You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : Kurt İzi
KİTABIN YAZARI : Nicholas Evans
YAYIN EVİ : Epsilon Yayıncılık
BASIM YILI :1999
BASKI SAYISI : 3.Baskı




KONUSU: Hayvanları koruma kapsamına alınan kurt sürüsünün Hope adlı kasabaya saldırmasına ve bir biyologla hayvansever bir gencin aşk hikayesini anlatıyor.
ÖZETİ :Bir kurt sürüsü hayvancılık yapanların yaşadığı sakin bir kasaba olan Hope’a ani ve şanlı bir dönüş yapmasıyla roman başlamaktadır.
Yüzyıl önce burada binlerce kurt boğazlanmıştır.Hatta öyleki kurtların gömüldüğü yol kemiklerden dolayı ışıl ışıl parlamaktadır.Daha doğrusu kasabanın sabıkası kurtlardan dolayı bir hayli kabarıktır.Eski nefreti canlandıran kurtlardan bir tanesi yörenin en zengin en karizmatik ve en önde geleninin kundaktaki torununa saldırır.Bu saldırıyı Buck Calder’ların bahçedeki köpeği canı pahasına da olsa kundakda ki çocuğu kurtarmayı başarır.Bunun üzerine kendi hayvanlarına saldıracağını düşünen kurtlardan nefret eden kasaba halkı kurtları bulup öldürmek için harekete geçer.
Kurtları yok etmek isteyenlere karşı hayvanları korumak üzere Hope kasabasına 29 yaşında kurt biyoloğu Helen Rose gelir. Helen Rose kurtları izlemeye başlar.Bu sırada kendisinin en büyük düşmanı olan Buck Calder’ın oğlu ile aşk yaşamaya başlar.Bu çocuk 19 yaşında uzun boylu sarışın babasının karizması altında ezilmiş kekeme babasıyla tamamen art kişilik özelliklerine sahiptir.
Yaşanan bu yasak aşk bütün kasaba tarafından ağızdan ağıza dolaşmaya başlar.Olaylar karşısında nefreti iki kat daha artan Buck Calder gizlice bir kurt avcısı tutar.Kurt avcısı tek tek kurtları öldürmeye başlar.8 kişilik sürüden 3 tanesi haricinde diğerlerini vurur.Daha sonra üçünü vurmadan vicdan azabından intihar eder.Her sürüde biri dişi diğeri erkek olmak üzere iki Alfa bulunuyor ve sadece bunlar çiftleşebiliyor.Alfa dişisi en güzeli,Alfa erkeği ise sürünün en kuvvetlisi oluyor.Bazen bu ünvanı döğüşerek alıyorlar.Kurt avcısının vurduklarından birisi de Alfa erkeği,geriye kalan üçünden ikisi genç kurtlar ve biri de yavrulamak üzere olan Alfa dişisidir.Alfa dişisi yavrulamak için kasabaya yakın bir mağarayı seçiyor ve yavrularla Alfa dişisini iki genç kurt doyurmak zorunda kalıyorlar.Ancak yabani hayvanları yakalayıp öldüremeyen genç kurtlar,kasabanın hayvanlarına saldırmak zorunda kalıyorlar.Bu olayları öğrenen Buck Calder bir gece kasabayı toplayarak,kurtları öldürmeye gidiyor.Bunu öğrenen Luke ve Helen kurtları kurtarmaya çalışıyorlar .Ancak karanlıkta bir karaltı gören Buck Calder bunu kurt zannederek kendi oğlunu vuruyor.
ANA FİKİR:İnsanların her zaman özgüvenlerini kazanmalarını söylüyor.
KİTAPTAKİ OLAY VE KİŞİLERİN TANITIMI:
BUCK CALDER:Karizmatik,sadece kendini düşünen, her istediğini elde edeceğini zanneden biri.
LUKE CALDER:Kekem olduğu ve babasının ağırşığı altında ezilmesine rağmen her insanla iyi ilişkiler kuran ve değer veren biri.
HELEN ROSE:Özgürlükçü,kendi kendine yaşamayı bilen ve yaşamayı seven biri.
KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitap başından sonuna kadar bir aşk romanı görüntüsü vermesine rağmen gerçekte insanın her zaman herkesi eşit görmesi gerektiğini gösteriyor.Aynı zamanda yazar sanki kurtları tasvir ederken kendisi de bir kurtmuş görüntüsü çiziyor.
KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
İngiliz yazar öğrenim hayatını Londra’da tamamladı.Olay yaratan ilk kitabı “Atlara Fısıldayan Adam” ı yazana kadar bir senaryo yazarı ve film yapımcısıydı.İlk kitabı 1995’ten bu yana bütün dünyada iki milyondan fazla sattı.Yazar halen Londra’da yaşamakadır.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
Kitabın Adı : Ankara
Yazarı : Yakup Kadri Karaosmanoğlu
Yayın Evi : İletişim Yayınları
Basım Yılı :1983/İstanbul



KONUSU:Kurtuluş Savaşı yıllarında bir kadının başından geçen olaylar anlatılıyor.
ÖZETİ:
Selma Hanım İstanbul’dan çeşitli güçlükler ve sıkıntılar içerisinde İnebolu’ya gelir.İnebolu’da kocası Nazif Bey’le buluşur.İnebolu’dan Ankara’ya bazen tahtakurulu hanlarda yatarak,bazen de arabanın içerisinde geceleyerek gelirler.Nazif Bey işi gereği altı ay önce Ankara’ya gelmiştir.Ankara’da Taşhan’da bekar arkadaşlarının yanıda onların bütün işlerine kendisi görmek şartıyla kalmıştır.Eşi Selma Hanım gelmeden önce Ankara’nın yerlilerinden Ömer Efendi’nin evini kiralamış,eşi Selma Hanım gelince de burayı düzenleyip yerleşmişlerdir.Ankara’da hayat monoton bir şekilde sürmektedir.Bir gün Nazif Bey uzun zamandan beri hiç görmediği okul arkadaşı Murat’a Karaoğlan’da rastlar.Murat Bey mebus olmuş,çoluk çocuğa karışmış ve Etlik’te bir bağ evi almıştır.
Nazif Bey ve eşini haftasonunda Etlik’teki bağ evine davet eder. İki gün sonra Murat Bey’in göderdiği arabayla Nazif Bey ve Selma Hanım bağ evine gelirler.Burada Murat Bey’in ailesi ve yakın dostu Binbaşı Hakkı Bey ile tanışırlar.O haftasonu hoşça vakit geçirirler.Hakkı Bey,Nazif Bey ve Selma Hanım’a ata binmeyi öğretir. Nazif Bey ve eşiyle Çankaya’ya ata binmeye giderler.Bir gün İstanbul’dan gelen genç muharir Neşet Sabit ve Murat Bey Göksu’da atış yaparlar.Selma Hanım’da oradadır.Hiçbiri de hedefi tutturamaz,fakat Selma Hanım hedefe isabet ettirir.Bunun üzerine Hakkı Bey Selma Hanım’a Eskişehir’deki bir hastanede hastabkıcılık görevi bulur.Eskişehi düşman tarafından işgal edilince Selma Hanım Ankara’ya geri döner ve Cebeci Hastanesinde çalışmay başlar. Düşman Ankara’ya çok yaklaşmıştır.Düşmandan korkan kişiler Ankara’yı terk etmeye başlar.Nazif Bey Ankara’yı terk etmek için Selma Hanım’a teklif götürür Selma Hanım konuyu şiddetle karşı çıkar ve Nazif Bey Ankara’dan ve Selma Hanım’dan ayrılır.
Üç yıl sonra Selma Hanım yeni bir evde,Hakkı Bey’in karısı olarak yeni bir toplumun içindedir.Binbaşı Hakkı Bey Milli Mücadele yıllarından sonra çok değişmiştir.Yiğit, atılgan ve Avrupa düşmanı olan Hakkı Bey,artık o yıllardaki çektiği sıkıntıları unutup zevk ve eğlenceye dalmıştır.Hakkı Bey Milli Mücadele’de zaferi kazanınca herşeyin bittiğini sanır.Fakat Selma Hanım herşeyin bitmediğinin bilincindedir.Hakkı Bey’in bu davranışlarına şaşırır ve aralarına soğukluk girer. Selma Hanım Yenişehir’de bir baloda Göksu’da tanıdığı genç Neşet Sabit’e rastlar.Neşet Sabit,sadece Selma Hanım’I görmek için toplantılara katılır.Selma Hanım,Hakkı Bey’in yaptığı saçmalıklara daha fazla dayanamaz ve ondan boşanır ve Neşet Sabit’in yanında kalmaya başlar. Selma Hanım Neşet Sabit ile birlikte gezintiler yaparlar.Spor eğlencelerine,konserlere ve sergilere katılırlar.
Selma Hanım düşüncelerini paylaştığı,sadelikten yana olan Neşet SABİT ile evlenir ve gerçek mutluluğu bulur.
ROMANIN ANA FİKRİ:
Bir kişinin aradığını bulması yıllarını alabilir,bu çok acı ve kötü sonuçlarla gelebilir.
ROMAN HAKKINDA:
Roman Milli Mücadele ve Cumhuriyetin ilk yıllarında yaşanları.O yıllarda kişilerdeki anlık değişmeleri ve bir kadının amansız mücadelsini güzel bir dille anlatmıştır.
KİŞİLER VE KARAKTERİSTİK ÖZELLİKLER:
Selma Hanım: İyi bir öğrenim görmüş haksızlıklara boyun eğmeyen,vatansever,vatan sevgisi uğruna oradan oraya koşan;hep bir şeyler arayan,aradığını bulamayan;azimli ve hoş görülü,halden anlar,olgun bir kişidir.
Nazif Bey:İyi bir öğrenim görmüş banka şefidir.Sessiz,sedası, vatanından çok canını seven bir kişidir.
Binbaşı Hakkı: Milli Mücadele yıllarında ki hal ve harketlerinde sonradan değişmeler olan bir Milli Mücadele vurguncusudur.
Neşet Sabit: İyi bir öğrenim görmüş,genç bir yazardır.Sorumluluğunu bilir,azimli,hoş görülü halden anlayan bir kişidir.
YAZARI:
YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU
Kahire’de doğdu.Öğrenimini Fransız okullarında tamamladı.İkinci meşrutiyetten sonra İstanbul’a geldi.Kurtuluş savaşı sırasında Anadolu’ya geçerek Batı Cephesi’nde bulundu.Milletvekili ve elçilik görevlerinde bulundu.Deneme,makale,anı türlerinde eser veren yazar daha çok romanlarıyla tanındı.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI KİRALIK KONAK KİTABIN YAZARI Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU YAYINEVİ VE ADRESİ İletişim Yayınları BASIM TARİHİ 20. Baskı 1999 İSTANBUL SAYFA SAYISI 232 KİTABIN KONUSU : Kiralık Konak’ta Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş dönemindeki toplumsal nedenler dile getirilir. Kiralık Konak İmparatorluğun çöküş çanlarının kulak yırtan sesleri içinde , kuşaklar arasındaki değişen değer yargılarını buna bağlı olarak da yaşam biçimlerinin çelişkisini sergileyen bir romandır. Semiha-Faik-Hakkı Celis üçgeni romanın yapısının iskeletidir. Toplumsal rüzgarları savurduğu bu insanlar birer yaprak gibi uçuşuyorlar, hiç toprağa düşmüyorlar. Kiralık Konak taki kahramanların ortak çzelliklerinden biri de düşündükleri, ettikleri dünya ile gerçek yaşmları arasındaki bağlantısızlıklardır. Onlar için yaşamın her gerçeği birer beklenmeyen darbedir. Konağın dağılıp satılığa çıkarılmasıyla biten roman bir zümrenin çöküntüsünün üç kuşaklık hikayesidir. KİTABIN ÖZETİ : Naim Efendi çok zengin, zengin olduğu kadarda hesaplı bir kişiydi. Babasından kalma bir servetti. Büyük bir ihtimamla idare ve muhafaza ediyordu. II. Abdülhamit döneminde devletin yüksek mevkilerinde bulundu. Bir çok defalar valiliklerde dolaştı. Şürayı Devlet Azası, Rüşümat Müdiri Umumisi oldu. İnkılaptan iki sene evvel dolaşık bir “TEVLİYET” (Mütevellilik) davası yüzünden istifasını verdi ve Hükümet işlerinden tiksinerek bir köşeye çekildi. Fakat memuriyet döneminden kalma bayramlaşma ve özel deftere imza olayını hiçbir zaman aksatmazdı.Bütün çocukluğu, bütün gençliği İstanbul ‘un en kalabalık konağında geçen Naim Efendi eğlenceli meclisleri, ahbap arasındaki sohbetleri, misafirlere ziyafetleri çok severdi. Fakat öyle bir zaman yaşadı ki bunların hepsi yasaktı. Naim Efendi yeni sazdan, yeni şarkılardan zevk almak şöyle dursun, son senelerde yazılan ve konuşulan Türkçe’yi de anlamıyordu.Bundan beş sene öncesine kadar karısı Nefise Hanımefendi yanı başında idi, rahatını huzurunu mümkün mertebe koruyordu. Zira, bu ihtiyar kadın ölünce evin içinde yalnız kaldı. O öldükten sonra yerine Sekine hanım geçti; fakat Sekine Hanım hiçbir cihetten annesine benzetmiyordu. Tabi ki babası gibi çekingen, içinde titiz, iradesiz, tembel bir kadındı; hususiyle kocasının nüfusuna ve çocuklarının arzularına son derece uyardı. Kocası ise kırk beş yaşında bir züppeden başka bir şey değildi.Naim Efendinin damadı Düyunu Umumiye Müfettişlerinden Servet Bey, Naim Efendinin saflığından yararlanarak bütün iradesini konak içerisinde istediği gibi yürütüyordu. Servet Beyin oğlu Cemil henüz yirmi yaşında bir mektup çocuğu olmasına rağmen Beyoğlu’ndaki büyük lokantaların, gazinoların, barların sadık gediklisi idi. Bu yaşında bir çok zevkleri vardı. Biraderinin küçük sırlarında vakıf olan Seniha ise son çıkan moda gazetelerinin resimlerine benzerdi. Körpe ince ve çolak vücudu ipek böcekleri gibi daima biçim değiştirme, başkalaşma içerisindeydi.Pazartesi günleri Seniha’nın çay günleridir. Avrupa’nın bütün kibar kadınları gibi o günleri giyinir; kuşanır ve tam beşte konağın salonunda nadir görülen bir hanımefendi vakariyle ziyaretçilerini beklerdi. Seniha salonun bir köşesinde iki genç kızla halasının torunu Hakkı Celis’in kendisine okuduğu şiirleri dinler, gözüküyordu. Bu genç kendisinden iki ay küçük olmasına rağmen ve bir çok şiiri bazı mecmualarda çıkmasına rağmen ona parmakları mürekkep lekeli ve pantolonunun dizleri çıkmış zavallı bir mektep çocuğu gibi görünmekten kurtulamıyordu. Saat beşe henüz gelmişti ki; Faik Bey konağı ziyarete geldi. Faik Bey Cemil’in yakın arkadaşları arasındaydı. Kumral, zayıf, uzun saçları iyi taranmış bir gençti. Küçük yaşından beri Avrupa’nın muhtelif şehirlerinde dolaşmış, oturmuş olduğu için hareketlerinde hiç sahte görülmeyen bir frenk zarafeti ve kıvraklığı vardı. Faik Bey ile Seniha arasındaki münasebetin bir arkadaşlık derecesinden fazla olduğunu genç kızın bütün erkek ve kadın arkadaşları bili verirlerdi.Fakat, buna da hafif bir flört manasını verirlerdi. Zira Faik Bey, pek çapkın bir delikanlı ve Seniha, pek şuh bir genç kızdı. Günden güne aralarındaki sevgi çoğalmaya başladı. Faik Bey için Seniha’yı sevmek birdenbire vazgeçilmeyen ihtiyarlardan biri oluverdi. O şimdi kumara ne kadar düşkün ise, Seniha’yı da o kadar arıyor. Seniha’ya kendini o kadar düşkün hissediyordu. Dört günlük bir ayrılıktan sonra sabah Faik Bey konağa geldi. Henüz herkes uykudaydı. Saçları karma karışık, yüzü sapsarıydı. Yanaklarında üç günlük bir sakal, toz renginde bir kir tabakası vardı. Seniha ne var? Ne oldu? Demek isteyen gözlerle Faik Bey’ i süzdü. Faik Bey sessiz bir şekilde hiçbir şey söylemiyordu. Seniha daha sonra kardeşi Cemil’ den öğrendiği kadarıyla Faik Bey’ in kumarda Üç yüz elli lira kaybettiğini ve paraya ihtiyacı olduğunu öğrendi. Cemil parayı Seniha’nın büyükbabasından istemesini söyledi. Seniha’nın bunun mümkün olmayacağını söylemesi üzerine Cemil Seniha’nın elmaslarını rehin koymasını istedi.Seniha dolabını açtı içinden bir çekmece çıkardı. Çekmecenin içinden birkaç tane mahfaza aldı ve birer birer Cemil’e uzattı.Ve hayatında ilk defa olarak ağır ve ciddi bir şekilde düşündü, kaldı. Hayat bir an içinde, ona çıplak ve en kaba haliyle görünmüştü. Bu dünyada her şey ne bayağı, ne beyhude, ne kirliydi... Bu dünyada güzellik bir hayal, sezgi bir efsane, asalet ve zerafet, insanın üstünde hafif bir cilaydı. En güzel bir yüze bir iskelet ifadesi vermek için iki gecelik bir uykusuzluk, bir sevgiyi bir alışverişe çevirmek için birkaç paket iskambil kağıdı, en zarif bir adamı bir dilenciye döndürmek için üç yüz elli liralık bir borç kafiydi.Seniha kalbinin bu bir günlük imtihanından epeyce değişmiş çıktı. Aşktan evvel ki alaycı, havai, şuh ve işveli haline avdet etti.Konağı kiraya verip kardeşi Selma Hanımefendinin yanına taşınma bahsi çıktığından beri Naim Efendi’ nin rahatı huzuru büsbütün kaçtı. Selma Hanımefendinin kararı o kadar katıydı ki hiçbir mazeretle bunun önüne geçmek kabil olmuyordu.NAİM EFENDİ;“Burada doğmuşum, burada yaşamışım, ihtiyarlamışım! Nasıl bırakır giderim? Diyordu.”SELMA HANIM;“Burada, fareler, örümcekler ortasında yapayalnız öleceğine, benim yanımda benim gözüm önünde ölürsün” diyordu.Konak, Naim Efendiyle beraber, her gün biraz daha yıkılıp gidiyordu. Zili bozulan sokak kapısı ağır bir tokmakla vuruluyor ve bir çok gıcırtılarla mustarip bir hayvan gibi sarsıla açılıyordu.KİTABIN ANAFİKRİ : İnsanlar arasındakş sevgi ve saygının yok olması o tpolumda bulunan insanları olumsuz yönde etkiler. Özellikle aile fertleri arasındaki sevgi ve saygının yok olması o ailenin dağılmasına yol açar. Bundan dolayı büyüklerimize saygılı olmalı küçüklerimize sevgiyle yaklaşmalıyız.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ : Naim Efendi : Bir zamanlar en büyük devlet memurluklarında bulunmuştur ama, artık emeklidir. Karısı ölmüştür. Naim Efendi eğlenceli meclisleri, ahbap arasındaki sohbetleri, misafirlere ziyaretleri çok severdi. Fakat öyle bir zaman yaşadı ki bunların hepsi yasaktı. Naim Efendi yeni sazdan, yeni şarkılardan zevk almak şöyle dursun son senelerde yazılan ve konuşulan Türkçe’yi de anlamıyordu. Servet Bey : Müslümanlıktan ve Türklükten nefret eden bir kazasker oğludur. Müthiş bir hayranlığı vardır; o da Avrupa hayranlığı frenk taklitçiliğidir. Seniha : Seniha körpe, ince, çevik vücuduyla ipekböceği gibi sürekli bir değişim halindedir. Pazartesi günleri Seniha’nın çay günleridir. Faik Bey epeydir ona yakınlık göstermektedir. Halasının torunu Hakkı Celis de ona aşıktır. Seniha bütün bunların arasında kendisini huzursuz hisseder.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER : Kiralık Konak da Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş dönemindeki toplumsal nedenler dile getirilir. Kiralık Konak İmparatorluğun çöküşü yıllarında kuşaklear arasında değişen değer yargılarının ve buna bağlı olarak da yaşam biçimlerinin çelişkisini sergileyen bir romandı. Yazar olayları tasvirlerle süsleyerek romana renk katmıştır. Olaylar gerçekçi olduğu için daha etkileyicidir. Kitap Osmanlı ‘nın çöküş yılları hakkında bize bilgi verdiği için yararlı bir kitaptır. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ : Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU Kahire’de doğdu. Manisa’nın Karaosmanoğulları ailesindendir. Öğrenimini bir Fransız okulunda tamamladı. II. Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’a geldi. Fecr-i Ati Topluluğu’na katıldı. Çeşitli gazete ve dergilerde yazmaya başladı. Üsküdar Lisesi’nde felsefe dersleri okuttu. Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu’ya geçerek Batı Cephesi’nde bulundu. Deneme, makale, anı, oyun türlerinde eserler veren Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU daha çok romanlarıyla tanındı. Romanlarının konusu tarihsel ve toplumsal olaylardır.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
Dava kendisine özgü özellikleri bulunmayan belirlenmemiş bir şehirde geçerYüzyılın ilk on yıllarındakş Prag olabilir.Ancak ayrıntının önemi yoktur.Çünkü bu psikolojik olaydaki gerçek sahen ruhtur.
Roman ın kahramanı Joseph K. otuz yaşındadır.Bir bankada çalışmaktadır.İyi bir insan olarak tanınır.Değişik işlerde çalışan insanların yaşadıkları kiralık bir evde oturur.Yemeklerini sakin kahvehanelerde yer ve geceleri geç saatlere kadar çalışır.İçine kapanıktır ve ruhasal bir boşluk olduğuna dair varsayımları vardır.
Bir sabah,onun bu rutin hayatı parçalanır.İki kişi evine gelerek tutuklandığını söylerlerK.herhangi bir suç işlediğini hatırlamaz.Zaten bunu yapacağı bir ortamı da ,durumu da yoktur.Aradan oldukça bir zaman geçtikten sonra,kaderinin gelişigüzel,sivil bir mahkeme elinde bulunmadığını da görür.Durum karmakarışıktır,şaşkınlık vericidir.Ne gibi bir suç işlediği ve ya kanunun hangi maddesine göre tutuklandığı kendisine hiçbir zaman söylenmez.Karşılaştığı herkes onun suçlu olduğunu kabul eder.
Fakat günlük işlerini yürütmekte serbesttir.Muhakeme işlemleri,belirli yerlerden uzaklarda berbat durumlarda yapılır.Yargılama sırasında,hiç de beklenmedik zamanlarda saray görevlileri ve ya sarayla ilgili kimseler mahkemede görülür.Hiçkimse hatta mahkemem görevlileri bile bu işin iç yüzünü anlayamazlar.En güçlü yargıçlar o kadar uzaklardır,o kadar yabancıdırlar ki,hiç kimse onların gerçekten varolup olmadıklarını bilmez.En kötüsü yargılama yıllarca sürmesine rağmen kimse beraat etmez.
Roman K.’nın ,kendisini temize çıkarmak ve ya hiç olmazsa kendisine yüklenilen suçun ne olduğunu anlamak için giriştiği faaliyetlerle ilgilidir.Bir yıl boyunca,birinden diğerine başvurarak kendisine yardım etmelerini ister,fakat başarılı olamaz.
K.kendini aleyhindeki davaya öyle vermiştir ki,bankadaki işini aksatır.Amcası Karl,bu davalarda şöhret kazanmış Huld adında bir avukat bulur.Huld,geçirdiği bir kaza sonucu sakat kalmış,bu kazadan snra kendisini iyice işine vermiş ve hızla işinde büyük bir yükseliş gerçekleştirmiştir.
K.ş hayatındaki bir arkadaşının tavsiyesi üzerine Titorelli adında bir ressamı görmek ister.Ressam kaldırım kadınlarının cirit attıkları bir sokakta berbat bir evde yaşamaktadır.Titorelli,sarayın özel ressamıdır.Hakimler arasında büyük etkisi olduğunu söyler.Kesinlikle beraat, ki buna imkan yoktur; şartlı beraat,ki herhangi bir anda tutuklanabilir;süresiz erteleme ki,ne beraat demektir ne de mahkumiyet.K.,arzu etmemesine rağmen,bir kaç resim satın alır ve ümitsizlik içinde ressamın yanından ayrılır.
Daha sonra avukatının davayı ihmal ettiğini sanarak başka birini bulmayı düşünür.Huld’un,Block adında bir müvekkilini görür.Huld,bu adamın bir davasını yüklenmiş , kesin bir sonuca erdirmeksizin yıllarca sürdürmüştür.O da,avukatının ihmalinden şikayet eder ve gizliden gizliye diğer avukatlara danıştığını söyler.Huld,K.’nin kendisinden vazgeçmek istemesine sinirlenir ve müvekkilleri üzerindeki etkisini göstermek için Block’u çağırır.Block avukatın önünde diz çöker,adeta bir köle gibidir ve ona yalvarıyordur.
Son görüşme K.’nin iş için gittiği şehrin kilisesinde yapılır.Kilise,karanlık ve boştur.Birdenbire,mihraptaki kürsüden,K.’ye seslenilir.Kürsüdeki kiş kendisinin hapishane papazı ve bundan böyle mahkemenin bir hizmetkarı olduğunu söyler.K.’ye durumun kötüye gittiğini,onun,mahkemenin niteliğini anlamadığını,diğerlerlerinin,özellikle kadınların yardımına çok güvendiğini bildirir.
Bu görüşme sonunda papaz ,K.’ye içinde gerçek payı bulunan ve K.’yi huzursuzlaştıran bir hikaye anlatır.Hikayede hukukçu olmak isteyen bir kişinin hukukçu olmak için geçmesi gerekn kapıda başından geçen olaylar anlatılır:”Adam çok çalışmasına ve defalarca denemesine rağmen o kapıdan geçemez. Bekçiye rüşvet verir fakat yine giremez.Ölümünden sonra ruhu kendini o kapıda bulur,bekçiye sorar neden defalarca denememe benimle beraber bu işi birçok kişininde denemesine rağmen kimse başarılı olamadı.Bekçi,bu kapıdan sadece bir kişi geçebilirdi.O da sizdiniz ama vaktin gelmesini beklemeliydiniz.Artık vakit geldi.”K.bu olaydan kendine göre yorumlar çıkarır fakat gerçek sorunun ve bu hikayenin kendisiyle olan ilişkisiniz anlayamaz.
Kitabın son bölümü,birinci bölümlerden bir yıl sonra,K.’nın otuzbir yaş öncesinde geçer.Radingotlu ve silindir şapkalı iki şişman adam K.’nin kapısına gelir ve hiçbir direniş göstermeyen K.’yı alıp götürürler.K. onların cellat olabileceklerini sanır.Fakat artık mücadele azmini tamamen yitirmiştir.Kendisini kurtarsa bile polis ona yardım etmeyecektir zaten.Ve artık istediği adalete kavuşacaktır.Hikayenin kendisiuyle olan ilgisini anlamıştır.O adaleti yaşadığı yalanlar ortamında değil, gerçeğin var olduğu diğer hayatta sürdürecektir.Dava bitmiştir.Sanık artık gidebilir.
Karakterler
Dava’da sadece vir karakter vardır:Her zaman sahnede görünen ve bütün hikayenin kendi çevresinde döndüğü Joseph K.Diğer kişilerin çoğu adsız ve hemen hemen nitelikten yoksun kimselerdir.K.’nin bilinçaltının bazı yönlerini temsil ederler.En kesin çizgilerle belirtilmiş karakteler şunlardır:
Joseph K.:Otuz yaşında bir bekar ve başarılı bir bankacı.Renksiz bir insandır.Belirli kötülükleri ve ya erdemleri kişisel bağları yoktur.
Frau Grubach:K.’nin ev sahibesi.Saygı duyulan biri.
Huld:K.’nin danıştığı avukat.Mahkeme çevrelerinde etkisi olduğunu iddia etsede hiçbir şey başaramaz.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
ATEŞTEN GÖMLEK
KİTABIN YAZARI
HALİDE EDİP ADIVAR
YAYIN EVİ
ÖZGÜR YAYINEVİ
BASIM YILI
OCAK 1997
SAYFA SAYISI
350

1.KİTABIN KONUSU:
Milli Mücadele sırasında Ayşe, Peyami ve İhsan arasında geçen acıklı bir aşk hikayesi.


2.KİTABIN ÖZETİ:

Bacaklarını katbeden Peyami,dışişleriyle ilgili bir meslek seçmiştir. Hatıralarını yazdığı sıralarda, kafatası da açılacak, içerde kaldığı sanılan bir kurşun aranacaktır.
Ayşe, Peyami’nin uzak bir akrabasıdır. İzmir’den, onunla evlendirilmek üzere İstanbul’a davet edilmiş, ama Peyami istememiştir.Bunun üzerine, onuruna çok düşkün olan Ayşe, bir daha hiç bir zaman Peyami’yle evlenmemeyi aklına koymuştur. Nitekim bir başkasıyla evlenir.Ayşe’nin kardeşi Cemal subaydır.Harbiye Nezaretindeki Binbaşı İhsan’la Mütareke’nin ilk zamanlarından beri çok iyi anlaşmaktadırlar.Peyami’nin annesi, Şişli’deki salonuyla o günlerin kibar kadını, tanınmış kadını, sözgeçiren bir kadındır. Kadınlar arasındaki propagandayı o idare eder. İstanbul’da çeşit çeşit inanç, türlü türlü çalışma vardır. Özellikle manda taraftarları, ülkeyi bir başka yabancı devletin boyunduruğu altına koymak için çok çalışmaktadırlar. Bir gün İzmir’e Yunanlıların girdiği haberi gelir. Ayşe’nin kocasını, küçük oğlunu, birçok suçsuz insanla birlikte süngülemişler, delik deşik etmişlerdir. Ayşe, kalkar İstanbul’a Peyami’lere gelir.
Sultanahmet meydanında büyük bir miting yapılır. Mitinge kadın erkek, çoluk çocuk katılmıştır; asıl gelenler İstanbul’un arka mahalle insanlarıdır. Minarelerin arasına çok büyük, siyah bayraklar asılmıştır. Orada halk, ülke kurtuluncaya kadar dövüşmeye, sanki ant içmeye gelmişlerdir.
Büyük toplantıdan sonra İhsan’la Cemal Anadolu’ya geçerler. Peyami şiddetli bir tifoya yakalandıktan sonra, ayşe ile birlikte kağnıya atlayıp Kandıra köyünde bulunan İhsan’ın yanına giderler. Bir çete kurmuşlardır. Ulusal harekete karşı koymak isteyen köyleri yola getirirler. Peyami’i ,dilbilgisinden yararlanmak üzere, mütercim olarak milli müdafaya verirler. Ankara’ya gelir. Ayşe hemşire olmuş, Eskişehir’e gitmiştir. İhsan, çelikten bir insan gibi, yorulmak bilmeden didinir, çalışır. Hepsi Ayşe’nin, İzmir kızının peşinde, İzmir yolunda ölmeye söz vemişlerdir. Bu sıtmayla sanki üstlerine ateşten bir gömlek giymişlerdir. Peyami, büyük bir uğraştan sonra kendini İhsan’ın komutası altındaki birliğe verdirir. İhsan, bir akşam Peyami’ye Ayşe’yi nasıl yana yana sevdiğini anlatır. İkinci İnönü Savaşı’nda alayının başında, başını kurşunlara uzatarak ölümü beklemiştir. Metristepede göğsünden bir kurşun yiyerek bayıldığı an her şeyin bittiğine hükmetmiştir. Çok kan kaybetmiştir. Hastanede yer olmadığı için İhsan’ı bir otelde, küçük bir odaya yatırırlar. Ayşe sabahları gelir, yarasını gözden geçirir, çarşaflarını değiştirir, derecesini alır. İhsan, öğleye kadar hep bunun yaşamakla vakit geçirir. Bir akşam, Ayşe ile, İzmir’e girecekleri günü konuşurlar. İzmir’e ilk giren kendisi olmak şartıyla Ayşe’den kendisiyle evlenmesini ister. Ayşe bu sözü vermeden, mantosunu kapar, kaçmaya başlar. İhsan, yarasını açarak intihara teşebbüs eder. Ayşe de ister istemez geri dönmek zorunda kalır.
İhsan’a rastlantılar fena bir oyun oynar. Hava değişimi için Ankara’ya gönderilir. Orada, ihsan’ın isteğine aykırı olarak, bir amca kızını onunla evlendirmeye kalkarlar. İhsan bunu kabul etmez, ama dönüşte, trene binerken amcasının kızına, onu öperek veda eder. İşte kötü rastlantı burada kendini gösterir; Ayşe, bu sahneyi görmüştür. İzmir’in kızı, o günden sonra İzmir’den başka hiçbir şey düşünmez olur. İhsan’da yırtıcı bir savaş başlamıştır; dışından düşmanlarla içinden kendi kendisiyle savaşmaktadır. İhsan, bir saldırı sırasında, tırmandığı tepenin en yüksek noktasında bir makinalı ateşiyle vurulur. Peyami’nin kolları arasında hayata veda eder.
Ayşe Hemşire bu saldırıda vurulanlar arasındadır. Peyami, bir sedye içinde bir asker kaputu altında onu bulur. Hemşire gömleği kana bulanmıştır. Sol kaşının üztünden iri bir yara almıştır. Hemşirenin şehit oluşu hazindir: Sıhhiye bölüğünde çalışırken komutanın şehit düştüğü haberi gelir. Bunu duyar duymaz fırlar, ileri, en ileri hatta kadar koşar. Yakalayamazlar. Bir yop mermisi parçasının isabetiyle vurulur.
Peyami, Ayşe’yi de İhsan’ı da Gökçepınarda yan yana gömdürür. Niyeti İzmir’e en önce girip, bunu Gökçepınarda yatan Ayşe’ye anlatmaktır. Çünkü, Peyamiye göre Ayşe hiç kimseyi sevmemiştir. Onun seveceği insan, İzmir’ e ilk girecek olan insandır.
Peyami’nin hatıra defteri burada biter. Ameliyattan sonra, Cebeci hastanesinin iki doktoru bu konuda konuşurlar. Yedek asteğmen Peyami Efendi’nin kağıtlari incelenmiştir. Ne İhsan isminde bir alay komutanı bulunmuştur, ne de Ayşe adında bir hemşire. Peyami’nin akrabası da bulunmamıştır. Bunun üzerine iki doktor, hatıra defterindeki olayların, kafasına kurşun girmesinden ileri gelme hayaller olduğuna karar verirler.

3.KİTABIN ANAFİKRİ:
İyi bir amaç doğrultusunda insanları motive edebilmek oldukça önemlidir ve amaç için her yol kullanılabilir.




4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
A.Sahışların Değerlendirilmesi

Peyami: Savaş sırasında kafasında yaralanan biri zamanında yapmadığı işlerden dolayı büyük üzüntü doyan, muhtemelen psikolojik sorunları olan biri.

İhsan: Ayşe’ye karşı çok samimi duygular besleyen fakat savaş sırasında bunları açıklayamayan dolayısıyla kendi içinde çetışma yaşayan biri.

Cemal: İyi niyetli, yaşam dolu bir insan.

Ayşe: Milli duyguları çok kabarık olan bu yüzden kendi ilişkilerini feda eden biri.
B.Olayların Değerlendirilmesi
Olaylar Milli Mücadele etrafında gelişmiştir. Halide Edip Adıvar, Milli Mücadele’nin içinde yer aldığından olaylar gerçeğe çok yakındır.Olaylar bu acıklı aşk hikayesinin çok iyi tamalamakta;hiç bir tezat göstermemektedir.
5.KİTAP HAKKINDA SAHŞİ GÖRÜŞLER:
Kurgusu oldukça kuvvetlidir. Şahısların olaylar karşısındaki tavırları, ruh halleri öyle güzel tasvir edilmiş ki kendinizi romanın içinde sanıyorsunuz. Olayın geliş süreci, mekanın ve zamanın uyuşu romanı sürükleyici hale getiriyor. Cümleler biraz osmanlıcaya kaçsa da anlaşılması kolay. Raman süresince yapılan geri dönüşler, açıklamalar ayrı bir ahenk katmış.


6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Öğrenimini Amerikan Kız Koleji’nde tamamladı. Felsefe, sosyoloji, matematik dersleri aldı. Matematik öğretmeni Salih Zeki ile ilk evliliğini yaptı. Öğretmenliklerde bulundu. Kocasının ölümü üzerine Dr. Adna Adıvar ile evlendi. Halide Onbaşı diye anılarak, ordu içinde kendine iyi bir unvan sağladı. Uzun yıllar Avrupa ve Amerika’da yaşadı. Döndükten sonra İstanbul Üniversitesi’ne İngiliz Edebiyatı Profesörü oldu. Romanlarında ingiliz edebiyatının etkisi açıkça görülür. İlk romanlarında aşk ve akdın psikolojisi üzerinde duran yazar, sonraki eserlerinde yurt ve ulus sevgisine yönelik eserler yazdı. İstanbul’da öldü.



ESERLERİ:

MOR SALKIMLI EV, ATEŞTEN GÖMLEK, VURUN KAHPEYE, YOLPALAS CİNAYETİ, HAYAT PARÇALARI, SİNEKLİ BAKKAL, DAĞA ÇIKAN KURT, ZEYNO’NUN OĞLU, DÖNER AYNA, SEVDA SOKAĞI, MEV’UT HÜKÜM,
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI

KAN DAVASI

KİTABIN YAZARI

REŞAT NURİ GÜNTEKİN

YAYIN EVİ

İNKILAP KİTABEVİ

BASIM YILI

1982

SAYFA SAYISI

296



1.KİTABIN KONUSU: Kurtuluş savaşı yılarındaki bir kan davasını anlatıyor.

2.KİTABIN ÖZETİ:
Kurtuluş Savaşı yıllarında sokak çocuğu olarak büyüyen ve bulundukları yerden işgaller yüzünden diyar diyar dolaşan ve en sonunda Çocuk Esirgeme Kurumunda büyüyen, okuyup öğretmen olan, öğretmenlik yaparken cepheye alınan ve hayatının büyük çoğunluğu cephelerde geçen Ömer adında bir öğretmenin başından geçen bir kan davasını anlatmaktadır.
Olay Bozova ilçeside geçmektedir.Ömer askere giderken daha önce buradan geçmiş ve dönüşte burada yaşamaya karar vermiş.Burada eskiden cephede tanıştığı Deli Murat lakaplı bir mühendisle birlikte yaşamaya başlar.Bozova’nın bir köyünde öğretmenlik yapmak için istekte bulunur,tayini Aşağı Sazan köyüne çıkar.Buraya gelgiği akşam bir soygun olayı olur ve bunu sokak çocuklarının yaptığı anlaşılır ve yakalanırlar ve bu çocuklar Yukarı Sazan köyünün gençleridir.Aşağı ve Yukarı Sazan köyleri arasında bir kan davası vardır.bunun üzerine Ömer öğretmeni ve okulu bulunmayan Yukarı Sazan köyünde çalışmaya ve çocukları da yannına almaya karar verir.

3.KİTABIN ANAFİKRİ:
Bir kan davası olayını anlatıyor ve kan davasının iki dost köyün arasını nasıl açtığı ifade ediliyor.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ


ÖMER : Sokak çocuğu olarak büyüyen ve öğretmen olan savaş başlayınca cepheye katılan bir karakterdir.
murat : Ömer’in cepheden tanıdığı bir mühendis
TOYGAR : İlçe doktoru.
5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER

Kitabı okurken kan davasının ne kadar zarar verici ve insanların yaşamında derin yaralar açan bir gelenek olduğunu yazarın etkileyici anlatımı sayesinde hiç sıkılmadan öğrendim.

6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ

Yazı hayatına Birinci Dünya Savaşı sonlarında (1917) başlayan, ilk eseri de Eski Ahbap (uzun hikaye) 1917’ de basılan Reşat Nuri, 1918’ de tiyatro eleştiri ve araştırmaları yayımlarken bir yandan da hikayeler (Şair Dergisi, 1918/19; Nedim Dergisi, 1919; Büyük Mecmua, 1919) yazıyordu. Çalıkuşu’ nun Vakit gazetesinde tefrikasıyla (1922) geniş bir ün kazandı. Çok hareketli bir eser olan Çalışkuşu’ nda Anadolu, ilk idealist ve aydın kızı Feride’ ye kavuştu, geniş ölçüde romana girdi. Bu roman az okumuş ve aydın, iki sınıfı da, doğal ve canlı diliyle kendine bağladı. Reşat Nuri’ nin hemen bütün romanlarında dekor olarak taşra kasaba ve şehirleri çevre, tip, çeşitli problem ve görüşleriyle Anadolu atmosferi görülür. Romanlarında sosyal ve hissi konuları işleyen yazar, küçük hikayelerinde bunların yanına mizahı da ekledi.

Yazdığı, çevirdiği, kitap biçimine girmiş veya dergi, gazete sayfalarında, tiyatro repertuarlarında kalmış tüm eserlerinin toplamı yüzü bulur; bunlardan 19 tanesi telif romandır, 7 tanesi hikaye kitabı. Yazdığı, çevirdiği, uyarladığı, oynanmış, basılmadan kalmış oyunlarının sayısı roman ve hikaye kitaplarının sayısını da aşar. 7 Aralık 1956’da İstanbul’da öldü.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI :FÜREYA KİTABIN YAZARI :AYŞE KULİNYAYIN EVİ :REMZİ YAYIN EVİBASIM YILI :1999SAYFA SAYISI :348KİTABIN KONUSU:Bir seramik sanatçısının hayatı anlatılıyor.KİTABIN ÖZETİ : Şakir Paşanın ikinci evliliğinden doğan altı çocuğundan Hakkiye'nin kızı olan Füreya, 1910-1997 yılları arasında yaşamıştır. Füreya zengin bir ailede şımarık ve mutlu bir hayat sürmektedir. Büyük babası, annesi ve asker babasına konak bahçesindeki evi hediye ettiğinden, konakta çok kalabalık bir ailede büyümüştür. Bir kaza sonucu büyük babasını vuran büyük dayısı ailenin perişan olmasına sebep olmuş, savaşın başlaması bu perişanlığı arttırmıştır. Aile para açısından büyük bir sıkıntıya girmiş, hatta konağı satıp İstanbul'daki evlerine taşınmak zorunda kalmıştır. Henüz umudunu kaybetmemiş, vatan sevgisi ile dolu gençlerden birisi de Füreya'nın babasıdır. Mustafa Kemal ile Harbiye'den sınıf arkadaşı olan babası, vatan kurtarılırken Büyük Önder'in yanında yer almış ve zaferden sonra ordu komutanı olmuştur. "Dame de Sion" daki tahsilini tamamlayan Füreya, üniversiteyi de bitirir. Atatürk ve eşinin, evlerini ziyaretlerinde anı defterine "Millet sizden çok şey bekliyor. Siz çalışmalı ve memlekete bir şeyler vermelisiniz." yazması Füreya'yı derinden etkilemiştir. Erken yaşta evlenen Füreya, eşinin kötü davranışları sonucu çocuğunu kaybederek bunalıma girer. Tedavi ile bunalımı atlatan Füreya ilk evliliğini bitirir. İkinci evliliğini, Atatürk'ün çok yakın arkadaşlarından birisi olan Kılıç Ali ile ailesinin itirazlarına rağmen gerçekleştirir. Kılıç Ali yaşça kendisinden çok daha büyüktür. Bu evlilik onları protokol içerisine sokar. Ankara sosyetesinin ve toplantılarının en aranılan isimlerinden biri olur. 1938'de Atatürk'ün vefatı, Kılıç Ali'yi derin bir bunalıma iter. Eşini motive etmek için büyük bir çaba gösteren Füreya, verem teşhisi ile genç yaşta hastahaneye yatırılır. Adadaki evde bir yıla yakın süre tedavi amaçlı kalır. Hastalığı ilerlemeye devam edince İsviçre'deki bir hastahanaye yatar. Tedavi devam ederken ressam olan teyzesinin yönlendirmesi ile kendisini sanatın (seramik) içinde bulur. Önceleri çamur ile olaya başlar. Tedavi için Fransa'ya nakledildiğinde seramik ile haşır neşir olur. Bir sergi açar, artık o ünlü bir seramik sanatçısıdır. Türkiye Cumhuriyetinin ilk bayan seramik sanatçısı olur. Hayatının devam eden günlerinde hem hastalığı ile hem de seramik ile uğraşır. Dünya çapında ödüller, burslar alır. Güney Amerika'da Aztek ve Maya uygarlıklarını inceler. Atölyesinde pek çok öğrenci yetiştirir. Çok tehlikeli bir ameliyatla hasta ciğerlerinden birini aldırır. Bu arada Kılıç Ali ile ilişkileri kopma noktasına gelir. Erkek kardeşinin kızı olan Sara'yı gelinlerinin itirazına rağmen evlat edinir. Çocuklara duyduğu özlemi onunla dindirmeye çalışır. İkinci eşi Kılıç Ali'den paylaşacak bir şeyleri kalmadığı için ayrılır. Teyzeleri ve kardeşi maddi ve manevi olarak Füreya'ya her zaman destek olurlar. Füreya da Türkiyenin çeşitli yelerinde ölümsüz sanat eserleri yaratır.Birçok değerli seramik sanatçısının yetişmesinde büyük rol oynar. Bundan sonraki yaşantısı tamamen sanata ve seramiğe yönelik olur. Seramik adına Türkiye'deki bir çok ilki gerçekleştirir. 1997'de vefat ettiğinde arkasında pek çok seramik sanatçısı, pek çok eşsiz eser ve büyük bir onur mücadelesi bırakır.KİTABIN ANA FİKRİ:Sanatçıların yaşamlarının normal insanların yaşamlarından farklı olduğu,yaşamlarının mücadele ,heyecan ve sevgi dolu olduğu anlatılıyor.Atatürk’ün Cumhuriyeti kurmakla uğraştığı yıllarda Türk milletine olan güveninin nedeni açıkça anlaşılıyor.Bir Türk sanatçının yapabileceklerinin ne kadar fazla olduğu belirtilmektedir.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ: FÜREYA:Hayatının tamamına yakınını seramik sanatçılığına adamış olan bir kişidir.Risk almayı seven yapılmamışı yapmaya çalışan bir kişiliği vardır.Bunda da başarılı olduğu bilinmektedir.KILIÇ ALİ:Hayatının büyük bir bölümünü Atatürk’e adamış bir askerdir.Zamanla daha üst makamlara yükselmiştir.Füreya ile aralarında yaş farkının fazla olmasınsa rağmen onu sevmiş ve saygı duymuştur.Fedakarlığı seven bir yapısı vardır.FAHRÜNİSSA:Füreya’nın seramiğe başlamasına neden olan en önemli kişidir.Sevecen ve canlı olması etrafınca beğenilmesine neden olmuştur.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLERBen bu kitabı okuduğumda bir sanatçının hayatından çok Cumhuriyetin kurulmasında ve gelişmesinde etkili olan kişileri daha yakından tanıdım.Atatürk’ün insanları etkileme gücünün ne kadar fazla olduğunu bir kez daha anladım.Dokuz yaşındaki bir kızın defterine yazdığı iki cümlenin kızın hayatını nasıl değiştirdiğini ve Türkiye’ye yararlı bir insan olma yolunda adım atmaya başlamasına neden olduğunu gördüm.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ AYŞE KULİN, Arnavutköy Amerikan Kız Koleji Edebiyat bölümünü bitirdi.Çeşitli gazete ve dergilerde editör ve muhabir olarak çalıştı.Uzun yıllar televizyon,reklam ve sinema filmlerinde sahne yapımcısı isanat yönetmeni ve senarist olarak görev yaptı. Öykülerden oluşan ilk kitabı Güneşe Dön Yüzünü 1984 yılında yayınladı.Bu kitaptaki “Gülizar”adlı öyküyü, Kırık Bebek adı ile senaryolaştırdı ve bu sinema filmi 1986 yılının Kültür Bakanlığı Ödülü’nü kazandı. 1986 yılında sahne yapımcılığını ve sanat yönetmenliğini üstlendiği Ayaşlı ve Kiracıları adlı dizideki çalışmasıyla Tiyatro Yazarları Derneği’nin En İyi Sanat Yönetmeni Ödülünü kazandı. 1996 yılında Münir Nureddin Selçuk‘un yaşamöyküsünün anlatıldığı Bir Tatlı Huzur adlı romanı yayınlandı.Aynı yıl,Foto Sabah Resimleri adlı öyküsü Haldun Taner Öykü Ödülü’nü ,bir yıl sonra aynı adı taşıyan kitabı Sait Faik Hikaye Armağanı’nı kazandı. 1997’de yayınlanan Adı:Aylin adlı biyografik romanı ile, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından yılın yazarı seçildi. 1998 yılında Geniş Zamanlar adlı öykü kitabı ,1999’da İletişim Fakültesi tarafından yılın romanı seçilmiş olan Sevdalinka romanı,2000’de ise Füreya Koral’ın yaşamöyküsünü anlattığı Füreya kitabı yaınlandı
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.