You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
Yaralı Aşklar
KİTABIN YAZARI
Erhan BENER
YAYINEVİ VE ADRESİ
Remzi Kitabevi, A.Ş. Selvili Mescit Sk.Cağaloğlu 34440 İSTANBUL
BASIM TARİHİ
Ekim 1998


1. KİTABIN KONUSU:
Kitap, kimi zaman hüzünlü, kimi zaman gülünç yada traji-komik öykülerin bir derlemesidir. Sabırlık, Kahve Molası, İlk Aşk, Kaçış, Yataklı Vagonlar Mabudesi, Nazife Hanım’ la Kızları, Eski Kareler, Pavyonda, Sonuncu, Evlilik Ajansı, Eski Defter isimli öykülerden oluşmaktadır.

2. KİTABIN ÖZETİ :
--SABIRLIK--
Öykü, şehir dışında hatta dağ başında yalnız yaşayan bir ressamın genç kız ile olan ilişkisini anlatır.
Genç kız, daha önce bir dergide fotoğrafını gördüğü ressamın sergisine gitmiş ve bir resmini satın almıştı. Sonrasında ise kendisini yaşlı ressamın evine davet ettirmişti. Bu davetin gerekçesi ise ressama modellik yapmaktadır.
Hiç umulmadık vakitte ve zoraki bir davet üzerine genç kızın çıkagelmesi yaşlı ressamı epey şaşırtmıştı.
Başına buyruk ama aynı zamanda çekici olan genç kız yaşlı ressamı kaygılandırıyordu.
Genç kız tüm çekiciliği ile yaşlı ressamın kalbini fethetmişti. Ama ressam mantıklı bir iş yapmadığını düşünüyordu. Ne de olsa aralarında en az kırk yaş fark vardı. Mantığı ile sevgisi arasında kala kalmıştı. Ama buna son vermeliydi. Her ne kadar genç kız istemese de onu gönderdi. Bu ayrılış sırasında yaşlı ressam yol kenarındaki bitkileri göstererek :
“Bunlara yalnızca Bodrum’da rastlayabilirsin. İsmi “Sabırlık” tır. Kaktüsler iyice yaşlanıp kurumaya yüz tutarken göbeklerinden bu tür bitkiler çıkar. Bunlar kaktüsün ölümünün işaretidir. Ama bunu yeniden güç kazandığının belirtisi sanarak kendisini avutur” der.
Bu sözlerden genç kız hiçbir şey anlamamıştır.
--KAHVE MOLASI--
Öykü, sosyalist görüşlü birinin 12 EYLÜL öncesinde, öğrenci iken başından geçen bir öyküyü anlatır. Öykü, küçük bir olayın ya da rastlantının insanların yaşamında bazen çok büyük değişikliklere neden olabileceğini, ancak bu rastlantının sadece o kişi için önemli olduğunu, genel olarak bakıldığında hiçbir önemli değişikliliğe yol açmadığını anlatmaktadır.
--İLK AŞK--
Öykü, henüz lise çağındaki genç bir erkeğin kendinden yedi sekiz yaş büyük birine olan aşkını anlatıyor. Liseli genç için bu bayan, bir aşkın ötesinde bir masal tanrıçasıdır. Ona karşı beslediği, çoğu kez cinsel bir heyecan değildir. Ancak bu aşk da “yaralı bir aşk” olmaya mahkumdur.
--KAÇIŞ--
Bu öykü, Doğu Anadolu’ da, bir gazetecinin rastlantı sonucu gece vakti gittiği bir köyde başından geçen olayı anlatır.
Gazeteci köye vardığında köyde bir eğlence vardır. Bu, öğretmen olmak üzere iken ninesinin baskısıyla kendinden yaşça büyük olan ve sağır bir adamla evlendirilmek zorunda kalan genç bir kızın nişan gecesidir.
Genç kız, bu yaşlı adamla evlenmek istemez. Zira kasabada bir sevgilisi vardır ve ondan hamiledir. Kız gazetecinin yardımıyla o gece köyden kaçar ve sevgilisine kavuşur.
--YATAKLI VAGONLAR MABUDESİ--
Öykü, ikisi de evli olan bir politikacı ile bir yüksek memur bayanın ilişkisini bayanın ağzıyla anlatır.
Politikacı beyle memur bayan evliliklerinden pek memnun değillerdir. Çocuklarının okul-aile birliği toplantısında tanışmışlar ve birlikteliklerini ilerletmişlerdir. Bu birlikteliklerini, bir gecesini yataklı vagonda geçirecekleri bir İstanbul seyahatiyle sürdürmeyi düşünürler.
Bu tren yolculuğu sırasında başlarından umulmadık bir olay geçer. Politikacı bey bu olay karşısında mantığın gereği olan hareket tarzını seçmiştir. Ancak bayan, mantığın gereği olan bu davranışın sevgiye ters düşüp düşmediğini, sevginin gereğinin ne tür bir davranış olduğunu sorgulamaktadır.
--NAZİFE HANIM’ LA KIZLARI--
Öykü, lise çağlarında bir genç erkeğin ağzından anlatılmıştır.
Bu gencin babasının akrabası olan Nazife Hanım, eşini ve annesini yitirmiş bir bayandır. Nazife Hanım’ın iki kızı vardır. Nazife Hanım ile gencin babası daha önceleri aileleri tarafından evlendirilmek istenmiş ama bu mümkün olmamıştır. Nazife Hanım’ ın kimsesiz kalması karşısında gencin babası onları, kendilerinin oturduğu kasabaya davet etmiş, onlara ev tutmuş ve yardımcı olacağını söylemiştir.
Öyküde asıl anlatılan, bu genç ile Nazife Hanım’ ın kızları arasında geçen küçük kaçamaklardır. Genç bunlardan hem tedirgin olmakta hem de hoşlanmaktadır. Ancak bu kaçamakların birinde Nazife Hanım’ a yakalanırlar. Neticede bu kaçamaklar Nazife Hanım’ların kasabayı terk etmesiyle sona erer.
--ESKİ KARELER--
Eski bir sinema oyuncusu olan öykü kahramanı bir belediye otobüsü seyahati sırasında genç bir kızın ona tatlı bir gülümsemeyle baktığını farkeder. Yaşlı aktör, bu tatlı gülümsemeyi kızın kendisini televizyonda gösterilen eski filmlerinden tanımasına bağlar. Hatta tıpkı eski günlerdeki gibi kendisinin hala çekici olduğunu, kızın kendisine aşık olduğunu zanneder. Halbuki kızın bu tatlı bakışı ve gülümsemesi; “Buyurun amca, ayakta kalmayın. Ben nasıl olsa bir durak sonra ineceğim.” sözleriyle yaşlı aktör için bambaşka bir hal alır ve bir hayal kırıklığına yol açar.
--PAVYONDA--
Öykü 19 yaşında genç bir erkek olan kahramanın ilk cinsel deneyimini ve yaşadığı ortamda geçenleri anlatıyor.
Genç henüz liseden mezun olmuştur ve köyde yetişmiştir. Gerçi liseyi şehirde okumuştur ama burası da pek büyük bir yer değildir. Bu genç, askerliğini yapmak için geldiği Ankara’ da dayısı tarafından bir pavyona götürülmüş ve burada bir pavyon kadını ile dans etmiş, sohbet etmiştir.
Sohbet sırasında kadın, gence aşık olduğunu, onu sevdiğini ve artık burayı bırakarak onunla birlikte olacağını söyler. Genç buna inanmış ama bu masalın gerçek olmadığını büyük bir üzüntü ile öğrenmiştir. Genç bütün parasını o gece harcamıştır.Yaşadığı bu olay onun hayatında önemli bir tecrübe olacaktır.
--SONUNCU--
Bu öyküde, aralarında evlilik bağı olmamasına rağmen birlikte yaşayan ve büyük oranda cinselliğe dayanan bir birliktelik içinde olan bir çift anlatılıyor.
Bu çift on yıldır birliktedirler ve bu beraberlikleri artık eskisi gibi heyecan vermemektedir. Nitekim adam kadını aldatmış, bir başkasıyla birlikte olmuştur. Kadın bunu her nasılsa öğrenmiş ve birlikteliğe son vermiştir. Adam ise bunu kabullenememiş ve bir vesile ile kadınla tekrar buluşmuş ve ondan son bir şans istemiştir. İlişkiyi kurtarmak için girişilen bu sonuncu deneme önce başarılı olmuş ve kadın adamı affetmiştir. Ama birlikte yenilen yemekten sonra eve giden çiftin beraberlikleri bu buluşma ile sona erer ve bir daha görüşmezler.
--EVLİLİK AJANSI--
Rahmi Bey, orta yaşlarda ve hiç evlenmemiş olan biridir. İşi icabı Ankara ile İstanbul arasında çok sık seyahat eder ve bu seyahatlerinde genelde treni tercih eder. Yine böyle bir yolculuk sırasında, arka koltukta oturan iki bayanın konuşmalarına kulak misafiri olur.
Bayanların konuşmalarından anlaşıldığı üzere bu iki bayan hiç evlenmemişlerdir ve birbirleriyle okul arkadaşıdırlar. Bu iki iş kadını kendilerine birer hayat arkadaşı ararlarken başka bir arkadaşlarının tavsiyesi ile Swiss Otel’ in barına giderler. Gerçekten de orada Sermet isimli bir beyle tanışırlar. Bu bey bankacıdır. Bayanlar bu beyden oldukça etkilenmişlerdir. Onun boğazda yemek yeme teklifine olumlu yanıt verirler. Bu yemek sırasında Sermet Bey’ in ince tasarlanmış oyununa gelmişlerdir. Gerçekte Sermet Bey bu bayanlarla eğlenmiş ve yemek hesabını onlara ödetmiştir.
Genç bayanlar yaşadıkları bu olayı tren yolculuğu sırasında birbirlerine anlatarak eğlenmektedirler. Rahmi Bey’ de bu konuşmadan kendisine hesap çıkarmaktadır.
--ESKİ DEFTER--
Başarılı bir cerrah olan öykü kahramanının Ester ve Albert isimli iki doktor arkadaşı vardır ve bu iki arkadaşı Yahudi’dir. Ester ve Albert öykünün anlatıldığı zamanlarda nişanlıdırlar. Ama Ester ile öykü kahramanı birlikte olmaktadırlar. Yine bu birlikteliklerinden birinde Albert’ e yakalanırlar. Bu olaydan sonra Ester ve Albert ayrılır. Cerrah ise ikisiyle bir daha görüşmez. Ta ki 20 yıl sonra İstanbul’ a gelene kadar. Bu kez onları bulmaya karar verir. Araştırmasında Albert’ in İsrail’ e göç ettiğini öğrenir. Ester ise İstanbul’ dadır. Onunla telefonda görüşür ve akşam yemeği için onun evine gider. İkisi birbirlerini hala sevmektedirler. Ancak Ester, onunla beraber olamayacağını, çünkü kendisine çok büyük yardımları olan evli biriyle beraber olduğunu söyler.
Cerrah buna üzülür ama saygı duyar ve ayrılırlar.

3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Yaşantımızda her ne olursa olsun yaşanılan olaylardan devamlı ders almalı ve hayatımızda verecegimiz kararlarda oldukça iyi düşünmeli ve bizim için en iyi olanı şeçmeliyiz.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Kitaptaki şahıslar ve olaylar tamamen kitapta adı geçen öykülere aittir. Hepsi kendilerine özgü karakterlerdir.
5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitap bünyesinde bulundurduğu küçük öykülerle okuyuculara hem ders vermektedir.
6. YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ: Bener, 19 Nisan 1929'da, babasının Türk Lisesi'nde görevli bulunduğu Lefkoşe'de doğdu. Bener, İlk, orta, lise öğrenimini Anadolu'nun çeşitli kentlerinde tamamladı. Çocukluğunun ilk yılları Amasya, Erzincan, Bursa'da geçti. Oradan Zile'ye, Zile'den Bolu'ya, Bolu'dan Bergama'ya, Bergama'dan Kayseri'ye; Kayseri'de liseyi bitirdi." Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye şubesini bitirdi (1950). 1956 yılında da Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden lisans diploması aldı. 1957'de gazeteci-yazar Fikret Otyam'ın kızkardeşi ile evlendi (1957). 1958'de staj için Brüksel'e gitti, burada bir yıl kaldı. Dönünce Hazine Genel Müdür Yardımcılığı'na atandı. Maliye Bakanlığı bünyesinde, Maliye Müfettiş Muavinliği, Hesap Uzmanlığı yaptı. 1963'te Paris Elçiliğimize Maliye Müşaviri olarak tayin oldu. Uluslararası Ekonomik İşbirliği Teşkilatı OECD'de, bir yıl maliye müşavirliği yaptı. Türkiye'ye dönüşünde Maliye Bakanlığı Hazine Genel Sekreterliği'nde kambiyodan sorumlu genel müdürlük görevine getirildi. OECD'de Türk heyetinin 2. başkanlığına atandı, 1973 sonuna dek bu görevini sürdürdü. Dönüşünde Emekli Sandığı Genel Müdürü oldu. Görevleri nedeniyle ABD'den Hindistan'a, Danimarka'dan İsrail'e kadar birçok ülkede bulundu. 1975'te kendi isteğiyle emekliğe ayrıldı. 1993'e kadar, bir süre avukatlık yaptı. Daha sonra tümüyle edebiyata yöneldi.
Yazarın başlıca eserleri şunlardır; Köleler Ve Tutkular , Sisli Yaz , Bürokratlar 1 , Hınzır Kız , Gece Gelen Ölüm , Elifin Öyküsü , Tekilleşme , Bir Büyük Bürokratın Romanı Memduh Aytür , Günbatımı Öyküleri , Böcek , Yalnızlar , Ortadakiler , Denizaşırı Öyküler , Kedi Ve Ölüm , Dönüşler , Oyuncu , Anafor , Loş Ayna , Baharla Gelen , Işığın Gölgesi , Böcek , Ölü Bir Deniz , Sonbahar Yaprakları , Yalnızlar .
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI: BABALAR VE OĞULLAR

KİTABIN YAZARI : IVAN SERGENYEVİÇ TURGENYEV
YAYIN EVİ : SOSYAL YAYINLAR
BASIM YILI : KASIM 1990



1.KİTABIN KONUSU:
Babalar ve oğullar’da Turgenyev geçen yüzyıl Rusya’sının
toplumsal – siyasal görünümünü ele alıyor.O zaman Rusya’sında yaşanan geleneksellik ile bireysellik arasındaki çatışmayı adım adım göstermektedir.Adından da anlaşılacağı gibi babalar kuşağı ,ataerkil topplumun sarsılmaz saymakla direndiği sağtöre inancını, oğullar ise, bütün töreleri yok sayma savaşını temsilederler.

2.KİTABIN ÖZETİ:
Bazarov arkadaşı Arkadiy’nin teklifini kırmayarakonunla tatilini geçirmek için üniversiteyi bitirdikten sonra Arkady’nin babasının ,Nikolay Petroviç , yönettiği çiftliğe giderler. Burada Bazarov bilimsel araştırmalarına daha fazla eğim vereceğine ve araştırmalarında kullanacağı daha iyi denekler bulacağından dolayı sevinçlidir.Fakat günleri pek de umduğu gibi geçmemektedrir; Arkady’nin amcası Pavel petroviç’le tartışarak ,ona gerçekleri göstermeğe çalışmaktadır.Fakat Pavel de dişli bir tartışmacıdır.Tartişmalar sabah akşam sürmekte ve arada sırada kalan sürelerde, genelde sabah erken saatlerde, böcek toplamaya çıkabilmektedir.Diğer zamanlarda bunların üzerinde çalışmaktadır.Akşam yatmadan önce ise arkadaşı ile dertleşmekte ve onunla tartışmaktadır.Bu sıralarda Fenitçka ile taışmıştır.Katya ‘nın yanında yardımcı olan Fenitçka’nın ona karşı platonik bir aşkı vardır.
Pavel’le tartışmaların kızıştığı günlerden bir gün Bazarov’u düellaya davet etmiştir.Sorun ise Pavel’in ölümcül olmayan yaralanmasıyla çözümlenmiştir.Bu durumda burada daha fazla kalamayacağını anlayan Bazarov soluğu yakında yaşayan ailesinin yanında alır .Fakat sıkıntısı burada da geçmemiştir.Buradan ise Arkady ile kasabada tanıştığı Anna Sergenyevra’yı ziyaret etmeye karar verir.Bu ziyarette pek fazla uzun sürmez. Arkady Anna’nın kızkardeşi ile günlerini geçirirken Bazarov da Anna ile dolaşmaktadır.Fakat ona olan sevgisini açıklayamaz.Buna inançlarının engel olduğunu bilmektedir.Ve oradan da ayrılmak zorunda kalmıştır.Tekrardan ailesinin yanına gider, burada yakın köylerden gelen hastalarla ilgilenmekte ve araştırmalarına devam etmektedir.bir gün çevre köylerden gelen tifüslü bir hasta ile ilgilenirken o da hastalığı kapar,zamanının az olduğunu bilmekle birlikte acı çekmektedir.Tek çare ölümü beklemektir.Bu sırada Anna kendi doktorunu getirir fakat iş işten çoktan geçmiştir ancak onunla konuşacak bir kaç dakikadan fazla bir ömrü kalmamıştır.Ve Bazarov gözlerini Anna’nın kollarında dünyaya kapatır.
Bundan sonra Anna Rus bir politikacıyla, Katya Arkadıy Petroviç ile , Fenitçka ise Nikolay Petroviç ile evlenir.

3.KİTABIN ANAFİKRİ:
Her zaman yeni nesil ile eski nesil arasında bir çatışma olduğu.Bu çatışmanın nesillerin yetiştiği ortam ve görüş açılarının değiştiğinde kaynaklandığıdır.Bu yüzden her nesil birbirine anlayış içinde yaklaşmalı ve olumlu davranmalıdır.Onlara olumlu yaklaştığımız sürece kendimizi daha da geliştireceğimizdir.

4.KİTAPTAKİ OLAYLAR VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

YEVGENİY VASİLYİÇ BAZAROV: Tam bir nihilisttir.Her şeyi yok sayar ; her kuralı ve töreleri inkar eder.Kadınlara, kadın güzelliğine çok düşkündür.Ama ideal anlamda aşık -yada onun romantiklik diye adlandırdığı aşk- duygusunun maskaralık , bağışlanmaz bir aptallık sayan bir kişiliğe sahiptir.Çünkü ne sanata ne romantikliğe hiç bir ilgi duymaz.sadece ilgilendiği bilimdir.

ANNA SERYEVRA ODİNSTOVA: Güzelbir bayan.Aynı zamanda olgun bir yapıya sahip.Buda Bazarov’un ona tutulmasına sebep veren en önemli faktörlerden biri.Oda Bazarov’dan hoşlanmakla birlikte bunun ilerlemeyeceğini biliyor.Yaşlı prenses ve kızkardeşi Katya ile birlikte yaşıyor.

KATYA:Ablasını gölgesi altında ezilmiş fakat onun kültüründen ve olgunluğundan kendine pay çıkarmış biri.

ARKADİY PETROVİÇ: Bazarov’un arkadaşı ve Nikolay Petroviç’in tıp bölümünü yeni bitiren oğlu.Bazarov’la her konuda konuşan ve Bazarov’un Pavel Petroviç ile girdiği tartışmalarda bir sübap görevi yapan bir kahramandır.

PAVEL PETROVİÇ: Sınıf ayrılıkları ve törelere inanan kendini soylu sayan ; bir zamanlar Rus ordusunda da görev yapmış ve ileride Rusaya yönetimine geçecek biri olarak bakılırken bir anda kendini kardeşinin yanında; çiftlikte ömrünü geçirirken bulmuş biridir.
NİKOLAY PETROVİÇ: Çiftlik yönetmekle uğraşan , her şeyi oğlu için yapan bir kahramandır.Katya ile evlenmketen çekinen fakat abisinin ve oğlunun desteğini aldıktan sonra oda törelerin zamanla değiştiğine inanarak onunla evenen böylelikle kitapta yazarın betimlemek istediği kahramandır.

KATYA:Nikolay Petroviç’inev işlerini görmesi için çağırdığı bir hizmetçinin kızı olup çekingen, utangaç bir yapıya sahiptir.

[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
kitabın adı : Onlar da insandı



kitabın yazarı : Cengiz dağcı



yayın evi : Varlık yayınları



basım yılı : 1974

sayfa sayısı : 478























[sıze=5]1.kitabın konusu: komünizm akımlarının etkısınde bulunan kırım’ın bir köyünde yaşayan çiftçi bir ailenin başından geçen olaylar

[sıze=5]2.kitabın özeti: kızıltaş köyü’nde yaşayan bekir çiftçi bir ailenin reisidir.karısı esma ve kızı ayşe ile mutlu sayılabilecek bir yaşam sürerler. Bekir’in bir de ineği vardır.adı macik… ayşe seyd’ali’nin oğlu remzi’yi sevmektedir tabiki karşılıklı olarak. Bekir,bir gün kızının evlenip gideceğini düşündükçe hüzünlenir,efkarlanır. Ayşe ile remzi bir gün gelinkaya’da karşılaşırlar ve konuşurlar. Ayşe’nin içinden ılık ılık bir şeyler akar.

bir gün bekir’in evinin karşısına iki adam gelir;biri yaşlı ve sakallı,digeri gençtir. Adamlar bekir’in ayaklarına kapanıp yalvarmaya başlarlar. Rus olduklarını ve ekmek parası için iş aradıklarını söylerler. Bekir acır ve adamları kendisine yardım için işe alır. Yaşlı olan karl marks’a benzediği için bekir ona kala mala der.genç olanın adı ivandır. Ivan pek konuşmaz. Ruslar köye geldiklerinden beri birçok felaket başlarına gelmiştir. Macik hastalanır,iki tane kabak sürgüsü kurur,tarlalarının üstünden devlet yol geçirmeye karar verir yakınlarıyla araları bozulur,ayşe’nin başına türlü feleketler gelir. Esma’nın canına tak eder artık ve kovmaya karar verirler ama acıyıp vazgeçerler.
bu ruslar yüzünden sürgün edilirler,aşağılanırlar. Bekir kala mala ve ivan’ı insan yerine koyar ama komalizma bunun karşılığını vermez.


[sıze=5]3.kitabın ana fikri: maksatları ve maddi durumları ne olursa olsun tanımadığımız insanlara evimizi açmamalıyız. Insanlar ikiyüzlü ve nankörlerdir. Felaketler bilinmeyen ve tahmin edilemeyen şeylerden dolayı başımıza gelir.



[sıze=5]4.kitaptaki olayların ve şahısların değerlendirilmesi:

ayşe’nin remzi ile görüşmesi bekir!in moralini bozmuş; fakat ayşe’nin en çok hışuna giden de bu olmuştur.
rusların köye gelmesi bütün felaketlerin sebebidir.
macik’in hastalanmasıyla seyd’ali’nin bekir’e gerçekten kırgın olduğunu anlayabiliriz.
tarladan yol geçmesi bekir ve ailesini çok zor durumda bırakmış , komolizmanın yaklaştığı fikrini doğrulamıştır.
sürgün edilmeleri de her şeyin sonucudur.


bekir: Ailesini ve tarlasını çok seven,karısından biraz korkan ve iyilik yanlısı bir insandır. Zayıf ve çelimsiz biridir.
esma: Konuşmayı ve bağırmayı seven biridir.kızını devamlı bekir’e karşı savunmuştur.
ayşe: çok güzel ve alımlı bir kızdır. Aklında hep remzi ile evlenmek vardır.
seyd’ali: Köyün çobanıdır ve aslında bekir’i sever ama ruslardan dolayı kızgındır.yardımsever bir kişiliğe sahiptir.
remzi: Yiğit bir gençtir ve ayşe’yi çok seviyor.
kala mala: Yaşlı ve pis bir rustur. Hırsızlık yaparak insanları zor durumda bırakmayı sever. “ho ho” dan başka kelimeleri çok nadir kullanır.
ivan: Derin düşüncelere sahip bir rustur. O da babası kala mala gibi hırsızdır



[sıze=5]5.kitap hakkında şahsi görüşler:romanın üstünde biraz daha çalışılsaydı daha sürükleyici olabilirdi. Yöresel dil ferçekten çok yerinde kullanılmıştır. Eser, bence tam bir yeşilçam klasiği olabilecek türdendir.



[sıze=5]6.kitabın yazarı hakkında kısa bilgi:yazar 1914’de istanbulda doğdu.ilk,orta ve lise öğrenimini ortaköy’de tamamladı. Genelde turkiye’deki olayları kendi tarzıyla anlatmaya çalışmıştır. 1976’da istanbul’da ölmüştür.

[sıze=5]

[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
ATEŞTEN GÖMLEK
KİTABIN YAZARI
HALİDE EDİP ADIVAR
YAYIN EVİ VE ADRESİ
ATLAS KİTAP EVi-iSTANBUL
BASIM YILI
1995


1. KİTABIN KONUSU : Kurtuluş Savaşı sırasında yaşanan aşk hikayesi.



2. KİTABIN ÖZETİ : Peyami,cephede bacaklarını kaybederek sakat kalmış,kafasına saplanan kurşun yüzünden kafasından hayaller uyduran eski bir hariciye nazırıdır.
Kaleme aldığı olaylar mütareke yıllarında başlar.O yıllarda annasi Peyami’yi akrabaları olan Ayşe ile evlendirmek istemektedir fakat Peyami buna pek sıcak bakmamaktadır.Israrlar üzerine çözümü yurt dışına kaçmakta bulur.Zaten Ayşe’nin ağabeyi olan Cemil ile de arası pek iyi değildir.Savaşın patlak verdiği sıralarda Peyami ,yurda geri döner ve Cemil ile iyi ilişkiler kurmaya başlar.Bu arada Cemil’im bir arkadaşı olan İhsan’la da tanışmıştır.Bulgar Mütarekesi’nin ardından,Avrupa’da söylendiği gibi Türklerin gaddar ve ilkel bir millet olmadığını göstermek için mitingler yapılır.En etkililerinden biri olanı da Sultanahmet’te yapılır.Ayşe’de bu mitinge katılmıştır.Bir grup,Ayşe’yi kullanarak İngiliz hegomanyasına girmek ister fakat başarılı olamazlar.Bu olaylar üzerine ortalıktaCemil,Peyami ve Ayşe’nin öldürüleceği sözleri ortaya çıkar ve Ayşe başka bir eve taşınmak zorunda kalır.Bu arada İhsan ve Peyami’de Ayşe’ye aşık olmuşlardır.Peyami hastalığı üzerine olayları Ayşe’nin mektuplarından takip etmeye başlar.İhsan’ın Adapazarı’na,Cemil’in de Eskişehir’e tayinlerinin çıkması üzerine Peyami ve Ayşe de İhsan’ın köyüne giderler.
Köyde Kezban adında bir kız da İhsan’I sevmektedir.Daha sonra Ayşe’nin tekrar rahatsız edilmesi üzerine tekrar Cemil’in yanına gönderilir.Peyami ile birlikte çalışan Mehmet Çavuş ta Kezban’a evlenme teklif etmiştir.Kezban’ın teklifi kabul etmemesi üzerine onu kaçırır.Daha sonra çıkan ihtilal sonucunda asılarak hayatına son verilir.Kezban’ın ise ne yazık ki bundan haberi olmaz.
Peyami’nin Milli Savunma Bakanlığı’na tayininin çıkması ve Ayşe’den ayrı kalması,ona olan sevgisini daha da kuvvetlendirir.Görev için gittiği batı cephesinde İhsan ile karşılaşır ve olayları onunla konuşur.Sonunda aşkını içine gömerek onları birbirlerine bırakır.
Savaşın başlamasına çok az kalmış,ordular cephede hazır beklemektedirler.Peyami Ayşe ile konuşur ve konuyu İhsan’la konuşmasını söyler fakat Ayşe bunun İhsan’ı derin etkileyeceğini düşünerek onunla konuşmak istemez.Fakat Yşe İhsan ile konuşamadan İhsan savaşta şehit düşer.Çok geçmeden Ayşe ve Cemil’de hayatlarını kaybederler.Oysa ki bütün bu olanlar sadece Peyami’nin kafasından uydurduğu şeylerdir.Ameliyat sırasında Peyami de hayata gözlerini yumar.


3. . KİTABIN ANAFİKRİ: Aşklar geçicidir fakat sonsuz olan memleket sevgisidir.


4. KİTAPDAKİ ŞAHISLARIN VE OLAYLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ: Olaylar çoğunlukla Kurtuluş Savaşı sırasında geçmektedir.
PEYAMİ: Savaşta bacaklarını kaybetmiş,kafasına saplanan kurşun yüzünden sürekli hayallere dalan eski bir hariciye nazırı.
AYŞE:Savaşta ailesinin öldürülmesi yüzünden icinde intikam duygularını besleyen, güzel bir kadın.
iHSAN: Vatanı için cepheden cepheye koşmuş,yiğit bir askerdir.
. CEMAL:Savaşta memleketi için savaşan bir türk subayı.

5. HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Kitabın sürükleyicilik özelliğinin olması,okuyucunun kendisini kitaba kaptırmasına yol açıyor.Aşk ve savaş arasındaki ince çizginin farkına varabileceğiniz bir kitap.





6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:


HALİDE EDİP ADIVAR (1884 - 1964 )
Türk romancı. Siyasal alanda da etkinlik göstermiştir.İstanbul'da doğdu. Kimi kaynaklara göre doğum yılı 1884'tür. İngiliz terbiyesiyle yetişmesini isteyen babası onu Üsküdar Amerikan Kız Koleji'nde okuttu. Orada Rıza Tevfik'den (Bölükbaşı) Fransız edebiyatı dersleri aldı ve Doğu'nun mistik edebiyatını dinledi. Sonradan evlendiği Salih Zeki'den de matematik dersleri alıyordu. Koleji 1901'de bitirdi. 1908'de gazetelere yazmaya başladığı kadın haklarıyla ilgili yazılardan ötürü gericilerin düşmanlığını kazandı. 31 Mart Ayaklanması'nda bir süre için Mısır'a kaçmak zorunda kaldı.1909'dan sonra eğitim alanında görev alarak öğretmenlik, müfettişlik yaptı. Balkan Savaşı yıllarında hastanelerde çalıştı. Gerek bu çalışmaları, gerekse müfettişliği sırasında İstanbul semtlerini dolaşması, ona çeşitli kesimlerden insanları tanıma fırsatını verdi. 1919'da Sultanahmet Meydanı'nda, İzmir'in işgalini protesto mitinginde yaptığı etkili konuşma ünlüdür. 1920'de Anadolu'ya kaçarak Kurtuluş Savaşı'na katıldı. Kendisine önce onbaşı, sonra da üstçavuş rütbesi verildi. Savaşı izleyen yıllarda Adıvar'ın ilk yapıtlarında Türk okuruna sunduğu bir yenilik yarattığı bu kadın imgesidir. Bu imge toplumda birbirine karşıt olarak algılanan değerleri uzlaştırdığı için önemliydi. Osmanlı -İslam geleneklerine göre ev kadını olarakCumhuriyet Halk Fırkası ve Atatürk ile siyasal görüş ayrılığına düştü. 1917'de evlenmiş olduğu ikinci kocası Adnan Adıvar ile birlikte Türkiye'den ayrıldı. 1939'a kadar dış ülkelerde ya şadı. O yıllarda konferanslar vermek üzere Amerika'ya ve Mohandas Gandi tarafından Hindistan'a çağrıldı. 1939'da İstanbul'a dönen Adıvar 1940'ta İstanbul Üniversitesi'nde İngiliz Filolojisi Kürsüsü başkanı oldu, 1950'de Demokrat Parti listesinden bağımsız milletvekili seçildi. 1954'te istifa ederek evine çekilmiş ve 1964'te ölmüştür.
Adıvar'ın Seviye Talip (1910), Handan (1912) ve Son Eseri (1913) gibi ilk romanları aşk öyküleri anlatan yapıtlardır. Yazar kahramanlarını yakıp yıkan bir sevgiyi dile getirmek istediği için kişilerin iç dünyasına yönelir ve bu sevginin zamanla bir tutkuya dönüşmesini sergiler. Bu yapıtların önemli özelliğini, birbirine benzeyen ve ondan önceki Türk romanlarında bulunmayan kadın kahramanlarda aramak doğru olur. Yazarın asıl amacı kadın kahramanların kişiliklerini erkeklerin gözüyle değerlendirmek olduğu için, romanlarının anlatıcısı olarak bu kadınlara âşık erkekleri seçer ve fırtınalı bir aşk öyküsünü onların anı defterlerinden ya da mektuplarından anlatır. Erkek (bazen kadın da) evli olduğu için, kaçınılması olanaksız bir iç çatışma, romanların moral sorununu oluşturur ve roman ya kadının ya da erkeğin ölümüyle biter. Adıvar'ın, biraz kendi olduğunu iddia edilen bu kadın kahramanları, yazarın o dönemde ideal saydığı Türk kadınını temsil ederler. Seviye Talipler, Handanlar, Kâmuranlar her şeyden önce güçlü kişiliği olan, haklarını savunan, Batı terbiyesi almış, ama Batılılaşmayı giyim kuşamda aramayan, resim ya da müzik gibi bir sanat alanında yetenek sahibi, yabancı dil bilir, kültürlü ve çekici kadınlardır. Adıvar 1910 yıllarında Ziya Gökalp, Yusuf Akçura ve Ahmet Ağaoğlu ile birlikte Türk Ocağı'nda çalışmaya başladıktan sonra yazdığı Yeni Turan adlı romanında (1912) yurt sorunlarına eğilir. II. Meşrutiyet döneminde geçen bu ütopik romanda, Yeni Turan adlı idealist bir partinin program ve çalışmalarını anlatırken yeni bir Türkiye'nin hangi sağlam temellere oturtulması gerektiği hakkında o zamanki görüşlerini açıklamak fırsatını bulur. Ateşten Gömlek (1922) ve Vurun Kahpeye (1923) romanlarında Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu'da tanık olduğu olayları, direnişleri, kahramanlıkları, ihanetleri anlatırken kendi gözlemlerinden yararlandığı için daha gerçekçidir. Bununla birlikte, bir aşk sorununun aşıldığı bu yapıtlarda da yüceltilmiş kadın kahraman yerini korur. Ancak şimdi, yine olağan dışı bu kadın, öncekiler gibi bireysel sorunlarla sarsılan kültürlü bir sanatçı olarak değil, milli dava peşinde erdemlerini kanıtlayan ya da Anadolu'da düşmana karşı savaşan bir yurtsever olarak çıkar karşımıza. yetiştirilmiş basit ve cahil kadın, o dönemin aydın kesiminin gözünde geri kalmış bir uygarlığın simgesi gibiydi. Öte yandan Batılılaşmış "asri" kadın da köklerinden kopmuş, değerlerini şaşırmış, namus anlayışı kuşku uyandıran bir kadındı. Adıvar'ın kahramanları işte bu çelişkiyi kendilerinde uzlaştırmakla bir özleme cevap veriyorlardı. Çünkü bunlar hem Batılılaşmış hem de milli değerlerine bağlı kalmış, hem serbest hem de namus konusunda çok titiz, ahlakı sağlam kadınlardı. Gerektiğinde bir erkek gibi spor yapan, ata binen bu kadınlar üstelik dişiliklerini de korumayı başarmışlardır.
Adıvar'ın en ünlü romanı Sinekli Bakkal'da (1936) ileri bir adım attığını, yeni bir aşamaya vardığını görürüz. İlk romanlarının olay örgüsü bir iki kişi arasındaki bireysel ilişkilere bağlı olarak gelişirken, II. Abdülhamid dönemindeki Türk toplumunun panoramik bir tablosunu sergileyen Sinekli Bakkal'ın olay örgüsü siyasal, düşsel, toplumsal sorunlarla örülmüş olarak gelişir. Romanın okuru en çok çeken yönü de fakir kenar mahallesi,zengin konakları ve saray çevresiyle II. Abdülhamid zamanının İstanbul'u anlatmasıdır. Ne var ki yazarın amacı bir dönemin Türk toplumunu yansıtmak değildir yalnızca. Bu felsefi romanda çevrelerin bir işlevi de belli değerlerin temsilcisi olmaktır. Sinekli Bakkal mahallesi gelenekleri ve insancıl değerleri sürdüren halk kesimini; Genç Türkler'den Hilmi ve a rkadaşları devrimci aydınları; saray çevresi ise, yozlaşmış yönetici kesimi temsil eder. Roman iki kısma ayrılmıştır. Birinci kısmın ana teması Abdülhamid'in istibdat idaresi karşısında şiddete başvurarak devrim yapmanın geçerliliği sorunudur. Gerçi Adıvar içtenlikle ezilen halktan yanadır, ama gelenekçiliği ve savunduğu mistik dünya görüşü şiddete başvurarak devrim yapmayı onaylamasına izin vermez. Romanda II. Meşrutiyet'in ilanı "asırların kurduğu müesseselerin köklerini" söken, "içtimai ve siyasi nizam ve intizamı" altüst eden bir devrim olarak nitelenir. Doğru tutum Mevlevi tarikatından Vehbi Dede'nin yaptığı gibi "herhangi bir hayat fırtınasını sükûnetle seyretmek"tir. Yazar devrimden değil evrimden yanadır. Romanın ikinci kısmında yozlaşmış saray çevresi sergilenirken ana tema olarak Rabia ile Peregrini ilişkisi gelişir ve evlilikle son bulur. Bu evliliğin simgesel anlamı Batı ile Doğu'nun bileşimi olarak yorumlanmıştır. Ama Peregrini'nin "öyle basit ve insani ananeler" dediği geleneklere bağlı Sinekli Bakkal mahallesindeki cemaat yaşamına hayran olması, Müslümanlık'ı kabul ederek Rabia ile evlenmesi ve mahalleye yerleşmesi, daha çok Doğu değerlerinin üstünlüğüne işaret sayılmaktadır. Ne var ki yazar, Rabia ile Peregrini'nin sevişip evlenmelerine inandırıcı bir hava verememiştir. Farkedilir ki, olaylar yazarın kafasındaki bir görüşü dile getirmek için tertiplenmekte ve Doğulu kadın ile Batılı erkek yazarın tezi gereği seviştirilip evlendirilmektedirler. Birinci kısımda olay örgüsünün doğal gelişimi, farklı dünya görüşlerine sahip kişiler arasındaki çatışmadan doğan gerilim ve dramatik sahneler, ikinci kısımda yerlerini, zorlama izlenimi veren bir ilişkiye ve saray çevresinin tanıtılmasına bırakınca romanın sanatsal düzeyi düşer.
1943'te CHP Ödülü'nü alan Sinekli Bakkal Türkiye'de en çok baskı yapan roman olmuştur. Sinekli Bakkal'ı izleyen romanların ise yazarın ününe katkıda bulunacak nitelikte oldukları söylenemez.
Adıvar çeşitli alanlarda etkinlik göstermiş, siyasal ve toplumsal konularda da hem Türkçe, hem İngilizce kitaplar yazmış, İngilizce'den Türkçe'ye çeviriler yapmıştır. Zamanının dış ülkelerde en çok tanınan Türk yazarı olmuştur. Yapıtlarından kimileri İngiliz, Fransız, Alman, Rus, Macar, Fin, Urdu, Sırp, Portekiz dillerine çevrilmiştir.





ESERLERİ:

ROMAN : Heyula, 1909; Raik'in Annesi, 1909; Seviye Talip, 1910; Handan, 1912; Yeni Turan, 1912; Son Eseri, 1913; Mev'ud Hüküm, 1918; Ateşten Gömlek, 1923; Vurun Kahpeye, 1923; Kalb Ağrısı, 1924; Zeyno'nun Oğlu, 1928; Sinekli Bakkal, 1936; Yolpalas Cinayeti, 1937; Tatarcık, 1939; Sonsuz Panayır, 1946; Döner Ayna, 1954; Akile Hanım Sokağı, 1958; Kerim Ustanın Oğlu, 1958; Sevda Sokağı Komedyası, 1959; Çaresaz, 1961; Hayat Parçaları, 1963;

ÖYKÜ: Harap Mabetler, 1911; Dağa Çıkan Kurt, 1922; Kubbede Kalan Hoş Seda, (ö.s) 1974; Oyun: Kenan Çobanları, 1916; Maske ve Ruh, 1945;

ANI : Türkün Ateşle İmtihanı, 1962; Mor Salkımlı Ev, 1963; Diğer Yapıtlar: Talim ve Terbiye, 1911; Turkey Faces West, 1930; Conflict of East and West in Turkey, 1935; Inside India, 1937; Türkiye'de Şark-Garp ve Amerikan Tesisleri, 1955; İngiliz Edebiyat Tarihi, 3 cilt, 1940-1949; Doktor Abdülhak Adnan Adıvar, 1956.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI :Satranç
KİTABIN YAZARI :Stefan Zweig
YAYIN EVİ VE ADRESİ :Can Yayıları/Galatasaray/İstanbul
BASIM TARİHİ :2001


1.KİTABIN KONUSU:
Hayatında birisi ile hiç satranç oynamamış bir avukatın kitaplardan öğrendikleri ile dünya şampiyonunu yenişi.

2.KİTABIN ÖZETİ:
New York’tan Buenos’e giden bir yolcu gemisinde yolcular arasında bulunan bir milyoner , dünya satranç şampiyonuMirkoCzentovic’e , ücret karşılığı bir parti satranç oynamayı önerir. İkisinin oyununu izleyen Avusturyalı Dr.B oyun sırasında kendini tutamayıponların oyununa karışınca, şampiyonla karşılaşması önerilir kendisine. Gestapo tarafından bir otel odasına kapatılan, oyalanacak hiç bir şeyi olmadan, bu odada uzunca bir süre tek başına kalan, yalnızca sorgulama için bu odadan çıkartılan Dr.B bir gün, rastlantı sonucu gizlice eline geçirdiği bir satranç kitabından bu oyunun bütün inceliklerini öğrenmiştir. Satranç tahtası ve taşları yoktur, ancak, önce ekmek içinden yaptığı satranç taşlarıyla sonra da tümüyle belleğinde oynayarak kurumsal bir satranç ustası olup çikar. Ancak bu tutkusu yüzünden sinir krizlerine beyin ağrılarına yakalanır.

3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Yanlızlık insanlara karşı kullanılabilecek en büyük silahtır.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Dr.B. :Viyanalı bir avukatın oğludur. Hitler’in Viyana’yı işgali sırasında elinde bulunan gizli evraklar nedeniyle tutuklanır ve uzunca bir süre sorgulanır. Bu sorgusu sırasında kaldığı odada yalnızlıktan canı sıkılan Dr.B. bir gün sorgusunu beklerken bir asker parkasından çaldığı satranç oyunları kitabını hayıtını değiştirir.
Mirko CzentovicBig Grinüzgün konuşamayan ve anlama güçlüğü çeken ama satranca olan kabiliyeti nedeniyle saygıdeğer biri olmuş bir köylüdür.
Mc Connor:Californiya’da petrol yatakları olan zengin bir iş adamıdır.

5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitap, çok akıcı ve okuyanın bazı konuları tekrar düşünmeye sevk ediyor.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
[B]KİTABIN ADI [/B]

[B]BENİM ADIM KIRMIZI [/B]

[B]KİTABIN YAZARI [/B]

[B]ORHAN PAMUK [/B]

YAYIMEVİ VE ADRESİ
[B]İLETİŞİM YAYINLARI [/B]

[B]BASIM YILI [/B]

1998


1.KİTABIN KONUSU: 1590’lı yıllarda padişahın emriyle bir kitap yazılmaktadır.Bu kitabın hazrlanırken yaşanan entrikalar ve o tarihteki osmanlı kültürü ve nakış sanatının incelikleri




2.KİTABIN ÖZETİ :

Biraz geçmişe gidiyoruz. 1591 senesi, kış ayları, İstanbul. İki erkek çocuğu annesi güzeller güzeli Şeküre'nin kocası dört yıldır savaştan dönmemiştir. Çocukluk aşkı yeğeni Kara ise aşkını açıkladıgı için evden kovulmuş ve ancak oniki sene sonra İstanbul'a dönebilmiştir. Döner dönmez de Şeküre ile evlenmenin yollarını arar. Babası ve çocuklarıyla birlikte kalan Şeküre'nin gönlü hem Kara'da hem de kocasının kardeşi Hasan'dadır. Şeküre'nin babası yani Kara'nin Eniştesi Padişah'ın emriyle gizli bir kitap yaptırmaktadır. Kitabin gizi, Avrupai usüller kullanarak resmetmekten gelir. Enişte efendi Istanbul'un ünlü nakkaşları Kelebek, Zeytin ve Leylek'i kitabın nakışlarını yapmaları için görevlendirir. Tezhibi de Zarif Efendi yapmaktadır. Erzurumlu Hoca Efendi ve taraftarları ise geleneklere ve dine aykırı bir işler çevirildiğini anlamıştır ve Zarif Efendi de bu düsüncededir. Her gece kahveye toplanan nakkaşlar ve hattatlar bir meddahın resimlerle anlattığı sivri dilli ve Erzurumlu Hoca karsıtı hikayelerle eğlenirler.



Zarif Efendi'nin işlerine köstek olacağını anlayan nakkaşlardan biri onu öldürür. Kara bir yandan sevdiği Şeküre ile birleşmenin yollarını ararken bir yandandan da katilin kim olduğunu bulmaya çalışır.Burada Ester denilen bir bohçacı kadını kullanırlar.Kadın aslında bohçacılık yapıyor gibi görünür ama aslında çöpçatanlık yapar.Etraftakiler onun okuma yazma bilmediğini zannederler ama o çok iyi okuma ve yazma bilir.Kitap bece çok güzel bir kitap her okuyandan okuyana değişik şeyler verebilen bir kitap.Kitaptan hoşuma giden kırmızıyla ilgili bir parağrafı yazıyorum.
















" Güzel bir mesele." dedi öbürü.
"Ama renkler anlaşılmaz, hissedilir."
"Kırmızının hissini hiç görmemiş olana anlatın üstadım." "Parmağımızın ucuyla dokunsaydık, demirle bakır arasında olurdu.

Avucumuzun içine alsaydık, yakardı.
Tatsaydık, tuzlu bir et gibi tok olurdu.
Ağzımıza alsaydık doldururdu.
Koklasaydık at gibi kokardı.
Çiçek gibi koksaydı papatyaya benzerdi, kırmızı güle değil."

“Arz ederim”





3.KİTABIN ANAFİKRİ: Hiçbir zaman doğru yoldan vazgeçmemenin ve hakkına razı olup haksız rekabete baş vurmamanın gerektiği.



4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

Şeküre: Kocası savaşa gitmiş,iki çocuklu birkadın.Kara’nın sevgilisi.

Kara : Çocuk yaşta evden kovulan sonradan ünlü olan bir nakkaş.

Zeytin- Leylek-Kelebek: Padişahın istediği kitabı hazırlayan ve İstanbul’un en ünlü nakkaşları.

Zarif Efendi : Kitabın tezhibini yapan ve kitabın başında öldürülen nakkaş.

Erzurumlu Hoca EfendiTongueadişahın yaptırdığı kitabın hazırlanmasına karşı çıkan ve nakkaşlar arasında tartışma yaratan nakkaş.






5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:[COLOR=maroon] İlginç ve meraklı bir öyküsü var. Öyküyü, öyküye katılan herkesin ağzından ayrı ayrı dinliyorsunuz.











6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ: 7 Haziran 1952 de istanbul’da doğdu.İstanbul üniversitesini bitirdikten sonra çeşitli gazetelerde yazılar yazdı.Roman hayatına 1974 te başladı.İlk romanı Cevdey Bey ve Oğulları’dır.Sırasıyla Sessiz Ev (1983),Beyaz Kale(1980), Kara Kitap(1990), Gizli Yüz (1992),Yeni Hayat(1995) ,Benim Adım Kırmızı (1998), Kar (2001) adlı eserlerini yazmıştır.





[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
[FONT=AAZ_TimesRoman]Benim hikayemi dinlerken gözyaşlarınızı tutamayacağınızdan eminim. İnanın bunu daha fazla içimde tutamayacağım. Her ne kadar sizi tanımıyor olsamda eminim üzüntümü biraz olsun paylaşacaksınız. Tam bir sene oldu evet tam bir sene... Onunla birlikteliğimiz Marmara Üniversitesi'nde kayıt olmaya gittiğim gün onunla gözgöze gelmemizle başlamıştı. İlk başta o kadar ilgimi çekmemişti. Ama okullar başladığında onun bir üst sınıfta okuduğunu öğrenmiştim. Gün geçtikçe gözlerimizi birbirimizden ayıramaz olmuştuk. Ve bir gün hiç beklemediğim bir anda yanıma gelerek benimle tanışmak istediğini söyledi. İlk başta hayır demiş olsam bile bende ona karşı ilgi duyuyordum. Adı Kaan'dı. Hergün ders çıkışı beni kapının önünde bekler ve birbirimizi 5 dk. olsun görmek için can atardık. Beni sevdiğini söylüyordu. Bu sevgisi tabii ki karşılıksız değildi. Çünkü bende onu seviyordum. Akşamları biraz dolaşırdık. Hep o sahilde... Kadıköy sahilinde... Git gide büyüyen bu sevgimiz bizi ciddi düşünmeye kadar götürdü. Sürekli hayal kurardık. Benimle evlenmek istediğini söylerdi. Tabii bende onunla. Çünkü biz birbirimiz için yaratılmıştık sanki... Beni hiç üzmüyor ve bana hergün bir buket kırmızı gül getiriyordu. Birgün yine o sahilde gezdiğimiz akşam bana hayatın çok acımasız olduğunu söylemişti... Ne demek istediğini anlamamış ve sormamıştım. Çünkü kötü şeyler söylemesinden korkuyordum. Bir gece aniden rahatsızlandım. Beni hastaneye kaldırmışlardı. Sabah uyandığımda yanımda onu görmüştüm. Başucumda ağlıyordu. Ona ağlamamasını ve iyi olduğumu söylemiştim. Ellerimle gözyaşlarını silmiş ve bana ağlamayacağına söz vermesini istemiştim. O da bana eğer birgün bana birşey olursa söz ver sende ağlamayacaksın demişti. Böyle konuşmamasını istemiştim. Ama çok ısrar etti ve bende söz verdim. Onu o kadar çok seviyordum ki ona birşey olursa kesinlikle yaşayamayacağımı düşünüyordum. İyileşmiş ve kendimi toparlamıştım. Yine okula devam ediyordum. Fakat Kaan'ın bana karşı olan hareketleri değişmiş ve sanki bana birşeylerden dolayı kızmış gibiydi. Onun bu durumunu anlayamıyordum. Bana ayrılmak istediğini söylediğinde şok olmuştum. Buna bir türlü inanmak istemiyordum. Bunu neden istediğini sorduğumda bana hiçbirşey söylemiyor ve bir başkası var diyordu. Bir hafta boyunca okula gitmemiştim. Onu görmemek için. Fakat bir hafta sonra okula gittiğimde gözlerim yine onu aramıştı. Bulamamıştım. Arkadaşlarıma sorduğumda ise bana onun ölmüş olduğunu ve son sözünün Özlem seni çok seviyorum demiş olduğunu öğrendim. Bütün dünyam yıkılmıştı. Şimdi okulu bıraktım. Sürekli onunla gezdiğimiz yerlerde dolaşıyor ve çektirdiğimiz fotoğraflarımıza bakıyorum. Beni bir tek bunlar teselli ediyor. Çünkü onun her zaman yanımda olduğunu biliyorum. Ona vermiş olduğum sözü tutamadım. Ve şu an bile gözyaşlarımı tutamadım. Her gece onun için dua ediyorum. Kaan seni seviyorum. Bak buradaki herkes buna şahit. Şuan beni duyduğundan ve yanımda olduğundan eminim. Ama bende ölene kadar seni seveceğim tatlım... Şunu söylemek istiyorum. Eğer birini seviyorsanız bir dakikanızı bile onunla birlikte geçirin. Sonra çok pişman olabilirsiniz.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.