KİTABIN ADI :Ak Topraklar
KİTABIN YAZARI :Emine Işınsu
YAYIN EVİ VE ADRESİ :Ötüken Neşriyet A.Ş.-İstanbul
BASIM YILI :1990
1.KİTABIN KONUSU:
Selçuklu Devleti’nin kuruluşundan Malazgirt Savaşı’na kadar olan savaşlar ve olaylar anlatılmaktadır.
2.KİTABIN ÖZETİ:
Bayındır Bey bir Türkmen Beyidir. Onun zamanında Selçuklu Devleti’nin hükümdarı Alparslan’dır. Bayındır Bey kendi beyliği ile Selçuklu Devleti’ne katılır. Selçuklu Devleti’nde bir uç beyi olarak görev yapmaktadır. Devamlı olarak Bizans’a akınlar yapmaktadır. Bayındır Bey’in başlangıçta 5 çocuğu vardır fakat akınlar sırasında 4 çocuğu şehit düşer. Daha sonra Bayındır Bey Bizans topraklarında casusluğa başlar. Bu arada Selçuklu Devleti de anadoluda ve iran topraklarında ilerleyerek büyük başarılar elde etmektedir. Bizans’ta bu ilerleyişi durdurmak için savaş girişimlerine başlamıştır. Savaş hazırlıkları her iki tarafta da çok ciddi şekilde sürmektedir. Bu sırada Bayındır Bey Romen Diyosen!in çok güvendiği komutanlardan birisi olmayı başarmıştır.
Bizans ordusu Konstantinapol’den harekete geçer. Yol üzerindeki Türkmen kabileleri yakıp yıkmaktadır. 24 Ağustos günü Malazgirt’e varırlar. Bu sırada Selçuklu Devleti’nin ordusuda düzenlenerek Malazgirt’e varmıştır. Savaşa bir gün kala Bayındır Bey Bizans ordusundan gizlice kaçarak Alparslan’ın ordusuna katılır. Selçuklu ordusuna Bizans ordusu hakkında önemli bilgiler verir. Alparslan ordusunu hazırlayarak savaşa başlar. Bayındır Bey’in yardımları sayesinde Bizans bozguna uğratılır.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Bir devleti oluşturan sistemin çok iyi işlemesi ile elde edilen zaferler kalıcıdır.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Bayındır Bey: Güçlü bir kişiliğe sahip, bilge aynı zamanda iyi bir komutandır.
Yağmur: Bayındır Bey’in oğludur. O da babası gibi yiğit biridir.
Erdem Bey: Bayındır Bey Bizans’ta casusluk yaparken Yağmur’a ve annesine babalık yapan bir can yoldaşıdır.
5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitap akıcı bir dille yazılmıştır. Türklerin eski yaşayışları, dilleri, töreleri hakkında bilgi vermesi bakımından okuyucuya yararlıdır.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Yazar Kars’ta doğdu. Halide Nusret Zorlutuna’nın kızıdır. Ankara Koleji’ni bitirdi. Dil ve Tarih, Coğrafya Fakültesinde Felsefe bölümü öğrencisi iken öğrenimini yarıda bırakarak tikro yazarlığına başladı. Yazarın diğer eserleri: Sancı, Canbaz, Atlıkarınca, Azap Toprakları.
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI :Ak Topraklar
KİTABIN YAZARI :Emine Işınsu
YAYIN EVİ VE ADRESİ :Ötüken Neşriyet A.Ş.-İstanbul
BASIM YILI :1990
1.KİTABIN KONUSU:
Selçuklu Devleti’nin kuruluşundan Malazgirt Savaşı’na kadar olan savaşlar ve olaylar anlatılmaktadır.
2.KİTABIN ÖZETİ:
Bayındır Bey bir Türkmen Beyidir. Onun zamanında Selçuklu Devleti’nin hükümdarı Alparslan’dır. Bayındır Bey kendi beyliği ile Selçuklu Devleti’ne katılır. Selçuklu Devleti’nde bir uç beyi olarak görev yapmaktadır. Devamlı olarak Bizans’a akınlar yapmaktadır. Bayındır Bey’in başlangıçta 5 çocuğu vardır fakat akınlar sırasında 4 çocuğu şehit düşer. Daha sonra Bayındır Bey Bizans topraklarında casusluğa başlar. Bu arada Selçuklu Devleti de anadoluda ve iran topraklarında ilerleyerek büyük başarılar elde etmektedir. Bizans’ta bu ilerleyişi durdurmak için savaş girişimlerine başlamıştır. Savaş hazırlıkları her iki tarafta da çok ciddi şekilde sürmektedir. Bu sırada Bayındır Bey Romen Diyosen!in çok güvendiği komutanlardan birisi olmayı başarmıştır.
Bizans ordusu Konstantinapol’den harekete geçer. Yol üzerindeki Türkmen kabileleri yakıp yıkmaktadır. 24 Ağustos günü Malazgirt’e varırlar. Bu sırada Selçuklu Devleti’nin ordusuda düzenlenerek Malazgirt’e varmıştır. Savaşa bir gün kala Bayındır Bey Bizans ordusundan gizlice kaçarak Alparslan’ın ordusuna katılır. Selçuklu ordusuna Bizans ordusu hakkında önemli bilgiler verir. Alparslan ordusunu hazırlayarak savaşa başlar. Bayındır Bey’in yardımları sayesinde Bizans bozguna uğratılır.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Bir devleti oluşturan sistemin çok iyi işlemesi ile elde edilen zaferler kalıcıdır.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Bayındır Bey: Güçlü bir kişiliğe sahip, bilge aynı zamanda iyi bir komutandır.
Yağmur: Bayındır Bey’in oğludur. O da babası gibi yiğit biridir.
Erdem Bey: Bayındır Bey Bizans’ta casusluk yaparken Yağmur’a ve annesine babalık yapan bir can yoldaşıdır.
5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitap akıcı bir dille yazılmıştır. Türklerin eski yaşayışları, dilleri, töreleri hakkında bilgi vermesi bakımından okuyucuya yararlıdır.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Yazar Kars’ta doğdu. Halide Nusret Zorlutuna’nın kızıdır. Ankara Koleji’ni bitirdi. Dil ve Tarih, Coğrafya Fakültesinde Felsefe bölümü öğrencisi iken öğrenimini yarıda bırakarak tikro yazarlığına başladı. Yazarın diğer eserleri: Sancı, Canbaz, Atlıkarınca, Azap Toprakları.
KİTABIN YAZARI :Emine Işınsu
YAYIN EVİ VE ADRESİ :Ötüken Neşriyet A.Ş.-İstanbul
BASIM YILI :1990
1.KİTABIN KONUSU:
Selçuklu Devleti’nin kuruluşundan Malazgirt Savaşı’na kadar olan savaşlar ve olaylar anlatılmaktadır.
2.KİTABIN ÖZETİ:
Bayındır Bey bir Türkmen Beyidir. Onun zamanında Selçuklu Devleti’nin hükümdarı Alparslan’dır. Bayındır Bey kendi beyliği ile Selçuklu Devleti’ne katılır. Selçuklu Devleti’nde bir uç beyi olarak görev yapmaktadır. Devamlı olarak Bizans’a akınlar yapmaktadır. Bayındır Bey’in başlangıçta 5 çocuğu vardır fakat akınlar sırasında 4 çocuğu şehit düşer. Daha sonra Bayındır Bey Bizans topraklarında casusluğa başlar. Bu arada Selçuklu Devleti de anadoluda ve iran topraklarında ilerleyerek büyük başarılar elde etmektedir. Bizans’ta bu ilerleyişi durdurmak için savaş girişimlerine başlamıştır. Savaş hazırlıkları her iki tarafta da çok ciddi şekilde sürmektedir. Bu sırada Bayındır Bey Romen Diyosen!in çok güvendiği komutanlardan birisi olmayı başarmıştır.
Bizans ordusu Konstantinapol’den harekete geçer. Yol üzerindeki Türkmen kabileleri yakıp yıkmaktadır. 24 Ağustos günü Malazgirt’e varırlar. Bu sırada Selçuklu Devleti’nin ordusuda düzenlenerek Malazgirt’e varmıştır. Savaşa bir gün kala Bayındır Bey Bizans ordusundan gizlice kaçarak Alparslan’ın ordusuna katılır. Selçuklu ordusuna Bizans ordusu hakkında önemli bilgiler verir. Alparslan ordusunu hazırlayarak savaşa başlar. Bayındır Bey’in yardımları sayesinde Bizans bozguna uğratılır.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Bir devleti oluşturan sistemin çok iyi işlemesi ile elde edilen zaferler kalıcıdır.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Bayındır Bey: Güçlü bir kişiliğe sahip, bilge aynı zamanda iyi bir komutandır.
Yağmur: Bayındır Bey’in oğludur. O da babası gibi yiğit biridir.
Erdem Bey: Bayındır Bey Bizans’ta casusluk yaparken Yağmur’a ve annesine babalık yapan bir can yoldaşıdır.
5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitap akıcı bir dille yazılmıştır. Türklerin eski yaşayışları, dilleri, töreleri hakkında bilgi vermesi bakımından okuyucuya yararlıdır.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Yazar Kars’ta doğdu. Halide Nusret Zorlutuna’nın kızıdır. Ankara Koleji’ni bitirdi. Dil ve Tarih, Coğrafya Fakültesinde Felsefe bölümü öğrencisi iken öğrenimini yarıda bırakarak tikro yazarlığına başladı. Yazarın diğer eserleri: Sancı, Canbaz, Atlıkarınca, Azap Toprakları.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI :Gülen Ada
KİTABIN YAZARI :Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı )
YAYIN EVİ VE ADRESİ :Yeditepe Yayınları- İstanbul
BASIM YILI :1971
1.KİTABIN KONUSU:Parasıyla herşeyi elde edebileceğini düşünen bir adamın öyküsü
2.KİTABIN ÖZETİ:Murat Kocadağ büyük bir Kaliferni şirketinin eksperidir. Kocadağ’ın tavırlarında ve sesinde sahip olduğu otomobillerin, emlakin ve paraların büyük tutarı sırıtmaktadır. Öyle gariptir ki insan onunla konuşurken bir insanla mı konuşuyor yoksa otomobillerle, emlakin ve arazilerle mi konuşuyor anlaşılmamaktadır. Kocadağ bir gün bir adaya gitmek ister. Bu ada ise çok garip bir adadır ve köylülerin değimiyle adamını seçmektedir. Kocadağ bir motor kiralar ve yanına Deli Davut adında birini de alarak adaya doğru yola çıkar. Adaya yaklaşmaya başlayınca adanın suları birden köpürür, göz gözü görmez olur. Kocadağ kanter içinde Deli Davut’u orada bırakarak kaçar gider. Kocadağ gider gitmez ada birden düzelir ve günlük güneşlik olur. Ada adeta gülmektedir.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:Maddi kaynakla ulaşamıyacak mutluluklar da vardır.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Murat Kocadağ: Sadece parasına güvenen ve dünyaya hakim olduğunu sanan biridir.
Deli Davut: Mütevazi bir köylüdür.
5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:Anlatmak istediği düşünce bakımından okuyucuya faydalı, akıcı bir dille yazılmış klasik bir kitap.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Halikarnas Balıkçısı lakaplı yazarımız Kabaağaçlı 1890’da doğdu. Ilköğretimini Büyükdede Mahalle Mektebinde, ortaöğretimini Robert kolejde yaptı. Oxford Üniversitesi’nde 4 yıl Yakın Çağlar tarihi okudu, üniversiteyi orada bitirdi. İstanbul’a dönünce Resimli Ay, İnci gibi dergilerde yazılar yazdı, kapak resimlerine süslemeler yaptı.
KİTABIN YAZARI :Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı )
YAYIN EVİ VE ADRESİ :Yeditepe Yayınları- İstanbul
BASIM YILI :1971
1.KİTABIN KONUSU:Parasıyla herşeyi elde edebileceğini düşünen bir adamın öyküsü
2.KİTABIN ÖZETİ:Murat Kocadağ büyük bir Kaliferni şirketinin eksperidir. Kocadağ’ın tavırlarında ve sesinde sahip olduğu otomobillerin, emlakin ve paraların büyük tutarı sırıtmaktadır. Öyle gariptir ki insan onunla konuşurken bir insanla mı konuşuyor yoksa otomobillerle, emlakin ve arazilerle mi konuşuyor anlaşılmamaktadır. Kocadağ bir gün bir adaya gitmek ister. Bu ada ise çok garip bir adadır ve köylülerin değimiyle adamını seçmektedir. Kocadağ bir motor kiralar ve yanına Deli Davut adında birini de alarak adaya doğru yola çıkar. Adaya yaklaşmaya başlayınca adanın suları birden köpürür, göz gözü görmez olur. Kocadağ kanter içinde Deli Davut’u orada bırakarak kaçar gider. Kocadağ gider gitmez ada birden düzelir ve günlük güneşlik olur. Ada adeta gülmektedir.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:Maddi kaynakla ulaşamıyacak mutluluklar da vardır.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Murat Kocadağ: Sadece parasına güvenen ve dünyaya hakim olduğunu sanan biridir.
Deli Davut: Mütevazi bir köylüdür.
5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:Anlatmak istediği düşünce bakımından okuyucuya faydalı, akıcı bir dille yazılmış klasik bir kitap.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Halikarnas Balıkçısı lakaplı yazarımız Kabaağaçlı 1890’da doğdu. Ilköğretimini Büyükdede Mahalle Mektebinde, ortaöğretimini Robert kolejde yaptı. Oxford Üniversitesi’nde 4 yıl Yakın Çağlar tarihi okudu, üniversiteyi orada bitirdi. İstanbul’a dönünce Resimli Ay, İnci gibi dergilerde yazılar yazdı, kapak resimlerine süslemeler yaptı.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : Eğil Dağlar
KİTABIN YAZARI : Yahya Kemal Beyatlı
YAYIN AVİ VE ADRESİ : Kültür Bakanlığı yayınları/Ankara
BASIM TARİHİ : 1981
1.KİTABIN KONUSU:
Milli mücadeledeki kahramanlar için yazılmış bir kitap.
2.KİTABIN ÖZETİ:
Kitap İstiklâl Harb’inin, günü gününe yazılmış , en yakın tarihidir. Kitap bölümlerden oluşmakta ve her bölümde ayrı bir anektot anlatılmaktadır. Kitap yazıldığı yıllarda Milli Mücadele’nin inandırıcı bir
desteği ve o yıllardaki Türk düşüncesinin bir zaferi olmuştur. Kitapta daha çok Türk Askeri’nden ve İstiklâl Harbi kahramanı Mustafa Kemal Paşa anlatılmaktadır. Eser 88 müstakil nesir ve on bin satırdan meydana gelmektedir. Kitabın adı ise bir asker türküsü olan şu mısralardan gelmektedir;
Eğil dağlar eğil, üstünden aşam
Yeni tâlim çıkmış varam alışam.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Milletin yeniden var olmasını sağlayan İstiklâl Harbi kahramanları ve Atatürk’ün yaşadıkları kitabın ana fikrini oluşturmaktadır.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Kitap Türk Askerlerinin kahramanlıklarını anlatmasına rağmen eser, Atatürk dışında bir şahsa yer vermemiştir.
5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSÃ GÖRÜŞLER:
Kitapta yer alan kelimelerin güncelliğini yitirmiş ve kullanılmaması eserin okunmasında büyük güçlükler yaratmaktadır.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
1884 yılında Üsküp'te doğdu. Asıl adı Ahmed Agâh'tır. İstanbul Vefa Lisesi mezunu. Başlangıçta Sultan II. Abdülhamit yönetimine karşı muhaliflerin safında yer alarak Paris'e kaçtı. Dokuz yıl kaldı. Fransız edebiyatını ve edebiyatçılarını yakından tanıma imkânı buldu. Onlardan etkilendi. Bir ara Nev-Yunani bir şiirin peşine düştü. Doğu Dilleri Okulu'na devam ederek Arapça ve Farsça'sını geliştirdi. Divan şiiri üzerinde yoğunlaştı. 1913 yılında İstanbul'a döndü. Darüşşafaka, Medresetü'l-Vâizin ve Darülfünûn'da Tarih ve Edebiyat dersleri okuttu. Gazete ve dergilerde yazılar yazdı. Lozan Konferansı'na katıldı. 1923'te Urfa milletvekili seçildi. Çeşitli ülkelerde diplomatik görevler alarak Türkiye'yi temsil etti. Yozgat, Tekirdağ ve İstanbul milletvekilliği yaptı. Pakistan Büyükelçiliği görevinde iken emekli oldu (1949) ve yurda döndü. Tedavi için Paris'e gitti. 1 Kasım 1958'de yaşamını yitirdi. Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin en büyük temsilcilerinden biri.
ESERLERİ:
Kendi Gök Kubbemiz (1961)
Eski Şiirin Rüzgârıyla (1962)
Rubailer ve Hayyam Rubailerini Türkçe Söyleyiş (1963)
Aziz İstanbul (1964)
Eğil Dağlar (1966)
Bitmemiş Şiirler (1976)
KİTABIN YAZARI : Yahya Kemal Beyatlı
YAYIN AVİ VE ADRESİ : Kültür Bakanlığı yayınları/Ankara
BASIM TARİHİ : 1981
1.KİTABIN KONUSU:
Milli mücadeledeki kahramanlar için yazılmış bir kitap.
2.KİTABIN ÖZETİ:
Kitap İstiklâl Harb’inin, günü gününe yazılmış , en yakın tarihidir. Kitap bölümlerden oluşmakta ve her bölümde ayrı bir anektot anlatılmaktadır. Kitap yazıldığı yıllarda Milli Mücadele’nin inandırıcı bir
desteği ve o yıllardaki Türk düşüncesinin bir zaferi olmuştur. Kitapta daha çok Türk Askeri’nden ve İstiklâl Harbi kahramanı Mustafa Kemal Paşa anlatılmaktadır. Eser 88 müstakil nesir ve on bin satırdan meydana gelmektedir. Kitabın adı ise bir asker türküsü olan şu mısralardan gelmektedir;
Eğil dağlar eğil, üstünden aşam
Yeni tâlim çıkmış varam alışam.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Milletin yeniden var olmasını sağlayan İstiklâl Harbi kahramanları ve Atatürk’ün yaşadıkları kitabın ana fikrini oluşturmaktadır.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Kitap Türk Askerlerinin kahramanlıklarını anlatmasına rağmen eser, Atatürk dışında bir şahsa yer vermemiştir.
5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSÃ GÖRÜŞLER:
Kitapta yer alan kelimelerin güncelliğini yitirmiş ve kullanılmaması eserin okunmasında büyük güçlükler yaratmaktadır.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
1884 yılında Üsküp'te doğdu. Asıl adı Ahmed Agâh'tır. İstanbul Vefa Lisesi mezunu. Başlangıçta Sultan II. Abdülhamit yönetimine karşı muhaliflerin safında yer alarak Paris'e kaçtı. Dokuz yıl kaldı. Fransız edebiyatını ve edebiyatçılarını yakından tanıma imkânı buldu. Onlardan etkilendi. Bir ara Nev-Yunani bir şiirin peşine düştü. Doğu Dilleri Okulu'na devam ederek Arapça ve Farsça'sını geliştirdi. Divan şiiri üzerinde yoğunlaştı. 1913 yılında İstanbul'a döndü. Darüşşafaka, Medresetü'l-Vâizin ve Darülfünûn'da Tarih ve Edebiyat dersleri okuttu. Gazete ve dergilerde yazılar yazdı. Lozan Konferansı'na katıldı. 1923'te Urfa milletvekili seçildi. Çeşitli ülkelerde diplomatik görevler alarak Türkiye'yi temsil etti. Yozgat, Tekirdağ ve İstanbul milletvekilliği yaptı. Pakistan Büyükelçiliği görevinde iken emekli oldu (1949) ve yurda döndü. Tedavi için Paris'e gitti. 1 Kasım 1958'de yaşamını yitirdi. Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin en büyük temsilcilerinden biri.
ESERLERİ:
Kendi Gök Kubbemiz (1961)
Eski Şiirin Rüzgârıyla (1962)
Rubailer ve Hayyam Rubailerini Türkçe Söyleyiş (1963)
Aziz İstanbul (1964)
Eğil Dağlar (1966)
Bitmemiş Şiirler (1976)
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
BOŞLUKTA SALANAN ADAM
YAZARI
SAUL BELLOW
YAYIN EVİ
AKA
BASIM YILI
1995
1.KİTABIN KONUSU:
Bir insanın düzensiz ve boş hayatını anlatıyor.
2.KİTABIN ÖZETİ:
Joseph durgun biri olarak ortaya çıkıyor.Kendisini küçük evinde kapatmış ve boş işlerle uğraşan biridir.Evli ve Kanada’da yaşıyordur .Yabancı olduğu için hakkında askerliğe alınması için soruşturma açılıyor.Soruşturma bitikten sonra 1-A askerlik
Bölüğüne kayıt yapılıyor.Josep askerliğe gidecek gününü beklemeye başlar.Fakat bu sürenin çok uzayabileceğini düşünerek iş görüşmesi için cocukluk arkadaşı Myron ile buluşur.Beraber yemek yemek için bir lokantaya girerler.Lokantada Joseph yakın arkadaşı Jimi’yi görör ve selamlar .Jimi tanımıyormuş gibi yapıp selam vermez.Joseph duymadı diye düşünerek bir daha selamlar fakat Jimi yine cevap vermez.Joseph anlar ki Jimi bunu kasıtlı yapar ve bu duruma sinirlenerek onun masasına doğru gider ve kavga çıkarır.lokantadan çıkar ve eve gider.Evde karısı İva abisi Amos yemeğe davet ettiği ve onları beklediğini söyler.Abisi zengin birisidir ve toplumda önemli yeri vardır.Fakat Joseph bunu hiç bir zaman kendi yararı ve çıkarları için kullanmamıştır .Joseph’in yeğeni Etta ile araları iyi değildir çünkü Etta onu yoksul görür ve kötü davranır.Yemekten sonra Joseph Amosla yukarıdaki kata çıkarlar ve konuşmaya başlarlar.Abisi Joseph’e para çıkarır ve verir .Joseph parayı rededer.Abisi zorla Joseph’in cebine parayı sokar ve gelinceye kadar düşünmesini ister ve odadan çıkar.Joseph parayı yastığa tuturmak için çekmecelerde iğne bulmak için karıştırır.O anda yeğeni Etta ona bakar ve hırsızlıkla suçlar.Joseph kabul etmez ve yeğeni ile ağız dalışına girer.Ağız dalışı daha sonra kavgaya dönüşür.Gürültü olunca Amos karısı ve İva odaya girerler ve onları saça baş kavga ederken bulurlar.Joseph doğruları anlatır ama Amos kızının halini görünce inanmaz.Joseph onları Etta’yı iyi yetiştirmedikleri için suclar.İva ile evden çıkar ve evine gider.eve geldikten sonra Joseph İva ile sudan sebebe kavga eder.Kızgınlığını atmak için dışarı yürüşe çıkar.Dışarıya yağmur yağıyordur ve Joseph sırılsıklam olur.Aklına çocukluk kız arkadaşı gelir ve onun evine ziyarete gitmeye karar verir.Kız arkadaşı Kitty onu görünce şaşırır ve içeriye ısınmak için davet eder.Kitty onun elbiselerini kurutmak için çıkarmasıni söyler.O anda ik,li arasında bir yakınlaşma olur ve o gece beraber olurlar.Yaın sabah Joseph eve döner fakat İva niçin tüm gece gelmediği için sormaz,çünkü Myrona gitiğini düşünür.Bu olaylardan sonra Joseph daha erken askerliğe gitmek için şubeye dilekçe verir.Eve döner ve İva’ya söyler.İva askerliği daha çabuk bitsin diye yapmış olabilir düşünür ve karşı çıkmaz.Ertesi gün Joseph askerlik şübeye kan tahlili ve gerekli kontroller için gider.İva ona gerekli olabilecek tüm malzemeleri hazırlamıştır.Joseph jain askerliğe gedecek ve kitabı şöyle bitirir:
Yaşasın düzenli günler,saatler!
Ve ruhun zaferi! Yaşasın düzen disiplin!
3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Kitabın ana fikri hayatta her şey bir düzen içinde yürümesi gerektiği ve bu düzene ayak uymamız gerektiğidir.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Kitaptaki şahıslar:Joseph işsiz, karısı İva hoşgörülü bir kadın , Myron arkadaşı fabrikatör, Kitty dul ve çapkın,Amos abisi ,Dolly karısı.Etta yeğeni.
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitap çok çekici nobel kazanmış bir kitap’tır.Arkadaşlara okumalarını tavsiye ederim.
BOŞLUKTA SALANAN ADAM
YAZARI
SAUL BELLOW
YAYIN EVİ
AKA
BASIM YILI
1995
1.KİTABIN KONUSU:
Bir insanın düzensiz ve boş hayatını anlatıyor.
2.KİTABIN ÖZETİ:
Joseph durgun biri olarak ortaya çıkıyor.Kendisini küçük evinde kapatmış ve boş işlerle uğraşan biridir.Evli ve Kanada’da yaşıyordur .Yabancı olduğu için hakkında askerliğe alınması için soruşturma açılıyor.Soruşturma bitikten sonra 1-A askerlik
Bölüğüne kayıt yapılıyor.Josep askerliğe gidecek gününü beklemeye başlar.Fakat bu sürenin çok uzayabileceğini düşünerek iş görüşmesi için cocukluk arkadaşı Myron ile buluşur.Beraber yemek yemek için bir lokantaya girerler.Lokantada Joseph yakın arkadaşı Jimi’yi görör ve selamlar .Jimi tanımıyormuş gibi yapıp selam vermez.Joseph duymadı diye düşünerek bir daha selamlar fakat Jimi yine cevap vermez.Joseph anlar ki Jimi bunu kasıtlı yapar ve bu duruma sinirlenerek onun masasına doğru gider ve kavga çıkarır.lokantadan çıkar ve eve gider.Evde karısı İva abisi Amos yemeğe davet ettiği ve onları beklediğini söyler.Abisi zengin birisidir ve toplumda önemli yeri vardır.Fakat Joseph bunu hiç bir zaman kendi yararı ve çıkarları için kullanmamıştır .Joseph’in yeğeni Etta ile araları iyi değildir çünkü Etta onu yoksul görür ve kötü davranır.Yemekten sonra Joseph Amosla yukarıdaki kata çıkarlar ve konuşmaya başlarlar.Abisi Joseph’e para çıkarır ve verir .Joseph parayı rededer.Abisi zorla Joseph’in cebine parayı sokar ve gelinceye kadar düşünmesini ister ve odadan çıkar.Joseph parayı yastığa tuturmak için çekmecelerde iğne bulmak için karıştırır.O anda yeğeni Etta ona bakar ve hırsızlıkla suçlar.Joseph kabul etmez ve yeğeni ile ağız dalışına girer.Ağız dalışı daha sonra kavgaya dönüşür.Gürültü olunca Amos karısı ve İva odaya girerler ve onları saça baş kavga ederken bulurlar.Joseph doğruları anlatır ama Amos kızının halini görünce inanmaz.Joseph onları Etta’yı iyi yetiştirmedikleri için suclar.İva ile evden çıkar ve evine gider.eve geldikten sonra Joseph İva ile sudan sebebe kavga eder.Kızgınlığını atmak için dışarı yürüşe çıkar.Dışarıya yağmur yağıyordur ve Joseph sırılsıklam olur.Aklına çocukluk kız arkadaşı gelir ve onun evine ziyarete gitmeye karar verir.Kız arkadaşı Kitty onu görünce şaşırır ve içeriye ısınmak için davet eder.Kitty onun elbiselerini kurutmak için çıkarmasıni söyler.O anda ik,li arasında bir yakınlaşma olur ve o gece beraber olurlar.Yaın sabah Joseph eve döner fakat İva niçin tüm gece gelmediği için sormaz,çünkü Myrona gitiğini düşünür.Bu olaylardan sonra Joseph daha erken askerliğe gitmek için şubeye dilekçe verir.Eve döner ve İva’ya söyler.İva askerliği daha çabuk bitsin diye yapmış olabilir düşünür ve karşı çıkmaz.Ertesi gün Joseph askerlik şübeye kan tahlili ve gerekli kontroller için gider.İva ona gerekli olabilecek tüm malzemeleri hazırlamıştır.Joseph jain askerliğe gedecek ve kitabı şöyle bitirir:
Yaşasın düzenli günler,saatler!
Ve ruhun zaferi! Yaşasın düzen disiplin!
3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Kitabın ana fikri hayatta her şey bir düzen içinde yürümesi gerektiği ve bu düzene ayak uymamız gerektiğidir.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Kitaptaki şahıslar:Joseph işsiz, karısı İva hoşgörülü bir kadın , Myron arkadaşı fabrikatör, Kitty dul ve çapkın,Amos abisi ,Dolly karısı.Etta yeğeni.
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitap çok çekici nobel kazanmış bir kitap’tır.Arkadaşlara okumalarını tavsiye ederim.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
1. KİTABIN ADI:
Mustafa Kemal ve Latife
2. KİTABIN YAZARI:
İsmet BOZDAĞ
3. YAYIN EVİ:
İnkılâp Kitabevi
4. BASIM YILI
1989
1. KİTABIN KONUSU:
Atatürk, "Gazi Mustafa Kemal" günlerinde, İzmir'de bir genç kızla tanışır ve evlenir. 2 yıl, 6 ay, 4 gün birlikte yaşarlar. 25 Ağustos 1925 günü, Latife Hanım: "Latife Gazi Mustafa Kemal" olarak çıktığı İzmir'den; sadece "Latife" olarak yine İzmir'e döner.
Kitap, “Nasıl tanıştılar, nasıl yaşadılar, niçin ayrıldılar?” sorularına cevap aramaktadır..
2. KİTABIN ÖZETİ:
12 Eylül günü İzmir, bir savaş sonrası karışıklığına yuvarlanır. Mustafa Kemal Atatürk’ün karargâhının da bulunduğu Kordonboyu’na doğru aynı anda başlayan yangın ve patlamalar hızla ilerlemektedir. Bu nedenle Fevzi ve İsmet Paşa’lar Göztepe’de ailece Avrupa’da olan İzmir’in sayılı zenginlerinden Uşaklızadeler’in köşkünü karargâh olarak tayin ederler. Ev baştan aşağı yenilenir ve Atatürk’ün ziyaretine hazır hale getirtilir. Evde kendisine misafirden çok ev sahibi gibi davranılır. Atatürk’ün hayatında bir çok kadın olmuştur. Ancak O, Latife’de Karin’in yararlı olma hevesini, Mitti’nin sevecenliğini, Mara’nın anlayışını ve Fikriye’nin büyük saygısından bir şeyler var olduğunu düşünür. Günler çabuk geçer ve Atatürk Ankara’ya oradan da Bursa’ya hareket eder. Ancak Latife ümidini yitirmez ve peşinden sayfalarca mektup yazar ve cevap olarak sadece önceden kararlaştırılmış olan Atatürk’ün Bursa’da gerçekleştirlecek olan kurtuluş şenliklerine kendisinin davetinin iptali olmuştur. Bu onda büyük hayal kırıklıkları yaratır ama kısa zamanda yeniden toparlanır çünkü Atatürk O’na İzmir’de beklemesini emretmiştir. Tek sorun vardır, o da neyi bekleyeceğidir.
Bu arada tüberküloz teşhişi konan Fikriye, İsviçre'de tedavi görmeyi, daha önce Bursa'da Gazi'ye eşlik etme şartıyla ancak kabul etmiştir. Bu nedenle Latife'nin daveti iptal edilir ve Refet Bey, akrabaları ile vedalaşmak isteyen Fikriye'yi Bursa'dan İstanbul'a götürmekle yükümlü kılınır. Bunun yanıda annesi Zübeyde Hanım da oğlunun “mürüvvetini” görmek için acele etmektedir. Atatürk’ün ise kafası çok meşguldür, sonuçta yeni kurulmuş bir devletin başkanıdır. Yapılması gereken bir çok iş vardır. Lozan Barış Konferansı’nda Ankara'da saltanat ve seçim yasası alanlarında yapılan değişiklikler tartışılırken, Mustafa Kemal'in özel yaşamı ile ilgilenecek fazla zamanı yoktur. Latife ile evlenmek istediğini kanıtlamak ve genç kızı daha fazla bekletmek istemediği ıçın, her zaman olduğu gibi yine stratejik kararlar almaktan vazgeçmez ve kendine iki hedef belirler. Şiddetli artrit ağrılari çeken annesini sicak ve kuru Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü İzmir'e yollar. Uygun hava şartları hem yaşlı kadının sağlığına iyi gelecek, hem de Zübeyde Hanım, Latife'nin ailesınin evine konuk gidip, oğlunun yapacağı bu evliliğe olumlu baktığını göstermiş olacaktır. Konuğa armağan olarak sunulan ''Sakarya'' isimli siyah cins at Zübeyde Hanım'ı pek fazla memnun etmez çünkü Latife'nin de çok iyi anladığı gibi, atı kabullenmekle, gelini esaslı bir şekilde tanımadan önce bu evliği onaylamış görünmekten kuşku duyuyordur.
Kendisini karşılamak üzere kompartımanına kadar gelen Latife Hanım ile Zübeyde Hanım'ın aralarındaki tezatın tek nedeni salt yaş farkı olamaz. Yaşam deneyimine karşı eğitim,kaderciliğe karşı kaderini kendi belirleme isteği ve yoğun bir duyarlılığa karşı soğuk bır mantık. Bu genç bayan, Zübeyde Hanım’a daha ilk andan itibaren itici gelir; kendisine eşlik eden Mustafa Kemal'in Yaveri Ali Bey'e itiraf ettiği gibi, kendisine gelin olarak Latife'nin yerine kardeşini tercih eder. Çeşitli olaylarla dolu kırk yıl boyunca oğluna yakın kadın olma özelliğinden kaynaklanan anaca bir kıskançlığın da bunda önemli bir payı olabilir. Yine de gerçek duygularını saklar. Ankara'dan tanıdığı ve güvendiği Yaver Ali'ye yalnızca bir kez şu soruyu sorar: ''Bu genç hanımın Mustafam'ı mutlu edeceğine inanıyor musun?'' Zübeyde Hamın'ın sağlığı İzmir'e geldiğinin ilk on gunü içinde ne gariptir ki kötüye gider. Ankara'ya geri dönmeyi çok ister ama doktor tren yolculuğunu kendisine kesinlikle yasaklanmıştır. Yaşamının sonuna geldiğini belki de hissettiği için ve oğlunu bir kez daha göremeyeceğinden korkarak Yaver’e Latife Hanım’ın Atatürk’le evliliğine onay vermadiğini söyler. O’na göre Latife Hanım “iyi bir kız” dan çok “iyi görünmeye çalışan bir kız” rolündendir. Ancak Zübeyde Hanım’ın vefatından sonra olaylar beklendiği gibi olmaz .
Latife Hanım Yaver’in kanına çoktan girmiştir. Atatürk’ün İzmir’i ziyareti sırasında bu evliliğe onay çıktığı bildirilir. Atatürk’te bunu vasiyet kabul ederek Latife Hanım’la 29 Ocak 1923 tarihinde evlenir.
Evlilik günü aile içinde yenen bir yemekle sona erer. Herkes gittikten sonra Mustafa Kemal, Karabekir ve Fevzi Paşa'larla masa sohbeti biraz daha sürdürülür ve Kurtuluş Savaşının en zor günleri hep birlikte yadedilir. Latife Hanım o gece, damadın kendisine biçtiği rolü şaka mahiyetinde diğer Paşa'lara da aktarmasına hiç ses çıkarmaz. Ama çift 20 Şubat'ta Ankara'ya döndükten sonra ise, bulundukları mertebeye layık bir evlilik yaşamı konusundaki fikirlerini gerçekleştirmek üzere harekete geçer. Fikriye'nin izlerini hala taşıyan Çankaya'daki evin sadeliği karşısında büyük düşkırıklığına uğrayan Latife Hanım, iç dekorasyonu yeniletir, erkek hizmetlilerden yemek servisi sırasında beyaz eldiven takmalarını ister ve yaverlere, Gazi'nin yatak odasına yalnızca kendi izni ile girebileceklerini belirtir. Biraz daha zaman geçince Mustafa Kemal'in ünlü ''sofra sohbetlerine'' ne denli karşı olduğunu ve sinirlendiğini göstererek - bir keresinde akşam yemeği boyunca yapılan konuşmalar fazla uzayınca yemek salonunun üstündeki kendi odasında topuklarını yere vura vura yürüyüp, protestosunu belli etmiştir - hayatının ve vatanın Kahramanı olan bu erkeğin özel yaşam biçimine ne denli uyumsuz kaldığı iyice belirgin hale gelir. Gazi de bu konuda eşine herhangi bır ayrıcalık tanımayacağı yolunda tavrını koyunca, kişisel ihtirasın ikinci derecede rol oynadığı, modern ve vatanperverlik duygularının ağır bastığı bu evliliğin yolunda gitmemesi kaçınılmaz olur. Çankaya'daki ev hayatı, Latife'nin varlığı ile öylesine büyük bir değişikliğe uğramıştır ki, Nuri (Conker) ve Salih (Bozok) Bey'ler gibi çok eski arkadaşları bile çok ender olarak gelip gitmeye başlarlar. Latife yalnızca odaların dekorasyonunu değiştirmekle kalmaz, babasının evinde alıştığı üzere kendi aile hayatına da toplumsal bir çerçeveden bakmaya başlar. Kocasının kişisel özelliklerini ve alışkanlıklarını asla dikkate almadan, tıpkı sert bir asker gibi resmi etikete ve seremoni yönü ağır basan davranışlara büyük önem verir. Kendi görüşüne göre içine düştüğü bu keşmekeşten, mazbut bir insana yakışan medeni bir yuva yaratma çabasındadır. Verdiği "akşam davetlerine" canı her isteyen gelemez, davetli sayısını yalnızca o belirler, istediğini çağırır, hoşlanmadığı kimseleri ise asla çağırmaz ve beylerden, eşleri ile birlikte bu davetlere katılmalarını ister.
Aynı oranda inatçı ve egzantrik olan bu ikilinin ilişkisi, Fikriye'nin geri dönmesi ile birlikte daha da zor bir döneme girer. İsviçre'de gördüğü tedaviden sonra hastalığı bir ölçüde iyileşmiş olan Fikriye, Paşa'sının Latife Hanım ile yaptığı evliliği Münih'te öğrenir vebir trenle İstanbul üstünden Ankara'ya gelir. Gelir gelmez de doğru Çankaya'ya gider. Latife, Yaver Ali'den Fikriye Hanım'ın geldiğini öğrenince, soluğu derhal şehirden eve yeni dönmüş olan Mustafa Kemal Atatürk’ü de yanına alır. Fikriye, karı kocayı karşısında görünce bir heykel gibi donup kalır. O andan itibaren rüyalarının erkeği olan bu adamın yanında artık geri plana itilmiş olması ona çok acı gelir ve bir öğleden sonra tek kurşunla hayatına son verir.
Bu trajik olaydan sonra Mustafa Kemal kendine ayırabildiği kısıtlı saatleri, Ankara'ya gelişinin ilk aylarında genelkurmaylık olarak kullandığı tarım okulunun çevresinde geçirmeye başlar. Bu O’nu biraz olsun rahatlatmaktadır. Ancak bu sayede evde esen soğuk rüzgarlardan kedisini uzak tutabilmektedir. Kendisini devlet işlerine verir. Latife Hanım’a kırgındır ancak bunu O’na göstermek istemez. Kısa bir zaman sonra da Mustafa Kemal devrimlerini halka tanıtmak amacıyla Latife Hanım ile birlikte günlük bir yurt gezisine çıkar. Ama Latife Hanım ile Gazi arasında yolculuk boyunca tartışma ve çatışmalar hiç eksik olmaz çünkü halk her yerde Gazi Paşa'sına büyük sevgi gösterilerinde bulunur, Latife Hanım ise bu durum karşısında geri planda kaldığını ve ihmal edildiğini düşünerek türlü huysuzluklar yapar.
Evliliğinin bitmesinde bardağı taşıran son damla ise Mustafa Kemal'in muhafız alayından askerlerle her akşam yapmayı adet edindiği minik sohbetine Latife Hanım'ın gereksiz yere karışmasıdır. Günümüze değin ülkede her yıl çeşitli turnuvaları yapılan ve o yıllarda Çankaya'daki muhafızlar arasında da çok tutulan ata sporu güreşi, Gazi de tıpkı diğer Türk erkekleri gibi çok sever. Atatürk, bu müsabakalardan birini, şeref konuğu olarak ilgi ile izlerken Latife Hanım derhal duruma el koyar, ona Kemal'e derhal eve girmesini ve askerlere yakınlık göstererek, kendi aile durumunu bu denli küçük düşürmekten vazgeçmesini söyler.
Mustafa Kemal aynı akşam İsmet İnönü'ye telefonda evliliğini artık bitireceğini açıklar ve bu haberin gazetelere bildirilmesi talimatını verir. 1926 yılının Şubat ayına dek Türkiye'de geçerli olan eski İslam hukukuna göre bir erkeğin karısına üç kez "boş ol" demesi ve onu babasının evine geri göndermesi boşanma için yeterlidir. Mustafa Kemal'in bu töreyi uygulamaktan kaçınmış olduğu kesindir. Ama ertesi gün, 5 Ağustos 1925 tarihinde sabahın erken saatlerinde ata binmek üzere evden çıkarken yaverlerinden birini, Latife Hanım'ın bavullarının toplanması ve İzmir'e ailesinin yanına dönmesinin sağlanması ile görevlendirdiği bilinen bir gerçektir.
Latife, Gazi'nin emrine derhal uyar ve ne gariptir ki, o günden sonra ne Gazi'nin eski eşi olarak, ne de kendi adına toplumun karşısına bir daha asla çıkmaz. İstanbul'da Japon konsolosluğunun yakınlarında, Taksim ile Boğaziçi arasındaki eski ve güzel Türk konaklarından birinde oturur, biyografların ve gazetecilerin evliliği ya da Gazi hakkındaki konuşma isteklerini kesinlikle geri çevirir. Yalnız ne zaman Ankara'dan bir ziyaretçisi gelse, şu soruyu sormadan yapamaz: "Paşa nasıl?" Ve her zaman da aynı yanıtı alırdı: "Her zamanki gibi, Latife, her zamanki gibi..." 1975 yılında öldüğünde evi, yanında tam bir Avrupalı kadına, yokluğunda ise tam bir Doğulu kadına has yaşam sürdüğü hayatının erkeğinin resimleri ve fotoğrafları ile dopdoludur.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Mustafa Kemal, normal bir aile yaşantısına eğilim göstererek, kendi açısından bilinçli, eğitim almış ve politik görüş sahibi bir kadınla evlenerek, devrimlerini hayata geçirmek için yaptığı sistematik çalışmaların bir parçası olan resmi nikâh ve kadın özgürlüğü hareketine de iyi bir örnek oluşturabileceği kanaatini taşıyordu. Latife Hanım bu pozisyon için aranan modeldi..
Mustafa Kemal ile Latife Hanım arasındaki ilişkinin özel bir boyuta sıçraması memnuniyet verici bir olaydır. Ama ne o, ne de Gazi'nin diğer yakın arkadaşları sabahlara dek süren ve rakı ile zenginleştirilen "sofra sohbetleri"ne kurallarla düzenlenmiş bir özel yaşamın bile engel olamayacağının bilincindedirler. İşte Latife Hanım, bunu kabullenmek istememektedir. O’nun için her ne kadar o rakı sofralarında devlet meselelerinin konuşulsada sonuçta O’da Mustafa Kemal’in eşidir ve gereğinde kendisiyle de ilgilenilmesini ister. Kitapta da geçtiği gibi Latife Hanım, yeri geldiğinde Atatürk’ten halkı dahi kıskanmıştır.
Latife Hanım, kocasının kişisel özelliklerini ve alışkanlıklarını asla dikkate almadan, tıpkı sert bir asker gibi resmi etikete ve seremoni yönü ağır basan davranışlara büyük önem verir. Kendi görüşüne göre içine düştüğü bu keşmekeşten, mazbut bir insana yakışan medeni bir yuva yaratma çabasındadır. Ama Atatürk bu konulardan fersah fersah uzaktır, olmakta zorundadır…
4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Latife Uşaklıgil, yurt dışında mükemmel bir eğitim görmüş, kültürü ve özgüveni ile çağdaş Türk kadınının ideal bir modelidir. Atatürk’ün Latife Hanım’a olan ilgisinin temelinde belkide bu yatmaktadır. O’nu Türk kadınının bir sembolü haline getirerek gelişmekte olan Türk Devleti’nin kadınlarına asıl yaşam standartlarının ve sosyal toplumda kendisinin yerini göstermek istemesidir. Anadolu gezilerinin tamamına yakınıda Atatürk’le birlikte gezmiş olan Latife Hanım, O’na gösterilen bu ilginin farkına varamamış, sürekli soğuk rüzgarlar estirmiş, gerekirse üst katlara çıkıp alt kattaki toplantı veya eğlenceleri topuklarının üzerinde sıçrayarak rahatsız etmiştir. Kısaca Atatürk, O’nun için her ne kadar evliliğin başında “devlet başkanı”da olsa bu ileriki zamanlarda değişir.
Mustafa Kemal, kendine ait özel bir yaşam kurma düşlerine daldığı anlardan birinde, kendisini bekleyen devrimlerle ilgili yapması gereken çalışmaların kişisel desteği olmadan da yürüyebileceğini düşünüp, evliliği bir çare olarak görmüş olabilir. Yaşamını huzur ve sükûnet içinde, normal bir vatandaş gibi sürdürmeye duyduğu derin özlem var olsa bile artık bu sade, basit ve rahatlatıcı mutluluğu yakalayabileceği günler onun için çok gerilerde kalmıştır. Askeri akademide öğrenciyken Büyükada'da yıldızların altında içinde var gücü ile duyumsadığı sanat aşkını geri plana iter çünkü, bundan çok daha güçlü bir dürtü ile, önce askeri faaliyetler sonra ulusal direniş hareketinin örgütlenmesini koordine etmek ve en sonunda da okuma yazma bile bilmeyen, yalnızca Kur'an okullarında eğitim alabilen halkının eski İslamcı temel üstüne modern ve Avrupai bir devlet inşa etmesini gerçekleştirmek gibi bir yoldan başarıya ulaşması gerekmektedir. Herhangi bir sanat dalına yönelerek kişisel doyuma ulaşmaya ilişkin gençlik hülyaları onun gibi duyarlı ve güçlü karakterlerin her zaman bir parçası olmuştur. Normal bir aile yaşantısına eğilim göstererek, kendi açısından bilinçli, eğitim almış ve politik görüş sahibi bir kadınla evlenerek, devrimlerini hayata geçirmek için yaptığı sistematik çalışmaların bir parçası olan resmi nikâh ve kadın özgürlüğü hareketine de iyi bir örnek oluşturabileceği kanaatini taşır. Ama o anki cazibenin yarattığı zayıflıkla, İsmet ya da Ali Fethi Bey'ler gibi çok genç yaşında aile sahibi olmadan, yirmi seneden fazladır yalnızca asker olarak yaşadığını ve tüm kişiliğini yeniden şekillendirici görevlere, o anda da Türk toplumuna adadığını unutur ki Latife Hanım’la evlilik O’nu bir çok konuda sarsar. Kendisine râkip olmak isteyenler için bulunmaz bir fırsat olur. Ancak Atatürk bunların da üstesinden gelmeyi başarır.
Zübeyde Hanım beyaz i1erlemiş yaşına karşın cildi kırışıksız ve ışıltılı, ****l çerçeveli gözlüklerinin ardındaki iri lacivert gözlerinde ise hem derin bir ciddiyet, hem de aynı zamanda muzip bir gülümsemesi olan bir insandır. Ciddi ve mühim meselerde sade ve anlaşılır dil kullanmaya gayret ederken, normal zamanlarda kendi şivesi ile konuşmayı tercih eder. Latife Hanım’la her ne kadar tanışmaları güzel geçsede bu evliliğn olmaması gerektiğini sadece analık duygularıyla sezdiğini dile getirir. Lâkin vefâtının yaklaşması nedeniyle bunu oğluna iletemez.
Salih Bozok, Latife Hanım’ın Atatürk’le evlenmesinin arifesinde ikisinin evlenmesi için gerekli olan kilit isism olur. Bunun olmasını da Latife Hanım sağlar. Yıllardır hizmetini görüdüğü Mustafa Kemal’e annesinin evlenmelerine karşı çıktığını söylemiş olsaydı bu tatsız olaylarda olamayacaktı ki evliliklerinin üçüncü günü itibariyle Latife Hanım’ın Atatürk’ten uzaklaştırmaya çalıştığı yegâne insanlar arasında olmuştur.
5. KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitap, Atatürk’ün bir devlet adamı yanından çok O’nu bir insan olarak ele alır . Bir kadınla olan münasebetleri, evde çıkan sorunlar karşısındaki tutumu ve bu durumu kendi lehine çevrime çabalarını anlatmaktadır.
Devletin en gizli işlerinde dahi bir an olsun yanından ayrılmayan, belki de Atatürk’ün en güvenilir insan olarak bildiği, senelerce hizmetinde çalışmış olan Salih Bozok’un, Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın evlenmemeleri gerektiği konusundaki uyarısını dikkate almayarak Atatürk’e yalan söylemesi, Atatürk için büyük bir kayıptır.
Atatürk’ün hayatı boyunca yaptığım en büyük hata olarak nitelendirdiği evliliğin olması tamamen Latife Hanım’ın büyük gayretleriyle olduğunu görmekteyiz. Mustafa Kemal’e yaklaşabilmek amacıyla çok çeşitli yollar denemesi, ulaştığında ise kendini göstermek için türlü davranışlar sergilemesi bunlara örnektir. Ancak bundan öce evlendiği kişinin normal bir insan olmadığını düşünmesi gerekirdi. Sonuçta Atatürk yeni kurulmuş olan bir devletin başkanıdır. Latife Hanım’a diğer kocalar gibi sevgi ve ilgi ile yaklaşması düşünülemez bir gerçektir. Bu da Latife’nin kişiliği ile bağdaşmamaktadır. O, bunları kabullenmek yerine olayları kendi lehine döndürme savaşına girer. Ama bunda bile başarılı olamayacaktır. Ama O, herşeye rağmen evliliğini elinden geldiğince gerek Latife Hanım’ın haysiyeti gerekse başkanı olduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin itibarı için onunla elinden geldiğince iyi geçinmeye çalışır. Olaylarda alttan alan hep Mustafa Kemal olur. Ancak bunlar bile boşanmayı engelleyemez..
6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
İsmet Bozdağ, 13 Mart 1916 yılında Bursa'da doğdu.İ.Ü.İktisat Fakültesi Gazetecilik Enstitüsünü bitirdi.Memurluk ve gazetecilik yaptı.Önce şiir yazdı, sonra araştırmaya yöneldi.Radyo oyunları vardır.1940-1952 yılları arasında Ankara Radyosunda 23 oyunu yayınlandı.
[B]ESERLERİ [/B]
Şiir:Üç mum Yandı, Gönderilmemiş Mektuplar
Diğer Eserleri:Başvekilim Menderes,Atatürk ve Eşi Latife Hanım,Atatürk İnönü Bayar Çekişmeleri,Atatürk'ün Sofrası,Abdülhamid'in Hatıra Defteri,, Demokrat Parti ve Ötekiler,Kemal Tahir'in Sohbetleri,Atatürk'ün Anıları, The Ard İdea, Üçüncü Çözüm,İşte Japon Modeli,Sovyet Marksizmi Çin Marksizmi ve Türkiye Gerçekleri,Osmanlı Devlet ve Toplum yapısı,Bir Darbenin Anatomisi/ 27 mayıs İhtilali,Demirkırat Aldatmacası,Değişim Şafağı,Mustafa Suphi'yi kim Öldürdü?, Osmanlıların Son Kahramanları,Abdülhamid'in Eşi Pesendun Hanım'ın Anıları,Beyaz Anılar.
1.Atatürk'ün Avrasya Devleti
İsmet Bozdağ
Tekin Yayınevi
Atatürk'ün gözünde Milli Misak'ın anlamı nedir? Milli Mücadele'de, Sovyetlerden, ne zaman ve ne kadar yardım aldık? İran'a 1923 yılında Uçak armağan ettik mi? Neden?...
Enflasyonun yüzde 250'lerde olduğu 1924 yılında 100.000 altın harcayarak: "Türkiyat Enstitüsü" kurduk, Etnografya Müzesi"nin temellerini attık mı?..
Niçin?.. Dil Kurumu, Tarih Kurumu'nun kurulmasında gözetilen hedef nedir? Bu Hedef'den Kim ve niçin saptı?.. Atatürk ve İnönü hangi fikirde çatıştılar?.. Kim haklı idi?.. Atatürk, İnönü'nün çocuklarına okumalarını sağlamak için mirasından pay ayırdı mı?.. Niçin?..Atatürk'ün "Siyasi Vasiyeti" var mı?.. Neydi ve uygulanmasını kim önledi?.. Atatürk, kimin Cumhurbaşkanı olmasını istiyordu? Kim oldu?.. Bütün bu soruların cevapları, bu kitapta!
2.Sultan Abdülhamid'in Hatıra Defteri
İsmet Bozdağ
Pınar Yayınları
Mustafa Kemal ve Latife
2. KİTABIN YAZARI:
İsmet BOZDAĞ
3. YAYIN EVİ:
İnkılâp Kitabevi
4. BASIM YILI
1989
1. KİTABIN KONUSU:
Atatürk, "Gazi Mustafa Kemal" günlerinde, İzmir'de bir genç kızla tanışır ve evlenir. 2 yıl, 6 ay, 4 gün birlikte yaşarlar. 25 Ağustos 1925 günü, Latife Hanım: "Latife Gazi Mustafa Kemal" olarak çıktığı İzmir'den; sadece "Latife" olarak yine İzmir'e döner.
Kitap, “Nasıl tanıştılar, nasıl yaşadılar, niçin ayrıldılar?” sorularına cevap aramaktadır..
2. KİTABIN ÖZETİ:
12 Eylül günü İzmir, bir savaş sonrası karışıklığına yuvarlanır. Mustafa Kemal Atatürk’ün karargâhının da bulunduğu Kordonboyu’na doğru aynı anda başlayan yangın ve patlamalar hızla ilerlemektedir. Bu nedenle Fevzi ve İsmet Paşa’lar Göztepe’de ailece Avrupa’da olan İzmir’in sayılı zenginlerinden Uşaklızadeler’in köşkünü karargâh olarak tayin ederler. Ev baştan aşağı yenilenir ve Atatürk’ün ziyaretine hazır hale getirtilir. Evde kendisine misafirden çok ev sahibi gibi davranılır. Atatürk’ün hayatında bir çok kadın olmuştur. Ancak O, Latife’de Karin’in yararlı olma hevesini, Mitti’nin sevecenliğini, Mara’nın anlayışını ve Fikriye’nin büyük saygısından bir şeyler var olduğunu düşünür. Günler çabuk geçer ve Atatürk Ankara’ya oradan da Bursa’ya hareket eder. Ancak Latife ümidini yitirmez ve peşinden sayfalarca mektup yazar ve cevap olarak sadece önceden kararlaştırılmış olan Atatürk’ün Bursa’da gerçekleştirlecek olan kurtuluş şenliklerine kendisinin davetinin iptali olmuştur. Bu onda büyük hayal kırıklıkları yaratır ama kısa zamanda yeniden toparlanır çünkü Atatürk O’na İzmir’de beklemesini emretmiştir. Tek sorun vardır, o da neyi bekleyeceğidir.
Bu arada tüberküloz teşhişi konan Fikriye, İsviçre'de tedavi görmeyi, daha önce Bursa'da Gazi'ye eşlik etme şartıyla ancak kabul etmiştir. Bu nedenle Latife'nin daveti iptal edilir ve Refet Bey, akrabaları ile vedalaşmak isteyen Fikriye'yi Bursa'dan İstanbul'a götürmekle yükümlü kılınır. Bunun yanıda annesi Zübeyde Hanım da oğlunun “mürüvvetini” görmek için acele etmektedir. Atatürk’ün ise kafası çok meşguldür, sonuçta yeni kurulmuş bir devletin başkanıdır. Yapılması gereken bir çok iş vardır. Lozan Barış Konferansı’nda Ankara'da saltanat ve seçim yasası alanlarında yapılan değişiklikler tartışılırken, Mustafa Kemal'in özel yaşamı ile ilgilenecek fazla zamanı yoktur. Latife ile evlenmek istediğini kanıtlamak ve genç kızı daha fazla bekletmek istemediği ıçın, her zaman olduğu gibi yine stratejik kararlar almaktan vazgeçmez ve kendine iki hedef belirler. Şiddetli artrit ağrılari çeken annesini sicak ve kuru Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü İzmir'e yollar. Uygun hava şartları hem yaşlı kadının sağlığına iyi gelecek, hem de Zübeyde Hanım, Latife'nin ailesınin evine konuk gidip, oğlunun yapacağı bu evliliğe olumlu baktığını göstermiş olacaktır. Konuğa armağan olarak sunulan ''Sakarya'' isimli siyah cins at Zübeyde Hanım'ı pek fazla memnun etmez çünkü Latife'nin de çok iyi anladığı gibi, atı kabullenmekle, gelini esaslı bir şekilde tanımadan önce bu evliği onaylamış görünmekten kuşku duyuyordur.
Kendisini karşılamak üzere kompartımanına kadar gelen Latife Hanım ile Zübeyde Hanım'ın aralarındaki tezatın tek nedeni salt yaş farkı olamaz. Yaşam deneyimine karşı eğitim,kaderciliğe karşı kaderini kendi belirleme isteği ve yoğun bir duyarlılığa karşı soğuk bır mantık. Bu genç bayan, Zübeyde Hanım’a daha ilk andan itibaren itici gelir; kendisine eşlik eden Mustafa Kemal'in Yaveri Ali Bey'e itiraf ettiği gibi, kendisine gelin olarak Latife'nin yerine kardeşini tercih eder. Çeşitli olaylarla dolu kırk yıl boyunca oğluna yakın kadın olma özelliğinden kaynaklanan anaca bir kıskançlığın da bunda önemli bir payı olabilir. Yine de gerçek duygularını saklar. Ankara'dan tanıdığı ve güvendiği Yaver Ali'ye yalnızca bir kez şu soruyu sorar: ''Bu genç hanımın Mustafam'ı mutlu edeceğine inanıyor musun?'' Zübeyde Hamın'ın sağlığı İzmir'e geldiğinin ilk on gunü içinde ne gariptir ki kötüye gider. Ankara'ya geri dönmeyi çok ister ama doktor tren yolculuğunu kendisine kesinlikle yasaklanmıştır. Yaşamının sonuna geldiğini belki de hissettiği için ve oğlunu bir kez daha göremeyeceğinden korkarak Yaver’e Latife Hanım’ın Atatürk’le evliliğine onay vermadiğini söyler. O’na göre Latife Hanım “iyi bir kız” dan çok “iyi görünmeye çalışan bir kız” rolündendir. Ancak Zübeyde Hanım’ın vefatından sonra olaylar beklendiği gibi olmaz .
Latife Hanım Yaver’in kanına çoktan girmiştir. Atatürk’ün İzmir’i ziyareti sırasında bu evliliğe onay çıktığı bildirilir. Atatürk’te bunu vasiyet kabul ederek Latife Hanım’la 29 Ocak 1923 tarihinde evlenir.
Evlilik günü aile içinde yenen bir yemekle sona erer. Herkes gittikten sonra Mustafa Kemal, Karabekir ve Fevzi Paşa'larla masa sohbeti biraz daha sürdürülür ve Kurtuluş Savaşının en zor günleri hep birlikte yadedilir. Latife Hanım o gece, damadın kendisine biçtiği rolü şaka mahiyetinde diğer Paşa'lara da aktarmasına hiç ses çıkarmaz. Ama çift 20 Şubat'ta Ankara'ya döndükten sonra ise, bulundukları mertebeye layık bir evlilik yaşamı konusundaki fikirlerini gerçekleştirmek üzere harekete geçer. Fikriye'nin izlerini hala taşıyan Çankaya'daki evin sadeliği karşısında büyük düşkırıklığına uğrayan Latife Hanım, iç dekorasyonu yeniletir, erkek hizmetlilerden yemek servisi sırasında beyaz eldiven takmalarını ister ve yaverlere, Gazi'nin yatak odasına yalnızca kendi izni ile girebileceklerini belirtir. Biraz daha zaman geçince Mustafa Kemal'in ünlü ''sofra sohbetlerine'' ne denli karşı olduğunu ve sinirlendiğini göstererek - bir keresinde akşam yemeği boyunca yapılan konuşmalar fazla uzayınca yemek salonunun üstündeki kendi odasında topuklarını yere vura vura yürüyüp, protestosunu belli etmiştir - hayatının ve vatanın Kahramanı olan bu erkeğin özel yaşam biçimine ne denli uyumsuz kaldığı iyice belirgin hale gelir. Gazi de bu konuda eşine herhangi bır ayrıcalık tanımayacağı yolunda tavrını koyunca, kişisel ihtirasın ikinci derecede rol oynadığı, modern ve vatanperverlik duygularının ağır bastığı bu evliliğin yolunda gitmemesi kaçınılmaz olur. Çankaya'daki ev hayatı, Latife'nin varlığı ile öylesine büyük bir değişikliğe uğramıştır ki, Nuri (Conker) ve Salih (Bozok) Bey'ler gibi çok eski arkadaşları bile çok ender olarak gelip gitmeye başlarlar. Latife yalnızca odaların dekorasyonunu değiştirmekle kalmaz, babasının evinde alıştığı üzere kendi aile hayatına da toplumsal bir çerçeveden bakmaya başlar. Kocasının kişisel özelliklerini ve alışkanlıklarını asla dikkate almadan, tıpkı sert bir asker gibi resmi etikete ve seremoni yönü ağır basan davranışlara büyük önem verir. Kendi görüşüne göre içine düştüğü bu keşmekeşten, mazbut bir insana yakışan medeni bir yuva yaratma çabasındadır. Verdiği "akşam davetlerine" canı her isteyen gelemez, davetli sayısını yalnızca o belirler, istediğini çağırır, hoşlanmadığı kimseleri ise asla çağırmaz ve beylerden, eşleri ile birlikte bu davetlere katılmalarını ister.
Aynı oranda inatçı ve egzantrik olan bu ikilinin ilişkisi, Fikriye'nin geri dönmesi ile birlikte daha da zor bir döneme girer. İsviçre'de gördüğü tedaviden sonra hastalığı bir ölçüde iyileşmiş olan Fikriye, Paşa'sının Latife Hanım ile yaptığı evliliği Münih'te öğrenir vebir trenle İstanbul üstünden Ankara'ya gelir. Gelir gelmez de doğru Çankaya'ya gider. Latife, Yaver Ali'den Fikriye Hanım'ın geldiğini öğrenince, soluğu derhal şehirden eve yeni dönmüş olan Mustafa Kemal Atatürk’ü de yanına alır. Fikriye, karı kocayı karşısında görünce bir heykel gibi donup kalır. O andan itibaren rüyalarının erkeği olan bu adamın yanında artık geri plana itilmiş olması ona çok acı gelir ve bir öğleden sonra tek kurşunla hayatına son verir.
Bu trajik olaydan sonra Mustafa Kemal kendine ayırabildiği kısıtlı saatleri, Ankara'ya gelişinin ilk aylarında genelkurmaylık olarak kullandığı tarım okulunun çevresinde geçirmeye başlar. Bu O’nu biraz olsun rahatlatmaktadır. Ancak bu sayede evde esen soğuk rüzgarlardan kedisini uzak tutabilmektedir. Kendisini devlet işlerine verir. Latife Hanım’a kırgındır ancak bunu O’na göstermek istemez. Kısa bir zaman sonra da Mustafa Kemal devrimlerini halka tanıtmak amacıyla Latife Hanım ile birlikte günlük bir yurt gezisine çıkar. Ama Latife Hanım ile Gazi arasında yolculuk boyunca tartışma ve çatışmalar hiç eksik olmaz çünkü halk her yerde Gazi Paşa'sına büyük sevgi gösterilerinde bulunur, Latife Hanım ise bu durum karşısında geri planda kaldığını ve ihmal edildiğini düşünerek türlü huysuzluklar yapar.
Evliliğinin bitmesinde bardağı taşıran son damla ise Mustafa Kemal'in muhafız alayından askerlerle her akşam yapmayı adet edindiği minik sohbetine Latife Hanım'ın gereksiz yere karışmasıdır. Günümüze değin ülkede her yıl çeşitli turnuvaları yapılan ve o yıllarda Çankaya'daki muhafızlar arasında da çok tutulan ata sporu güreşi, Gazi de tıpkı diğer Türk erkekleri gibi çok sever. Atatürk, bu müsabakalardan birini, şeref konuğu olarak ilgi ile izlerken Latife Hanım derhal duruma el koyar, ona Kemal'e derhal eve girmesini ve askerlere yakınlık göstererek, kendi aile durumunu bu denli küçük düşürmekten vazgeçmesini söyler.
Mustafa Kemal aynı akşam İsmet İnönü'ye telefonda evliliğini artık bitireceğini açıklar ve bu haberin gazetelere bildirilmesi talimatını verir. 1926 yılının Şubat ayına dek Türkiye'de geçerli olan eski İslam hukukuna göre bir erkeğin karısına üç kez "boş ol" demesi ve onu babasının evine geri göndermesi boşanma için yeterlidir. Mustafa Kemal'in bu töreyi uygulamaktan kaçınmış olduğu kesindir. Ama ertesi gün, 5 Ağustos 1925 tarihinde sabahın erken saatlerinde ata binmek üzere evden çıkarken yaverlerinden birini, Latife Hanım'ın bavullarının toplanması ve İzmir'e ailesinin yanına dönmesinin sağlanması ile görevlendirdiği bilinen bir gerçektir.
Latife, Gazi'nin emrine derhal uyar ve ne gariptir ki, o günden sonra ne Gazi'nin eski eşi olarak, ne de kendi adına toplumun karşısına bir daha asla çıkmaz. İstanbul'da Japon konsolosluğunun yakınlarında, Taksim ile Boğaziçi arasındaki eski ve güzel Türk konaklarından birinde oturur, biyografların ve gazetecilerin evliliği ya da Gazi hakkındaki konuşma isteklerini kesinlikle geri çevirir. Yalnız ne zaman Ankara'dan bir ziyaretçisi gelse, şu soruyu sormadan yapamaz: "Paşa nasıl?" Ve her zaman da aynı yanıtı alırdı: "Her zamanki gibi, Latife, her zamanki gibi..." 1975 yılında öldüğünde evi, yanında tam bir Avrupalı kadına, yokluğunda ise tam bir Doğulu kadına has yaşam sürdüğü hayatının erkeğinin resimleri ve fotoğrafları ile dopdoludur.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Mustafa Kemal, normal bir aile yaşantısına eğilim göstererek, kendi açısından bilinçli, eğitim almış ve politik görüş sahibi bir kadınla evlenerek, devrimlerini hayata geçirmek için yaptığı sistematik çalışmaların bir parçası olan resmi nikâh ve kadın özgürlüğü hareketine de iyi bir örnek oluşturabileceği kanaatini taşıyordu. Latife Hanım bu pozisyon için aranan modeldi..
Mustafa Kemal ile Latife Hanım arasındaki ilişkinin özel bir boyuta sıçraması memnuniyet verici bir olaydır. Ama ne o, ne de Gazi'nin diğer yakın arkadaşları sabahlara dek süren ve rakı ile zenginleştirilen "sofra sohbetleri"ne kurallarla düzenlenmiş bir özel yaşamın bile engel olamayacağının bilincindedirler. İşte Latife Hanım, bunu kabullenmek istememektedir. O’nun için her ne kadar o rakı sofralarında devlet meselelerinin konuşulsada sonuçta O’da Mustafa Kemal’in eşidir ve gereğinde kendisiyle de ilgilenilmesini ister. Kitapta da geçtiği gibi Latife Hanım, yeri geldiğinde Atatürk’ten halkı dahi kıskanmıştır.
Latife Hanım, kocasının kişisel özelliklerini ve alışkanlıklarını asla dikkate almadan, tıpkı sert bir asker gibi resmi etikete ve seremoni yönü ağır basan davranışlara büyük önem verir. Kendi görüşüne göre içine düştüğü bu keşmekeşten, mazbut bir insana yakışan medeni bir yuva yaratma çabasındadır. Ama Atatürk bu konulardan fersah fersah uzaktır, olmakta zorundadır…
4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Latife Uşaklıgil, yurt dışında mükemmel bir eğitim görmüş, kültürü ve özgüveni ile çağdaş Türk kadınının ideal bir modelidir. Atatürk’ün Latife Hanım’a olan ilgisinin temelinde belkide bu yatmaktadır. O’nu Türk kadınının bir sembolü haline getirerek gelişmekte olan Türk Devleti’nin kadınlarına asıl yaşam standartlarının ve sosyal toplumda kendisinin yerini göstermek istemesidir. Anadolu gezilerinin tamamına yakınıda Atatürk’le birlikte gezmiş olan Latife Hanım, O’na gösterilen bu ilginin farkına varamamış, sürekli soğuk rüzgarlar estirmiş, gerekirse üst katlara çıkıp alt kattaki toplantı veya eğlenceleri topuklarının üzerinde sıçrayarak rahatsız etmiştir. Kısaca Atatürk, O’nun için her ne kadar evliliğin başında “devlet başkanı”da olsa bu ileriki zamanlarda değişir.
Mustafa Kemal, kendine ait özel bir yaşam kurma düşlerine daldığı anlardan birinde, kendisini bekleyen devrimlerle ilgili yapması gereken çalışmaların kişisel desteği olmadan da yürüyebileceğini düşünüp, evliliği bir çare olarak görmüş olabilir. Yaşamını huzur ve sükûnet içinde, normal bir vatandaş gibi sürdürmeye duyduğu derin özlem var olsa bile artık bu sade, basit ve rahatlatıcı mutluluğu yakalayabileceği günler onun için çok gerilerde kalmıştır. Askeri akademide öğrenciyken Büyükada'da yıldızların altında içinde var gücü ile duyumsadığı sanat aşkını geri plana iter çünkü, bundan çok daha güçlü bir dürtü ile, önce askeri faaliyetler sonra ulusal direniş hareketinin örgütlenmesini koordine etmek ve en sonunda da okuma yazma bile bilmeyen, yalnızca Kur'an okullarında eğitim alabilen halkının eski İslamcı temel üstüne modern ve Avrupai bir devlet inşa etmesini gerçekleştirmek gibi bir yoldan başarıya ulaşması gerekmektedir. Herhangi bir sanat dalına yönelerek kişisel doyuma ulaşmaya ilişkin gençlik hülyaları onun gibi duyarlı ve güçlü karakterlerin her zaman bir parçası olmuştur. Normal bir aile yaşantısına eğilim göstererek, kendi açısından bilinçli, eğitim almış ve politik görüş sahibi bir kadınla evlenerek, devrimlerini hayata geçirmek için yaptığı sistematik çalışmaların bir parçası olan resmi nikâh ve kadın özgürlüğü hareketine de iyi bir örnek oluşturabileceği kanaatini taşır. Ama o anki cazibenin yarattığı zayıflıkla, İsmet ya da Ali Fethi Bey'ler gibi çok genç yaşında aile sahibi olmadan, yirmi seneden fazladır yalnızca asker olarak yaşadığını ve tüm kişiliğini yeniden şekillendirici görevlere, o anda da Türk toplumuna adadığını unutur ki Latife Hanım’la evlilik O’nu bir çok konuda sarsar. Kendisine râkip olmak isteyenler için bulunmaz bir fırsat olur. Ancak Atatürk bunların da üstesinden gelmeyi başarır.
Zübeyde Hanım beyaz i1erlemiş yaşına karşın cildi kırışıksız ve ışıltılı, ****l çerçeveli gözlüklerinin ardındaki iri lacivert gözlerinde ise hem derin bir ciddiyet, hem de aynı zamanda muzip bir gülümsemesi olan bir insandır. Ciddi ve mühim meselerde sade ve anlaşılır dil kullanmaya gayret ederken, normal zamanlarda kendi şivesi ile konuşmayı tercih eder. Latife Hanım’la her ne kadar tanışmaları güzel geçsede bu evliliğn olmaması gerektiğini sadece analık duygularıyla sezdiğini dile getirir. Lâkin vefâtının yaklaşması nedeniyle bunu oğluna iletemez.
Salih Bozok, Latife Hanım’ın Atatürk’le evlenmesinin arifesinde ikisinin evlenmesi için gerekli olan kilit isism olur. Bunun olmasını da Latife Hanım sağlar. Yıllardır hizmetini görüdüğü Mustafa Kemal’e annesinin evlenmelerine karşı çıktığını söylemiş olsaydı bu tatsız olaylarda olamayacaktı ki evliliklerinin üçüncü günü itibariyle Latife Hanım’ın Atatürk’ten uzaklaştırmaya çalıştığı yegâne insanlar arasında olmuştur.
5. KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitap, Atatürk’ün bir devlet adamı yanından çok O’nu bir insan olarak ele alır . Bir kadınla olan münasebetleri, evde çıkan sorunlar karşısındaki tutumu ve bu durumu kendi lehine çevrime çabalarını anlatmaktadır.
Devletin en gizli işlerinde dahi bir an olsun yanından ayrılmayan, belki de Atatürk’ün en güvenilir insan olarak bildiği, senelerce hizmetinde çalışmış olan Salih Bozok’un, Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın evlenmemeleri gerektiği konusundaki uyarısını dikkate almayarak Atatürk’e yalan söylemesi, Atatürk için büyük bir kayıptır.
Atatürk’ün hayatı boyunca yaptığım en büyük hata olarak nitelendirdiği evliliğin olması tamamen Latife Hanım’ın büyük gayretleriyle olduğunu görmekteyiz. Mustafa Kemal’e yaklaşabilmek amacıyla çok çeşitli yollar denemesi, ulaştığında ise kendini göstermek için türlü davranışlar sergilemesi bunlara örnektir. Ancak bundan öce evlendiği kişinin normal bir insan olmadığını düşünmesi gerekirdi. Sonuçta Atatürk yeni kurulmuş olan bir devletin başkanıdır. Latife Hanım’a diğer kocalar gibi sevgi ve ilgi ile yaklaşması düşünülemez bir gerçektir. Bu da Latife’nin kişiliği ile bağdaşmamaktadır. O, bunları kabullenmek yerine olayları kendi lehine döndürme savaşına girer. Ama bunda bile başarılı olamayacaktır. Ama O, herşeye rağmen evliliğini elinden geldiğince gerek Latife Hanım’ın haysiyeti gerekse başkanı olduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin itibarı için onunla elinden geldiğince iyi geçinmeye çalışır. Olaylarda alttan alan hep Mustafa Kemal olur. Ancak bunlar bile boşanmayı engelleyemez..
6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
İsmet Bozdağ, 13 Mart 1916 yılında Bursa'da doğdu.İ.Ü.İktisat Fakültesi Gazetecilik Enstitüsünü bitirdi.Memurluk ve gazetecilik yaptı.Önce şiir yazdı, sonra araştırmaya yöneldi.Radyo oyunları vardır.1940-1952 yılları arasında Ankara Radyosunda 23 oyunu yayınlandı.
[B]ESERLERİ [/B]
Şiir:Üç mum Yandı, Gönderilmemiş Mektuplar
Diğer Eserleri:Başvekilim Menderes,Atatürk ve Eşi Latife Hanım,Atatürk İnönü Bayar Çekişmeleri,Atatürk'ün Sofrası,Abdülhamid'in Hatıra Defteri,, Demokrat Parti ve Ötekiler,Kemal Tahir'in Sohbetleri,Atatürk'ün Anıları, The Ard İdea, Üçüncü Çözüm,İşte Japon Modeli,Sovyet Marksizmi Çin Marksizmi ve Türkiye Gerçekleri,Osmanlı Devlet ve Toplum yapısı,Bir Darbenin Anatomisi/ 27 mayıs İhtilali,Demirkırat Aldatmacası,Değişim Şafağı,Mustafa Suphi'yi kim Öldürdü?, Osmanlıların Son Kahramanları,Abdülhamid'in Eşi Pesendun Hanım'ın Anıları,Beyaz Anılar.
1.Atatürk'ün Avrasya Devleti
İsmet Bozdağ
Tekin Yayınevi
Atatürk'ün gözünde Milli Misak'ın anlamı nedir? Milli Mücadele'de, Sovyetlerden, ne zaman ve ne kadar yardım aldık? İran'a 1923 yılında Uçak armağan ettik mi? Neden?...
Enflasyonun yüzde 250'lerde olduğu 1924 yılında 100.000 altın harcayarak: "Türkiyat Enstitüsü" kurduk, Etnografya Müzesi"nin temellerini attık mı?..
Niçin?.. Dil Kurumu, Tarih Kurumu'nun kurulmasında gözetilen hedef nedir? Bu Hedef'den Kim ve niçin saptı?.. Atatürk ve İnönü hangi fikirde çatıştılar?.. Kim haklı idi?.. Atatürk, İnönü'nün çocuklarına okumalarını sağlamak için mirasından pay ayırdı mı?.. Niçin?..Atatürk'ün "Siyasi Vasiyeti" var mı?.. Neydi ve uygulanmasını kim önledi?.. Atatürk, kimin Cumhurbaşkanı olmasını istiyordu? Kim oldu?.. Bütün bu soruların cevapları, bu kitapta!
2.Sultan Abdülhamid'in Hatıra Defteri
İsmet Bozdağ
Pınar Yayınları
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
1. KİTABIN ADI:
Ateş Gecesi
2. KİTABIN YAZARI:
Reşat Nuri GÜNTEKİN
3. YAYIN EVİ:
Anka Ofset A.Ş.
4. BASIM YILI
1989
1.KİTABIN KONUSU
Yazar kitapta; insan oğlunun evrende yalnız olmadığını ispatlayarak çarpıcı kanıtlar ortaya koymaktadır.
2. KİTABIN ÖZETİ:
Reşat Nuri’nin en güzel aşk romanı, Ateş Gecesi; 1942’de yayımlanmış, 14. romanı. Ateş Gecesi, yalnızca Reşat Nuri’nin en güzel aşk romanı değil, 60 yaşına karşın, bugün de, Türk edebiyatının en güzel aşk romanlarından biri.
Ateş Gecesi, on sekiz yaşında, Milas’a sürgün gönderilen Kemal Murat’ın ağzından anlatımlamkta; ama Kemal Murat’ın yaşamını anlattığı zaman kırk yaşının üstündedir. Bunun için on sekiz yaşındaki gencin “Milas’ta yaşadığı iki sene” anlatılırken, zaman zaman elli yaşındaki adamın görüş açısını da okuruz.
Abisinin, Veliaht Reşat Efendini’nin saraylılarından olması ve bunun normalde kabul edilemez olması sonucu Murat Kemal, diğer abileriyle birlikte sürgüne gönderilirler.
Kemal, on sekiz yaşında, alabildiğine sevimli, cebi altın dolu bir genç; Kaymakam pek sever Kemal’i ve onu ilk gece mahalleyi tanıtır. Kjemal, Rum mahallesinde kalacaktır. Kalacak yer olarakta Matmazel Varvar Dudu’nun evinde kalması uygun görülür. Varvar Dudu, elliyi geçmiş bir kızdır. Vaktiyle nişanlısı ölmüş, hâlâ yasını tutar ve Ferhat’ın Şirin’i gibi yanar, tutuşur. Bir kız kurusu durumuna gelmiş olmasına karşın ölmeyen özlemleriyle, tittizlikleriyle, gösterişçiliğiyle hala ruhu genç bir bayandır.
Kaymakam, ev sorununu çözdüğü Kemal’e bir de iş bulur: Mühendis yamaklığı.
Kemal’in niçin sürüldüğü bir sır gibi tutulmaktadır. Mahalleli sürülmesinin sebebini bulamamakla birlikte ağzından laf almayı da başaramaz. Ancak sürülmesinin sebebini büyük ve önemli bir şahsiyet olmasına yorulur.
Sürgün’e alışmaya çalışan Murat’ın babası, arkasından elbise bavulunu gönderir: Her gün başka bir kıyafetle dışarı çıkarmakta, renk renk gömleklerini, kravatlarını, iskarpinlerini göstermektedir. Ve Rum kızlarıyla ilişkiler kuyrulur: Stematula, Maryanti, Eleniça, Despina, Rina, Miyeris, Penelopiça…
”Ateş Gecesi” , daha doğrusu “Ateş yortusu Gecesi” oranın sakinleri için çok büyük önemi olan bir gecedir. Sürekli çan çalar, yortu elbiselerini giyen mahalle büyükleri kiliseye giderler.
Kemal, ilk defa o gece görürü Afife’yi. Kemal, konuşmak ister; kız, Rumca cevap verir. Kemal, ertesi gün, Stematula’dan gerçeği öğrenir: O matmazel Yunanlı değildir, Osmanlıdır. Giritli olduğu için çok iyi Rumca bilmektedir, Doktar Selim Beyin kız kardeşidir, ateş gfecesini görmek için misafir olarak gelmiş, dört yıldır İzmirli bir tüccarla evlidir, kendini tanıtmadan Kemal’I görmek istemiş, Kemal’I kiliseye çağırma işini de Stematula’ya yüklemiştir.
O günlerde Kemal’in babasıyla annesi, sürgündeki oğullarını görmeye gelirler. Anne hastadır. Doktor Selim Beyi çağırırlar. Doıktor, Kemal’in babasını tanır: Hanya’da, ona, “Bursalı Binbaşı” denildiğini ve onun kanhramanlıklarını anlata anlata bitiremez.
Reşat Nuri meydanlarıyla, sokaklarıyla, Rumları, Ermenileri ve Müslümanlarıyla, sokaklarıyla, Rumları, Ermenileri ve Müslümanlarıyla, günlük yaşamıyla, büyük sorunlara değinen tartışmalarıyla, hiç acele etmeden, büyük bir saburla, bir dünya kurmakta olduğu da o kadar açık… bu kurmaca dünyada artık Kemal’in büyük aşkı için gerekli bütün koşullar hazırlanmaktadır.
Kemaller Selim Beylere davetlidir. Burada Kemal Afife hakkında biligiler edinir: On altı yaşındayken İzmirli bir tüccarla evlendirmişler; Rıfkı Bey’, zengin bir halı tüccarının oğlu. Önce öğrenim, sonra iş bahanesiyle bir kaç defa Avrupa’ya gitmiş,”yaptığı haşarılıklarla” babasının vasiyetini hayli sarsmıştı. Onun ölümünden sonra ise ticrathane büsbütün dağılmıştı. Ancak Afife kocasını hem sevmemekte, hem de adamın çapkınlık ve serseriliklerinden bıkmıştır. Afife’nin Rıfkı Bey’den bir çocuğu olmuş. Üç yaşına yaklaşan bu çocuk, İzmir’de Rıfkı Beyin annesinin yanındadır.
Kemal’in babasıyla annesinin misafirlikleri kırk gün sürer. Bu onda hiç ummadığı bir üzüntü yaratır. Bir gün, dağlarda dolaşırken düşer, bacağını kırar. Doktor Selim , Kemal’I tedavi için evine taşır. Kaymakam kitaplar getirir.
İzmir’e giden Afife, Selim Beyin anlatımıyla bir gün “bir aile ihtilafı yüzünden telgraf bile çekmeden” Milas’a döner. Kemal, hasta yatağında yatarken Afife odaya uğrar. Murat, Afife’nin gelişine çok sevinir.
Kemal, Doktor Selim Beyin evinde yirmi sekiz gün kaldıktan sonra iyileşir ve Varvar Dudu’nun evine döner. Murat, Afife’yi gerçekten sevdiğini işte o anlarada anlamaya başlar.
Kemal, âşık olduğnu fark ettikten sonra, bu aşkın çözümlemesini “şimdiki” zaman içinde yapmıyor da 30-40 yıl sonrasının Kemal’inin deneyimiyle yapmaktadır. O’na göre Afife’nin bu aşkı teşvik edici en küçük bir hareketi olmamıştır… Kemal o zamanlarda istediği zaman Afife’nin evine gidip gelebilmekte, akşam ziyafetlerinde onunla birlikte oturabilmektedir.
O yılın yazına doğru Afife ile kocası arasında geçici bir anlaşma girişimi olur. Bu olay kıskançlıklardan, “bizim için artık yarın kalmadı” gibi bir roman cümlesinden intihar düşüncesine kadar bir çok kakrışık duygu ve düşünce içine girer ve Kaymakam’a açılmak zorunda kalır. Kaymakamın bunu öğrenmesi belli yerlerde Kemal’in yararına dahi olacaktır. O zamana kadar Kemal’deki üzüntülü halleri yurt özlemine bağlayan Kaymakam’ın gerçekleri öğrendikten sonra, Afife’ye “yurt acısı” adını koyar ve bu acıyı dindirmek için daha çok ziyaretler başlar.
Kemal, bununla da mes’ut değildir, ve sonunda Afife’ye “düşündüğü” yani “sevdiği” kadının kim olduğunu söyler. Afife, Kemal’in bu konuda, kimseye tek sözcük söylememesi koşuluyla bağışlar. Ancak yorum yapmaktan da çekinir. Ne var ki Afife’nin “her şeyi” öğrendikten sonra Kemal’e gene kayıtsız davranması, Kemal’in insanlık gururunu kırmaktadır. İçinde sevginin verdiği bir nefret belirmeye başlar.
1908 Temmuz’u Meşrutiyet İnlılâbı ile sürgünü biten Murat’ın ayrılırken son defa Afife’nin elini sıkarken hiç bir şey hissetmemesi onu çok burkar ve bu aşkın burada bitmesine karar verir.
İkinci bölüm “!918 yazı…” diye başlamakta, sürgünden dönüşünün tam onuncu senesini ifade etmektedir. Kemal henüz otuz yaşındadır. İttihatçıların desteğiyle çok büyük mevkilere gelir. Avrupaya tahsile gönderilmiş, Almanya’da tahsilini bitirmiştir. Büyük ağabeyi Suriye de kumandandır. Babası Balkan Savaşı’nda ölmüştür. Annesi ise rahatsız bedenine rağmen daha uzun seneler kimseyi üzmeyeceğe benzer.
Birinci Dünya Savaşı’nın son aylarında, bir akşam, Kemal küçük ağabeyiyle birlikte, ağabeyinin Üsküdar’da, Sultantepesi’ndeki köşküne gider. Ve on yıl aradan sonra Afife’yi orada karşılar. Afife’nin kocası yedi sekiz yıl önce İzmir civarında bir vapur kazasında boğulmuş, ağabeyi Selim Bey de Balkan Savaşı’nda tifodan ölmüştür. Milas’taki büyük ev satılmış, iki kardeş kasaba içinde aldıkları başka bir evde oturmaktadırlar. Oğlu on beş yaşındadır; annesi onu Kuleli lisesine vermeye çalışır ve ağabeyinin sayesinde de sokar. Afife’nin İstanbul’da bir işi,kalmaz ama Kemal’in annesi onu bırakmak istemez.
Kemal de Afife’yi görmek esiki zamanın unutulmuş şarkısını işitmiş gibi, kendisi eski zamanlardaki ruh halinin içine götürmesine neden olur. Ancak onu bir türlü affedememektedir. Afife’ye olan âkşı gelip geçmesine rağmen, artık intikama bile değmeyecek bir vaziyete gelmiş olan bu kadına kininin hala yaşadığını hisseder. Ancak ne olursa olsun Selim Bey zamanında büyk bir misafirperverlik içinde yaşayan Kemal Murat, Afife’nin evde bulunduğu sürece dışarı çıkmamayı bir borç görür. Burada bir sır perdesi aralanır. Afife Murat’ın iki yıl önce öldüğünü sandığını söyler. Bu yalanı büyük abla uydurmuştur. Ancak sağ olduğunu öğrenmesi ile soluğu İstanbul’da alması bir olur. Bunun bütün sebebi ise Murat’ı aslında ilk gördüğü andan beri seviyor olması fakat bunu ona söylememiş olmasıdır. Ancak bu Kemal Murat’ın hislerinde değişiklik yaratmaz ve o anda tek isteğinin Afife’nin kedndisi olduğunu anlar, ve sonunda “Ateş gecesi” ile birbirinin aynı denecek kadar farksız bir gecede birlikte olurlar.
Afife, ayrılık günü onun kendisini uğurlamasınoı ister. Ancak Murat gelmeyecektir…
Bir sayfa sonra Kemal’in artık yaşlandığı dönemde, roman hâlâ evlenmemiş olan Kemal kendisine edilen bir vaate durulmamış bir adam hoşnutsuzluğunu kendisinden kurtaramaz. Ancak aslında ona veriliğ de tutumayan vaat yoktur.
3.KİTABIN ANA FİKRİ
İnsanı insan yapan en güzel guygulardan birisi de sevgidir ki en güzel yıllarını bunu paylaşabileceği birisini arayarak geçirebilmektedir. Bu kitabın ana fikri sevgiyi bulan insanların mevki, makam ve zaman kavramlarını hiç düşünmeden karşısındaki insana bunu söylenmesidir. Çünkü zaman her ne kadar geniş bir kavram olarak görülse de bunu ertelememiz belki de bu şansımızı kaybettiğimiz anlamına gelebilir.
4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Kemal Murat, Padişah’ın fermanıyla Milas’a sürgün edilen kardeşlerden en küçüğüdür. On sekiz yaşında sürgüne giden Kemal, küçük yaşta özgürlüğü bulmuş kendisinin toplum tarafından “yetişkin” görülmesi için elinden geldiğince ağırbaşlı davranmaya gayret göstermiştir. Afife’ye âşık olmadan önce Kilise mahallesinde bir çok kızla bir arada olmuş hepsini de ustalıkla idare edebilmesini kendisine hâs bir meziyet olarak görmüştür.
Afife’ye olan aşkının “zamanında” karşılıkj görmemesi onda büyük bir hayâl kırıklığına sebep olmuş bu ileriki zamanlarda nefrete dönüşmüştür.
Afife, Selim Bey’in küçük kardeşidir. Küçük yaşta İzmir’de bir tüccarla evlendirilmiş, ondan da bir oğlan çocuğu olmuştur. Aile içinde bir rahatsızlığın olduğu roman içinde geçmekle beraber Afife’nin İzmir’den ağabeyinin yanına gelmesi daha sonra kocasının gelip gitmeleri aralarının çok da iyi olmadığını göstermektedir ki kocasının bayanlara karşı zaafiyeti bulunmaktadır. Romana göre “Ateş gecesi” Kemal’e âşık olmuş fakat bunu kendisine hiç söyleyememiştir. Ancak Kemal bunu kendisine yapılmış olan bir haksızlık olarak görmektedir.
Varvar Dudu, gençlik zamanında nişanlısının ölümünden sonra bir daha evlenmemiş olan ancak sevdiğini de ağzından hiç düşürmeyen elli yaşlarında bir kız kurusudur. İçi tamamen insan sevgisiyle dolu bu insan Murat’a kardeşiymiş gibi bakmış en küçük bir rahatsızlık duymaması için elinden geleni yapmıştır.
Selim Bey, Afife’nin ağabeyi misafirperverlikte üzerine olmayan bir insan görünümündedir. Ancak vurdumduymazlığı ailede çok kez problemlere neden olur. Bu sadece Kemal’in işine yaramaktadır. Bu sayede Osmanlı’nın katı kurallarını hüküm sürdüğü bir zamanda Afife’ye kolaylıkla yaklaşabilme imkânı bulmuştur.
Kaymakam, örf, âdet ve geleneklere bağlı bir insan olmaısın yanı sıra Kemal’in âşkını ilan etmesine ses çıkarmaması da onun aynı zamanda hâlden anlar bir kişilikte olduğunu gösterir ki o andan itibaren Kemal’e her türlü yardımı yapmayı da ihmal etmez.
Kemal’in annesi, çok rahatsız bir bayan olmasına rağmen babasından çok yaşamaış bir bayan olara geçmektedir.
Kemal’in babası, ailede her ne kadar siyasetten bahsettirmese de ağabeyinin sebebiyet verdiği sürgüne isyan etmemesi o zamanın devletine çok sadık bir insan olduğu göstermektedir.
5. KİTABIN HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
“Ateş Gecesi”, biçim bakımından Reşat Nuri GÜNTEKİN’in en güzel romanlarından birisidir. Roman boyunca, Kemal’in ruhsal gelişimini göstermektedir.Anlatımdaki mizah öğesi güçlü ve ustaca kullanılmıştır.En küçük ayrıntılara dahi önem verilerek hazırlanmış olan kitap, sizi bir anda konun başında daha sonra başka bir yerine sürükleyebilmekte, kitabın içinde “Kemal Murat’ın yanında gezen bir insan” pozisyonuna düşürebilmektedir. Mesela Afife’nin kitabın sonlarına doğru herkesin ona “Kemal” derken onun “Murat” demesini onun için özel olduğunu göstermek istemesinin sebep olduğunu söylerken kitabın başında da Murat Kemal’in bu soruyu kendi kendine sorduğunu görmekteyiz.
6.KİTANIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Reşat Nuri Güntekin 25 Kasım 1889 tarihinde İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ ni bitirdi (1912). Bursa’ da başladığı (1913) öğretmenlik hayatına çeşitli okullarda devam etti. Milli Eğitim müfettişi (1931), Çanakkale milletvekili (1933-43), Paris Kültür Ateşesi ve emekli (1954) oldu, kanser tedavisi için gittiği Londra’ da öldü. İstanbul’ da Karacaahmet Mezarlığı’nda gömülü.
Yazı hayatına Birinci Dünya Savaşı sonlarında (1917) başlayan, ilk eseri de Eski Ahbap (uzun hikaye) 1917’ de basılan Reşat Nuri, 1918’ de tiyatro eleştiri ve araştırmaları yayımlarken bir yandan da hikayeler (Şair Dergisi, 1918/19; Nedim Dergisi, 1919; Büyük Mecmua, 1919) yazıyordu. Çalıkuşu’ nun Vakit gazetesinde tefrikasıyla (1922) geniş bir ün kazandı. Çok hareketli bir eser olan Çalışkuşu’ nda Anadolu, ilk idealist ve aydın kızı Feride’ ye kavuştu, geniş ölçüde romana girdi. Bu roman az okumuş ve aydın, iki sınıfı da, doğal ve canlı diliyle kendine bağladı. Reşat Nuri’ nin hemen bütün romanlarında dekor olarak taşra kasaba ve şehirleri çevre, tip, çeşitli problem ve görüşleriyle Anadolu atmosferi görülür. Romanlarında sosyal ve hissi konuları işleyen yazar, küçük hikayelerinde bunların yanına mizahı da ekledi
Yazdığı, çevirdiği, kitap biçimine girmiş veya dergi, gazete sayfalarında, tiyatro repertuarlarında kalmış tüm eserlerinin toplamı yüzü bulur; bunlardan 19 tanesi telif romandır, 7 tanesi hikaye kitabı. Yazdığı, çevirdiği, uyarladığı, oynanmış, basılmadan kalmış oyunlarının sayısı roman ve hikaye kitaplarının sayısını da aşar. 7 Aralık 1956’da İstanbul’da öldü.
ESERLERİ
Hikaye kitapları: Tanrı Misafiri (1927), Sönmüş Yıldızlar (1927), Leyla ile Mecnun (1928), Olağan İşler (1930), vb. Gezi yazıları: Anadolu Notları (ilk cildi 1936; ikinci cildi 1966).Oyunları içinde en ünlüleri Balıkesir Muhasebecisi (1953) ve Tanrıdağı Ziyafeti (1955)’ dir. Bütün eserleri ölümünden sonra, eşi tarafından, bir külliyat halinde yeniden bastırıldı.
Romanları: Gizli El (1922), Çalıkuşu (1922), Damga (1924), Dudaktan Kalbe (1925), Akşam Güneşi (1926), Bir Kadın Düşmanı (1927), Yeşil Gece (1928),Acımak (1928), Yaprak Dökümü (1930), Kızılcık Dalları (1932), Gökyüzü (1935), Eski Hastalık (1938), Ateş Gecesi (1942), Değirmen (1944), Miskinler Tekkesi (1946), Harabelerin Çiçeği (1953), Kavak Yelleri (1950), Son Sığınak (1961),Kan Davası (1955),
Hikaye Kitapları: Tanrı Misafiri (1927), Sönmüş Yıldızlar (1927), Leyla ile Mecnun (1928), Olağan İşler (1930)
Gezi Yazıları: Anadolu Notları (ilk cildi 1936; ikinci cildi 1966)
Oyunları: Balıkesir Muhasebecisi (1953), Tanrıdağı Ziyafeti (1955)
Ateş Gecesi
2. KİTABIN YAZARI:
Reşat Nuri GÜNTEKİN
3. YAYIN EVİ:
Anka Ofset A.Ş.
4. BASIM YILI
1989
1.KİTABIN KONUSU
Yazar kitapta; insan oğlunun evrende yalnız olmadığını ispatlayarak çarpıcı kanıtlar ortaya koymaktadır.
2. KİTABIN ÖZETİ:
Reşat Nuri’nin en güzel aşk romanı, Ateş Gecesi; 1942’de yayımlanmış, 14. romanı. Ateş Gecesi, yalnızca Reşat Nuri’nin en güzel aşk romanı değil, 60 yaşına karşın, bugün de, Türk edebiyatının en güzel aşk romanlarından biri.
Ateş Gecesi, on sekiz yaşında, Milas’a sürgün gönderilen Kemal Murat’ın ağzından anlatımlamkta; ama Kemal Murat’ın yaşamını anlattığı zaman kırk yaşının üstündedir. Bunun için on sekiz yaşındaki gencin “Milas’ta yaşadığı iki sene” anlatılırken, zaman zaman elli yaşındaki adamın görüş açısını da okuruz.
Abisinin, Veliaht Reşat Efendini’nin saraylılarından olması ve bunun normalde kabul edilemez olması sonucu Murat Kemal, diğer abileriyle birlikte sürgüne gönderilirler.
Kemal, on sekiz yaşında, alabildiğine sevimli, cebi altın dolu bir genç; Kaymakam pek sever Kemal’i ve onu ilk gece mahalleyi tanıtır. Kjemal, Rum mahallesinde kalacaktır. Kalacak yer olarakta Matmazel Varvar Dudu’nun evinde kalması uygun görülür. Varvar Dudu, elliyi geçmiş bir kızdır. Vaktiyle nişanlısı ölmüş, hâlâ yasını tutar ve Ferhat’ın Şirin’i gibi yanar, tutuşur. Bir kız kurusu durumuna gelmiş olmasına karşın ölmeyen özlemleriyle, tittizlikleriyle, gösterişçiliğiyle hala ruhu genç bir bayandır.
Kaymakam, ev sorununu çözdüğü Kemal’e bir de iş bulur: Mühendis yamaklığı.
Kemal’in niçin sürüldüğü bir sır gibi tutulmaktadır. Mahalleli sürülmesinin sebebini bulamamakla birlikte ağzından laf almayı da başaramaz. Ancak sürülmesinin sebebini büyük ve önemli bir şahsiyet olmasına yorulur.
Sürgün’e alışmaya çalışan Murat’ın babası, arkasından elbise bavulunu gönderir: Her gün başka bir kıyafetle dışarı çıkarmakta, renk renk gömleklerini, kravatlarını, iskarpinlerini göstermektedir. Ve Rum kızlarıyla ilişkiler kuyrulur: Stematula, Maryanti, Eleniça, Despina, Rina, Miyeris, Penelopiça…
”Ateş Gecesi” , daha doğrusu “Ateş yortusu Gecesi” oranın sakinleri için çok büyük önemi olan bir gecedir. Sürekli çan çalar, yortu elbiselerini giyen mahalle büyükleri kiliseye giderler.
Kemal, ilk defa o gece görürü Afife’yi. Kemal, konuşmak ister; kız, Rumca cevap verir. Kemal, ertesi gün, Stematula’dan gerçeği öğrenir: O matmazel Yunanlı değildir, Osmanlıdır. Giritli olduğu için çok iyi Rumca bilmektedir, Doktar Selim Beyin kız kardeşidir, ateş gfecesini görmek için misafir olarak gelmiş, dört yıldır İzmirli bir tüccarla evlidir, kendini tanıtmadan Kemal’I görmek istemiş, Kemal’I kiliseye çağırma işini de Stematula’ya yüklemiştir.
O günlerde Kemal’in babasıyla annesi, sürgündeki oğullarını görmeye gelirler. Anne hastadır. Doktor Selim Beyi çağırırlar. Doıktor, Kemal’in babasını tanır: Hanya’da, ona, “Bursalı Binbaşı” denildiğini ve onun kanhramanlıklarını anlata anlata bitiremez.
Reşat Nuri meydanlarıyla, sokaklarıyla, Rumları, Ermenileri ve Müslümanlarıyla, sokaklarıyla, Rumları, Ermenileri ve Müslümanlarıyla, günlük yaşamıyla, büyük sorunlara değinen tartışmalarıyla, hiç acele etmeden, büyük bir saburla, bir dünya kurmakta olduğu da o kadar açık… bu kurmaca dünyada artık Kemal’in büyük aşkı için gerekli bütün koşullar hazırlanmaktadır.
Kemaller Selim Beylere davetlidir. Burada Kemal Afife hakkında biligiler edinir: On altı yaşındayken İzmirli bir tüccarla evlendirmişler; Rıfkı Bey’, zengin bir halı tüccarının oğlu. Önce öğrenim, sonra iş bahanesiyle bir kaç defa Avrupa’ya gitmiş,”yaptığı haşarılıklarla” babasının vasiyetini hayli sarsmıştı. Onun ölümünden sonra ise ticrathane büsbütün dağılmıştı. Ancak Afife kocasını hem sevmemekte, hem de adamın çapkınlık ve serseriliklerinden bıkmıştır. Afife’nin Rıfkı Bey’den bir çocuğu olmuş. Üç yaşına yaklaşan bu çocuk, İzmir’de Rıfkı Beyin annesinin yanındadır.
Kemal’in babasıyla annesinin misafirlikleri kırk gün sürer. Bu onda hiç ummadığı bir üzüntü yaratır. Bir gün, dağlarda dolaşırken düşer, bacağını kırar. Doktor Selim , Kemal’I tedavi için evine taşır. Kaymakam kitaplar getirir.
İzmir’e giden Afife, Selim Beyin anlatımıyla bir gün “bir aile ihtilafı yüzünden telgraf bile çekmeden” Milas’a döner. Kemal, hasta yatağında yatarken Afife odaya uğrar. Murat, Afife’nin gelişine çok sevinir.
Kemal, Doktor Selim Beyin evinde yirmi sekiz gün kaldıktan sonra iyileşir ve Varvar Dudu’nun evine döner. Murat, Afife’yi gerçekten sevdiğini işte o anlarada anlamaya başlar.
Kemal, âşık olduğnu fark ettikten sonra, bu aşkın çözümlemesini “şimdiki” zaman içinde yapmıyor da 30-40 yıl sonrasının Kemal’inin deneyimiyle yapmaktadır. O’na göre Afife’nin bu aşkı teşvik edici en küçük bir hareketi olmamıştır… Kemal o zamanlarda istediği zaman Afife’nin evine gidip gelebilmekte, akşam ziyafetlerinde onunla birlikte oturabilmektedir.
O yılın yazına doğru Afife ile kocası arasında geçici bir anlaşma girişimi olur. Bu olay kıskançlıklardan, “bizim için artık yarın kalmadı” gibi bir roman cümlesinden intihar düşüncesine kadar bir çok kakrışık duygu ve düşünce içine girer ve Kaymakam’a açılmak zorunda kalır. Kaymakamın bunu öğrenmesi belli yerlerde Kemal’in yararına dahi olacaktır. O zamana kadar Kemal’deki üzüntülü halleri yurt özlemine bağlayan Kaymakam’ın gerçekleri öğrendikten sonra, Afife’ye “yurt acısı” adını koyar ve bu acıyı dindirmek için daha çok ziyaretler başlar.
Kemal, bununla da mes’ut değildir, ve sonunda Afife’ye “düşündüğü” yani “sevdiği” kadının kim olduğunu söyler. Afife, Kemal’in bu konuda, kimseye tek sözcük söylememesi koşuluyla bağışlar. Ancak yorum yapmaktan da çekinir. Ne var ki Afife’nin “her şeyi” öğrendikten sonra Kemal’e gene kayıtsız davranması, Kemal’in insanlık gururunu kırmaktadır. İçinde sevginin verdiği bir nefret belirmeye başlar.
1908 Temmuz’u Meşrutiyet İnlılâbı ile sürgünü biten Murat’ın ayrılırken son defa Afife’nin elini sıkarken hiç bir şey hissetmemesi onu çok burkar ve bu aşkın burada bitmesine karar verir.
İkinci bölüm “!918 yazı…” diye başlamakta, sürgünden dönüşünün tam onuncu senesini ifade etmektedir. Kemal henüz otuz yaşındadır. İttihatçıların desteğiyle çok büyük mevkilere gelir. Avrupaya tahsile gönderilmiş, Almanya’da tahsilini bitirmiştir. Büyük ağabeyi Suriye de kumandandır. Babası Balkan Savaşı’nda ölmüştür. Annesi ise rahatsız bedenine rağmen daha uzun seneler kimseyi üzmeyeceğe benzer.
Birinci Dünya Savaşı’nın son aylarında, bir akşam, Kemal küçük ağabeyiyle birlikte, ağabeyinin Üsküdar’da, Sultantepesi’ndeki köşküne gider. Ve on yıl aradan sonra Afife’yi orada karşılar. Afife’nin kocası yedi sekiz yıl önce İzmir civarında bir vapur kazasında boğulmuş, ağabeyi Selim Bey de Balkan Savaşı’nda tifodan ölmüştür. Milas’taki büyük ev satılmış, iki kardeş kasaba içinde aldıkları başka bir evde oturmaktadırlar. Oğlu on beş yaşındadır; annesi onu Kuleli lisesine vermeye çalışır ve ağabeyinin sayesinde de sokar. Afife’nin İstanbul’da bir işi,kalmaz ama Kemal’in annesi onu bırakmak istemez.
Kemal de Afife’yi görmek esiki zamanın unutulmuş şarkısını işitmiş gibi, kendisi eski zamanlardaki ruh halinin içine götürmesine neden olur. Ancak onu bir türlü affedememektedir. Afife’ye olan âkşı gelip geçmesine rağmen, artık intikama bile değmeyecek bir vaziyete gelmiş olan bu kadına kininin hala yaşadığını hisseder. Ancak ne olursa olsun Selim Bey zamanında büyk bir misafirperverlik içinde yaşayan Kemal Murat, Afife’nin evde bulunduğu sürece dışarı çıkmamayı bir borç görür. Burada bir sır perdesi aralanır. Afife Murat’ın iki yıl önce öldüğünü sandığını söyler. Bu yalanı büyük abla uydurmuştur. Ancak sağ olduğunu öğrenmesi ile soluğu İstanbul’da alması bir olur. Bunun bütün sebebi ise Murat’ı aslında ilk gördüğü andan beri seviyor olması fakat bunu ona söylememiş olmasıdır. Ancak bu Kemal Murat’ın hislerinde değişiklik yaratmaz ve o anda tek isteğinin Afife’nin kedndisi olduğunu anlar, ve sonunda “Ateş gecesi” ile birbirinin aynı denecek kadar farksız bir gecede birlikte olurlar.
Afife, ayrılık günü onun kendisini uğurlamasınoı ister. Ancak Murat gelmeyecektir…
Bir sayfa sonra Kemal’in artık yaşlandığı dönemde, roman hâlâ evlenmemiş olan Kemal kendisine edilen bir vaate durulmamış bir adam hoşnutsuzluğunu kendisinden kurtaramaz. Ancak aslında ona veriliğ de tutumayan vaat yoktur.
3.KİTABIN ANA FİKRİ
İnsanı insan yapan en güzel guygulardan birisi de sevgidir ki en güzel yıllarını bunu paylaşabileceği birisini arayarak geçirebilmektedir. Bu kitabın ana fikri sevgiyi bulan insanların mevki, makam ve zaman kavramlarını hiç düşünmeden karşısındaki insana bunu söylenmesidir. Çünkü zaman her ne kadar geniş bir kavram olarak görülse de bunu ertelememiz belki de bu şansımızı kaybettiğimiz anlamına gelebilir.
4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Kemal Murat, Padişah’ın fermanıyla Milas’a sürgün edilen kardeşlerden en küçüğüdür. On sekiz yaşında sürgüne giden Kemal, küçük yaşta özgürlüğü bulmuş kendisinin toplum tarafından “yetişkin” görülmesi için elinden geldiğince ağırbaşlı davranmaya gayret göstermiştir. Afife’ye âşık olmadan önce Kilise mahallesinde bir çok kızla bir arada olmuş hepsini de ustalıkla idare edebilmesini kendisine hâs bir meziyet olarak görmüştür.
Afife’ye olan aşkının “zamanında” karşılıkj görmemesi onda büyük bir hayâl kırıklığına sebep olmuş bu ileriki zamanlarda nefrete dönüşmüştür.
Afife, Selim Bey’in küçük kardeşidir. Küçük yaşta İzmir’de bir tüccarla evlendirilmiş, ondan da bir oğlan çocuğu olmuştur. Aile içinde bir rahatsızlığın olduğu roman içinde geçmekle beraber Afife’nin İzmir’den ağabeyinin yanına gelmesi daha sonra kocasının gelip gitmeleri aralarının çok da iyi olmadığını göstermektedir ki kocasının bayanlara karşı zaafiyeti bulunmaktadır. Romana göre “Ateş gecesi” Kemal’e âşık olmuş fakat bunu kendisine hiç söyleyememiştir. Ancak Kemal bunu kendisine yapılmış olan bir haksızlık olarak görmektedir.
Varvar Dudu, gençlik zamanında nişanlısının ölümünden sonra bir daha evlenmemiş olan ancak sevdiğini de ağzından hiç düşürmeyen elli yaşlarında bir kız kurusudur. İçi tamamen insan sevgisiyle dolu bu insan Murat’a kardeşiymiş gibi bakmış en küçük bir rahatsızlık duymaması için elinden geleni yapmıştır.
Selim Bey, Afife’nin ağabeyi misafirperverlikte üzerine olmayan bir insan görünümündedir. Ancak vurdumduymazlığı ailede çok kez problemlere neden olur. Bu sadece Kemal’in işine yaramaktadır. Bu sayede Osmanlı’nın katı kurallarını hüküm sürdüğü bir zamanda Afife’ye kolaylıkla yaklaşabilme imkânı bulmuştur.
Kaymakam, örf, âdet ve geleneklere bağlı bir insan olmaısın yanı sıra Kemal’in âşkını ilan etmesine ses çıkarmaması da onun aynı zamanda hâlden anlar bir kişilikte olduğunu gösterir ki o andan itibaren Kemal’e her türlü yardımı yapmayı da ihmal etmez.
Kemal’in annesi, çok rahatsız bir bayan olmasına rağmen babasından çok yaşamaış bir bayan olara geçmektedir.
Kemal’in babası, ailede her ne kadar siyasetten bahsettirmese de ağabeyinin sebebiyet verdiği sürgüne isyan etmemesi o zamanın devletine çok sadık bir insan olduğu göstermektedir.
5. KİTABIN HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
“Ateş Gecesi”, biçim bakımından Reşat Nuri GÜNTEKİN’in en güzel romanlarından birisidir. Roman boyunca, Kemal’in ruhsal gelişimini göstermektedir.Anlatımdaki mizah öğesi güçlü ve ustaca kullanılmıştır.En küçük ayrıntılara dahi önem verilerek hazırlanmış olan kitap, sizi bir anda konun başında daha sonra başka bir yerine sürükleyebilmekte, kitabın içinde “Kemal Murat’ın yanında gezen bir insan” pozisyonuna düşürebilmektedir. Mesela Afife’nin kitabın sonlarına doğru herkesin ona “Kemal” derken onun “Murat” demesini onun için özel olduğunu göstermek istemesinin sebep olduğunu söylerken kitabın başında da Murat Kemal’in bu soruyu kendi kendine sorduğunu görmekteyiz.
6.KİTANIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Reşat Nuri Güntekin 25 Kasım 1889 tarihinde İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ ni bitirdi (1912). Bursa’ da başladığı (1913) öğretmenlik hayatına çeşitli okullarda devam etti. Milli Eğitim müfettişi (1931), Çanakkale milletvekili (1933-43), Paris Kültür Ateşesi ve emekli (1954) oldu, kanser tedavisi için gittiği Londra’ da öldü. İstanbul’ da Karacaahmet Mezarlığı’nda gömülü.
Yazı hayatına Birinci Dünya Savaşı sonlarında (1917) başlayan, ilk eseri de Eski Ahbap (uzun hikaye) 1917’ de basılan Reşat Nuri, 1918’ de tiyatro eleştiri ve araştırmaları yayımlarken bir yandan da hikayeler (Şair Dergisi, 1918/19; Nedim Dergisi, 1919; Büyük Mecmua, 1919) yazıyordu. Çalıkuşu’ nun Vakit gazetesinde tefrikasıyla (1922) geniş bir ün kazandı. Çok hareketli bir eser olan Çalışkuşu’ nda Anadolu, ilk idealist ve aydın kızı Feride’ ye kavuştu, geniş ölçüde romana girdi. Bu roman az okumuş ve aydın, iki sınıfı da, doğal ve canlı diliyle kendine bağladı. Reşat Nuri’ nin hemen bütün romanlarında dekor olarak taşra kasaba ve şehirleri çevre, tip, çeşitli problem ve görüşleriyle Anadolu atmosferi görülür. Romanlarında sosyal ve hissi konuları işleyen yazar, küçük hikayelerinde bunların yanına mizahı da ekledi
Yazdığı, çevirdiği, kitap biçimine girmiş veya dergi, gazete sayfalarında, tiyatro repertuarlarında kalmış tüm eserlerinin toplamı yüzü bulur; bunlardan 19 tanesi telif romandır, 7 tanesi hikaye kitabı. Yazdığı, çevirdiği, uyarladığı, oynanmış, basılmadan kalmış oyunlarının sayısı roman ve hikaye kitaplarının sayısını da aşar. 7 Aralık 1956’da İstanbul’da öldü.
ESERLERİ
Hikaye kitapları: Tanrı Misafiri (1927), Sönmüş Yıldızlar (1927), Leyla ile Mecnun (1928), Olağan İşler (1930), vb. Gezi yazıları: Anadolu Notları (ilk cildi 1936; ikinci cildi 1966).Oyunları içinde en ünlüleri Balıkesir Muhasebecisi (1953) ve Tanrıdağı Ziyafeti (1955)’ dir. Bütün eserleri ölümünden sonra, eşi tarafından, bir külliyat halinde yeniden bastırıldı.
Romanları: Gizli El (1922), Çalıkuşu (1922), Damga (1924), Dudaktan Kalbe (1925), Akşam Güneşi (1926), Bir Kadın Düşmanı (1927), Yeşil Gece (1928),Acımak (1928), Yaprak Dökümü (1930), Kızılcık Dalları (1932), Gökyüzü (1935), Eski Hastalık (1938), Ateş Gecesi (1942), Değirmen (1944), Miskinler Tekkesi (1946), Harabelerin Çiçeği (1953), Kavak Yelleri (1950), Son Sığınak (1961),Kan Davası (1955),
Hikaye Kitapları: Tanrı Misafiri (1927), Sönmüş Yıldızlar (1927), Leyla ile Mecnun (1928), Olağan İşler (1930)
Gezi Yazıları: Anadolu Notları (ilk cildi 1936; ikinci cildi 1966)
Oyunları: Balıkesir Muhasebecisi (1953), Tanrıdağı Ziyafeti (1955)
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi