You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : ZELİŞ
KİTABIN YAZARI : NECATİ CUMALI
YAYINEVİ : CUMHURİYET KİTAP KULÜBÜ
BASIM YILI : 1998

1. KİTABIN KONUSU:
Zeliş adlı köylü kızının Cemal adlı bir delikanlıya duyduğu aşk, babasının cehaleti yüzünden çektiği acılar ve zavallının anlayışsız insanlarla geçen anıları anlatmaktadır.

2. ESERİN ÖZETİ:

Zeliş, geçimlerini tütüncülük ile sağlayan bir ailenin kızıdır. Zeliş, bir gün, evde otururken, keçiler urganını koparır ve biraz uzakta oturan komşularının tarlasının bir bölümüne zarar verir. Zeliş keçisinin kaçtığını anlar ve etrafta onu arar. Keçilerinin girdiği tarlada Cemal isimli bir genç ile tanışır. Birbirlerinden etkilenirler. Sürekli birbirlerini düşünmekten kendilerini alıkoyamazlar. Fakat Zeliş'in babası Recep, Zeliş'i arkadaşı Bekir ile evlendirmeye söz vermiştir. Aslında Bekir'e borçludur ve bu yüzden Zeliş'i Bekir'e vermek istemektedir. Zeliş ise bu olyların farkında değildir.
O yöredeki halkın bir araya gelip eğlendikleri bir gece Zeliş ile Cemal sürekli gözgöze geldiler ve birbirleri ile konuşabilmek için kendilerinde cesaret aradılar. Daha sonra kendilerini toparladılar ve kalabalıktan ayrılıp kimsenin olmadığı bir yerde bir araya geldiler. Recep ise Zeliş'i bir an önce Bekir ile evlendirmeyi planlamaktadır. O yörede yaşayan Yaşar adlı bir genç Zeliş ile Cemalin birbirlerni sevdiğini fark eder. Onları ayırabilmek için ortalığa bir çok dedikodu yayar. Bekir ise söylentilere oldukça kızmıştır. Zeliş'in ona karşı davranışları ise söylentileri doğrulamaktadır.
Cemal ile Zeliş köydeki dedikodular yüzünden aileleri tarafından sıkıştırılmışlardır. Bu yüzden de mektuplaşmaya başlarlar. Bir süre sonra Cemal'in Zeliş'i kaçıracağı dedikodusu bütün yöreyi sardı. Bu sırada o yörede sevilmeyen Fehmi Has isimli birisi ve Yaşar, Bekir'i Zeliş'i kaçırmak konusunda ikna ettiler. Zeliş'im babası kaçırma işinin kendisinin göremeyeceği bir yerde gerçekleşirse bu olaya göz yumacağını söyler. Böylece babası da kızının kaçırılmasına izin verdi dedirtmeyecekti.
Bekir ve arkadaşları bu planı kurarak araba bulmuşlardı. Zeliş'i kaçırmak için evden uzaklaşmasını bekliyorlardı. Zeliş'in kardeşi Rabiya ise arabayı görmüş, koşturarak kaçırılacağını ablasına haber vermişti. Zeliş ise evden çıkıp doğruca Cemal'in evine koşmaya başladı. Cemali bir an önce bulup kaçmaları gerekiyordu. Cemal, Zeliş'in koşturarak geldiğini görmüş ve durumu anlamıştı. Cemal Zeliş'in kolundan tutup dağlara doğru kaçmaya başladılar. Gözden kaybolduklarında akşam olmuştu. Cemal geceyi geçirebilmek için bir tanıdık bulması gerektiğine karar verdi. Geceyi askerde olan çocukluk arkadaşının evinde geçirmeye karar verdiler. Bekir ve arkadaşları Cemal hakkında suç duyurusunda bulundular. Cemal'in bu işi babası ile planladığını ve Cemal ile babasının kızı birlikte kaçırdıklarını söylediler. Böylece Cemal'in babasını hapse attırıp Cemal'i ortaya çıkarmayı planlıyorlardı. Fakat olaylar onların istediği gibi gitmedi. Cemal'in babası onu çok seven bir arkadaşı sayesinde hapisten çıkarıldı.
Zeliş ile Cemal ise zengin bir çiftçinin yanında çalışmaya başladılar. Onlara işveren bu adam bir süre sonra onların evden kaçtıklarını anlar ve onları jandarmaya ihbar eder. Jandarma Cemal'i tutuklar ve hapse atar.
Cemal'in duruşmasında Zeliş, Bekir ve arkadaşlarının bütün yaptıklarını anlatır. Bu olaylara seyirci olan iki ailenin tanıdıkları Recep'i şikayetini geri çekmesi için ikna ederler. Böylece Cemal kurtuldu ve Zeliş ile evlendiler.


3. ANAFİKRİ:
İnsanlar çocuklarını istemedikleri biri ile evlendirmeye zorlamamalı, onların isteklerine kulak vermelidir. Birbirlerini seven iki genci kimse ayırmamalıdır.
Hiçbir zaman sürü psikolojisiyle bir yere takılıp gitmemeliyiz. Yaptığımız her hareketi, söyleyeceğimiz her sözü inceden inceye düşünmeliyiz.

3. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ:
ZELİŞ: 16-17 yaşlarında oldukça iyi kalpli, çalışmayı seven, kimseden korkmayan genç bir kız.
CEMAL: Zeliş'in sevdiği delikanlı.
RECEP: Zeliş'in babası. Recep, Zeliş'i kendi menfaatleri doğrultusunda evlendirmeye çalıştığı için anlayışşız bir baba rolündedir.
FEHMİ HAS: Çevresinde sevilmeyen, içkici ve kumarbaz bir insan .
YAŞAR: Zeliş'e aşık olan bir delikanlı. Zeliş ile Cemal'i birbirinden ayırmaya çalışan kötü bir insan karakterini canlandırmaktadır.

4. KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitapta aşık olan iki gencin birbirlerine duydukları sevgi çok güzel bir şekilde anlatılmıştır. Yaşanılan olaylar oldukça sade ve anlaşılır biçimde anlatılmıştır. Duygusallıktan hoşlanan arkadaşlarıma okumalarını tavsiye ederim.

5. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Necati Cumalı ,1921 Yunanistan doğumludur.Şair,öykücü ve oyun yazarıdır.Ürün verdiği türlerin hepsinde başarı göstermiştir.Oyunları en çok sahnelenen Türk yazarlarından birisidir.Ortaöğretimini İzmir Atatürk Lisesi ,yüksek öğretimini Ankara Hukuk Fakültesinde tamamladı.Milli Eğitim Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğ'ünde çalıştı.İzmir ve Urla'da avukatlık ,ardından iki yıl Paris Basın Ataşeliğin'de memurluk ve İstanbul Radyosu'nda redaktörlük yaptı.
Sevgi, sevinç, özlem gibi bireyin güncel kaygılarıyla birlikte, çağın toplumsal sorunlarını da ele aldı. Necati Cumalı roman ve öykülerinde özellikle Ege yöresindeki kasaba ve kırsal kesim insanlarının sorunlarını işledi.Tütün zamanı, Zeliş, Yağmurlar ve Topraklar, Acı Tütün ,Ay Büyürken Uyuyamam, Yağmurlu Deniz, Tufandan Önce önemli yapıtlarıdır.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : TÜRKÜN ATEŞLE İMTİHANI
KİTABIN YAZARI : HALİDE EDİP ADIVAR
YAYINEVİ : ATLAS KİTABEVİ
BASIM YILI : 1994 / 11. BASKI

1. KİTABIN KONUSU:
Halide Edip Adıvar’ın 1. Dünya Savaşı sonrasından, cumhuriyetin ilan edilinceye kadar geçen sürede yaşadığı anıları anlatılmaktadır.

2. ESERİN ÖZETİ:

30 Ekim 1918’de İngilizler’in İstanbul’u işgal etmesiyle Türk insanının durumu yorgun, şaşkın ve canından bıkkın bir haldeydi. Yıllarca süren savaştan, sefaletten sonra bir de yurdumuzun işgal edilmesi, yani özgürlüğümüzün elimizden alınmak üzere olması Türk insanını bu hale getirmişti. İstanbul’da yaşayan, çoğunluğunu genç subayların oluşturduğu milliyetçiler, gizli dernekler kurup İtilaf Devletleri’nin toplattığı silahları Anadolu’ya kaçırmaya çalışıyor, bir yandan da memleket için kurtuluş yolları arıyorlardı. Halide Edip, bu derneklerin başkanlarına yakın biri olarak, milliyetçilerin bir araya gelip toplantı yapmak için ne büyük zahmete katlandıklarını bizzat yaşamıştır. Halk ise gazeteler sansür altında olduğundan, olan bitenden habersiz, padişahın İngilizler’le kurduğu yakınlıktan ve İngilizler’in medeni bir devlet olmasından dolayı Anadolu’yu Osmanlı Türklerine bırakacaklarını sanıyordu. Bizi savaşa sokan ittihatçıların çoğu Meclis-i Mebusan’da vekildi ve halk bunlara tepki duyuyordu. Bunu fırsat bilen Tevfik Paşa meclisi kapatmıştı. 15 Mayıs 1919’da Yunanlıların İzmir’i işgalinden sonra İngilizler Anadolu’ya giden bütün yolları tutmuşlar, tenha yolları da Osmanlı içindeki Hristiyan çetelerine tutturmuşlardı. Dernekler faaliyetlerine devam edemez olmuş, Halide Edip gibi milliyetçi kişiler hakkında idam kararları çıkarılmaya başlanmıştı. Özellikle Halide Edip’in Sultanahmet mitinginde söylediği, “…hükümetler düşmanımız, milletler dostumuz ve kalbimizdeki haklı isyan kuvvetimizdir.” sözü, şimşekleri kendi üzerine çekmişti. Daha fazla İstanbul’da kalamayan milliyetçiler Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkmasıyla Anadolu’ya kaçmaya başlamışlardır. Bu kaçış ikişer üçer kişilik gruplar halinde oluyordu ve çok tehlikeliydi. Milliyetçilerin güvenliğini sağlayan ve düzenli olarak silah kaçıran İzmit’teki ve Adapazarın’daki en kalabalığı 80 kişiden oluşan çeteler vardı. Bu çeteler, geceleri milliyetçileri köylerde ağırlıyor, yağmur, çamur, yorgunluk gibi zor şartları hiçe sayıyorlardı. 11 gün süren yolculuğun ardından Ankara Garı’nda Mustafa Kemal ve halk tarafından karşılanan Dr. Adnan ve Halide, o gün bir eve yerleşir ve hemen ertesi gün eski Ziraat Fakültesi binasında olan karargahta çalışmaya başlarlar. Erzurum Kongresi ve Sivas Kongresi’nden sonra yeni bir meclis kurulması zorunluluğu gündeme geldi. Bunun üzerine Mustafa Kemal her ilden ikişer milletvekili seçilip Ankara’ya gönderilmesini talep eder. 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi kurulur ve Mustafa Kemal, meclis başkanı seçilir.
Bu olaya muhalefet olan Hilafet yanlılarının kurduğu ordu, meclisin kapanması için Ankara’ya doğru yürüyüşe geçtiler. Bu isyanı bastırabilecek bir tek bu çeteler vardı. Mustafa Kemal bunları durdurmak için Çerkez Ethem’i görevlendirdi. İzmit’te karşılaşan bu kuvvetlerin çarpışmasından Çerkez Ethem galip geldi. Bu galibiyet çetelerin itibarını artırdı. Ali Fuat Paşa bile üniformasını çıkarıp dağlara çıkmıştı. Çeteler büyük bir kuvvet olmalarına rağmen ordunun himayesine girmeyi reddediyorlardı. İhtiyaçlarını da halktan zorla karşıladıkları için de sürekli sorun yaratıyorlardı.
İlk iş olan düzenli ordunun kurulması, Aralık ayının sonlarına doğru, büyük kavgalarla gerçekleştirildi. Ethem’in 3 bin kişilik ordusu, 100 makineli tüfeği ayrıca 4 topu vardı. Bu gücüne güvenerek meclise; faaliyetlerinin durdurmasını, halkı yeniden savaşa sokmamasını, İstanbul hükümetiyle işbirliği yapmasını söyleyen bir ültimatom gönderdi. Yunanlılar Bursa’ya yürümeye başlamışlardı ama Ethem’le Albay Refet, yani kardeşler savaşıyordu. Ethem düzenli odunun kuvvetlerine karşı koyamayıp kuvvetlerini geri çekmek zorunda kaldı. Ordumuzla 11 Ocak’ta (1.İnönü) Eskişehir’in batısında karşı karşıya gelen Yunanlılar Albay İsmet komutasında ağır bir yenilgiye uğradılar. Bundan dolayı, toplanan Londra Konferansı’na Ankara’dan da temsilcileri çağırdılar. Sevr’in bir benzeri olan bu konferanstan bir sonuç alınamamış ve Yunanlılar Afyaon’dan saldırıya geçmişlerdi. 31 Mart’ta (2.İnönü) yine bozguna uğratılan Yunanlılar geri çekilmek zorunda kaldılar.
Halide Edip, bu dönemde, askerlere yardım amacıyla, Hilal-i Ahmer (Kızılay) Hastahanesi’nde gönüllü hastabakıcı olarak Eskişehir’de, cephe gerisindeki bir hastahanede çalışmaya başladı. Bu arada Yunanlılar boş durmuyor İzmir’i bir silah yığınağı haline çeviriyordu. Bunda İngilizlerin Yunanistan’a yaptığı silah ve maddi desteğin büyük payı vardır. Hazırlıklarını tamalayan Yunanlılar, asker sayısı bakımından bizim 4 katımız kadar bir kuvvetle, 9 Haziranda saldırıya geçtiler. Bu saldırılara karşı koyamayan ordumuz, toparlanmak için Sakarya’nın doğusuna çekildi.
Bu geri çekilme mecliste büyük çalkantılara neden oldu. Yapılan oylamayla Mustafa Kemal başkomutan seçildi. Tekalif-I Milliye emirleri çıkartılıp ordumuzun ikmal işleri halk tarafından yapıldı. Ordunun kurulmasında en çok emeği geçen Refet Paşa durmadan çalışıyor, memleketin her tarafını arayıp, tarayıp gönüllü askerler topluyordu. Savaş başladığında 25.000 askerimiz vardı. Bunların 16.000’i şehit olmasına rağmen savaş sonunda 40.000 askerimiz vardı. Mustafa Kemal, 2 ay gibi kısa bir sürede hazırlıklarını tamamladı.
İçindeki milli duygularla sürekli dürtülen Halide, silah altına girmeye karar verdi. Mustafa Kemal’in karargahında çalışmaya başladı. Buradaki görevi, günlük zaiyat raporlarını tutmak ve yabancı gazeteleri takip edip, yabancı kamuoyunun savaşla ilgili düşüncelerini çevirip Mustafa Kemal’e iletmekti.
Ordumuzun Yunanlılara göre sayısının az olmasından dolayı güzel bir savunma planı yapıldı. 25 Ağustos’ta çarpışmalar başladı. Fedakar Türk askerleri öleceklerini bilseler bile mevzilerini terk etmeyip çarpıştılar ve mevzilerimize Yunanlıları sokmadılar. Bu savaş 22 gün sürmüş ve dünyanın en uzun süren meydan muharebesi olmuştur. 19 Eylül’de başlayan Yunan geri çekilişi 16 Eylül günü sonlanmıştı. Artık zafer bizimdi.
Mustafa Kemal’in sabahlara kadar çalıştığını yakından takip eden Halide, ona “Savaş bitti. Artık dinlenmeye çekilme vaktiniz geldi.” dediğinde sert bir tepkiyle “Asıl savaş bundan sonra başlıyor.” cevabını almıştı.
22 Eylül’de Mudanya Mütarekesi imzalanmış resmi olarak savaş galibiyetimizle bitmişti. Yunanlılar kaçarken geçtikleri köyleri yakıp yıkmışlardı. Bu savaşta onbaşı rütbesi alan Halide’nin bir görevi daha vardı. Tetkik-i Mezalim Heyeti’nin başına geçmek ve Yunanlıların verdikleri zararları tespit etmek, Anadolu insanına ettiği işkenceleri kayıtlara geçirmekti. Çok acı olayların yaşandığı Anadolu köylerinde halkın yaşadıkları anlatmakla bitmez. Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU, Yusuf AKÇURA ve bir fotoğrafçının olduğu bu heyet, çalışmalarını bitirdikten sonra Ankara’ya döner.
Döndüğünde, asker üniforması giyen küçük çocuklar, Halide’nin dikkatini çeker. Bu çocukların niçin bu şekilde giyindiklerini yanındaki yüzbaşıya sorar. Bunlar Kazım Karabekir Paşa’nın evlat edindiği, yaşları 6 ile 14 arasında değişen, aileleri savaşta ölmüş, 2 bin kadar yetim Türk çocuğu idi. Halide Edip bu örnek davranışından dolayı Kazım Paşa’yı ziyaret eder ve tebriklerini bildirir.
Halide Edip yurdumuzun düşmanlardan temizlenmesinden duyduğu huzurla eşyalarını toplayıp İstanbul’a, çocuklarının yanına, doğup büyüdüğü evine döner. Döndüğünde Mahmure ablasıyla çocukluk günlerinde olduğu gibi kucaklaşır ve içinden bir daha böyle bir savaş yaşanmamasını temenni eder.

3. ANAFİKRİ:
Herhangi bir konuda risk almaktan korkup kaçmamalıyız. Eğer Mustafa Kemal kendi
hakkında çıkarılan idam cezasından korkup bir kenara çekilseydi, bugün, bu ülkede yaşamıyor olacaktık.
Hiçbir zaman sürü psikolojisiyle bir yere takılıp gitmemeliyiz. Yaptığımız her hareketi, söyleyeceğimiz her sözü inceden inceye düşünmeliyiz.

4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ:
HALİDE EDİP ADIVAR: Kısa boylu, ingilizce ve fransızca bilen, tanştığı insanlarla çabuk kaynaşan, etkili konuşmalar yapabilen vatansever bir kadın. Hastabakıcı, gazeteci, yazar, asker, çevirmen.
ADNAN ADIVAR: İnsanlar arasındaki fikir uyuşmazlıklarını gideren, yüreği vatan sevgisiyle dolu çalışkan bir doktor. Sağlık Bakanlığı ve Meclis İkinci Başkanlığı yapmıştır.
Mahmure: Halide Edip’in evinde çalışan, ayrıca ona arkadaşlık eden bir mürebbiye.
5. KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitap, ülkemizin kuruluş yıllarında çektiği çileleri başarılı bir şekilde dile getirmiştir. Fakat yazarın uslübü günümüz Türkçesine göre biraz ağırdır. Cumhuriyetin 5 yıl öncesine kadar olan bölüme ait bilgi edinmek isteyen arkadaşlarıma okumalarını tavsiye ederim.

6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
1882’de İstanbul’da doğmuş, 9 ocak 1964’te İstanbul’da ölmüştür. 1901’de Amerikan Kız
Koleji’ni bitirir bitirmez Salih ZEKİ ile evlenmiş, Ayet ve Zeki adında iki oğlu dünyaya gelmiştir. Salih ZEKİ’nin ikinci defa evlenmesi nedeniyle ondan ayrılır. 1917’de ikinci eşi olan Dr. Adnan Adıvar ile evlenir. Savaş Yıllarında eşi ve Mustafa Kemal için çevirmenlik yapmış, Kızılay’da çalışmıştır. Ordudaki çalışmaları nedeniyle önce onbaşılık sonra da başçavuşluk rütbesini almıştır. Fakat o, halkın da benimsediği onbaşı rütbesini kullanmıştır.
1839’da İstanbul Üniversitesi İngiliz Edebiyatı profesörlüğüne tayin edilmiştir. 1950 yılına kadar bu görevinde kalan Halide Edip, 1950-1954 yılları arasında İzmir milletvekili olarak meclise girmiştir.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : BİR ÇİFT YÜREK
KİTABIN YAZARI : MARLO MORGAN

YAYINEVİ : DHARMA YAYINLARI
BASIM YILI : AĞUSTOS 2000 / 7 NCİ BASKI
SAYFA SAYISI :224
KİTABIN KONUSU:
Amerikalı bir kadının Avusturalya ‘da yaşadığı ruhsal bir yolculuğun öyküsü.

1. ESERİN ÖZETİ:

Amerikalı bir kadın olan Marlo MORGAN’ın Avustralya’ya gitmesiyle başlayan öykü , O’nun Aborjinler arasına kabul edilmesi ve onlarla bereber dört ay süren bir yolculuğu çıkmasıyla başlar.Bu yolculukta Marlo Aborjinlerle beraber Avustralya kıtasını bir baştan bir başa geçip ruhsal bilgeliğe ulaşmaya çalışır.Bu süre içerisinde Yazar ;çölün çorak coğrafyasındaki bitkiler ve hayvanlarla uyum içinde yaşamayı öğrenir.Olağandışı insanlarla birlikte yaptığı yolculukta Morgan ,bu insanların 50000 yıllık kültürlerinin felsefesi ve bilgeliğiyle tanışır.Yolculuk bittiğinde anlar ki ;bu insanlar dünyayı terk etmekte olan gerçek insalar onu mesajlarını dünyaya iletmesi için seçmişlerdir.Aborjinler tarafında ‘Bir Çift Yürek ‘ olarak adlandırılan yazar Amerika’ya döndükten sonra bu kitabı yazar ve görevini yerine getirir.Bu yolculuk yazarın yaşam felesefesini değiştirmiştir.

2. ANAFİKRİ:
Doğayla uyum içinde yaşamanın önemi ve içsel bilgeliğimize inanç duymayı öğreten ve bizi iç dünyamız ve doğayla başbaşa kalmamız gerekir.
3. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ:
Marlo MORGAN:Avustralya’ya gidip Aborjinlerle yolculuğa çıkar.Gelişen olaylar neticesinde yaşantısı değişir.
Yaşlı Kişi Soylu Kara Kuğu:Yazara ‘Bir sınavın üstesinden gelmenin tek yolu,onunla yüzyüze gelebilmektir.Bu kaçınılmazdır.’ Sözünü söylemiş ve fikirleriyle Marlo’yu etkilemiştir.
4. KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitabı her sayfasında öğrenilecek çok şey var.Bize hayatta değer vereceğimiz nitelikleri iyi seçmemizi öğütlüyor.

5. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Marlo MORGAN emekli bir sağlık uzmanıdır.Lee’ s Summit, Missouri’de yaşamaktadır.İlk kitabı olan ‘Bir Çift Yürek ’ Amerika’da otuz bir hafta boyunca New York Times Bestseller listesinde zirvede kalmış, yirmi dört dile çevrilmiştir.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
Ankara
KİTABIN YAZARI
Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU
YAYINEVİ VE ADRESİ
İletişim Yayınları
BASIM TARİHİ
6. Basım 1983


1-KİTABIN KONUSU :

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun“ Ankara romanı ütopik bir romandır. Bu romanda yazarın özlediği, özlemini çektiği geleceğin Ankara’sı dolayısı ile Türkiye’sidir.
Ankara romanı üç bölümden oluşmaktadır.;
Birinci bölüm : Sakarya savaşı öncesi ( 1922’ye kadar ).
İkinci bölüm : Cumhuriyetin ilanını izleyen yıllar ( 1926’ya kadar ).
Üçüncü bölüm : Cumhuriyet sonrasının 14 ve 20. Yılları (1937-1943’e kadar ).
Kısaca söylemek gerekirse romanın konusu bu üç dönemin Ankara’sıdır. Bu üç bölümdeki olaylar yazarın her bölümde ayrı bir kişilik olarak karşımıza çıkardığı Selma Hanım’ın çevresinde geçer. Selma Hanım’ın arayışı Ankara’nın arayışıdır. Yazgısı Ankara’nın yazgısıdır. Yaşamı da Ankara’nın yaşamıdır. Selma Hanım’ın ilişki kurduğu erkekler ise birer simgedirler.

2-KİTABIN ÖZETİ :

Birinci bölüm: Kurtuluş Zaferi ile sonuçlanan, savaş yıllarındaki Ankara’yı kısa hatlarla açıklamaktadır. Romanın kahramanı olan Selma Hanım hayatını bu üç bölümde üç ayrı erkekle geçiriyor. Milli mücadele yıllarında bir banka şefinin karısıdır yerli bir Ankaralı olan Sungurluzade Ömer Efendi’nin kiracısıdır. Kocası Nazif’le Ankara’nın yabancısıdır. İstanbul'lu hanım için Ankara’da hayat tek düze ve sıkıcıdır, yoksulluklarla doludur. Ev sahipleri ile birlikte gündelik ev işleri ile meşgul olmaktadır. Boş zamanlarında Hatçe Hanım ve Halime Hanım ile sohbet eder. Bu sohbetlerinde gündelik Ankara hayatını tüm çıplaklığı ile gözler önüne serer. Daha sonraları Nazif Bey’in vekil arkadaşı Murat Beyle tanışırlar. Murat Beyler’le aile ortamı içerisinde karşılıklı davetlerde bulunurlar. Bu sırada binbaşı Hakkı Beyle de tanışırlar. Hakkı Beyle birlikte Etlik’te gezintiye çıkarlar. Bu dönemlerde Hakkı Bey’in milli mücadele ruhu ve azmi kendisini fazlasıyla etkiler. Hakkı Bey artık Selma Hanım için muzaffer bir kumandan, muhterem bir kahramandır. Bütün ümitlerin zafer’e bağlandığı, başka hiçbir şeyin ehemmiyetli olmadığı bu devirde, herkesin mütevazı bir hayatı vardır. Yalnız kocası Nazif Bey’in milli davaya bir erkekten beklediği heyecan ve alaka ile bağlanmadığını gören Selma Hanım yavaş yavaş kocası Nazif Bey’den kopmaya başlar. Erkân-ı Harp Binbaşı’sının fikir ve hareketlerine yakınlık duyar. Birinci bölüm Selma Hanım’ın binbaşının cazibesine kendisini kaptırdığı bir zamanda sonuçlanır.
İkinci bölümde Selma Hanım Nazif Bey’den boşanmıştır. Bu bölüm zaferden sonraki Ankara’dır. Selma Hanım eski binbaşı emekli Miralay Hakkı Bey’in karısıdır. Ancak koşullar değişmiş değişen koşullar Cumhuriyet öncesinin kişilerini de değiştirmiştir. Hakkı Bey ordudan, Murat Bey vekillikten ayrılmışlardır. Artık bu iki insan yeni türeyen bir sınıfın üyesidirler. Vurguncu harp zengini şirket meclisi idarelerinde dolaşan, ecnebi gruplarla komisyon işleri yapmaya çalışan Hakkı Bey’in yeni yüzüyle karşılaşırız. Hakkı Bey milli idealleri bir tarafa bırakmış, maddi refah içerisinde sadece kendi hesabına çalışan, son derece alafrangalaşan Yenişehir garplılığı, batılı hayat tarzının kötü yanlarını almıştır. Bu zümreye göre artık halkçılık diye bir dava kalmamıştır. Selma Hanım bir süs çiçeği, bir zevk aleti gibi kısır ve avare yaşayıp gitmektedir. Her şey kendi dar çevrelerinden kendi acayip zevklerinden ibarettir. Her gece çay partileri ve balolar düzenlenir ecnebi iş adamlarıyla dans edilir. Eğlenceler tertiplenir. Bu bölümde halk ile bu zümre arasında nasıl doldurulmaz bir uçurum açıldığını, inkılabı böyle anlayanları, hep kendi lehlerine çekenlerin eleştirisi yer alır. Selma Hanım asıl halka lakayt kalıp acayip bir hayatın egoist zevklerine dalan yeni kocasından da uzaklaşır. Bu sırada muharrir olan Neşet Sabit genç kadını görmek için onların bazı alemlerine iştirak eder. Selma Hanım bu hayatın acılarını onunla paylaşır. Bu hayatın zavallı yüreğinde büyük ıstıraplar yarattığını, bu çıkmaz yoldan biran önce kendini söküp atmakla, kökten tedavi olmak gerektiğini anlar. Binbaşı Hakkı Bey’den boşanır. Bundan sonraki hayatında toplumsal hizmetlerin en değerlisi olan öğretmenlik görevine atılır.
Son bölüm yazarın hayalindeki Ankara’dır. Yazarın bu hayali Cumhuriyet’in Onuncu Yıl Dönümü Bayramıyla başlar. Gazi Mustafa Kemal’in Türk milletine hitabesi, bir devir başlangıcının, bir yeni sabahın ilk işareti gibi olmuştur. Türk milleti ilim, imar, iktisat, güzel sanatlar sahasında büyük bir gelişme içerisindedir artık Ankara’nın çehresi değişmiştir. Yeni stadyumlar, yeşil çimenli sahalar, büyük fabrikalar, büyük binalar , alaca halk yığınları ve coşkuyla kutlanan büyük bir bayram... Selma Hanım basına ayrılmış iskemlelerin birinde dinlenmektdir. Bundan sonra egoist bir zümrenin zevkine ve menfaatine karşı şiddetli matbuat hücumu başlamıştır. Tiyatro, şiir, edebiyat, karikatür, musiki, hep bize yeni hayatı söyler. Halk evleri, Toplumsal Mükellefiyet Teşkilatı yeni hayatın odakları olmuştur. Selma Hanım Neşet Sabit’le evlenmiş, bu iki insan yeni hayatın imar ve inşasında elele vererek büyük bir aşkla çalışıyor, yeni değerleri halk yığınlarına götürürler. Harf İnkılabı, Tarih Cemiyeti, Yüksek İktisat Enstitüsü, Halk Evleri gibi daha bir çok alanda büyük atılımlar, büyük yenilikler gerçekleşir. Selma Hanım ve Neşet Sabit bu on yıl boyunca mutlu bir evlilik yaşarlar. Fırsat buldukça Anadolu’nun muhtelif yerlerine seyahat eder, bu seyahatlerinde gördükleri yerlerin yeni çehresiyle karşılaşırlar. Anadolu toprağı, suyu, kırı, bayırı, dağı, taşıyla eşsiz güzelliğiyle cennetten bir parça gibi tasavvur ederler, bundan doyumsuz bir haz alırlar. Hele Pınarbaşı’nda düzenledikleri eğlencelerde halk ezgileri ve türküleri çalınır söylenir, sabaha kadar hoşça vakit geçirirler. Roman yazarın bu tasavvuruyla son bulur.

3-KİTABIN ANA FİKRİ :

Cumhuriyet inkılabı ile birlikte Anadolu’nun yeniden dirilişi yeniden yapılanması gerekmektedir. Bu yeni yapı üzerine acil bir şekilde bina inşaa edilmelidir. Bunu yapacak olanlar ise dönemin idealist vatansever insanları olacaktır. Ankara romanında ise bunu gerçekleştirecek idealist insanların verdiği mücadele anlatılmaktadır. Bu idealist insanlar inkılap hareketini özümsemiş, milli şuura sahip karakterlerdir. Bu insanlar hayat serüveni içerisinde karmaşık yollardan geçerek romanın son bölümünde bir araya gelirler. Kendi hayatlarını geleceğin çağdaş, modern, öz benliği ile çelişmeyen maddi ve manevi varlığını kaybetmeyen, değerleri ile övünen yeni Türk toplumu yaratma mücadelesi içinde geçer.

4-KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :
Kitapta olaylar ve şahıslar birebir anlatılmaktadır. Yazar olaylar üzerinde dururken onları değil de daha çok onların gelecek Ankara için sonuçlarını düşünerek açıklama yapmıştır.
5-KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER :
Kitapta yazar okuyucuya anlatmak istediğini fazlasıyla vermektedir. Okuyucunun dikkatini kitapta yoğunlaşabilmesinin nedenlerinden biri de kitabın açık bir dille yazarın vermek istediğini anlatmasıdır.

6-KİTABIN YAZARI HAKKINDAKİ KISA BİLGİ :
XX. yy. yazarlarından olan YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU 27.3.1889 yılında Kahire’de doğdu. 13.12.1974 yılında öldü. Birçok hikaye, roman, tiyatro eseri, anı, monografi, nesir ve yazıya imzasını atmıştır.

[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
]KİTABIN ADI ]
Değişen Stratejilerin Odağında Türkiye
]KİTABIN YAZARI ]
Em.Org.Necip TORUNTAY
]YAYINEVİ VE ADRESİ ]
Milliyet yayınları
]BASIM TARİHİ ]
Eylül 1996
]KİTABIN YAYIM MAKSADI ]
Çevremizdeki ülkelere ait siyasal ve askeri gelişmeleri genel hatları ile ve Türkiye’yi etkileyebilecek sorunları ile tanıtmak ve hatırlatmak.

]KİTABIN ÖZETİ :
1. Soğuk Savaş Sonrası Nato ve Türkiye
2. 1990-91 Körfez Krizi ve Savaşı ve Yeni Stratejiler
3. Akdeniz’in Güvenliği
4. Balkanlar
5. Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT)
6. Doğu ve Güneydoğu Anadolu ve Terörizm
7. Sonuç
]1. Soğuk Savaş Sonrası Nato ve Türkiye :
Varşova Paktı ve Berlin Duvarının yıkılmasından sonra NATO’nun geleceği ve askeri stratejisi ne olacağı düşünülürken NATO’yu çevreleyen komşuları ve onların civarındaki ülkelerin o günlerde içerisinde bulundukları siyasi dalgalanmaların, büyüyen ekonomik sorunların ve sosyal hareketlerin, kızışan etnik ihtilafların, dikkati çeken aşırı silahlanmaların, silahlı iç olaylarla, için için kaynayan huzursuzlukların ve tehlikeli gelişmeleri perdeleyen ihtimaller zinciri olduğu açık tarifi idi.
Soğuk savaş döneminde Varşova Paktı’nın büyük kuvvetler ile Orta Avrupa’da yoğunlaşmış bulunan asıl tehdidi, şimdi değişik kimliklerde, boyutlarda ve farklı biçimlerde güneye,Türkiye’yi çevreleyen coğrafi bölgeye kaymıştır. Bütün bu gelişmelerin ortasında bulunan Türkiye, bir tarafta kendi ekonomisini geliştirmeye, demokrasisini kökleştirmeye ve güvenliğini pekiştirmeye çalışırken diğer taraftan da bölgedeki istikrarın düğüm noktası olarak, komşu ülkelerle karşılıklı iyi ilişkiler kurmak suretiyle ülkesinde ve dünyada barışın korunmasına katkıda bulunma çabasındadır.
Böylece Türkiye dünyanın bu kritik bölgesinde istikrar, barış ve demokrasinin tesisi ve korunması politikasında ve bu politikaya dayanacak stratejilerin uygulanmasında bir dayanak noktası ve temel taşı oluşturmaktadır.
]2. 1990-91 Körfez Savaşı ve Yeni Stratejiler :
1990 Ağustosunda patlak veren körfez krizi ve onu takip eden savaş ,teknolojik gelişmeleri yakından izleyen birçok ülkenin silahlı kuvvetlerinin savaş tekniğini ve stratejisini de etkilemiştir.
ABD ve NATO ülkeleri silahlı kuvvetlerinde (Türkiye de dahil) yapılan taktik değişikliklerinden dikkati çeken yenilikler şunlardır; muhtemelen çok süratle değişecek olan savaş ortamında çok kere komuta makamlarının esnek ve seri kararlarının uygulanmasını kolaylaştıracak ve geniş ölçüde bilgisayarların kullanılacağı kesiksiz komuta ve kontrol sistemleri ve yöntemleri ile ast kademe komutanlarının kendi inisiyatiflerini geliştirecek şekilde yetiştirilmeleri ve Hava Kara Muharebe Doktrini ve yöntemi,
Körfez savaşının çöl fırtınası aşamasını teşkil eden taarruzi harekatın ilk otuz yedi günü genel hava harekatı ve son dört günüde (100 saat ) kara harekatı oluşturmuştur.
Koalisyon kuvvetlerinin bu savaş süresince muharebe zayiat, toplam 137 insandır.
Savaşın koalisyon kuvvetlerinin galibiyet ile bitmiş olması başka ülkelerin topraklarını zorla ele geçiren bir mütecavize karşı hür ve bağımsız ülkelerin gösterdiği tepki yönünden, gelecek için ümit veren bir örnek oluşturur.
Savaş sonunda orta doğunun ekonomik, siyasi ve sosyal geleceklerini uzun yıllar etkileyecek gelişmeler olmaya başlamıştır.
]3. Akdeniz’in Güvenliği :
Akdeniz, dünya deniz ticareti trafiğinin önemli kapasitesini üzerinde taşıyan ve böylelikle NATO’nun güney kanat ülkeleri ile ve başta Rusya Federasyonu olmak üzere Karadeniz'de sahili olan ülkelerin hayat yollarının geçtiği bir denizdir.
Doğu Akdeniz'in Ege coğrafi alanı ise, sırtında taşıdığı müzmin sorunlarla bölgede zaman zaman tırmanan gerginlikler nedeni ile, bu denizdeki trafiğin akışını tehdit edebilecek siyasi krizlere sahne olmaktadır. Dolayısıyla bu denizin stratejik özelliği, uluslararası stratejik bir soruna dönüşmektedir.
Bu koşullarda Türkiye'nin göstereceği anlayış ve iyi niyet jestlerini ne derecede etkili ve yararlı olacağı tartışılabilir.
Türkiye ,Yunanistan ile ilişkilerinde gerek Kıbrıs gerekse Ege sorunlarında kapılarını açık tutmaya devam ederken Yunanistan tarafından kendisine yönelecek her türlü tertip ve oyunlara karşı uyanık ve gevşetilmeyen bir hazırlık içinde olmalıdır.
4. Balkanlar :
Yüzyıllar boyunca sürekli göç ve istilalar sonucu Balkanlarda demografik yapısı ile dini inanışları ve kültürü çok farklı toplumlar olmuş ve otoriter yönetimlerin hakim olduğu dönemler dışında süre gelen istikrarsızlıklar da bölgenin ortak bir özelliği haline gelmiştir.
Yugoslavya’nın parçalanmasından sonra bu istikrarsızlıklar ve gerginlikler yeni ve bağımsız devletler üzerine kaymakta ve ağırlık Bosna olayları üzerinde yoğunlaşmaktadır.
Sırpların Bosna Hersek’te yapmış oldukları katliama NATO geçte olsa dur diyebilmiş ve nihayet Ağustos 1995’te NATO’ya meydan okuyan Sırpların mevzilenmiş ağır silahlarına NATO hava gücünün yaptığı yoğun taarruzlarla önemli kayıplar veren Sırplar uzun süreli ateş kese mecbur edilmiş ve Kasım 1995'te Dayton, Ohio’da yapılan görüşmelerden sonra bölgede adil ve kalıcı bir barışı hedefleyen anlaşma taraflarca imzalanmıştır.
Türkiye’ye yönelebilecek bir tehdit mihveri niteliğini taşıyan Balkanlar , artık Avrupa ile Türkiye ve dolayısı ile Asya arasıdaki ekonomik, sosyal, kültürel ve güvenlik ilişkilerinin geliştirilmesinde stratejik değeri yüksek olan bir ulaşım mihverinin kritik bir bağlantısıdır.
Balkanların geleceği bugünün başta gelen canlı konusu olan ve kısaca “ Bosna Olayları” denilebilecek sıcak sorunun büyük ölçüde geleceğine ve diğer ülkelerin bu konudaki tutum ve davranışlarına bağlıdır.
]5. Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) :
BDT, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler birliğinin dağılması üzerine eski Sovyet Cumhuriyetlerinin 1991 yılı sonunda oluşturduğu siyasal bir birliktir.
BDT, bulundukları coğrafi alanlara göre üç ayrı kategoride ele alınır.
(a) Rusya Federasyonu ,Beyaz Rusya, Ukranya ve Moldova
(b) Kafkaslarda bulunan 3 Ülke : Gürcistan,Ermenistan ve Azerbaycan
© Orta Asya'da bulunan 5 ülke :Tacikistan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Özbekistan'dır.
BDT bölgesinde halen sıcaklığını koruyan bir bölge sorunu, aynı zamanda NATO’ya ve Orta Doğuyu da yakından ilgilendiren Karabağ sorunudur. ve dünya çapında aktif bir girişimi beklemektedir.
]6. Doğu; Güneydoğu Anadolu ve Terörizm :
Tarihimizde asayiş, ayaklanma ve isyanlar gibi iç güvenlik olayları yüzyıllar öncesine dayanır. Bütün bu gelişmelere paralel olarak Birinci Dünya Savaşı sonunda yenilgiye uğramış olan Osmanlı imparatorluğunun imzalamış olduğu Sevr Muahedesiyle de sözde Ermenistan ve Kürdistan emelleri ile ülkemiz parçalanıp bölünmek istenmiştir.
Bağımsız Kürdistan hayali ile,Kürt kökenli Türk halkını da kendi saflarına almaya çalışarak ülkeyi bölmek isteyen PKK terör örgütü 1984 yılında sahneye çıkarak kanlı eylemlerine başlamıştır.
PKK benimsemiş olduğu ideoloji doğrultusunda ve başta Suriye olmak üzere diğer yabancı ülkelerden aldığı destek ve yardımlarla önceleri yeraltı faaliyetleri ile belirli bir düzeye getirdikten sonra 1984 yılında TSK’nın Şemdinli’deki garnizon lojmanlarına silahını yöneltmiş ve sesini duyurmak ve kanıtlamak istemiştir.
Sonraları bölge halkını da tehdit,ikna ve para gibi çeşitli senaryolar ile kandırarak destek aramıştır. Siyasi ve askeri net kararlar sayesinde tedbirler alınarak, milli sınırlarımız içinde (Sınır ötesi de) silaha silahla karşılık vererek PKK’nın beli kırılmıştır.
]7. Sonuç :
Bugün Türkiye'nin bulunduğu vatan sathı ,büyük tarihi olaylarında gösterdiği gibi,değişen stratejilerin düğümlendiği coğrafi bir bölgedir.
Türkiye şüphesiz, her şeyden önce kendi bekasını ve refah düzeyini korumakla,aynı zamanda bölge ve dünya çapında barışa da hizmet etmiş olmaktadır. Atatürk'ün hedef olarak göstermiş olduğu çağdaş uygarlık düzeyine ulaşacaktır.
]A. KİTABIN ANA FİKRİ :
Genelkurmay Eski Başkanı Necip Torumtay’ın yakın bildiği,gözlemlediği stratejik sorunlarla ilgili değerlendirmelerini ve birikimini yansıtmaktadır.
]C. KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ FİKİRLER:
Ülkemizin, bütünlüğü ve ulusal varlığını koruma çabasını her zamankinden daha fazla göstermek zorunda olduğunu anlatmaktadır.bütün harbiyelilerin okuması gereken bir eser…
]D.YAZARIN HAYATI:
1926 yılında Trabzon’un Vakıfemir ilçesinde doğdu.1944 y’ılında Topçu Atğm rütbesiyle Harp Okulundan mezun oldu.1954 yılında Kurmay oldu.Tokyo Kara Ateşe Muavinliği ve TMR Kara Plan Subaylığı görevinde bulundu.1974 yılında Tümgeneral,1978 yılında Korgeneral,Orgeneral rütbesiyle 1.Ordu komutanlığı yaptı.2 Temmuz 1987 yılında Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na,24 Temmuz 1987 yılında Genelkurmay Başkanlığına atandı.3 Aralık 1990 yılında kendi isteğiyle emekli oldu.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : NAKARAT
KİTABIN YAZARI : Ömer SEYFETTİN
YAYIN EVİ VE ADRESİ : Erdem Yayınları,Harbiye Cad. No:39 İSTANBUL
BASIM YILI : 1984

1.KİTABIN KONUSU :

Bir Türk subayının hayalperest ve bilinçsiz davranışları sonucu içine düştüğü durum anlatılmaktadır.

2. KİTABIN ÖZETİ :

Hikayenin başkahramanı Pirbeliçe,Babina gibi Bulgar köy ve kasabalarında emrine verilen münfeze ile Bulgar çetecilerine karşı savaş veren bir Türk subayıdır.Başından geçen olayları anı defterine kaydeder.
Pirbeliçe görevini Bibana’da yapmak için binbaşısından ricada bulunur ve Bibana’ya tayin olur.Burası küçük bir Bulgar köyüdür.Buraya geldikten bir süre sonra sıkılganlığı ve umursamazlığı burada da devam eder.Okumaz,yazmaz,yorgundur ve içinde bulunduğu ortamdan şikayetçidir.

Karışık duygular içerisindeyken bir kadın sesi duyar ve sesin sahibini merak eder.Karışık duyguların derinliğinde kendini kaybeder.Bir taraftan İstanbul’u,annesini;diğer taraftanise duvardaki yazıları okur.Bu duygular içerisindeyken sesin sahibini görür.Sesin sahibi kaldığı odanın karşısındaki evde oturan,güzel,sarışın bir Bulgar kızıdır.Birbirlerine tebessüm ederek tanışırlar ve Türk subayı ona aşık olur.Kız ile tanıştıktan sonra Türk subayı canlanmış,iştahı açılmıştır. Lüzumlu hallerin dışında odadan dışarı çıkmaz ve Bulgar kızının pencereden avazı çıktığı kadar bağırarak söylediği Bulgarca şarkının sözlerini kendine göre anlamlandırır.Şarkı sözlerini kendine göre ,seni seviyorum olarak düşünür.Kendini bu kıza kaptırmıştır ve onunla avunur.
Türk subayının tayini Manastır’a çıkar.Gidecektir,ama içinde burukluk vardır.Çünkü, her ne kadar sevgilisinin pencereye her çıkışta söylediği şarkıya kendi kendine bir anlam verdiyse de tam olarak Türkçe karşılığını öğrenememiştir.Dükkancıya dayanamaz ve sorar. Dükkancı buranın namuslu bir yer olduğunu söylesede Pirbeliçe şarkının sözlerini daha da fazla merak eder.Dükkancıya zorla tercümesini yaptırır.Şarkının sözlerinin gerçek anlamı ”Bizim olacak, bizim olacak,İstanbul bizim olacak.”şeklindedir.
Türk subayı beyninden vurulmuşa döner,şaşırır.Hatasını çok geçte olsa anlar.Bir tarafta
Bulgar kızının şarkısında bile milliyetçilik yaptığını; diğer tarafta ise kendisinin ruh halini,vazife karşısındaki kayıtsızlığını,sorumsuzluğunu düşünür.

3.KİTABIN ANA FİKRİ :

Devlete zarar veren Bulgar çetelerine karşı görevli bir Türk subayının,Bulgar milliyetçisi bir kadının güzelliğine kapılarak gaflet ve dalalette bulunması,vazife mesuliyetinden uzaklaşması,bilinçsizliğidir.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

TÜRK SUBAYI:Eserin kahramanı subaydır.Daha önceki disiplinsizliğinden dolayı kurmay olamamıştır.Bu nedenle gizli bir küskünlüğü vardır.Zorluklardan kurtulmaya çalışır gibidir.İradesiz ve idealsiz bir insan özelliği taşır.Aynı zamanda trajiktir.Çok çabuk sıkılan ve çok umursamaz bir kişidir.
BULGAR KIZI:Adı Rada olan, Bulgar milliyetçisi,sarışın,güzel bir kızdır.Milli duygularını
ön planda tutan bilinçli bir Bulgar kızıdır.
BULGAR DÜKKANCI:Babina’nın tek tüccarı olup,köylünün ihtiyacını karşılayan kurnaz bir kişidir.
Bunların dışında; Dükkancı çırağı,Binbaşı.Hüsnü onbaşı,Ağah ustada bulunur.


5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

Eser milliyetçilik,hayalperestlik gibi duyguları işlediğinden dolayı ilgi çekici olmasına rağmen olaylarda tam bir akıcılık söz konusu değildir.İstenilmeyen bir kahraman motivi anlatıldığı için, okurken sıkılmabilirsiniz.Eserin sonu değişik bir biçimde bittiğinden dolayı daha fazla ilgi çekmektedir.

6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:

Ömer Seyfettin

28.2.1884 tarihinde Gönen'de doğdu. Öğrenimine Gönen'de başlayan Ömer Seyfettin, Ayancık'ta ve annesiyle birlikte geldiği İstanbul'da Aksaray'daki Mekteb-i Osmaniye'ye devam etti, Eyüp'teki Baytar Rüşdiyesi'ni bitirip asker çocuğu olduğu için Kuleli Askeri İdadi'sine yazıldı (1893), bir müddet sonra da Edirne Askeri İdadisi'ne naklolarak öğrenimini burada tamamladı. Daha sonra İstanbul'da Mekteb-i Harbiye'ye gelen Ömer Seyfettin, piyâde mülâzımı sânisi rütbesiyle buradan mezun oldu. Teğmenlikle İzmir'de (1903-1910), sonra üsteğmen olarak Rumeli'de görev yaptı (1908-1910). Askerlik'ten ayrılıp Selanik'e gelerek, Genç Kalemler dergisinde yazmaya başladı. Balkan Savaşında tekrar subay olarak orduya döndü, Yunanlılar'ın elinde bir yıl kadar esir kaldı. Esareti sırasında da öykü yazamaya devam ederek bunları Halka Doğru, Türk Yurdu ve Zakâ dergilerinde yayımladı. İstanbul'a dönünce ordudan ikinci kez ayrılıp, ölümüne kadar Kabataş Lisesi edebiyat öğretmenliği yapan Ömer S
Seyfettin, 6 Mart 1920 tarihinde İstanbul’da öldü…
Öyküleri:Sağlığında, Tarih Ezeli Bir Tekerrürdür (1910), Harem (1918), Efruz Bey (1919) adlı hikâye kitapları yayımlandı. Bilgi Yayınevi Bütün Eserleri adıyla yazarın tüm çalışmalarını 16 kitapta topladı. Ömer Seyfettin'in bu seriden basılan öykü kitapları şunlar: Kahramanlar, Bomba, Harem, Yüksek Ökçeler, Yüzakı, Yalnız Efe, Falaka, Aşk Dalgası, Beyaz Lale, Gizli Mabet.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI =SODOM VE GOMORE

KİTABIN YAZARI =YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU

YAYIN EVİ VE ADRESİ =İletişim yayınları,Klodfarer cad.No:7
İletişim Han Cağaloğlu_İstanbul
BASIM YILI =1984


1.KİTABIN KONUSU:
İstanbul’un işgali ve İsatanbul halkının işgale karşı tutumu kitapta anlatılıyor.

2.KİTABIN ÖZETİ:
Birinci Dünya Savaşı henüz sona ermiştir.Osmanlı İmparatorluğu da bu felaketten payını almış ve ülkenin heryeri kargaşa içindedir. 1921’lerin İstanbul’u,İngilizler şehri şigal etmiş ve saray buna sesiz kalmıştır. İstanbul,Anadolu’dan kopuk ayrı bir dünya gibidir.Tıpkı Sodom ve Gomore gibi.Tanrının naletlediği şehirlerden ikisidir. İstanbul kızları İngiliz subaylarıyla beraber olmaktan gayet mutludurlar. Leyla’da bunlardan biridir.Bu nazik kızlarımız Kuvayi Milliyetçileri yabani dağ insanı olarak görmekte,hatta tiksinmektedirler.Leyla’ya aşık olan Necdet ise bağımsızlıktan umudunu kesmiş,olaylara sadece seyirci kalmıştır.Sevdiği kızın işgalci subaylarla olan yakınlığını görür fakat görmezden gelir,hatta o da bu subayların çevresinde oluşan yüksek sosyeteye katılır.Oysa Necdet’in arkadaşı Cemil bir şeyler yapmak gerektiğini düşünür ve Kuvayi Milliyecilere katılır ve sonunda şehit olur.Fakat o değeri bilinmez insanlardandır,vatan o ve onun gibilerinin kanlarıyla hayat bulmuştur.Vatanın ayakları aslında bağımsızlık savaşında ayaklarını yitiren gazilerimizindir.Onlar her bir uzuvunu kaybederken vatan yeniden el ayak sahibi olmuştur.
İstanbul’un bu şaşalı hayatı çok kısa sürer.Ezilmiş Anadolu insanının özlediği gün gelir.Bir gece Kuvayi Milliyeciler karanlığın içine akın eden ışık hizmeleri gibi akın ederler şehre.
Leyla,o eski hayatlarının mahvettiği için bu büyük savaşçıları nefretle karşılar.Necdet ise artık bu İngilizler tarafından kullanılmış vatanperverlik duygusundan yoksun kızdan soğumuştur.
Leyla dudaklarını Necdet’in dudaklarına uzatır.Necdet onu kucaklar ve bir köşeye bırakır. Dudaklarında bir kimyevi maddenin “rujun” yavan tadıyla bağımsız İstanbul’a katılır. Ve bu aşkın bittiği yerde roman da son bulur.

3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Çöküşün getirdiği bir çürümenin romanıdır. Savaş gi,bi zor anlarda insanlar maskelerini çıkartıp kendilerini gösterirler. “Dost kara günde belli olur”

4.KİTAPTA OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Necdet, karamsar sorunlar arasında sıkışıp kalmış kendine öz güveni olmayan biridir. Yolu biliyor fakat yolda yürümeye cesareti yok. Küçük kırılganlıkları ve vazgeçemediği rahatlığı onu yurt savunması gibi bir şereften yoksun bırakıyor.

Leyla, bakımlı ,ince yapılı ,dikkati çeken güzel bir İstanbul kızıdır. Fakat ailesi gibi vatan duygularından yoksun, sosyeteyi seven, hovarda bir kızdır. Hayatı yalancı bir cennetten farksız yaşamak istiyordu. Fakat kağıttan yapılmış saraylar çok çabuk bozulurdu ve o asıl kaybeden oldu.
Cemil, yurtsever biri vatanın köle oluşuna katlanamayacak derecede onurlu, güçlü, iri yapılı bir Türktür. Biz bugün bağısızlığımızı o ve onun gibilere borçluyuz.

5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Her milletin içinde fedekar insanlar olabileceği gibi menfaat için insanalrda bulunmaktadır. Bağımsızlık bu fedakar insanlar sayesinde devam etmektedir. Asayişi bozan, kan dökülmesine sebep olan, kötülüğün kaynağı olan hep ikinci gruptur. İşte hayat bu iyi ile kötünün kavgasından ibarettir.

6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
27 Mart 1889’da Kahire’de doğdu. İbrahim Paşa’nın ölümü üzerine Manisa’ya geldi. 1913’te ilk hikaye kitabını çıkarır: “Bir Serencan.” Vedat Nedim Tör, Burhan Asaf Belge, İsmail Hüsrev Tökin ve Şevket Süreyya Aydemir’le birlikte “Kadro” dergisini çıkarır. 13 Aralık 1974’te Ankara’da öldü. Eserleri : Rahmet(1923), Milli Savaş Hikayeleri(1947), Kiralık Konak(1922), Nur Baba, Sodom ve Gomore(1928), Hüküm Gecesi, Yaban(1932), Ankara, Bir Sürgün, Erenlerin Bağından(1922), Okun Ucunda, Zoraki Diplomat(1955), Anamın Kitabı, Vatan Yolunda, Politikada 45 yıl(1968), Nirvana(1909), Veda, Sağnak(1929) ve Mağara(1934).



[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.