You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
BİR YAZIN TARİHİ

KİTABIN YAZARI
HALİD ZİYA UŞAKLIGİL

YAYIN EVİ VE ADRESİ
AKA KİTABEVİ

BASIM YILI
1974




1.KİTABIN KONUSU: Dört yıldan beri taşrada mühendislik yapan bir gencin yaz tatilini geçirmek üzere İstanbul’a akrabasının yanına gelmesiyle orada bulunan bir genç kıza aşık olması.


2.KİTABIN ÖZETİ[/U[U]]
Hasan , üniversiteden mezun olduktan sonra taşrada görev yapmaya gitmiştir . Dört yıl taşrada mühendis olarak çalıştıktan sonra , bu denli çalışmanın verdiği yorgunlukla İstanbul ‘daki uzun zamandır görmediği akrabasının evine gitmeye karar verir . Akrabasının evine gittiğinde karşılaştığı manzara ile bir anlamda şok olur. Evde beş tane genç kızla karşılaşır. Bunların ikisi akrabasının kızı diğerleride uzaktan akrabalarıdı. Onları en son üniversiteden sonra görmüştü. Sadece küçüklüklerini hatırlıyordu. Şimdiyse hepsi birer genç kız olmuştu. Bu genç kızların isimleri Nevin, Güzin,Aliye,Samiye,Meliha’dır. Bu kızların hepsininde huyları ve görünüşleri farklıdır. Hasan eve geldikten sonra hepsi ona karşı yabancılık duymadan odasını hazırlamasına yardımcı olurlar . Hasan ‘ın gözüne evde ilk takılan şey bütün kızların neşe içinde cıvıl cıvıl olmalarına rağmen Meliha’nın çok sessiz ve suratında sürekli bir ağlama ifadesinin bulunmasıydı.Meliha’nın suratı her zaman solgun ve mutsuzdu.Meliha kızların en büyüğü olmasına rağmen sanki onların en küçüğüymüş gibi duruyordu.

Hasan tatilini uzattıkça kızlarla muhabbeti iyice geliştirir ve kendini çok farklı hissetmeye başlar . Kendini aşık hisseder fakat hangisine olduğuna karar veremez. Hasan iyice kendini çok zor durumda hissetmeye başlamıştır, ne yapacağını tam olarak bilememektedir.

Bazen kızların gece eğlencelerene katılmaktadır. Bu gecelerde bazı kızlar çalmakta bazıları ise söylemektedir. Hasan’ın ilgisini ise Meliha’nın çaldığı ud çekmiştir. Gerçekten de Hasan ud müziğinden çok hoşlanıyordu.Meliha’nın da bu eğlencelere katılmasına çok sevinmiştir.Fakat Meliha hiç de mutlu görünmüyordu.Bu durum ise Hasan’ı çok üzüyordu. Hasan sürekli olarak Meliha ile konuşmaya çalışsada Meliha Hasan ‘dan sürekli kaçmaktadır.

Hasan sonunda bu kızlardan kime aşık olduğunu bulur. Bu kız Meliha’dır. Artık onu sürekli olarak göz hapsinde bulundurur . Fakat Meliha o sararmış , ağlamaklı suratı ile Hasan’dan sürekli olarak kaçar.

Bir gece kızlar Meliha ‘nın hasta olduğunu söylerler. Hasan koşarak Meliha’nın odasına çıkar. Meliha her zaman ki gibi solgun haliyle, yatakta yatmaktadır.Hasan bir an cesaretlenerek ona “seni seviyorum” der. Meliha bundan hoşnut olmasına rağmen onu mutlu edemem, hastayım düşüncesi ile evden bir an önce gitmesini rica eder. Hasan da bu ricayı kırmayarak ,kalbinde derin bir yara ile evi terk eder .

3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Karşımıza çıkan her kişiyi sevgili olarak algılamamalıyız. Gerçek sevgiyi doğru kişide ve doğru zamanda bulmak için beklemeliyiz.

4.KİTABTAKİ OLAYLARIN VE SAHIŞLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
.Hasan :Yirmi beş yaşlarında ,üniversite mezunu bir mühendistir. Duygulu, içine kapanık fakat gerektiğinde çok iyi ilişkiler kurabilen birisidir.

Güzin : Sarı saçlı , ela gözlü , sinirli ve huysuz bir kızdır.

[BNevin : [/B]Kumral ,ela gözlü ve hırçın birisidir.

Aliye : İnce uzun boylu , iyi huylu birisidir.

Samiye : Kısa , biraz şişman bir kızdır.

Meliha : Uzun boylu ,iyi huylu bir kızdır.

5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitap güzel bir aşk hikayesi anlatmaktadır. Aşkı kitaplarda okumak isteyen herkese tavsiye ederim.

[B]6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ: [/B]

1867’de İstanbul ‘da doğdu. Mahalle mektebinden sonra Fatih Rüştiyesi’ne gitti. Tüccar olan babasının işleri bozulması üzerine ,1879’ da İzmir’e yerleştiler. Halid Ziya burada fransızca öğrendi . Fransızcadan çeviriler yaptı. 1884’te Nevruz dergisini ,1886’ da Hizmet dergisini çıkarttı . İlk romanlarını bu dergilerde yayımladı.

1896’da Edebiyat-I Cedide topluluğuna katılarak Servet-i Fünun dergisinde kendine geniş ün sağlayan romanlarını yayımladı. Halid Ziya Edebiyat-ı Cedide ‘nin sanat anlayışı doğrultusunda yeni bir dil üretmek için çaba göstermiştir. Osmanlıca da bile kullanılmayan Farsça ve Arapça kelimeler bularak Türkçe ‘de olmayan kurallarla tamlama yaparak konuşulan dilden çok ayrı , süslü yapay bir dil oluşturmuştur. Daha sonraki yıllarda dilini yalınlaştırma gereği duymuştur. Uşaklıgil batılı manadaki Türk romanının öncüsü olmuştur.1945’te İstanbul’ da öldü.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
Birinci Kitap
1 Dört Gözle Beklenen Davet
Hobbitler arasında bir efsane olarak anılan Bilbo Baggins, esrarengiz yolculuğundan döneli 60 yıl olmuştu. Merak konusu olan serveti ve yılların onu neredeyse hiç yaşlandırmamış olması pek tuhaf karşılanıyordu. Bilbo, Eylül’ün 22’sinde 111. yaşını kutlamaya hazırlanıyordu. 99 yaşındayken evlat edinip, varisi ilan ettiği ve Çıkın Çıkmazı’nda birlikte yaşadığı yeğeni Frodo da aynı gün doğmuştu. Üstelik bu yıl 33 yaşına basarak, rüştüne erecekti. Sonunda beklenen gün geldi ve Hobbitköy’de muazzam doğumgünü kutlamaları başladı. Tüm hobbitleri mutlu edecek kadar yiyecek içecek vardı ve Gandalf’ın düzenlediği havai fişek gösterileri de muhteşemdi. Bilbo, bir “tatil”e ihtiyacı olduğuna karar vermiş ve Shire’dan ayrılmak için doğumgününü seçmişti. 144 yakın akraba ve arkadaşın katıldığı aile yemeğinin sonunda özel bir konuşma yaptıktan sonra, Yüzük’ünü parmağına geçirerek kaybolmuş ve herkesi bir kere daha şaşırtmıştı. Daha sonra Çıkın Çıkmazı’na giderek, Gandalf’la konuştu. Sahip olduğu herşeyi Frodo’ya bırakıyordu. Yüzük’ü de bırakmaya karar vermişti ama son anda ondan ayrılamamıştı. Gandalf’ın ısrarı, biraz da zorlamasıyla, sonunda bırakabildi. Bu da kendini ağır bir yükten kurtulmuş gibi hissetmesini sağladı. O gece, kimselere görünmeden, daha önceden hazırlamış olduğu eşyaları ve üç cüce arkadaşıyla Shire’dan ayrıldı. Ertesi günü Frodo, Bilbo’nun dost ve akrabalara bıraktığı “manidar” armağanları dağıtmakla geçirdi. Bir yandan da Bilbo’nun saklı hazinelerinin peşinde olan hobbitlerle mücadele etmesi gerekmişti. Akşama doğru Gandalf da veda etmek üzere Frodo’yu ziyaret etti ve Yüzük’ü kullanmaması konusunda onu uyardıktan sonra, yola çıktı. Frodo onu uzun bir süre göremeyecekti.
2 Geçmişin Gölgesi
Bilbo’nun ortadan kaybolmasının yankıları Hobbitköy’de uzun bir süre devam etti. Bu süre içinde Frodo, Çıkın Çıkmazı’nın yeni efendisi olmaya epeyce alışmış ve zamanını arkadaşları Peregrin Took (Pippin) ve Meriadoc Brandybuck (Merry) ile geçirir olmuştu. Bir yandan da elli yaşına yaklaşmakta ve içinde tuhaf kıpırtılar hissetmekteydi. Tam bu sıralarda dışardaki dünyada tatsız değişimler olduğu yolunda söylentiler dolaşmaya başlamıştı. Gri limanlara giden ve geri gelmeyen elfler çoğalmış, Mavi Dağlar yolunda cücelerin sayısı artmıştı. Duyumlara göre Mordor’daki Karanlık Güç uyanmış ve saldığı korku dört bir yana yayılmıştı. Bilbo’nun gidişinden sonra sıklıkla Frodo’yu ziyaret eden Gandalf, 9 yıl aradan sonra Frodo’nun 50. yaşını kutlayacağı sene tekrar uğramıştı. Ama getirdiği haberler endişe vericiydi. Gandalf Frodo’yu Yüzük’ün, kendisinin de yeni yeni keşfettiği, tehlikeleri konusunda uyarmak için gelmişti. O’na Âli Yüzüklerin etkilerinden bahsetti ve Bilbo’dan Frodo’ya geçen Yüzük’ün, Karanlık Efendisi Sauron’un imal ettiği, Elf İrfanları’nda söz edilen “Tek Yüzük” olduğunu bir ateş deneyiyle ispatladı. Sauron uzun zaman önce yitirdiği bu Yüzük’ün sandığı gibi imha edilmediğini öğrenmişti ve eski gücüne kavuşmak için onu geri almak istiyordu. Zaten Yüzük Sauron’un yenilgisinden sonra ele geçmiş ve Ulu Nehir Anduin’e düşmüştü. Ta ki, nehir kıyısında yaşayan hobbit türü bir ırktan Smeagol (Gollum)’un eline geçene kadar… Fakat artık Shire’daydı ve Sauron da bunu Gollum’dan öğrenmişti. Orta Dünya’nın geleceği için Yüzük’ün Ateş Dağı Orodruin’deki Kıyamet Çatlakları’na atılıp, yok edilmesi gerekiyordu. Bu zorlu görev için Frodo seçilmişti ve Shire’dan ayrılıp, görevi yerine getirmekten başka çaresi yoktu. Yanına da hem bahçıvanı, hem arkadaşı, hem de hobbit diyarının elflere ve ejderhalara en meraklı kişisi olan Sam Gamgee’yi alacaktı.
3 Üç Kafadar
Frodo, kendisinin ellinci, Bilbo’nun 128. yaşgününde Shire’dan ayrılmaya karar verdi. Gidişinin esrarengizliğini ortadan kaldırmak için de, Çıkın Çıkmazı’nı Torbaköylü Lobelio Baggins’e sattı ve çocukluğunu geçirdiği, doğudaki Erdiyarı’nda bir ev aldı. Haber, Hobbitköy’de büyük yankı uyandırdı ve dedikodulara neden oldu. Gandalf, kendisini endişelendiren birtakım haberleri araştırmak üzere önceden yola koyulduğundan, Frodo ayrılık hazırlıklarını arkadaşlarıyla birlikte sürdürdü. Doğumgünü akşamı dört kişilik küçük bir veda yemeği yediler ve ertesi sabah Merry eşyalarla mobilyaları alarak önden gitti. Frodo da, son bir kez Shire’ı yürüyerek görmek istediğinden Pippin ve Sam ile birlikte o gece Çıkın Çıkmazı’nı terketti. Gandalf gelmemişti ve bu durum Frodo’yu çok kaygılandırıyordu… Yol’u takip ederek Erdiyarı’na yöneldikleri gün bir Kara Süvari’nin onları takip ettiğini görüp gizlendiler. Frodo bu atlının, ne olduğunu ve ne aradığını bilmemesine rağmen, saklanmaları gerektiğini düşünmüştü. Aynı günün akşamı, başka bir Kara Süvari’yi, Gildor İnglorion başkanlığında ilerlemekte olan bir Yüksek Elf grubu sayesinde atlattılar. Frodo’yu tanıyan Gildor onları orman içinden geçen yoldan götürdü. Akşam elflerin hazırladıkları yiyeceklerle büyülenen Sam ve Pippin uyurken, Frodo Gildor’dan Kara Süvariler’in Düşman’ın hizmetkarları olduğunu öğrendi. Gildor ona, Gandalf’ı beklemeden Ayrıkvadi’ye ulaşmasını ve Kara Süvariler’den sakınmasını öğütledi.
4 Mantarlara Çıkan Kestirme Yol
Ertesi gün Frodo, yollarını kısaltmak amacıyla Brendibadesi Nehri’ne ulaşan kestirme bir yoldan gitmeyi seçti. Böylece hem Merry’yi fazla bekletmemiş olacak, hem de korkunç Kara Süvariler’e görünmeden ilerleyebileceklerdi. Nitekim yoldan ayrıldıklarında, onlardan birinin hâlâ peşlerinde olduğunu gördüler. Ormanlık alanda epeyce zahmetle gün boyu gittikten ve biraz da yollarını şaşırdıktan sonra, bir açıklığa ulaştılar. Orada Çiftçi Tırtıl’ın arazisine varmış olduklarını farkettiler. Küçükken gizlice mantar toplamak için çiftçinin tarlalarına giren ve köpekleri tarafından kovalanmış olan Frodo ondan korkuyordu ama ne şans ki Pippin Bay Tırtıl’ın ahbabıydı. Böylece çiftçi onları içeri davet etti ve o gün siyah ata binmiş, tuhaf bir adamın Baggins hakkında sorular sorduğunu anlattı. Neyse ki Bay Tırtıl çok dostça yaklaşıyordu. Onlara akşam yemeği ikram ettikten sonra üçünü yük arabasıyla Şat’a, Merry’nin merakla onları beklediği yere, bıraktı. Üstelik koca bir sepet dolusu mantar da hediye etti.
5 Suç Ortakları Ortaya Çıkıyor
Merry’yle nehir kenarında buluşur buluşmaz, hep beraber bir şata binerek Brendibadesi Nehri’ni geçtiler. Karşıya vardıklarında siyah bir şeklin öteki kıyıda ertafı araştırmakta olduğunu belli belirsiz seçebildiler. Frodo’nun Erdiyarı’nın kuytu bir köşesi olan Çukurçay’daki yeni evine ulaşıp, mükellef bir akşam yemeği daha yedikten sonra, Merry’ye başlarından geçenleri anlattılar. Nihayet Frodo, ağzından baklayı çıkararak, önünde kendisini bekleyen tehlikeli bir yolculuk olduğunu ve hemen yola çıkması gerektiğini söyledi. Fakat arkadaşlarının kendisinin bu seyahati Nisan’dan beri planladığını, hele hele Yüzük’ü bildiklerini öğrenince çok şaşırdı. Dahası Merry ve Pippin de bu zorlu yolculukta ona katılacaklarını bildirince iyice duygulandı. Üstelik bunu çok önceden kararlaştırmış oldukları için, Merry gerekli tüm hazırlıkları da yapmıştı. Gandalf’a planlarını anlatmak üzere Tombiş Toluk’u Çukurçay’da bırakmaya ve gün ışırken yola çıkmaya karar verdiler. Kara Süvariler tarafından muhtemelen izlenmekte olan Yol yerine, tekinsiz bir yer olarak bilinen Yaşlı Orman’dan geçeceklerdi.
6 Yaşlı Orman
Hobbitler, sabah gün ışırken sislerin arasından geçip Yaşlı Orman’a girdiler. Orman onların gelişinden pek hoşnut görünmüyordu. Hobbitler de ormana girdiklerinden beri huzursuzluk içindeydiler. Sanki ağaçlar kıpırdıyor, fısıldaşıyor ve nefretle adımlarını izliyor gibi geliyordu onlara. Bir süre sonra Şenlik Ateşi Meydanı’na vardılar. Çok uzun zaman önce Yaşlı Orman Çalıçit’e gelip yaslandığında onu korkutup, sindirmek amacıyla hobbitler bu meydanda yüzlerce ağacı kesip, yakmışlardı. Orman saldırmayı bırakmış ama o günden sonra da hobbitlere düşman olmuştu. Açıklık bu arazide biraz dinlenen Frodo ve arkadaşları eski bir patika yolunu takip ederek, Orman’ın içindeki yüksek tepeciğe vardılar. Burada çevreyi gözlemleyerek, gidecekleri yönü saptadılar. Fakat Orman onları içerilere doğru çekiyordu ve hiç gitmek istemedikleri, Orman’ın garipliklerinin merkezine, Gündüzsefası Nehri Vadisi’ne yönlendiriyordu. Nehrin kıyısına vardıklarında etrafın söğütlerle çevrelenmiş olduğunu gördüler ve aynı anda hepsine birden uyku bastırdı. Frodo ayaklarını yıkamak üzere gittiği dere kıyısında, Merry ve Pippin sırtlarını dayadıkları Yaşlı Söğüt altında uyuya kaldılar. Sam ise bu tekin olmayan uyku halinden sıyrılıp, midillileri aramaya koyuldu. Birden sesler duyarak, geri döndü. Pippin söğüt ağacı içine hapsolmuş, Merry beline kadar söğüt çatlağına sıkışmış, Frodo da nehre düşmüştü. Sam Frodo’yu nehirden çıkardı ve Frodo hemen “imdat” diye yardım istemeye başladı. Tam bu sırada abuk sabuk bir şarkı söyleyen birinin yaklaşan sesini duydular. Bu Tom Bombadil’den başkası değildi. Hemen yardıma koşup, Merry ve Pippin’i Yaşlı Söğüt Adam’dan kurtardı. Sonra da bir şarkı tutturarak önden ilerlemeye başladı. Dört hobbit, midillileriyle birlikte onu izlediler ve sonunda Orman’dan çıkarak Tom Bombadil’in, Nehrinkızı ile birlikte yaşadığı evine vardılar.
7 Tom Bombadil’in Evinde
Eve girdikleri andan itibaren içlerini bir huzur kaplamıştı. Evde Tom Bombadil’in hanımı Altınyemiş ile tanıştılar. Hep birlikte mükellef bir akşam yemeği yediler. Hepsi çok yorgun olduklarından yemekten sonra yattılar. O gece her biri farklı bir rüya gördü. Ertesi gün Altınyemiş’in çamaşır ve sonbahar temizliği günüydü. Yani yağmur yağıyordu. O gün daha ileri gidemeyeceklerini anlayan hobbitler, Tom Bombadil’le oturup, sohbet ettiler. Tom onlara Orman’dan, Yaşlı Söğüt Adam’dan, Büyük Höyükler’den, Höyüklü Kişiler’den bahsetti. Frodo’nun sorusu üzerine Tom, kendisinin en Yaşlı olduğunu, Karanlıklar Efendisi’nden hatta Eski Günler’in öncesinden beridir orada yaşadığını, görüp görülecek en eski devirleri bildiğini anlattı. Sonra Shire’dan, hobbitlerin çıktığı yolculuktan ve Yüzük’ten konuşmaya başladılar. Bir ara Tom Frodo’dan Yüzük’ü istedi. Herkesin şaşkın bakışları arasında onu parmağına taktı ve kaybolmadı! Yüzük’ün onun üstünde bir etkisi yoktu. Ayrıca bir deneme yapmak isteyip, fırsatını bulunca Yüzük’ü parmağına geçiren Frodo’yu da görebiliyordu. Gecenin ilerleyen saatlerinde Tom genç hobbitlere ertesi günkü yolculuklarıyla ilgili nasihatler verdi, Höyükler’den kaçınmaları, ama eğer rast gelirlerse ne yapmaları gerektiği konusunda onları uyardı. Ayrıca, ertesi gün başları derde girecek olursa, onu yardıma çağırabilecekleri bir de şarkı öğretti.
8 Höyük Yaylalarında Sis
Hobbitler ertesi sabah Tom ve Altınyemiş’le vedalaşarak, Höyük Yaylaları’na doğru yola koyuldular. Bu yaylalar uğursuz yerlerdi; efsane haline gelen öyküleri Shire’da bile bilinirdi. Hobbitler, yaylaların Batı’daki alçak eteklerinden geçip, Doğu Yolu’na varmayı planlıyorlardı. Epeyce bir süre yürüdükten sonra, daire biçimindeki açıklığın ortasındaki bir dikilitaşın dibinde mola verdiler ama nasıl olduğu bilinmez bir şekilde uyuya kaldılar. Uyandıklarında akşam olmuş, her yeri kalın bir sis tabakası kaplamıştı. Yol’u bulmak için sisin içinde ilerlemeye başladılar. Bir süre sonra, en önde yürüyen Frodo, çıkış kapısı zannederek, iki dikilitaşın arasından geçti ve birden arkadaşlarının arkasında olmadığını farketti. Onları ararken bir Höyüklü Kişi tarafından ele geçirildi. Kendine geldiğinde bir höyüğün içindeydi. Bir taşın üstünde sırtüstü yatıyordu. Arkadaşları da aynı biçimde yanında uzanmaktaydılar. Höyüğün içi koyu yeşil bir ışıkla kaplanmıştı. Frodo bir anda içine dolan cesaretle, onlara doğru yaklaşan eli kesip, koparttı. Aynı anda Tom Bombadil’in öğrettiği şarkıyı mırıldanmaya başladı. Çok geçmeden Tom höyüğe ulaştı. Bir şarkı söyleyerek höyüklü kişiyi kovdu. Frodo ile birlikte Sam, Merry ve Pippin’i dışarıya taşıdı. Dışarı çıkınca hobbitler ayıldılar. Hiç birşey hatırlamıyorlardı. Tom hepsine höyüğün hazinelerinden birer kama verdi. Bu kamalar Batıil İnsanları tarafından dövülmüştü ve ilerde işlerine yarayabilirdi. Bu arada Tom midillilerini de getirmişti. Yollarını kaybetmede bu kadar becerikli olan hobbitlere kendi topraklarının sınırlarına kadar eşlik edecekti. Hep birlikte yola koyuldular ve uzun bir süre gittikten sonra nihayet Yol’a ulaştılar. Tom onlara Bree’ye varana kadar durmamalarını, Bree’de Sıçrayan Midilli adlı bir handa konaklayabileceklerini söyledi. Hobbitler o gece Bree’ye vardılar.
9 Sıçrayan Midilli Hanında
Bree, insanlarla hobbitlerin, huzur içinde, bir arada yaşadıkları yerleşim yerlerinden biriydi. Hobbitler köye girince doğruca hana yöneldiler. Orada onları hanın sahibi Arpadam Kaymakpürüzü karşıladı. Kendilerini tanıtıp, handa oda istediler. Frodo Bree’de Tepedibi adını kullanmayı seçmişti. Güzel bir akşam yemeğinden sonra, Frodo, Sam ve Pippin birçok konuğun toplandığı hanın büyük salonuna geçti. Merry onlarla gitmemişti. Bir süre konuşmaları dinledikten sonra hobbitler de sohbete katıldılar. Frodo ise, kuytu bir köşede oturan ve kendisine “Yolgezer” denilen esrarengiz bir yabancı ile konuşuyordu. Bir süre sonra Pippin Bilbo’nun veda partisini anlatmaya başladı. Onun kaçışlarından veya Yüzük’ten bahsetmesinden korkan Frodo, dikkatleri dağıtmak için masanın üstüne çıkıp bir şarkı söyledi. Şarkısının sonunda içkinin de etkisiyle yere yuvarlanırken Yüzük parmağına geçiverdi ve Frodo birden kayboldu. Bu, handakiler arasında çok büyük bir şaşkınlık ve korkuya neden oldu. Masaların arasından emekleyerek geçip Yolgezer’in yanına oturduğuna ilişkin anlattığı hikayeye ise kimse inanmış görünmüyordu. Bu arada Yolgezer onun hikayesine inanmamakla kalmamış, buna Yüzük’ün sebep olduğunu bildiğini ima etmişti. Ayrıca Frodo’nun gerçek adını da biliyordu ve onunla bu gece özel olarak konuşmak istiyordu. Aynı şekilde Bay Kaymakpürüzü de ona söylemesi gereken birşey olduğunu hatırlamış ve konuşmak istediğini bildirmişti.
10 Yolgezer
Hobbitler oturma odalarına geçtiklerinde Yolgezer’in de onlarla birlikte gelmiş olduğunu farkettiler. Gezgin adam onların meselesi hakkında çok şey biliyor gibiydi ve Ayrıkvadi’ye giden yolda onlara rehberlik yapmak istiyordu. Hobbitler kararsız kalmışlardı. Bir yandan Yolgezer’in onları başta Kara Süvariler olmak üzere, tehlikelere karşı uyarmış olmasına güveniyor, bir yandan da bu işle ne gibi bir ilgisi olacağı konusunda kuşku duyuyorlardı. Görüntüsü onlara hiç de güvenilir gelmemişti. Bu arada Bay Kaymakpürüzü geldi ve aslında üç ay önce Frodo’ya yollaması gereken, ama bir türlü fırsat bulup gönderemediği bir mektup getirdi. Mektup Gandalf’tandı ve planlanandan daha erken yola çıkmaları gerektiğini yazıyordu. Bu arada karşılarına Yolgezer diye bir Kolcu’nun çıkabileceğini, O’nun kendisinin dostu Aragorn olduğunu ve yardım edeceğini de eklemişti. Yüzük’ü kullanmaması konusunda bir uyarı yapmayı da ihmal etmemişti. Mektuba ve Yolgezer’in samimiyetine inanarak Frodo onun kendilerine rehberlik etmesi konusunda kararını verdi. Tam bu sırada Merry nefes nefese odaya daldı ve Kara Süvariler’i Bree’de gördüğünü, hatta onlardan birini Yol’daki son eve kadar izlediğini anlattı. O ev, Frodo’nun hanın salonunda “kaybolması”ndan sonra, hiç de güvenilir gözükmeyen bir Güneyli ile birlikte handan sessizce ayrılan Bill Eyrelti’nin eviydi. Bill ve Güneyli Süvariler’in casusu olmalıydılar. Yolgezer, bu şartlar altında hobbitlerin odalarında yatmamalarını önerdi ve geceyi birlikte geçirdiler.

11 Karanlıkta Bir Bıçak

Aynı gece Kara Süvariler Frodo’nun Çukurçay’daki evine baskın düzenlediler. Tombiş Toluk canını zor kurtardı. Frodo’yu evde bulamayan süvariler atlarını aceleyle Bree’ye doğru sürmeye başladılar. Hobbitler sabah uyandıklarında “esas” odalarına zorla girilmiş ve herşeyin paramparça edilmiş olduğunu gördüler. Üstüne üstlük handa bağlı tüm at ve midilliler de salıverilmişti. Üç saat sonra Bill Eyrelti’den çelimsiz bir midilliyi, hem de üç katı bir fiyata, satın almak zorunda kaldılar. Taşıyabilecekleri kadar erzağı da yüklenip, Ayrıkvadi’ye doğru yola çıktılar. Önce Yol’u izlediler ve daha sonra kendilerini Fırtınabaşı Tepesi’ne götürecek olan yaban yollara yöneldiler. Bataklıklardan ve eziyetli patikalardan geçtiler. Fırtınabaşı Tepesi’ne vardıklarında Bree’den yola çıkalı bir hafta olmuştu. Tepeden geniş bir alan göz alabildiğine görülebiliyordu. Yolgezer, Frodo ve Merry’yi yanına alıp, Pippin ile Sam’i yamaçta korunaklı bir çukurda bırakarak tepeye tırmandı. Tepede sanki büyük bir ateş yakılmışçasına otlar kavrulmuştu. Bir taşın üzerinde de Gandalf’ın üç gün önce orda olduğu anlamına gelebilecek işaretler buldular ama emin değillerdi. Frodo çevreyi incelerken, beş kara noktanın dağın eteklerine yaklaşmakta olduklarını gördü. O geceyi yamaçtaki çukurun içinde geçirirlerken, Yolgezer hobbitlere Beren ile Tinuviel’in öyküsünü anlattı. Öykü bittiğinde, ay da gökyüzünde yükselmeye başlamıştı. Birden herkesin içinde bir dehşet duygusu ve tehlike hissi belirdi. Kara Süvariler çukura yaklaşıyorlardı. Frodo karşı konulmaz bir arzuyla Yüzük’ü parmağına taktı. O anda siluetleri çok net bir biçimde görmeye başladı. Beş taneydiler, kapkara cüppeleri vardı ve beyaz yüzlerinde gözleri adeta yanıyordu. Onlar da Frodo’yu görebiliyorlardı. İçlerinden bir tanesi, miğferinde taç olan, Frodo’ya doğru bir hamle yaptı. Frodo Elbereth’in adını haykırarak ona kılıcını saplarken, aynı anda sol omzunda buz gibi bir acı hissetti. Kendinden geçmeden önce Yüzük’ü çıkarıp, avucunda sıkı sıkı tuttu.
12 Nehir Geçidine Kaçış
Frodo’nun yarası omzundaydı ve Yolgezer onu iyileştirmek için elinden geleni yaptı. Frodo’nun verdiği zarar ise, korkunç Kral’ın pelerinin yırtılmasından fazlasına sebep olmamıştı. Yolgezer athelas otunun da yardımıyla Frodo’nun yola devam edebilecek kadar iyi hissetmesini sağlamıştı. Fakat esas tedavi ancak Ayrıkvadi’de yapılabilirdi. Önce vahşi bir araziden, sonra da Buzlupınar Nehri’nden geçtiler. Tek umutları Son Köprü’nün tutulmamış olmasıydı, ki tutulmamıştı. Hatta Yolgezer köprüde, hayırlı bir işaret anlamına gelebilecek bir elf taşı bile buldu. Köprüyü geçip kendilerini yine vahşi topraklara vurdular. Uzun ve zahmetli geçen yolculukları Yolgezer’i hem Frodo’nun durumu, hem de azalan erzak yüzünden endişelendiriyordu. Buralar Bilbo’nun yıllar önceki meşhur macerası sırasında trollerle karşılaştığı yerlerdi. Hatta Yol’a çıkmak için bir patikadan inerken Bilbo’nun taş kesilmiş trollerine de rastladılar. Merry ve Pippin’in onları canlı zannetmeleri grubun neşesini yerine getirdi. Bir süre dinlendikten sonra, patikayı izlediler ve sonunda Yol’a çıktılar. Çıktıktan az bir zaman sonra da Ayrıkvadi’den gönderilen Elf Beyi Glorfindel’le karşılaştılar. Onunla birlikte Yol’da ilerlediler. Nehir Geçidi’ne yaklaştıklarında Kara Süvariler’in beş tanesi onlara yetişmişti. Diğer dördü de Geçit’te bekliyordu. Frodo Glorfindel’in atı üzerinde Geçit’ten geçmeyi başardı. Nehre atılan süvarileri, birdenbire coşan su önüne kattı. Kıyıda kalan diğer atlılar ise geri çekildiler. Frodo düştüğünü hissetti.
İkinci Kitap
1 Nice Buluşmalar
Frodo uyandığında kendini Ayrıkvadi’de buldu. Üç günden beri yatıyordu. Elrond onu tedavi etmişti ve kolu neredeyse tamamen iyileşmişti. Üstelik Gandalf da oradaydı. Frodo’ya Geçit’te ve su taşkını sırasında neler olduğunu anlattı. Akşama kadar dinlenen Frodo, Nehir Geçidi’ndeki zaferi kutlamak için verilen büyük davete katıldı. Hobbitler şölenin şeref konuklarıydılar. Frodo yemek boyunca birçok yeni yüzle karşılaştı: Elrond, güzeller güzeli kızı Arwen, Bilbo’nun yolculuğunda ona eşlik eden cücelerden Glóin –ki onunla yanyana oturduğu için uzun uzun sohbet de etti. Şölen bitiminde Ateş Salonu’na geçildi. Ve Frodo orada gecenin kendisi için en güzel sürpriziyle, ayrılışından beri Ayrıkvadi’de yaşamakta olan Bilbo ile karşılaştı! O gece Bilbo Eärendil hakkında henüz yazmış olduğu bir şarkıyı söyledi. Daha sonra Elfler’i şarkıları ve öyküleriyle başbaşa bırakarak, Frodo’yla birlikte odasına çekilip, maceralarını konuşmaya daldı.
2 Elrond’un Divanı
Ertesi gün Ayrıkvadi’de büyük Divan toplandı. Toplantının amacı Sauron’un dünyayı saran karanlık gücüne karşı yapılması gerekenlere karar vermekti. Divan’da Elrond, Gandalf, Frodo, Bilbo, Glóin, oğlu Gimli, Glorfindel, Aragorn, Ayrıkvadi’den birçok Elf ile Kuzey Kuyutorman Elfleri’nin Kralı Thranduil’in oğlu Legolas, Gondor’un Vekilharcı Denethor’un oğlu Boromir gibi uzaktan gelen yabancılar da bulunuyordu. Glóin endişeyle, Balin’in bir süre önce Moria’ya gittiğini ama artık ondan haber alamadıklarını; onun yerine Bilbo ve Yüzük hakkında sorular soran Mordor habercilerinin geldiklerini anlattı. Sonra Yüzük’ün tüm geçmişi, nasıl yapıldığı, kimlerin ellerinde dolaştığı ve sonunda Bilbo’ya, ondan da Frodo’ya geçişinin hikayesi anlatıldı. Ayrıca kadim günlerde yaşanan çeşitli olaylara, kılıç bilmecesine, dünyanın içine sürüklenmekte olduğu karanlık kıyamete değinildi. Gandalf da yazortasında başına gelenleri, Ak Saruman’ın onu hapsettiğini, ulu arifin artık içini hırs bürüdüğünü anlattı. Divan’da Yüzük’ün asla kullanılmaması gerektiği ama Sauron’dan sonsuza dek uzak da tutulamayacağı konuşuldu. Çünkü Yüzük Dünya üzerinde kaldığı sürece –ister gizli, ister ırak bir yerde- çok büyük bir tehlike arzediyordu. Dolayısıyla Yüzük’ün Mordor’daki Ateş Dağı’na atılarak yok edilmesine karar verildi. Sonunda bu görevi, kendisi de söylediklerine şaşarak, Frodo kabul etti ve kararı Elrond tarafından da onaylandı.
3 Yüzük Güneye Gidiyor
Hemen Divan’ın ertesinde Ayrıkvadi’den dört bir yana Düşman’ın hizmetkarları hakkında bilgi toplamak üzere ulaklar gönderildi. Haberciler iki ay sonra geri döndüklerinde ellerinde kayda değer bir bilgi yoktu. Elrond Frodo’nun yanında gitmesi için bir Yüzük Grubu oluşturdu. Grupta Frodo, Sam, Gandalf, Yolgezer, Legolas, Gimli, Boromir, Merry ve Pippin olacaktı. Elendil’in Kılıcı elf demirciler tarafından yeniden dövüldü. Bilbo da yola çıkmadan önce kendi kılıcı Sting’i ve cüce işi mithril zırhını Frodo’ya verdi. Grup Aralık ayının sonuna doğru güneye doğru yola çıktı ve genellikle geceleri ilerleyerek Dumanlı Dağlar’ın batısından yol aldı. Başlarının üzerinde birçok kuş uçuyordu ve bunların Düşman’ın casusları olabileceği konusunda endişeleri vardı. Grup Caradhras’taki Kızılboynuz Geçidi’nden Dumanlı Dağlar’ı geçmeye çalıştı, fakat görünen o ki dağ onlardan nefret etmişti ve geçit vermemek için fırtınalar çıkartmış, her taraflarını karla kapatmıştı.
4 Karanlıkta Yolculuk
Grup için, dağların öteki tarafına geçebilecekleri en kısa yol, eskiden cücelerin mekânı olan Moria (cüce dilinde Kahazad-dum) Madenleri idi. Fakat oralar şimdi terk edilmişti ve artık korkunç bir yer olarak bilinmekteydi. Kararsız kalan Grup o gece, Sauron’un kurtları Varglar’ın saldırısına uğrayınca tek yolun Moria olduğu konusunda fikir birliğine vardılar. Çünkü ilk saldırıyı geri püskürtmeyi başarmışlardı ama sonraki geceler ne olacağını bilemezlerdi. Ertesi günün sonunda Moria Kapısı’na vardılar ve uzun uğraşlardan sonra Gandalf kapıyı açacak parolayı buldu: Mellon. Tam içeri gireceklerken, Kapılar’ın önündeki uğursuz görünüşlü gölden bilemedikleri bir yaratık, yılan gibi yıvışık kolunu uzatıp, Frodo’yu suya çekmeye çalıştı. Sam güçlükle efendisini kurtardı ve Grup aceleyle içeriye kaçtı. Moria’nın kapıları sadece dışarı doğru açılabiliyordu. Grup’un artık tek seçeneği çıkış kapısını bulmaktı. İki gün boyunca zifiri karanlık maden tünellerinde yürüdüler. Frodo’nun görünmeyen şeyler konusunda duyuları daha bir keskinleşmişti ve yürüyüşleri boyunca, sık sık uzaktan onları takip eden birşeyin ayak seslerini duyduğunu hissediyordu. Üçüncü günün sabahında, epeyce bir yol gittikten sonra eskiden muhafız odası olarak kullanıldığını sandıkları bir alana vardılar. Orası hava bacalarına yakın olduğu için sabah içerisi, gün ışığıyla az da olsa aydınlandı. Işığı izleyerek etrafı biraz araştırınca, bir oda buldular. Burası Balin’in mezar odasıydı.
5 Khazad-dûm Köprüsü
Grup Balin’in mezar odasında tarihi kayıtların tutulduğu bir defter bulmuştu. Gandalf bir süre kayıtları inceledi ve Balin’le arkadaşlarının hüzünlü maceralarının yanı sıra, mezar odasının Moria içindeki konumunu da öğrendi. Böylece dışarı çıkış yolunu bulmak daha kolay olacaktı. Tekrar ilerlemeye hazırlandıklarında Trollerle desteklenmiş çok büyük sayıda Ork ve Kara Uruk’un saldırısına uğradılar. Kendilerini bir süre kahramanca savundular ve saldırının bir anlık durmasından yararlanarak, odanın diğer kapısına yöneldiler. Tam çıkacakları sırada Orklar’ın dev lideri odaya daldı ve Frodo’yu mızrağıyla yaraladı. Ork reisini öldürdükten sonra Grup doğu kapısından çıktı. Gandalf birtakım büyüler kullanarak kapıyı kilitli tutmaya çalışırken, çok güçlü olduğunu düşündüğü bir başka yaratığın karşı büyüsüyle karşılaştı ve ikisinin güçlerinin etkisiyle tüm oda çöktü. Geçişi kapatan bu olay sayesinde Grup bir süre rahatladı ve Kapılar’ın bulunduğu kata kadar inmeye başladı. O bölüme Orklar ateşten bir tuzak kurmuşlardı ama Grup onların planladığı gibi ana yoldan gelmeyince, tuzağı atlatmış oldu. İzledikleri yol onları, cücelerin savunma amacıyla yapmış oldukları, altında derin bir uçurum olan dar bir köprüye, Khazad-dûm Köprüsü’ne ulaştırdı. Grup köprüden geçmeye hazırlanırken, Troller de kendi yaptıkları ateşten yarığın üstüne taş bloklar yerleştirerek arkalarından gelmekteydi. Daha Grup köprüyü geçemeden, dev bir insana benzeyen, elinde bir kılıç ve bir kamçı taşıyan gölgeler içinde korkunç bir yaratık, bir Balrog belirdi. Gandalf onunla köprünün üzerinde dövüşmeye başladı ve sonunda asasını vurarak köprüyü yıktı. Balrog aşağıya düşerken, kamçısını Gandalf’ın bacağına dolayıp, onu da kendisiyle birlikte uçuruma çekti. Grubun diğer üyeleri koşarak Moria’dan dışarıya çıktılar.
6 Lothlórien
Moria’dan çıktıklarında herkes keder içindeydi. Ayrılmadan önce, Gimli ve Frodo Aynalıgöl’e bakmaya gittiler. Moria Kapıları’ndan biraz uzaklaştıktan sonra Aragorn, Sam ve Frodo’nun yaralarını sardı. Grup ilerlemeye devam etti ve Lórien ormanına girerek, Nimrodel Nehri’nden geçti. Kendilerine geceyi geçirecek bir yer ararlarken, Lothlórien Elfleri’nden üç muhafız onların ağaç platformlarda uyumalarına izin verdi. Ağaçlarda uyumaları iyi oldu çünkü o gece Orklar ormanda dolaştılar ve Gollum da etrafta göründü. Elrond’un Grup’la ilgili mesajı Lórien’e ulaşmış olduğu için onların Lórien’den, üstelik Gimli de yanlarında olduğu halde ama gözleri bağlı olarak ve iki muhafız eşliğinde, geçmelerine izin verildi. Tüm bir gün yürüdüler. Ertesi gün karşılaştıkları Elfler ise Galadhrim’in Efendisi ve Hanımı’ndan gözleri açık ilerleyebileceklerine ilişkin bir mesaj getirdiler. Lórien eskiden olduğu gibi birçok kadim ve masalsı şeyin yaşandığı çok tuhaf ama çok da güzel bir yerdi. Amroth’un yüksek evinin inşa edilmiş olduğu, yaz kış çiçeklerin açtığı çimenlik Cerin Amroth’a ulaştıklarında, Frodo ağaç platforma çıkıp çevreyi gözledi. Aragorn ise, orada yaşanmış başka bir zamanın hayalini görmekteydi.
7 Galadriel’in Aynası
Grup Galadhrim Şehri’ne vardı. Orada Efendi Celeborn ve Galadriel Hanım ile tanıştılar. Onlara yolculuklarını ve Moria’da Gandalf’ın başına gelenleri anlattılar. Sonra bir süre Lórien’de kaldılar. Bir akşam Galadriel, Frodo ve Sam’i gizli bir bahçeye götürdü. Gümüş bir tası bir kaynaktan akan suyla doldurarak sihirli bir Ayna yaptı. Onlara da eğer dilerlerse aynaya bakabileceklerini söyledi. Fakat onları orada geçmişe, bugüne ya da geleceğe ilişkin şeyler görebilecekleri ama aynada gördüklerine dayanarak bir karar almalarının doğru olmayacağı konusunda uyardı. Sam bir “elf sihiri” görecek olmanın heyecanıyla suya eğildi. Önce Frodo’yu gördü, sonra da Shire’da birtakım tatsız şeyler olduğunu, bütün ağaçların kesildiğini ve babalığın evinin yıkıldığını. Çok endişlenmişti ama görev bitene kadar efendisinin yanında kalmaya kararlıydı. Sonra Frodo da Ayna’ya baktı. Gandalf’ı –ya da ona benzettiği bir kişiyi- uzun beyaz bir cüppe içinde, Bilbo’yu odasında dolaşırken, Deniz’i, Batı’dan gelen gemileri ve Sauron’un Gözü’nü gördü. Frodo Galadriel’in parmağında Üç Yüzük’ten biri olan Nenya’yı farketti ve ona Tek Yüzük’ü vermeyi teklif etti. Fakat Galadriel, iradesinin de gücüyle, bu teklifi reddetti.
8 Lórien’e Veda
Yüzük Kardeşleri artık Lórien’den ayrılıyor; ama henüz ne yöne gideceklerini bilemiyorlardı. Elfler onlara Ulu Nehir’deki yolculuklarını kolaylaştıracak üç tane hafif kayık verdiler. Ayrıca her birine birer Elf pelerini ve broşu, Elf ipleri ve lembas denilen, az miktarda yense bile kişiyi bütün gün tok ve güçlü tutan bir tür Elf ekmeği verdiler. Grup nehirde kayıklarla talim yaparken, kuğu biçiminde bir teknenin kendilerine yaklaştığını gördüler. Celeborn ve Galadriel veda etmeye gelmişlerdi. Karaya çıkıp, hep birlikte şölen sofrasına oturdular. Ayrılacakları zaman Galadriel her Grup üyesine bir armağan sundu: Aragorn’a kılıcı Anduril için bir kın ve yeşil Elftaşlı gümüş bir broş, Boromir’e altından bir kemer, Merry ve Pippin’e altın tokalı gümüş birer kemer, Legolas’a elf saçıyla gerilmiş bir yay ve bir sadak ok, Sam’e bir kutu Lórien toprağı, Frodo’ya, karanlıkta kaldığında yolunu aydınlatacak, içinde Eärendil’in yıldızının ışığını taşıyan billur kristalden bir şişe hediye etti. Gimli’ye bir armağan seçmemişti ama ne istediğini sorunca cüce, Galadriel’in tek bir tel saçını, Dağ ile Orman arasındaki iyi niyetin bir göstergesi olarak ilerde torunlarına aktarmak üzere rica etti. Sonunda Grup Lórien’den ayrılıp, Anduin (Ulu Nehir) boyunca yoluna devam etti. Bu masalsı diyardan ayrılmak hepsine çok zor gelmişti.
9 Ulu Nehir
Grup Elf kayıklarıyla birkaç gün boyunca Ulu Nehir’de güneye doğru ilerledi. Gollum da bir ağaç kütüğünün üstünde onların peşinden geliyordu. Bu hem Gollum’un güvenilmez ve hain bir yaratık olması nedeniyle, hem de etrafta gezmesi kuvvetle muhtemel her tür düşmanın dikkatini çekeceği için çok tehlikeliydi. Yükseklerde bir kartalın uçtuğuna dikkat eden Grup, farkedilmemek için geceleri hareket etmeye karar verdi. Yolculuklarının sekizinci gecesi ilerlerken Sarn Gebir’e çok yaklaştılar ve akıntıya kapılıp, şelaleye sürüklenmemek için kayıklarını döndürmeye çalışırlarken doğu kıyısı tarafından Orklar’ın saldırısına uğradılar. Başlarının üstünde uçan kara şekli Legolas okuyla vurup düşürdü ve bu düşmanları durdurdu. Grup batı kıyısında küçük sığ bir koyda mola verdi. Sam’in yaptığı hesaba göre, Lórien’de bir ay geçirmiş olduklarını hayretle farkettiler. Bir yol bulmak için Aragorn ve Legolas kıyı boyunca ilerlediler ve İvinti Yeri’nin başlangıcında eski bir keçiyolunu keşfettiler. Kayık ve yüklerini bu nakliyat yoluna taşıyıp, ertesi sabah tekrar nehirde gitmeye başladılar. Bir süre sonra, Kralların Sütunları Argonath’ın arasından geçtiler. Bunlar çok uzun zaman önce Númenóreanlar tarafından yapılan Isildur ve Anárion’un dev heykelleriydiler. Rauros şelalelerine geldiklerinde, karar vermeleri gerekiyordu: ya doğuya Mordor’a gidecekler, ya da güneye Minas Tirith’e yöneleceklerdi.
10 Kardeşlik Dağılıyor
Grup geceyi Nehir’in batı kıyısında, Tol Brandir’in gölgesi altındaki Parth Galen çimenliğinde geçirdi. Frodo’nun kılıcı Sting cılız bir ışıkla da olsa parıldamaktaydı. Ertesi gün, yolculuklarının geri kalan kısmı konusunda bir karara varacaklardı. Seçim Frodo’nundu, çünkü Yüzük Taşıyıcısı’nın yönünü ancak Yüzük Taşıyıcısı’nın kendisi tayin edebilirdi. Frodo yalnız başına kalırsa daha rahat karara varabileceğini söyleyerek, bir saat düşünme süresi istedi. Sonra da Amon Hen’e doğru tırmanmaya başladı. Bu arada Boromir de Grup’un yanından uzaklaşmıştı. Frodo’yu dağın tepesinde buldu ve onunla konuşmaya başladı. Yüzük’ü atmamasını, Minas Tirith’in kurtuluşu için ona vermesini isteyerek, zorla almaya çalıştığı sırada Frodo Yüzük’ü parmağına geçirip, Amon Hen’in zirvesine çıktı. Orada etrafa baktı ve Göz’ün kendisini aradığını hissetti. Yüzük’ü parmağından çıkardı. Artık yapması gerekene karar vermişti.
Aslı “Silverberry” – Aralık 2001
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
Akşam Güneşi

KİTABIN YAZARI
Reşat Nuri GÜLTEKİN

YAYINEVİ VE ADRESİ
İnkılap Kitabevi

BASIM YILI
1988



1) KİTABIN KONUSU:

Akşam Güneşi adlı eser Nazmi çocokluk yıllarından başlayarak öğrenimini, gençlik yıllarını, mesleki yaşantısını ve mesleğinden ayrıldıktan sonraki yaşantısını ve çevresindeki insanları anlatan bir eser.

2) KİTABIN ÖZETİ:

Eser Midili adasında genç yaşta annesini tifodan kaybeden bir ailenin yaşadığı Ayazma çiftliğinde başlıyor. Ailenin çocoğu Nazmi okuduğu okulun en çalışkanı, en çok beğenilen talebesi olmasına karşın aynı zamanda okulun en tembel, en fena, en yaramaz çocuğudur. Ne zaman ne yapacağı belli olmayan bir çocuktur. Yazar Nazmi’yi ‘Onun bir koluna mektebin bütün mükafatlarını yüklemeli, öteki koluna da çantasını vererek merasim-I muhasara ile mektepten kovmalı… ’ şeklinde tanıtmıştır.
Babasıda yaşlı ve hasta olması sebebiyle nazmi’yi daha sekiz yaşındayken Galatasaray’a okumaya amcasının yanına gönderiyor. İki yol sonra da nazmi’nin babası Gülhane hastanesinde vefaat ediyor. Bundan sonra Nazmi’nin bütün sorumluluğu amcasına kalıyor. Fakat Nazmi o kadar yaramaz haşarı bir çocuk ki amcasının amcasını başını devamlı olarak belaya sokuyor.
Amcası Nazni’nin istikbalini düşünerek devamlı ne olmak istediğini soruyor. Nazmi ise çok kararsız bir çocuk bir gün dediği diğerine uymuyor, bugün gemi kaptanı olmak isterken yarın balıkçı olmak istiyor. Nazmi bir çok karar değiştirdikten sonra subay olmaya karar veriyor. Amcası bunun imkansız olduğunu düşünüyor. Çünkü Nazmi yerinde durmayan çok şımarık bir çocuk. Fakat Nazmi kararını çoktan vermiş. Harbiyeye başladıktan sonra da atılacak vaziyete gelen Nazmi’yi yine amcası kurtarıyor.
Kurmay subay olarak mezun oldutan sonra da iş hayatında çok başarılı oluyor. Tabiki haylazlıkları hala bitmiyor. Bu seferde genç kızlarla bol bol eğlenip geceleri gazinolarda geçiriyor. Daha sonra yurtdışı görevi alarak Paris’e gönderildi. Burada Galatasaray’dan tanıdığı arkadaşıyla karşılaştı. Buradaki hayata hayran oldu ve burada aylık harcamaları maaşının üzerindeydi. Bu sebeple amcasından aylık yardım alıyordu. Burada devamlı olarak gece hayatına takılıyor ve aşklar yaşıyordu.
Paris’teki görevinden bir süre izin alarak İstanbul’a dönmeye karar verdi. İstanbul’da amcasının yanında bir süre kadı ve burada hem amcasının kızına bakıyor hemde evin işlerini yapan Şükrana yardımcı oluyordu. Dönüş yolculuğu sırasında yolun kapalı olması sebebiyle tren Edirne’de bir gün mola verdi. Burada eski bir arkadaşını İbrahim’i gördü ve birlikte biraz dinlendiler. İbrahim daha önce askerdi ve istifa ederek koyun ticareti yaptığını söylüyordu. Onu arkadaşlarıyla tanıştırma bahanesiyle az ışık alan bir odaya gütürdü. Burada lider konumundaki Kaymakam Nusret Bey Nazmi’ye bir propaganda iş öneriyordu. Nazmi ise hiç düşünmeden bunu kabul etti fakat kabul ettikten sonrada pişman olduğunu hissetmişti. Yapacakları propaganda işi avrupadaki hareketlenmelere mani olmak ve devletin bütünlüğünü korumaya çalışmaktı. Çete hareketi sırasında bir çok insan zor hava ve iklim şartlarından dolayı kimi ölürken kimi ağır yaralı olarak memleketlerine gönderilmişti.
Bir hafta kadar sonraki çatışmada Nazmi yaralandı ve İbrahim onu Üsküp hastanesine kaldırdı. Çok ağır yaralı değildi sadece çok kan kaybetmişti. O hastanedeyken ziyaretine Şükran gedi ve onunla taburcu olana kadar hastanede kaldı. Nazmi taburcu olduktan sonra subaylık hayatına sağlık sebebiyle devam edemeyeceği için emekliye ayrıldı ve amcasının yana dinlenmeye geldi. Bir süre sonra Şükran’la birlikte Midilli adasındaki Ayazma çiftliğine geldiler ve bu sırada Şükran’la aralarında duygusal bir bağ oluşuyordu. Çiftliğin bakıcıları o kadar temiz ve güzel bakmışlardı ki onları hayran bırakmıştı. Çiftlikte çok sade ve güzel bir hayat geçiriyorlardı.
Amcasının ölümünden sonra kızı Jülide amcasının yanına geliyordu. Nazmi’nin Jülide’nin büyümesinde çok payı olmuştu. Jülide avrupadaki öğrenimini tamamlanış çok havlı bir o kadarda güzel bir kızdır. Geldiği ilk günden itibaren Nazmi bu avrupa kültürüyle büyümüş olan yeğeniyle devamlı bir atışma içersindedir. Bazen araları düzelsede çoğu zaman kavga edip birbirlerine küskündürler. Jülide çoğu zaman yemeklere gelmez ve odasında kalmayı tercih ediyordu.
Yıllar hızla geçti ve artık Jülide evlenecek yaşa gelmişti. Yakışıklı bir İstanbul Beyefendisi olan İhsan’la hayatlarını birleştirirler ve birlikte Baku’ye gitmek üzere çiftlikten ayrılırlar. Nazmi’nin hastalığı artık çok ağırlaşmiştır ve o da bundan iki hafta sonra katıldığı bir davette vefaat eder.

3) KİTABIN ANA FİKRİ:

İnsanlar hayata bir defa gelirler ve bu hayatlarını iyi değerlendirmek zorundadırlar. İnsanlar hayatlarının belli dönemlerindeki yaptıklarından dolayı bir ömür boyu zorluk çekebilirler ve bunu beki hayatlarıyla ödeyebilirler.

[B]4) KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ: [/B]

Nazmi hızlı yaşamayı seven, hedefine ulaşmak için bütün engelleri aşan, eğlenmeyi seven, kızlara karşı düşkünlüğü olan, aynı zamanda yakışıklı moden bir Türk zabitidir. Fakat daha sonra eski bir arkadaşına uyarak hayatının hatasını yapmıştır.,
Jülide tahsilini Avrupada tamamlamış, amcası ile hiçbir zaman anlaşamasada ona karşı sevgisini ve saygısını hiçbir zaman yitirmemiştir. Romanın sonunda da İhsan ile evlenerek mutlu bir hayata başlamıştır.
Şükran ise insanlara yardım etmeyi seven ve yaşma sevinci yüksek, iyi bir insandır. Nazmi’ yi hayata döndürmüştür.

5) KİTAP HAKKINDA SAHSİ FİKİRLER:

Akşam Güneşi adlı eser 19. yy’daki Osmanlı aile hayatına güzel bir örnektir. Kitapta yabancı kökenli kelimeler kullanılmıştır ve betimleme ve tasvirlere yer verilmiştir. Günümüz hayatına da uygun bir eserdir.



6) YAZAR HAKKINDA BİLGİ:

Reşat Nuri Güntekin 1889 yılında İstanbul’da doğdu.İzmir Fererler okulunu, daha sonra da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitirdi. Uzun yıllar Bursa ve İstanbul okullarında Fransızca, Türkçe, Felsefe öğretmenliği yaptı.Dil heyetinde görev aldı. Eğitim müfettişliği,Çanakkale milletvekilliği, M.E.Bakanlığı başmüfettişliği ve Paris Kültür ataşeliği görevlerinde bulundu.Emekliye ayrıldıktan sonra yani eserlerini hazırlarken yakalandığı kanserden dolayı 7 Aralık 1956’da Londra’da vefat etti.
Yazar Cumhuriyet Dönemi Edebiyatımızın ünlü roman, hikaye ve tiyatro yazarlarındandır. Edebiyata Diken dergisinde yayımlanan “Eski Ahbap” adlı uzun öyküsüyle giren Reşat Nuri Güntekin makale, eleştiri, gazi, çeviri türleri üzerinde çalışmış; birçoğu dergi sayfalarında kalan yüzü aşkın eser vermiştir. Eserlerinde yanlış batılılaşma anlayışını, batıl inançları, yurdun çeşitli yerlerindeki hayat sahnelerini işlemiştir. Anadolu’nun yerli hayatını ve kişilerini başarılı bir şekilde yansıtmıştır. Romanlarında güçlü bir gözlemciliğe dayanan realizm ve canlı bir üslup vardır. Edebiyat öğretmenliği ve bakanlık müfettişliği görevlerinde bulunması hem gözlem yapmasını, hem de Anadolu’nun dört bir tarafını gezerek Anadolu halkını yakından tanımasını sağlamıştır. Gerçek hayattaki insan tiplerini ve olayları eserlerinde başarıyla kullanmıştır. Genellikle toplumsal yenileşme sıkıntılarını ve sancılarını anlatır.
Eserlerinden başlıcalar:
Romanları:
Yaprak Dökümü, Çalıkuşu, Acımak, Damga, Dudaktan Kalbe, Bir Kadın Düşmanı, Kızılcık Dalları, Gökyüzü, Ateş Gecesi...
Tiyatroları:
Eski Rüya, Taş Parçası, Hançer, Tanrı dağı Ziyafeti, Bu Gece Başka Gece, Gözdağı, Eski Şarkı...
Hikayeleri:
Sönmüş Yıldızlar, Tanrı Misafiri, Olağan İşler, Leyla ile Mecnun.
Gezi Yazıları:

Anadolu Notları, İtiraflar

Çevirileri:
Üç Asırlık Fransız Edebiyatı
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTAP ÖZET FORMU

[COLOR=aqua]KİTABIN ADI :
Harem

[COLOR=aqua]KİTABIN YAZARI :
Ömer Seyfettin
[COLOR=aqua]YAYINEVİ VE ADRESİ :
Bilgi yayınevi .Doyuran Matbaası tel:282291 İstanbul-1981
[COLOR=aqua] KİTABIN KONUSU :

Sermet ile Nazan çiftinin birbirlerine güvemeyi nasıl kazandıkları.
[COLOR=aqua]KİTABIN ÖZETİ :
Sermet adında bir adam ,karısı Nazan’ın kendisini başka bir erkekle aldattığını ,karısıda Sermet’in kendisini başka bir erkekle aldattığını zannediyor.
Modern yaşamı seven , lüks olmayı seven , dürüst ve sadakâtli,kalbinde hiç bir kötülük olmayan bir kadındır.Ancak o zamanlar kadınlı erkekli eğlencelere katılmak hiç hoş karşılanmazdı.O ise eğlencelere hem katılıp hem de düzenleyen birisiydi.Bunda hiç bir kötülük düşünmezdi,bunu çağın gereği olarak görüyordu.
Sermetse karısının böyle eğlenceler düzenlemesini , hatta o eğlencelerde bulunmasını bile istemezdi.Sermet lüks olmayı , kadınlı erkekli eğlenceleri hiç sevmezdi.Bunun asıl nedeni karısını olduğundan fazla kıskanıyordu.
Bir gün Sermet karısının yine böyle bir eğlence düzenlediğini duydu.Sermet aslında Refi adında birinin karısıyla birlikte olduğunu düşünüyordu.Bu olay üzerine karısıyla tartışırlar ve kısa bir süre için ayrılırlar.Daha sonra Sermet yaptığı aptallığın farkına varır ve karısıyla oturup konuşmaya karar verir.Karısıyla şu karara varırlar ;kadınlar kadınlar arasında,erkekler erkekler arasında eğlencelere katılsınlar.
Nazan da aslın da kocasını çok kıskanır.O da kocasının kendisiniRefi’nin karısı meliha ile aldattığını düşünür.Bunu ortaya çıkarmak ister.Bir gün bir eğlence düzenler.Bu eğlenceye Refi’yi getirmeye karar verir.Refi’de zaten Nazan’dan çok hoşlanmaktadır.Refi’ye derki seni haremime davet ediyorum der ve onun haremine geebilmesi için kara çarşafla gelmesini söyler.Refi herşeyi kabul eder.Nazan’ın asıl amacı Refi’nin nasıl bir adam oldoğunu onun karısına göstermektir.
Sermette kendi haremine Meliha’yı davet eder.Melihada hemen kabul eder.Onun da gelebilmesi için erkek kılığına girmesi gerekmektedir.Bunu kabul eder meliha.Sermet’in de asıl amacı Meliha’nın nasıl birisi olduğunu Refi’ye göstermektir.
Nazan’ sermet’in haremine erkek kılığında girmeyi başarır.Girer girmez Refi’ye sen burda benimleyken Refi’de kara çarşafla senin karını n yanında der.Bunu duyan sermet apar topar karısının haremini basar ve gördüğü manzara karşısında gölerine inanamaz.Refi’yi dehşet bir şekilde dövdükten sonra karısına döneceği sırada ,karısı ona bana olan güveni sarsma için aslında hiç bir yer ve mekan önemli değil , önemli olan benim sana olan sevgimdir,deyince Sermet halsızlık ettiğinin farkına varır.
[COLOR=aqua]ANA FİKRİ :
Yalnız sevgiyle , bütün engelleri aşılır.
[COLOR=aqua]OLAYDA Kİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :
REFİ:Sevgiye kıymet vermeyen,zevkine düşkün birisi.
MELİHA:Kendini beyenmiş , zevkine düşkün birisi.
NAZANBig Grinürüst,çağdaş,kültürlü,zevkli,sevmeye gerçekten kıymet veren birisi.
SERMET:İçine kapalı , çağdaş olmaktan hoşlanmayan , kıskanç birisi.
[COLOR=aqua]KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :
Kitap biraz eski Türkçeyle yazıldığı için sıkıcı gelebilir.Ancak konusu itibariyle harika bir kitap.



[COLOR=aqua]YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ:
ÖMER SEYFETTİN
[COLOR=maroon] 28 Şubat 1884 tarihinde Gönen'de doğdu. Öğrenimine Gönen'de başlayan Ömer Seyfettin, Ayancık'ta ve annesiyle birlikte geldiği İstanbul'da Aksaray'daki Mekteb-i Osmaniye'ye devam etti. Eyüp'teki Baytar Rüşdiyesi'ni bitirip asker çocuğu olduğu için Kuleli Askeri İdadi'sine yazıldı (1893). Bir müddet sonra da Edirne Askeri İdadisi'ne naklolarak öğrenimini burada tamamladı. Daha sonra İstanbul'da Mekteb-i Harbiye'ye gelen Ömer Seyfettin, piyade mülâzımı sânisi rütbesiyle buradan mezun oldu. İzmir'de Teğmen (1903-1910), daha sonra da üsteğmen olarak Rumeli'de görev yaptı (1908-1910). Askerlik'ten ayrılıp Selanik'e gelerek, Genç Kalemler Dergisi'nde yazmaya başladı.

]
Balkan Savaşı'nda tekrar subay olarak orduya döndü. Yunanlılar'ın elinde bir yıl kadar esir kaldı. Esareti sırasında da öykü yazamaya devam ederek bunları Halka Doğru, Türk Yurdu ve Zakâ dergilerinde yayımladı. İstanbul'a dönünce ordudan ikinci kez ayrılıp, ölümüne kadar Kabataş Lisesi edebiyat öğretmenliği yapan Ömer Seyfettin, 6 Mart 1920 tarihinde İstanbul'da öldü.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
Kitabın Adı
Boğaziçi Şıngır Mıngır
Kitabın Yazarı
Salah BİRSEL
Yayın Evi

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Basım Yılı
1981









1.KİTABIN KONUSU:

Boğaziçi Şıngır Mıngır adlı kitap 38 kısa denemeden oluşup hepsi de boğaziçinin gizli tarihini anlatmaktadır. Olayları tüm pencerelerden yansıtarak okuyucunun olayları tarafsızca görmesini sağlamaktadır. Bazen olayların içinde yaşamış biri olarak anlatan yazar, bazen de ikinci bir ağızdan olayları okuyucuya anlatmaktadır .









2.KİTABIN ÖZETİ:

Kitapta Osmanlı devrinde ki İstanbul anlatılmaktadır. Saraylar, kahvehaneler, yalılar anlatılmakta , buralarda geçen olaylara değinilmektedir.Yazar “Galata Kulesi ’nden Boğaz’a bir göz atalım ki, bakalım. Boğaz yerinde mi değil mi? Değilse boş yere bağda-şımızı bozmaya kalkmayalım.” diyerek alaycı bir şekilde hikayesini anlatmaya başlar.Hazerfan Ahmet Çelebi’nin Galata kulesin’den atlayışını, İstanbulluların Uludağ’ı görmek için saatlerce Galata Kulesi’nde bekleyişlerini anlatmaktadır. Daha sonra Sarıyer’in her birinden yüzer damla su akan kirazı Hisar kirazı diyerek o zamanın bağlarını anlatmaktadır. Sultan Hamit’ in burnunu silmek için tülbentleri küçük parçalar halinde kestirip kağıt mendili 100 yıl önce icat etmesine kılpayı kaldığını,her sarayın 10-15,Çırağan’ın ise 35 tabla yemeği olduğunu ve Abdülhamit’in sofrasında annesinden kalma altın bir tuzluğunun bulunduğunu, III. Murat zamanında saray mutfağının Mısır’dan 3600 kilo pirinç, 2660 kilo nohut, 2500 kilo şeker geldiğini; Eflaktan koyun,bal, tuz yollandığını, fakat Sultan II. Murat zamanında Fransız Büyükelçisi’nin sadece parça etli pilavla ağırlandığını en ince ayrıntılarına kadar anlatılmaktadır.Anlatım da yazarın iğneleyici ve ders verici bir şekildeki uslubu öne çıkmaktadır.
Bu anlatım sırasında “Lafın kurdelesii uzun mu tutuyoruz, kısa mı tutuyoruz, bilmiyoruz ama anlatalım …;Adana’da kambur feleğin keleğini yiyecek,Ulu Caminin bahçesine gömülecektir…; Zavallı Rüştü Paşa bu soru için, bütün gün salamura tutulduktan sonra buna ne karşılık versin…; Değilse boş yere bağdaşımızı bozmaya kalkışmayalım…” gibi cümleler kullanımlarıyla alaycı ve esprisel yöntemlerle hikayeye akıcılık kazandırıyor gibi görünsede olaylar arasında çok sıkı bir bağlantı olmadığından kitabın anlatımı yinede ağır kalmaktadır.
Yazı dilinde az kullanılmış sözcüklere; tekerlemeleri , deyimleri örnek alan türetmelere (şapaşaklaşmak , fırışka , holdurhop , Boğaziçi şıngır mıngır vb.) yer verir.Bunun yanında yazar Hazerfan Ahmet Çelebi’in Galata Kulesi’nden atlayışından; Osmanlı padişahların yemek masalarına kadar en ince ayrıntılarına kadar anlatmaktadır.Bu da kitabın büyük araştırmalar sonucu ortaya çıktığının bariz bir belirtisidir. Bunu kitabın kaynakçasının kalınlığından anlayabiliriz.




3.KİTABIN ANAFİKRİ:

Yazar kitabın da olayları okuyucusunun gözleri önüne sermek ve onlara eskiden yapılan hataları ve doğru kararları aynı anda göstermek istiyor. Böylelikle yeni nesillerin aynı hatalara bir daha tekrarlamamalarını umut ediyor.




4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

Kitaptaki herhangi önemli bir şahıs yoktur. Yazar bölümler halinde olaylar anlatmıştır. Eskiden İstanbul’da geçen olaylar bazen alaycı, bazen de esprili bir dilde anlatılmıştır.



5. KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

Yazar olaylarıanlatımı sırasında bazı cümleler kullanarak, alaycı ve esprisel yöntemlerle hikayeye akıcılık kazandırıyor gibi görünsede olaylar arasında çok sıkı bir bağlantı olmadığından kitabın anlatımı yinede ağır kalmaktadır.



6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ

SALAH BİRSEL

Türk şair,deneme yazarı,1919 yılında Bandırma’da doğdu. İÜ Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümünü bitirdi (1948). Fransızca öğretmeni, Çalışma Bakanlığı’nda iş müffettişi olarak çalıştı. İÜ kütüphanesinden sonra Ankara Üniversitesi Basımevi’nin müdürlüğünde bulundu. 1972 yılında bu görevinden emekli oldu. 1962’den 1973’e kadar TDK’da yayın kolu başkanlığını sürdürdü.Yazarın Şiir Ve Cinayet (1981) ,Paf ve Puf (1987) , Kediler (1988) , Seyirci Sahneye Çıkıyor (1989) , Kahvehaneler Kitabı (1975) , Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu (1976) gibi eserleri de bulunmaktadır.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI:BOĞAZİÇİ ŞINGIR MINGIR

KİTABIN YAZARI:SALAH BİRSEL
YAYIN EVİ:TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI
BASIM YILI:1981

1.KİTABIN KONUSU:

Boğaziçi Şıngır Mıngır adlı kitap 38 kısa deneme-den oluşup hepsi de boğaziçinin gizli tarihini anlat-maktadır.Olayları tüm pencerelerden yansıtarak okuyucunun olayları tarafsızca görmesini sağlamak- tadır.Bazen olayların içinde yaşamış biri olarak anla- tan yazar,bazen de ikinci bir ağızdan olayları okuyucuya anlatmaktadır .

2.KİTABIN ÖZETİ:
Kitapta Osmanlı devrinde ki İstanbul anlatılmak- tadır. Saraylar, kahvehaneler, yalılar anlatılmakta , buralarda geçen olaylaradeğinilmektedir.Yazar “Gala- ta Kulesi ’nden Boğaz’a bir göz atalım ki, bakalım. Boğaz yerinde mi değil mi? Değilse boş yere bağda-şımızı bozmaya kalkmayalım.” diyerek hikayesini anlatmaya başlar.Hazerfan Ahmet Çelebi’nin Galata kulesin’den atlayışını, İstanbulluların Uludağ’ı görmek için saatlerce Galata Kulesi’nde bekleyişlerini anlatmaktadır. Daha sonra Sarıyer’in her birinden yüzer damla su akan kirazı Hisar kirazı diyerek o zamanın bağlarını anlatmaktadır. Sultan Hamit’ in burnunu silmek için tülbentleri küçük parçalar halinde kestirip kağıt mendili 100 yıl önce icat etmesine kılpayı kaldığını,her sarayın 10-15,Çırağan’ın ise 35 tabla yemeği olduğunu ve Abdülhamit’in sofrasında annesinden kalma altın bir tuzluğunun bulunduğunu, III. Murat zamanında saray mutfağının Mısır’dan 3600 kilo pirinç, 2660 kilo nohut, 2500 kilo şeker geldiğini; Eflaktan koyun,bal, tuz yollandığını fakat II Sultan Murat zamanında Fransız Büyükelçisi’nin sadece parça etli pilavla ağırlandığını en ince ayrıntılarına kadar anlatılmaktadır.Anlatım da yazarın iğneleyici ve ders verici bir şekildeki uslubu öne çıkmaktadır.
Bu anlatım sırasında “Lafın kurdelesii uzun mu tutuyoruz, kısa mı tutuyoruz,bilmiyoruz ama anlatalım …;Adana’da kambur feleğin keleğini yiyecek,Ulu Caminin bahçesine gömülecektir…; Zavallı Rüştü Paşabu soru için, bütün gün salamura tutulduktan sonra buna ne kaarşılık versin…; Değilse boş yere bağdaşımızı bozmaya kalkışmayalım…” gibi cümleler kullanımlarıyla alaycı ve esprisel yöntemlerle hikaye-ye akıcılık kazandırıyor gibi görünsede olaylar arasın-da çok sıkı bir bağlantı olmadığından kitabın anlatımı yinede ağır kalmaktadır.
Yazı dilinde az kullanılmış sözcüklere; tekerle-meleri , deyimleri örnek alan türetmelere (şapaşaklaş-mak , fırışka , holdurhop , Boğaziçi şıngır mıngır vb.) yer verir.Bunun yanında yazar Hazerfan Ahmet Çelebi’in Galata Kulesi’nden atlayışından; Osmanlı padişahların yemek masalarına kadar en ince ayrıntı-larına kadar anlatmaktadır.Bu da kitabın büyük araş-tırmalar sonucu ortaya çıktığının bariz bir belirtisidir. Bunu kitabın kaynakçasının kalınlığından anlayabilir-iz.

3.KİTABIN ANAFİKRİ:
Yazar kitabın da olayları okuyucusunun gözleri önüne sermek ve onlara eskiden yapılan hataları ve doğru kararları aynı anda göstermek istiyor. Böylelikle
Yeni nesillerin aynı hatalara bir daha tekrarlamamala-rını umut ediyor.

4.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ

SALAH BİRSEL
Türk şair,deneme yazarı,1919 yılında Bandırma ’ da doğdu.İÜ Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümünü bitirdi (1948). Fransızca öğretmeni, Çalışma Bakanlı -ğı’ nda iş müffettişi olarak çalıştı. İÜ kütüphanesinden sonra Ankara Üniversitesi Basımevi’nin müdürlüğün-de bulundu.1972 yılında bu görevinden emekli oldu. 1962’ dan 1973’e kadar TDK’nda yayın kolu başkan-lığını sürdürdü.Yazarın Şiir Ve Cinayet (-TDK deneme ödülü-1981) ,Paf ve Puf (Türkiye İş Bankası deneme ödülü-1987-) , Kediler (1988) , Seyirci Sahneye Çıkıyor (1989) , Kahvehaneler Kitabı (1975) , Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu (1976) gibi esrleri de bulunmaktadır.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI :


Bir Tereddütün Romanı


KİTABIN YAZARI :

Peyami Safa

YAYIN EVİ VE ADRESİ :


Ötüken Yayınevi, İstanbul


BASIM YILI :


1987



1.KİTABIN KONUSU : Yazdığı güzel eserler sayesinde birçok kadınla tanışan fakat tereddütünün kurbanı olan yazar, kararsızlığı yüzünden ilişkilerinin hiçbirinde kesin bir sonuç elde edemez. Yazarın olaylara karşı bu ilgisizliği sadece kendisinin degil tanıştığı insanların hayatını da karartmıştır.

2.KİTABIN ÖZETİ: Mualla hanım kendisine yakın bir dostu tarafından tavsiye edilen kitabı tereddüt içinde okur. Kitapta anlatılanlar Mualla hanımın ilgisini çok çeker. Kitabı elinden bir türlü bırakamaz. Kitapta zehirlenen, ölüm ile yaşam arasında mekik dokuyan bir adamın hiç geçmeyen zamanı, yanlız bir şekilde ölüm korkusu anlatılıyor. Mualla hanım kitabın yazarını merak eder ve daha sonra bir aile dostu olan Raif Bey tarafından yazarla tanıştırılır. Raif Bey Mualla hanımın saf, temiz ve iyi bir aile kızı olduğunu, bekar olan yazarın onunla evlenmesinin uygun olacağını söyler. Kızla tanışan yazar kızı çok beğenir ve evlenme teklif eder, fakat cevabı için Mualla’ya zaman verir.
Yazarın bu teklifini, İtalya’dan kocasından ayrılıp yazar için İstanbul’a gelen, yazarın eserlerini hayranlıkla okuyan, yazardan tiyatro eserleri için bilgi almaya gelen ve yazara aşık olan Vildan, bir partide duyunca soluğu bir gece yarısı yazarın otelinin önünde alır. Şöför yazarı otelden alır ve onu bekleyen arabaya getirir. Yazar koltuğa yayılmış, şaşkına dönmüş kadını görünce tanıyamaz. Dikkatli baktıktan sonra hatırlar. Vildan hanım Mualla hanıma yapılan teklifi kıskanmaktadır. Yazar o gece onu özel olarak hazırladığı odaya götürmek için ısrar eder. Yazarın bütün bu ısrarlarına karşı gitmemek için direnir ve sonunda çok geç olduğunu bahane ederek onu ikna eder. Yazara telefon açıp daha müsait bir zamanda gideceklerdir…
Sabah olunca yazar, oteli çok sevdiği için otelden taşınmaz ancak kapıcıyı kendisini telefonla soranlara otelden taşındığını söylemesi için tembihler. Daha sonra Vildan hanım iş yerine gelerek yazarı bulur. Yazar kimsenin Vildan’ı işyerinde görmemesi için gideceğine dair söz verir. Bir perşembe günü gidecektir. Vildan hanım her şeyi hazırlayıp heyecan içinde beklerken tereddüt içinde olan yazar kapıdan geri döner. Sonra gitmediğine pişman olur. Yazar yine tereddüt içindedir ama perşembe günü geleceğini bildirir.
Vildan hanım yazarı eşi gibi karşılar. Tereddüt içindeki yazar biraz rahatlar. Bu rahatlık uzun sürmez. Vildan hanım aldığı fazla alkol ve ilaçların etkisiyle kendisinden geçip bilinçsizce sayıklar. Gerçek adının Vildan olmadığını, ermeni asıllı olduğunu, anlatılan her şeyin hikaye olduğunu söyler. Sonra üzerinda İtalyanca “Bu hançer bir kalbe girecek” diye yazılan bir hançer çıkarır. Vildan hanım çok uzaklara gidip ıssız bir ormanda hançeri kalbine sokmanın planlarını yapmaktadır. Uzun süre sayıklayan bitkin haldeki Vildan derin bir uykuya dalar. Yazar, sabahleyin kapıyı açtığında kapıcıyı görür Vildan’ı ona teslim edip uzaklaşır. Aradan bir hafta geçince evine tekrar uğradığında Vildan hanımın adresi bilinmeyen bir yere taşındığını öğrenir. Yazar için Vildan hanım tarihe karışmıştır.

3.KİTABIN ANA FİKRİ : Tereddütle yapılan bir işte başarı elde etmek mümkün değildir. En kötü karar kararsızlıktan daha iyidir.

4.KİTAPTAKİ OLAYLAR VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Mualla: okumayı seven, dürüst, saf ve temiz bir aile kızıdır.
Vildan: Yazarı elde etmeye çalışan, bu uğurda İtalya’dan kocasını terkedip gelen, kıskanç bir kadın. Yazarın tereddütleri karşısında tarihe karışmştır.
Yazar: Karar vermekte güçlük çeken ve herşeye tereddüyle yaklaşan kararsızlığı yüzünden kalıcı ilişkiker kuramayan duygusal bir kişiliğe sahiptir.

5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Başlangıçta ilgi çeken kitap, sonlarına doğru cok sıkıcı bir hal almaktadır. Herşeye tereddütle yaklaşılan kitapta olaylar hakkında bir türlü kesin karar verilmemekte ve olaylar arasındaki kopukluklar kitabı zevksiz hale getirmektedir.

6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ: Peyami Safa
(1899- 15 Haziran 1961): Yazar. İstanbul'da doğdu. Meşhur şair İsmail Safa'nın oğludur. Düzenli bir öğrenim göremedi. Kendi kendisini yetiştirdi. 13 yaşında hayata atıldı. Posta Telgraf Nezaretinde çalıştı. Öğretmenlik (1914-1918), gazetecilik (1918-1961) yaptı. Hayatını yazıları ile kazandı. İstanbul'da öldü
Başlıca eserleri: Gençliğimiz , Şimşek, Sözde Kızlar , Mahşer, Bir Akşamdı, Süngülerin Gölgesinde, Bir Genç Kız Kalbinin Cürmü, Canan, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Fatih-Harbiye , Atilla, Bir Tereddüdün Romanı, Matmazel Noralya'nın Koltuğu, Yalnızız, Biz İnsanlar.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.