You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
[B] KİTABIN ADI [/B]

KİRALIK KONAK

KİTABIN YAZARI
Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU
YAYINEVİ VE ADRESİ
İletişim Yayınları Klodfarer Caddesi İletişim Han No: 7 Cağaloğlu 34400 İSTANBUL
BASIM YILI
20. Baskı 1999 İSTANBUL


1.KİTABIN KONUSU: Türk toplumunun tarihsel gelişim sürecinde ilk belirtileri XVIII. Yüzyılda görülen ve tanzimatla somutlaşan batılılaşma hareketleri buna bağlı olarak hayat tarzı, değerler ahlak kısacası kültürel değişim.
2.KİTABIN ÖZETİ :
KİRALIK KONAK
Naim Efendi çok zengin, zengin olduğu kadarda hesaplı bir kişiydi.II. Abdülhamit döneminde devletin yüksek mevkilerinde bulundu. Bir çok defalar valiliklerde dolaştı. İnkılaptan iki sene evvel dolaşık bir dava yüzünden istifasını verdi ve Hükümet işlerinden tiksinerek bir köşeye çekildi. Fakat memuriyet döneminden kalma bayramlaşma ve özel deftere imza olayını hiçbir zaman aksatmazdı.
Bütün çocukluğu, bütün gençliği İstanbul ‘un en kalabalık konağında geçen Naim Efendi eğlenceli meclisleri, ahbap arasındaki sohbetleri, misafirlere ziyafetleri çok severdi. Fakat öyle bir zaman yaşadı ki bunların hepsi yasaktı. Naim Efendi yeni sazdan, yeni şarkılardan zevk almak şöyle dursun, son senelerde yazılan ve konuşulan Türkçe’yi de anlamıyordu.
Bundan beş sene öncesine kadar karısı Nefise Hanımefendi yanı başında idi, rahatını huzurunu mümkün mertebe koruyordu. Zira, bu ihtiyar kadın ölünce evin içinde yalnız kaldı. O öldükten sonra yerine Sekine hanım geçti; fakat Sekine Hanım hiçbir cihetten annesine benzetmiyordu. Tabi ki babası gibi çekingen, içinde titiz, iradesiz, tembel bir kadındı; hususiyle kocasının nüfusuna ve çocuklarının arzularına son derece uyardı. Kocası ise kırk beş yaşında bir züppeden başka bir şey değildi.
Naim Efendinin damadı Düyunu Umumiye Müfettişlerinden Servet Bey, Naim Efendinin saflığından yararlanarak bütün iradesini konak içerisinde istediği gibi yürütüyordu. Servet Beyin oğlu Cemil henüz yirmi yaşında bir mektep çocuğu olmasına rağmen Beyoğlu’ndaki büyük lokantaların, gazinoların, barların sadık gediklisi idi. Bu yaşında bir çok zevkleri vardı. Biraderinin küçük sırlarında vakıf olan Seniha ise son çıkan moda gazetelerinin resimlerine benzerdi. Körpe ince ve çolak vücudu ipek böcekleri gibi daima biçim değiştirme, başkalaşma içerisindeydi.
Pazartesi günleri Seniha’nın çay günleridir. Avrupa’nın bütün kibar kadınları gibi o günleri giyinir; kuşanır ve tam beşte konağın salonunda nadir görülen bir hanımefendi edasıyla ziyaretçilerini beklerdi. Seniha salonun bir köşesinde iki genç kızla halasının torunu Hakkı Celis’in kendisine okuduğu şiirleri dinler, gözüküyordu. Bu genç kendisinden iki ay küçük olmasına rağmen ve bir çok şiiri bazı mecmualarda çıkmasına rağmen ona parmakları mürekkep lekeli ve pantolonunun dizleri çıkmış zavallı bir mektep çocuğu gibi görünmekten kurtulamıyordu. Saat beşe henüz gelmişti ki; Faik Bey konağı ziyarete geldi. Faik Bey Cemil’in yakın arkadaşları arasındaydı. Kumral, zayıf, uzun saçları iyi taranmış bir gençti. Küçük yaşından beri Avrupa’nın muhtelif şehirlerinde dolaşmış, oturmuş olduğu için hareketlerinde hiç sahte görülmeyen bir zarafet ve kıvrak vardı. Faik Bey ile Seniha arasındaki münasebetin bir arkadaşlık derecesinden fazla olduğunu genç kızın bütün erkek ve kadın arkadaşları bilirlerdi.
Fakat, buna da hafif bir flört manasını verirlerdi. Zira Faik Bey, pek çapkın bir delikanlı ve Seniha, pek şuh bir genç kızdı. Günden güne aralarındaki sevgi çoğalmaya başladı. Faik Bey için Seniha’yı sevmek birdenbire vazgeçilmeyen ihtiyarlardan biri oluverdi. O şimdi kumara ne kadar düşkün ise, Seniha’yı da o kadar arıyor. Seniha’ya kendini o kadar düşkün hissediyordu. Dört günlük bir ayrılıktan sonra sabah Faik Bey konağa geldi. Henüz herkes uykudaydı. Saçları karma karışık, yüzü sapsarıydı. Yanaklarında üç günlük bir sakal, toz renginde bir kir tabakası vardı. Seniha ne var? Ne oldu? Demek isteyen gözlerle Faik Bey’ i süzdü. Faik Bey sessiz bir şekilde hiçbir şey söylemiyordu. Seniha daha sonra kardeşi Cemil’ den öğrendiği kadarıyla Faik Bey’ in kumarda Üç yüz elli lira kaybettiğini ve paraya ihtiyacı olduğunu öğrendi. Cemil parayı Seniha’nın büyükbabasından istemesini söyledi. Seniha’nın bunun mümkün olmayacağını söylemesi üzerine Cemil Seniha’nın elmaslarını rehin koymasını istedi.
Seniha dolabını açtı içinden bir çekmece çıkardı. Çekmecenin içinden birkaç tane mahfaza aldı ve birer birer Cemil’e uzattı.
Ve hayatında ilk defa olarak ağır ve ciddi bir şekilde düşündü, kaldı. Hayat bir an içinde, ona çıplak ve en kaba haliyle görünmüştü. Bu dünyada her şey ne bayağı, ne beyhude, ne kirliydi... Bu dünyada güzellik bir hayal, sezgi bir efsane, asalet ve zerafet, insanın üstünde hafif bir cilaydı. En güzel bir yüze bir iskelet ifadesi vermek için iki gecelik bir uykusuzluk, bir sevgiyi bir alışverişe çevirmek için birkaç paket iskambil kağıdı, en zarif bir adamı bir dilenciye döndürmek için üç yüz elli liralık bir borç kafiydi.
Seniha kalbinin bu bir günlük imtihanından epeyce değişmiş çıktı. Aşktan evvel ki alaycı, havai, şuh ve işveli haline avdet etti.
Konağı kiraya verip kardeşi Selma Hanımefendinin yanına taşınma bahsi çıktığından beri Naim Efendi’ nin rahatı huzuru büsbütün kaçtı. Selma Hanımefendinin kararı o kadar katıydı ki hiçbir mazeretle bunun önüne geçmek kabil olmuyordu.
NAİM EFENDİ;
“Burada doğmuşum, burada yaşamışım, ihtiyarlamışım! Nasıl bırakır giderim? Diyordu.”
SELMA HANIM;
“Burada, fareler, örümcekler ortasında yapayalnız öleceğine, benim yanımda benim gözüm önünde ölürsün” diyordu.
Konak, Naim Efendiyle beraber, her gün biraz daha yıkılıp gidiyordu. Zili bozulan sokak kapısı ağır bir tokmakla vuruluyor ve bir çok gıcırtılarla mustarip bir hayvan gibi sarsıla açılıyordu.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Kiralık Konakta Osmanlı İmparatorluğunun çöküş dönemindeki toplumsal nedenler dile getirilir.
Kiralık Konak İmparatorluğun çöküş çanlarının kulak yırtan sesleri içinde, kuşaklar arasındaki değişen değer yargıların buna bağlı olarak da yaşam biçimlerinin çelişkisini sergileyen bir romandır.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Seniha – Faik – Hakkı Celis üçgeni romanın yapısının iskeletidir. Toplumsal rüzgarların savurduğu bu insanlar birer yaprak gibi uçuşuyorlar, hiç toprağa düşmüyorlar. Kiralık Konaktaki kahramanların ortak özelliklerinden biri de düşündükleri, ettikleri dünya ile gerçek yaşamları arasındaki bağlantısızlıklardır. Onlar için yaşamın her gerçeği birer beklenmeyen darbedir.
5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Konağın dağılıp satılığa çıkarılmasıyla biten roman bir zümrenin çöküntüsünün üç kuşaklık hikayesidir.
Kiralık Konak İmparatorluğun çöküş çanlarının kulak yırtan sesleri içinde, kuşaklar arasındaki değişen değer yargıların buna bağlı olarak da yaşam biçimlerinin çelişkisini sergileyen bir romandır.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
27 MART 1889’ da Kahire’ de doğdu.1908’ de ailece İstanbul’a yerleştiler.1913’te ilk hikaye kitabını çıkardı.Milli mücadeleye tam destek verdi.1921’de Ankara’ nın çağrısı üzerine Anadolu’ya geçti.Önce Mardin sonra Manisa milletvekili oldu.Bir süre politika yaptıktan sonra CHP’den istifa etti.13 Aralık 1974’te Ankara’da öldü.
Başlıca eserleri şunlardır:
Öyküleri:Bir Serencam,Rahmet,Milli Savaş Hikayeleri
Romanları:KiralıkKonak,Nur Baba, Hüküm Gecesi,Sodom ve Gomore,Yaban,Ankara,Bir Sürgün,Panorama,Hep O Şarkı
Düzyazı-şiir-anı-makale-monografi:ErenlerinBağından,Ergenekon,Okun Ucundan,Atatürk.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
ALDATACAĞIM

KİTABIN YAZARI

ESAT MAHMUT KARAKURT

YAYINEVİ VE ADRESİ

BASIM TARİHİ











1.KİTABIN KONUSU :BİR YAZARIN BAŞINDAN GEÇEN OLAY

2. KİTABIN ÖZETİ :

Macit adında bir yazarın bir telefon görüşmesi ile değişen hayatı anlatılmaktadır. Yazar bir gün odasında yeni yazdığı kitabı üzerinde çalışırken Mualla isimli bir bayan yazarı arayarak kendisinin kocası tarafından aldatılacağını ve kendisinin de intikam almak için Macit beyi seçtiğini söyler. Macit bey buna çok şaşırır. Neden kendisini seçtiğini sorunca ise kadın onu çok uzun yıllardır tanıdığını, yazılarını ve şiirlerini okudugu için kendisine yakın hissettiğini söyler. Aralarında uzun süre konuşma geçer. Sonra yer ve zaman planlanır.
Bu işi kadının kocası onu aldatmaya İzmir’e gidince gerçekleşecektir. Macit bu olanları avukat arkadaşına anlatır. Arkadaşı ona gitmemesi gerektiğini söyler ama dinletemez. Buluşma geçekleşir ve sabah olur. Umulmadık bir anda kadının kocası polislerle beraber çıkagelir ve bunları yakalatır. Oysa ki bu Macit gibi tanınmış ve zengin insanlardan şantajla para koparmak için kurulmuş iğrenç bir oyundur. Macit çok şaşırır ama kabul etmek zorunda kalır. Giderken bu insanların yaptığı onursuz davranışı tüm kelime dağarcığını kullanarak yüzlerine vurur.
Aradan birkaç gün geçer ve kapı çalınır. İçeriye giren kadın o’dur. Masanın üzerine tuzaklarıyla aldıkları parayı bırakır. Macit’in sarfettiği sözlerin kendisine ne kadar dokunduğunu aslında kendisinin de bir tuzak ile bu duruma düştüğünü dile getirir ve ağlayarak evi terkeder.
Macit ertesi gün gazeteyi okuduğunda donakalır. Kadın kocasını sarhoş ettikten sonra parayı cebinden almıştır. Geri gidince ise kocası onu öldürmeye çalışmış fakat Mualla kendisini koruyarak kocasını öldürmek zorunda kalmıştır. Gider polise teslim olur.
Aradan zaman geçer mahkeme günü gelir. Mualla olanları anlatır fakat kimse ona inanmaz. Ona o gece kiminle beraber yakalandığı sorulur fakat Macit’ in adını idama gitmesine rağmen söylemez. Fakat bu işkenceye Macit daha fazla dayanamaz ve bütün olanları anlatır. Ceza beş yıla iner.
Ceza çekilmiş, günler bitmiş, saçların ucunda aklar belirmiştir. Dışarı çıkmak istemeyen Mualla çaresiz serbest bırakılır. Gidecek ne bir akraba, ne bir arkadaşı vardır. Ama onu bekleyen birisi siyah lüks bir arabadan iner. Onu öksüz çocuklar gibi bağrına basar. Artık dünya başka bir renktedir onlar için…

3.KİTABIN ANA FİKRİ : İNSANLARIN GEÇMİŞTE BİLEREK VE YA BİLMEYEREK YAPTIKLARI BİRGÜN DÜZELTME ŞANSLARININ OLUŞU

4.KTAPTAKİ OLAYLAR VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:Macit Bey çok iyi niyetli bir yazar ve kendisini maceradan alıkoyamıyor. Mualla hanım ise tuzağa düşürülmüş bir kişi. Sonunda gittiği yolun yanlışlığının farkına varıyor. Mualla’nın kocası çok düzenbaz ve onursuz bir kişiliğe sahip. Yazarın avukat arkadaşı ise görmüş geçirmiş bir insan.

5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Çok sade ,anlaşılır bir dilde yazılmış kitap. Olayların akış yönü birden değişiyor. Yazar hikayeyi yazıp beyninin durduğunu hissettiği bir anda hikayeye uçuk şeyler katmış olabilir. Ama sonuç çıkarılırsa ders alınacak bazı yönler var.

6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ: 1902 ‘de İstanbul’ da dogdu. Aşk ve serüvan romanlarıyla tanınan bir romancıdır. Bazı eserleri: GULYABANİ ,MÜREBBİYE ,NİMETŞİNAS , KUYRUKLU YILDIZ ALTINDA BİR EVLENME , İKİ HÖDÜĞÜN SEYAHATİ , MEZARINDAN KALKAN ŞEHİT , ŞIPSEVDİ.

[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : MEZARINDAN KALKAN ŞEHİT

KİTABIN YAZARI : HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR

YAYIN EVİ VE ADRESİ : ÖZGÜR YAYINLARI,Ankara Cad.,31/2 Cağaloğlu- İstanbul

BASIM YILI :AĞUSTOS-1995


1.KİTABIN KONUSU :ŞEVKİ ADINDAKİ YAZARIN BİR ARKADAŞININ ÇİFTLİĞİNDE KALMASI VE ORADA ONUN BAŞINDAN GEÇEN OLAYLAR

2. KİTABIN ÖZETİ : Şevki istanbul sokaklarında gezerkan Kadri adında eski bir arkadaşına rastlar. Beraber muhabbete tutuşurlar. Arkadaşı artık şehir hayatından uzaklaşmış ve kendine köyde bir çiftlik kurarak köylü hayatı yaşamaktadır. Şevki’yi kendi ile beraber bir kaç hafta çiftlikte kalması için zorlar ve Şevki de onu kıramaz.
Çiftliğe gelişinin ilk akşamı dolaşmaya çıkar. Dolaşırken kulagına müzik ve bir kadın sesi onu etkiler. Zamanın nasıl geçtiğini anlamaz. Eve döndüğünde
Herkes onu arıyordur. Başından geçenleri anlatınca evdekiler müziği dinlediği evin cinli bir ev oldoğunu söylerler. Bu konu onu çok metraklandırmış ve heyecanlandırmıştır. Bu konu üzerine gider ve bir gün evi gözetlerken yakalanır. Evin bekar, güzel sesli, çok iyi piyano çalabilen hanımı olan Şahika ile tanışır. Daha sonra umulmadık bir şekilde ve akılalmaz bir durumda onunla evlenir. Gerçekte cinlerle ilgili olarak söylenilen olaylar Şahika’ nın bir süre önce şehit olan kardeşi etrafında dönmektedir. Şevki birgün kayın biraderi ve köpekleri panter ile büyükannesi ile buluşmaya gelen şehit olup tekrar dirildiği sanılan kardeşi kovalarlar. Ama onu mezerlığa gelince kaybederler. Komşu köylüler bu olaydan rahatsız olarak onları jandarmaya şikayet ederler ama Şevki yalan söylemek zorunda kalarak bu olaydan sıyrılır.
Bir müddet sonra bir sonbahar akşamında avluda otururken panterin ortadan kybolduğunu anlarlar. Köpek bir vakit sonra gelir ve boynunda bir zarf asılıdır. Bu zarf bütün açıklamaktadır. Aslında gelen şehit olan kardeş değildir. Savaştığı ve öldüğü yerdeki kendisine beden ve ruh olarak çok benzeyen cephe arkadaşıdır. Amacı ise birbirlerine cephede verdikleri sözü yerine getirmektir. Birisi ölürse diğeri onun yerinr ailesini ziyarete gidecektir. Bu okunan mektupla herşey aydınlanır. Kişiler kaldıkları yerden hayatlarına devam ederler.
3.KİTABIN ANA FİKRİ : İNSANLARIN GERÇEKTE OLMAYACAK ŞEYLERİ SANKİ OLUYORMUŞ GİBİ GÖSTERMESİ DOĞRU DEĞİLDİR. EĞER BU KONULAR ARAŞTIRILIRSA KOLAYCA ÇÜRÜTÜLECEKTİR.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ: Şevki maceracı bir yazar , Şahika etrafında olanlara hiç aldırmıyor, büyükanne delirmiş durumda, Kadri ise kendine seçtiği bu hayatı memnun ve mesut olarak sürdürüyor.

5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Çok sürükleyici bir kitap . kişiler son derece seviyeli ve bilinçli olarak yaratılmış.

6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:17 Agustos 1864 te İstanbul ‘un Ayaspaşa semtinde dogdu. Annesi küçük yaşta iken ölür. 1887 de ilk yazısı yayımlanır. Halk için yazan bir yazardır. Romanlarına gerçekçiliği ve dogallığı konu alır.

[url=http://www.trplatform.org][/url]
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
[B]KİTABIN ADI [/B]

RAMSES, KADEŞ SAVAŞI

KİTABIN YAZARI

CHRISTIAN JACQ ÇEVİREN : A.RIZA YALT

YAYIN EVİ VE ADRESİ

REMZİ KİTAPEVİ / İSTANBUL

BASIM YILI

6 NCI BASIM 1999




1.KİTABIN KONUSU :

M.Ö. 13.yy.da Mısır firavunu I.Seti’nin ölümünden sonra yerine geçen oğlu II.Ramsesin mücadelesi ve hititlilerle yapılan Kadeş savaşını anlatmaktadır.

2.KİTABIN ÖZETİ :

II. Ramses, babası I. Seti’nin ölümünden sonra M.Ö. 1279 yılında tahta çıkmış, genç yaşı ve deli dolu haraketleri ile tepkiler almıştır. Bu işi yapabilecek, yani Mısır’ı yönetecek bir firavun olarak görülmemiştir. Ayrıca kendisinin firavun olması gerektiğini düşünen ağabeyi Şenar’ın da büyük düşmanlığına maruz kalmıştır. Bunlara rağmen Ramses, büyük başarılara imza atmış, çeşitli yerlere tapınaklar yaptırmış, Pi-Ramses adında bir kent kurmuş ve Memfis’te bulunan ülke merkezini buraya taşımıştır. Böylece çevre ülkelerin oluşturdukları tehlikelere karşı yapılan savunma savaşlarını da daha hakim bir yerden yönetmeyi amaçlamıştır.

Fakat ağabeyi Şenar, vazo ticareti ile uğraşır görünen bir Hitit casusu ile işbirliği yaparak, kardeşi Ramsesi Hititliler karşısında yenik duruma düşürüp onun yerine firavun olmayı ve ülkeyi yönetmeyi amaçlamıştır. Kız kardeşi Dolant ve kocası, kendini Libyalı bir büyücü olarak tanıtan Ofir isimli, Hitit casus şebekesinin başı olan birinin yalanlarına kendilerini kaptırarak Ramses’e ve karısı Nefartari’ye karşı çeşitli kötülükler yapmaya kalkışmışlardır. Ofir, tek tanrılı bir dini yaymaya çalışan biri olarak kendini tanıtmış, Ramses’in ve yandaşlarının inandığı tanrıların sahte olduğuna ve ülkeyi felakete götüreceğine halkı inandırarak taraftar toplamaya başlamıştır. Böylece, çok tanrılı bir din anlayışı olan Mısır’da iç kargaşalık yaratmaya çalışmıştır. Aynı zamanda Ramses’e ve karısına karşı büyüler yaparak onları yok etmeye çalışmıştır. Fakat bütün bunların altında yatan asıl amaç yaptığı casusluğu örtbas etmek, Hititlilere daha rahat bir biçimde mesajlarını iletmektir.

Bütün bu olumsuzluklara karşın talih, Ramses’ten yanadır. Ayrıca yakın arkadaşlarından dış işleri ustası Aşa, yılan oynatıcısı ve büyücü Seatu ve başkatibi Ameni ona her konuda yardım etmekte, bütün kötülüklere karşı onun yanında yer almaktadırlar. Ayrıca Ramses’in yakın korumalığını üslenen aslanı ve köpeği de ona hiçbir düşmanı yaklaştırmamaktadır.

Ülke içinde bu kadar entrika, ülkeyi ve Ramses yönetimini yok etmeyi amaçlayan bu kadar faaliyetin yanında dış tehdit olan Hititliler de boş durmamakta, Mısırlılara karşı bir saldırı planlamaktadırlar. Bunun öncesinde Mısır yönetimindeki çeşitli kaleler ele geçirilmiş fakat kesin bir savaş ilanında bulunulmamıştır.

II. Ramses, bütün bunları izledikten sonra ülkesini ve askerlerini bu savaşa hazırlamaya başlamıştır. Emrindeki komutanlar ve askerler ise, bu savaşın ülkeyi felakete sürükleyeceğini, Hititlilerin Mısır’ı yenip ülkeyi paramparça edeceklerini savunarak bir anlamda korkularını ifade etmişlerdir. Fakat Ramses, kendinden emin bir şekilde savaşın ülkesi ve firavunluğu için gerekli olduğunu ileri sürerek adamlarını ikna etmiştir.

Bir süre sonra hazırlıklarını tamamlayan Ramses, ilk olarak Hititlilerin ele geçirdiği, daha doğrusu satın aldığı kaleleri kolaylıkla geri alır. Daha sonra gözde kalesi olan, eski Mısır dilinde Kode, bugünkü adıyla Tele-Nebi-Mind olarak adlandırılan Kadeş’te çarpışmaya karar verir. Bu kararda en önemli etken, Hititlilerin içine casus olarak sızan Aşa’nın verdiği bilgiler olmuştur; çünkü Aşa Hititlilerin içine sızıp onların saldırı planladığını öğrenmiş, fakat ülke dışına çıkarken yakalandığı için sadece “Kadeş-Tehlike-Çabuk” mesajını iletebilmiştir.

Ramses de bu mesajla Kadeş’e doğru harekete geçmiştir. Amacı Humus’un güneybatısında, Asi ırmağı kıyısında bulunan Kadeş’i ele geçirmektir. Bu amaçla emrindeki 4 tümen ve yardımcı kuvvetlerle bugünkü Suriye’de çeşitli kaleleri ele geçirir, oradan da Kadeş’e yönelir. Buna karşılık da Hititlerin imparatoru Muvatallis Kendisine bağlı devletlerden büyük bir birlik oluşturur. Tabii bu arada Hititliler arasında da çeşitli entrikalar ve iktidar savaşları olmaktadır. Hitit İmparatoru Muvatallis, oğlu Urhi-Teşhup’a orduyu eğitme görevi vermiştir fakat ona güvenmemektedir. Bu nedenle asıl savaş planını oğluna açıklamamış, yerine onun kardeşi iyi bir diplomat olan Hattuşil ile ortaklaşa bir plan geliştirmiştir. Muvatallis, bu savaşın kendi imparatorluğunu sağlamlaştırmak ve Hititlilerin yayılmacı politikasına ters düşmediğini göstermek ister. Oğlu Urhi-Teşhup da savaşın başarısına sahip çıkarak iyi bir komutan olduğunu kanıtlayıp babasının tahtına geçmeyi planlamaktadır.

Muvatallis, kendi birliklerini ve bağlı devletlerden oluşturduğu birliği kentin arkasındaki tepeye saklar; fakat ordunun daha kuzeyde Halep’te olduğu yönünde yanıltıcı haberler yayar. Ramses’in Kadeş yakınlarına geldiğinde çıkardığı bir keşif kolu, köylü kılığında iki Hititli öncü askeri yakalayıp getirir. Bu askerlerin söylediklerine kanarak Asi ırmağı vadisi boyunca dar bir yürüyüş kolu halinde ilerlemeye başlayan Ramses ve ordusu tepenin ardından çıkan Hititlilerle karşılaşınca şaşkına döner. Hititliler ırmağı geçerek Mısırlıların 2 nci Tümenini bozguna uğratır ve Mısır kampına doğru hücuma başlarlar. Ardından 1 nci Tümeni de dağılan Ramses, Hititlilere arkadan saldıran yardımcı kuvveti, aslanı, ve kendisinde bulunduğu iddia edilen güneşin gücüyle Hititlileri ırmağın kıyısına kadar itmeyi, böylece savaş alanını elinde tutmayı başarmıştır. Hatta Hititliler bir süre sonra Kadeş kalesine sığınmak zorunda kalırlar. Ramses kaleyi kuşatır, fakat ele geçiremez. Muvatallis, savaşın galibi olarak Ramses’i gösteren ve kendisini yenilmiş ilan eden resmi bir belgeyi Ramses’e vererek kuşatmayı kaldırmasını ister. Ramses bunu kabul eder, fakat bu kararında esas etken, Hititlilerin elinde esir bulunan yakın arkadaşı Aşa’dır. Böylece Ramses, Aşa’yı kurtarır ve arkadaşlığa verdiği önemi kanıtlar.

Daha sonra ülkesine dönen Ramses, muzaffer bir komutan ve güçlü bir firavun olarak ülkesinde coşkuyla karşılanır. Burada ağabeyi Şenar, yaptığı kötülükler ve işlediği suçlardan dolayı Maat yasasına uygun olarak tutuklanır, fakat ellerinden kaçar. Casus Ofir de ülkeden kaçar. Ofir’in etkisinde kalan Musa, Ramses’in kız kardeşinin kocasını öldürdükten sonra ülkeden kaçar ve Yahudileri biraraya getirmeye çalışır. Yavaş yavaş tek tanrıcı anlayış içinde Tanrı’ya yönelmiş, peygamberliğini ilan ederek firavuna karşı çıkmaya hazırlanmaktadır. Bu arada casus Raya, bir kaza sonucu ölür. Dolant ise, Ofir’in öldürdüğü kişiler hakkında bilgi sahibi olduğundan, Ramses’in gazabından kurtulmak için geride ipucu kalmaması amacıyla Ofir ile birlikte kaçar.

Firavun II. Ramses’in ülkesi ve firavunluğu o anda tehlikeden arınmış görünmektedir, fakat tehlikeler tamamen yok olmamıştır. Ramses’in bütün düşmanları, ona ve Mısır topraklarına karşı tekrardan güçbirliği yapıp saldırmak için uygun zamanı beklemektedirler.



3.KİTABIN ANA FİKRİ:

[B] [/B]

Ramsesin ülkesini ve firavunluğunu kurtarmak için tehlikelere karşı insan üstü azmi örnek almalıyız ve çevremizde bize yakın davranan her insana inanmamalıyız.Düşmanlarımıza karşı hazırlıklı olmak zorundayız.



4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:



Ramses: Mısır firavunudur. Ülkesindeki insanları herşeyden üstün tutan uzun boylu sarışın renkli gözlü liderdir. Kesin ve doğru kararlar verebilen bir çok şeyi önceden sezebilme yeteneğine sahip olan Ramses uzlaşmacı yanı ile de dikkatleri çekiyor.



Ameni : Firavunun sandalet taşıyıcısı ve özel sekreteri olan bu kişi kambur ve çok zayıf olmasına rağmen durmadan yiyen birisidir. Devlettin bütün evrak işlerini halleder. Kimselere güvenmediği için temizliği bile ona aitir. Kral’ın üniverste ve çocukluk arkadaşıdır. Aralarında gizli bir bağ vardır. Biraz somurtkandır.



Aşa : Eskilerin ajanı iken Kadeş savaşından sonra dışişleri bakanı olmuştur. Parlak ve üstün bir zekaya sahiptir. Kadınlara çok düşkündür. Kralın yine üniversite ve çocukluk arkadaşıdır. Hatti’den dönerken yolda Urhi-Teşup tarafından öldürülmüştür. Barışa çok büyük katkısı olmuştur.



Nefertari: Kralın sonsuz aşkıdır. Kralı erken yaşta terk etmesine rağmen kızı Meritamon’u arkasında bırakmıştır. O tam bir kraliçedir. Ülkenin yönetimine her zaman katılmıştır. O da Ramses’e büyük bir aşk duymaktaydı.



Seremena: Sardunyalı olarakta bilinir. Eski korsan olmasına rağmen bu iri yapılı adam Ramses’in özel koruması ve ayrıca sarayda sözü geçen birisidir. Mısır ile alakalı bir çok olayı aydınlatmıştır. Kadınlara zaafı vardır. Urhi-Teşup tarafından öldürülmüştür.



Urhi-Teşup: Hitit imparatoru Hattuşil’in yeğenidir. Babasını öldürdükten sonra Mısır’a kaçmıştır. Bura da Ramses tarafından serbest bırakılır. Fakat o Ramses için hiç iyi şeyler düşünmez. Bir çok olaya karışır. Ramses’I öldürme planları yapar. Başarısız olur. Son olarak Libya şefiMalfi ile birlikte Mısır’a karşı savaşırken Seremena tarafından öldürürülür.



Mat-Hor : Hitit kraliçesi iken iki ülkenin refahı adına Mısır kraliçesi olur. Fakat yeteneksizdir. Güzelliğini kullanmaya çalışır. Başarılı olamaz. Ramses ten onu zehirlemeye yeltenecek kadar nefret etmektedir. Ayrıca Urhi-Teşup’un sözlerinden de etkilenmiştir.



5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

Yazar kitabında genellikle tedaylara ve tasvirlere yer ayırmış.Bunun yanında olayların farklı çevrelerde geçmesi romanı akıcı kılmış ve monoton bi havadan uzaklaştırmıştır.Konu olarak ele aldıgımızda roman her insana güvenemeyeceğimizi ve zorlukla karşı olan azim duygusunu aşılıyor.



6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:

1947'de Paris'te doğdu. 13 yaşındayken hayatına yön verecek kitabı okudu: Jacques Prienne'nin "Eski Mısır Uygarlığı Tarihi". Bunu takip eden 5 yıl içinde roman yazdı. Böylece edebiyat kariyeri başlayan Jacq, 50 yaşına geldiğinde 50'nin üstünde eser vermişti. 17 yaşında Mısır'da geçirdiği balayı sırasında II. Ramses'in devrilmiş olan dev heykeliyle ilk kez karşılaştı. Jacq'ın kaderi artık belirlenmişti. 21 yaşında Sorbonne Üniversitesi'nde Mısır bilimi (Egyptology) ve arkeoloji eğitimi gördü. Çalışmalarını sürdürüp Eski Mısır konusunda doktora yaptı. 1986'da doktora tezi Editions du Rocher tarafından yayınlandı. Böylece akademik kariyeri ve ünü sağlamlaştı. 20 bilimsel makale yayınladı. "Büyük Firavunların Mısır" adlı makalesi 1981'da Academie Française ödülünü aldı. 1987'de yazdığı "Mısırlı Champollion" adlı romanıyla dikkatleri çekti ve büyük bir ün kazandı. Tehlikede olan tarihi alanların korunması için halen başkanlığını sürdürdüğü Ramses Enstitüsü'nü kurdu. 1995 yılında Alexander Dumas'nın ve 19. yüzyılın diğer ünlü dizi roman yazarlarının izinden giderek II. Ramses'in hayatını anlatan 5 ciltlik romanını yazdı.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
[B]KİTABIN ADI [/B]

MAVİ-II,GÖRSEL SANATLAR ÜZERİNE DENEMELER VE ELEŞTİRİLER

KİTABIN YAZARI

SABAHATTİN EYUBOĞLU

YAYIN EVİ VE ADRESİ

TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI-İSTANBUL

BASIM YILI

AĞUSTOS 2000




1.KİTABIN KONUSU :

Kitap deneme ve eleştirilerinden oluşan doğru ve gerçeklik kavramlarının ele alındığı batılı ve doğulu sanat ürünlerinin kültür ortamları ve dünya görüşleri açısından karşılaştırıldığı resim,heykel,mimari,sinema ve belgesel filmlerle ilgili yazarın görüşlerini kapsayan bir deneme türü yazıdır.

2.KİTABIN ÖZETİ :

Kitap Sabahattin Eyuboğlunun Görsel Sanatlar üzerine denemeler ve eleştirilerini topladığı ikinci kitabıdır.

Yazılar resim,heykel,tiyatro,sinema ve belgesel filmleri başlıkları altında toplanmıştır.Genelde zaman sırasını göz önünde tutarak düşüncelerini ve etkinliklerini ortaya belirgin bir şekilde koymuştur.

Yazılarında genellikle mantıklı bir gelişmenin sonucu olduğunu ortaya koyar. Genellikle yaşanmış ve kalıplaşmış sözler vardır.Yazılarında gerçekliği ön plana çıkarmıştır.Yazılarını insanın doğruluğu ve gerçekliğine dayanan bir doğrulukla betimlemektedir.

Günümüz resminde heykellerinde ve daha birçok örneğinde modern Türk sanatının temellerini görebiliriz.

Yazar kitabın tabiat ve doğa adlı bölümünde geçmiş içindeki batılı devletlerin natur sözünden ve bunun türkçedeki tabiat ve doğa kavramlarının karşılıklarını vererek eleştirmekte ve bu kavramın toplumun gelişmesi için düşüncelerine yer vermektedir.Öz resme doğru eleştirilerinde fotoğraf mekaniğinin çıkmasıyla oluşan resimlerin etkinliğinin değiştiğini ,fotoğrafın resim ile aynı detayı verebildiğini fakat ressamın bakmanın ötesinde zihinsel faaliyetler düzenliyerek kullanıldığını gösteriyor.

Resim,heykel,mimari bölümünde sergilerden,Mayadaki Sanat Galerisi,resim sergisi ve karekatürlerden bahsediyor.Bunlar üzerine sanatın ticaret olmadığını ve sadece bir sanat olduğu eleştirilerine yer veriyor.

Tiyatro bölümünde ,tiyatro üzerine eleştirileri,Shakespeare ile son 60 yıl üzerine tiyatro eleştirileri ön plana çıkarken,yıllara göre tiyatro çevirileri yer alıyor.

Sinema ve belgesel filmler bölümü kitabın son bölümünü oluşturuyor.Sinema ,sanatı ve türk sineması eleştirileri,Surname,Nemrut Dağı,Eski Antalyanın Suları,Karagöz Dünyası adlı sinema belgesel film eleştirilerini,filmi görmeden açıklayarak olayı yaşamanın mümkün olabileceğini göstermekte.

Yazarın eleştirilerinin insan üzerine olması ve geliştirmesini ayrı bir dilde yazarak bütünlük taşıyor.

3.KİTABIN ANA FİKRİ :

Deneme ve eleştiri türünde olan bu kitapta değer ve gerçeklik kavramları daha iyi kavrayarak batı ve doğu sanat ürünlerinin o zaman şartlarında karşılaştırılması ve doğa kavramlarının insanlar üzerinde daha iyi pekiştirmesi.

4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

Kitapta belli başlı insanlar yoktur.Deneme türünde bir yazı olduğundan bol bol eleştiri ile tasvirlere yer verilmiştir.

5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

Eleştirilerin günümüze yakın olması resim,heykel,mimari,sinema ve belgesel filmlerle ilgili görüşlerini anlatması kitabın esas belirgin özelliğini oluşturuyor.Batılı ve doğulu sanat ürünlerinin kültür ortamlarını birleştirirken yazar anlaşılamayan bir dil ve üslup kullanmıştır.



6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:

1908’de Akçaabat’ta doğdu.Şair ve ressam Bedri Rahmi’nin ağabeysidir.Trabzon Lisesini bitirdi.Yüksek öğrenimini Fransada yaptı.İÜ Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümünde doçentlik yaptı.Milli Eğitim Müfettişliği,Talim ve Terbiye Kurulu Üyeliği ve öğretmenlik görevinde çalıştı.

Eflatun’un Devlet adlı yapıtının çevirisiyle 1959 yılı TDK Çeviri Ödülünü kazandı.Mavi ve Kara adlı kitabında 1940’tan sonraki yaşantısını ele aldı.çeşitli dergi ve gazetede çıkan yazıları ölümünden sonra Sanat Üzerine Denemeler isimli kitabında toplandı.Diğer eserleriTongueir Sultan Abdal,Gökyüzü Mavi Kaldı,Köy Enstitüleri Üzerine vb…
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
Hayatınızın Amacı
KİTABIN YAZARI
Semra Ayanbaşı
YAYINEVİ VE ADRESİ
Akaşa Yayın ve Dağıtım Ltd. Şti.
BASIM TARİHİ
1999
KİTABIN YAYIM MAKSADI
Doğum tarihinin insanların iç yapısına etkileri konusunda okyucuyu bilgilendirmek.

KİTABIN ÖZETİ :

Kitap genel anlamda doğum tarihinden yola çıkarak, insanın karakter ve ruh yapısını, kişiliğini, içinde sakladığı potansiyel kabiliyetlerini kısacası insanın iç yapısını açıklamaya çalışıyor.
Toplam beş bölümden oluşan kitabın ilk bölümününü, bütün anlatılanların temelini oluşturan doğum sayısını belirleme oluşturuyor. İkinci bölümde ise doğum sayısını oluşturan ana sayıların anlamları geniş bir şekilde açıklanmış. Üçüncü bölümde ise tüm doğum sayıları ayrı ayrı incelenerek okurun kendi doğum sayısı hakkında bilgi sahibi olması amaçlanmış. Doğum sayılarını yakından ilgilendiren spiritüel (ruhsal) yasalar da dördüncü bölümde açıklanmış. Beşinci bölümü ise doğum sayılarıyla ilişkili diğer kavramlar oluşturuyor.

Doğum Sayılarını Belirleme:

Doğum tarihimizi 8 Ocak 1975 kabul edelim. İlk olarak doğum tarihini sayı ile yazın, 8 - 1 - 1975. Burada yılı yazarken kısaltma yapmayın. Sonra her rakamı ayrı ayrı toplayın, 8+1+1+9+7+5=31. Daha sonra çıkan bu sayının rakamlarını da toplayıp son sayıya ulaşın, 3+1=4. Son sayı iki basamaklı olabilir (10, 11, 12 gibi) tekrar kendi rakamları arasında toplam yapılmaz. Son olarak ilk toplam (31) ve son toplam (4) birlikte doğum sayısını oluşturur; 31/4. Bazı doğum tarihleri ve doğum sayıları;
18 Eylül 1929 39/12
7 Kasım 1973 29/11
29 Mayıs 1969 41/5
Doğum sayılarının sağdaki ve soldaki sayıların farklı anlamları vardır. Sağdaki sayılar hayatımızda daha az etkiye sahip olmakla birlikte soldaki sayıların hayatımızdaki etkisi büyüktür. Doğum sayısı her bireyin hayat yolunu gösterir, tırmanmamız gereken dağı temsil eder. Sağdaki sayılar bu dağın zirvesini, diğer bir ifadeyle hayat amacımızı gösterir. Bu zirveye tırmanırken soldaki sayılarda gizli potansiyel enerjimizi kullanmamız veya bu sayılarla ilişkili problemlerimizi halletmemiz gerekir.





Sayıların Anlamları:

1. Yaratıcılık ve Güven
2. İşbirliği ve Denge
3. İfade ve Duyarlılık
4.İstikrar ve Süreç
5.Özgürlük ve Disiplin
6.Vizyon ve Kabul
7.İtimat ve Açıklık
8.Bolluk ve Güç
9.Bütünlük ve Bilgelik
10. İçsel yetenekler

Doğum sayısının sağındaki sayılar bu anlamları derin olarak ifade eder. Örneğin 12/3, 21/3, 30/3 ler 3 ana sayısının anlamı olan ifade ve duyarlılığı temsil eder, daha az derecede de doğum sayısında bir 3 bulunan herkes bu guruba dahildir. Sağ taraftaki sayıları 10, 11 ve 12 olanlar bu sayıların her ikisinin bileşiminden oluşan bir hayat amacına sahiptir. Örneğin 10 sayısı yaratıcılığı ve güveni, içsel yeteneklerle güçlendirilmiş şekilde birleştirir.
Her bir ana sayı tarafından temsil edilen özellikler olumlu veya olumsuz olarak kendini gösterebilir. Bundan dolayı aynı doğum sayısına sahip iki kişinin hayatı –eğer biri o hayat yolunun pozitif, diğeri ise negatif halindeyse- tamamen farklı görünebilir.
Pozitifte; 1ler, en yaratıcı sanatçıları; 2ler, en iyi diplomatları; 3ler, en iyi hatipleri; 4ler, en iyi analistleri; 5ler, en iyi kaşifleri; 6lar, en iyi yargıçları; 7ler, en iyi bilginlleri; 8ler, en iyi hayırseverleri; 9lar, en iyi liderleri oluşturlar.
Negatifte ise 1ler, en bağımlıları; 2ler, en aşırı özverilileri; 3ler, en manik depresifleri; 4ler, en kararsızları; 5ler, en muhtaçları; 6lar, en perfeksiyonistleri; 7ler, en paranoid, 8ler, en pasif-saldırganları; 9lar, en fanatikleri oluştururlar.
Ana sayısının negatif özelliğini gösteren bir insan, bunu ana sayının pozitif özelliğine dönüştürebilirler. Örneğin ana sayısı 5 olan bir insan, aşırı duygusal ve başkalarına tabi olmaktan, kendine güvene, akıl ve mantığını kullanmaya ulaşabilir.
Kitapta yazılmış bilgiler bizi tam olarak anlatmıyor olabilir, bu yazılanların doğru olmadığını göstermez. Çünkü anlatılan özellik henüz ortaya çıkmamış olabilir, daha ilerdeki bir tarihte kendini gösterecektir. Eğer söz konusu doğum sayısının negatif anlamındaki bir sorun ise, bu sorunu önceden halletmişiz olabiliriz.
Sonuç olarak kitapta yazılan bilgilerin ışığında, içimizde saklı kalmış özelliklerin farkına varabilir, bunların üzerinde yoğunlaşarak daha da geliştirebiliriz. İç yapımızla ilgili eksik yanlarımızı belirleyip, sorunlarımızı çözme yoluna gidebiliriz. Kendi kabiliyetlerinin farkında olmayıp, yanlış alanlara, yanlış mesleklere yönelen çok insan var. Belki de bu yöntem insanların küçük yaşlardan itibaren, kendilerine en uygun alanlara yönelmelerinde yardımcı bir yol olabilir.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
BÜLBÜLÜ ÖLDÜRMEK

KİTABIN YAZARI
HARPER LEE
YAYINEVİ VE ADRESİ
ALTIN KİTAPLAR YAYINEVİ CAĞALOĞLU / İSTANBUL
BASIM TARİHİ
1984
KİTABIN YAYIM MAKSADI
ROMAN

] KİTABIN ÖZETİ :
1800’lü yıllarda İngiltere’den Güney Amerika’ya göç eden ve Alabama Eyaletine bağlı Maycomb adında bir kasabaya yerleşen Atticon kendinden 15 yaş küçük bir bayanla evlenir. Jem ve Jem’den 4 yaş küçük Scoud adında 2 çocukları olur .Scoud doğduktan 2 yıl sonra annesi ölür. Bu yüzden annesinin varlığı ya da yokluğu kendisini pek etkilemez. Buna karşılık Jem’i çok etkiler. Arada bir oyun sırasında Jem’in iç çekip kenara ayrılması annesine duyduğu özlemdendir.
Jem 13 yaşlarında Scoud ise 9 yaşlarındadır. Roman otobiyografik bir tarzda ve kahramanı olan Scoud’un ağzından yazıldığı için romanın genelinde çocukca bir bakış açısı hakimdir.
Yazar 1 nci bölümde; kendi ailesini nereden geldiklerini ve genel özelliklerini fazla teferruata inmeden tanıtır. Kasabayı, kasabadaki ilginç olan Radley ailesini tanıtır. Boo adında Radley’lerin bir çocuklarının kayboluşu, Radley’lerin evden dışarı çıkmayışı ve evlerinin kapısının sürekli kapalı oluşu Radley’leri kasabalıların, özellikle de çocukların gözünde bir hayalete çevirir. Evlerini de bir kabushaneye çevirir.
2 nci bölümden itibaren kasabanın sosyal yaşayışı siyasal durumu işler.
4 ncü bölümde yazar kasabada yaşayan halkın gelenek görenekleriyle çeşitli ata sözlerini de katarak anlatır.(Asıl sahibi çıkmayınca mal bulanındır. gibi) Kızılderililer ile ilgili büyüler anlatır.
Yazar yani kahraman olayda tek kahraman değildir. Olayda ön plana çıkanlar yazarın kendisi, kendisinden 4 yaş büyük olan kardeşi Jem, felsefi görüşlerini söylettiği babası Atticon ve çocukluk aşkı Dill’dir.
Amerika iç savaşından sonra (kuzey – güney) kasabada olan değişiklikler toplumsal yaşam, olup bitenler çıplak bir gözle işlenir. Kahraman, olayları çocukluğunda yaşadığı için her şeyi çocukça bir dünyada anlatır. Çocukların oyun dünyasını, zevklerini, merakını, çocuk psikolojisini, buluğ çağına giren çocukların göstermiş olduğu ruhsal değişiklikleri, yalnız kalma isteklerini olaya yayarak ve de derin tasvirlerle destekleyerek açıklamaktadır.
Yazar Maycomb kasabasındaki gelenek görenek, siyasal yapı, sosyal yapı, dinsel yapı ve benzeri bütün davranışları olaylarla anlatır. Örneğin kasabadaki dayanışma duygusunu şu şekilde bir cümleyle açıklar: Yangın Bayan Maundlie’nin evini sessizce yiyip bitirirken sokak insan ve arabalarla dolmaktadır.” Yazar kasabadaki yaşantıyı özellikle zencilere karşı yapılan ayrımcılığı ve horlanmayı, babasının zencilerin avukatlığını yaparken kasabalı beyazlar tarafından pis zenci dostu biri olarak sıfatlandırılmasını aktarır. Kasabadaki zencilerin yaşadıkları mahalle ve kiliseleri ayrıdır. Çocuk gözüyle olaya yaklaşan kahraman bunu pek yadırgamakta,ve neden böyle olduğunu babasına ve amcasına sorarak,bu sorularla cevabını bulmaya çalışmaktadır. Yine malik hanelerde çalışan kölelerin oluşu o yıllardaki güney Amerika’daki siyasal yapıyı göstermek için bariz bir örnektir.
Yazar kendi fikirlerini, felsefi görüşünü romanın genelinde Attikon’a söyletmektedir. Örnek olarak:Attikon bir gün Jem’e şöyle der; arka bahçedeki tenekeleri vurmanızı yeğlerim, ama kuşların peşine de düşeceğinizi biliyorum. İstediğiniz kadar karga vurun ama unutmayın ki bülbülü öldürmek günahtır. Bülbüller yalnızca müzik üretirler. Bizi eğlendirmek için bahçeleri yağmalamazlar, yalnızca şarkı söylerler hem de yüreklerini paralayana dek.
Yazar romanda özgürlüğü çeşitli sembollerle ifade eder. Kimi zaman yaşlı bir bayanın ölümünü özgürlüğe giden yol, kimi zaman zencilerin esaretten kurtuluşunu, kimi zamanda morfinman bir bayanın bu alışkanlıktan kurtulmak pahasına çektiği acıları anlatarak sembolleştirir.
Yazar cesareti:" Cesaretin eli tabancalı bir adam olduğunu sanmanı istemem. Mertlik baştan bitik olduğunu bilip de çabalamak, olacakları göğüsleyebilmektir. Binde bir kazanırsın ama kazandığında olur. Bayan Dobuse’de kazandı". felsefi ve veciz sözlerle ifade etmektedir.
Dil’e olan yakınlığını ve çocukluk aşkını anlatmaktadır. Bu aşk alışkanlık ve özlemden ibarettir. Aynı bölümde kasabada çalışan işçilerin yaptıkları grevleri, taşralıların yoksulluğunu olaylarla göstererek anlatır. Kasabadaki insanların çoğunun birbirine benzemesi dışardan evlenmenin olmayışına ya da çok nadir oluşuna bağlar.
Romanın sonunda Radley’lerin kaybolan çocuğu ortaya çıkar. Fakat olayın akışına göre hiç ummadık bir yerden yeni bir kahraman romana müdahil olur.
Romanın sonlarında ilginç bir olayda Amerika’yla Almanya’nın mukayesesidir. Romana göre Amerika daha özgürlüklerle yaşayan baskıdan uzak bir ülkedir. Hukuk sistemi herkese eşittir ama fiili olarak zencilere ayrım yapılmaktadır. Almanya’da ise baskılar ve Yahudi’lere yapılan zulümler vardır. Hülasa şöyle diyebiliriz: Alabama Eyaletine bağlı Maycomb kasabasındaki hayatı, gelenek görenekleri, ekonomik durumu, siyasal yapıyı, dinsel yapıyı,1900’lü yılların başlarındaki durumu çocuk gözüyle ve çocukluk dünyasını da katarak anlatmaktadır.
ROMANDA KAHRAMANLAR : Romanın baş kahramanları Scoud, Jem, Atticon ve Dill’dir. Fakat olayın akışına göre her an yeni kahramanlar ortaya çıkmaktadır. Fazla aktif olmamakla beraber romanda geçen kişi sayısı 100’e yakındır.
ROMANDA ZAMAN : İki senelik bir zaman dilimidir. Olaylar bir yazın başlangıcından itibaren anlatılır, bir sonraki sonbahara kadar devam eder. Zamanda kronolojik sıra kullanılmakla beraber geriye dönüşlerde mevcuttur. Buda yazarın bazı durumlara açıklık getirme ihtiyacı hissetmesinden ve olayların geçmiş tarihlerde yaşanmasına bağlıdır.
]ROMANDA MEKAN : Yazar olayların geçtiği kasabayı romana yayarak geniş bir şekilde tanıtır. İç mekanlar yoğunlukla kullanılmış, dış mekanlara da büyük ölçüde yer verilmiştir. İç ve dış mekanlar arasında bir denge söz konusudur. Bahsedilen mekanlar yukarıda da anlatıldığı gibi Güney Amerika’daki Alabama Eyaletine bağlı Maycomb kasabasıdır. Mekan tanıtımında tasvirlere büyük ölçüde yer verilmiştir.

[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.