You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
PANORAMA
KİTABIN YAZARI
YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU
YAYIN EVİ VE ADRESİ
REMZİ KİTAP EVİ.ANKARA CAD.İSTANBUL
BASIM YILI
1993



1. KİTABIN KONUSU:
Bu roman memleketimizdeki mühim bazı hadiseleri, inlılabımızın ne gibi tehlikeler arasından yetiştiğni anlatan yazarın olgun bir eseridir.1923 ve 1952 yıllarını kapsar. Inkılabımızın tehlikeleri atlatmadığı, pusudan yatan yobazların varlığı önemle vurgulanmaktadır.Roman Atatürk’ün devrimine ayak uydurmayanları,ayka uyduranların yürüyüşe devam etmediklerini ve devam edenlerin ise ne hallerle düştüklerini sergilemektedir.


2. KİTABIN ÖZETİ:
Romanda geçen hadiseler yapılan inkılap hareketlerinin sonrasını kapsamaktadır, hala bu devrimlerin yıkılmış Osmanlı’ya yönelik bir hareket olduğunu sananlar vardı, bunlar yeni devleti geçiçi bir yönetim şekli gibi görüyor ve eski rejime dönmek ve hatta eski rejimi daha da yobazlaştırmak istiyorlardı. Kısacası ‘’ inlılap’’ sözcüğünün anlamını bilmeyenler vardı.
Çalıştığı bankada müdür olan Servet Bey sıkıntılarla kavuştuğu bu makamın tadını çıkarıp zenginleşmiş ve üstüne alım satım işine de uzanınca paraya para dememiştir. Nedim adında yakışıklı bir oğlu ve gözü yukarılarda olan Hollywood meraklısı.Sevim adında . sosyetik ortamlarda bulunan özenti genç kızı vardı.
Inkılap savuncularının ensağlamlarından olan milletvekili Halil Ramiz kafasında irtica yapısına bir yer bulamdığı için toplum içinde yalnız kalmaktadır.Atikler köyüne gidip orada Fazlı Bey denilen,nice oyunlarla parti başkanlığına gelmiş bir düzembazın halkı sömürmesinden, haksız yere konutlara el koymasından rahatsız olmuş bunun üzerine avukat olan ve Fazlı Bey’e baş kaldıran tek köyün sözcüsü durumundaki Kenan Bey ile bu işleri sorgulamaya başlamıştır.Bunun üzerine genel sekreter tarafından azarlanacak ve istifasını verecektir ki bu hareketi onu tamamiyle yalnız bırakacaktır.
Yüreği vatan sevgisi ile çarpan Osman Nuri Bey namuslu bir memurdur,başarılı olmasına rağmen aksilikleri hiç terk etmemiştir.Bu hareketi eşi Saniye Hanımı Çökertmiş iki çocuğunu da evden soğutmuştur. Semra’nın ağabeyi Fuat kendine kitaplarla çevrili bir dünya yaratamıştır.
Memleketde kendini tepeden inme bir inkılabın[/U[U]] köksüz öncüleri sayan Ahmet Nazmi ve Cahit Halid gibi insanlardan ziyade Tahincizade Hacı Emin Efendi gibi fes yasağı ile evine kapanmış, irtica harekeytinin başlamasını dört gözle bekleyen , farz olan namaz vakitleri arasında ikişer rekat daha kılan,eşini kölesi gibi kullanan yobazların sayısı daha ağır basıyordu.
Emektar dadısıyla yaşayan Komiser Hamdi Bey üç evlilik yaşamış ve hepsini ölümle bitirmek zorunda kalmıştır.dördüncü eşi olan Nebile Hanım geceleri eşinde yeterli cinsel isteği görmediğinden huzursuz olmaya başlamıştır.Altı ay geçmesine rağmen bakire olan bu genc kızın vücudunda Bu ortamda
sadece ayak tabanları Hamdi Bey tarafından temasa maruz kalmıştır.işte gecen altı ayın bir gizemli gecesinde oynamak istediği bir kundak oyunu onun maskesini düşürtmüştür.Tüm eşlerini katili olan bu adam tespit edilmiş ve altı yıllığına ceza evine girmiştir.
Müteahhit Sırrı Bey paraya para dememektedir, kedisi Mühendis Ragıp Bey’in yakın dostudur, genç mühendis , dostu Servet Beyin kızı Sevim’in tecavüze uğrayıp ruhunu dengesini kaybetmesi üzerine tedavi amacıyla Servet Beyin eşi ve Sevim’in kardeşi yurt dışına acıkarlar.
Bahsettiğimiz Atikler köyünde Emeti Nine diye bilinen,kocasını ve iki oğlunu vatana feda etmiş ve Nefise ile Ali adında çocuğuyla yaşamına devam eden bir kadın vardır.Ali,Fazlı beye kafa tutanların başındadır ve bu yüzden kaptırmak istemediği mer’a için uğrayıp candostu Karabaş ile hırpalanacaktır.
Bu sıralarda Atatürk ölüm döşeğindedir ve sanki O yanına bu milleti de yatırmış gibiydi.O’nun sağlığını yakından takip edenlerin sayısı bi hayli yüksek olmasına rağmenO’nun yaptıklarını takipçisi yok denecek kadar azdır,yanında bir devrimide götürüyordu Atatürk.Bu ortamdan rahatsız olanlarda vardı,Emin Efendinin Tahir CHP mensubuydu ve Ata öiünce hortlayacak olan yobazların tepkisinden oldukca rahatsız oluyordu ve korkuyordu.On iki yılı evinde geciren Hacı Emin’e göre bu yaslı ortam ,okunan türkçe ezan ,dışarda başı boş gezen kadınlar hep kutsal insan olarak gördüğü araplara karşı çıkışımızdan bize verilen cezalardı.Bu yobaz adam evinde kaldığı müddetde besleme kızı Fatma’ya göz koymuş ve ondan bir çocuk metdana getirmiştir.
Bu sırada sevim kaldıkları otelden yabancı bir gençle kaçmıştır,Ragıp Bey İstanbula dönüp kendini bir mitingde bulmuyor, neler olduğunu anlayamadan fakirleşmiş,politikaya atılmış,sefil bir hayat süren eski milyoner dostu Sırrı Bey’e rast geliyor.Bu sefil adamın bir zamanlar yanında şöfor konumunda olan Hayri Bey şimdi toplumda Hayri Beyefendi diye bilinmektedir.
Eski komiser Hamdi Bey ceza evinden çıkımıştır,dadısının yanına gider.Romanda yer yer seselilikleriyle ortaya çıkan Pertev’in eşinin kardeşi bu dadının yanında oan yardımcı olmaktadır ve çok geçmeden bu serseri de eve yerleşecektir.
1946 seçimleri ile CHP hukumeti kurulmuştur,din dersleri okullara konmuş,Türkçe okunan ezan kaldırılmış ve imam hatip liseleri açılmıştır.Emin Tahicioğlu bunları bir aldatmaca olarak değerlindirmektedir. Bu sırada hacılara verilen inadiye isimli başlık Hacı Emin’I on iki yıl ardan sonra dışarı çıkartacaktır.
Semra zengin bir adamın metresi durumuna düşmüştür ve bu üzüntÜ annesini daha fazla ayakta bırakamaz, Fuat bu olaylarla iyice bunalmıştır ve kavga ettiğ dostu Ahmet Namzi’nın evine gider,evde yaşadıkları tartışma sonucu dışarıda bir gezintiye çıkarlar ve içlerindeki nefreti bir tarikatın ayin yaptıkları türbeye girip boşaltınca tepeden inme inkılabın bu köksüz öncüleri de hayata gözlerini yumarlar.


3. KİTABIN ANAFİKRİ:
Türk inkılabının temellerinin lazım geldiği kadar tehlikelerden uzak olmayışıdır.
4. KİTAPDAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ.
Eserde adı gecen karaman sayısının çok fazla olaması nedeniyle başlıca kahramanların değerlendirilmesini yapacağım:
Servet Bey : Bir bankada müdürlük yapan bu şahıs, fakirlik içinde büyümüş, okuluna zor şartlarda devam etmiş ve meşrutiyet döneminde gittiği Paris şehrinde aldığı öğrenim sonucunda bu makama gelmiştir.
Mühendis ragıp Bey: Servet Bey’in kızına aşık olan , zengin , beyefendi, dürüst bir vatanseverdir.Romanaın büyük bir bölümünde Sevim ile yurt dışındadır.
Halil Ramiz : İnkılabımıza gönülden bağlanmış , feragat sahibi ,ileri düşünüşlü bir milletvekili.
Hacı Emin Efendi: Şapka inkılabından sonra yıllarca evine kapanmış, ev halkının sürekli huzurunu bozan ,şeriat hayranı olan ve Atatürk’ü yaptığı devrimden dolayı dinsiz sayan ve O’ndan nefret eden zengin bir yobazdır.
Komiser Hamdi Bey: Nazik , iyi yürekli , dürüst bir memur,üç defa evleniyor üçündede eşlerinin katili oluyor fakat dördüncü eşini durumu anlaması üzerne ceza evinde giriyor.
Fuat:Başarılı bir vatansever oğlu olan bu şahıs felsefeye fazlasıyla dalan birisidir.
Anmet Nazmı Bey: Chait Halid adındaki dostuyla inkılabımıza öncülük etmeye çalışan fakat sonradan arkadaşının bu yoldan sapması üzerine tek kalan bir felsefe öğretmenidir.


5.KİAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Bu roman Türk inkılbı’nın gecirdigi safahlardan tablosunu önümüze seriyor ve bize bazı uyarılarda bulunuyıor.Hacı Emin örneği gibi kendi köşesine çekilmiş şahısların bize tehlike yaratabileceğini ve bunların zamanı gelince başımıza üşüşebileceğini altını çiziyor.



6.KİTAP YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
27 Mart Kahire’de doğdu.13 Aralık 1974’te Ankara’da öldü.1903’te İzmir İdadisi’ne girdi.1908’de başladığı İstanbul Hukuk Mektebi’ni bitirmedi. 1921’de Ankara’ya çağrıldı ve bezi görevler verildi.1931’de Manisa milletvekili oldu.1932’te Vedat Nedim Tör, Şevket Süreyya Aydemir, Burhan Asaf Belge ve İsmail Hüsrev Tökin ile birlikte Kadro dergisinin kurucuları arasında yer aldı.savunduğu bazı görüşler aşırı bulunduğu için kadro dergisinin 1934’te yayımına son vermek zorunda kaldımasından sonra Tiran elçiliğine atandı.Daha sonra 1935’te Prag , 1939’ta La Haye,1942’te bern,1949’ta Tahran ve 1951’bern elçiliklerine getirildi.
BAŞLICA YAPITLARI:[/U[U]]Roman : Kiralık Konak,1922; Nur Baba,1922; Hüküm gecesi,1927; Yaban ,1932; Ankara,1934; Panorama , 2 cilt, 1953 - 1954
Öykü[/U[U]]: Bir Serencam, 1913; rahmet, 1923; Milli savaş Hkayeleri, 1947 .
Anı: Zoraki diplomat, 1955; Anamaın Kitabı,1957; Vatan Yolunda ,1958.
Çeşitli: Bütün Eserleri,ilk 15 cilt,(ö.s.),A.Öskırımlı(yay.), 1977-1984.



[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI ATEŞ GECESİ
KİTABIN YAZARI REŞAT NURİ GÜNTEKİN
YAYIN EVİ VE ADRESİ İNKİLAP KİTAPEVİ,ANKARA CAD.95. İSTANBUL
BASIM YILI 1988
KİTABIN KONUSU BU ESER MİLAS’A SÜRGÜN EDİLMİŞ BİR SUBAY ÇOCUĞUNUN KARŞILAŞTIĞI OLAYLARDAN BAHİS EDİYOR




Milas’ta ilk önce Kaymakam ve Selim Bey ile tanıştım.Kaymakam şen bir adamdır.Kısa boylu ve ferah bir sesi vardı.Selim bey ise doktordu.Çok konuşmaz , soğuk ve mağrur görünüyordu.Akşam oluyordu kaymakam doktora selenerek :Siz ne yapmayı düşünüyorsunuz? Eve gidecekmisiniz? Doktor cevap vermedi. Gitmeyin ya… Ne yapacaksınız boş evde.Akşam Sait ustada beraber yemek yeriz. Akşam sait ustanın lokantasına gittik. Kaymakama balık yasaktı fakat O,ise buna aldırmıyor ve usatadan balık istedi.Sofra açıldı.Kaymakam şiir söylemesini çok severdi.Arada bir ayağa kalkar ve şiir söylerdi. Birde bana sorduğunda ne diyeceğimi şaşırıyordum.Bilmiyorum efendim dediğimde kaymakam suratını astı. İzin verirseniz bu gece balıkla beraber bir iki kadehcik kaldıracam.Selim Bey gülümsedi:Orası belli , demek buraya içmeye geldiniz. Sonra kaymakam bana dönerek:Babanız varmı? Var efendim . İçki kullanıyormu ? Kullanıyor efendim dedim.
Bir az ara geçtikten sonra kaymakam yine ayağa kalakarak bildiklerinden yine bir kaç mısra söyledi.
Yemek bidikten sonra kaymakam beni kalacağım yere götürdü.Yolda gidereken kaymakam bana sokakları anlatıyordu.kalacağım yer bir ermenin evi idi . Dul bir kadın. Dar sokaklardan geçerek kalacağım yere geldik. Ev sahibinin ismi Matmazel Varvar idi.o elliyi geçmiş genç bir kadındı.Rum mahallesinden geçerek yavaş yavaş eve yaklaştık.Evin önünde siyah elbiseli bir kadın oturuyordu.Bu Matmazel Varvar idi. Bizi görür görmez ayağa kalktı.Kaymakam Mtmazeli görür görmez : Bu ne güzellik Vrvar diye seslendi.Bak sanba yeni kiracını getirdim. Kymakam Bey ayrıldıktan sonra eve girdik.Matmazel bana kalcağım odayı gösterdi.Odaya yerleştikten sonra üzerimi deyiştirmek istedim fakat, değiştireceğim elbise yok idi.Bunu üzerine Matmazel aşğıya inip ,bana üzerimi değiştirecek bayan elbisesi getirdi. Ben elbisemi değiştirip aşağıya indim. Varvar bana bakıp gülümseyerek: Güzel bir Matmazel oldunuz dedi.dha sonra koltuğa oturdum Matmazel ince sele : Siz daha çocuksunuz ne yaptınızda sizin başınıza bu iş geldi? Kymakam kaşla göz rasında Varvara bir şeyler söylediği anlaşılıuyordu.
Ertesi gün Uykudan uyanınca Mtmazelin sorusunu bende kendi kendime sordum.Evet bu yaşta okuldan alınarak sürgüne gönderilmemin sebebi ne idi.
Vücudum ve zihnim dinlenmişti. Mühendislik okulunda okumamla beraber bir iki tane de zayıfım vardı. Bir kaç ay sonra başlayacak olan sınavlardan geçeçeğimden şüphem yoktu.
O gün bir yazılı sınavımız daha vardı.Sorular çok kolaydı.Bu yüzden kendiminkin bitirip arkadaki arkadaşımada cevapları yazıp vermiştim.Arkadaşımın kağıtı dizlerinin üzerine koyup ara sıra bakması ve ağzı ile hecelemesi hem beni hemde kendini ele vermişti.Tabii ikimizinde notu sıfırdı.Üsteli ceza alcağımızda muhakaktı.akşama doğru beni müdür odasına çağırdı.Müdür odasında iki komiser vardı. Fakat buna bakmayarak müdürün çevresi sakin ve tatlı idi.Nerdeyse yüzüme bakmadı.
Kemal Bey yukarı çık harici elbiseni giy…. çantanızı da toplayın . ddemek mektebden atılıyoruz.Utanmayıb bir şeyler söylemek lazımdı.Müdür Bey nasıl olsa bir cahillik yaptım.Emin olun birinci defadır.Müdür bana bakrak: Ne birinci defa ? kopya işi efendim. Sen kopyamı çektin? Çok fena sizden hiç beklemezdim.Fakat bunun kopya ile alkası yok idi.Bu beylerle bir yol gideceksiniz. Nereye? Bu defa kekelemek sırası ondaydı: Merak edişlecek bir şey yok çocuğum… Ban emniyetiniz vardı tabii.Ertesi gün karanlık bir binanın önünde durduk.Polisler benim kayıtlarımı yaptıktan sonra gittiler. Bir kaç gün sonra babam geldi.Babamala orada konuştuktan sonra beni buraya Milasa gönderdiler. Milas’tan bir daha kurtulmamak korkusunu içimden bir türlü atmıyordum.Rum sokağında bir kaç kızla tanıştım.Maryanti,Eleniça,Rina , Miyeris Panelopiça . Bu kızlarla beraber olurken kendimi büyük gibi gösteriyordum, diğer mahalle çocuklarından farklı görüyordum.Kızlar ben mahalledeyken yanıma yaklaşır, bol bol sohbet ederdik.Fakat bir gün kilisede bir eğlence düzenlenmişti.Kiliseni gezerken kenarda oturmuş bir kıza gözlerim takıldı.Dışarı çıktım .Rina’da ya nıma geldi. Arka tarafada kızlar ateş üzerinden atlıyorlardı, onlara doğru yaklaştık.Az önce kilisede gördüğüm kızda ordaydı.Yavaşça ona yaklaştım onula sohbet etmek istedim fakat,türkçeden anlamadığı için söylediklerim cevapsız kaldı.Ertesi gün Rinay’la sokakta buluştuk.fırsat bulup o kız hakda bir az bilgi almak istedim.Rina bana o kızın türk olduğunu söyledi.Bir türk kızı neden benimle konuşmadı?. Aradan uzun zaman geçti.Bir gün yine caddade gezerken evin önünde bir araba gördüm.Yavaş yavaş eve doğru yaklaştımBu gelenler annem ve babamdı.Bu beni çok mutlu etmişti.Annem rahatsızdı o yüzden fazla kalmayacaklarını söyledi.Annem hala bana çocuk gözüyle bakıyordu.Mtmazelle oturup konuştular.Nihayet vakitleri doldu.Ve günün bir sabahında annemle babam gitmek için hazırlanıyorlardı.annem ve babam yola çıktılar ve ben onların arkalarından atla geliyordum, onları Çeşme başına kadar uğrluyacaktım.fakat babam buna izin vermedi.Annem gil uğurladıktan sonra eve doğru atı koşturmaya başladım.Eve döndüm ve hastalığımın yeniden başladığının farkına vardım.Kaymakamla görüştüm oda bana kendisinin okuduğu bir romanı verdi. Bu roman okuduğum kazada ayağımı kırdığım güne kadar sürdü.Daha sonra tedavim içi doktorgilin evinde tedaviye devam edecektim.Bu arada dün gece evde baya gürültü vardı ve bu gürültü yüzünden uyuyamamaıştım.Ertesi gün doktor yanıma geldi ve halimi sordu ve bende buradan kurtulmak için halimin çok iyi olduğunu söyledim.Varvar hanımda benim ziyaretime gelmişti.Kaymakamda geldi.Kaymakam Varvar’I burda görünce:Kız ben bu işten şüphelenmeye başladım diye Varvar hanımla dalga geçmeye başladı.Akşam doktorun kızkardeşi gelmişti baya gürültü vardı.Selim Bey akşam çok kızmıştı.Ertesi gün Selim Beyle ablası yanıma geldiler.Selim Bey’,n kızkardeşi Afife hanımda onlarla beraber geldi.Doğrusunu söylemek gerekirse ben Afifeden hoşlanmaya başlamıştım.Doktorgilde kalmam bittikten sonra eve döndüm.Varvar kapının önünde oturuyordu beni görünce kaltı ayağa yanıma geldi.Bir az şikayetlendikten sonra ben odama çıktım.Aradan bir kaç ay geçtikden sonra yine Varvar beni kapının önünde karşıladı ve Afife hanımın onlara gitmediğim için beni suçladığını söyledi.Bu benim için bir fırsatdı.Afifeyi görebilecektim, yine sohbet edecektik.Uzun zaman geçti ve en sonunda beb yine İstanbula dönesi oldum.Afifeyi ise hala aklımdan çıkaramıyordum.İstanbulda Afifede bizimle idi.Annele çok iyi anlaşıyorlardı.Hiç bir anne kızıyla böyle anlaşamazdı.Bir gün annemlerle bahçede oturuyorduk.Annem uykusu geldiği için eve çıktı.Afifeyle ben yanlız kalmıştık..Akşam uzun bir sohbet ettik.Fakat zaman öyle getirdiki, bir gün Afifeyi tamamen görmeyecektim.Gitmezden önce bana onu vapurad uğurlamak içinban yalvardı, fakat ben onu uğurlamağa gitmedim.Söylediğim gibi Afifeyi son zamanlarda sıs sık hatırlıyoum ve şimdi eriştiğim zirveden geriye baktığımda peri diye kabul ettiğim gittikçe asılları çiğnediğini görüyorum
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
[FONT=AAZ_TimesRoman]KİTABIN ADI
[FONT=AAZ_TimesRoman]KİRALIK KONAK
[FONT=AAZ_TimesRoman]KİTABIN YAZARI
[FONT=AAZ_TimesRoman]Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU
[FONT=AAZ_TimesRoman]YAYINEVİ VE ADRESİ
[FONT=AAZ_TimesRoman]İletişim Yayınları Klodfarer Caddesi İletişim Han No: 7 Cağaloğlu 34400 İSTANBUL
[FONT=AAZ_TimesRoman]BASIM TARİHİ
[FONT=AAZ_TimesRoman]20. Baskı 1999 İSTANBUL
[FONT=AAZ_TimesRoman]KİTABIN YAYIM MAKSADI
[FONT=AAZ_TimesRoman]Türk toplumunun tarihsel gelişim sürecinde ilk belirtileri XVIII. Yüzyılda görülen ve tanzimatla somutlaşan batılılaşma hareketleri buna bağlı olarak hayat tarzı, değerler ahlak kısacası kültürel değişim.

[FONT=AAZ_TimesRoman]
[FONT=AAZ_TimesRoman]
[FONT=AAZ_TimesRoman]1.KİTABIN KONUSU:
[FONT=AAZ_TimesRoman]
[FONT=AAZ_TimesRoman] Kiralık Konak bir töre romanıdır. Eserde üç neslin çatışması yansıtılmaktadır. Olay bir konakta geçer. Romanda nesiller arasındaki farklar, hızlı değişimin beraberinde getirdiği sakıncalar sergilenmiştir. Seniha-Faik-Hakkı Celis üçgeni romanın yapısının iskeletidir. Seniha’ya karşı ciddi duygular beslemeyen Faik’in onu elde etmesi karşısında Hakkı Celis’in çektiği ıstıraplar ve torununun geleceği uğruna onurunu bir yana bırakan Naim Efendi’nin çilesi anlatılıyor.
[FONT=AAZ_TimesRoman]
[FONT=AAZ_TimesRoman]2.KİTABIN ÖZETİ:
[FONT=AAZ_TimesRoman]
[FONT=AAZ_TimesRoman]Naim Efendi çok zengin, zengin olduğu kadarda hesaplı bir kişiydi. Babasından kalma bir servetti. Büyük bir ihtimamla idare ve muhafaza ediyordu. II. Abdülhamit döneminde devletin yüksek mevkilerinde bulundu. Bir çok defalar valiliklerde dolaştı. Şürayı Devlet Azası, Rüşümat Müdiri Umumisi oldu. İnkılaptan iki sene evvel dolaşık bir “TEVLİYET” (Mütevellilik) davası yüzünden istifasını verdi ve Hükümet işlerinden tiksinerek bir köşeye çekildi. Fakat memuriyet döneminden kalma bayramlaşma ve özel deftere imza olayını hiçbir zaman aksatmazdı.
[FONT=AAZ_TimesRoman]Bütün çocukluğu, bütün gençliği İstanbul ‘un en kalabalık konağında geçen Naim Efendi eğlenceli meclisleri, ahbap arasındaki sohbetleri, misafirlere ziyafetleri çok severdi. Fakat öyle bir zaman yaşadı ki bunların hepsi yasaktı. Naim Efendi yeni sazdan, yeni şarkılardan zevk almak şöyle dursun, son senelerde yazılan ve konuşulan Türkçe’yi de anlamıyordu.
[FONT=AAZ_TimesRoman]Bundan beş sene öncesine kadar karısı Nefise Hanımefendi yanı başında idi, rahatını huzurunu mümkün mertebe koruyordu. Zira, bu ihtiyar kadın ölünce evin içinde yalnız kaldı. O öldükten sonra yerine Sekine hanım geçti; fakat Sekine Hanım hiçbir cihetten annesine benzetmiyordu. Tabi ki babası gibi çekingen, içinde titiz, iradesiz, tembel bir kadındı; hususiyle kocasının nüfusuna ve çocuklarının arzularına son derece uyardı. Kocası ise kırk beş yaşında bir züppeden başka bir şey değildi.
[FONT=AAZ_TimesRoman]Naim Efendinin damadı Düyunu Umumiye Müfettişlerinden Servet Bey, Naim Efendinin saflığından yararlanarak bütün iradesini konak içerisinde istediği gibi yürütüyordu. Servet Beyin oğlu Cemil henüz yirmi yaşında bir mektup çocuğu olmasına rağmen Beyoğlu’ndaki büyük lokantaların, gazinoların, barların sadık gediklisi idi. Bu yaşında bir çok zevkleri vardı. Biraderinin küçük sırlarında vakıf olan Seniha ise son çıkan moda gazetelerinin resimlerine benzerdi. Körpe ince ve çolak vücudu ipek böcekleri gibi daima biçim değiştirme, başkalaşma içerisindeydi.
[FONT=AAZ_TimesRoman]Pazartesi günleri Seniha’nın çay günleridir. Avrupa’nın bütün kibar kadınları gibi o günleri giyinir; kuşanır ve tam beşte konağın salonunda nadir görülen bir hanımefendi vakariyle ziyaretçilerini beklerdi. Seniha salonun bir köşesinde iki genç kızla halasının torunu Hakkı Celis’in kendisine okuduğu şiirleri dinler, gözüküyordu. Bu genç kendisinden iki ay küçük olmasına rağmen ve bir çok şiiri bazı mecmualarda çıkmasına rağmen ona parmakları mürekkep lekeli ve pantolonunun dizleri çıkmış zavallı bir mektep çocuğu gibi görünmekten kurtulamıyordu. Saat beşe henüz gelmişti ki; Faik Bey konağı ziyarete geldi. Faik Bey Cemil’in yakın arkadaşları arasındaydı. Kumral, zayıf, uzun saçları iyi taranmış bir gençti. Küçük yaşından beri Avrupa’nın muhtelif şehirlerinde dolaşmış, oturmuş olduğu için hareketlerinde hiç sahte görülmeyen bir frenk zarafeti ve kıvraklığı vardı. Faik Bey ile Seniha arasındaki münasebetin bir arkadaşlık derecesinden fazla olduğunu genç kızın bütün erkek ve kadın arkadaşları bili verirlerdi.
[FONT=AAZ_TimesRoman]Fakat, buna da hafif bir flört manasını verirlerdi. Zira Faik Bey, pek çapkın bir delikanlı ve Seniha, pek şuh bir genç kızdı. Günden güne aralarındaki sevgi çoğalmaya başladı. Faik Bey için Seniha’yı sevmek birdenbire vazgeçilmeyen ihtiyarlardan biri oluverdi. O şimdi kumara ne kadar düşkün ise, Seniha’yı da o kadar arıyor. Seniha’ya kendini o kadar düşkün hissediyordu. Dört günlük bir ayrılıktan sonra sabah Faik Bey konağa geldi. Henüz herkes uykudaydı. Saçları karma karışık, yüzü sapsarıydı. Yanaklarında üç günlük bir sakal, toz renginde bir kir tabakası vardı. Seniha ne var? Ne oldu? Demek isteyen gözlerle Faik Bey’ i süzdü. Faik Bey sessiz bir şekilde hiçbir şey söylemiyordu. Seniha daha sonra kardeşi Cemil’ den öğrendiği kadarıyla Faik Bey’ in kumarda Üç yüz elli lira kaybettiğini ve paraya ihtiyacı olduğunu öğrendi. Cemil parayı Seniha’nın büyükbabasından istemesini söyledi. Seniha’nın bunun mümkün olmayacağını söylemesi üzerine Cemil Seniha’nın elmaslarını rehin koymasını istedi.
[FONT=AAZ_TimesRoman]Seniha dolabını açtı içinden bir çekmece çıkardı. Çekmecenin içinden birkaç tane mahfaza aldı ve birer birer Cemil’e uzattı.
[FONT=AAZ_TimesRoman] Ve hayatında ilk defa olarak ağır ve ciddi bir şekilde düşündü, kaldı. Hayat bir an içinde, ona çıplak ve en kaba haliyle görünmüştü. Bu dünyada her şey ne bayağı, ne beyhude, ne kirliydi... Bu dünyada güzellik bir hayal, sezgi bir efsane, asalet ve zerafet, insanın üstünde hafif bir cilaydı. En güzel bir yüze bir iskelet ifadesi vermek için iki gecelik bir uykusuzluk, bir sevgiyi bir alışverişe çevirmek için birkaç paket iskambil kağıdı, en zarif bir adamı bir dilenciye döndürmek için üç yüz elli liralık bir borç kafiydi.
[FONT=AAZ_TimesRoman]Seniha kalbinin bu bir günlük imtihanından epeyce değişmiş çıktı. Aşktan evvel ki alaycı, havai, şuh ve işveli haline avdet etti.
[FONT=AAZ_TimesRoman]Konağı kiraya verip kardeşi Selma Hanımefendinin yanına taşınma bahsi çıktığından beri Naim Efendi’ nin rahatı huzuru büsbütün kaçtı. Selma Hanımefendinin kararı o kadar katıydı ki hiçbir mazeretle bunun önüne geçmek kabil olmuyordu.
[FONT=AAZ_TimesRoman]NAİM EFENDİ;
[FONT=AAZ_TimesRoman]“Burada doğmuşum, burada yaşamışım, ihtiyarlamışım! Nasıl bırakır giderim? Diyordu.”
[FONT=AAZ_TimesRoman]SELMA HANIM;
[FONT=AAZ_TimesRoman]“Burada, fareler, örümcekler ortasında yapayalnız öleceğine, benim yanımda benim gözüm önünde ölürsün” diyordu.
[FONT=AAZ_TimesRoman]Konak, Naim Efendiyle beraber, her gün biraz daha yıkılıp gidiyordu. Zili bozulan sokak kapısı ağır bir tokmakla vuruluyor ve bir çok gıcırtılarla mustarip bir hayvan gibi sarsıla açılıyordu.
[FONT=AAZ_TimesRoman]
[FONT=AAZ_TimesRoman]3.KiTABIN ANA FiKRi:
[FONT=AAZ_TimesRoman]
[FONT=AAZ_TimesRoman]Kiralık Konakta Osmanlı İmparatorluğunun çöküş dönemindeki toplumsal nedenler dile getirilir.Kiralık Konak İmparatorluğun çöküş çanlarının kulak yırtan sesleri içinde, kuşaklar arasındaki değişen değer yargıların buna bağlı olarak da yaşam biçimlerinin çelişkisini sergileyen bir romandır.
[FONT=AAZ_TimesRoman]Seniha – Faik – Hakkı Celis üçgeni romanın yapısının iskeletidir. Toplumsal rüzgarların savurduğu bu insanlar birer yaprak gibi uçuşuyorlar, hiç toprağa düşmüyorlar. Kiralık Konaktaki kahramanların ortak özelliklerinden biri de düşün-dükleri, ettikleri dünya ile gerçek yaşamları arasındaki bağlantısızlıklardır. Onlar için yaşamın her gerçeği birer beklenmeyen darbedir.
[FONT=AAZ_TimesRoman]Konağın dağılıp satılığa çıkarılmasıyla biten roman bir zümrenin çöküntüsünün üç kuşaklık hikayesidir.
[FONT=AAZ_TimesRoman]
[FONT=AAZ_TimesRoman]4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
[FONT=AAZ_TimesRoman]
[FONT=AAZ_TimesRoman]Naim Efendi [FONT=AAZ_TimesRoman]:Bir zamanlar en büyük devlet memurluklarında bulunmuştur ama artrık emeklidir.Karısı ölmüştür.Gerçek bir Osmanlı efendisidir.
[FONT=AAZ_TimesRoman]
[FONT=AAZ_TimesRoman]Seniha [FONT=AAZ_TimesRoman]:Naim Efendi’nin torunudur.Körpe,ince,çevik vücuduyla sürekli bir değişim içindedir.
[FONT=AAZ_TimesRoman]
[FONT=AAZ_TimesRoman]Servet Bey [FONT=AAZ_TimesRoman]:Naim Efendinin damadı Seniha’nın babasıdır.Müslümanlıktan ve türklükten nefret eden bir kazasker oğludur.müthiş bir hayranlığı vardır;o da Avrupa hayranlığı, frenk taklitçiliğidir.Züppe biridir. Konağı dilediği gibi çekip çevirmek sevdasındadır.
[FONT=AAZ_TimesRoman]
[FONT=AAZ_TimesRoman]Sekine Hanım: [FONT=AAZ_TimesRoman]Naim Efendi’nin kızı Seniha’nın annesidir.Sekine Hanım, sessiz bir kadındır.
[FONT=AAZ_TimesRoman]
[FONT=AAZ_TimesRoman]Hakkı Celis [FONT=AAZ_TimesRoman]:Seniha’nın halasının torunudur.Seniha’ya aşıktır.Başlıca zevki , Seniha’ya,onun için yazdığı şiirleri okumaktır.
[FONT=AAZ_TimesRoman]
[FONT=AAZ_TimesRoman]Faik Bey:Seniha’ya karşı ciddi bir duygu beslemediği halde onun kalbiyle oynamaktan çekinmemiştir.Seniha’yı hamile bırakır ama evlenmeyi kabul etmez.
[FONT=AAZ_TimesRoman]
[FONT=AAZ_TimesRoman]5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
[FONT=AAZ_TimesRoman]
[FONT=AAZ_TimesRoman] Kiralık Konak bir töre romanıdır.Eserde, üç neslin çatışması yansıtılmaktadır.Bunlar, 19, yüzyılın Osmanlı Efendisi, İkinci Meşrutiyet döneminin aşırı alafrangası ve Birinci Dünya Savaşı sırasındaki gençliktir. Olay kapalı ve dar bir çerçevede geçer. Bu bir konaktır. Böylece nesiller arasındaki uçurum, hızlı değişimin getirdiği ahlak buhranı usta bir biçimde sergilenmiştir.
[FONT=AAZ_TimesRoman]
[FONT=AAZ_TimesRoman] 6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
[FONT=AAZ_TimesRoman]
[FONT=AAZ_TimesRoman] Kahire’de doğdu. Manisa’nın Karaosmanoğluları ailesindendir. Öğrenimini bir Fransız okulunda tamamladı. 2.Meşrutiyetin ilanından sonra İstanbul’a geldi. Fecr-I Ati topluluğuna katıldı. Çeşitli gazete ve dergilerde yazmaya başladı. Üsküdar Lisesi’nde felsefe dersleri okuttu. Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu’ya geçerek Batı Cephesi’nde bulundu. Deneme, makale, anı, oyun türlerinde eserler veren Yakup Kadri Karaosmanoğlu, daha çok romanlarıyla tanındı. Romanlarının konusunu tarihsel ve toplumsal olaylar oluşturur.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
Nehrin Dönemeci
KİTABIN YAZARI
V.S.NAIPAUL
YAYINEVİ VE ADRESİ
İletişim Yayınları Cağaloğlu / İSTANBUL
BASIM TARİHİ
1999

1.KİTABIN KONUSU:Olaylar Afrika’da bir sahil kıyısında geçmektedir. O zamanki Afrikanın durumunu ve insanlarını ,ordaki hayatı konu alan kitapta olaylar tamamen ticaret düşkünü biri olan Selim’in etrafında dönmektedir. Selim’in nehrin dönemecindeki kasabada bir dükkan alarak başladığı ticaret hayatı va başına gelenler anlatılmaktadır.
2.KİTABIN ÖZETİ :
Selim (Hikayenin Kahramanı) Afrika’ nın doğu sahilindendir. Sahil tam anlamıyla Afrikalıların bulunduğu bir yer değildir. Arap, Hintli, İranlı, Portekizli karışımı bir yerdir. Selim Hint Okyanusu insanıdır. Gerçek Afrika kilometrelerce içerdedir. Selim' in Arabistan, Hindistan ve İran’ la ilişkisi vardır. Oralar aynı zamanda atalarının memleketidir. Ancak Selim Arap, İranlı yada Hintli olduğunu benimseyemez. Kendini o insanlara kıyasla Afrikalı hisseder. Müslümandır, fakat sahildeki Arap ve diğer müslümanlardan ayrıdır. Davranışları Kuzeybatı Hindularına daha çok benzemektedir.
Savaş bitmiş, kıta parsellenmiş, ülkeler bağımsızlıklarını kazanmaya başlamış ve birçok karışıklıklar yaşanmaya başlanmıştır. Selim kendine bir iş bulmak için kıtanın doğu sahilinden iç bölgesine gelir. Nehrin dönemecindeki kasabadan bir dükkan alır, ticaret yapmaya başlar.
Ülkede barış kendini yeni yeni göstermektedir. Fakat Afrikalıların çoğu karışıklık zamanlarında ormana, gizli ve ulaşılması zor köylerine döndüğü için işleri kötü gitmektedir. Barış devam eder. İnsanlar tekrar kasabaya dönmeye başlar. Zabet adında bir kadın müşterisi vardır. Ayda bir alış-veriş için köyünden gelir. Orman ve tehlikeli yerlerden nehir boyunca tekrar geri döner. Zabet’ in bir oğlu vardır. Çoğcunun babası güney kabilelerden birine mensuptur ve tüccardır. Sömürge döneminin mucizevi barış ortamında kabile sınırlarına aldırmadan gezerken Zabet’ le tanışır. Bağımsızlık ilan edildiğinde kabile sınırları yeniden önem kazanır. Güneyli adam oğlunu alarak kendi topraklarına geri döner. Babası ölünce çocuk tekrar Zabet’ in yanına gelir ve kasabadaki lisede okumaya başlar. Adı Ferdinand’ dır. Annesi Ferdinand’ ı Selim' e emanet eder. Ferdinand başarılı bir öğrencidir ve Selim' den kendisini Amerika’ ya göndermesini ister. Kasabada karışıklık devam etmektedir. Ayaklanma ihtimaline karşı kasabaya askerler gelmiştir. Lise' de dersler askıya alınır. Lise güvenli değildir. Ferdinand Selim' in yanında çalışan Metty’ nin yanında kalmaya başlar. Kasabada ticari hayat tekrar hareketlenmeye başlar. Kasaba büyür ve ticaret merkezi haline gelir. Kasabada Bigburger' le tanışır. Kasabada komiteler kurulmuştur. Komiteler kendi insanlarını işlere yerleştirmeye çalışmaktadır. Selim bir iş için komitelerle diyalog kurar. O sıradan bir kişi değildir . Bir kadın kendisine diplomat olmasını önerir. Ülkesi belli olmayan kimse diplomat olamayacağı için Selim Hindistan’ ın vatandaşlığına girer. Diplomat olarak Londra’ ya gider, Bir müddet sonra Afrika’ da ayaklanma çıkar. Ülke tekrar değişmiştir. Selim ülkesine geri döner ve Metty’ le buluşur. Ülkede yabancıların malları ellerinden alınır. Metty ve Selim' in hiçbir şeyi kalmaz ve dükkanına da kilit vurulur. Kendi malları Selim' e envanter yapılarak geri verilir. Ancak envanter sadece kaybettiği malları göstermektedir. Selim gizli işler yapmak zorunda kalır, altın ve fildişi ticaretine başlar. Bazen askerlerden bile mal almak zorunda kalır. Bir süre sonra işler sarpa sarar ve ülkeden ayrılır.
3.KİTABIN ANA FİKRİ: Kitapta Selim’in yaşadıklarıyla birlikte hayatın ne kadar zor ve ne kadar acımasız olduğu anlatılmaktadır.Dünyada süregelen düzensizliklerin insan azmini bile yenmeyi başardığını anlatmaktadır.Bu yönüyle okunması faydalı olacak bir kitaptır.
4.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Bu eser konusu itibariyle her yaşta insana hitap eden ve herkese birşeyler kazandıracak bir kitaptır.Özellikle günümüz ortamıyla bağdaşan bir görüntü çizmesi kitap için bir artıdır. Yalnız kitabın sürükleyici veya etkileyici olmamasından dolayı çekiciliği azdır.Daha heyecanlı veya daha duygusal bir eser bekliyordum.
5.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ : 1932’de Trinidad’da doğdu. 1950’de bursla geldiği İngiltere’de Oxford Üniversitesini bitirdi. 1954’te ilk kitabını yazdı ve başka hiçbir işte çalışmadı. 1960’ta İngiltere dışına yolculuklar yapmaya başlayarak gezi türünde başarılı yapıtlar verdi. The Middle Passage’da (1962) Batı Hint Adaları ve Güney Amerika’daki sömürgecileri ve işbirlikçileri anlattı. Yarı-otobiyografik romanı An Area of Darkness’da (1964) Hindistan’da geçirdiği bir yılda edindiği izlenimleri aktardı. The Overcrowded Barracoon (1972) seçilmiş makalelerinden oluşur; A Wounded Civilization (1977) Hindistan hakkında analitik bir çalışmadır. The Return of Eva Peron ve Killings in Trinidad (1980) gerilla faaliyetleri sırasında Arjantin’deki olayları, Mobutu’nun Kongo’sunu ve Michael X Black Power hareketini konu eder. Among the Believers: An Islamic Journey (1981), yazarın 1979 ve 1980’de İran, Pakistan, Malezya ve Endonezya’ya yaptığı yedi aylık bir yolculuktaki izlenimlerini anlatan geniş kapsamlı bir araştırmadır. Finding the Centre (1984); iki farklı anlatım biçimiyle yazma sürecini ve okuyucuyu bu sürece ortak etme çabasını anlatır. A Turn in the South (1989) Güney Afrika’nın derinliklerine yaptığı yolculuk hakkındadır; India: A Million Mutinies Now ise modern Hindistan’daki toplumsal huzursuzlukları konu alır. V.S. Naipul 1993’te “yaşayan İngiliz yazarlarının yaşam boyu çalışmalarına” verilen David Cohen ödülünü kazandı. Yazarın diğer yapıtları şunlardır: The Mystical Masseur (1957; John Lewellyn ödülü), The Suffrage of Elvira (1958), A House for Mr. Biswas (1961), Mr Stone and the Knights Companion (1963)

[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
ESKİCİ VE OĞULLARI
YAZARI
ORHAN KEMAL
YAYIN EVİ
REMZİ KİTABEVİ
BASIM YILI
1985




KİTABIN KONUSU:
Eskici ve Oğulları’nda topal eskici ile iki oğlunun özlemlerini,düşlerini,bu özlemlerle düşleri gerçekleştirmek için verdikleri savaşı ve sonunda ellerinde avuçlarında kalanı da yitirirek çöküşlerini anlatır.

KİTABIN ÖZETİ:
Topal eskici,Trablus’ta savaşırken sol bacağını kahpe bir İtalyan kurşununa verir.Gençliğinde kundura tamirciliği ve demircilik öğrenmiştir.Kurtuluş savaşı’ndan sonra bir süre eskicilik yapar.İşleri gayet güzeldir.Bir zaman sonra kunduracılık üzerine işler tasarlar.Bunun üzerine Çukurova’nın zengin köylerinden birine göçer.Eskicilikten bıkmıştır.Demir araçların onarımıyla uğraşacaktır.İşler iyi gider,İkinci Dünya Savaşı bitip de renk renk, biçim biçim traktörler akmaya başlayınca Topal’ın işleri bozulur:Memleket ziraatinin işi bundan böyle Amerikan makineleriyle görülecekti.Orta Çağdan kalma köhne demirci dükkanlarına ne ihtiyaçları vardı.Köyle ilişiğini keser kentin yolunu tutar.Kent değişmektedir:Yeni apartmanlar, oteller, asfalt yollar…Ve Topal yeniden eskiciliğe başlar.Büyük oğlunun çalıştığı fabrika işi paydos edince ve büyük oğlu üç çocuğuyla ortada kalınca, geçinmek adamakıllı güçleşir.Baba ve iki oğul eskici dükkanında çalışmaktadır ama Dokuz boğazı beslemiyor bu dükkan, zorla değil ya!
Babasının küfürlerinden ve başının çaresine baksın sözlerinden bıkan büyük oğul tohumlu pamuk toplamaya karar verdi.Küçük oğul da katılır bu karara Ve hemen düşlere başlar:Kışın ağasıyla kendi hesaplarına açsalar eskici dükkanını… Hiç olmazsa vara yoğa bağırıp çağırması, pis pis küfürleriyle babası yoktur başlarında.İki kardeş, güle oynaya, çalışır akşamları da…Dükkanda kapanıp kalmak zorunda değildirler.Haftada bir iki gün kafaları çekseler, geri kalan günlerde sinemaya, tiyatroya gider; vakit geçirirler.
Madem eskicilik fosladı, işi ısmarlamacılığa, toptancılığa dök.Dükkanım var makinem var, kalıplarım herbir şeyim tamam.Eksik olan sermaye mi? diyen Topal, oğullarıyla birlikte pamuk toplamaya giderse, hep birlikte çalışarak gereksindikleri sermayeyi sağlayabilaceklerine inanır.
Bir sabah boyaları dökük bir kamyon gelir; tekmil mahalle kapılara, pencereler dökülmüştür.Dokuz kişilik aile pamuk toplamak için yola düşer.Sarı sıcak, sivri sinekler… Hepsi sıtmaya yakalanır.Önce Topal başlar şikayete:Ne dedik de geldik buralara?Yazısı da yabanı da bataydı.Bizim harcımız mı bu? Kötü çalışma koşulları, yoksulluk, sıtma aileyi birbirine düşürür:Topal karısı ve kızıyla kente döner.
İki oğul güçleri yettiğince dayanırlar.İşin acemisi olduklarından fazla pamuk toplayamazlar.Topladıkları pamuk aldıkları avansın ancak yarısını karşılar.Şimdi ne yapacaklardı?Şehre birkaç kuruş parayla dönüp tekerlekli dükkan açmaktan geçmiş, borçlarını nasıl ödeyeceklerini, bu işin içinden nasıl çıkacaklarını düşünüyorlardı.
Bundan böyle küçük oğlu da bugün bulduğunu bugün yiyordu.Sonunda küçük oğul da büyük oğul ve ailesi de, hasta, bitik, nerdeyse ölüm döşeğinde, kente dönerler.Topal’ın babalık duyguları coşar, varını yoğunu çocukları için harcar.Eskici dükkanını olduğu gibi devredip borçlarını öderler.El elde, baş başta kalmıştı.Dokuz kişiye ekmek yediremeyen eskici dükkanı da elden gitmişti.

KİTABIN ANA FİKRİ:
Zengin insanların da birgün fakirlikle karşılaşabileceği düşüncesini vurgulayan bu kitap, içinde bulunduğumuz iyi durumun elbet birgün bozulabileceğini anlatmaktadır.

KATAPTAKİ OLAYLAR VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Topal: Çok paragöz, hava yapmayı seven bir kişiliğe sahiptir.

Topal’ın çocukları: Babalarını fazla sevmeyen, kendi kafalarındadırlar.

Topal’ın damadı: Namusuyla fabrikada çalışıp para kazanan, evine düşkün birisidir.

Olaylar, aile kavramını bozulmasını anlatır. Aile bağlarının tamamen koptuğunu gösterir .Genel itibariyle konu anlatılırken yazar karamsar bir dil kullanmıştır.


KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitap çok akıcı olmamakla birlikte biraz sıkıcı bir kitap. Fakat konu itibariyle günümüz aile yapısındaki bozuklukları anlattığından dolayı başarılı buldum.

KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Asıl adı Mehmet Raşit Öğütçü olan Orhan Kemal, 15 Eylül 1914’te Adana’nın Ceyhan ilçesinde doğdu. Babası, 1920-1923 döneminde birinci B.M.M.’de milletvekilliği, 3 Mayıs 1920’de Vekiller Heyeti’nde Adliye Bakanlığı yapan ve 26 Eylül 1930’da Adana’da Ahali Cumhuriyet Fırkası’nı kuran Abdülkadir Kemali Bey’dir. Partisinin kapatılması üzerine 1931’de Suriye’ye kaçan babasının yanına ailece gidince, orta son sınıftaki öğrenimini yarım bıraktı. Daha sonra burada bir basımevine işçi olarak girdi. Bir yıl kadar Suriye ve Lübnan’da kaldı. 1932’de Türkiye’ye dönünce, Adana’da çırçır fabrikalarında işçilik, dokumacılık, katiplik, ambar memurluğu yaptı. 5 Mayıs 1937’de evlendi. Nisan 1938’de kızı Yıldız doğdu. Aynı günlerde Niğde’de askerlik görevine başladı. Burada, “yabancı rejimler lehine propaganda ve isyana muharrik” suçundan yargılanarak, 27 Ocak 1939’da beş yıla hüküm giydi Kayseri, Adana ve Bursa cezaevlerinde yattı.
1940 yılı kışında Bursa Cezaevi’nde Nazım Hikmet’le tanıştı. 26 Eylül 1943’te tahliye olunca Adana’ya döndü. Karataş’ta toprak taşıma işinde bir ay amelelik yaptı. 14 Nisan 1944’te Devlet Demiryolları’nda “muvakkat hamal”olarak çalıştı. Aynı yılın haziranın da Güzel İzmir Nakliyat Ambarı’nda iş buldu. Bir sure sonra bu işten de çıkarıldı. 1945 yılı yazında Kilis’e giderek, kalan 35 günlük askerlik görevini tamamladı. Çorum’a sürgüne gönderildi. Babasının, dönemin başbakanı Recep Peker’e telgraf çekmesi üzerine, 26 Ekim 1946’da bırakıldı. Adana’ya dönünce sebze nakliyeciliği, Verem Savaş Derneği’nde katiplik yaptı. Bir süre sonra işsiz kaldı. 17 Nisan 1950’de ailece İstanbul’a yerleşti. İstanbul’da geçimini yazarlıkla sağladı. 7 Mart 1966’da bir ihbar üzerine iki arkadaşıyla birlikte tutuklandı. “Hücre çalışması ve komünizm propagandası’ yaptıkları gerekçesiyle tevkif edilerek Sultanahmet Cezaevi’ne gönderildi. 7 Nisan’da Türk Edebiyatçılar Birliği, Gen-Ar Tiyatrosu’nda 30. sanat yılı nedeniyle bir jubile düzenledi. Toplantıda Melih Cevdet Anday, Yaşar Kemal ve James Baldwin birer konuşma yaptı. Bilirkişice verilen; “suç teşkil eden bir cihet bulunmadığı hususundaki rapor üzerine 13 Nisan 1966’de serbest bırakıldı. 17 Temmuz 1968’de bu davadan beraat etti.Bulgar Yazarlar Birliği’nin çağrısı üzerine gittiği Sofya’da, tedavi edilmekte olduğu hastanede 2 Haziran 1970’te öldü.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI

İNTİBAH
KİTABIN YAZARI
NAMIK KEMAL
YAYINEVİ VE ADRESİ
İNKILÂP VE AKA
BASIM YILI
1856



KİTABIN KONUSU:
Istırap ve göz yaşlarıyla dolu bir yaşam öyküsü


KİTABIN ÖZETİ :
Ali Bey , zengin bir ailenin tek çocuğudur. İyi bir öğrenim görür, on yaşına gelinceye kadar bir kaç dil öğrenir. Ancak zayıf bir karakteri vardır. Aldığı bilgilerin kişiliğinin gelişmesinde etkisi olmaz. Yirmi yaşlarında iken babası ölünce, keyfine göre yaşamaya kapılır. Çamlıca’da bir gezinti sırasında, güzel bir kadınla tanışır. Namuslu sandığı bu kadın, yosmanın biridir. Adı Mehpeyker’dir. Suriye’de çirkin işler yaparak zengin olmuş Abdullah Efendi isimli yetmiş yaşlarında, çiçek bozgunu çirkin bir ihtiyarla dost yaşamaktadır. Oğlunun böyle uygunsuz bir kadına gönlünü kaptırmasına üzülen annesi, Ali Bey’in mutluluğu için, eve Dilâşub adında güzel bir cariye alır. Yine de oğlunu bu kadının etkisinden kurtaramaz. Ali Bey bir gün yalıya gider, Mehpeyker’i evde bulamaz; kadın , dostu Abdullah Efendi ile buluşmaya gitmiştir. Bütün gece bekler, ertesi sabah yalıya dönen Mehpeyker’le kavga eder. Ayrılırlar. Ali Bey, gün geçtikçe Dilâşub’a ısınmaya başlar. Onunla evlenir. Bunu hazmedemeyen Mehpeyker, her şeyine göz yuman Abdullah Efendi ile bir plan hazırlar. Kızı hamamda gören kadınlardan vücudundaki benler hakkında bilgi edinir . Bir takım erkekler ağzından bunu Ali Bey’e duyurur. Ali bey, annesinin kendi namusundan emin olduğu kadar iffetinden emin olduğu Dilâşub’u acımasızca döver, kendisi de hastalanarak yatağa düşer. Kızı bir esirciye satarlar. Dilâşub’u Mehpeyker satın alır. Düşkün kadın kızın ahlâkını bozmak için çok uğraşmışsa da başaramaz. Ali Bey artık kendini tamamen sefahate verir, serveti elden çıkar, annesi bir kira evinde sefalet içinde ölür. Böyle iken, Mehpeyker’e dönmez. Ali Bey’i tekrar ele geçiremeyen Mehpeyker deliye döner. Ali Bey’i ortadan kaldırmayı düşünür. Hile ile Ali Bey Üsküdar’da bir bağ evine eğlence için çağrılr. Mehpeyker Dilâşub’u da oraya götürür. Dilâşub, Mehpeyker’in konuşmasından Ali Bey için hazırlanan komployu öğrenir. Olup bitenlerden habersiz davete gelen Ali Bey’e durumu bildirir. Adam pencereden bir çarşafa sarılıp kaçar. Karakola haber verir. Bu esnada onun paltosunu giymiş olarak bekleyen Dilâşub, Ali Bey zannedilerek bıçaklanarak öldürülür. Ali Bey’in yaşadığını öğrenen Mehpeyker hâla tatmin olmamıştır. Ali Bey’e bir darbe daha vurmak için kendisini nasıl tuzağa düşürdüklerini bir bir anlatır. Çok öfkelenen Ali Bey Mehpeyker’i oracıkta öldürür. Kendisi de hapishanede zavallı annesi ve Dilâşub’a vermiş olduğu zulmün azabı içinde kederinden can verir.

KİTABIN ANAFİKRİ:
Karar vermeden önce çok iyi düşünün, lâkin “Son pişmanlık fayda vermez.”

OLAYLARIN ve ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Ali Bey:Zengin bir ailenin tek evlâdıdır. Fazlaca sinirli ve kanı oynak biridir. Aldığı iyi terbiye sayesinde hiddetini bir yere kadar yenebilir gözükse de herhangi birşeye esirlik derecesinde düşkünlüğü vardır.
Ali Bey’in Babası:Çok okumuş kültürlü ve bilgili bir insandır. Oğlunun en büyük eksiklerinden inatçılık huyunu onun karakterinden silmeye çok uğraşmıştır; fakat buna imkân göremediği için o eğlimini öğretim ve eğitim alanına kanalize ederek, oğluna faydalı bir silah kazandırmak istemiştir.
Ali Bey’in Annesi:Oğlunu iyi tanıyan akıllı ve şevkatli bir annedir. Oğlu yüzünden sefalet içinde ölürken bile hayır duasını eksik etmemiştir.
Abdullah Efendi: Mehpeyker’in bütün gelirini sağlayan adamdır. Mehpeyker’e son derece tutkun olan bu adam Suriye’nin en ahlâksız, en alçak adamıdır.
Dilâşub:Ali Bey’in eşidir. Son derece namuslu , temiz ve güzel bir kadın sadık bir eştir.

KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Namık Kemal’in toplumla aile yaşamımızın aksak yanlarını işleyen töresel roman <<İntibah>>la romantizmin etkisindedir. Duyguıya fazla yer verilir. Dili ağır ve anlaması bu yüzden biraz güçtür.Herkese tavsiye edilebilir realist bir kitaptır.

KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:
Namık Kemal; vatan şairlerimizin en büyüğüdür. Tekirdağ’da doğdu(21 Aralık,1840). Babası müneccim başı Mustafa Asım’dır. İki yaşında annesi Fatma Zehra Hanım’ı kaybedince, anne babası Abdüllatif Paşa’nın yanında özel bir öğrenim görerek Kars’a, Sofya’ya gitti. İstanbul’a geldiği zaman(1857) Fransızcayı öğrenmiş, divan edebiyatı yolunda küçük bir divan dolusu şiirler yazmış bulunuyordu. Şinasi ile tanışarak Tasvir-i Efkâr Gazatesi’ne yazmaya başladı. Yazıları ulusun gözünü açacak, istibdat idaresini yıkacak nitelikte olduğu için gazete kapatıldı, yazarları sürgün edildi. Namık Kemal, Ziya Paşa ile birlikte Paris’e kaçmak zorunda kaldı. Hürriyet Gazete’sini Londra’da çıkardı(1868). Af çıkınca İstanbul’a döndü(1870). İbret Gazete’sini çıkarmaya başladı. <<Vatan yahut Silistre>> piyesinin yarattığı heyecan üzerine, Kıbrıs’ta Magosa zindanına sürüldü(1873) oradan Midilli adasına sürüldü. Sakız adalarında zatürreden öldü(2 Aralık, 1877).
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
[B]KİTABIN ADI[/B]
[align=left]“KAR”
[B]KİTABIN YAZARI[/B]
[align=left]Orhan PAMUK [/align]
[B]YAYINEVİ VE ADRESİ[/B]
[align=left]İletişim Yayıncılık A.Ş. İstanbul [/align]
[B]BASIM YILI[/B]
[align=left]Ocak 2002 [/align]

[align=left] 1. KİTABIN KONUSU: [/align]
[/align]
Bu kitapta; Türkiye’nin içinde bulunduğu durumlardan en sorunlusu olmaya meyilli olan “İrtica ve Başörtüsü” konusunun örneklendirerek açıklanması, ülkemizin içinde bulunduğu büyük sorun ve örümcek kafalı kişilerin nasıl masum ve saf Türk halkını kandırdığını ve kendilerine tapınılacak duruma getirdiklerini anlatmaktadır. Bir diğer açıdan ülkemizin nasıl bu durumdan aciz kaldığı bazı konuları verse de, bu konularda duyarlı olduğunu, görevli kişlerin konulara dikkat ve titizlikle yaklaştığını, ancak bazı insanlarımızın burada sömürüldüğünü ana tema olarak işlenmiştir.
[align=left] 2. KİTABIN ÖZETİ:
[/align]
Kitapta yazar, çok sevdiği arkadaşının anılarını anlattığını kitabın içinde değişik yerlerde vurgulamaktadır. Kitaptaki yazılar tamamen otlarındaki şeyleri anlatılmıştan ibaret olsa da bazı yerlerde kısaltlmalar ve birilerini veya biryerleri rahatsız edeceği kuşkusuyla zorunlu olarak kesintiler yapılmıştır.

Olaylar tamamen yurdumuzun doğu kesminin Kars ilinde geçmektedir. Bir gazetede köşe yazarlığı yapan ve ünlü bir şair olan Kerim Alakuşoğlu (kitabın bütününde ondan “Ka” olarak bahsediliyor) Almanya’nın Frankfurt şehrinde geçirdiği onca senelerden sonra Türkiye’ye dönme kararı verir ve geldiği ayların flaş haberleri arasında yer alan “Kars’taki kadınların intiharı” konularının üzerinde gazetede yayımlayabileceği bir araştırma yapmaya karar verir. Bunun için ülkemizde kış aylarının en sert geçtiği dönemde Kars’a gitmeye karar verir. Yolda gördüğü çoğu Kars’lı olan doğulu insanlarımızı, giyinişlerini, konuşmalarını, yolların durumunu ve oradaki devlet anlayışını açık ifadelerler anlatır. Yolda hayatında hiç yaşamadığı bazı gülünç olayları ve yöre halkının candan ve sevecenliğini anlatır.

Kars’a geldikten sonra üniversite yıllarından tanıdığı arkadaşlarını bulur hatta üniversiteden tanıdığı ve boşandığını duyduğu eski aşkı sayılabilecek olan İpek’in sahibi olduğu otele yerleşir. Bütün olanlar boyunca bu otelde kalır.

Kente bir yazarın geldiğini ve o dönemde de bir seçim zamanı olması itibariyle kentin ileri gelen devlet görevlileri Ka’nın yanına gelerek ziyaret ederler, konuşurlar ve esas olarak neden Kars’a geldiğini öğrenmeye çalışmaktadır. Ka’nın Kars’a geliş sebebi intihar eden genç kızların ve kadınların neden bu yola başvurduklarını öğrenmek, bunları gazetedeki köşesinde yayınlamak ve yapabilirse halka intiharın kötülüklerinden bahsedip halkı bu yönden uzaklaştırmaktır. Tabi bölgeye böyle ünlü gazetecilerden ve sanatkarlardan fazla gelen olmadığı için halk önce onu yadırgar ama Türk halkının en büyük özelliklerinden misafirperverlikten de vazgeçmezler.

Ka’nın şehre geldiğini duytan bazı din taraftarları ve yobaz kişiler onu kendi saklandıkları köşelere çağırır ve onlarla göüşmesini sağlarlar. Amaçları tabii ki kötü düşüncelerini ve geri kalmış fikirlerini onada aşılamak ve Kars halkının daha da dikkatini çekmektir. Bu arada Ka araştırmalarına devam eder ve intihar eden kadınlarla öğrencilerin çoğunun bunalımda veya aşk acısından kendilerine kıydıklarını anlar. Fakat şöyle bir durum da vardır ki bu ölen şahıslar üniversitede okuyan ve başörtüsü taktıkları için okula alınmayan kimselerdir. Bunu fırsat bilen geri kafalı insanlar devletin dine karşı olduğunu, Kars’taki görevlileri ise ateistlikle suçlarlar. Ka da devlet görevlilerini biraz destekler gibi göründüğünden onu da ateistlikle suçlarlar. Bu gelişmelerin yanında birtakım cinayetler işlenir. En önemlisi ise üniversitede devletin kurallarını uygulayan bir öğretim üyesinin öldürülüşüdür ki bunu yapanlarda laik devlet düşmanı gruplardır. Ka tüm bu olayların üzerinde korkmadan bu tip insanlarla ilişki kurar, çetebaşlarıyla görüşür ve buradaki saf delikanlı erkeklerin ve bayanların kandırıldıkları anlar. Bir ara kendisini öyle olaylar ve davranışlar içinde bulur ki kendisinin de onlardan birisi gibi olacağını anlayıp kurtulur onlardan.

İpek’e aşık olan Ka tüm bu olayların yanında kendinin ne kadar tehlikelerin içinde olsa dahi kendinin İpek’in yanında ve mutlu olduğunu hisseder. Ama bu mutluluğun gerçek mi yoksa zahiri mi olduğunu anlayamaz. Bütün bu olaylar yaşanırken halkın sosyal aktivitesini ve mutluluğunu, gece gündüz kar yağmasından dolayı düştüğünü ve halkın morale ihtiyacı olduğunu anlayan görevliler tarafından bir organizasyon düzenlenir. Bu organizasyonda laik cumhuriyet yanlısı oyunlar oynanır ve örümcek kafalıların amaçlarına ulaşamayacağı anlatılır. Gösteride bulunan çoğu beyni yıkanmış imam hatipli öğrencilerin ve hokkabazların laf atması, sataşması, cumhuriyet rejimini ve devlet memurlarını din düşmanı olarak adlandırmalarından dolayı olaylar çıkar. Olayların sonucu kentte sokağa çıkma yasağı ilan edilir ve ihtilal boy gösterir. Tabii bunu bir çok halk sevinçle karşılarken gericilerin çoğu ve ülkemize çomak sokmak isteyenler nezarathanelere konur ve sorguları alınır. Ka bu olayları pür dikkat inceler. Bir çok şiiri de bu olaylardan etkilenerek yazar.

Olayları sıkıca inceleyen Türk polis ve askerinin bu durumlarda nasıl canla başla çalıştıklarını ve ülkeyi korumak için bu gericilere nasıl davrandıkları, ülkemizin bu konulardaki sorunlarına da yazar uzunca dikkat çeker. Ka bütün bunları yaparken bazı dinci lider ve elebaşlarının ifadelerini eline geçirir ve hayretle bir ürperti hissi duyar. Bu insanların kimlerce desteklendiklerini ve yaptıklarını öğrendikçe meğer ülkesinde neler olduğunu ve haberinin olmadığını anlar. Bu insanların Tanrı’nın adını kullanarak ne zalimce işler yaptıklarını, nice cinayetler işlediklerini ve utanmadan bunları Tanrı için yaptıklarını öğrenince büsbütün hayrete düşer.

Ka olaylardan etkilenmişti ama korkmaya başlamıştı birazcık. Çünkü bazı dinci kesimler Ka’yı bir ajan olarak görüyor ve kendilerine vurulan darbelerin sebebi olarak onu görüyorlardı. Arada bir tehditler olmasına rağmen polisin Ka’yı koruduğunu zannedip düşüncelerinden vazgeçmişlerdi.

Ka bütün olayları incelemişti ve Kars’ı “Dünyanın bittiği yer” olarak adlandırmıştı. Sevdiği İpek’in bile bazı gerikafalılarla işleri ve ilişkileri olduğunu öğrenince kendisini bu şehirde tutacak bir neden kalmayacağını düşünüp şehirden üzüntülü olarak ayrılıp İstanbul’a dönecekti. Ama artık hayattan umudu kesildiği için Ka düşüncelere dalmakta ve İpek’i düşünmektedir. Buna rağmen en sonunda hediyeler ve teşekkürlerle Kars’tan ayrılır. Kars tam olarak düzelmese de uygarlık ve rahatlıklara ilk adımı atmaktadır.
[align=left] 3. KİTABIN ANA FİKRİ:
[/align]
Kitabın ana fikri bir çok konu üzerine odaklanmış gibi görünsede ülkemizin doğu kesimlerinin gerçekten de yokluk, ilgisizlik ve eğitimsizlikten nasıl geri kalmışlığını, nasıl cahil düşüncelerin kabul edildiğini, bu tip düşüncelerin insanları nasıl hiçe saydığını anlatmaktadır. Aslında yöre halkının çok duyarlı, vatanına ve milletine ne kadar bağlı olduğunu ama nedense dış devletlerin veya dış kuvvetlerin belki de yörede güç sahibi olmak isteyen vatan hainlerinin nasıl yandaş topladıklarını, cahil halkı din duygularını kullanarak nasıl sömürdüklerini ve başörtüsü yüzünden halkımızla devletimizi nasıl karşı karşıya getirdiklerini anlatmakta, okuyucuya bu konularda güzel örnekli bir anlatım vermektedir.

[align=left] 4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Ka kendi içinde bazen entel bazen duygusal, kaliteli ve anlamlı şiirler yazan, ülkesini belki de yurtdışında yaşadığı için çok seven ama en azından hiç boş durmayıp ülkesine yardım eden kişi olarak göze çarpmaktadır.
Olaylar sürekli Ka’nın etrafında döndüğü için diğer kişiler biraz sönük kalsada sevgilisi ve otel sahibi İpek, bu akımlardan ve kafa yapılarından etkilenmiş İpek’in kardeşi Kadife ve sonu ölümle biten yüreği çok saf, tertemiz ve kandırılmış kişi Fazıl. Ka burada İpek’in sevgisinden çok Fazıl’ı sevmiş ölümüne üzülmüştür.
Kitapta olaylar birbirinin devamıdır ve yazar kitabı 43 bölüme ayırmıştır. Bütün bölümlerde güzel tasvirler ve olayların tarafsızca aynen anlatıldığını, olan olayların ise Türkiye’nin kaderimidir bilinmez şu ankiyle aynı olduğudur.
[align=left] 5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER: [/align]
[/align]
Benim fikrim olarak kitap çok güzel ele alınmış, birçok araştırmalar yapılmış ve anlatılan bölge bilfiil görülüp yaşanarak yazılmıştır. Zaten 33 aya yakın süren çalışmalara da bunun bir kanıtı olarak görülmüştür. Karakteler sürekli değişiyor ve tanınmıyor gibi görünsede bizim içimizden çıkan karakterler olmuştur. Bize yol gösterdiklerini söyleyerek kandıran insanların asıl yüzlerini, sanki yeni bir heykel açılışında çekilen perdede olduğu gibi tamamen çarpıtılmadan ve sade bir şekilde anlatılmış ve okuyucuyu içine doğru çekmeyi başarmıştır.

[align=left] 6. KİTABIN YAZARI HAKKNDA KISA BİLGİ:
[/align]
Orhan PAMUK; 1952’de İstanbul’da doğdu ve Cevdet Bey ve Oğulları ve Kara Kitap adlı romanlarında anlattığına benzer bir ailede, Nişantaşı’nda büyüyüp yetişti. New York’ta geçirdiği üç yıl dışında hep İstanbul’da yaşadı. Liseyi Robert Koleji’nde bitirdi, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde üç yıl mimarlık okudu, 1976’da İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü’nü bitirdi. 1974’den başlayarak düzenli bir şekilde yazı yazmayı kendine iş edindi. İlk romanı Cevdet Bey ve Oğulları 1979’da Milliyet Yayınları Roman Yarışması’nı kazandı. 1982’de yayımlanan bu kitap 1983 Orhan Kemal Roman Ödülü’nü de aldı. Aynı yıl ilk baskısı çıkan Sessiz Ev ile 1984 Madaralı Roman Ödülü’nü ve bu kitabın Fransa’da çıkan çevirisiyle de 1991 Prix de la découverte européenne’i (Avrupa Keşif Ödülü) kazandı. 1985’de yayımlanan tarihi romanı Beyaz Kale Pamuk’un ününü yurt içinde ve yurt dışında genişletti. New York Times gazetesinin “Doğu’da bir yıldız yükseldi” sözleriyle karşıladığı bu kitap, belli başlı bütün Batı dillerine çevrildi. 1990’da yayımlanan Kara Kitap, karmaşıklığı, zenginliği ve doluluğuyla çağdaş Türk edebiyatının üzerinde en fazla tartışılan ve en çok okunan romanlarından biri oldu. Ömer Kavur’un yönetmenliğini yaptığı Gizli Yüz filminin senaryosunu da Pamuk 1992 yılında kitaplaştırdı. 1994’te yayımlanan ve esrarengiz bir kitaptan etkilenen üniversiteli gençleri hikâye ettiği Yeni Hayat adlı romanı Türk edebiyatının en çok okunan kitaplarından biri oldu. 1998’de yayımladığı Benim Adım Kırmızı adlı romanı olağanüstü bir ilgi gördü. Romanları yirmi dile çevrilen Orhan Pamuk yirmi beş yıldır tuttuğu defterler, dergi ve gazetelere yazdığı yazılar, denemeler, eleştiri yazıları, röportajlar ve gezi notlarından yaptığı titiz bir seçme ile daha önce yayımlanmamış “Pencereden Bakmak” adlı uzun hikâyesini Aralık 1998’de Öteki Renkler başlığıyla kitaplaştırdı. .



[B] [/B]
[B] [/B]
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.