olup biten her şeyden haberdar olduklarını ve daha bir çok olağanüstü yetenekleri olduğunu hayretle görür.
Yazar tüm yolculuk boyunca kendi kentli yaşamı ile yerlilerin yaşamını, hayata bakışını ve felsefelerini karşılaştırdıkça onların bilgeliklerine hayranlık duymaya başlar. Batı toplumlarının aksine hiç bir nesne ve eşyaya bağlanmayan ve mülkiyetçilik bilmeyen bu insanlar yazarda büyük bir saygı uyandırırlar. Çünkü, Tanrısal "Birlik"'e inanan bu insanlara göre " sen birinin canını acıtırsan, kendi canını acıtırsın, birine yardım edersen, kendine yardım edersin. Kan ve kemik tüm insanlarda bulunur. Farklı olan yürek ve niyettir".
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI

BİR DEVRİN ROMANI
KİTABIN YAZARI

HALİDE NUSRET ZORLUTUNA
YAYIN EVİ VE ADRESİ

HALK YAYINLARI – ANKARA
BASIM YILI

1978



1. [B]KİTABIN KONUSU : [/B]Kitapta Halide Edip Zorlutuna hayatının ilk 30 –
35 yılının anılarını aktarmıştır. Alt başlıklar halinde sade anlaşılır bir dille başından geçenleri hikayeleştirerek anlatmıştır. Kimi yerlerde okuyucuya hitap vardır.

2. KİTABIN ÖZETİ : Anılarını annesinden aldığı ilk arapça dersle (Arapça) başlar.Annesi Ayşe Nazlı Hanım biricik çocuğu üzerine titreyen otoriter kültürlü ve geleneklerine bağlı bir ev kadınıdır.Eşi Avnullah Bey Sinop zindanlarında müebbet kürek mahkumudur. O sırada aile reisi Hacı Hüseyin Hüsnü Bey’dir.
Dedesi bir süre sonra vefat eder. Daha sonra babası sürgünden döner ve bir halk kahramanı olarak (Kahraman - ı Hürriyet) karşılanır. Geldikten sonra Fedakaran’ı Millet Cemiyeti adında siyasibir fırka kurar. Bu muhalefet partisi İttihak ve Terakki Cemiyeti’ nin hiçişine gelmez ve babasına iftiralar atılmaya başlanarak suçlanır. Sadrazzam ona bir memuriyet teklif ederek siyaseti bırakmasını sağlamaya çalışmıştır. Annesinin ve Hüseyin Hilmi Paşa’ nın ısrarlarıyla babası Kerkük mutasarraflığına atanır.
Kerkük yolunda iftiralar ve kışkırtmalar sonucu linç tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Babası Kerkük’ deki memuriyetinde çok başarılı olur ve şehre refah ve huzur havası gelir. Ayrıca burada bir çocukları dünyaya gelir ve kısa süre sonra ölür. Avnullah Bey bir eşkiya reisi ile karşı karşıya gelip üzerine jandarma kuvvetlerini göndermiştir. Çatışmada bir er şehit olunca Avnullah Bey görevden azl edilmiştir. Uzun bir yolculuktan sonra İstanbul’ a gelirler. Halide Nusret’ in İstanbul’da küçük yaştan beri süren edebiyat tutkusu üst düzeye ulaşmıştır.Eren köy Lisesi’ nde tahsiline başlar.yazar deslerinde çok başarılıdır.Busırada Çanakkale Savaşı ceyeran etmektedir. Bu savaş zorlukları arasında babası kırkdokuz yaşında vefat etmiştir.
Birderginin açtığı edebi bir yarışmada yazdığı bir nesirle birinci gelir ve yazma tutkusu dahada artar. Arkadaşları arasında Şaire diye ün yapar.
Mondros mütarekesiyle düşmanları yurdun işgalini acıklı bir dille ifade eder.
Okul bitince öğretmenlik yapmaya başlar ve Aşık olduğu mesleğini otuz beş yıl icra eder.Zamane şairlerinden Şukufe Nihal ile sıkı bir dostluk kurar. Edebi konularda fikir alış verişi yaparlar.Bundan sonra Onunla evlenmek isteyen erkeklerden behsetmiştir. Yunanlıların İzmir’ e çıkmasıyla Türk halkının ümitsizliğini ve azınlıkların ahlaksızlıklarını anlatır. Burada çeşitli dergilere şiirler ve piyesler yazmaktadır.Şairlerden oluşan bir arkadaş grubu vardır. Çeşitli Zamanlarda toplanarak edebi konularda ve milletin geleceği hakkında konuşurlar. Vala Nusrettin derin bir dostu olur. Yakup Kadri Bey’ le Rıza Tefik Orhan Seyfi Orhon ve Ahmet Haşimle’ le tanışır ve yazışır. Arkadaşlarından bazıları ( Yusuf Ziya Ortaç, Vala Nusrettin, Faruk Nazif ) Anadolu’ daki direniş hareketlerine çağırırlar fakat ailesini yalnız bırakamadığı için onlarla gitmez. 6 Ekim 1923 de Türk askeri Refet Paşa komutasında İstanbul’a girer ve vatan kurtulmuştur.
İkinci Bölüm
İkinci Bölümde meslek hayatındaki anılarından bahsediyor. Ankara’ da öğretmenlik görevi istiyor ve Edirne Kız Öğretmen Okulu’ na tyini çıkıyor. Orada çok iyi karşılanıyor ve diğer öğretmen ve öğrencileriyle sevgiye dayalı bir dostluk kuruyor. Öğrencilerinin erdemlerinden bahsederek memnuniyetini dile getiriyor.Edirne hayatı verimli ve zevkli geçiyor.Arkadaşlarıyla mektuplaşmaya devam ediyor. Reşat Nuri ile edebi konularda mektuplaşıyorlar. Bir ara amcasının hastalığı yüzünden İzmir’e gidiyorlar. İzmirde amcasının oğlu Necati’ yle evliliğin eşiğinden dönüyorlar. Edirne’ ye döndükten sonra mesleki incelemelerde bulunmak üzere yirmi beş kişilik bir heyetle Bulgaristan’ a gidiyor. Edirne’ ye döndükten sonra yakın bir genç dostu olan Salih’ in abisi Aziz’ le evlenir. Eşi Aziz Bey bir süvari zabitidir.Kendisi mesut bir yaşam sürdürmüştür.evlendikten sonra birlikte tayinlerini isteyerek İstanbul’ a dönüyorlar. İstanbul Kız Meslek Lisesi’ nde görevine devam ediyor. Hatıralarını 1929 yılında kesiyor.
1930 yılından sonra kocasının tayin edildiği yere birlikte gider. Kırklareli, Karaman, Kars, Urfa, Maraş, Sarıkamış gibi.
Kitabın sonunda yeni neslin anılarından ders çıkartılmasından ve gelecek için çok çalışmasını istiyor.

3. [B]KİTABIN ANAFİKRİ : [/B]Zorluklara karşı göğüs germeyi ve direnç göstermemizi yılmamayı fikir olarak çıkartabiliriz.

4. [B]KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ : [/B]

- Ayşe Nazlı Hanım (Annesi) : Otoriter kültürlü ve geleneklerine bağlı biricik çocuğu üzerine titreyen bir ev kadınıdır.
- Hacı Hüseyin Hüsnü Bey (Dedesi) : Namuslu, dürüst, işgüzar birisidir.
- Avnullah Bey (Babası) : Avnullah Bey’ de babsı gibidir.
- Aziz (Eşi) : Vatanı için her zaman ölmeye hazır şerefli bir süvari zabitidir.

5. [B]KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER : [/B]Herkesin okumasını istediğim bir kitap olaylar gerçekleştiği için ilgi çekici ve sürükleyici bir kitap.

6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ : Halide Nusret 1901 de İstanbul’ da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi tarih bölümünündeki öğrenimini yarıda bırakarak öğretmen oldu. 1924 yılında Edirne’ de başladığı edebiyat öğretmenliğini çeşitli yerlerde sürdürdü. 1957 de Ankara Kız Teknik Öğretmen Okulun’ daki görevinden emekliye ayrıldı.
Zorlutuna, Milli Edebiyat akımı içinde değerlendirilen şiirlerinde geleneksel ölçü anlayışına bağlı kaldı. Şiir, öykü ve düz yazı çalışmalarını önce Milli Mecmua’ da, daha sonra Aydabir, Çınaraltı, Hisar, Türk kadınları vb. Dergilerde yayımladı. 10 Haziran 1984 de İstanbul’ da öldü.

[B]Öykü ve Romanları Şiirleri[/B]
- Küller (1921) - Geceden Taşan Dertler (1930)
- Sisli Geceler (1922) - Yayla Türküsü (1943)
- Beyaz Selvi (1945) - Yurdun Dört Bucağı(1950)
- Büyük Anne (1971) - Ellerim Bomboş (1967)
- Aydınlık Kapı (1974)




[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI :BİR DÜĞÜN GECESİ

KİTABIN YAZARI :Adalet AĞAOĞLU
YAYIN EVİ :REMZİ KİTABEVİ
BASIM YILI :1984
SAYFA SAYISI :363

1.KİTABIN KONUSU :Fitnat hanımın torununun düğününde yaşanan olaylar.
2.KİTABIN ÖZETİ :Bütün olaylar Ankara’da birkaç saatlik düğün esnasında geçer.Her biri ayrı yollar tutturmuş üç çocuk anası Fitnat Hanımın torunu Ayşen evlenmektedir.12 Mart hadiselerinden bir süre sonradır.Fitnat Hanımın büyük oğlu İlhan eski bir milletvekili, halen işini bilir zengin bir insandır.Karısı Müjgan da bu burjuva hayatına uymuştur.Fitnat Hanımın öğretim üyesi olan küçük kızı Aysel marksisttir ve yeğeninin düğününe gelmemiştir.Aysel’in kocası Ömer de Siyasal Bilgilerde profesör iken marksist düşüncelerinden dolayı bir ara görevinden uzaklaştırılmışsada tekrer görevine dönmüştür.Fitnat hanımın diğer kızı ressam Tezel inançsız ve bedbin bir marksistse de , dönemin adamı olmaya yanaşan solcuları göre göre onlara olan inancını da kaybetmiştir.Tezel iki defa evlenip boşanmıştır,bohem bir hayat sürmektedir.İlhan kızı Ayşen’in anarşistler eline düşmekte olduğunu fark ederek onu bir general oğlu olan Ercan’la alelacele evlendirmektedir.

3.KİTABIN ANA FİKRİ:Bir ailenin nasıl dağıldığı ve çocukların nasıl kötü yollara saptığı anlatılıyor.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Fitnat hanım:Üç çocuk anası yaşlı bir kadın.
İlhan:Fitnat hanımın büyük oğlu ve milletvekili.
Ayşen:Fitnat hanımın küçük torunudur.
Müjgan:İlhanın karısı.
Aysel:Fitnat hanımın küçük kızı ve öğretim üyesi.
Ömer:Ayselin kocası ve aynı zamanda profesör.
Tezel:Fitnat hanımın diğer kızıdır ve inançsızdır.




5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

Kitap genel itibarıyla konu olarak çok güzel fakat yazar o dönemin siyasi olaylarını romanda çok aşırı şekilde irdelemiş.Eski dönemlerdeki yaşantılar bence şimdikinden çok farklı değil.


6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Adalet AĞAOĞLU Ankara Dil ve Tarih Coğrafya fakültesi Fransız dili ve edebiyatı bölümünü bitirdi.(1950).TRT program dairesi uzmanlığı , bu dairede başkanlkık görevlerinde bulundu;1970’teradyodan ayrıldı.Radyo ve sahne için oyunlar yazdı.Üç oyun yapıtıyla TADK 1974 Tiyatro ödülünü aldı.Taşrada eski eşraf ailelerinin yaşamı,Cumhuriyet döneminde toplumsal değişimin yol açtığı sarsıntılar,gibi konuları öykü ;(Sessizliğin ilk sesi 1978 ;Hadi gidelim1982) ve romanlarında (Ölmeye yatmak,1973 ; Bir düğün gecesi ; Yaz sonu 1980 ; Üç beş kişi 1984)konu edindi.Yaşamı ve edebiyat hayatıyla ilgili anıları Göç temizliği (1985),deneme –eleştiri yazıları Geçerken (1986) yapıtlarındadır.


[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
Bir gün Paris’te bir yayınevinin kapısından içeri 14-15 yaşlarında bir çocuk girer. Koltuğunun altında bir tomar kağıt vardır. “Şiirlerimi kitap halinde bastırmak istiyorum” der. Yayınevi sahibi, gülümsemeden edemez. Ancak, kendine pek güvenir görünen bu çocuğu kırmamak için, “Şiir satılmıyor ki oğlum” der. Genç şair, “Benim şiirlerim satılır” der ve ekler: “Yazık, hata ettiniz. Bu ilk şiirlerimi basacak olsaydınız, bundan sonraki bütün eserlerimin yayın hakkını size verecektim.” Bu çocuk, ileride dahi bir şair ve romancı olacak Victor Hugo’dan başkası değildir.
Victor Hugo, 1802’de Fransa’nın doğusundaki ufak bir şehirde doğar. Babası Napolyon ordusunun önemli komutanlarından biri, annesi ise denizcilikle geçinen bir ailenin kızıdır.
Victor, çocukluğu boyunca babası ve iki abisinden hiç sevgi göremez. Bunun üzerine annesi, diğer çocuklarına nazaran Küçük Victor’a daha fazla ilgi ve şevkat gösterir. Annesiyle aralarındaki bu güçlü bağ, hayatı boyunca sürecektir. Hugo büyüdükçe, annesi ondaki cevheri sezip yeteneklerini geliştirebilmesi için elinden geleni yapar.
Hugo’nun yetiştiği yıllar, Napolyon’un savaştan savaşa koştuğu yıllardır. Babasının ordudaki görevi sebebiyle, çocukluğu boyunca ailesiyle oradan oraya göç etmek zorunda kalır. Sonunda Paris’e yerleşirler.
Paris’te oturdukları evlerden biri onun çocukluk anılarında yer tutar: “Ne yazık ki pek kısa süren sarışın çocukluğumda üç hocam oldu benim: Bir bahçe, yaşlı bir rahip, bir de annem.” Sözünü ettiği yaşlı rahip ise karısı ile birlikte ev ev dolaşıp, işçi çocuklarına okuma yazma öğreten Mösyö La Rivière’dir. Hugo’lara da sık sık gelir ve üç kardeşe Latince dersi verir.
Victor’a çocukluğunda yön veren kişilerden biri de vaftiz babası General Lahorie’dir. Küçük çocuğun okumaya pek meraklı olduğunu ve zekasının da büyük eserleri kavramaya elverişli olduğunu gören Lahorie, onu Latin tarihçilerle tanıştırır.
Victor Hugo’nun çocukluğu sıkıntılarla geçer. Haftasonlarında abisi Abel tarafından pek sert ve cimri bir kadın olan halasına bırakılan Victor, babasının kendisine verdiği harçlıkla kitap ve defter bile alamaz.
Hugo, tüm bu sıkıntılar arasında kendi dünyasını yaratmayı başarır. Eski Latin şairlerini okur, onlardan çeviriler yapar ve onlarınkine benzer şiirler ve oyunlar yazar. Bir yılbaşı günü kalbinde derin bir sevgi beslediği annesine şöyle yazar:

Racine’in göklerdeki kutsal şölende
Takındığı ölümsüz çiçekler değil bunlar;
Basit, doğal çiçeklerle
Ördüğüm bir demeti sunuyorum sana, anne.

Bu satırlar karşısında gözleri yaşaran annesi, oğlunun gelecekte büyük bir şair olacağını düşünür. Hugo’nun gözü yükseklerdedir.
Şiire giderek daha fazla merak saran Hugo, kendisine en çok romantizmin kurucularından Chateaubriand’ı örnek alır. Hatta 14 yaşındayken günlük defterine şöyle yazar: “Olursam bir Chateaubriand olurum. Onun gibi olmadıktan sonra hiç şair olmayayım daha iyi.” Yine ilk şiirlerini topladığı defterinin üzerine, sonradan “Bunlar benim doğmadan önceki saçmalıklarım” diye yazacaktır.
Genç şair, 15 yaşına henüz bastığında, Fransız Akademisi’nin düzenlediği bir şiir yarışmasına girer. “Hayatın çeşitli durumlarında bilginin sağladığı mutluluk” konusu üzerine yazdığı 300 dizelik şiiri, yarışmada mansiyon ödülü alır. Akademi üyeleri çocuk denecek yaştaki şairin üstün yeteneği karşısında şaşkına döner. İçlerinden biri onunla şiirsel mektuplarla yazışmaya girişir. Şairlik hayatına resmen adım adan Hugo, 17 yaşına geldiğinde de Toulouse Akademisi’nin şiir yarışmasında en büyük ödülü Altın Zambak’ı kazanır.
Kardeşiyle beraber, bir edebiyat dergisi yayınlamaya başlar. Burada bütün kalem denemelerine geniş bir alan bulan Victor Hugo’ya, Chateaubriand “Dahi, yüce çocuk” iltifatında bulunur.
Kendisini tümüyle edebiyata veren Hugo’nun ilk büyük eserleri gelmekte gecikmez. “Övgüler, Çeşitli Şiirler” adlı ilk kitabı, o 20 yaşındayken yayınlanır. Gerek Paris edebiyat çevrelerinde, gerek yayın hayatında ünü gittikçe yayılan şairin şiir ve roman kitapları birbiri ardına yayınlanmaya başlar.
Devrimler Fransası’nın çalkantılı atmosferinde Hugo’nun siyasi tavrı, uzun süre netleşemez. Önceleri annesinin etkisiyle Kralcı olarak yetişen Hugo, daha sonra Cumhuriyetçiliğe yönelir. “Sefiller” adlı ölümsüz eserini yazacağı olgunluk çağına doğru emin adımlarla ilerler.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
BİR İÇİM SU
YAZARI
Refik Halit KARAY
YAYIN EVİ
İNKILAP ve AKA KİTAPEVLERİ
BASIM YILI
1982 (üçünçü basım)


1.KİTABIN KONUSU:
Doganın güzellikleri ve tarihi olaylarla ,günümüzdeki yaşam ve arasındakı ilişkiler.
2.KİTABIN ÖZETİ:
Doganın nasıl bir yapısının oldugunu bu yapısının insanlara olan etkilerini ve bu etkilerin insanda oluşturduğuduygu ve düşünceleri acıklıyor. İskenderun ve Amuk ovasında arpalar sararmış bugdaylar yemyeşildi; ama çiftçisi ,tarım ordusunun yüz yerinden yaralı,cigerler yanık ve gönlü üzgün ama kahraman birer erleridir.
Dünya ve dünyada herşey daha iyi olmalıydı. Buradan Fırat kıyılarına kadar bir yolculuk yapıyor buralarda da daganın kompleks yapısını ortaya koyuyor. Buradanda Fıratı gecerek Lübnan yamaçlarına geliyor. Gezdigi yerlerde günlük hayattan bahsediyor. Gezdigi yerlerde daha önceden yaşanan tarihi olaylardan bahsediyor.
3.KİTABIN ANAFİKRİ:
Doganın güzelliklerini tanıtmak ve insana dogayı sevdirmektir.
4.KİTAPTAKİ OLAYLAR VE ŞAHISLARINN DEĞERLENDİRİLMESİ :
Kitapta belirli bir kahraman yok sadece yazar olayları yaşıyor gibi anlatıyor; yazısında ise yazarın dogayı cok sevdigi dikkat cekiyor.
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitapta belirli bir kahraman olmamakla beraber olayların cok sade ve kısa olması belirli bir yargıya varılamıyor.günlük olayiar ise şuanda hercegine belirli yerler hariç raslanmamaktadır. Olayları yazar kendisi yaşıyor gibi anlatması kitaba akıcılık katıyor.

6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Refik Halit KARAY:Fransızların Hatay dahil Suriyeyi mandasına aldıgı zamanlarda roman yazarlıgına başlamıştır. Kitapları; Kadınlar teknesi, ilk adam, ayın ondördü, bir avuç saçma, bu bizim hayatımız, bir içim su, çete, deli, dişi örümcek, dört yapraklı yonca, ekmek elden su gölden, iki cisimli kadın, ikibin yılın sevgilisi, İstanbul’un bir yüzü, karlı dagdaki ateş’tir.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : Bir Kadın Düşmanı
KİTABIN YAZARI : Reşat Nuri Güntekin
KİTABIN YAYIN EVİ VE ADRESİ : Matbaacılar Sitesi No:38 Bağcılar-İSTANBUL
BASIM YILI : 1990

BİR KADIN DÜŞMANI

Kitap iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Sara’nın babasına ve arkadaşı Nermin’e yazdığı mektuplardan ikinci bölümde ise romanın ikinci kahramanı olan Homongolos’un ölmüş olan arkadaşına yazmış olduğu mektuplardan oluşmaktadır.


ROMANIN ÖZETİ




[B] SARA’NIN MEKTUPLARI [/B]


Sara annesi ile birlikte babasından ayrı İstanbul’da yaşayan genç bir kızdır. Babası bir paşa olduğu için Erzurum’da görev yapmaktadır. Sara babasının yanında Erzurum’a İstanbul’un şaşalı yaşantısından kopamadığı için gitmek istememektedir. Hatta arkadaşının düğününe bile İstanbul’un eğlenceleri yüzünden gitmek istemez. Sara çok güzel bir kızdır. Kendisi de bu güzelliğinin farkındadır ve insanların ona karşı olan ilgisi onun çok hoşuna gitmektedir. Sara Marmara’nın bir kasabasına, dayısının zeytinliğine geziye gider. Bu kasabadaki insanlar Sara’yı görmek için adeta birbirleriyle yarış ederler. Sara bu kasabaya çok ısınmıştır burada hep birinci şahıs olarak görülür. İstanbul’da ikinci olmaktansa burada birinci olmak onun çok hoşuna gider. Sara’nın dayısının kızı Vesime Remzi adlı bir ziraat müühendisi ile nişanlıdır. Remzi Bey’in Sara’ya karşı garip bir zaafı vardır. Remzi Bey nişanlısına olan sahte ilgisiyle Sara’ya adeta meydan okur. Sara ise bunun intikamını Remzi Bey’i baştan çıkararak alacaktır. Ancak amacı Vesime’nin yuvasının yıkmak değildir.
Bir gün Sara bir vapur gezisine çıkar. Bu gezide birisini denizde boğuluyor şekilde görürler ve kaptanı uyarırlar. Kaptan ise bunu umursamaz. Sebebinin ise boğulan bu kişinin muziplik yaptığını bilmeleridir. Bu kişi Homongolos’un ta kendisidir. Sara bu kasabada çok eğlenmektedir ve geceleri gündüz etmektedir. Kasabadan bir saatlik yürüyüş mesafesinde bir spocu gurubunun kampı vardır. Daha sonraları bu kamptaki erkekler de kasabadaki eğlencelere katılırlar. Homongolos bu sporcu grubunun lideridir fakat eğlencelere katılmak istemez. Herkes Homongolos’un nasıl birisi olduğunu çok merak etmektedir ve Homongolos’u davetlere ve eğlencelere katılması için sporculara ısrar ederler. Sporcularda onu zorla ikna ederler. Onun davetlere katılmamasının sebebi olarak kadınlardan kaçtığını ve bir kadın düşmanı olduğunu düşünürler.
Homongolos Afrika zencileri gibi kısa kıvırcık saçları, çıkık alnı, Japonlar gibi çekik gözleri olan çok çirkin bir adamdır ve Sara ondan hoşlanmaz. Fakat kızların Homongolos’a karşı meraktan ileri gelen bir ilgisi vardır. Homongolos’un ise kızların bu ilgisi umurunda bile değildir. Homongolos’un Sara’ya karşı hiçbir ilgi göstermemesi Sara’yı çok şaşırtmaktadır. Çünkü Sara ilk defa böyle bir muameleyle karşılaşmaktadır. Homongolos’un çekingenliği neşeye dönüşür. Fakat onun bayanlara karşı münasebetsizce konuşmaları insanları rahatsız etmeye başlar. Bayanların ona karşı ilgisi onlara patavatsızca, küçük düşürücü ve kırıcı sözler olarak geri gelir. Onu bu münasebetsizliği dayanılamayacak bir hal alır. Daha sonra özür diler ancak onun bu patavatsızca ve kırıcı sözlerinin ardı arkası kesilmeyecektir. Sara ise Homongolos’un bitmek tükenmek bilmeyen terbiyesizliği yüzünden ona büyük bir ders vermek ister ve onu baştan çıkarmaya çalışır. Sara her fırsatta Homongolos’a yanaşmaya çalışmaktadır. Homongolos’un kırıcı sözlerinden etkilenmiyormuş gibi yapar. Ona güler yüz ve sevecenlikle yaklaşarak onu etkilemeye çalışır. Çeşitli bahanelerle ya da davetlerle onula daha sık birlikte olmaya başlar. Sara Homongolos’u kendine aşık ederek ondan bir an önce kadınların intikamını almak ve kadınların zaferini ilan etmek ister. Güzelliğini son derece etkin olarak kullanır.
Sara’nın kendine karşı çok büyük hayranlığı vardır. Güzelliğine aşırı derecede güvenmektedir ve asla yaşlanmak istemez. Sara bu amacına ulaşabilmek için kendisine bazı ortaklarda edinmiştir. Bu ortaklar Homongolos’un Sara ile birlikte olmasını sağlamakta ve onun hakkındaki raporları Sara’ya ulaştırmaktadır. Sara amacına ulaştığını yavaş yavaş anlamaya başlamıştır. Artık Homongolos Sara’ya aşık olmuştur ve Sara artık amacına ulaşmış olduğundan hiçbir şüphesi yoktur. Sara daha sonra Homongolos’un feci bir şekilde can verdiği haberini alır.

[B] HOMONGOLOS’UN ÖLMÜŞ ARKADAŞINA MEKTUPLARI [/B]


Homongolos’un mektepten tanıştığı ve canından çok sevdiği Necdet adında bir arkadaşı vardır. Homongolos bu arkadaşı ile mektepte tanımıştır. Onu mektebin acımasız ortamından korur ve kol kanat gerer. Mektepteki çocuklar, Necdet mektebe geldiğinde ona dayanılmaz işkenceler yapmaya başlarlar. O ise çaresizce bu işkencelere boyun eğer. Homongolos ise mektepte çocukların çok korktuğu serseri bir çocuktur. Homongolos, Necdet’de kendi geçmişini görür. Necdet gibi kendi de mektepteki çocukların dayanılmaz işkencelerine maruz kalmıştır. Homongolos bundan kurtulmanın yolunu yalnızca onlar gibi serseri olmakta bulur. Necdet’i bu durumdan kurtarır. Daha sonra onunla arasında duygusal bir bağ oluşur. Mektepte olduğu gibi askerde de birlikte olurlar. Necdet daha sonra serseri bir mayına kurban gider.
Homongolos gençlik çağlarında arkadaşları gibi kızlarla iletişim kuramaz. Onlarla konuşamaz. Bunun nedeni, kendinin çok çirkin bir insan olduğuna inanmasıdır. O yalnızlığı tercih etmektedir. Kendisini insanlar arfasında bir canavar olarak görmektedir. Bir boks karşılaşmasında kadınların hepsinin diğer boksörü tuttuğunu farkeder ve her yumruk yemesinde kadınlar çılgınca bağırır. Rakibini yendiğinde ise kadınlar kendisine nefretle bakar. Homongolos ise bu çirkinliğinden dolayı kadınların kendisine aşağılayıcı davranmalarındansa kendisi kadınları aşşağılamayı tercih eder ve kadınlara karşı düşmanlık besler. Fakat o Sara’ya aşık olur. Sara’nın kendisinin kırıcı sözlerinden ve patavatsızca konuşmalarından etkilenmemesi ona anlayışlı bir şekild edavranması, her zaman güler yüz göstermesi onu çok etkiler. Diğer kadfınlar kendisine nefretle bakarken Sara ise kendisine çok değişik yaklaşmaktadır. Ancak Sara’yı kendisine layık görmez. ‘İki ayrı cinsten varlığın birbirini sevdiği grülmemiştir’ demektedir. Homongolos Sara olmadan hayatın çok anlamsız olduğunu düşünmektedir. Bu dayanılmaz çirkinliği yüzünden de asla Sara ile beraber olamatyacağını düşünür. Sara’nın gözlerinde başka bir dünyaya baktıktan sonra çevresindeki şeylerde bir tat bulamaz ve intahar etmeye karar verir.

ROMANIN ANA FİKRİ

Homongolos dış görünüşüne göre toplumda kabul göreceğini düşünmektedir. Ancak kişiler hiçbir zaman dış görünüşüne göre değerlendirilmemelidir. Onların çirkin olması kişiliklerininde bozuk olduğu anlamına gelmez. Kişi dış görünüşü ile değil de iç güzelliği ile ön plana çıkmalıdır ve toplumda buna göre saygı görmelidir.

OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ

Sara kendini aşırı beğenen ukala bir kızdır. Güzelliğiyle etkileyemeyeceği erkek olmadığını düşünen bir kızdır. Kendisine karşı büyük bir hayranlık duymaktadır. Sara güzelliğini kullanarak Homongolos’a kötülük yapmaktadır. Bu yüzden onun ölümüne neden olur.
Homongolos çirkinliği sebebiyle içine kapanık davranmakta, kendisini kadınlardan soyutlamaktadır. Kadınların kendisini küçük görmesindense o kadınları aşağılayarak bu zaafından kurtulmaya çalışır. Homongolos aslında çok saf ve temiz birisidir. Çok iyi kalpli birisidir fakat bunu göstermez. Aşkı yüzünden intihar etmiştir.

ROMAN HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER

Roman bence toplumun bir yönden acı yüzünü ortaya çıkarmada büyük bir başarı göstermektedir. Yazarın akıcı üslubu Romanı sıkıcı olmaktan çıkarmış aksine okudukça zevk alınan bir roman halini almıştır. Kullandığı üslüp herkes tarafından kolayca anlaşılabilir ve yediden yetmişe herkes bu romanı okuyabilir.

ROMANIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ

REŞAT NURİ GÜNTEKİN

1889 da İstanbul’da doğdu. Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Liselerde öğretmenlik, müdürlük, Milli Eğitim Müfettişliği, Paris Kültür Ateşeliği yaptı. UNESKO’da Türkiye’yi temsil etti. Romanları, hikayeleri, tiyatro eserlerinin yanı sıra çeşitli çevirileride vardır.

[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
ESAT MAHMUT KARAKURT

BİR KADIN KAYBOLDU
İnkilap ve Aka Basımevi

Cemalnadir sok. No:24 İstanbul
1974 yılı
KONU:Bir aşk yaşarken dikkat etmemiz gereken hususlar.
ANA FİKRİ: Bir aşk yaşarken karşımızdaki kişiyi çok iyi tanımamız, özellikle o kişinin evli olup olmadığına,,yaşamımıza uygun olup olmadığını dikkate almamız ve bunun sonuçlarını önceden düşünmemiz gerekmektektedir.
KİTAPTAKİ ŞAHISLAR:
NECMİ: Hayatına çok düşkün, düşüncesiz hemen aşka gelen, yalnız kendini çok sevdiren bir insandır. Orta yaşlıdır. İki kadını da kendine bağlamayı bilmiş bir kişidir.
HÜMEYRA: 23 yaşlarında, çok güzel ancak düşüncesiz ve yalnız aşka inanan bir kişidir.
SELMA: Orta yaşlı bir kadındır. Necmi’ye ölesiye bağlı ve onu hiç kimseyle paylaşmak istemeyen ve o da aşkın gücüne inanan, sağlam bir kişiliğe sahip bir kadındır.
AVUKAT:Selma’nın abisidir.O da aşka inanan korkusuz kendine güvenen bir insandır. Olaylar karşısında soğuk kanlılıkla mücadele etmiştir.
ŞAHSİ GÖRÜŞÜM:
Bu kitapta ilk dikkatimi çeken şey, yazarın kitabı anlatım tarzı olmuştur.Sanki olaylarda var ama; bir melek gibi, bir kamera arkasından bakıyormuşçasına anlatıyor. Örnek verecek olursak”şöyle yapıyorlar…” demiyorda ”şöyle yaptığını görüyoruz” diyor.
Film gibi cereyan eden olaylar, insanın okudukça okuyasını getirdiği için etkiliyor.Rahat anlaşılırbir dil kullanılmış. Hoş bir kitap doğrusu.
YAZAR:
Türk romancılarımızdandır. Diş hekimliği okulunu (19249,hukuk fakültesini (19309 bitirmiştir. Gazetecilik ve galatasaray lisesinde öğretmenlik yapmıştır.Aşk ve serüven romanlarıyla ün kazandı. Birçok yapıtı filme alındı.
ESERLERİ:
“Ömrümün Tek Gecesi”,”Allahaısmarladık”,”kadın Severse”,”Ankara Ekspresi”,”Kadın İsterse”,”Son Gece”,”ilk ve Son”,”ölünceye kadar”,”sokaktan gelen kadın”,”Dağları Bekleyen Kış”,”Çölde Bir İstanbul Kızı”,”Bir Kadın Kayboldu”,”Altadatacağım”,’’Son Tren’’.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.