You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI :
BEYAZ LALE
KİTABIN YAZARI :
ÖMER SEYFETTİN
YAYIN EVİ VE ADRESİ :
BİLGİ YAYINEVİ-ANKARA
BASIM YILI :
1976



1.KİTABIN KONUSU: Balkan Savaşı sırasında, Bulgar asıllı bir binbaşı tarafından, Türk köylerinde özellikle kadın ve kız çocuklarına yapılan işkenceler bütün gerçeğiyle gözler önüne serilmiştir. Ayrıca buradaki Türkleri vaftizleyip Hristiyan yapıldıktan sonra nasıl öldürükleri anlatılmaktadır.Amaçları özgür bir Bulgartoplumu yaratmaktır.

2.KİTABIN ÖZETİ: Balkan Savaşından sonra bazı Türk köyleri bozguna uğramıştır.Bulgar asıllı binbaşı Radko Balkaneski’ nin bunda çok büyük payı olmuştur.Bu binbaşı Galatasaray Sultanisini bitirmiş,iyi tahsil görmüş bir kişidir.
Serez’ de bulunan Türkler oldukça zengindiler. Bu binbaşının amacı buradaki müslümanların kaçamayanlarını toplamak, ilk önce işkence ile kasalarındaki ve bankalarındaki paralar alınıp, bu paralar Bulgar mekteplerine verilecektir. Daha sonra Türkler vaftizlenip Hristiyan yapıldıktan sonra öldürülecektir.
Binbaşı Rako’ nun diğer bir amacı bu köylerdeki en güzel Türk kızını seçmektir.Binbaşıya göre 45 yaşı üzerindeki kadınlar ve 60 yaşı üzerindeki erkeklerin vaftizlenmesi uygun değildir. Genç bir Türk kadınının karnında on beş tane düşman taşıdığını düşünmektedir. Bu yüzden bir genç kadını veya bir kızı öldürmek on beş tane birden düşman öldürmek demektir.
Binbaşı Radko’ nun en büyük işkencesi insanları soyundurup, kasaturayla vücutlarını yararak ateşe atmaktır. Çünkü vücudu yarılrn insan ateşte çok çabuk yanmaktadır.
Bir gün binbaşı Radko köydeki 45 yaşı altı kadınları toplatıp bunlara işkence yapmaya karar verir. Kadınlardan soyunmalarını ister.Kadınlar bu istek karşısında inat ederler. Radko elinde çocuk bulunan bir kadının çocuğunu alır ve ateşe atar. Kadın bunun üzerine Radko’ nun boynunu sıkmaya çalışır. Ama komitalar buna engel olurlar.Kadını ellerinden tutarak karnını kasaturayla oyarak ateşe atarlar.
İşkencelerden en ünlüsü ise “canlı çukur” adını verdikleri tekniktir. İlk önce yere şişman bir kadın yatırırlar, onun üzerine beğendikleri diğer ikinci bir güzel kadını yatırırlar ve bu üstteki kadını alttaki kadına bağlarlardı. Bu kadının karnını kasatura ile oyarlardı.Kadın böylece bir iki saat içinde inleye inleye, kıvrana kıvrana ölmekteydi.
Bütün bu olaylar yanı sıra Binbaşı Radko bütün köyü gezerek köydeki en güzel Türk kızını seçmeye çalışmaktadır. Herkesten topladığı isimlerden en çok göze çarpanları Hacı Hasan Beyin kızı Lale Hanım, Müderris Ahmet Efendinin kızı Naciye Hanım ve Kadri Ağanın kızı İclal hanımdır.Bunlardan Lale Hanım beyaz, Naciye Hanım kumral, İclal Hanım ise esmer tenlidir.Bu kızlardan Lale Hanımı seçer.Ve onu dünya güzeli ilan eder.
Hemen Lale Hanımın bababsı Hacı Hasan Beyi yanına çağırır.Ona evlerini birkaç günlük için çarın oğlu ziyarete geleceğinden dolayı kullanacağını söyler.Ayrıca evde sadece kızı Lale Hanımın hizmetçilik yapmasını ve onun dışındaki herkesin evden ayrılmasını söyler.Hacı Hasan Bey bunu kabul eder.Hemen kızını evde bırakarak evden oğlu ve eşiyle birlikte ayrılır. Binbaşı Radko Hacı Hasan Beyin evine giderek kapıyı çalar.Lale Hanım kapıyı açmamakta ısrar eder.Radko kapıyı açmamakta ısrar eder.Radko niyetinin kötü olmadığını sadece çarın oğlunun gelerek bir kaç gün için evde misafir olacağını söyler.Lale Hanım buna inanmaz ve kapıyı açmamakta ısrar eder.Binbaşı Radko, tekrar niyetinin kötü olmadığını sadece evi birkaç dakikalığına gezip görmek olduğunu bütün nezaketiyle söyler. Lale Hanım sonunda dayanamayarak kapıyı açar.
Radko içeri girer ve Lale Hanımı tam kafasında hayal ettiği gibi bulur.Evin odalarını gezmeye başlarlar.Birkaç oda gezdikten sonra artık dayanamayarak Lale Hanıma taciz etmeye kalkar.Lale Hanım Radko’ nun bu hareketleri karşısında bütün gücüyle direnir.Radko zorla onu öpmeye çalışır.Onu kucaklayarak yatağa götürür.Lale Hanımın artık bu işkencelere dayanacak gücü kalmaz.Aklına bir fikir gelir.Artık çok sıkıldığını biraz hava alması gerektiğini söyler.Radko sonunda Lale Hanımın yola geldiğini düşünerek sevinir.Ona hava alması için izin verir.Lale Hanım açık pencereye doğru gider ve hiç düşünmeden kendisini pencereden aşağıya çalılıkların arasına bırakıverir.
Bunu gören Radko sinirinden ne yapacağını bilmez. Hemen pencereden aşağıya bakar.Lale Hanımın yerde cansız bir şekilde uzandığını görür.Koşa koşa yanına gider ve Lale Hanımın öldüğünü görür.Onu alarak tekrar yatağa götürür. Ölü olduğu halde, vücudunun daha sıcak olduğunu düşünerek ona tacie etmeye kalkar.Tam o sırada bir komita gelir ve aşağıdan Binbaşı Radko diye seslenir.Hemen apar topar aşağıya iner.Komita Radko’ ya durumu öğrenmek için geldiğini söyler.Bu arada Lale Hanımın cesedi soğumuştur.Ona hiçbir şey yapamadığı için sinirinden etrafı kırıp döker.

3.KİTABIN ANAFİKRİ : Balkan Savaşı sırasında, halk çok kötü işkencelere maruz kalmakta, eli kolu bağlı olması ve hiç kimseden manevi destek alamaması nedeniyle, zorla nasıl Hristiyanlaştırılıp öldürülmesidir.

4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Binbaşı Radko Balkaneski: Gayet zeki ve akıllı bir kişidir.Ama halka yaptığı zulüm ve işkence onun acımasız, duygusuz ve karaktersiz biri olduğunu bize göstermektedir.
Hacı Hasan Efendi : Maddi durumu iyi olan bir zattır.Halk tarafından sevilen iki çoçuğu ve eşiyle geçinip giden birisidir.
Lale Hanım : Tartışılmaz köyün engüzel kızıdır.Ailesi tarafından iyi yetiştirilmiş kültürlü bir kızdır. Yapılan bu işkencelere boyun eğmektense ölmeyi yeğler.


5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Bu eser.bizim tarihimizi anlatması itibarıyla çok güzel bir kitap.Olayda anlatılanlar gerçek olması yanısıra, olayların tüm çıplaklığıyla sade ve açık bir diile anlatılması söz konusudur.Çok akıcı ve sürskleyici bir kitap. Herkesin bu kitabı okumasını tavsiye ederim.
6.YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ : Ömer Seyettin; Gönende, 11 Mart1884'te doğdu. Dağıstan'dan göçen bir Türk ailesinin çocuğu olan Ömer Şevki Bey'in oğludur. Dört yaşında mahalle mektebine verildi. 1892'de İstanbul'da Yusufpaşa'daki Mekteb-i Osmani'ye kaydoldu. 1893 yılında Eyüp semtindeki Askeri Rüştiye'de subay çocukları için açılan özel sınıfa nakledildi.
Romanları: Ashab-ı Kehfimiz (1918), Harem (1918), Efruz Bey (1919).

Hikayeleri: Ölümünden sonra ilk defa Ali Canib Yöntem derledi (1926). Ahmet Halit Kitabevi 9 ciltte topladı (1938), Şerif Hulusi hikayeleri gözden geçirerek notlarla 10 cilt (1950), Rafet Zaimler Yayınevi 30 hikaye ekleyerek 11 cilt halinde yayınlandı. Bütün hikayelerini Bilgi Yayınevi yayınladı.

İncelemeleri: Milli Tecrübelerden Çıkarılmış Ameli Siyaset (Tarhan takma adıyla, 1912), Yarınki Turan Devleti (1914), Türk Mefkuresi (Ayın Sin rumuzuyla, 1914). İncelemelerin hepsini Sakin Öner bir araya getirerek yayınladı (1975).

[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
YEŞİL GECE
KİTABIN YAZARI
REŞAT NURİ GÜNTEKİN
YAYIN EVİ VE ADRESİ
İNKILAP KİTABEVİ Bağcılar / İSTANBUL
BASIM YILI
2001



1.KİTABIN KONUSU :Toplumsal yönü ağır basan bu romanda, medresede yetişen, ancak sonra öğretmen okulunu bitirerek Ege Bölgesi’ ndeki bir kasabada , gerici ve çıkarcı birtakım güçlerle savaşan, idealist bir gencin serüveni ele alınıyor.Atatürk Devrimi’ nin o çoşkulu havası içinde, çok güçlü sezgi ve gözlemlerle kaleme alınmış bu kitapta, toplumumuzun o günkü büyük sorunları, yürekli biçimde tartışılıyor. Romanın en önemli kahramanı Şahin Hocanın kişiliğini oluşturan nitelikler, mücadelesi ve uğradığı yenilgilerin öyküsü sayılabilir.

2.KİTABIN ÖZETİ : Şahin Efendinin babası öldükten sonra, köyde çobanlık yaparak annesine bakmak zorunda kalmıştır.Bunun yanısıra medresede öğrenimi sürdürmektedir.Medresede gördüğü eğitiminde etkisiyle, onu hasta edecek kadar bir olay onun canını sıkmaktadır ki bu da ruhun ölümsüzlüğüne inanamamasıdır. Köydeki bazı hocalara danışır ve aldığı cevaplar hastalığını iyi edecek tarzda cevaplar değildir.
Sonunda medreseyi bitirdikten sonra öğretmen okuluna girer. Ve mektep öğretmeni olarak mezun olur. Medreseden öğretmen okuluna geçmesinin nedeni şüphesiz ki orada verilen eğitim ve öğretim geri olmasından kaynaklanmaktadır. Okulu bitirdikten hemen sonra ilk tayin yeri belli olur. Ege Bölgesi’ nde Sarıova adında bir kasabadır. Bu kasabanın namını arkadaşlarından duyduğu kadarıyla bilmektedir. Çok geri kalmış, halkın sefalet içinde yaşadığı bir yer olduğunu billmektedir. Sonuda bavulunu hazırlayarak Sarıova’ ya gider.Köye vardığında burasını tam tahmin ettiği gibi bulur.Evler,binalar kısacası herşey harap bir haldedir.Neyse ki aslına bakılacak olursa o kadar da kötü değildir.
Köye geldiği ilk akşam onu köy halkı yemeğe davet ederler.Yemekte, köyde sözü geçen bazı hocalarla, muallimlerle tanışır. Onun bu köydeki görevi tebliğ edilir.Köyün ünlü mekteplerinden Emir Dede mektebinin başmuallimliğini yapacaktır. Onun bu göreve atanmasını çekemeyen bazı hocalar bundan hoşnut olmazlar.Şahin Efendi hocaların bu tavırlarından geleceği kestirebilmektedir.
Şahin Efendite göre yapılacak ilk iş Emir Dede Mektebinin eski binasının yıkılıp yenisinin yapılmasıdır. Ama köy halkı özellikle Eyüp Hoca önderliğinde bir grup bu işi olumsuz karşılarlar. Şahin Efendiye karşı halkı kışkırtırlar. Bu durumda Şahin Efendiye çok iş düşmektedir. Bu yıkım işine bir süre ara vermesi gerektiğini düşünür. Şimdiye kadar hiç arkadaşlık kurmamış olan Şahin Efendi kendisiyle hem fikir olan Rasim ve Deli Necip ile arkadaşlık kurar.
Birgün Şahin Efendiyi çocuğu hafız çıkacak bir adamın yemeğine davet ederler. Şahin Efendi hafız çoçukla tanışır. Şahin Efendi Çocuğu çok hasta görür ve hemen hastaneye götürülmesini söyler. Çoçuğun babası ve oradaki hocalar çocuğun hiçbirşeyi olmadığını iddia ederler. Aradan birkaç dakika geçtikten sonra çocuk birden yere düşer. Herkes çocuğun başına toplanır. Ve çocuğun birkaç gün istirahat ettikten sonra hiçbirşeyi kalmayacağını söylerler. Aradam üç gün geçmeden çocuk ölür.Çocuğun annesi çok küçük yaşta mektepten alınarak hafız yapılmak istendiği için çocuğum öldü der.Şahin Efendinin yanına giderek durumu anlatır. Şahin Efendi de çocuğun annesiyle aynı fikirdedir.
Bu ölen çocuğun babası kısa bir süre sonrs küçük çocuğunu Emir Dede mektebinden alarak hafız yapmak istediğini söyler. Şahin Efendi bu olayı uygun görmez. Aynı durumunda bu küçük çocuğun başına geleceğini söyler.Adamın çucuğunu hafız yapmaktan başka çaresi yoktur. Çünkü maddi duraumları da çok kötüdür. Şahin Efendi bu durumr değerlendirip çocuğun hafız olmasının sakıncalı olduğunu ısrar ederek onu kararından caydırmaya çalışır. Adam sonunda yola gelir. Çocuğu mektepten almaz.
Kasabanın dilinde Şahin Efendi hakkında bazı söylentiler çıkar. Eyüp Hoca ve yandaşları Maarif müdürüne Şahin Efendiyi şikayet ederler. Şikayet şundan ibarettir: Çocuğunu hafız yapmak isteyen bir adamın çocuğunun mektepten ayrılmasına izin verilmediğinin ayrıca hafız da yapılmasının sakıncalı olduğudur. Maarif müdürü bu duruma çok sinirlenir ama şahin Efendiyi sevdiğinden ve görevini tam yaptığından dolayı olayın kapanmasını ister. Bütün kasaba bu olayla çalkalanır. Adam bu çıkan söylentilere dayanamayarak çocoğunu mektepten alır. Fakat hafız da yapmaz.Çünkü çocuğun annesi bu çocuğunu da kaybetmekten korktuğu için, çocuğun hafız olmasına gönlü razı olmaz. Şahin Efendi ile aynı fikirde olduğundan hemen onun yanına giderek durumu anlatır. Şahin Efendiden yardım ister. Şahin Efendi bir plan bulur. Plan aynen şöyledir: Bu çocuk çok zayıf olduğundan hafız olması için daha yeterli yaşta plmadığını gösteren bir rapor almak.Kasabadaki bütün doktorları dolaşırlar ama hepsi de çocuğun hafız olmasında bir sakınca olmadığını söyler.
Artık bu çocuk olayı kasabanın dilinden düşmüştür. Bir gece sabaha karşı tüm kasaba halkı yangın nedeniyle ayağa kalkar. Yanan yer Kelami Baba Türbesi olduğunu görürler. Bu türbe onlar için o kadar kutsaldır ki bütün dertlere deva, işsizlere iş bulan ve ve hastaları iyileştiren bir yer olarak bilirler.Bu yüzden burayı yakanlara kafir diye sokaklarda haykırırlar.
Ertesi gün araştırma başlatılır. Yangın akşamı türbe yaınlarında Mehmet Nihat Efendi adında bir öğretmen in görüldüğü ortaya çıkar. Bu öğretmen kimsenin etlisine sütlüsüne karışmayan birisidir. Ailesine bile yakın davranmayan ayyaş bir adamdır. İçkiliyken Her zaman Kelami Baba Türbesinin yakılması gerektiğini söylermiş. Elde bundan başka delil yoktur. Kasabalılar onun cezasını çekmesinin gerektiğini ön görür. Mahkeme neticesinde hapse atılır. Şahin Efendi bütün bu olanlara karşılık onun suçsuz olduğunu savunan nadir kişilerdendir. Yakın arkadaşları olan Rasim ve Deli Necip ile Durumu tartışırlar. Sonunda bir avukat tutmaya karar verirler.
Hiçbir avukat Mehmet Nihat Efendiyi savunmayı kabul etmez. Çünkü hepsinde kasabalıdan tepki görmek düşüncesi vardır. Uzun çabalardan sonra onu savunacak bir avukat bulurlar. Bir hafta sonra kadar kasaba komiseri Kazım Efendi durumu aydınlığa kavuşturur. Suçlunun Kelami Baba’ nın oğlunun olduğunu tespit eder. Gerçek araştırılır ve Kelami Baba’ nın oğlunun türbedeki değerli eşyeları çalarak daha sonra türbeyi ateşe verdiği anlaşılır. Gerçek anlaşıldıktan sonra Mehmet Nihat Efendi serbest bırakılır. Şahin Efendi kazandığı bu büyük zafer karşısında çok memnun olur. Eyüp Hoca ve yandaşları başarısızlıklarından dolayı az da olsa kasabanın güvenini kaybeder.
Bir mayıs günü kasaba top sesleriyle uyanır. Yunanlılar kasabaya istila etmeye hazırlanmakta olduğu anlaşılır. Zaten Böyle bir şey daha önce beklendiği için bazı aileler kasabayı terk etmeye başlamıştı.
Şahin Efendi, deli Necip ve Rasim burada kalarak sonona kadar mücadele etmeye karar verirler. İlk önce Rasim, daha sonra mühendin Deli Necip ölür. Özellikle Deli Necip onun gözleri önünde öldürülür. Bu olay onu çok sarsar. Kendisinin de bu uğurda ölmesi gerektiğini düşünür. Bu sırada Şahin Efendi acele karakola çağırılır. Karakolda kendisine Yunanlılar tarafından gönderilen bir emir tebliğ edilir. Bu emir aynen şöyledir :” Şafin Efendi sen kasabada sözü geçen bir zatsın. Yunan Devleti’ nin Müslümanlat hakkında kötü bir niyeti olmadığına dair ahaliyi inandır.”
Şahin Efendi, ilk önce bu durumu yadırgar. Ama biraz düşündükten sonra sonra halk için faydalı olacağı kanısına varır. Böylece işgal ortadan kalkabilirdi.Bu teklifi kabul eder.Kılık değiştirek halkın arasında ve Yunanlılardaki gelişmeleri takip eder. Hakikaten de olaylar düşündüğü gibi gider. Yunan baskısı azalır.
Artık Şahin Efendinin yeşil gecesi ortadan tamamen kalkmış Sarıova kasabası düşmandan arındırılmıştır. Zaten halifelik de kaldırılmıştır. İnkılaplar yapılmaya başlanmıştır. Birgün Şahin Efendi kasabadan ayrılır. Kendine yeni bir hayat kurmak için başka yerlere gider. On yıl kadar başka diyarlarda çalışır.On yıl sonra Sarıova’ ya geri döner. Sarıova kasabasını çok değişmiş görür. Kendi eseri gibi saydığı Emir Dede mektebine gider.Başmuallime kendisini takdim eder. Başmuallim onu şöyle tarif eder:”Sen on yıl evvel Yunanlılara yaltaklık eden başmuallimsin.Senin bu kasabada yerin yok.” der.
Şahin Efendi kasabayı dolaşarak eski tanıdıklarını arar. Bu kişilerden de aynı tepkiyi alır. Artık kasabayı terk etmekten başka bir çaresi yoktur. Üzüleceği yerde sevinmektedir. Çünkü bütün emelleri gerçekleştirilmiştir. Yeni inkılaplar yapılmıştır.


3.KİTABIN ANA FİKRİ :Bir insan ne kadar azimli olursa üstesinden gelemeyeceği iş yoktır.En kötü şartlarda olsa bile.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :

Şahin Efendi : Romanın en önemli kahramanıdır. Geri kalmış bir kasabanın yenileştirilmesi için çok çaba sarfetmiştir. Çoğu zamanda azmi sayesinde başarılı olmuştur. Hakkında birçok söylenti çıkmıştır. Ama hepsini birer birer yenmiştir.

Rasim : Şahin Efendinin fikirlerini savunan nadir kişilerdendir. Deli Necip’ le birlikte Şahin Efendinin en yakın arkadaşıdır.

Mühendis Deli Necip : Şahin Efendinin en yakın arkadaşıdır. Şahin Efendiyle yenileştirme çabalarına girmiştir. Ama amaçlarını gerçekleştiremeden şehit olmuştur.

Eyüp Hoca : Çok yaşlı olmasından dolayı kasaba halkı ona saygı duymaktadır. Şahin Efendinin yapmak istediği her yeniliğe karşı çıkmıştır. Sonunda Şahin Efendiye Mağlup olmuştur.

Mehmet Nihat Efendi : Hayatta hiçbir kimseyle duygusal bağı kalmamış olan bu adamın en önemli özelliği görevinde başarılı olmasıdır. Kasaba mektebinde Fransızca öğretmenliği yapmaktadır. Hakkında asılsız söylentiler çıkmıştır. Bu söylentllerin aslı olmadığı anlaşılınca hapisten çıkmıştır.

5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Kitap, bizim tarihimizi anlatmakla beraber , nasıl yenileşme çabalarının yapıldığını anlatmaktadır. Bütün zorluklara rağmen, Hepsinin üstesinden gelinmiştir. Kitapta çok fazla yabancı kelime kullanılmıştır. Oldukça sade ve akıcı bir dille yazılmıştır. Herkese bu kitabı okumasını tavsiye ederim.


6.YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ :

Ünlü yazarlarımızdan Reşat Nuri Güntekin 26 Kasım 1889 yılında İstanbul’ da doğdu ve babası Doktor Nuri bey ‘ dir. Önce Çanakkale idadisinde okuyan Güntekin daha sonra İzmir ‘ de Fransız Frerler Mektebine devam etti.
Reşat Nuri Güntekin, 1912 yılında İstanbul Darulfünunu Edebiyat Şubesini bitirdikten sonra liselerde Edebiyat, Fransızca ve Felsefe okuttu. Milli Eğitim Bakanlığı Müfettişi olarak Anadolu ‘ nun çeşitli yerlerini Görme fırsatı buldu.
1939 ve 1943 yılları döneminde Çanakkale milletvekilliği yaptıktan sonra 1947’ de başmüfettişlik ve 1954’ te Paris Kültür Ataşeliği yaptı.

Romanları : Harabelerin Çiçeği (1918), Gizli El (1920) , Çalıkuşu (1922), Dudaktan Kalbe (1923), Damga (1924), Akşam Güneşi(1926), Ateş Gecesi (1942). Vb…

Hikayeleri : Gençlik ve Güzellik (1917), Tanrı Misafiri (1927), Leyla ile Mecnun ,Sönmüş Yıldızlar, Eski Ahbablar.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
Kitabın adı :Vurun Kahpeye
Kitabın yazarı:Halide Edip Adıvar
Yayın evi ve adresi:Özgür yayınevi, İstanbul
Basım yıllı :1999

Kitabın konusu :Kurtuluş savaşı yıllrını anlatan tarihi bir romandır.

Kitabın anafikri:Kurtuluş savaşında verilen emeklerin ve ayrıca din tacirlerinin vatanı nasıl satıklarını görürüz ve vatanı kanımızın son damlasına kadar savunmalıyız.

Kitabın özeti:Aliye köye erkenden gelmişti çocuklara ve onlara erkenden ders vermek için köyün okuluna gitti . Ancak orada okulun hizmetlisi M ehmet efendi ve müdüriyeden başka kimseyi bulamadı .daha sonra aliyeye okulu tanıttılar köyde nerede kalacağını gösterdikten sonra alirıza efendilerde kaldı .
Alirıza efendi ve karısı Aliyeyi yıllar önce ölen kızlarınnın yaşında olması onları bu konuda çok sevindirmişti , Aliye de bu yüzden kendini çok çabuk sevdirmişti onlara .Zamanla köydeki insanlarda yavaş yavaş Aliyeyi tanıdı.
Aradan geçen zamanda yunanlılar köye girmek üzereydi ve köyün imammı ve köyün zenginlerinden birkaçının alçakça düşmamna yardımı ve imimın Aliyenin güzelline kapılıp onu değişik yollrdan elde etmek için düşmanla iş birliğine girdi .
Tosun bey düşmamnın gidşatını yavaşlattı fakat köyde neler olup bittiğinden habersiz vatanı savunuyorlardı.
Ancak fetah hocanın gambazlığı yüzünden Tosun beyin kuvvetlri zor anlar yaşadı .
Yunanlılar köe girmişti bu da köyün imamı tarafından oldu .sSebei ise Aliyeyi en kısa zamanda elde edebilmekti.
Aliyede boş durmuyordu okuldaki öğrencilerini alıp hergün köyün meydanında dolaşıyordu ayrıca onları birer Türk kanı taşıdığını bu yüzdende vatanlarını son damlasına kadar savaşmaları için marşlar söyleterek dolaştırıyordu . Aliye birgün eve gittiğinde Alirza efendinin yunanlılar tatarfından tutuklandığını öğrendi ve hemen yunan karagaına gidip yununlı komutandan onu serbest bırakmalarını istedi , ancak komutanın onu istediğini söylediğinde tepkisiz birşekilde ve Alirıza Efendiyi alıp ayrıldı .
Aradan geçen zamanda Fetahn beyin yaptıkları ve onun yanındakiler köyü galyana getirip Aliye’ye karşı tavır aldırdılar .Sonunda Aliye’yi öldürdüler.

Kitabın yazarı hakkında bilgi:Halide edip kurtuluş savaşı yazarlarından ve dönemin ingiliz mandalığını isteyenlerden yanaıydı . Ancak eserleri hala günümüze kadar gelmiştir bunlar dan bazıları ;Ateşten gömlek ,Handan,…

Kitap hakkındaki şahsi görüşler :Tüm arakadaşlarıma tavsiye ederim.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI :
SULARI ÜRPERTEN GECE

KİTABIN YAZARI :
KEN FOLLET

YAYIN EVİ VE ADRESİ :
ALTIN KİTAP EVİ, İSTANBUL

BASIM YILI :
1989

1. KİTABIN KONUSU :
Kitap; 2. Dünya Savaşının başlaması üzerine İngiltere’den ‘flipper’ adlı uçakla kaçmak isteyen yolcuların hikayelerini anlatır. Uçağa binmeden önce yolcuların uçağa binme sebepleri ve bindikten sonra yaşadıkları olayları anlatır. Bu yolcular arasında Margaret Farewane’nin yaşadıkları diğerlerine göre daha ön plandadır.
Kitap sadece bir kişinin yaşadığı bir olayı değil uçağa binen yolcuların bütünüyle yaşadıkları olayları anlatır. Yani uçağa binme anına kadar yolcuların uçağa geliş sebepleri (Bu olaylar anlatılırken ani geçişler yapılır ve kişilerin olayla hiçbir alakası olmadığı sanılır. Ama okuyucuya farkında olmadan yolcular hakkında bilgi verilmektedir.) ve uçağa bindikten sonra uçakta yaşanan olayları anlatır. Kişilerin birbirleriyle doğrudan alakası yoktur. Ana olayın oluşumu süreci içerisinde olaylara Margaret’in gözüyle bakar yazar. Ama bu bazen yetersiz kalır bakış açısı değişir (Şahısların yalnız yaşadıkları olaylarda).

2. KİTABIN KISA ÖZETİ :
George Farewane ülkesi İngiltere’de bir dönem iktidarda bulunmuş fakat katı yönetimi yüzünden gözden düşmüş bir siyaset adamıdır. 2. Dünya Savaşının başlaması üzerine önemini yitirir. Ailesinin zarar görebileceğini düşünür ve Amerika’ya gitmeye karar verir.

‘Flipper’da yer ayırtılmıştır ve hazırlıklara başlanır. Ama Margaret ailesi ile Amerika’ya gitmek istemez. O sevgilisi gibi orduya katılmak ister ve onunla orduda görev yapmayı hayal eder. Ama sevgilisi şehit olur. Fakat isteğinden caymaz ve son akşam evden kaçar. Babası polise haber verir. Sokaklarda kaybolan Margaret kendisini bir karakolda bulur. Biraz sonra yanına yakışıklı bir genç oturur. Onun ünlü mücevher hırsızı Cake olduğunu anlar. Cake ile biraz konuşur ve gecenin sonuda evine götürülür. Ertesi gün istemeyerek uçağa biner. Babası ona karşı geldiği ve annesi de babasını desteklediği için onlardan nefret etmeye başlar…

David, ablası Nelly’yi otel odasında bırakarak flipper’a biner. Amacı ablasının Amerika’daki ayakkabı şirketinin genel kurul toplantısına katılmasını engellemektir. Böylece ablasının hisseleri kendisine kalacak ve yeni şirket sahibi kendisi olacaktır.

Mary kocası Mark’ın katı ve ilgisiz davranışlarından dolayı şehir kütüphanesinde tanıştığı John ile flipper’a binerek kaçmayı planlar. Kocasına bir not bırakarak çeker ve gider. Kocasını onun flipper’a bindiğini anlayınca kendi uçağıyla onları ilk durak olan İrlanda’da yakalamak ister. Hangar’a gider ve uçağını hazırlamaya başlar…

Margaret uçakta Cake’i görür ve onunla konuşmaya başlar. Adını Hanry Vandenspot olarak değiştirmiştir. İki mutlu bir aşk yaşamaya başlar. İki genç, Amerika’da, sadece ikisinin olduğu bir dünyanın hayallerini kurarlar. Bu hayallerini gerçekleştirmek için planlar hazırlarlar…

Bu sırada kardeşini yaklamak isteyen Nelly de tek çarenin bir pilotla uçağı kovalamak olduğunu düşünür. Bunun üzerine pilot Mark ile yolculuğa başlarlar.

Sandy , çetesinin başkanı olan Manuel’i FBI ajanlarından kurtarmak için flipper’ın pilotu Eddy’yi karısını öldürmekle tehdit eder ve ondan uçağı Yield Adasına indirmesini ister. Çaresiz pilot Eddy, Sandy’nin dediklerini yapar ve uçak adaya iner. Yaklaşan bottan çete üyeleri iner ve uçağa binerler. Eddy’ye karısını teslim eden Sandy, Manuel’i teslim alırken çatışma çıkar ve çete elemanları ölür. Bu sırada Mark ve Nelly uçağa gelirler. Mark karısını ikna edemez. Yolda aşk yaşadığı Nelly’ye evlenme teklif eder. Nelly bunu kabul eder ve ikisi İngiltere’ye geri dönerler.

Hanry Vandenspot Margaret’in annesinin mücevher takımını çalar. Bu takım dünyanın en ünlü takımıdır. Hanry bununla Margaret’i yanına alarak mutlu bir yuvanın hayallerini kurar. Vandenspot (Cake) yakındaki bota bienerek uzaklaşırlar. Orduya katılmayı hayal eden Margaret artık bu hayalinden tamamen uzaklaşmış ve yeni bir dünya kurmuştur.

3. KİTABIN ANA FİKRİ :
Kitap; bize hayallerimize ulaşmak için her yolu denememiz gerektiğini anlatıyor. Hayallerimize ulaşmak için azmetmeliyiz. Bu bize bir atasözümüzü hatırlatır:” Azmin elinden hiç bir şey kurtulamaz.”



4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN İNCELENMESİ :
a) Margaret : Kızıl saçlı ve güzel bir kızdır. Amacı orduya katılmaktır. Ama Hanry ile tanışır ve yeni bir dünya kurar. Zengin ve ünlü bir babanın kızıdır.

b) George : Bir diktatördür. İktidarda olduğu dönem zorbalığından dolayı reddeilir. Ülkesini terk etmek zorunda kalır. Bencil ve katı kuralları olan birisidir. Uzun boylu ve yakışıklı bir beydir.

c) Hanry Vandenspot : Sarı saçlı, mavi gözlü, uzun boylu ve yakışıklı bir gençtir. Ama bir hırsızdır.

d) Mark : Katı bir erkektir. Güçlü bir libidodur. Ama anlayışsız ve ilgisizdir.

e) [BNelly : [/B]Orta yaşlı ve bakir bir bayandır. Babasının vasiyeti olan ayakkabı şirketini korumayı hayatının en büyük hobisi yapmıştır.

f) Mary : Çok güzel ve etkileyici bir bayandır. Eve tıkanıp kaldığı için bıkkın bir ruh hali vardır. Onu bu halinden kurtaracak yollar aramaktadır.

5. KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER :
Konusu uçak yolculuğu ve yolcuların hikayeleri olan roman akıcı ve güzel bir kitap. İlk sayfalarda yolcuların hikayelerine ani geçişler yapılan kitap sıkıcı ve dağınık görünür. Ama uçak yolculuğunun başladığı sayfalardan itibaren yoğun bir macera ve zevk seli okuyucu alır gider. Yolcuların yaşamları uçağın adaya inmesi ile birleşerek iyice ortaya çıkınca kitap daha akıcı hale gelir.
Sayfa sayısı çok değil ve bu nedenle okuyucuyu itmez. Yazar kitabın bir çok bölümünde olayları keserek okuyucuya merak duygusu salar ve okuyucu olayın akışını tahmin etmek zorunda kalır. Sonraki bölümlerde bu noktaları aydınlatır ve merak ortadan kalkar böylece kitap daha zevkli hale gelir. Bu nedenlerden dolayı tüm arkadaşlarıma bu kitabı tavsiye ederim.



6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ :
Ken Follet, 1934 yılında İngiltere’de doğmuştur. Fakat bazı nedenlerden dolayı Amerika’ya gitmek zorunda kalır. Genç yaşında geçimini sağlamaya başlar. Bu sırada bazı tiyatrolarda küçük roller almaya başlar. Şiirler yazar ve oynadığı tiyatrolara senaryolar üretir. Romanlarını otuz yaşından sonra yazmaya başlar. İlk eseri ‘Suları Ürperten Gece’dir (1965). Bunun yanında bir çok başarılı eserleri vardır: Sır Gecesi (1969), Ateşli Hisler ( 1974) , Gizli Sokak ( 1976), Seni Seviyorum ( Şiir kitabı, 1956).
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : Alemdağda Var Bir Yılan
KİTABIN YAZARI : Sait Faik ABASIYANIK
YAYIM EVİ VE ADRESİ : Varlık Yayın Evi- Ankara Caddesi, İstanbul
BASIM YILI : 1957



1.KİTABIN KONUSU: Günlük hayattan alınan tahlil örnekleri ile konudan konuya atlayarak deneme usulü bir öykü.
2.KİTABIN ÖZETİ:
Bu kitap 17 ayrı küçük öyküden meydana gelmektedir. Ben size bunlardan en ünlüsü olan ve kitabın da adını aldığı ‘Alemdağda var bir yılan’ adlı öyküyü anlatacağım.
Bir tiyatro çıkışı yazar yine değişik duygulara kapılmakta ve aklından geçen binbir türlü şeyi söylemektedir.
Karşısına çıkan iki genci görüp ‘elini ağzından çek!’ diye bağırması buna en güzel örnek. Arkasını dönen bu iki genç kendilerine seslenenin kim olduğunu daha iyi anlayabilmek için ona doğru yaklaşır.
Hava soğuktur ve yazarımızın içine doğru yol alan bir kar zerreciği yoldadır.
O her akşam, sabah en iyi dostu olan Panço’yu beklemektedir. Tabi yanında alçıdan yapılmış pipolu aşçısıda vardır. Onu beklemeye koyulurken dalar gider. Ta ki kaoıda duyulan bir tıkırtı ile ‘aha işte geldi’ diyerek fırlayana kadar. Panço gelir ve direk masanın üzerinde duran sigaraya elini atar.
Yazar yine dalar gider ve Panço’nun ayrılmasından sonra öteki dünyalara doğru bir aleme dalar. Yoldan geçen simitçiden tutun da ta uzaklardan sesi gelen biletçi çocuğa kadar olan herşey onun için ayrı bir dünyadır. Kısaca onun dışında Panço’nun içinde yer alan herşey onun imrendiği ve onun için öteki dünya.
Günlerden pazartesi. Yine vapurun alt kamarasındayım. Yine hava karlı. Yine İstanbul çirkin. İstanbul mu? İstanbul çirkin şehir. Pis şehir. Hele yağmurlu günlerde. Başka günler güzel mi, değil; güzel değil. Başka günler de Köprüsü balgamlıdır. Yan sokakları çamurludur, molozludur. Geceleri kusmukludur. Evler güneşe sırtını çevirmiştir. Sokaklar dardır, esnafı gaddardır. İnsanlar her yerde böyle. Yaldızlı karyolalarda çift yatanlar bile tek.
Yalnızlık dünyayı doldurmuş. Sevmek, bir insanı sevmekle başlar herşey. Burda her şey bir insanı sevmekle bitiyor.
Güzel yer, güzel yer Alemdağı. Şu saatte 15 metrelik ağaçları ile, Taşdeleni ile, yılanı ile… Ama kış günü yılanlar inindedir. Olsun. Hava Alemdağda ılıktır. Güneş yaprakları kıpkızıl yaprakların içinde doğmuştur.
Sıra Panço’da biraz da ondan söz edelim. Panço, Panço, diye bağırınca yılan da, keçi de, keklik de, tavşan da oldukları yerde alçılanmış gibi kalıyorlar. Bembeyaz kesiliyorlar. Hemen keskin bir bıçak çıkarıp cebimden kiminin kulağını, kiminin kanadının altını kesiyorum. Kan akınca hareket başlıyor. Beni bırakıp Panço’ya koşuyorlar.
Birde Panço’nun pah biçilmez kürkü var.Kürkü görünce rahatladım. Tavşanı, kekliği o ılık, harikulade kaygan ve güzel yılanı, kara tavuğu, Alemdağını, Taşdelen suyunu, çürümüş yaprakları, yaprakların üstüne yağan pelte pelte güneşi hatırladım.

3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Bu kitap yazarımızın kendi denemesi gibi anlatılmış, hayattan tahlillerin büyük çoğunlukda olduğu güzel örneklerle süslü bir anlatım mevcut.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Panço: yazarın en yakın dostu. Ancak yazar ile fazla ilgilenmemesi ve yazarın ona karşı olan yoğun ilgisi kendisini rahatsız etmektedir.
Yazar: Panço’ya öylesine bağlı ki onun kendisi ile ilgilenmemesi umrunda bile değil. Onun bu sadık tarafı ve çevreyi sürekli gözetleyip yorum yapması en belirgin özellikleri.
Diğerleri: Bunlar hayvanlar da dahil Yazarın ilgilendiği birçok şey.
5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Yoğun, ağır ve bir o kadar da karmaşık bir anlatımın olması anlaşılmayı güç kılıyor. Muhakkak okunması gereken bir kitap değil. Ancak Sait Faik ABASIYANIK hakkında herşey anlatılmış.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Sait Faik Abasıyanık




Sait Faik Abasıyanık, 1906 tarihinde Adapazarı'nda doğdu. Babası bir kâtip olan Mehmet Faik, annesi ise kentin ileri gelenlerinden Hacı Rıza'nın kızı Makbule Hanımdır. Sait Faik 1910'da babası Karamürsel'e atanınca ailesiyle oraya gitti ve üç sene sonra tekrar Adapazarı'na döndü. Aile Kurtuluş Savaşı'na kadar kereste ticaretiyle uğraştı. Sait Faik'in doğduğu ev, civârın diğer evleri gibi iki katlı, ahşap, sıradan bir evdi. İlerde "Kafesli pencerelerinden ötesini insan tahayyül bile edemez. Halbuki bütün kasaba evleri gibi bir sofa ve beş oda, bir mutfak, bir hamam, bir de arkada iki dönümlük yemiş bahçesi" şeklinde anlattı bu evi.

Sait Faik'in çocukluk yıllarında Adapazarı bir köy gibidir. Sakarya Irmağının taşkınlarıyla meydana gelen bataklılar yüzünden sivrisinek ve sıtma bol ise de, toprağın son derece verimli oluşu, buraya olan göçü her geçen yıl artırıyordu. O yıllarda Adapazarı'nda kırlara gidilip eğlenilirdi. Sait Faik'de katıldığı bu gezilerden sonra bastıran kışı şöyle anlatacaktı: "İlk karı, saç sobanın yarı ısıttığı bir pencere kenarından küçük kızılcık dallarına konar görmek...Ve ilk mandalinayı sokakta karın altında, karı üstüne şeker dökerek yemek..." Adapazarı'nda şekerle kar veya pancar pekmeziyle kar karıştırılıp yenir halen


Okula başlarken babasının kafasında oğlunun kendisi gibi bir ticaret adamı olacağı vardı. Annesi ise onu 'yakışıklı bir hariciyeci' olarak hayal ediyordu. Bu idealler uğruna mahalle okulundan alınıp daha çağdaş bir eğitim yapan 'Rehber-i Terakki' okuluna verildi. Yabancı dil eğitimi de verildiği için adı 'Gavur Mektebi'ne çıkan okulu normal sürede bitirdikten sonra Adapazarı İdadisi'ne devam etti. 1920 senesinde Adapazarı'nı Yunanlıların işgal etmesi üzerine annesi ve halasıyla birkaç ay şehirden ayrı yaşadılar. Henüz ilkokul yıllarında savaşla tanışan Sait Faik, sıkıntıları doğrudan hissetmese de, ileride birçok öyküsünde dile getirecektir gözlemlerini: "Sessiz sokakları, susan halkı, köpekleri seyrediyor, arasıra geçenlerin ağızlarından kaptığı Kütelamare, Çanakkale, cephe ve ekmek, vesika, şeker kelimeleri ile zamana intikal ediyor, dertleniyordu."

Sait Faik 17 yaşında İstanbul'a geldi ve İstanbul Erkek Lisesi'ne yazdırıldı. Burada çeşitli yaramazlıklar yaptığı gerekçesiyle Bursa Lisesi'ne gönderildi. 1928'de liseyi bitirip İstanbul'a döndükten sonra ilk şiir ve yazılarını çeşitli dergilere gönderdi. Üç sene sonra ekonomi öğrenimi yapmak üzere yurtdışına çıktı. Üç yıl kadar Avrupa'nın birçok yerini dolaşan Abasıyanık, yurda döndükten sonra yazdığı 'Çelme' isimli öyküsü nedeniyle askeri mahkemeye verildi ve 'Medarı Maişet Motoru' adlı kitabının asılsız ihbarla toplatılmasıyla tedirgin hale geldi. Bu nedenle daha seyrek yazmaya başladı. Sait Faik, son yıllarını Burgaz Adası'nda annesinin yanında siroz hastası olarak geçirdi ve 48 yaşında öldü.




Sait Faik, yaşama şair duyarlılığıyla bakar, yaşamı bu duyarlıkla yorumlar. Şiir ve roman da yazan, röportajlar da yapan Sait Faik'in bu ürünlerinde türler birbirine kaynaşmış görünür. Anlık coşkuları, izlemleri yansıtmayı ilke edinen üslubu, bildik dil kullanımının kurallarını yer yer aşar.

Saik Faik'in yazı serüveni 1930'da başlayıp ölümüne kadar sürmüştür. Sait Faik hikayeyi olay aktarımından kurtarmıştır. İlk hikayelerindeki romantik gözlemcilik, kısa sürede ortadan kalkar; bir olay, durum, gerçeklik onun kendi ben'inin süzgecinden geçip hikayeleşirken, öykülemenin temel ilkeleri de değişmeye başlar. Hep anlattığı küçük insanlardan evrensele ulaşmayı hedeflemiş ve bizce bunu başarmıştır da.


[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : Yüzbaşı Corelli’nin Mandolini

KİTABIN YAZARI : Louis de Bernieres
YAYIN EVİ VE ADRESİ : Yapı Kredi Yayınlar-İstanbul
BASIM YILI : 2000


1.KİTABIN KONUSU:
2. Dünya Savaşı sıralarında yaşanan ateşli bir aşk hikayesi
2.KİTABIN ÖZETİ:
2. Dünya Savaşı’nda Carlo adında bir asker var. eşcinsel olan bu askerin bir faaliyeti var ama erkeklere karşı bir ilgisi var. bu İtalyan askeri Frencesco adında bir askere aşık olur. Bir İtalyan komutanı bunlara bir görev veriyor. Askerler kendilerinin bu göreve en uygun kişiler olduklarını düşünüyorlar. Komutanın amacı İtalyan askerlerine İgiliz üniforması giydirerek Yunanlılara saldırmasını sağlamaktır. Böylelikle İngilizlerle Yunanlılar savaşırken durumdan faydalanıp Yunanistan’a çıkarma yapmak. Frencesco ve Carlo’nun bu iş için seçilmesindeki kıstas ikisinin de ordunun en işe yaramaz adamları olması. Ölmelerinin kesin olması. Olayların tersine dönmesi sonucu bu ikisi Yunanlıları öldürür. Frencesco bir çatışmada ölür.
Carlo Kefolonya’ya gönderilir. Yüzbaşı Corolli aynı adaya gönderilir ve Dr. Yaris denilen bir adamın evinde kalmaya başlar. Dr. Yaris’in kızı Pelega Mandras diye bir balıkçı ile nişanlanıyor. Mandras’ın savaşa gitmesinden itibaren Pelega uzun bir süre ondan mektup alamaz. Pelega evlerinde kalan Yüzbaşı’ya aşık olur. Mandras uzun süre sonra savaştan ağır yaralı bir biçimde gelir. Doktor ve kızı tarafaından muayene edilir. Pelega Manras’a mektuplarına niçin cevap alamadığını sorar. Mandras’da okuma yazma bilmediğini söyler. Arkadaşlarına da okutmak istemediğini çünkü kendisiyle dalga geçileceğinden korktuğunu söyler. Mandras tekrar savaşa gönderilir. Yunan tarafına gönderilen Mandras ile Pelega’nın aşkı yavaş yavaş söner.
Almanlar bu adaya çıkarma yapar. Italyan askerleri bir meydana toplar ve kurşuna dizer. Bu kurşuna dizilen askerlerin arasında Yüzbaşı da vardır. Ancak Yüzbaşı kendisine aşık olan Carlo tarafından sarılarak kurtarılır. Daha sonra adaya geri dönen Mandras bir örgüte katılır ve bu örgütün silah ihtiyacını öldürülen İtalyan askerlerin silahlarından karşılamak için meydana giderler. Orada Yüzbaşının ölü olmadığını ağır yaralı olduğunu gören Mandras, onu alır ve doktorun evine götürür. Pelega Yüzbaşının kendisine aşık olduğunu bile bile niçin böyle birşey yaptığını sorar. Mandras ise onu ne kadar çok sevdiğini göstermek için yaptığını söyler.
Doktor ve kızı Yüzbaşının yarasını iyileştirmeye çalışırlar. Dikiş gereken yere savaş zamanında ip olmadığı için Yüzbaşının Antonıo adı verilen mandolininin telini kullanırlar. Bu arada Almanlar evleri tek tek gezerek İtalyan askerlerini ararlar. Bu arada Yüzbaşı, doktor tarafından evin mazhenine saklanır. Almanlar Yüzbaşı’yı bulamazlar. Yüzbaşı’nın iyileşmesine yakın onu İtaya’ya kaçırmaya karar verirler. Sandalla bir kaçırılma planı yapılır. Yüzbaşı ayrılırken Pelega’ya onu tekrar görmeye geleceğini söylemiştir. Savaşın bitmesine mütakip Yüzbaşı Corolli tekrar Yunanistan’a gelmiştir. Ancak geri döndüğünde ilginç bir manzara ile karşılaşmıştır. Pelega Yüzbaşının gitmesinin hemen ardından evinin önünde sahipsiz bir çocuk bulmuş ve onu yetiştirmiştir.
Bu arada evleri bir yangınla yok olmuş ve doktor da orada ölmüştür. Yüzbaşı, çocuk ve Pelega görünce üzülmüş ve yanına gidememiştir.
Uzun yıllar sonra tekrar Yunanistan’a gitmiş ve eski mahallesinde bir çocukla karşılaşmıştır. Pelega’nın yanındaki çocuk olduğunu hatırlayan Yüzbaşı çocuğun kendi eski Mandolinini çaldığını görünce gözüne inanamamıştı. Hemen çocuğun yanına gitti ve mandolini nereden bulduğunu sordu. Çocuk mandolinin eski yanan evlerinin enkezından çıkardığını söylemiş ve annesi için bu mandolinin büyük önem taşıdığını söyledi.
Bu olaydan kısa bir süre sonra Pelega ve Yüzbaşı karşılaştılar. Yüzbaşı Pelega’ya gerçekleri yeni öğrendiğini söylemiş ve kendisini affetmesini söyledi. Ardından Yüzbaşı göğsünü açar ve mandolin tellerini göstererek seni hala sevdiğimin ispatı budur der. Geç bir zamanda evlenen bu çift ertesi sene ölür.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Savaş zamanında bile bazı insani duyguların ölmemiş olması ve ölümsüz aşkların varlığının birkez daha ispatlanması açısından iyi bir anafikir oluşturmuş.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Yüzbaşı Corolli: İlk başta orduda eğlance bölüğünün başında yer alan ancak karakteri ile ön plana çıkarak büyük başarılara imza atmıştır. Ayrıca bu yoğun tempoda yaşadığı sadık aşk da takdire değer.
Pelega: Yoğun işleri olan iki sevgilisi yüzünden bir türlü gülemeyen bir şahsiyettir.
Carlo: Eşcinselliği ile ön plana çıkan bu şahıs belki de hayatındaki en büyük iyiliği Yüzbaşı’yı kurtararak yaptı.
Doktor: Takdir edersiniz ki savaş zamanı en çok iş doktorlardadır. Bu sebeple kızıyla fazla ilgilenemeöiş ve kızının içinde bulunduğu şartları hiç fakermemişti.
5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Duygu yüklü öyküleri sevenler için okumaya değer bir kitap. Ancak çok işiniz varsa bu kitbı okumanızı tavsiye etmem çünkü başladığınız zaman sonuna kadar gitmeniz gerektiğini size hissettiren bir kitap.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Louis de Berniéres 1954 yılında Londra’da doğdu. Manchester Üniversitesi’nde öğrenim gördü. Kolombiya ‘da öğretmenlik, kovboyluk, bahçıvanlık ve araba tamirciliği yaptı.
1991’de yayımlanan ilk romanı The War of Don Emmanuel’s Nether Parts ile Commonwealth Writers ‘En iyi kitap’ Ödülü’nü aldı. Genç İngiliz romancılarının eniyilerinden biri olan Berniéres’in Yüzbaşı Corelli’ nin Mandolini Avrupa’da, deyim yerinde ise bir fenomen oldu. Yüzbaşı Corolli’nin mandolini, ayrıca filme alınmış bir hikayedir.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : GENÇLİĞİM EYVAH

KİTABIN YAZARI : TARIK BUĞRA
YAYIN EVİ : ÖTÜKEN NEŞRİYAT A.Ş.
YAYIN EVİ ADRESİ : KLODFARER CD. 40/7 DİVANYOLU, İSTANBUL
BASIM YILI : 1991


1. KİTABIN KONUSU :
1970’den sonra da sürüp giden anarşi ortamında insan hayatlarının nasıl olduğu anlatılıyor.O dönemki mücadele ortamında, idealleri uğruna yok olup giden hayatları ve olayları anlatıyor.’Delikanlı’ karakteri içinde temsil edilen gençliğin o dönemki kargaşa ortamında doğru olanı araması ve bu amaç doğrultusunda yaptığı işler anlatılıyor.Daha çok ‘ihtiyar’ ile ‘delikanlı’ arasındaki sistem ve kavramlar üzerine yapılan tartışmalar anlatılıyor.
2.KİTABIN ÖZETİ :
Üniversitede(evrenkent) profesör olan ihtiyar aslında sistemin baş düşmanıdır. Delikanlı ise sistemin bir parçası olan ama bu sistemi eleştiren birisidir.İhtiyar gerçekte çok güçlü birisidir ve sistemin içinde koca bir impartorluk kurmuştur. Amacı sistemi yok etmektir.Delikanlı başlangıçta ihtiyarın etkisinde kalır.O’nun adına işler yapar, eylemler düzenler. Delikanlı burada ihtiyarın en önemli yardımcılarından olan Güliz adlı kıza aşık olur.Daha sonra delikanlı gerçekleri fark etmeye başlar.Hem sistemi hem de kendisini kurtarmak için o’nu öldürür .
3.KİTABIN ANA FİKRİ:
İnsanların idealleri uğruna herşeyi göze alabildikleri ve sistemi korumak için her türlü gayreti gösterdikleridir .

4.KİTAPTAKİ OLAYLAR VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

[FONT=Symbol] · İHTİYAR : Sistem karşıtlarını temsil ediyor.Her türlü güce sahip ve bu gücü sistemin yozlaştırılması için kulanıyor .

[FONT=Symbol]· DELİKANLI : Gençliği temsil ediyor. Sistemi eleştiriyor ama sistemi korumak için ihtiyarı ödürüyor.

[FONT=Symbol]· GÜLİZ : İhtiyarın etkisinde kalan biri, ihtiyarın kararlaştırdığı eylemleri yapıyor.Delikanlıyı tanıdıktan sonra düşünceleri değişiyor.





5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :
Kitap 1970’li yıllarda olan sağ-sol çatışmaları üzerine yazılmış.Yazar, olayları ve kişileri bazı karakterler üzerinde simgesel şekilde kullanmış. Genel hatlarıyla akıcı bir kitap ama dönem hakkında ve bazı kavramlar üzerinde gerekli bilgiye ihtiyaç var. Kitapta sistemin eleştirel tarafları anlatılıyor.sosyalizim,faşizim gibi temel kavramlar üzerinde fikir çatışmaları anlatılıyor. İhtiyar karakteri sistemin içten yıkılması için oluşan zararlı akımları temsil ediyor. Delikanlı ise kavram çatışması içinde doğruyu arayan gençliği temsil ediyor. Bu çerçeveden bakıldığında kitap zevkle okunabilecek bir yapıt.
1. KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ :
(Doğ.Akşehir 1918- 26 Şubat 1994), günümüz yazarlarından. İlk ve orta eğitimini akşehir, liseyi konya’da bitirdi. Çeşitli aralıklarla İT’nin Tıp, Hukuk ve Edebiyat fakültelerinde ikişer üçer yıl okuyup vazgeçti.Akşehir’de çıkardığı Nasreddin Hoca gazetesi ile gazeteciliğe başladı.1983 yılı sonuna dek devam etti.En önemli yapıtı Küçük Ağa’dır.Eserlerinde tahliller önemli bir yer tutar.Hikaye, roman ve tiyatro dallarında eserler vermiştir .
ESERLERİ:
Hikaye:Oğlumuz,Yarın diye bir şey yok,iki uyku arasında,hikayeler.
Tiyatro:Ayakta durmak istiyorum,Yüzlerce çiçek birden açtı.
Roman :Siyah kehribar, küçük Ağa, Küçük Ağa Ankara’da,Firavun imamı, Osmancık,Dönemeçte, Gençliğim Eyvah
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.