You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
[B]KİTABIN ADI[/B]
[align=left]“FERDİ VE ŞÜREKASI”
[B]KİTABIN YAZARI[/B]
[align=left]Halid Ziya UŞAKLIGİL [/align]
[B]YAYINEVİ VE ADRESİ[/B]
[align=left]İnkilap ve Aka -- İSTANBUL [/align]
[B]BASIM YILI[/B]
[align=left]1984 [/align]

[align=left] 1. KİTABIN KONUSU: [/align]
[/align]
Bu kitapta, İsmail Tayfur’un aşkı ve para yüzünden başka biriyle evlenmek zorunda kalmasının, mutlu olamamasının ve sonunda evlendiği kişinin ölümüyle aklını yitirmesini anlatmaktadır.
[align=left] 2. KİTABIN ÖZETİ:
[/align]
İsmail Tayfur bir muhasebeci olarak Ferdi ve Ortakları Ticaret evinde çalışmaktadır. Kendisi çok yakışıklı ve bütün kızların yüreğini hoplatan bir gençtir. Maaşı az olması nedeniyle kazandığı parasını sadece ailesine harcayan ve fazla sosyal aktiviteleri olmayan bir gençtir. Çalıştığı şirketin sahibi Ferdi Bey çok zengin bir kişidir. Ferdi Bey İsmail Tayfur’un babasıyla beraber yıllar önce beraber çalıştıkları için İsmail Tayfur’u yanına alır. Ferdi Bey’in Hacer isminde çok genç bir kızı vardır. Kız çok genç ve güzeldir. Ferdi ve Ortakları Ticaret evi büyük bir binanın en alt katında bulunmakta, diğer üst katlarda ise Ferdi Bey’in o muhteşem evi bulunmaktadır.

Ferdi Bey’in kızı sürekli evde oturduğu için arada bir babasının yanına, işyerine, gitmekte bu sayede hem İsmail Tayfur’u görebilmekte hem de can sıkıntısını gidermektedir. Yalnız bir durum vardır, İsmail Tayfur kendi evinde bulunan ve çok küçükken babasının evlatlık aldığı Seniha’yı sevmektedir. Bundan dolayı Hacer’e karşılık vermemekte ama ona bir arkadaş gibi yaklaşmaktadır. Hacer hem gençliğin verdiği etkiyle hem de yaşının küçük olmasından dolayı bunu İsmail Tayfur’unda kendisini sevmesi olarak görmektedir. Ancak bir durum vardır ki Hacer babasından çok korkmakta, bu durumu öğrenmesini istememektedir. Hacer ancak kendisini rahatlatmak için hatıra defterine ona olan aşkını ve İsmail Tayfur’un da kendisine gösterdiği yakınlığı yazmaktadır.

Bir gün Ferdi Bey evde dolaşırken kızının hatıra defterini yerde bulur ve herşeyi okur. Daha sonra Hacer babasının hatıra defterini okuduğunu görür ve çok utanır. Babasının ona kızacağını belki de döveceğini düşünmektedir. Fakat Ferdi Bey kendisinden hiç beklenmeyen bir hareketle kızına sarılır ve İsmail Tayfur ile Hacer’I evlendireceğini söyler. Kız buna çok şaşırır çünkü Ferdi Bey parası ve işlerinden başka bir şeyle ilgilenmezken birden kızının mutluluğu için elinden gelenin hepsini yapacağını söyler.

İsmail Tayfur ve orada çalışanları çoğu Ferdi Bey’I sevmemektedirler. Kendisi çok katı biridir ve onlarla hiç konuşmaz. Sadece emirler yağdırır. Yine böyle bir günde Ferdi Bey İsmail Tayfur’u çağırır ve ona çok iyi çalıştığını belirterek maaşını büyük bir oranla artırır. Herkes buna çok şaşırmış görünmektedir ve bunun altından ne çıkacağını merak etmektedirler.

Bu arada Ferdi Bey İsmail Tayfur’un annesiyle görüşür ve bu isteğinin olması için onunda aklını çelmiştir. Artık anneside İsmail Tayfur’un Hacerle evlenmesini istemekte ve oğluna bu yönde baskı kurmaktadır. Saniha ise bu olanlardan büyük üzüntü duymakta ama İsmail Tayfur’a olan güveninden ve aralarındaki aşktan dolayı hiç endişelenmemektedir. Ancak düzenlenen bir oyunla Sanihaya İsmail Tayfurla Hacer’in nişanlandıkları duyurulur ve Saniha artık İsmail Tayfur’un da mutlu olması gerektiğini anlayarak bağrına taş basarcasına ondan ayrılmıştır.

Saniha’nın da kendisini terketmesine üzülen İsmail Tayfur’un Hacerle evlenmekten başka çaresi yoktur. Ama artık dünyadan başka umududa kalmamıştır. Bu arada Ferdi Bey İsmail Tayfur’u şirketine ortak yapmıştır ve artık düğün gününü beklemeye başlamıştır. İsmail Tayfur iç güveysi olarak evlenecektir ve bundan hiç hoşnut olamamaktadır.

Görkemli bir düğünle evlenirler ama Hacer gerdek gecesi İsmail Tayfur’un kendisini sevmediğini anlar. Her gece kafasını kaşıyan bu düşünceyle rahat günler geçiremez olmuştur. Bir ara İsmail Tayfur gece evden ayrılı ve Saniha’nın yanına gider ve onu nasıl sevdiğini, kaçıp gitmelerini ve karısından ne kadar nefret ettiğini anlatır. Hacer İsmail Tayfur’u takip ettiği için bunları duyar ve kahrolup eve döner. İsmail Tayfur eve dönünce ayrılmak istediğini söyler fakat Hacer bir yere gidemeyeceğini söyleyerek kapıyı kilitleyip anahtarı eline alır. İsmail Tayfur anahtarı almak için uğraşır. Bu arada yanan mumlardan biri yatağa düşer ve oda yanmaya başlar. Karı koca anahtar kavgası yaparken ateşler bütün odayı sarmaya bşlar. Sonunda İsmail Tayfur anahtarı almayı başarır ama evde tamamen tuuşmaya başlamıştır. Kendisi dışarı çıkarken Hacer içerde ağlamaya başlayarak oturur. Dumanları içinde zehirleneceği için İsmail Tayfur onu kurtarmaya gider fakat ateşlerden dolayı her yeri yanmış olan Hacer kısa bir süre sonra ölür. Ev tamamen yanar ve içerde bulunan Ferdi Bey’in kasasıda yangında yok olur. O zamanlar banka olmadığı için Ferdi Bey’in büyük bir parasıda yok olur. Bu olaylardan sonra İsmail Tayfur aklını yitirir. Ferdi Bey ve İsmail Tayfur’un annesi yaptıkları hatadan dolayı ve bunun sonucundan etkilenerek vicdan azabı çekerler.

Paranın mutluluk getirmeyeceğini bazı kişiler böyle hazin olaydan sonra anlayarak paraya lanet okurlar. Ama ne fayda ki olan olmuştur.

[align=left] 3. KİTABIN ANA FİKRİ:
[/align]
Kitabın ana fikri paranın saadet getirmeyeceği ve dünyada paradan çok değerli şeylerinde bulunduğudur. Parayla her şeyalınabilir fakat insankalbi ve sevgisi alınamamktadır. Günümüzde de olduğu gibi parası olan her türlü imkana sahip olabilmektedir fakat para herzaman mutluluk getirmemektedir. Fakir dahi olsa insanlar mutlu ve sevinçli yaşayabilir hatta hayattan büyük zevk alabilir.
[align=left] 4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
İsmail Tayfur kitapta çok delikanlı ve bir o kadar zeki olarak anlatılmaktadır. Kendisine kalsa dünyada paradan daha önemli şeyler de vardır.
Ferdi Bey için ise tek önemli şey paradır. Hatta parasından sonra kızını sevmektedir. Para için yapmayacağı şey yoktur. İnsanların kalbini kazanmak yerine para kazanmayı tercih eden birisidir.
Seniha İsmail Tayfur’u çok sevmektedir fakat onun mutlu, rahat ve huzurlu yaşaması için onu sevdiğinin yalan olduğunu bile söyleyebilecek kadar yürekli ve asildir.
Hacer sürekli olarak parayla bir şeyler elde ettiği için sevgiyi bile parayla ve imkanlarıyla alabileceğini sanmaktadır. Çok şımarık bir şekilde yetişmiştir fakat babası kadar bencil ve hırslı değildir.
[align=left] 5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER: [/align]
[/align]
Benim fikrim olarak kitap çok güzel ele alınmış, birçok konuda tek taraflı düşünceler değil de birçok ana düşünce verilmiştir. Kitap eski olmasına rağmen dili modern Türkçeye yakındır ve kolaylıkla anlaşılmaktadır. Tasvirler olabildiğince uzun yapıldığından insan tasvir edilen şeyin ruh yapısıyla dahil hayalinde canlanması kolay olmaktadır. Yazar kitabı bölümlere ayırarak okuyucuyu değişik yerlere çekmiş ve birden olaylara girerek heyecan ve zevk duyulmasına neden olmuştur. Yazarın üslubu ise çok iyidir.

[align=left] 6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
[B] [/B]
[/align]
Halid Ziya UŞAKLIGİL, 1867de İstanbul'da doğdu. Mahalle Mektebinden sonra Fatih Rüstiyesi'ne Gitti.Tüccar olan babasının İslerinin bozulması üzerine, 1879 da İzmir'e yerlestiler. Hali bundan sonra edebiyata yöneldi. Bu yönde bir çok roman ortaya çıkardı. En büyükve ilgi gören romanı Mai ve Siyah oldu. Bir çok eseri bulunan yazar değişik ödüller aldı.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI

SOFİ’NİN DÜNYASI

KİTABIN YAZARI
JOSTEIN GAARDER
YAYIN EVİ VE ADRESİ

PAN YAYINCILIK/İSTANBUL
BASIM YILI
1997




1.KİTABIN KONUSU:

BM taburunda binbaşı olarak görev yapan Albert Knag’ın okullarda verilen felsefe eğitimi yetersiz ve toplumun felsefenin önemini yeterince brnimsememesinden dolayı Sofi adındaki bir kızın felsefe tarihi içindeki heyecanı ve bir o kadar da düşündürücü olan serüvenini yer aldığı felsefe tarihi üzerine bir roman yazıp bunu onbeşinci yaş gününde kızı Hilde’ye armağan etmesi anlatılmaktadır.

2.KİTABIN ÖZETİ:

Yaşamının diğer insanlarınkinden pek bir farkı olmayan ve onbeşinci yaş gününe girmeye hazırlanan Sofi okulden eve döndüğü sırada posta
kendi adına bırakılmış ve kimden geldiği belli olmayan sarı bir zarf bulur. Şaşırmıştır. Çünkü kimden geldiği belli değildir ve pul yapıştırılmamıştır. Zarfı açtığında kendisi kadar küçük bir kağıt bulur ve kağıtta şöyle yazar:” Kimsin ?” bunun üzerine kim olduğu konusunda düşünmeye başlar. Belkide bu gizemli olay Sofi için sonun başlangıcı olacaktır.
Bu esrarengiz mektup olayı tek bir zarfla kalmaz. İlerleyen günlerde Sofi her birinin içinde değişik ve düşündürücü soruların bulunduğu zarfları posta kutusunda bulmayabaşlar. Sofi artık iyice heyecanlanmıştır ve mektupların kimden geldiğini araştırmaya koyulur. Bir gün mektubu bir köpek tarafından posta kutusuna bırakıldığını görür ve tüm bu olaylar karşısındaki şaşkınlığı iyce artar.
Yeni gelen zarflarda sorularla beraber felsefenin başlangıcına ve ilk filozoflara dair bilgiler yer almaktadır. Sofi artık bunun bir oyun olmaktan ötesistemi, mekanı ve öğretmene ilginç ve bir o kadfar da gizemli olan felsefe kursundan başka birşey olmadığın farkına varır.
Varoluş filozof olmanın sırları, mitler, doğu filozofları. Demokritos derken felşsefe kursunun kurucusu ve tek öğretmen olan Alberto Knox kimliğini SofiYe açıklar. Bu mektupları kader ,Sokrates ve ilk medeni kent olan Atina izler.
Kimi zaman mektuplardaki ipuçlarından yola çıkarak Sofi değişik zaman ve yerlerde akıl almayacak olaylarla karşılaşır. Evinde kırmızı bir ipek eşarf, kolye ,bozuk para ve en önemlisi ilkj olmayacak yerlerde karşısınaçıkan “ Sofi Amundsen eliyle Hilde Möller Knag” yazılı doğumgünü davetiyeleri… Sofi, Atina’nın yer aldığı mektubu okurken yatağının altında bir video kasedi bulur. Hiç vakit kaybetmeden videoyu izlemeye başlar. İşte karşısındaki yaşlı ve sevimli adam Alberto Knox’dur. Adam Sofi’ye Atina’yı anlatmaya ve eski yapıtla-rı göstermeye başlar ama imkansız olan bir şey vardır. Nasıl oluyorda bu yapıtlar karşısında bu kadar yeni durabiliyor? Bunu yapamaya kimsenin parasının ve gücünü yetmyeceğini düşünür. Ardından hiç akıl almayacak bir şey olur ve Sofi bu esrarengiz filmin içöinde bulur. Alberto ile tanışır o da onu bir yere götürüp Platon’la tanıştırır. Sofi artık rüya mı değil mi diye düşünmeye başalr.
Felsefe kursunun iyice kabullenmiş ve olayları akışına bırakmıştır. Aristoteles,Helenizm , aydınlanma çağı, Darwin ve tüm bunları öğrenirken karşılaştığı değişik insanlar, konuşan hayvanlar, doğum günü kartları…
Yaşadığının bir rüya olmadığının fakat yaşamının bir rüyadan farklı olmadığının ve sanki birisi tarafından yönetiliyormuş olduğunun farkına varan talihsiz Sofi, Alberto ile bu işin içinden çıkılmaz duruma bir son vermeyi kararlaştırır. Bunun üzerine Alberto, Sofi’nin az da olsa tahmin edebileceği bir konuyu açıklığa kavuşturur.Kendilerinin aslında var olmadıklarını, tüm bu doğum günü kartlarını yazan binbaşının aklındaki elektromanyetik dalgalardan başka birşey olmadıklarını ve kızına doğum gününde verecek olduğu felsefe kitabının kahramanı olduklarını anlatır.

3.KİTABIN ANAFİKRİ:

İnsanlar dünyayı oldukları gibi kabullenmeyip var oluşlarını, kim olduklarını, neden ve nasıl yaşamaları hakkında düşünmelidir.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

Albert Knag: Kızının yaş günü hediyesi için ‘Sofi’nin Dünyası’ adlı kitabı yazan binbaşı
Hilde: Binbaşının kızı.
Alberto Knox: Binbaşının yazdığı kitaptaki felsefe kursunu öğretmeni.
Sofi: Alberto ile birlikte binbaşının aklında varolan ve gerçek olmaya çalışan, ayrıca Hilde gibi onbeşinci yaş gününe girmeye hazırlanan bir genç kız.

5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

Felsefeye ilgi duymayanlar için sıkıcı olmaktan öteye geçemeyen fakat ilgi duyanlar için ellerinden düşüremeyeceği, felsefe tarihi üzerine yazılan bu romanda yazar kitabın gençlere de hitap etmesi için ağır bir dil kullanmahtan kaçınmıştır. Kitabın felsefeyle uğraşmaya yeni başlayanlar için yararlı olacağına inanıyorum.

6.YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ:

1952 : 8 Ağustos’ta Oslo’da doğdu. Annesi öğretmendi ve çocuk kitapları yazarıydı. Babası kolej müdürlüğü yapıyordu.
1971 :OtoKatedrak Okulu’nu bitirdi.
1974 :Evlendi.
1976 ve 1983 : İki oğlu oldu.
1976 : Oslo Üniversitesi’nde Norveççe, düsünce tarihi üzerine lisans eğitimini tamamladı.
1981 :Ailece Bergen’e yerleştiler:m On yıl boyunca kolejde felsefe ve edebiyat öğretmenliği yaptı.
1991 : Tam zamanlı yazar oldu.
1994 :oslo’da yaşamaya başladı.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI

RUHSAR HANIM

KİTABIN YAZARI
FÜSUN ÖNAL
YAYIN EVİ VE BASIM YILI
İNKILAP/İSTANBUL
BASIM YILI
1994



1.KİTABIN KONUSU:

Füsun adlı alımlı, orta yaşlı ve medeni bir kadının bedenini geçmişte yaşayıp da hunharca öldürülen genç bir bayanın ruhunu esir alması anlatılmaktadır.

2.KİTABIN ÖZETİ:

Füsun medeni, bekar, zengin, sosyal bir hanımefendidir ve İstanbul’da yaşamaktadır. İçinde yaşadığı toplum onu tatmin etmemektedir. Aslında insanları çok sevmektedir, fakat onun sorunu Türkiye’nin bir türlü kurtulamadığı sistemle ilgili problemleri, ekonominin kötülüğü, sevgi ve saygının azalması, kısaca günümüz sorunlarıdır.
Son zamanlarda içinde bir huzursuzluk vardır ve çoğu kez uykusundan kan ter içinde uyanmaktadır.Çevresinde gördüğü sorunları sürekli eleştirmektedir ve eleştirdikçe de huzursuz olmaktadır. Huzursuz oldukça da içinden gelen bir ses onu durmadan rahatsız eder.’Sen, sen değildin. Sen Ruhsar’sın! ‘
Tüm bu sıkıntıları üzerinden atmak için sık sık gezer ve bu macera dolu gezilerinde Alev veTarık ile tanışır. Dar sokaklara, yeşilliğe, değişik mekanlara, gülücüklere kısacası doğallığa ve sevgiye büyük ölçüde önem vermektedir.
Zamanla Tarık ile arasındaki ilişki sevgiye, aşka dönüşür. Artık onun için vazgeçilmezdir.Tabii ki Alev ablası da.Ama sevdikleriyle hoş vakitler geçirirken onun bu hoşnutluğunu çekemeyen birisi vardır. O da, bedenine girip onu bu güzelliklerden mahrum etmek ve gerçek olmak isteyen Ruhsar Hanım’ın ruhundan başkası değildir.Gitgide kulağında o ses daha çok yankılanmaya başlar.’Sen,sen değilsin.Sen Ruhsar’sın!’ Bunun üzerine Füsun , durumu Alev ablasına anlatır ve bir para psikoloğa görünmeye karar verir. Psikolog, yani onu bu amansız hastalıktan kurtarmaya çalışan doktor, seanslara başlar. İlk olarak onu hipnoza sokar ve eski yaşamı hakkında bilgiler alır. Birkaç seans sonunda somut deliller elde etmeye başlar. Füsun geçmişte çok iyi ve seviyelibir hanımefendi olan Rüeyda Hanım’ın bedeninde yaşamıştır. Fakat onun Füsun’a hiçbir zararı yoktur. İleriki seanslarda Ruhsar Hanım hakkında da bazı gerçekleri öğrenmeye başlar.
Ruhsar, onyedi yaşında kocası tarfından yakılarak öldürülen genç ve evli bir bayandır. Füsun’un bu mutlu yaşamını içine sindiremez ve bir an önce onun bedenine ve ruhuna sahip olmak ister. Bunun için de akılalmaz hareketleri, istemdışı da olsa Füsun’a yaptırır. Sonunda Füsun ile Tarık’ın bir gün araba ile gezerlerken kaza yapmalarına sebep olur. Ne yazık ki Füsun ölmüştür, fakat Tarık hala hayattadır.
Tarık hastahanede kaldığı günlerde genç bir kızla tanışır ve belli bir süre sonra onunla evlenir. Bu durumdan öteki dünyada yaşamakta olan Füsun epeyce rahatsız olmaktadır. O da Ruhsar’ın kendisine yaptığını Tarak’ yapacaktır. Bu yüzden Tarık’ın yeni doğan erkek çocuğunun bedenine girer ve seneler sonra Tarık’ın ölmesini yani öteki dünyada beraber olmalarını sağlar.

3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Olup olmadığı konusunda kesin bir kanıya sahip olmadığımız reankarnasyonun gerçekte var olduğudur.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

Füsun:Sosyal, medeni, mali durumu iyi, gezmeyi çok seven, hayatı dolu dolu yaşayan orta yaşlı ve duygusal bir kadın.
Tarık:Füsun’un bir yurt dışı gezisinde tanıştığı ve ölene kadar beraber olduğu sevgilisi.
Alev:Hiç olmadık yerde Füsun’la tanışan ve o andan sonra her zaman onun yanında olan ve onu her konuda destekleyen, yaşca Füsun’dan büyük olan bir bayan.

5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

Yazar kendisini; kitabın kahramanı olarak uyarlamıştır. Kitap Füsun Hanım’ın başına gelenler ve Türkiye’nin günümüzde de var olan sorunlarına yapılan sitem ve eleştirilerinin bir derlemesidir. Sürükleyici ve kısa zamanda bitirilebilecek bir kitap.

6.YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ:

İstanbul-Kadıköy’de doğan Füsun Önal, Ankara Koleji’ni bitirdikten sonra Dil-Tarih-Coğrafya Fakültesinde İngiliz Filolojisi okudu. İki kez evlenip ayrılan yazarın ilk mesleği şarkıcılıktı. Ardından tiyatro ve müzikallerle sanatını devam ettirdi. İnkılap Kitap Evinde yayımlanmış olan oniki adet romanı mevcuttur.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI

SOFİ’NİN DÜNYASI

KİTABIN YAZARI
JOSTEIN GAARDER
YAYIN EVİ VE ADRESİ

PAN YAYINCILIK/İSTANBUL
BASIM YILI
1997




1.KİTABIN KONUSU:

BM taburunda binbaşı olarak görev yapan Albert Knag’ın okullarda verilen felsefe eğitimi yetersiz ve toplumun felsefenin önemini yeterince brnimsememesinden dolayı Sofi adındaki bir kızın felsefe tarihi içindeki heyecanı ve bir o kadar da düşündürücü olan serüvenini yer aldığı felsefe tarihi üzerine bir roman yazıp bunu onbeşinci yaş gününde kızı Hilde’ye armağan etmesi anlatılmaktadır.

2.KİTABIN ÖZETİ:

Yaşamının diğer insanlarınkinden pek bir farkı olmayan ve onbeşinci yaş gününe girmeye hazırlanan Sofi okulden eve döndüğü sırada posta
kendi adına bırakılmış ve kimden geldiği belli olmayan sarı bir zarf bulur. Şaşırmıştır. Çünkü kimden geldiği belli değildir ve pul yapıştırılmamıştır. Zarfı açtığında kendisi kadar küçük bir kağıt bulur ve kağıtta şöyle yazar:” Kimsin ?” bunun üzerine kim olduğu konusunda düşünmeye başlar. Belkide bu gizemli olay Sofi için sonun başlangıcı olacaktır.
Bu esrarengiz mektup olayı tek bir zarfla kalmaz. İlerleyen günlerde Sofi her birinin içinde değişik ve düşündürücü soruların bulunduğu zarfları posta kutusunda bulmayabaşlar. Sofi artık iyice heyecanlanmıştır ve mektupların kimden geldiğini araştırmaya koyulur. Bir gün mektubu bir köpek tarafından posta kutusuna bırakıldığını görür ve tüm bu olaylar karşısındaki şaşkınlığı iyce artar.
Yeni gelen zarflarda sorularla beraber felsefenin başlangıcına ve ilk filozoflara dair bilgiler yer almaktadır. Sofi artık bunun bir oyun olmaktan ötesistemi, mekanı ve öğretmene ilginç ve bir o kadfar da gizemli olan felsefe kursundan başka birşey olmadığın farkına varır.
Varoluş filozof olmanın sırları, mitler, doğu filozofları. Demokritos derken felşsefe kursunun kurucusu ve tek öğretmen olan Alberto Knox kimliğini SofiYe açıklar. Bu mektupları kader ,Sokrates ve ilk medeni kent olan Atina izler.
Kimi zaman mektuplardaki ipuçlarından yola çıkarak Sofi değişik zaman ve yerlerde akıl almayacak olaylarla karşılaşır. Evinde kırmızı bir ipek eşarf, kolye ,bozuk para ve en önemlisi ilkj olmayacak yerlerde karşısınaçıkan “ Sofi Amundsen eliyle Hilde Möller Knag” yazılı doğumgünü davetiyeleri… Sofi, Atina’nın yer aldığı mektubu okurken yatağının altında bir video kasedi bulur. Hiç vakit kaybetmeden videoyu izlemeye başlar. İşte karşısındaki yaşlı ve sevimli adam Alberto Knox’dur. Adam Sofi’ye Atina’yı anlatmaya ve eski yapıtla-rı göstermeye başlar ama imkansız olan bir şey vardır. Nasıl oluyorda bu yapıtlar karşısında bu kadar yeni durabiliyor? Bunu yapamaya kimsenin parasının ve gücünü yetmyeceğini düşünür. Ardından hiç akıl almayacak bir şey olur ve Sofi bu esrarengiz filmin içöinde bulur. Alberto ile tanışır o da onu bir yere götürüp Platon’la tanıştırır. Sofi artık rüya mı değil mi diye düşünmeye başalr.
Felsefe kursunun iyice kabullenmiş ve olayları akışına bırakmıştır. Aristoteles,Helenizm , aydınlanma çağı, Darwin ve tüm bunları öğrenirken karşılaştığı değişik insanlar, konuşan hayvanlar, doğum günü kartları…
Yaşadığının bir rüya olmadığının fakat yaşamının bir rüyadan farklı olmadığının ve sanki birisi tarafından yönetiliyormuş olduğunun farkına varan talihsiz Sofi, Alberto ile bu işin içinden çıkılmaz duruma bir son vermeyi kararlaştırır. Bunun üzerine Alberto, Sofi’nin az da olsa tahmin edebileceği bir konuyu açıklığa kavuşturur.Kendilerinin aslında var olmadıklarını, tüm bu doğum günü kartlarını yazan binbaşının aklındaki elektromanyetik dalgalardan başka birşey olmadıklarını ve kızına doğum gününde verecek olduğu felsefe kitabının kahramanı olduklarını anlatır.

3.KİTABIN ANAFİKRİ:

İnsanlar dünyayı oldukları gibi kabullenmeyip var oluşlarını, kim olduklarını, neden ve nasıl yaşamaları hakkında düşünmelidir.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

Albert Knag: Kızının yaş günü hediyesi için ‘Sofi’nin Dünyası’ adlı kitabı yazan binbaşı
Hilde: Binbaşının kızı.
Alberto Knox: Binbaşının yazdığı kitaptaki felsefe kursunu öğretmeni.
Sofi: Alberto ile birlikte binbaşının aklında varolan ve gerçek olmaya çalışan, ayrıca Hilde gibi onbeşinci yaş gününe girmeye hazırlanan bir genç kız.

5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

Felsefeye ilgi duymayanlar için sıkıcı olmaktan öteye geçemeyen fakat ilgi duyanlar için ellerinden düşüremeyeceği, felsefe tarihi üzerine yazılan bu romanda yazar kitabın gençlere de hitap etmesi için ağır bir dil kullanmahtan kaçınmıştır. Kitabın felsefeyle uğraşmaya yeni başlayanlar için yararlı olacağına inanıyorum.

6.YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ:

1952 : 8 Ağustos’ta Oslo’da doğdu. Annesi öğretmendi ve çocuk kitapları yazarıydı. Babası kolej müdürlüğü yapıyordu.
1971 :OtoKatedrak Okulu’nu bitirdi.
1974 :Evlendi.
1976 ve 1983 : İki oğlu oldu.
1976 : Oslo Üniversitesi’nde Norveççe, düsünce tarihi üzerine lisans eğitimini tamamladı.
1981 :Ailece Bergen’e yerleştiler:m On yıl boyunca kolejde felsefe ve edebiyat öğretmenliği yaptı.
1991 : Tam zamanlı yazar oldu.
1994 :Oslo’da yaşamaya başladı.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI Kırık HayatlarKİTABIN YAZARI Halit Ziya UŞAKLIGİLYAYIN EVİ VE ADRESİ İnkilap Kitabevi-Ankara Caddesi No.95 İstanbulBASIM YILI 19891.KİTABIN KONUSU: Aile arasında yaşanan trajedileri, aile arasında geçen kavgaları ve ailelerin parçalanmalarını anlatmaktadır. 2.KİTABIN ÖZETİ: İstanbul’da iç hastalıkları dalında uzman doktorluk yapan Ömer Behiç ve eşi Vedide Hanım kitabın baş kahramanları. Ömer Behiç küçüklüğünde hep ailesinin sözünü dinlemiş, buyruklarından sapmamış ve itaatkar bir evlat olarak yetişmiştir. Ama meslek seçiminde ailesini dinlememiş ve kendi emelleri doğrultusunda hareket etmiştir. Babası onun Dahiliye yada Maliye’de çalışmasını istemiştir ama o, onlara doktor olacağını söyler, bu fikri ailesine açtığı zaman yanında eniştesi de vardır. Eniştesi de zamanında meslek seçimi konusunda ailesinden baskı gördüğü için bu olayda Ömer Behiç’e sahip çıkar. Ömer Behiç kendisini, ailesinin haberi olmadan Mülkiye Tıp Fakültesine kaydını yaptırır. Arkadaşları İstanbul’un çeşitli semtlerinde kendilerini eğlendirirken, Ömer Behiç arkadaşlarına eşlik etmeyerek her boş anını değerlendirir. Lakin arkadaşları arasından, Bekir Servet Bey onunla hep dalga geçerek onu ikna eder ve onu da bazen eğlencelere iştirak etmesini sağlar. Fakat Ömer Behiç bu olaylardan sonra hep pişman olur ve derslerine daha da sıkı çalışır. Dolayısıyla okulunu birinci olarak bitirir. Bu durum hiçkimse tarafından olağan karşılanmamıştır. Herkes zaten böyle birşey olmasını beklemektedir. Okulunu birincilikle bitirdiği için Ömer Behiç’i , Avrupa’da okuması için devlet tarafından gönderilir. Orada da başarılar edinir. Burada okuduğu sırada anne ve babasını yitirir. Bu olay onu çok derinden etkilemiştir. Onların yanında olamadığı için bir an okuduğu için kendi kendine feryetlar eder. Aradan zaman geçtikten sonra İstanbul’a geri döner. Adeta kendini yeni doğmuş bir bebek gibi hissetmektedir. Bundan sonra hayallerini gerçekleştirme arzusu doğmuştur içinde. İlk olarak kendine bir muayenehane açacaktır, ardından bir eş bulup daha sonra rüyalarındaki evi yaptıracaktır. İlk hayali olan muayenehanesini açar. Zamanla çevresi gelişmeye, insanlar tarafından tanınır bir insan olmaya başlar. Daha sonra Vedide ile karşılaşır. Yıldırım aşkıyla ona tutulur. Onu , ailesinden istemeye gider. Evde Vedide Hanım çok utangaç davranınca dadısından şaka ile karışık fırça yer. Dadısı ona evde kalacağını ve güler yüzlü olmasını ister. Sonunda evlenebilirler ve sekiz yıl sonra iki tane çocukları olmuş olur. Çocuklarının adları Selma ile Leyla. Bir kaç yıl sonra evini de yaptırır. Tabi evi hep hayalindeki gibi inşa ettirmiştir. Evi Vedide’den gizli gizli yapmaya çalışır ama kendini tutamaz ve evin her ince ayrıntısına kadar anlatır. Birkaç ay sonra eve taşınırlar evleri artık onların üçüncü evlatları olmuştur. Ev artık bu mutlu aileye yeni bir renk katmıştır. Bir gün evin penceresinden Kağıthane çıkışı oluşan kalabalığı izlerler. Bu kalbalık onları bir heyecana sürüklemiştir. Daha sonra o kadar çok kalabalıklaşmıştır ki insanların yüzü anlaşılmayacak dereceye varmıştır. Daha sonra Vedide bir faytonun içinde iki güzel hanımı görür. Okadar çok renkli giyinmişlerdir ki hemen dikkatini çekmiştir. Onların kim olduğunu Ömer Behiç’e sorar. Ömer Behiç, ona Veli Bey’in kızları olduğunu söyler. Adları Nebile ile Neyyir. İşte bu kızlardan biri bu mutlu aile tablosuna bir leke gibi karışacaktır. Bir gün Veli Beyin eşi hastalanır. Dolayısıyla Ömer Behiç’i tedavi etmesi için çağırırlar. Tabi haberi getiren eski dostu Bekir Servet Beydir. Bekir Servet de Nebile’den hoşlanmaktadır. Bu yüzden hep bu ailenin yanına sık sık uğramaktadır. O da doktor olduğu için Veli Beyin eşini daha önce tedavi etmiştir. Veli Beyin kızları bir de Ömer Behiç Beyin muayene etmesini istemiştirler. Bu istek özellikle Neyyir’den gelmiştir. Çünkü Neyyir daha önce Ömer Behiç’i bir yerde görüp ona bir sevgi biriktirmeye başlamıştır. Tabi Ömer Behiç böyle ilişkileri hiç sevmez ve hep karşı çıkmaktaydı. Ama aralarında başlayan muhabbetten dolayı Ömer Behiç de ona karşı bazı hisler hissetmeye başlar. Ömer Behiç artık ona aşık olmaya başlar ve hep onun yanına gitmek için fırsatlar kollar. Artık evlere geç gelmeler, aileden uzaklaşmalar başlar. Bu durumu anlayan Vedide’nin kulağına dedikodular gelmeye başla. Ömer Behiç ile arası gün geçtikçe soğumaya başlar. Zamanla Ömer Behiç bu yaptıklarından dolayı kendine kızmaya başlar böyle birşeyi kendisinin yapamayacağını söyler. Yaptıklarından artık pişman olmaya başlar ve Neyyir’den ayrılmaya karar verir. Ama bir türlü bunu yapamaz. Bu olayların üzerine kızı Leyle da ağır hastalanın ca artık buna dayanamaz. Bu hastalığın, kendisinin yapmış olduğu ihanetten dolayı ortaya çıkan bir lanet olduğunu düşünür. Kızı menenjit hastalığına yakalanmıştır. Bütün aileyi bir yas tutmuş ve soğuk olan ortam hepten gergin olmaya başlamıştır. Birkaç hafta sonra kızını kaybeder. Bu olay bütün aileyi derinden etkilemiştir. Ömer Behiç uzun uğraşlar sonucu kendini Vedide’ye zor affettirebilmiştir. Daha sonra böyle bir ihanet yapmamak şartıyla tekrar barışarak eskisi gibi olmayan hayatlarına devam ederler.3.KİTABIN ANAFİKRİ: Zamanımız da bile devam etmekte olan aile içi ihanetlerin, her zaman sonunda pişmanlık verdiği bir durum aldığını gösterir.4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESi: Ömer Behiç Bey, çok zeki, kendini her yönden yetiştirmeye çalışmış bir insan ama kendi nefsine sahip olamayan biri. Vedide Hanım çok iyi kalpli, kendini kocasının yanında cahil gören bir kişi. Bekir Servet Bey kendi zevkine düşkün, geleceğini düşünmeyen biri. Neyyir, kendi isteklerini kabul ettirmek isteyen bencil bir kadın.5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Kitap hala günümüz de bile devam etmekte olan aile içi ihanetleri anlatmakta olduğu için, ailelere özgü bir kılavuzluk yapacak nitelikte.6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:. Halit Ziya Uşaklıgil Önemli roman ve öykü yazarlarımızdan Halit Ziya Uşaklıgil 1867'de İstanbul'da doğdu. Mahalle mektebini bitirdikten sonra Fatih Rüştiye'sine devam etti. 1879 yılında ailesiyle birlikte İzmir'e yerleşti. Burada da rüştiyeye devam eden Halit Ziya, daha sonra Fransızca öğrenmek için Rahipler Okulu'na gönderildi. Fransızcadan ilk çevirilerini bu dönemlerde yapmaya başladı. 1884 yılında Tevfik Nevzat ile birlikte Nevruz dergisini, 1886'da da Hizmet gazetesini çıkardı. İlk romanını da bu gazete yayımladı. Halit Ziya okulunu bitirdikten sonra İzmir Rüştiyesi'nde Fransızca öğretmenliği yaptı. Aynı anda bir bankada memur olarak da çalıştı. 1893 yılında Reji İdaresi'nde başkatip olarak İstanbul'a atandı. İstanbul'da Hüseyin Siret, Mehmet Rauf, Rıza Tevfik, Hüseyin Cahit, Ahmet Rasim gibi yazarlarla yakınlık kurdu ve 1896'da Edebiyat-ı Cedide topluluğuna katıldı ve Servet-i Fünun dergisinde ününü büyük ölçüde artıran romanlarını yazdı. Halit ziya 1901-1908 yılları arasında yazı yazmayı bıraktı ancak, II. Mesrutiyet döneminde yeniden basladı. Yazdıklarını 1923'te yayımladı. Bir süre Darülfünun'da estetik ve batı edebiyatı dersleri verdi. V. Mehmed tahta geçince onun mabeyn baskâtipliğine atandı ve dört yıl bu görevini sürdürdü. Daha sonra Reji İdaresi'nde yönetim kurulu başkanlığı yaptı.Başlıca Eserleri;Roman:Nemide, 1889,Bir Ölünün Defteri, 1889,Ferdi ve Sürekâsı, 1894, Mai ve Siyah, 1897 , Aşk-ı Memnu, 1900 , Kırık Hayatlar, 1923Öykü:Bir Muhtıranın Son Yaprakları, 1888 , Bir İzdivacın Tarih-i Muasakası, 1888, Heyhat, 1894 , Solgun Demet, 1901 , Sepette Bulunmuş, 1920 Bir Hikâye-i Sevda, 1922 , Hepsinden Acı, 1934, Onu Beklerken, 1935Aşka Dair, 1936, İhtiyar Dost, 1939 , Kadın Pençesinde, 1939İzmir Hikâyeleri, (ö.s.), 1950Oyun: Kabus, 1918 Anı:Kırk Yıl, 1936Sara ve Ötesi,1942 Bir Acı Hikâye, 1942Şiir:Mensur Şiirler, 1889 Deneme:Sanata Dair, 3 cilt, 1938-1955
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
Kitabın Adı : ATEŞTEN GÖMLEK
Kitabın Yazarı : HALİDE EDİP ADIVAR

Yayınevi ve Adresi :ÖZGÜR YAYINEVİ/MAYIS 2001



1.KİTABIN KONUSU :

Kurtuluş savaşının ilk romanı olan bu kitap,cepheden izinli gelen Halide Edip Adıvar’ın yoğun duygularıyla yazılmış olup konusu bir toplumun, bir ulusun yeniden var oluş mücadelesidir.

2.KİTABIN ÖZETİ :

[B] [/B]

[B]Peyami, dışişleri mesleği seçen bir gençtir. Bacaklarını kaybetmiştir. Hatıralarını yazdığı sıralarda, kafatası açılarak içeride kaldığı sanılan bir kurşun aranacaktır. [/B]

Peyami’nin uzak bir akrabası olan Ayşe, İzmir’den onunla evlendirilmek üzere İstanbul’a davet edilmiş, ama Peyami istememiştir. Bunun üzerine,onuruna çok düşkün olan Ayşe, bir daha hiçbir zaman Peyami’yle evlenmemeyi aklına koymuştur. Nitekim bir başkasıyla evlenir.Ayşe’nin kardeşi Cemal de subay olan akrabadır Harbiye Nezaretindeki Binbaşı İhsanla mütarekenin ilk zamanlarından beri çok iyi anlaşmaktadırlar.O sırada hepsi İstanbul’da bulunmaktadırlar. Peyami’nin annesi, Şişlideki salonuyla o günlerin kibar kadını, tanınmış kadını, söz geçiren bir kadınıdır. Kadınlar arasındaki propagandayı o idare eder. İstanbul’da, çeşit çeşit inanç, türlü çalışma vardır. Özellikle manda taraftarları, ülkeyi bir başka yabancı devletin boyunduruğu altına koymak isteyenler çok çalışmaktadır. Bir gün İzmir’e Yunanlıların çıktığı haberi gelir. Ayşe’nin kocasını , küçük oğlunu, suçsuz insanla birlikte süngülemişler, delik deşik etmişlerdir. Ayşe, kalkar İstanbul’a Peyamilere gelir.

İşte bu büyük toplantıdan sonra ihsanla Cemal, Anadolu’ya geçerler. Şiddetli bir tifo geçirdikten sonra Peyami’yle Ayşe de, bir kağnıya atlayıp Kandıra köylerinde İhsan‘a kavuşurlar. Bir çete kurmuşlardır. Ulusal harekete karşı koymak isteyen köylerie yol gösterirler. Peyami’yi, dil bilgisinden yararlanmak üzere, mütercim olarak Milli Müdafaaya verirler. Ankara’ya gelir. Ayşe hemşire olmuş Eskişehir’e gitmiştir. İhsan, sessiz ve çelikten bir insan gibi, yorulmak bilmeden didinir, çalışır. Hepsi Ayşe’nin, İzmirdeki kızının peşinde, İzmir yolunda ölmeye söz vermiştir. Bu sırada, sanki arkalarından ateşten bir gömlek giymişlerdir. Peyami, büyük bir uğraş vererek İhsan’ın komutasına geçmiştir. İhsan Peyami’ye nasıl Ayşe’yi sevdiğini anlatır. İkinci Dünya Savaşında kurşunların önüne atlamış; Ölümü beklemiş ama kurşun gelip göğsüne saplanmıştır. Hastahanede yer olmadığı için İhsanı otel odasına yatırmışlardır. Ayşe’de her sabah gelip yarasına bakıp gidermiş ve ihsan Ayşe’ye evlenme teklifi eder. Ayşe mantosunu alarak kaçmaya başlar. İhsan yarasını açarak ölüme teşebbüs eder.Ayşe geri döner ve Ayşe İhsana hava değişimi alarak Ankara yollar.Orada ihsanın amcasını kardeşiyle evlendirmek isterler ve ihsan kabul etmez ama dönerken amcasının kardeşini öperek gider. O anda da öpüşmeyi Ayşe görür. İzmir’de savaş başlamıştır ve vurulur Peyam'nin kolları arasında ölür.
Ayşe’de vurulur.Peyami‘de sedyeyle Ayşe’yi taşır ve bir köprü altında kaputa bulur kanlı gömlek buluyor. Bunun üzerine iki doktor hatıra defterindeki olayların, kafasına kurşun girmesi ileri gelme hayalleri olduğuna karar verdiler.

3.KİTABIN ANA FİKRİ:

Hükümet’lerin düşman,’millet’lerin dost olduğu anlaşılıyor.Geçen onca zamana rağmen, o zamanlarda edinilen bu fikir hala süregelmekte ve tekrar anlam kazanmaktadır.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

’Ateşten Gömlek’ bana göre anlatılan devrin ve yaşanılan olayların sözcüsüdür.Kitaptaki olaylar Anadoludaki savaş,yıkım ve zaferlerin sözcüsü olacaktır.Yine bu kitap acılar ve kırık sevinçler ortasında yarını özleyecektir.

5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

kitap beni ilk sayfasından itibaren kendisine çekti. Kitap kurtuluş savaşı yıllarını anlatarak o günlerin zor şartlarını anlatıyor. Herkese böyle bir kitabı tavsiye ederim, hiç düşünmeden…


6.YAZAR HAKKINDA BİLGİ:

Türk romancı. Siyasal alanda da etkinlik göstermiştir.
İstanbul'da doğdu. Kimi kaynaklara göre doğum yılı 1884'tür. İngiliz terbiyesiyle yetişmesini isteyen babası onu Üsküdar Amerikan Kız Koleji'nde okuttu. Orada Rıza Tevfik'den (Bölükbaşı) Fransız edebiyatı dersleri aldı ve Doğu'nun mistik edebiyatını dinledi. Sonradan evlendiği Salih Zeki'den de matematik dersleri alıyordu. Koleji 1901'de bitirdi. 1908'de gazetelere yazmaya başladığı kadın haklarıyla ilgili yazılardan ötürü gericilerin düşmanlığını kazandı. 31 Mart Ayaklanması'nda bir süre için Mısır'a kaçmak zorunda kaldı.1909'dan sonra eğitim alanında görev alarak öğretmenlik, müfettişlik yaptı. Balkan Savaşı yıllarında hastanelerde çalıştı. Gerek bu çalışmaları, gerekse müfettişliği sırasında İstanbul semtlerini dolaşması, ona çeşitli kesimlerden insanları tanıma fırsatını verdi. 1919'da Sultanahmet Meydanı'nda, İzmir'in işgalini protesto mitinginde yaptığı etkili konuşma ünlüdür. 1920'de Anadolu'ya kaçarak Kurtuluş Savaşı'na katıldı. Kendisine önce onbaşı, sonra da üstçavuş rütbesi verildi. Savaşı izleyen yıllarda Cumhuriyet Halk Fırkası ve Atatürk ile siyasal görüş ayrılığına düştü. 1917'de evlenmiş olduğu ikinci kocası Adnan Adıvar ile birlikte Türkiye'den ayrıldı. 1939'a kadar dış ülkelerde ya şadı. O yıllarda konferanslar vermek üzere Amerika'ya ve Mohandas Gandi tarafından Hindistan'a çağrıldı. 1939'da İstanbul'a dönen Adıvar 1940'ta İstanbul Üniversitesi'nde İngiliz Filolojisi Kürsüsü başkanı oldu, 1950'de Demokrat Parti listesinden bağımsız milletvekili seçildi. 1954'te istifa ederek evine çekilmiş ve 1964'te ölmüştür.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
Kitabın Adı

Yüzüncü Ad

Kitabın Yazarı

Samih Rifat

Yayınevi ve basım tarihi

YKY / MAYIS 2001



1.KİTABIN KONUSU: Baldessera Embriaco adında birinin “yüzüncü ad” adlı kitabın ardından yola çıkmasıyla beraber başından geçen ilginç olaylar.

2.KİTABIN ÖZETİ: Herşey 1648 yılında Evdokim adlı bir Rus'un ta Moskova'dan kalkıp Libya'nın Cübeyl ilinde eski bir antika dükkanı ve kitapçısı olan Baldessera Embriaco'ya "Yüzüncü Ad" adlı kitabı sormasıyla başlar. Rusu Cübeyl' e getiren kendi ülkesinde yayınlanan "Gerçek ve Ortodoks Dininin Tek Kitabı" adlı kitaptır. Bu kitaba göre 1666 yılında dünyanın sonu gelecektir. Bu sonu engelleyecek tek şey ise Allah'ın yüzüncü adının yazıldığı idddia edilen Yüzüncü Ad adlı kitaptır. Ama Rus aradığını bulamaz, fakat garip bir şekilde ilerleyen yıllarda bir çok kişi Embrioca'nın dükkanına gelerek Yüzüncü Ad'ı sorar ve sonunda 1665 yılına gelinir. Artık canavarın yılına bir yıl kalmıştır ve dünyanın sonunu geldiğine dair söylentiler dilden dile dolaşmaktadır. Bazıları bunu saçma bulurlar ama bazıları iyiden iyiye kendini kaptırmıştır ve korku içindedir.
Bir gün 7-8 yıl önce Cübeyl'e yerleşmiş olan ve birşeylerden kaçmış olduğu belli olan İdris adlı bir Müslüman Embrioca'ya gelerek eski ve değeri olmayan bir kitabı satmasını ister. Embriaco adama acır ve kitabı sattığını söyleyerek ona kitabın değerinin üstünde para verir adam buna karşılık olarak Embriaco'ya bir kitap verir. Bu kitap Yüzüncü Ad'ın ta kendisidir . Embriaco şaşkınlık içine düşer hemen okumak için dükkanına gider ama ne yazık ki tam kitabı okurken Fransa saray görevlisi olan Marmontel adlı bir soylu kitabı görür ve satın almak ister. Embriaco bu pek değerli kitabı satmak istemese de adam Fransa'yı temsil ettiği için ona hayır diyemez ve kitabı satar. Ertesi gün İdris'in öldüğü haberi kalır ve Yüzüncü Ad ile ilgili sorular cevapsız kalır. Embriaco, kendisini dünyanın sonunun geldiğine iyice kaptırmış olan büyük yiğeninin etkisiyle ve biraz da kendi pişmanlıktan dolayı küçük ve büyük yeğeniyle birlikte Marmontel'in peşine,İsatanbul'a, düşerler. İstanbul'a giderken dünyanın sonuyla ilgili ilginç olaylarala karşılaşırlar. Ama bunlardan farklı ve daha da ilginç olanı ise Marta'dır. Marta, Embriaco'nun zamanında evlenmek isteyip de evlenemediği kadındır, çünkü Marta bir korsanla evlenmeyi istemiştir. Fakat şimdi Marta kocasını yıllardır bulamamaktadır ve artık öldüğüne dair bir belgeyi almak için İstanbul'a gitmektedir. Zamanla Embriaco ile Marta arasında bir aşk alevlenmeye başlar ve Marta'nın eski kocasının öldüğüne dair belgeyi alıp evlenme kararı alırlar.
Embriaco İstanbul'a geldiğinde Marmontel'in gemisinin İzmir civarlarında korsanlar tarafından yağmalanıp batırıldığını öğrenir ve kitaptan ümidini keser bu arda Marta da ölüm belgesini alamaz ve şansını kocasının son görüldüğü yer olan Sakız Adası'nda denemek ister. Embriaco, Marta ve iki yeğeni İzmir'e giderler. İzmir'de kaderin bir cilvesi olarak Embriaco İzmir 'de tanıştığı bir arkadaşının evinde Marmontel'e kitabı satarken bir jest olarak verdiği yontucuğu bulur ve ona bunu nerden bulduğunu sorar. arkadaşı onu bir İngiliz arkadaşından aldığını ve arkadaşını da sabah İngiltere'ye aceleyle yola çıktığını söyler. Artık çok geçtir ve İngiltere'ye gitmeye hiç niyetli değildir ve o an için Yüzüncü Ad macerası kapanır. Artık tek yapmak istediği Marta'nın kocasının öldüğüne dair bir kanıt bulmaktır ve bu kanıtı bulmak için Sakız'a Marta ile beraber giderler, ama işler hiç umulduğu gibi gitmez. çünkü Marta'nı kocası yaşıyordur. Bunun üzerine Marta Kocasının evine ayrıldıklarını onaylatmak için tek başına gider çünkü kocasının yeni bir karısı vardır ama bir gün boyunca gelmez, Embriaco iki yeniçeriyle birlikte Marta'nın kocasının evine gider. Marta'ya bir şeyler olmuştur tüm yalvcarmalara rağmen geri dönmez. bunun üzerine iki yeniçeri yalan beyanda bulunmkatan Embriaco'yu tutuklarlar ve bir gemiye gözleri elleri bağlı olarak Cenova'ya sakız kaçakçılığı yapan bir gemiye koyarlar.
Cenova bir Cenevizli olan Embriaco'nun atalarının çok eski yıllarda yaşadığı ve şehrin en zengini ve en ihtişamlı sülalesi olduğu şehirdir. Geminin kaptanına kendisini tanıtır ve kaptan onu saygıyla karşılar ve onu Cenova'ya geldiklerinde eskiden Embriacoların hizmetinde bulunmuş, onların sayesinde şimdi şehrin en zengini olmuş Gregerio Mangiavacci ile tanıştırır. Adam onu evinde uzun bir süre en yi şekilde arar Cenova’da kalıp kızıyla evlenmesi için ısrar eder. Ama Embriaco'nun aklı Marta ve iki yeğenindedir. Bu sebepten Marta'nın tehdit edildiği inancını taşıyarak Sakız'a döner ama Marta onu reddeder. Embriaco'nun dünyası mahvolur ve Cenova'ya geri döner.
Gregerio, Embriaco'dan şirketinin bir kısmına sahip olan bir adama bir zarf teslim etmesini ister. Teslim edeceği yer Portekiz'dedir, bu yüzden kabul etmez ama Gregerio ona bir oyun oynar ve gitmek zorunda kalır Portekiz' e gelince zarfı teslim eder ve zarf karşılığında yüklü bir miktar para alır. Artık yeniden parayı teslim etmek için Cenova'ya dönmek zorundadır. Geri dönerken Holandalı bir savaş gemisi gemilerini teslim alır ve gemiyi gemidekilerle birlikte Hollanda'ya götürür orada bir süre tutulduktan sonra serbest kalır. Artık tek isteği eve dönmektir ama Yüzüncü Ad macerasını yeniden başlatır ve yolunun üzerinde Londra' ya uğrar. Orada İngiliz'i bulur, İngiliz ona kitabı bir rahibe sattığını söyler. Embriaco rahibin adresini alır ve adrese gider, kitabı satın almak ister . Adam kitabı satmıyacağını fakat Arapça yazılı kitabı ona açıklaması karşılığında kitabı verebileceğini söyler. Embriaco buduruma çok sevinir, hem kitabı okuyup yüzüncü adı öğrenme şansını yakalayacaktır hem de kitaba sahip olacaktır. Ama garip bir nedenledir ki kitabı her okumaya başladığında gözlerine bir perde iner, okuyamaz, ama bu durum rahibe söylemez, kitabı okur gibi yapar ve kafasından birşeyler sallar. Bu arada 1666 yılına çoktan girilmiştir ve Embriaco dünyanın öbür taraflarında neler olduğunu merak etmektedir. Bu sırada Londra'da büyük bir yangın başlar. Nerdeyse tamamı ahşap olan veleriyle birlikte Londra'nın yarısı yanmıştır. Embriaco kitabı alarak Londra'dan kaçar ve çeşitli yollarla Cenova'ya yeniden döner parayı teslim eder ve adamın kızıyla evlenmeyi kabul ederek evlenir.
Artık 1666 yılının sonları gelmiştir ve son gün de olaysız geçer. Böylece Yüzüncü Ad macerası biter. kitabı sonsuza kadar paslanmak üzere evinin en ücra köşesine koyar.





3.KİTABIN ANA FİKRİ: İnsanoğlu kaderin elinde şekillenen bir varlıktır. Kader insanı bir anda küçük bir sebepten evinden, yurdundan uzaklaştırabilr hatta geri dönmesini bile etkileyebilir ve hayal edemeyeceğiniz olaylarla baş başa kalmanızı sağlayabilir.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ: Kitap ilk başlarda sıkıcı gelmekle beraber zamanla olay kahramanının bir yerden bir yere sürüklenmesi ve ilginç olaylarla karşıllaşmasıyla heyecanlanıyor, ama şunu belirtmekte yarar var ki kitabın sonuna kadar beklenen yüzüncü adın açıklanmayışı kitabın sonunda iyi bir izlenim bırakmıyor.



Baldessera Embriaco: Ataları yıllar önce Cenova’dan Cübeyl’e göçmüş olan Doğudaki Cenevizlilerin son temsilcisi. Doğuda büyük bir üne sahip bir antika dükkanı var ve bu sayede çok zengin. Konuşmaktan daha çok dinlemeyi seven sabırlı biri ve kadere inanan biri.

Marta: Baldessera’nın gençliğinde aşık olup evlenmek istediği kadın, fakat o zamanında bir korsanla evleniyor ve daha sonra kocası onu terkediyor.

Gregerio Mangiavacci: eskiden sülalesi Embriacolaraın hizmetinde bulunmuş ve şimdi onların sayesinde zengin olan biri. İri cüsseli biri fakat duygusal bir yapıya sahip. Kızını Embriacom ile velendirmek istiyor.

5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
kitap ilk başta can sıkmakla beraber zamanla heyecanlanan konusu ve kahramanın başından geçen ilginç olaylarla kitaba bir renklilik geliyor ama sonunda yüzüncü adın açıklanmayışı bir hayal kırıklığı.
6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:
Amin Maalouf 1949’da Lübnan’da doğdu. Ekonomi ve toplumbilim okuduktan sonra gazeteciliğe başladı;1976’dan beri Paris’te yaşıyor. Çeşitli yayın organlarında yöneticilik ve köşe yazarlığı yapmış olan Maalouf, bugün vaktin bir çoğunu kitaplarını yazmaya ayırmaktadır.
Çok iyi bildiği Asya ve Akdeniz çevresi kültürlerinin söylencelerini yapıtlarında başarı ile işleyen yazar, ilk kitabı Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri ile tanındı. Ve bu kitabın çevrildiği dillerde de büyük bir başarı kazandı. 1986’da yayımlanan ve aynı yıl Fransız- Arap Dostluk ödüllü kazandığı ikinci kitabı Afrikalı Leo ise bugün bir “klasik” kabul edilmektedir.
Maalouf’un 1988’de yayımlanan ikinci romanı Semerkant da coşkuyla karşılandı ve pek çok dile çevrildi. Beatrice’den sonra Birinci Yüzyıl ve Işık Bahçeleri romanları ardından, 1993’te yayımlanan romanı Tanios Kayası ile Goncourt ödülünü kazanan yazarın Doğunun Limanları adlı kitabı 1998’te çıktı.Yazarın son yapıtı Yüzüncü Ad’dır.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.