You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
MEYYALE
KİTABIN YAZARI
HIFZI TOPUZ
YAYINEVİ VE ADRESİ
REMZİ KİTABEVİ / İSTANBUL
BASIM YILI
MART 1999



KİTABIN KONUSU :
Ruslar’ın Kafkasya’ya saldırıları sırasında, İstanbul’a göç etmek zorunda kalan kafkas kökenli milletlere mensup kadın ve çocukların, Saray’a girmeleriyle birlikte başlayan entrikalar, yani Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünü nedenleriyle birlikte gözler önüne sermektir.

KİTABIN ÖZETİ :
Abdülaziz daha şehzade iken – yani tahta çıkmadan önce- annesi Pertevniyal Kadınefendi’yi torun sahibi eder. Osmanlı Sarayı’nda bir şehzadenin padişah olmadan önce baba olması yasaktır. Bu yüzden Pertevniyal Kadınefendi tavan arasında torunu Yusuf İzzettin’i gizlice büyütmeye karar verir. İlerde çocuğun yalnızlıktan sıkılmaması için, o dönemde Ruslar’ın Kafkasya’ya saldırıları sırasında, İstanbul’a göç etmek zorunda kalan Kafkas kökenli milletlere mensup iki kız çocuğu satın alınarak Saray’da Yusuf’la beraber büyütülmeye ve eğitilmeye başlanır. Pertevniyal Kadınefendi çocuklardan birine Meyyale, diğerine de Çeşmidil ismini verir.
Meyyale genç kız olup evlilik çağı olarak kabul edilen ondört yaşına gelince, Pertevniyal Valide Sultan’ın isteği doğrultusunda, padişah Abdülaziz’in yakın arkadaşı olan Nevres Paşa ile evlenir. Ancak, paşanın yaşlı olması ve bunun neticesinde ortaya çıkan uyumsuzluk nedeniyle bu evlilik kısa sürer ve Meyyale Saray’a geri döner. Günlerini mutsuz ve sıkıntılı geçirmektedir. Pertevniyal Valide Sultan’ın gönlü buna hiç razı değildir. Aradan üç yıl böylece geçtikten sonra Pertevniyal Valide Sultan, Meyyale’yi bu kez ondan on yaş büyük olan Hasan Hilmi Paşa ile evlendirir.
Çeşmidil ise, birlikte geçirdikleri gecenin sabahında padişah Abdülaziz tarafından haznedarlığa kadar yükseltilir.
Abdülaziz, en güvendiği kişiler -Serasker Hüseyin Avni Paşa, Sadrazam Rüştü Paşa, Şura-yı Devlet Reisi Rüştü Paşa, Bahriye Nazırı Kayserili Ahmet Paşa, Mektebi Harbiye Kumandanı Süleyman Paşa ve Şeyhülislam Hayrullah Efendi- tarafından tahttan indirilir ve yerine de Sultan V. Murat getirilir. Abdülaziz’i Topkapı Sarayı’na götürürler ve orada ona kötü davranırlar. Bu muameleye daha fazla dayanamayan Abdülaziz intihar eder. Oğlunun intiharına bir türlü inanmak istemeyen Pertevniyal Valide Sultan’ın hayatı kararır. Sonunda onu bir konağa kapatırlar.
V. Murat’ın da padişahlığı uzun sürmez. Padişahlığı devrilir ve Sultan Abdülhamit tahta geçer. Bu olay üzerine Pertevniyal Valide Sultan’ın üç aylık işkence dolu günleri sona ermiş olur. Meyyale, kocası Hasan Hilmi Bey’den izin alarak Pertevniyal Valide Sultan’ı yalıya getirir ve birlikte kalmaya başlarlar.
Abdülhamit, Abdülaziz’in yakınlarını ufak ve Saraydan uzak yerlere tayin etmektedir. Hasan Bey de bundan nasibini alır ve İçel mutasarraflığına atanır. Yazları yalıda, kışları konakta geçen bir hayattan, adını dahi duymadığı bir taşra kentine gitmek Meyyale’yi çok üzer. İlk kızı Rebia dört yaşına basmış, ikinci kızı Makbule de bir yaşını daha yeni doldurmuştur. Meyyale, Pertevniyal Valide Sultan’la vedalaşarak çocuklarıyla beraber yola çıkar. Pertevniyal Valide Sultan o
günlerden sonra fazla yaşamaz. Aksaray’da yaptırmış olduğu Valide Camii’nin yanındaki türbeye defnedilir.
Hasan Hilmi Bey, İçel ile başlayan tayinler serisine Yozgat, Kütahya ve Elazığ ile devam eder. Elazığ’dan sonra İstanbul’a geri dönerler. İstanbul’dan uzakta geçen oniki yıllık dönemde Meyyale Hanımın iki kızı daha olur. İstanbul yaşamları uzun sürmez. Altı ay sonra Konya’ya, oradan da Hicaz’a tayinleri çıkar. Sonra tekrar İstanbul’a atanırlar. Meyyale Hanım için, İstanbul’un gösterişli havasında yaşamak, taşra kentlerinin boğucu ve sıkıcı havasından kurtulmak kadar zevkli değildir. Annesi Şuhucihan (Fatma) Hanım’ın hiç beklenmedik bir yaşta ölümü ve Pertevniyal Valide Sultan’ın başına gelenler onu perişan eder. Kızlarıyla iyi geçinememiş, arkadaş olamamıştır. Hırçın ve kaprisli bir kadın haline gelir. Zaman zaman sinir krizleri geçirip bunalımlara düşer. Konakta, kızlarının, halayıkların, odalıkların ve uşakların karşısına her zaman sert ve kasvetli bir havayla çıkar. Hiçbir konuda herhangi bir ödün dahi vermeksizin konaktaki otoritesini sürdürmeye çalışır.
Meyyale, son yıllarda eşinin kendisiyle eskisi gibi ilgilenmediği kanısına varır. İyice bunalıma düşer ve kocasıyla olur olmaz nedenlerle tartışmaya başlar. Mutsuzdur. Mamafih, son yıllarda eşiyle doğru dürüst bir ilişkileri de kalmaz. Alınganlıklar ve güvensizlikler Meyyale’yi çılgına çevirmeye başlar. Tüm bu gerginlik ve huzursuzluk ortamında, yaşamı birbirlerine zehir etmeye başlarlar.
Bu arada Hasan Hilmi Bey’in Sivas Valiliği’ne tayini çıkar. Ancak Meyyale, kızlarıyla birlikte İstanbul’da kalmak ister. Hasan Hilmi Bey biçare, Sivas’a tek başına gider. Orada çevre baskısının da etkisiyle ve kendi iradesi doğrultusunda, İstanbul’a bildirmeden Hayriye Hanım’la evlenir. Beraberinde Sivas’a getirmiş olduğu aşçı Salih Ağa, bu olay karşısında çok sevdiği Meyyale Hanım’a bunu haber vermesi gerektiği düşüncesiyle İstanbul’a mektup yazar. Durumdan haberdar olan Meyyale, çocukları da alarak Sivas’a hareket eder. Orada Hasan Hilmi Bey’e hakaretler yağdırır. Onu mutsuz ve huzursuz etmek için de Sivas’tan ayrılmaz. Hasan Hilmi Bey, hamile olan eşi Hayriye Hanım’ın doğumunun yaklaştığı günlerde geçirdiği bir kalp krizi neticesi vefat eder.
Meyyale Hanım, tüm bu olanlardan kendini sorumlu tutar. Suçluluk duygusu içerisinde hayata küser ve hiç kimseyle görüşmek ve konuşmak istemez. Hasan Hilmi Bey’in cenazesi kaldırıldıktan sonra İstanbul’a döner ve konağa kapanır. Eşinin ölümünden sonra, dünyaya küskün bir şekilde, kızlarıyla da hiç ilgilenmeden ve tebessüm etmeden geçirdiği onaltı yıl neticesinde o da yaşama veda eder…

KİTABIN ANA FİKRİ:
Osmanlının çöküşünün altında yatan farklı nedenlerde vardır osmanblı sultanlarının özel hayatlarına fazla düşkün olması bu sebeplerden biridir ve dönemlerinde yaşadıkları olaylar kendileri kadar çevrelerindeki insanları da etkilemiştir.

KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

[COLOR=windowtext]MEYYALE [COLOR=windowtext]Tongueadişahın haremine girmekle açlık ve sefaletten kurtulur ama bunlar mutlu olmasına yetmez .güzel olduğu kadar şanslı değildir.

PERTEVNİYAL VALİDE SULTAN : Hayatını çok sevdiği oğlu Abdülaziz’in mutluluğuna adamış bir Osmanlı kadınıdır.


HASAN HİLMİ BEY: Meyyale ile evlenerek kazandığı mutluluğu Abdülaziz’in tahttan inmesiyle kaybeden saraya yakın bir paşadır.

ABDÜLAZİZ :Meyyale ve Çeşmidil ile birlikte büyüyen ve ilerde Osmanlı padişahı olan ve en güvendiği kişiler tarafından tahttan indirilen bir Osmanlı şehzadesidir.

ÇEŞMİDİL :Meyyale ile birlikte Pertevniyal Valide sultan tarafıdan alınan ailesi Rus baskısndan kaçan kafkas kökenli bir göçmendir.

KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER : Kitap Osmanlının çöküşünü nedenleriyle anlatmış ama fazla ayrıntıya girdiği için akıcılığı kaybetmiş.


KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
1923’te İstanbul’da doğdu. Galatasaray Lisesi’ni (1942), İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. 1947-1958 yılları arasında Akşam gazetesinde muhabir, istihbarat şefi, yazı işleri müdürü olarak çalıştı. Paris’te Unesco Merkezi’nde, iletişim sektöründe özgür haber dolaşımı şefi olarak çalıştı. (1959-1983). 1974-1975 yıllarında bir yıl süreyle TRT kurumunda radyolardan sorumlu.genel müdüryardımcılığı yaptı.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
[B] KİTABIN ADI: BİR YAZIN TARİHİ [/B]

KİTABIN YAZARI: HALİD ZİYA UŞAKLIGİL
YAYINEVİ: REMZİ YAYINEVİ
BASIM YILI: 1985


[B] KİTABIN ÖZETİ: [/B]

Şiddetli ve korkunç bir sağnak altında soluk alamayan birisi gibiyim. Bir süre bir duvar dibine çekilerek başımdan aşağıya dökülen bu sağnağın içinde ciğerlerime biraz güç kazandırmak, bu korkunç dolanıp duruşuna beni de takarak döndüren bir kasırga arasında benliğimi biraz herkesten uzak ve ayrı bir yapayalnızlık içinde, kendimle söyleşerek dinlendirmek istiyorum.
Sanıyorum ki şakaklarımın arasında bir buhar gücüyle kaynayan şu kağıtların üstünde sıralandırılıp bölümlere ayıracak ve çözümleyebileceğim. Bu dört aşkım çatışma noktasını oluşturarak, parçalanmasına pek az bir şey kalan darmadağın yüreğimi daha yakından görmeyi başarabileceğim umudundayım.
Dört aşk, bir yaz içinde dört aşk!... Bu temel üzerine kurulmak suretiyle ne güzel bir komedi yazılabilirdi. Bir tiyatro yazarı olsaydım, kişileri şöyle oluştururdum:
Güzin: 17 Nevin: 16 yaşında, daha geçen yıl (artık kendisine) izin verilmiş bir İngiliz mürebbiyesinin elinden kurtulmuş iki kızkardeş... Güzin'in sarı ela gözleri var ki sürekli ortalıkta gülmeye neden olabilecek bir şeyin geçinmesini bekleyen, gizliyi arayan ve gözetleyen iki yıldız gibi parıldar. Uzun kızıla çalan saçlar ki çoğunlukla büküle büküle ta başının arkasına dört bağa iğne ile tutturulmuştur.
Âliye 18, Samiye 15 yaşında. Güzin ile Nevin'in teyze çocukları yazı birlikte geçirmek için konukluğa gelmişler. Âliye iri, hülyalı, mavi; Samiye yeşili andıran gizemli gözleriyle bir şiir okuyor, öteki ise bir hainlik düşünüyor gibidir. Âliye'nin ince ve uzun bir boyu bosu vardır ki şiddetli bir rüzgâra rastlayacak olsa kırılacak sanılır. Samiye'de bu boy bos, daha gelişmek için zaman bulamayarak tatlı dolgunluklarla hapsedilmiş halde kalmıştır.
Daha sonra güvercin kümesinden çıkmayan bir amca ile kozlarının Güzide ile Nevin'in gürültülerini işitmemek için aşağıdaki odasından kulaklarını tıkayan bir yengenin ilgisiz savsaklamasıyla bu dört tehlikenin arasına korunmasız, savunmasız salıverilmiş bir genç;
Yirmi iki yaşında; okuldan çıktıktan sonra dört yılını vilayetlerde, yol çalışmalarında geçirerek bu yaz ki izin ve dinlenme zamanını İstanbul'da geçirmek için gelmiş. Bir mühendis; ama bu kare aşkın ortasında yüreğinin bütün o düz ve düzenli çizgileri kırılmış, zavallı ve perişan bir mühendis ki duygularına doğru bir belirlemeyi bir türlü başaramıyor...
Komedinin kişilerinden birini savsaklamış oldum: Savsaklanabilecek bir yüz ama, yanında yöresinde uçan bilmem nasıl bir incelik ve acıma havasıyla, bu yüzden de bu (çizilen) tabloda bir hayatı var. Meliha! Öksüz bir kız. Bizim ailenin uzaktan bir yakını olduğunu bana nasıl anlatmışlardı! Ölmüş bir dayının...
Uzaktan bir akrabalık ki zavallı Meliha'nın hüzünlü yüzü gibi ortadan siliniyor.
Hepsinin büyüğü de, hepsinden küçük görünüyor. Güzel değil: üstelik siyah ve her zaman ağlar gibi duran gözleriyle, elemli bir gülücükle hafifçe kenarları kasılmış sanılan dudaklarıyla; hoş görünmek için hiçbir özen göstermediği belli olan sade ve düz taranmış siyah saçlarıyla bütün gençliğinin üstüne bir donuk perde çekilen bu kimsesiz, sığınmış genç kız yüzü için derin bir acıma duymasam üstelik çirkin diyeceğim.
İşte o komedinin kişileri bunlar. Sahne; Çubuklu'nun, uzun bir terkedilişle harap olmaya yaklaşmış, büyük bahçeli bir yalısını gösterecek.
Karar vermekten beni engelleyen şey nedir? Madem ki bu böyledir, böyle olmak gerekir.
Zavallı Meliha! Adı bile kendisine acınılarak bağışlanmış bir avuntu gibi duran kızcağız! Bu demek oluyordu ki güzel değil, hiç güzel değil; ama Meliha!... Bu ne kadar doğru?...
İlk önce çirkin sanılan ve belki çirkinliğindeki saklanmış bir güzellik bulunan bu düzgün ve ölçülü yüzden nasıl bir güzellik şiiri yayılarak bir melulluk havası içinde insanı sarıyor. Siyah gözlerinde sizden acıma dilenen, güzel olmayışından dolayı bağışlanmasını bekleyen bir korkuyla titreyen bir bakış var...
Yüzünde solgun, hafif sarı bir renk var ki eğer bu yüzü hayatta fazla buluyorsanız, gözlerinizin önünden hemen silinmek için bir işaretinizi bekliyor gibidir. Sonra buna bir yürüyüş ekleyiniz ki basamaktan çekingen, sanki akıyor (gibi iner): bir ses veriniz ki söz söylemek zorunda kaldıkça saklanmak, kendisini işitmekten şaşıyormuşçasına, sanki var olmamak istesin.
Ah! Bu vücut bana nasıl durgun ve tatlı bir hayat verecek; beni nasıl bir sessiz mutlulukla yaşatacak! Bana ne keskin dişlerinin arasındaki sivri dilinin ucu gülümseyen Güzin, ne yanaklarından bir ateşin alevleri püskürmeye hazır duran Nevin, ne o sarı saçlarının altın tacıyla göksel bir yaratık gibi dünyanın üstünden uçuyor sanılan Âliye, ne de garip gözlerinin içindeki şaşırtıcı yeşillikleri insanı ürküten Samiye gerek.
Ben hayatımı bir sevecenlik, incelik ve duygusallık içinde tatlı ve acı bir hülya ile uyutacak olan bu hüzünlü yüze muhtacım. Evet, böyle olacak; onların hiç birini değil, yalnız bunu seviyorum ve hayatımı ona vereceğim!...
Onlar (kim bilir) nasıl korkunç bir kahkaha ile buna gülecekler. Dudaklarının bütün küçümseme anlamıyla:
- Meliha, Meliha'yı sevmiş!... diyecekler.
- 17 Temmuz:... -
Sabahleyin o herkesten önce kalkıyor; bir gün onu ellerinden tutup (kendisini sevdiğimi) itiraf edeceğim... Evet, büyük bir "darbe" vurmak gerekiyor.
- 20 Temmuz:... -
Son sayfa... Burada geçecek son gecenin son sayfası. Zavallı aşk defteri!...
Bu sabah kalktığım zaman penceremin altında bir ayak sesi işittim. Bir sezgi bana haber verdi ki o'dur. Panjuru yavaşça kaldırarak baktım: O idi. yavaş yavaş o yeşil yola doğru ilerliyordu.
O dakikada yüreğim nasıl çırpınıyordu! Bugün başaramazsam benim için artık her şeyin bitmiş olduğu yargısına varmak, buradan bir hafta sonra bir boş anı ile ayrılmak gerekiyordu. İşte o büyük "darbe" yi bu sabah vuracaktım.
Mümkün olduğunca giyindim; yavaşça merdivenlerden indim, bahçeye çıktım. Kendi kendime:
- Ne olursa olsun!... diyordum.
O, yolun sonuna yaklaşmıştı. Köşkün pencerelerinden görülmeyecek bir noktada onunla buluşmak için acele etmek gerekiyordu. O döndüğü zaman beni gördü ve bir süre hareket edemeyerek öyle durdu. Sonra, ufak bir kararsızlıktan sonra bana doğru ilerledi. Ben şimdi daha hızlı yürüyordum.
Ta karşısına gelince durdum. O da duruyor, biraz korkuyla bana bakıyordu. Beni konuşmaktan engelleyen bir yürek çarpıntısıyla titriyordum. Sonunda:
- Sizi izledim!... dedim.
Evet, niçin yalan söylemeliydi?... O birden sapsarı oldu, sarsıntı geçiriyor sandım.
- Evet, sizi böyle ne vakitten beri izlemek, size sonunda söylemek istiyordum...
Zayıf göğsü iri soluklanmalarla yükselip iniyordu.
- Beni mi? dedi. Sonra, elleriyle tutunacak bir yer arıyor gibi sallandı.
- Bana bir şey mi söylemek istiyordunuz?
Karşılık verdim:
- Evet, bir şey değil, bir çok şey... Sizin anlamış olmanız gereken şeyleri sonunda, evet sonunda size söylemek istiyordum: beni bağışlıyorsunuz değil mi? isterseniz bana çıldırmış gözüyle bakınız; ama buraya geleliden beri ne kadar ıstırap çektiğimi biliyorsunuz.
Biraz gülümser gibi oldu. Sonra birden bu sarı yüzü umulmayan bir kırmızılık kapladı, titrek bir sesle:
- Lakin, dedi; benimle eğleniyorsunuz, benimle eğlenmek isteyenlere araç oluyorsunuz!...
Bu aklıma gelmemişti. O zaman ellerini tuttum. Şimdi bir çocuk gibi ağlamak üzereydim:
- Bir hafta sonra gideceğim, biliyorsunuz. Söyleyin, yalnız tek bir sözünüzle burada kalayım. Beni kabul ediyor musunuz? Sizi her zaman sevecek olan bir eş olarak kabul ediyor musunuz?
Elleri titriyordu. Gözlerini yavaşça indirdi. Ta içinden yükselen büyük bir soluklanmayla bu zayıf vücut kabardı. Sonra usulca, gevşek bir hareketle ellerini çekerek, başını umutsuz bir halle sallayarak:
- Yanılıyorsunuz, dedi; beni sevmiyorsunuz, bana acıyorsunuz, o kadar... Ve bunu benim (önerinizi) kabul ettiğim dakikada anlayacaksınız. O zaman ben ölürüm...
Bu son söz ağzından son hayat soluğu gibi çıktı. Şimdi kaçmak, daha fazlasını işitmemek istiyordu. Yavaşça yürümeye başlamıştı. Ben yanında:
- Niçin gidiyorsunuz? Siz yanılıyorsunuz, siz beni öldürüyorsunuz... diyordum. O yürümesini sürdürerek acı bir gülümseyişle gülüyordu. Sonra eliyle yakararak :
- Rica ederim beni bırakınız, düşeceğim, dedi. Bu doğruydu. Vücudunu saran bir titremeyle, düşeceği anlaşılıyordu.
Bugün artık yalıya giremiyordum. Bugün bu yolun yarı karanlığında, karanlığında çektiğim acı...
Öğle yemeğine geldiğim zaman hepsi birden:
- Nerede idiniz? dediler. Samiye:
- Ne kadar sararmışsınız?... diyordu. Meliha'nın yeri boştu. Akşam yemeğinde bu yer gene boş kaldı. "Meliha hastalanmış..." ve sonra herkesin yüzü: "Bir şeyi yok!..." anlamında geriliyordu.
Bu gece hep birlikte oturuyorduk; ama ben onlardan ne kadar uzaktım!... Bir ara, herkes odasına çekilmek üzereyken, yengem Meliha'nın odasından çıktı:
- Meliha ateşler içinde!... dedi. Kimse dikkat etmemiş gibiydi. Ben ayağa kalkarak dedim ki:
- İzin verir misiniz. Kendisini görebilir miyim? Yengem:
- Elbette, dedi. Ve titreyerek odasına girdim.
Meliha yatağının içindeydi. Mumun zayıf ışığında, ilk önce, girenin ben olduğunu bilemedi. Sonra ben yaklaşınca anladı, doğrulmak istedi. Bir eli yatağından sarkıyordu. Bu eli tuttum:
- Hayır, öyle durunuz, dedim: neniz var? O, önce başını sallayarak:
- Hiç!... dedi. Sonra birden dirseğinin üzerine doğruldu. Siyah saçlarından ayrılmış bir küme, zayıf gerdanını örtüyordu. Gözlerini, o şimdi ateşler içinde yanan gözlerini gözlerime dikti. Başkalarına işittirmemekten çekinen yavaş ve ateşle yanmış kuru bir sesle:
- Yarın buradan gidiniz; bir hafta sonra gitmeyecek miydiniz? Yarın gidiniz!... dedi.
- Lakin niçin bu kadar direniyorsunuz, neden kabul etmiyorsunuz?... diyordum. O, şimdi haşarı bir kız gibi başını şiddetle sallayarak, beni işitmek istemeyerek:
- Hayır bana yemin ediniz ki yarın gideceksiniz; yemin ediniz, yemin ediniz... diyordu. Sonra ekledi:
- Sizi onların arasında bildikçe ve ben böyle hasta oldukça, ölüyorum!...
Ben coşmak üzereydim; bir şey söyleyemiyordum. Artık bu kızı öldüren şeyi anlıyordum ve eriyordum. (İsteğini) kabul etmemek elde değildi:
- Madem ki öyle istiyorsunuz, sizin isteğinizi yerine getirmiş olmak için, yemin ederim ki yarın gideceğim, dedim. Yüzünde bir rahatlama ferahlama gülücüğü, bir güneş uyandı.
- Teşekkür ederim, dedi ve yavaşça iki elleriyle başımı çekerek bana bir öpücükle bütün ruhunu vermek istedi. Sonra birden geri çekildi ve bir şey söylemeyerek. Başını yastığa salıvererek, eliyle işaret etti:
- Gidiniz!... diyebildi...
İşte yarın onu böyle hasta, ötekileri öyle şen ve bahtiyar bırakarak buradan, bir daha geri dönmemek üzere, gideceğim. Lakin, aman Yarabbi, yüreğimde ne derin bir yara ile!...

YAZAR HAKKINDA KISA BİGİ:

1866 yılında doğdu, 1945 yılında öldü.
Fatih Askeri Rüştiyesi’nde okudu. Ailenin İzmir’e yerleşmesi nedeniyle Fransızca öğretim yapan bir okulu bitirdi. Ardından lise edebiyat öğretmenliğine başladı (1883). İstanbul’a yerleşti. Reji İdaresi’nde başladı (1896), İttihat Terakki Cemiyeti’ne katıldı (1905). Daha sonra Edebiyat Fakültesi’nde Batı Edebiyatı dersleri verdi. Resmi görevle Fransa ve Almanya’ya gönderildi. (1913-1916). Halk hikayeleri ve halk masalları dinleyerek geçirdiği çocukluğu, Halit Ziya Uşaklıgil’e edebiyat sevgisini kazandırdı. Öğrendiği Fransızca ile, Batı edebiyatlarını siyasal gelişmeleri izliyordu. Bir ara İzmir’de Nevruz adlı bir fikir gazetesi çıkardı. Burada modern Fransız edebiyatından çeviriler yayımladı. Ardından Recizade Mahmud Ekrem’in ilgisiyle Servetifünun yazarları arasına katıldı. En verimli eserlerini budan sonra yazdı. Edebiyat-ı Cedide Akımının aranan önemli bir imzası oldu.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI: VURUN KAHPEYE
KİTABIN YAZARI: HALİDE EDİP ADIVAR
YAYINEVİ: İNKILAP YAYINEVİ
BASIM YILI: 1988


KİTABIN KONUSU:
Kurtuluş Savaşı sırasında bir öğretmenin yobazca düşünceler tarfından sonunun ölüme kadar gitmesini takip eden hikayesi anlatılıyor.

KİTABIN ÖZETİ:
Aliye, Fransız Lisesi’ni bitirmiş ve öğretmenlik için gönüllü olmuş çağdaş bir bayandır.ilk tayin yeri olarak bir köye gitmiştir. Buradaki diğer öğretmenler başı örtük kimselerdir ve Aliye’yi görünce bayağı yadırgamışlardır. Hatta bu konuda bazı uyarılar bile almıştır. Bir gün bir öğrencisi ile olan probleminden dolayı velisi ile tartışmıştır. Bu kişi ise köyün zenginlerindendir ve nedense Aliye’den hoşlanmıştır. Aliye her defasında onu başından savmıştır. Aliye Tahsin Bey diye bir subay ile tanışmıştır kısa sürede de birbirlerinde hoşlanmaya başlamışlardır. Bu durum köyün hocası Hacı Fettah Efendi’nin kulağına kadar gitmiştir. Bu iş hacının hoşuna gitmez ve köyde asılsız dedikodular çıkartmaya başlar. Kendini her ne kadar hacı olarak saydırsa da aslında bu adam Yunan generalleri ile anlaşma yapabilecek kadar da haysiyetsiz biridir. Bir gün Tahsin Bey cephede yaralanır ve Aliyelerin evine gelir Aliye de onu bu durumda bırakmaz ve bir süre evde ona bakar. Köylü bu durmu Hacı Fettah’a bildirir. Hacı Fettah ise “kahpe evine erkek almış” diyerek köylüleri galyana getirmiştir. Ve Aliye’yi zorla evinden çıkararak köyün meydanına saçından sürüyerek götürürler. Ve orada da insan dışı bir şekilde sopalarla döverek Aliye’yi öldürüler.

KİTABIN ANAFİKRİ:
Asıl korkulması gereken kişiler, insanların dinini istismareden yobaz zihniyetlerdir.

KİTAPTAKİ OLAY7LARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Başlıca iki karakter vardır:
Aliye: İyi bir eğitim görmüş çağdaş bir Türk öğretmenidir.
Hacı Fettah Efendi: Halkın dini duygularını istismar ederek onları kullanan sahte bir hacıdır.

KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kurtuluş Savaşı sırasında köylümüzün ne tür insanların aklına kanıp cahillikler yaptıklarını anlatan trajik bir hikayedir. Klasik olan bu hikayenin herkes tarfından okunmasını iseterim.

YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİLER:

Halide Edip Adivar (1884-1964)
Türk romanci. Siyasal alanda da etkinlik göstermistir.
Istanbul'da dogdu. Kimi kaynaklara göre dogum yili 1884'tür. Ingiliz terbiyesiyle yetismesini isteyen babasi onu Üsküdar Amerikan Kiz Koleji'nde okuttu. Orada Riza Tevfik'den (Bölükbasi) Fransiz edebiyati dersleri aldi ve Dogu'nun mistik edebiyatini dinledi. Sonradan evlendigi Salih Zeki'den de matematik dersleri aliyordu. Koleji 1901'de bitirdi. 1908'de gazetelere yazmaya basladigi kadin haklariyla ilgili yazilardan ötürü gericilerin düsmanligini kazandi. 31 Mart Ayaklanmasi'nda bir süre için Misir'a kaçmak zorunda kaldi. 1909'dan sonra egitim alaninda görev alarak ögretmenlik, müfettislik yapti. Balkan Savasi yillarinda hastanelerde çalisti. Gerek bu çalismalari, gerekse müfettisligi sirasinda Istanbul semtlerini dolasmasi, ona çesitli kesimlerden insanlari tanima firsatini verdi. 1919'da Sultanahmet Meydani'nda, Izmir'in isgalini protesto mitinginde yaptigi etkili konusma ünlüdür. 1920'de Anadolu'ya kaçarak Kurtulus Savasi'na katildi. Kendisine önce onbasi, sonra da üstçavus rütbesi verildi. Savasi izleyen yillarda Cumhuriyet Halk Firkasi ve Atatürk ile siyasal görüs ayriligina düstü. 1917'de evlenmis oldugu ikinci kocasi Adnan Adivar ile birlikte Türkiye'den ayrildi. 1939'a kadar dis ülkelerde yasadi. O yillarda konferanslar vermek üzere Amerika'ya ve Mohandas Gandi tarafindan Hindistan'a çagrildi. 1939'da Istanbul'a dönen Adivar 1940'ta Istanbul Üniversitesi'nde Ingiliz Filolojisi Kürsüsü baskani oldu, 1950'de Demokrat Parti listesinden bagimsiz milletvekili seçildi. 1954'te istifa ederek evine çekilmis ve 1964'te ölmüstür.
Adivar'in Seviye Talip (1910), Handan (1912) ve Son Eseri (1913) gibi ilk romanlari ask öyküleri anlatan yapitlardir. Yazar kahramanlarini yakip yikan bir sevgiyi dile getirmek istedigi için kisilerin iç dünyasina yönelir ve bu sevginin zamanla bir tutkuya dönüsmesini sergiler. Bu yapitlarin önemli özelligini, birbirine benzeyen ve ondan önceki Türk romanlarinda bulunmayan kadin kahramanlarda aramak dogru olur. Yazarin asil amaci kadin kahramanlarin kisiliklerini erkeklerin gözüyle degerlendirmek oldugu için, romanlarinin anlaticisi olarak bu kadinlara âsik erkekleri seçer ve firtinali bir ask öyküsünü onlarin ani defterlerinden ya da mektuplarindan anlatir. Erkek (bazen kadin da) evli oldugu için, kaçinilmasi olanaksiz bir iç çatisma, romanlarin moral sorununu olusturur ve roman ya kadinin ya da erkegin ölümüyle biter. Adivar'in, biraz kendi oldugunu iddia edilen bu kadin kahramanlari, yazarin o dönemde ideal saydigi Türk kadinini temsil ederler. Seviye Talipler, Handanlar, Kâmuranlar her seyden önce güçlü kisiligi olan, haklarini savunan, Bati terbiyesi almis, ama Batililasmayi giyim kusamda aramayan, resim ya da müzik gibi bir sanat alaninda yetenek sahibi, yabanci dil bilir, kültürlü ve çekici kadinlardir.
Adivar 1910 yillarinda Ziya Gökalp, Yusuf Akçura ve Ahmet Agaoglu ile birlikte Türk Ocagi'nda çalismaya basladiktan sonra yazdigi Yeni Turan adli romaninda (1912) yurt sorunlarina egilir. II. Mesrutiyet döneminde geçen bu ütopik romanda, Yeni Turan adli idealist bir partinin program ve çalismalarini anlatirken yeni bir Türkiye'nin hangi saglam temellere oturtulmasi gerektigi hakkinda o zamanki görüslerini açiklamak firsatini bulur. Atesten Gömlek (1922) ve Vurun Kahpeye (1923) romanlarinda Kurtulus Savasi sirasinda Anadolu'da tanik oldugu olaylari, direnisleri, kahramanliklari, ihanetleri anlatirken kendi gözlemlerinden yararlandigi için daha gerçekçidir. Bununla birlikte, bir ask sorununun asildigi bu yapitlarda da yüceltilmis kadin kahraman yerini korur. Ancak simdi, yine olagan disi bu kadin, öncekiler gibi bireysel sorunlarla sarsilan kültürlü bir sanatçi olarak degil, milli dava pesinde erdemlerini kanitlayan ya da Anadolu'da düsmana karsi savasan bir yurtsever olarak çikar karsimiza.
Adivar'in ilk yapitlarinda Türk okuruna sundugu bir yenilik yarattigi bu kadin imgesidir. Bu imge toplumda birbirine karsit olarak algilanan degerleri uzlastirdigi için önemliydi. Osmanli -Islam geleneklerine göre ev kadini olarak yetistirilmis basit ve cahil kadin, o dönemin aydin kesiminin gözünde geri kalmis bir uygarligin simgesi gibiydi. Öte yandan Batililasmis "asri" kadin da köklerinden kopmus, degerlerini sasirmis, namus anlayisi kusku uyandiran bir kadindi. Adivar'in kahramanlari iste bu çeliskiyi kendilerinde uzlastirmakla bir özleme cevap veriyorlardi. Çünkü bunlar hem Batililasmis hem de milli degerlerine bagli kalmis, hem serbest hem de namus konusunda çok titiz, ahlaki saglam kadinlardi. Gerektiginde bir erkek gibi spor yapan, ata binen bu kadinlar üstelik disiliklerini de korumayi basarmislardir.
Adivar'in en ünlü romani Sinekli Bakkal'da (1936) ileri bir adim attigini, yeni bir asamaya vardigini görürüz. Ilk romanlarinin olay örgüsü bir iki kisi arasindaki bireysel iliskilere bagli olarak gelisirken, II. Abdülhamid dönemindeki Türk toplumunun panoramik bir tablosunu sergileyen Sinekli Bakkal'in olay örgüsü siyasal, düssel, toplumsal sorunlarla örülmüs olarak gelisir. Romanin okuru en çok çeken yönü de fakir kenar mahallesi, zengin konaklari ve saray çevresiyle II. Abdülhamid zamaninin Istanbul'u anlatmasidir. Ne var ki yazarin amaci bir dönemin Türk toplumunu yansitmak degildir yalnizca. Bu felsefi romanda çevrelerin bir islevi de belli degerlerin temsilcisi olmaktir. Sinekli Bakkal mahallesi gelenekleri ve insancil degerleri sürdüren halk kesimini; Genç Türkler'den Hilmi ve arkadaslari devrimci aydinlari; saray çevresi ise, yozlasmis yönetici kesimi temsil eder. Roman iki kisma ayrilmistir. Birinci kismin ana temasi Abdülhamid'in istibdat idaresi karsisinda siddete basvurarak devrim yapmanin geçerliligi sorunudur. Gerçi Adivar içtenlikle ezilen halktan yanadir, ama gelenekçiligi ve savundugu mistik dünya görüsü siddete basvurarak devrim yapmayi onaylamasina izin vermez. Romanda II. Mesrutiyet'in ilani "asirlarin kurdugu müesseselerin köklerini" söken, "içtimai ve siyasi nizam ve intizami" altüst eden bir devrim olarak nitelenir. Dogru tutum Mevlevi tarikatindan Vehbi Dede'nin yaptigi gibi "herhangi bir hayat firtinasini sükûnetle seyretmek"tir. Yazar devrimden degil evrimden yanadir. Romanin ikinci kisminda yozlasmis saray çevresi sergilenirken ana tema olarak Rabia ile Peregrini iliskisi gelisir ve evlilikle son bulur. Bu evliligin simgesel anlami Bati ile Dogu'nun bilesimi olarak yorumlanmistir. Ama Peregrini'nin "öyle basit ve insani ananeler" dedigi geleneklere bagli Sinekli Bakkal mahallesindeki cemaat yasamina hayran olmasi, Müslümanlik'i kabul ederek Rabia ile evlenmesi ve mahalleye yerlesmesi, daha çok Dogu degerlerinin üstünlügüne isaret sayilmaktadir. Ne var ki yazar, Rabia ile Peregrini'nin sevisip evlenmelerine inandirici bir hava verememistir. Farkedilir ki, olaylar yazarin kafasindaki bir görüsü dile getirmek için tertiplenmekte ve Dogulu kadin ile Batili erkek yazarin tezi geregi sevistirilip evlendirilmektedirler. Birinci kisimda olay örgüsünün dogal gelisimi, farkli dünya görüslerine sahip kisiler arasindaki çatismadan dogan gerilim ve dramatik sahneler, ikinci kisimda yerlerini, zorlama izlenimi veren bir iliskiye ve saray çevresinin tanitilmasina birakinca romanin sanatsal düzeyi düser.
1943'te CHP Ödülü'nü alan Sinekli Bakkal Türkiye'de en çok baski yapan roman olmustur. Sinekli Bakkal'i izleyen romanlarin ise yazarin ününe katkida bulunacak nitelikte olduklari söylenemez.
Adivar çesitli alanlarda etkinlik göstermis, siyasal ve toplumsal konularda da hem Türkçe, hem Ingilizce kitaplar yazmis, Ingilizce'den Türkçe'ye çeviriler yapmistir. Zamaninin dis ülkelerde en çok taninan Türk yazari olmustur. Yapitlarindan kimileri Ingiliz, Fransiz, Alman, Rus, Macar, Fin, Urdu, Sirp, Portekiz dillerine çevrilmistir.
YAPITLAR: Roman: Heyula, 1909; Raik'in Annesi, 1909; Seviye Talip, 1910; Handan, 1912; Yeni Turan, 1912; Son Eseri, 1913; Mev'ud Hüküm, 1918; Atesten Gömlek, 1923; Vurun Kahpeye, 1923; Kalb Agrisi, 1924; Zeyno'nun Oglu, 1928; Sinekli Bakkal, 1936; Yolpalas Cinayeti, 1937; Tatarcik, 1939; Sonsuz Panayir, 1946; Döner Ayna, 1954; Akile Hanim Sokagi, 1958; Kerim Ustanin Oglu, 1958; Sevda Sokagi Komedyasi, 1959; Çaresaz, 1961; Hayat Parçalari, 1963; Öykü: Harap Mabetler, 1911; Daga Çikan Kurt, 1922; Kubbede Kalan Hos Seda, (ö.s) 1974; Oyun: Kenan Çobanlari, 1916; Maske ve Ruh, 1945; Ani: Türkün Atesle Imtihani, 1962; Mor Salkimli Ev, 1963; Diger Yapitlar: Talim ve Terbiye, 1911; Turkey Faces West, 1930; Conflict of East and West in Turkey, 1935; Inside India, 1937; Türkiye'de Sark-Garp ve Amerikan Tesisleri, 1955; Ingiliz Edebiyat Tarihi, 3 cilt, 1940-1949; Doktor Abdülhak Adnan Adivar, 1956.

[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI

SOFİ’NİN DÜNYASI

KİTABIN YAZARI
JOSTEIN GAARDER
YAYIN EVİ VE ADRESİ

PAN YAYINCILIK/İSTANBUL
BASIM YILI
1997




1.KİTABIN KONUSU:

BM taburunda binbaşı olarak görev yapan Albert Knag’ın okullarda verilen felsefe eğitimi yetersiz ve toplumun felsefenin önemini yeterince brnimsememesinden dolayı Sofi adındaki bir kızın felsefe tarihi içindeki heyecanı ve bir o kadar da düşündürücü olan serüvenini yer aldığı felsefe tarihi üzerine bir roman yazıp bunu onbeşinci yaş gününde kızı Hilde’ye armağan etmesi anlatılmaktadır.

2.KİTABIN ÖZETİ:

Yaşamının diğer insanlarınkinden pek bir farkı olmayan ve onbeşinci yaş gününe girmeye hazırlanan Sofi okulden eve döndüğü sırada posta
kendi adına bırakılmış ve kimden geldiği belli olmayan sarı bir zarf bulur. Şaşırmıştır. Çünkü kimden geldiği belli değildir ve pul yapıştırılmamıştır. Zarfı açtığında kendisi kadar küçük bir kağıt bulur ve kağıtta şöyle yazar:” Kimsin ?” bunun üzerine kim olduğu konusunda düşünmeye başlar. Belkide bu gizemli olay Sofi için sonun başlangıcı olacaktır.
Bu esrarengiz mektup olayı tek bir zarfla kalmaz. İlerleyen günlerde Sofi her birinin içinde değişik ve düşündürücü soruların bulunduğu zarfları posta kutusunda bulmayabaşlar. Sofi artık iyice heyecanlanmıştır ve mektupların kimden geldiğini araştırmaya koyulur. Bir gün mektubu bir köpek tarafından posta kutusuna bırakıldığını görür ve tüm bu olaylar karşısındaki şaşkınlığı iyce artar.
Yeni gelen zarflarda sorularla beraber felsefenin başlangıcına ve ilk filozoflara dair bilgiler yer almaktadır. Sofi artık bunun bir oyun olmaktan ötesistemi, mekanı ve öğretmene ilginç ve bir o kadfar da gizemli olan felsefe kursundan başka birşey olmadığın farkına varır.
Varoluş filozof olmanın sırları, mitler, doğu filozofları. Demokritos derken felşsefe kursunun kurucusu ve tek öğretmen olan Alberto Knox kimliğini SofiYe açıklar. Bu mektupları kader ,Sokrates ve ilk medeni kent olan Atina izler.
Kimi zaman mektuplardaki ipuçlarından yola çıkarak Sofi değişik zaman ve yerlerde akıl almayacak olaylarla karşılaşır. Evinde kırmızı bir ipek eşarf, kolye ,bozuk para ve en önemlisi ilkj olmayacak yerlerde karşısınaçıkan “ Sofi Amundsen eliyle Hilde Möller Knag” yazılı doğumgünü davetiyeleri… Sofi, Atina’nın yer aldığı mektubu okurken yatağının altında bir video kasedi bulur. Hiç vakit kaybetmeden videoyu izlemeye başlar. İşte karşısındaki yaşlı ve sevimli adam Alberto Knox’dur. Adam Sofi’ye Atina’yı anlatmaya ve eski yapıtla-rı göstermeye başlar ama imkansız olan bir şey vardır. Nasıl oluyorda bu yapıtlar karşısında bu kadar yeni durabiliyor? Bunu yapamaya kimsenin parasının ve gücünü yetmyeceğini düşünür. Ardından hiç akıl almayacak bir şey olur ve Sofi bu esrarengiz filmin içöinde bulur. Alberto ile tanışır o da onu bir yere götürüp Platon’la tanıştırır. Sofi artık rüya mı değil mi diye düşünmeye başlar.
Felsefe kursunun iyice kabullenmiş ve olayları akışına bırakmıştır. Aristoteles,Helenizm , aydınlanma çağı, Darwin ve tüm bunları öğrenirken karşılaştığı değişik insanlar, konuşan hayvanlar, doğum günü kartları…
Yaşadığının bir rüya olmadığının fakat yaşamının bir rüyadan farklı olmadığının ve sanki birisi tarafından yönetiliyormuş olduğunun farkına varan talihsiz Sofi, Alberto ile bu işin içinden çıkılmaz duruma bir son vermeyi kararlaştırır. Bunun üzerine Alberto, Sofi’nin az da olsa tahmin edebileceği bir konuyu açıklığa kavuşturur.Kendilerinin aslında var olmadıklarını, tüm bu doğum günü kartlarını yazan binbaşının aklındaki elektromanyetik dalgalardan başka birşey olmadıklarını ve kızına doğum gününde verecek olduğu felsefe kitabının kahramanı olduklarını anlatır.

3.KİTABIN ANAFİKRİ:
İnsanlar dünyayı oldukları gibi kabullenmeyip var oluşlarını, kim olduklarını, neden ve nasıl yaşamaları hakkında düşünmelidir.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

Albert Knag: Kızının yaş günü hediyesi için ‘Sofi’nin Dünyası’ adlı kitabı yazan binbaşı
Hilde: Binbaşının kızı.
Alberto Knox: Binbaşının yazdığı kitaptaki felsefe kursunu öğretmeni.
Sofi: Alberto ile birlikte binbaşının aklında varolan ve gerçek olmaya çalışan, ayrıca Hilde gibi onbeşinci yaş gününe girmeye hazırlanan bir genç kız.

5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

Felsefeye ilgi duymayanlar için sıkıcı olmaktan öteye geçemeyen fakat ilgi duyanlar için ellerinden düşüremeyeceği, felsefe tarihi üzerine yazılan bu romanda yazar kitabın gençlere de hitap etmesi için ağır bir dil kullanmahtan kaçınmıştır. Kitabın felsefeyle uğraşmaya yeni başlayanlar için yararlı olacağına inanıyorum.

6.YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ:

1952 : 8 Ağustos’ta Oslo’da doğdu. Annesi öğretmendi ve çocuk kitapları yazarıydı. Babası kolej müdürlüğü yapıyordu.
1971 :OtoKatedrak Okulu’nu bitirdi.
1974 :Evlendi.
1976 ve 1983 : İki oğlu oldu.
1976 : Oslo Üniversitesi’nde Norveççe, düsünce tarihi üzerine lisans eğitimini tamamladı.
1981 :Ailece Bergen’e yerleştiler:m On yıl boyunca kolejde felsefe ve edebiyat öğretmenliği yaptı.
1991 : Tam zamanlı yazar oldu.
1994 :oslo’da yaşamaya başladı.

[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI

GÜLNİHAL
KİTABIN YAZARI
NAMIK KEMAL
YAYIN EVİ VE ADRESİ
BERİKAN YAYINLARI/ANKARA
BASIM YILI
2000


1.BASIM YILI :
Mal ve iktidar kavgası içindeolan kişinin etrafa zararlarını ve entrikaları ve bunların sonucunda çıkan olayları halka zararları.

2.KİTABIN ÖZETİ:
Gülnihal İsmet’in kendisini dikket etmesini söyler.Muhtar Bey’in canı gerçekten tehlikededir.Gülnihal bunları yıllardır kazandığı tecrübelere dayanarak anlatır.Muhtar ve İsmet’in akrabaları iktidar ve toprak hırsı için herşeyi yapabilecek düzeyde insanlardır.İsmet Hanım bunlara inanmak istemez.
Gülnihal ‘de köle olmadan önce bir bey kızdır ve onunda İsmet Hanım gibi bir sevdiği vardır.Gülnihal ‘in de düşmanları muhtar bey gibi akrabalarıdır ve sonunda sevgilisini öldürürler.Gülnihal bu nedenle ölmeyi çok ister ama akrabaları onu köle niyetine satarlar.Gülnihal’I gemiyle başka yere götürürler.Bu sırada çok işkence ederler.Sonunda şimdi bulundugu yere satılır.Burada yaşarken onu köle niyetine satan adamı öldürür.
Gülnihal İsmet’lerin evine ilk önce dayısının ölümünü hazırlamak için girer,ama İsmet’in annesi ana öyle iyi davranır ki Gülnihal ‘in tüm yaraları sarılır.Gülnihal o günden beri annesi için çalışır.Dayısını herşeye rağmen öldürürler.Çok geçmeden arkadan anneside ölür.Bu günden sonraİsmet’I kızı gibi sever ve korur.Gülnihal İsmet’e söylediklerini aynen Muhtar Beyede anlatır.Muhatar’da İsmet gibi inanmak istemez.Akrabalarından böyle bir şey beklemez.Gülnihal Sancak Beyi olan Kaplan Paşanın ismet’I sevdiğini fakat onu sadece miras için ve Muhtar beyden intikam almak için sevdiğini söyler.Muhtar bey çok cesur olduğu için ve halk tarafınadan çok sevildiği için KaplanPaşa onu öldürmek ister.
Muhatr bey her zamanki gibi kendisine çok güvenir ve bunu başaramayacaklarını,halkın buna izin vermeyecegini söyler.Gülnihal’de tarihte olduğu gibi halkı para ve tahtitlerle susturabileceklerini söyler.Gülnihal Muhtardan başa geçmesini ve halkı kurtarmasını ister;ama Muhtar Bey bunu kan dökerek yapmak istemez.İsmet’te buradan gitmek istediğini ,Gülnihal’in haklı olabileceğini düşünür.Tam bunlar konuşulurken konağı basarlar ve Muhtar’I tutuklarlar.Giderken İsmet’e Paşanın mektubunu bırakırlar.Mektubta saraya gelmesi gerektiği aksi takdirde Muhtar’ın ölebileceği yazılıdır.
Paşa sonunda muardaına ermiş Muhtarı tutuklamış ve İsmet’I saraya gelmeye zorunlu kılmıştır.Paşanın annesi Muhtar’ın ve İsmet’in ölmesi taraftarıdır ama Paşa tam tersine ikisinde yaşamasını ister.İsmat’le evlenerek Muhtar’I kahret meyi düşünür.Paşo hanım herşeye rağmen İsmet’in yanına gider ve onu oğluna ister.İsmet’te aklına gelen herşeyi söyler ve evlenmeyi istemez.Bu sırada Paşa içeri girer,İsmet aynı şeyleri Paşa’yada söyler ve bayılır.Paşa bu hareketinden dolayı onu cezalandırmak ister.Gülnihal bu arada devreye girer ve onu ikna edecgini söylerek Gülnihal’I kurtarır.Paşa bunu sonucunda işine geri döner ve Muhtar Beyi huzuruna çağırır.Zülfikar Ağa,Paşanın tüfekçi başı,onun hemen öldürülmesi gerektiğini söyler.Züfikar Ağa ,Paşa’nın adamı olaraka görünsede aslında kardeşinin intikamını almak için yaşayan bir adamdır.
Rıdvan’ın yardımıyla Gülnihal ve İsmet zindana girereler.Muhtar Bey İsmetle konuşmak istemez ve ona hakaret dou sözler söyler.Bu sırada brinin geldiğini ögrenirler ve İsmet hemen pencereden kaçar.Gelen ZülfiakarAğadır.ZülfiakarAğa zamanında Gülnihal’le evlenmek ismemiş fakat Kabul edilmemiştir.Gülnihal muhatar’I kurtardıgı zaman onu sevebileceğine yemin eder.Zülfiakar Ağa zaten Muhtar’I kurtarıp onu başa geçirmekte kararlıdır.
Paşanın yakın adamlarından Kara Veli Zülfiakar Ağadan yeğeni ,Bayram’ın ve ahaliden Cafko’nun salıverilmesini ister ve aynı zamanda karısına eziyet ettiği bilinen Raşit’in ülfiakar Ağa onu oyalar ve onun sadece bir bölgede kalmasını sağlayarak onun tehlike olmasını engeller.
Zülfikar Ağa Kara veli tehlikesinden kurtulduktan sonra hemen Muhatar’ın yanına koşar.Onunla konuşmaya başlar.Onun kurtulup yerine iki masum kişyi öldüren birinin öldürülmesini kararlaştırır.Gecenın geç saatlerinde Muhtar ve onunla bir kaç kişi daha serbest bırarakılır.Serbest bırakılırken hayatta olduguna dair bir kağıt alır bu onun gülnihal’e karşı ispatı olacaktır.
Muhatar o günden sonra belli bir süre sakalnır.Bu sırada İsmet muhtar’ın öldüğünü sanır.Muhatar ve yandaşlatrının buluşacağı gün gelmiştir.Akşam vakitlerinde Muhtar Bey,hakim ,Raşit ve ileri gelenlerden Zeynel ,Şemsettin,Behram,Sinan ,Hayri beyler toplanır.Bunalrın yanında ahaliden birçok kişide onlara eşlik eder.Bu olaylar gelişirken Paşa ,annesiPaşo hanımı öldürür,Raşit karısının intikamını alır ve Kara Veli’yi zehirler.Muhtar ve yandaşları buldukalrı cephaneyi ve neler yapabileceklerini anlatırlar.Planlar hazırlanır.Paşa belli saatlerde her akşam İsmet hanım’ın yanına gider ,Paşayı bu arada tutmayı planlarlar.Muhtar İsmet’e olan kininden dolayı isteksiz davranmaktadır ama ahali ve ismet’I tanıyanlar olayları anlatınca İsmetin haklı olduğunu anlar ve daha çok hırslanır.
İleri gelenler ve halk Muhtar’I Sancak beyi olarak seçmek isterler;ama Muhtar bunu babadab oğla geçen bir sistemi istemedigi için istemez.Halk bunu sadece bir deyiş olduğunu aslında dürüst ve cesur olduğu için onu seçemek istediklerini anlatırlar,bunun üzerine kabul eder.
O gece gelmiştir.Artık intikam vakti gelmiştir.Bekledikleri gibi Paşa odaya girer.İsmet,Paşa gelemden yaptıkları konuşmalrda Muhtar’ın ölmediğini anlar,ama durumu belli etmemesi gerekir.Paşa içeri girdiğinde artık zamanın dolduğunu ve yarım saat içinde İsmet’le nikahlanmak istediğini söyler.Gülnihal ve İsmet buna şiddetle karşı çıkar ve zaman isterler.;ama Paşa bunu kabul etmez.Gülnihal ,Paşayla İsmet’in arasına girmek ister fakat Paşa onu hançerler ve odanın dışına atar.Paşa tekrar İsmet’le konuşmaya haırlanırken Muhtar ve adamları odaya girerler ve Paşayı tutuklaralar.Paşa’nın infaz emri Padişahtan gelmiştir.Zülfiakar Ağa bunu kimseye bırakmaz ve dışarıda hemen infazını gerçekleştirir.ZülfiakarAğa Gülnihal’I arar ama bulamaz.Onun yaralı olduğunu unutmuşlardır.Hemen yanına koşarlar.Gülnihal görevinin bittiğini söyler ve Zülfikar Ağaya döner”seni sevmeye yemn etmiştim ama olmadı sen beni affet “der .Zülfikar Ağa bunun üzerine koşarak odayı terkeder.
Gülnihal görevini yaptığı için ve 16 yıldır hayaliyle yaşadığı eine ihenet etmediği için çok mutludur.Hfifçe ayağa kalkmaya çalışır ve bu sırada ona yaklaşan İsmet’in kucağına düşer ve ölür.



3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Mal ve iktidar hırsının kötü sonuçlar ve iyilerin galibiyeti.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

ŞAHISLAR:

Kaplan Paşa :Sancak Beyi
Muhtar Bey :Kaplan Paşa’nın amcası oğlu
Hilmi Efendi :Hakim
Zeynel Bey :Sancak beyliği’nin ileri gelenlerinden.
Şemsettin Be y :ileri gelenlerden

Berham Bey :ileri gelenlerden
Sinan Bey :ileri gelenlerden
Hayri Bey :ileri gelenlerden
Kara Veli Tongueaşanın yakın adamlarından
Zülfiakar Ağa :Tüfekçi başı
Rıdvan :zindancı
Çakır : mezarcı
Hacı Hüsrev :ahaliden
Raşit : ahaliden
Selim : ahaliden
Cafko : ahaliden
Mestan : ahaliden
Bir ihtiyar : ahaliden
Paşo Hanım :Kaplan paşanın annesi
İsmet Hanım :Kaplan paşanın ve Muhtar beyin amcası kızı
Gülnihal :İsmet hanımın dadısı
Yadigar : Kaplan paşanın cariyesi

Bir kadın,iki çoçuk celladlar,cariyeler,ahali.

Kitata ana karakterler:Gülnihal,Muhtar Bey,İsmet,Paşa,Paşo Hanım,Zülfikar Ağa’dır.Olaylar ilk önce kötülerin galibiyeti gibi görünsede sonunda iyiler kazanmıştır.

5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitap tiyatro türünü ban sevdirdi.Yazıldıgı zamandaki hak olaylarını cok iyi yansıtmış ve bunu çok iyi örneklerle bizlere benimsetmiştir.Tasvirler ve benzetmeler olaylara canlılık katmış ve o anların gözlerde canlanmasına yardımcı olmuştur.Kitabı iyi dersler alarak bitirdim,ve bu nedenle herkesin okumasını isterim.Bu olaylar günümüzde de iktidar kavgası nedenıyle meydana gelmektedir.İktidar ve mal hırsı insanlara şeytanın kölesi halin e getiriyor.Bu düşüncelerde olan kimseler etrafındaki herkesi kaybetmeyi umursamaz hale geliyorlar.Benim tek dileğim insanların para ve iktidara tapmamaları ,bunları sadece insanların iyi hayat sürmeleri için kullanmalarıdır.Umarım bu kitabı okuyanlar bunun farkına varırlar.

6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:

Namık KEMAL

Tanzimat devri şairlerinden
Doğum/Ölüm: 21 Aralık 1840-2 Aralık 1888
Doğum Yeri: Tekirdağ
Biyografi
Çocukluğunu dedesi Abdüllatif Paşa’nın yanında Kars ve Sofya’da geçiren, özel bir öğrenim gören Namık Kemal, İstanbul’a geldikten sonra (1857), Tercüme Odası’na memur oldu (1863). Şinasi ile tanıştı. Tasvir-i Efkar gazetesine yazılar yazmaya başladı. Şinasi, Paris’e gidince (1865) gazeteyi o çıkardı, istibdatla savaşan Yeni Osmanlılar Cemiyeti üyelerinin İstanbul’dan uzaklaştırılmaları karşısında Ziya Paşa ile Paris’e kaçtı (1867), Londra’da yine Ziya Paşa ile Hürriyet gazetesini çıkardı (1868), İstanbul’a dönünce (1870) arkadaşlarıyla İbret gazetesini çıkarmaya başladı, az sonra mutasarrıf olarak Gelibolu’ya gönderildi, azledilince yine İstanbul’a geldi. Vatan Yahut Silistre piyesinin Gedikpaşa Tiyatrosu’nda temsilinin yarattığı heyecan üzerine (Nisan 1873), Kıbrıs’ta Magosa zindanına sürüldü (9 Nisan 1873), Abdülaziz’in tahttan indirilmesiyle siyasi mahkumlar affedilince, 38 ay kaldığı Magosa’dan İstanbul’a döndü (Mayıs 1876), Kanun-i Esasi Encümeni’nde çalıştı, Midilli Adası’na sürüldü (1877), sonra oraya mutasarrıf oldu (1879), görevi Rodos (1884) ve Sakız (1887- ) Adalarına nakledildi.

Namık Kemal edebiyatın hemen her türünde, geniş yankılar yaratan eserleriyle Tanzimat devrinin en gür sesli şairi, en önemli dava ve sanat adamı oldu. Genel olarak şekil ve ifade bakımlarından eskiye bağlı, ruh ve özce yeni şiirleriyle vatan, millet, hürriyet ideallerini aşılarken, makale, piyes, mektup ve tenkitleriyle de sosyal alanda eğitici kudretini gösterdi, hep toplum için sanat ilkesine bağlı kaldı.

Her eserinin günümüzde de bir çok ve değişik baskıları yapıla gelen Namık Kemal’in şiirleri ilk kez Sadettin Nüzhet Ergun tarafından toplanmıştı:

Namık Kemal/Hayatı ve Şiirleri (1933), Oyunları: Vatan Yahut Silistre (1873), Zavallı Çocuk (1873), Akif Bey (1874), Gülnihal (1875), Celaleddin Harzemşah (1885), Karabela (1910, yeni baskısı yok)

Romanları: İntibah (Uyanış, 1876), Cezmi (1880)

Tenkit eserleri (eleştiriler): Tahrib-i Harabat (1885), Takib (1885), Renan Müdafaanamesi (yeni b. 1962). Prof. Kaya Bilgegil’in bir monografisi de (Harabat Karşısında Namık Kemal, 1972) Ziya Paşa’nın Harabat antolojisine karşı Namık Kemal’in görüşlerini açıklar.
Kanije (1874), Silistre Muhasarası (1874,1946) gibi tarih ve biyografi kitapları arasında en tanınmışları: Osmanlı Tarihi (yeni b. üç cilt, 1971-1974) ile Büyük İslam Tarihi (yeni b. 1975)’dir. Namık Kemal, Selahaddin-i Eyyubi, Fatih Sultan Mehmed, Yavuz Sultan Selim’in hayatlarını da Evrak-ı Perişan (dağınık yapraklar, 1871) adlı bir kitapta toplamıştı, Yavuz Sultan Selim de yeniden basıldı (1968)

Mektupları: Daha önce Hususi Mektuplarına Göre Namık Kemal ve Abdülhak Hamid (1949) kitabını çıkarmış olan Fevziye Abdullah Tansel, bu kez Türk Dil Kurumu için, şairin bütün mektuplarını dört ciltte topladı. Namık Kemal’in Hususi mektupları genel başlığını taşıyan bu dizinin basılmış ilk cildi (1967) İstanbul, Avrupa ve Magosa’dan yazılmış 213 mektubu, ikinci cilt ise (1969) İstanbul ve Midilli mektuplarını (231-426. mektupları) kapsıyor. Ömer Faruk Akün de Namık Kemal’in Mektupları (1972) adlı bir eser yayınladı

Hakkında, pek çok kitap arasında Namık Kemal/Hayatı ve Eserleri (1948) adlı çalışma, prof. Mehmed Kaplan’ın doktora tezidir. Mustafa Nihat Özön’ün Namık Kemal ve İbret Gazetesi (1938) kitabında makalelerinden seçmeler toplanmış. Baha Dürder de şairin romanları üzerine bir inceleme yayınlamıştı: Namık Kemal’in Romanları (1940).
Eserleri
ŞİİR KİTABI;
Namık Kemal/Hayatı ve Şiirleri (1933)


OYUNLARI;
Vatan Yahut Silistre (1873)
Zavallı Çocuk (1873)
Akif Bey (1874)
Gülnihal (1875)
Celaleddin Harzemşah (1885)
Karabela (1910)


ROMANLARI;
İntibah (Uyanış, 1876)
Cezmi (1880
ELEŞTİRİLERİ;
Tahrib-i Harabat (1885)
Takib (1885)
Renan Müdafaanamesi (yeni b. 1962)


TARİH - BİYOGRAFİ;
Kanije (1874)
Silistre Muhasarası (1874,1946)
Osmanlı Tarihi (1971-1974)
Büyük İslam Tarihi (yeni b. 1975)
Evrak-ı Perişan (dağınık yapraklar, 1871)
Yavuz Sultan Selim (yeni b. 1968)


MEKTUPLARI;
Namık Kemal ve Abdülhak Hamid (1949)
Namık Kemal’in Hususi mektupları:
İlk cilt (1967)
İkinci cilt (1969
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI GÜLNİHALKİTABIN YAZARI NAMIK KEMALYAYIN EVİ VE ADRESİ BERİKAN YAYINLARI/ANKARABASIM YILI 20001.BASIM YILI:Mal ve iktidar kavgası içindeolan kişinin etrafa zararlarını ve entrikaları ve bunların sonucunda çıkan olayları halka zararları.2.KİTABIN ÖZETİ: Gülnihal İsmet’in kendisini dikket etmesini söyler.Muhtar Bey’in canı gerçekten tehlikededir.Gülnihal bunları yıllardır kazandığı tecrübelere dayanarak anlatır.Muhtar ve İsmet’in akrabaları iktidar ve toprak hırsı için herşeyi yapabilecek düzeyde insanlardır.İsmet Hanım bunlara inanmak istemez. Gülnihal ‘de köle olmadan önce bir bey kızdır ve onunda İsmet Hanım gibi bir sevdiği vardır.Gülnihal ‘in de düşmanları muhtar bey gibi akrabalarıdır ve sonunda sevgilisini öldürürler.Gülnihal bu nedenle ölmeyi çok ister ama akrabaları onu köle niyetine satarlar.Gülnihal’I gemiyle başka yere götürürler.Bu sırada çok işkence ederler.Sonunda şimdi bulundugu yere satılır.Burada yaşarken onu köle niyetine satan adamı öldürür. Gülnihal İsmet’lerin evine ilk önce dayısının ölümünü hazırlamak için girer,ama İsmet’in annesi ana öyle iyi davranır ki Gülnihal ‘in tüm yaraları sarılır.Gülnihal o günden beri annesi için çalışır.Dayısını herşeye rağmen öldürürler.Çok geçmeden arkadan anneside ölür.Bu günden sonraİsmet’I kızı gibi sever ve korur.Gülnihal İsmet’e söylediklerini aynen Muhtar Beyede anlatır.Muhatar’da İsmet gibi inanmak istemez.Akrabalarından böyle bir şey beklemez.Gülnihal Sancak Beyi olan Kaplan Paşanın ismet’I sevdiğini fakat onu sadece miras için ve Muhtar beyden intikam almak için sevdiğini söyler.Muhtar bey çok cesur olduğu için ve halk tarafınadan çok sevildiği için KaplanPaşa onu öldürmek ister. Muhatr bey her zamanki gibi kendisine çok güvenir ve bunu başaramayacaklarını,halkın buna izin vermeyecegini söyler.Gülnihal’de tarihte olduğu gibi halkı para ve tahtitlerle susturabileceklerini söyler.Gülnihal Muhtardan başa geçmesini ve halkı kurtarmasını ister;ama Muhtar Bey bunu kan dökerek yapmak istemez.İsmet’te buradan gitmek istediğini ,Gülnihal’in haklı olabileceğini düşünür.Tam bunlar konuşulurken konağı basarlar ve Muhtar’I tutuklarlar.Giderken İsmet’e Paşanın mektubunu bırakırlar.Mektubta saraya gelmesi gerektiği aksi takdirde Muhtar’ın ölebileceği yazılıdır. Paşa sonunda muardaına ermiş Muhtarı tutuklamış ve İsmet’I saraya gelmeye zorunlu kılmıştır.Paşanın annesi Muhtar’ın ve İsmet’in ölmesi taraftarıdır ama Paşa tam tersine ikisinde yaşamasını ister.İsmat’le evlenerek Muhtar’I kahret meyi düşünür.Paşo hanım herşeye rağmen İsmet’in yanına gider ve onu oğluna ister.İsmet’te aklına gelen herşeyi söyler ve evlenmeyi istemez.Bu sırada Paşa içeri girer,İsmet aynı şeyleri Paşa’yada söyler ve bayılır.Paşa bu hareketinden dolayı onu cezalandırmak ister.Gülnihal bu arada devreye girer ve onu ikna edecgini söylerek Gülnihal’I kurtarır.Paşa bunu sonucunda işine geri döner ve Muhtar Beyi huzuruna çağırır.Zülfikar Ağa,Paşanın tüfekçi başı,onun hemen öldürülmesi gerektiğini söyler.Züfikar Ağa ,Paşa’nın adamı olaraka görünsede aslında kardeşinin intikamını almak için yaşayan bir adamdır.Rıdvan’ın yardımıyla Gülnihal ve İsmet zindana girereler.Muhtar Bey İsmetle konuşmak istemez ve ona hakaret dou sözler söyler.Bu sırada brinin geldiğini ögrenirler ve İsmet hemen pencereden kaçar.Gelen ZülfiakarAğadır.ZülfiakarAğa zamanında Gülnihal’le evlenmek ismemiş fakat Kabul edilmemiştir.Gülnihal muhatar’I kurtardıgı zaman onu sevebileceğine yemin eder.Zülfiakar Ağa zaten Muhtar’I kurtarıp onu başa geçirmekte kararlıdır.Paşanın yakın adamlarından Kara Veli Zülfiakar Ağadan yeğeni ,Bayram’ın ve ahaliden Cafko’nun salıverilmesini ister ve aynı zamanda karısına eziyet ettiği bilinen Raşit’in ülfiakar Ağa onu oyalar ve onun sadece bir bölgede kalmasını sağlayarak onun tehlike olmasını engeller.Zülfikar Ağa Kara veli tehlikesinden kurtulduktan sonra hemen Muhatar’ın yanına koşar.Onunla konuşmaya başlar.Onun kurtulup yerine iki masum kişyi öldüren birinin öldürülmesini kararlaştırır.Gecenın geç saatlerinde Muhtar ve onunla bir kaç kişi daha serbest bırarakılır.Serbest bırakılırken hayatta olduguna dair bir kağıt alır bu onun gülnihal’e karşı ispatı olacaktır.Muhatar o günden sonra belli bir süre sakalnır.Bu sırada İsmet muhtar’ın öldüğünü sanır.Muhatar ve yandaşlatrının buluşacağı gün gelmiştir.Akşam vakitlerinde Muhtar Bey,hakim ,Raşit ve ileri gelenlerden Zeynel ,Şemsettin,Behram,Sinan ,Hayri beyler toplanır.Bunalrın yanında ahaliden birçok kişide onlara eşlik eder.Bu olaylar gelişirken Paşa ,annesiPaşo hanımı öldürür,Raşit karısının intikamını alır ve Kara Veli’yi zehirler.Muhtar ve yandaşları buldukalrı cephaneyi ve neler yapabileceklerini anlatırlar.Planlar hazırlanır.Paşa belli saatlerde her akşam İsmet hanım’ın yanına gider ,Paşayı bu arada tutmayı planlarlar.Muhtar İsmet’e olan kininden dolayı isteksiz davranmaktadır ama ahali ve ismet’I tanıyanlar olayları anlatınca İsmetin haklı olduğunu anlar ve daha çok hırslanır.İleri gelenler ve halk Muhtar’I Sancak beyi olarak seçmek isterler;ama Muhtar bunu babadab oğla geçen bir sistemi istemedigi için istemez.Halk bunu sadece bir deyiş olduğunu aslında dürüst ve cesur olduğu için onu seçemek istediklerini anlatırlar,bunun üzerine kabul eder.O gece gelmiştir.Artık intikam vakti gelmiştir.Bekledikleri gibi Paşa odaya girer.İsmet,Paşa gelemden yaptıkları konuşmalrda Muhtar’ın ölmediğini anlar,ama durumu belli etmemesi gerekir.Paşa içeri girdiğinde artık zamanın dolduğunu ve yarım saat içinde İsmet’le nikahlanmak istediğini söyler.Gülnihal ve İsmet buna şiddetle karşı çıkar ve zaman isterler.;ama Paşa bunu kabul etmez.Gülnihal ,Paşayla İsmet’in arasına girmek ister fakat Paşa onu hançerler ve odanın dışına atar.Paşa tekrar İsmet’le konuşmaya haırlanırken Muhtar ve adamları odaya girerler ve Paşayı tutuklaralar.Paşa’nın infaz emri Padişahtan gelmiştir.Zülfiakar Ağa bunu kimseye bırakmaz ve dışarıda hemen infazını gerçekleştirir.ZülfiakarAğa Gülnihal’I arar ama bulamaz.Onun yaralı olduğunu unutmuşlardır.Hemen yanına koşarlar.Gülnihal görevinin bittiğini söyler ve Zülfikar Ağaya döner”seni sevmeye yemn etmiştim ama olmadı sen beni affet “der .Zülfikar Ağa bunun üzerine koşarak odayı terkeder.Gülnihal görevini yaptığı için ve 16 yıldır hayaliyle yaşadığı eine ihenet etmediği için çok mutludur.Hfifçe ayağa kalkmaya çalışır ve bu sırada ona yaklaşan İsmet’in kucağına düşer ve ölür. 3.KİTABIN ANA FİKRİ:Mal ve iktidar hırsının kötü sonuçlar ve iyilerin galibiyeti.4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:ŞAHISLAR:Kaplan Paşa :Sancak BeyiMuhtar Bey :Kaplan Paşa’nın amcası oğluHilmi Efendi :HakimZeynel Bey :Sancak beyliği’nin ileri gelenlerinden.Şemsettin Be y :ileri gelenlerden Berham Bey :ileri gelenlerdenSinan Bey :ileri gelenlerdenHayri Bey :ileri gelenlerdenKara Veli Tongueaşanın yakın adamlarındanZülfiakar Ağa :Tüfekçi başıRıdvan :zindancıÇakır : mezarcıHacı Hüsrev :ahalidenRaşit : ahalidenSelim : ahalidenCafko : ahalidenMestan : ahalidenBir ihtiyar : ahalidenPaşo Hanım :Kaplan paşanın annesiİsmet Hanım :Kaplan paşanın ve Muhtar beyin amcası kızıGülnihal :İsmet hanımın dadısıYadigar : Kaplan paşanın cariyesiBir kadın,iki çoçuk celladlar,cariyeler,ahali. Kitata ana karakterler:Gülnihal,Muhtar Bey,İsmet,Paşa,Paşo Hanım,Zülfikar Ağa’dır.Olaylar ilk önce kötülerin galibiyeti gibi görünsede sonunda iyiler kazanmıştır.5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:Kitap tiyatro türünü ban sevdirdi.Yazıldıgı zamandaki hak olaylarını cok iyi yansıtmış ve bunu çok iyi örneklerle bizlere benimsetmiştir.Tasvirler ve benzetmeler olaylara canlılık katmış ve o anların gözlerde canlanmasına yardımcı olmuştur.Kitabı iyi dersler alarak bitirdim,ve bu nedenle herkesin okumasını isterim.Bu olaylar günümüzde de iktidar kavgası nedenıyle meydana gelmektedir.İktidar ve mal hırsı insanlara şeytanın kölesi halin e getiriyor.Bu düşüncelerde olan kimseler etrafındaki herkesi kaybetmeyi umursamaz hale geliyorlar.Benim tek dileğim insanların para ve iktidara tapmamaları ,bunları sadece insanların iyi hayat sürmeleri için kullanmalarıdır.Umarım bu kitabı okuyanlar bunun farkına varırlar.6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:Namık KEMALTanzimat devri şairlerindenDoğum/Ölüm: 21 Aralık 1840-2 Aralık 1888Doğum Yeri: TekirdağBiyografi Çocukluğunu dedesi Abdüllatif Paşa’nın yanında Kars ve Sofya’da geçiren, özel bir öğrenim gören Namık Kemal, İstanbul’a geldikten sonra (1857), Tercüme Odası’na memur oldu (1863). Şinasi ile tanıştı. Tasvir-i Efkar gazetesine yazılar yazmaya başladı. Şinasi, Paris’e gidince (1865) gazeteyi o çıkardı, istibdatla savaşan Yeni Osmanlılar Cemiyeti üyelerinin İstanbul’dan uzaklaştırılmaları karşısında Ziya Paşa ile Paris’e kaçtı (1867), Londra’da yine Ziya Paşa ile Hürriyet gazetesini çıkardı (1868), İstanbul’a dönünce (1870) arkadaşlarıyla İbret gazetesini çıkarmaya başladı, az sonra mutasarrıf olarak Gelibolu’ya gönderildi, azledilince yine İstanbul’a geldi. Vatan Yahut Silistre piyesinin Gedikpaşa Tiyatrosu’nda temsilinin yarattığı heyecan üzerine (Nisan 1873), Kıbrıs’ta Magosa zindanına sürüldü (9 Nisan 1873), Abdülaziz’in tahttan indirilmesiyle siyasi mahkumlar affedilince, 38 ay kaldığı Magosa’dan İstanbul’a döndü (Mayıs 1876), Kanun-i Esasi Encümeni’nde çalıştı, Midilli Adası’na sürüldü (1877), sonra oraya mutasarrıf oldu (1879), görevi Rodos (1884) ve Sakız (1887- ) Adalarına nakledildi.Namık Kemal edebiyatın hemen her türünde, geniş yankılar yaratan eserleriyle Tanzimat devrinin en gür sesli şairi, en önemli dava ve sanat adamı oldu. Genel olarak şekil ve ifade bakımlarından eskiye bağlı, ruh ve özce yeni şiirleriyle vatan, millet, hürriyet ideallerini aşılarken, makale, piyes, mektup ve tenkitleriyle de sosyal alanda eğitici kudretini gösterdi, hep toplum için sanat ilkesine bağlı kaldı.Her eserinin günümüzde de bir çok ve değişik baskıları yapıla gelen Namık Kemal’in şiirleri ilk kez Sadettin Nüzhet Ergun tarafından toplanmıştı:Namık Kemal/Hayatı ve Şiirleri (1933), Oyunları: Vatan Yahut Silistre (1873), Zavallı Çocuk (1873), Akif Bey (1874), Gülnihal (1875), Celaleddin Harzemşah (1885), Karabela (1910, yeni baskısı yok)Romanları: İntibah (Uyanış, 1876), Cezmi (1880)Tenkit eserleri (eleştiriler): Tahrib-i Harabat (1885), Takib (1885), Renan Müdafaanamesi (yeni b. 1962). Prof. Kaya Bilgegil’in bir monografisi de (Harabat Karşısında Namık Kemal, 1972) Ziya Paşa’nın Harabat antolojisine karşı Namık Kemal’in görüşlerini açıklar.Kanije (1874), Silistre Muhasarası (1874,1946) gibi tarih ve biyografi kitapları arasında en tanınmışları: Osmanlı Tarihi (yeni b. üç cilt, 1971-1974) ile Büyük İslam Tarihi (yeni b. 1975)’dir. Namık Kemal, Selahaddin-i Eyyubi, Fatih Sultan Mehmed, Yavuz Sultan Selim’in hayatlarını da Evrak-ı Perişan (dağınık yapraklar, 1871) adlı bir kitapta toplamıştı, Yavuz Sultan Selim de yeniden basıldı (1968)Mektupları: Daha önce Hususi Mektuplarına Göre Namık Kemal ve Abdülhak Hamid (1949) kitabını çıkarmış olan Fevziye Abdullah Tansel, bu kez Türk Dil Kurumu için, şairin bütün mektuplarını dört ciltte topladı. Namık Kemal’in Hususi mektupları genel başlığını taşıyan bu dizinin basılmış ilk cildi (1967) İstanbul, Avrupa ve Magosa’dan yazılmış 213 mektubu, ikinci cilt ise (1969) İstanbul ve Midilli mektuplarını (231-426. mektupları) kapsıyor. Ömer Faruk Akün de Namık Kemal’in Mektupları (1972) adlı bir eser yayınladıHakkında, pek çok kitap arasında Namık Kemal/Hayatı ve Eserleri (1948) adlı çalışma, prof. Mehmed Kaplan’ın doktora tezidir. Mustafa Nihat Özön’ün Namık Kemal ve İbret Gazetesi (1938) kitabında makalelerinden seçmeler toplanmış. Baha Dürder de şairin romanları üzerine bir inceleme yayınlamıştı: Namık Kemal’in Romanları (1940).Eserleri ŞİİR KİTABI;Namık Kemal/Hayatı ve Şiirleri (1933)OYUNLARI;Vatan Yahut Silistre (1873)Zavallı Çocuk (1873)Akif Bey (1874)Gülnihal (1875)Celaleddin Harzemşah (1885)Karabela (1910)ROMANLARI;İntibah (Uyanış, 1876)Cezmi (1880ELEŞTİRİLERİ;Tahrib-i Harabat (1885)Takib (1885)Renan Müdafaanamesi (yeni b. 1962)TARİH - BİYOGRAFİ;Kanije (1874)Silistre Muhasarası (1874,1946)Osmanlı Tarihi (1971-1974) Büyük İslam Tarihi (yeni b. 1975)Evrak-ı Perişan (dağınık yapraklar, 1871) Yavuz Sultan Selim (yeni b. 1968)MEKTUPLARI;Namık Kemal ve Abdülhak Hamid (1949) Namık Kemal’in Hususi mektupları: İlk cilt (1967) İkinci cilt (1969
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI CANANKİTABIN YAZARI PEYAMİ SAFAYAYIN EVİ VE ADRESİ ŞEFİK MATBASI/İSTANBULBASIM YILI 19891.KİTABIN KONUSU:Kitap aile yaşantısını ve insanların mutluluk için aileden beklentilerini ,ailenin sahip olamsı gerekn şeref ve onur gibi özelliklerden bahsetmiş,bunları insanların yetiştirilme tarzlerıyla birleştirmiştir.2.KİTAP ÖZETİ: Mutlu bir beraberlikleri olan bedia ve Lami’nin arası açılır ve Lami eve uğramaz olur.Bedia bundan dolayı hastalanır ve yataklara düşer.Bedia ve Lami beş sene önce evlenmişler ve Bedia ‘nın ailesiyle beraber yaşamaya başlamışlardır.Evlerinde Bedia’nın babası,Abdullah bey,gülşen dadı,büyükannesi ve hizmetçileri perver ile birlikte yaşarlar.Lami artık bu sıkıntılı gördüğü hayattan bıkmış ve gönlünü kaptırdığı Canan ismindeki kadınla yaşamaya başlamıştır.Lami Canan’ın babası gibi gördüğü ve yanında yetiştiği Şakir Beyin yanında yanında çalışır.Şakir bey gün görmüş ve biraz çapkın bir adamdır.Şakir Bey ,karısı Reknaz Hanım ,kızı Perihan ve damadı Şemsi(aynı zamanda Bedia’nın ağabeyi),oğlu Faik ve Canan’la beraber yaşar.Bedia hala hasta olmasına rağmen kocasının nasıl olduğunu merak eder ve doğru çalıştıgı yere gider.Lami işte yotur.Lami’nin patronu Şakir Bey le konuşur.Oradan Şakir beylerin evine gider.Lami^nin burada olduğunu ögrenir ve onu beklemeye başlar.Lami geldikten sonra arlarında kötü konuşamalr geçer ve Bedia evi terkeder.Bedia gerçekleri anlamış ve boşanacaklarını ögrenmiştir.Bedia eve gittiğinde herşeyi babasına anlatır.Artık evlerinde uzun bir bekleyiş başlamıştır.Şemsi eve gelir ve kötü haberler getirir,boşanacakları kesınleşmiştir.Şemsi kız kardeşiyel konuşurken CananI kendisininde sevdiğini itiraf eder.Bedia bir kez daha yıkılmıştır.Şemsi ağır hastadır.Hastalıgı yine kendini göstermeye başlamıştır.Bu arada Abdullah bey damadının yanına gider ve olup bitenleri birkez de ondan dinler.Şemsi hastalıgından dolayı yataklara düşer ve bir gün sabaha karşı ölür.Bedia bundan dolayı da Cananı suçlu tutar.Bu sıarlarda Bedia hem kardeşinin hemde kocasının üzüntüsünden dolayı harap bir haldedir.Büyükannesi onun bu haline dayanamaz ve onunla konuşur.Konuşmanın sonunda kendisi için değerli olan uğur musakasını ona verir ve bunun ona uğur getireceğini söyler.Bedia almak istemez ama israrına dayanamaz ve onu boynuna takar.Canan ve Lami evlenmiş yeni bir eve taşınmışlardır.Lami adeta onun kölesi olmuş her istediğini yapar duruma gelmiştir.Canan hala zengin olma hayallerinden vazgeçmez ve kendisininb saraylara laik olduğunu söyler.Lami’yi de bir kaç tatlı söz ve cilveli hareketlerle uyutur. Bir Lami işyerinde geldiğinde onu bir kadının beklediğini ögrenir,gelen Mühteşar OrhanBeyin eşidir.Lami ‘ye Canan’la Orhan’ın ilişkisi olduğunu söyler ve Canan’ın yazdığı bir kağıdı ona gösterir.Lami beyninden vurulmuşa dönmüştür ama inanmak istemez.Biarz sündükten sonra ev gitmeye karar verir.Ev geldiğinde kapıyı Eleni adındaki hizmetçileri açar ve onu karşılar.Canan yukarı kattadır.Canan la bugün olanları konuşur ama Canan yine onu kandırmış aklındaki şüpheleri silmiştir.Lami’nin Selim ve Ali isminde iki arkadaşı vardır.Lami sık sık Selim’e gider ve ona akıl danışır.Selim ilk başlarda Canan’la evlenmesini de istemez çünk onun kötü bir kadın olduğunu bilir.Yine her zaman ki gibi Selim’e gider ve ona bu konu hakkındaki görüşlerini sorar.Selim kaçamak cevaplarla onu geçiştirir.Lami ve Canan sık sık dostalarınında katıldığı eğlenceler düzenlerler.Son eğlencede Canan.Lami ile göze göre göre dalga geçmiş ve yanına Orhan Beyi alarak bir süre kalabalıktan uzaklaşmıştır.bu yakınlaşmalar herkesin dikkatini çeker.Lami içten içe kahrolsada belli etmemeye çalışır.Lami Orhan beyin karısından ,Orhan Beyin herşeyi öğrendiğini ve ayrılacaklarını öğrenir.Lami’nin şüpheleri yine artmıştır,hizmetçiden bilgi alabilecegini sanarak ona para verir ama hiç bir bilgi alamaz.Lami kafasında planladığı şeyleri bir türlü hayata geçiremez.Canan hakkında dedikodular çıkamaya başlar.Bu sıarada Canan’ın annesi olduğu sonradan ögernilen birisi çıkar gelir ve onlarla beraber kalmya başlar.Canan ondan nefret eder ve herzaman ona kötü sözler söyleyerek dışlar.Herzamanki gibi gece eğlencelerinden birinde değişik konuşmalar geçmeye başlar.Herkes sahip olduğu bir şeyleri satmaya başlamıştır.Lami’nin arkadaşı Ali bunlardan şüphelenir ve Canan ‘a yalnız bulduğu bir odada sorular sormaya başlar ve cevap alamayınca onu kucaklar,bu sırada bunları annesi görür.Odaya döndüklerinde dans etmeye başlarlar. Herkesin neşesi yerindedir.Bir ara Canan ve Selim ortalıktan kaybodular.Lami bunalrdan şüphendiği için onları takip eder ve onların ilişkilerini ögrenir.Canan ‘ın annesi bozuk türkçesiyle oğlu gibi sevdiği damadına Canan’la Ali arasında olanları anlatır.Sogukkanlılıkla hareket etmeye söz vererek odaya geri döner.Lami odada biraz kaldıktan sonra Selimle beraber dışarı çıkamk için hareketlenir.Evden biraz uzaklaştıklarında Selim’e hakaret etmeye başlar.Selim herşeyden ona bahseder ve Canan’ın kimlerle ilişkisi olduğunu söyler.Lami yıkılmış bitkin bir halde ev geri döner.Evdekiler dağılmış ve Canan yatak odasına çıkmıştır.Lami yatak odasına girer girmez Canan’ın üstüne yürür ve onu boğmaya çalışır;ama Canan ondan kurtulur ve uzun tırnaklarıyla onu yaralar.Bu arada Canan’ın annesi ve hizmetçileri kapaıyı zorlamaktadırlar.Lami dayanamaz ve kapıyı açar,Canan’ın annesi içeri girer girmez Canan’ın saçlarından tutarak yatagın demirine vurmaya başlar.Canan kurtulmaya çalışırken yanındaki dolabı üstüne devirir dolapla beraber üzerinde duran lambada düşer ve ortalık karanlık olur.Lami ve hizmetçi yardım bulmak ve polisi çagırmak için dışarı çıkarlar.Onlar hale olayın şokundadırlar.Selim geceden beri eve gitmemiş evin etrafındadır.Lami onuda alarak yatak odasına çıkar ama Canan çoktan ölmüştür.Canan ‘ın ailesi ve aşıkları gözyaşalrına boğulur,Lami de ise hem hüzün hem sevinç vardır.Lami olanların şokundan kurtulmak ve geceyi geçirmek için yakınlarda oturan teyzesine gider.Lami orad bir kaç gün dinlendikten sonra Selim’e gider ve onunla Bedia hakkında konuşurlar.Lami Bedia’ya ya gitmaya karar verir ama bu cesareti kendinde bulamaz.Bir kaç gün geçtikten sonra Lami Bediaların yalısına gider.Yalıda çok değişiklik vardır eskisi gibi bakımlı bir bahçesi ve boyalı duvarları yoktur.Kapıyı çaldığında onu dadı karşılar.Dadı ilk önce onu tanıyamaz kendını tanıttıktan sonra dadı beklemesı gerektiğini ,ve hanıma haber verecegini söyler.Lami beklemeye başlar.Bu geçen zaman içinde Abdullah Bey hastalanmış ve yataga düşmüştür.Sonunda Bedia gelir ama ikiside birbirleriyle konuşmaya cesaret edemez.Sonunda Lami sessizliği bozar ve herşeyi ona anlatmaya başlar,Lami yaşadığı cehennem hayatını ve hatalarını ona anlatır.Dadı herzaman ki gibi onlara sütlü kahvelerini getirir.Eski günlerdeki gibi yeni bir güne başlanmış ve huzurlu hayat geri dönülmüştür.3.KİTABIN ANA FİKRİAile yaşantısındaki huzursuzluk ve kötü sonuçları.Eş seçiminin önemi.4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEGERLENDİRİLMESİ:Kitapta ana karakterler:Lami,Canan,Bedia’dır.olaylar ençok bunları etkilemiştir.Olayların gelişme seviyesi günümüzde olduğu gibidir.İlk başta kötüler galibiyetiyle başlamış ama iyilerin galibiyetiyle sona ermiştir.Olaylarda eş seçiminin önemi ve aile ahlak yapısı işlenmiştir.5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:Kitapta olayların düzeni çok iyidir.Günümüzünde sorunları olan aile yapısını çok iyi anlatmıştır.Kitapta bulunan tasvirler olaylara canlılık katmış ve aynı zamanda gözlerde canlanmasına yardımcı olmuştur.Kitapta yer alan çarpık ilişkiler ve bunların sonuçları toplum yapısındaki bozulmaları göstermiş,gençlere bunalrın yanlış olduğunu göstermiştir.6.KİTABIN YAZARI HKKINDA KISA BİLGİ: PEYAMİ SAFAİstanbul'da doğmuştur (1899). Servet-i Fünun dönemi şairlerinden İsmail Safa'nın oğludur. Sivas'a sürgüne gönderilen babasının orada ölmesi üzerine iki yaşında yetim kalmış (1901), bu yüzden "Yetim-i Safa" adıyla anılmıştır. Babasız büyümenin acılarının yanısıra, sekiz dokuz yaşlarında yakalandığı bir kemik hastalığı dolayısıyla 17 yaşına kadar, bu hastalığın fiziksel ve ruhsal bunalımlarını yaşamıştır. Sonradan bu günlerini ünlü Dokuzuncu Hariciye Koğuşu adlı romanında dile getirmiştir. Hastalık ve savaşın yol açtığı maddi sıkıntılar dolayısıyla öğrenimini sürdürememiş, o sıralar Maarif Nazırı olan Recaizade Ekrem Bey, bu görevinden ayrılınca onu Galatasaray Lisesi'nde okutma vaadini yerine getirememiş, Peyami safa da hayatını kazanmak ve annesine bakmak için Vefa İdadisi'ndeki öğrenimini yarıda bırakmıştır. Keaton Matbaası'nda bir süre çalışan Peyami Safa, açılan sınavı kazanarak Posta - Telgraf Nezareti'ne girmiş, Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasına kadar orada çalışmıştır (1914). Daha sonra Boğaziçi'ndeki Rehber-i İttihat Mektebi'nde öğretmenlik yapmaya başlamıştır. Dört yıl çalıştığı bu okulda, hem öğretmiş, hem de kendi çabasıyla Fransızcasını ilerletmiştir.Daha sonra ağabeyi İlhami Safa'nın isteğine uyarak öğretmenlikten ayrılmış (1918) ve birlikte çıkardıkları 20. Asır adlı akşam gazetesinde "Asrın Hikâyeleri" başlığı altında yazdığı öykülerle gazetecilik yaşamına başlamıştır. İmzasız yazdığı bu öykülerin tutulması üzerine adını kullanmaya başlayan Peyami Safa, daha sonra Son Telgraf gazetesinde yazmış (1921), oradan da Tasvir-i Efkâr'a geçmiştir. Daha sonra Cumhuriyet gazetesine geçmiş, 1940 yılına kadar bu gazetede fıkra ve makalelerinin yanısıra roman da tefrika etmiştir.1960'lı yıllara kadar bir çok gazete ve dergide yazan Peyami Safa 27 Mayıs'tan sonra Son Havadis gazetesinde yazmaya başlamıştır (1961). Aynı yıl Erzurum'da yedek subaylığını yapmakta olan oğlu Merve'nin ölümü üzerine büyük bir sarsıntı geçiren Peyami Safa, iki üç ay sonra İstanbul'da ölmüştür (15 Haziran 1961).Yazın Yaşamı Yazın yaşamına 20. Asır'daki öyküleriyle başlayan Peyami Safa, tam 43 yıl, hemen hiç ara vermeden Türkiye'de yayımlanan hemen tüm gazete ve dergilerde çeşitli zamanlarda fıkra, makele ve romanlarını yayımlamış, son derece verimli bir yazar olmuştur. Kendi kendini yetiştirmiş bir kişi olan Peyami Safa, çağın düşünce akımlarıyla ilgilenmiş, siyasal sorunlar karşısında tavır almış, bu yüzden Türk basınında derin izler bırakan polemiklere girişmiştir. Bunlar arasında en ünlüleri Nâzım Hikmet, Nurullah Ataç, Sabiha ve Zekeriya Sertel ve Aziz Nesin'le yaptığı kalem kavgalarıdır. İlk uzun öyküsü Gençliğimiz'i 1922 yılında Peyami Safa, para kazanmak amacıyla yazdığı kimi yapıtlarında, ilk defa ağabeyi İlhami Safa'nın takma ad olarak kullandığı annesinin Server Bedi adını benimsemiş, bu takma adla 80'e yakın ün vermiştir. Bunlar arasında en sevilenler Cingöz Recai macera romanları ile Cumbadan Rumba'ya adlı romanı olmuştur.Peyami Safa, Türk kültür yaşamında yayımlandığı yıllarda hayli etkili olmuş Hafta, Kültür Haftası (1936 - 21 sayı) ve Türk Düşüncesi (1953 - 1960, 63 sayı) dergilerini çıkarmıştır.Asıl ününü romancı olarak yapan Peyami Safa, bazı uzun öyküleri ile de dikkati çekmiş, yazar Batılı kaynakların bir "Zalim" olarak tanıttıkları hun hükümdarı Atilla'yı aklamak amacıyla aynı adda bir de tarihsel roman yazmıştır.Yapıtları:Öykü: Gençliğimiz (1922), Siyah Beyaz Hikâyeler (1923), İstanbul Hikâyeleri (1923), Aşk Oyunları (1924), Süngülerin Gölgesinde (1924), Ateşböcekleri (1925).Roman: Mahşer (1924), Bir Akşamdı (1924), Sözde (1925), Canan (1925), Şimşek (1928), 9. Hariciye Koğuşu (1931), Atilla (1931), Fatih - Harbiye (1931), Bir Tereddüt Romanı (1933), Matmazel Noraliya'nın Koltuğu (1949), Yalnızız (1951), Biz İnsanlar (1947).Oyun: Gün Doğuyor (1937).Düşünsel Yapıtları: Zavallı Celal Nuri Bey (1914), Büyük Avrupa Anketi (1938), Türk Inkılâbına Bakışlar (1938), Felsefi Buhran (1939), Millet ve İnsan (1943), Mahutlar (1959), Sosyalizm (1961), Mistisizm (1962), Nasyonalizm (1962), Doğu - Batı Sentezi (1963), Nasyonalizm - Sosyalizm - Mistisizm (1968), Osmanlıca - Türkçe - Uydurmaca (1970). Ötüken Yayınevi 1966 yılından bu yana Peyami Safa'nın toplu yapıtlarını yayımlamaktadır.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.