You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

KİTABIN ADI
KÖPRÜ

KİTABIN YAZARI
Ayşe KULİN

YAYINEVİ

Remzi Kitabevi

BASIN YILI
Nisan 2001

SAYFA SAYISI
255


1. KİTABIN KONUSU : Anadolu da yaşayan trajik bir yaşam öyküsü olan KÖPRÜ, Erzincan dolaylarında, fırat nehri üzerinde inşa edilen bir köprünün, bu köprüyü yaptırabilmek için çırpınan bir bürokratın ve yöre insanının romanı.

2. KİTABIN ÖZETİ : Bayram çocuk bekleyen bir babadır. Ve karısının doğum zamanı gelmiş çatmıştır. Sancılarla beraber Bayram, karısını hastaneye götürecektir Ama fırat buna engel olmaktadır. Fırat’ın karısına geçmeyen bayram ve onun talihsiz karısı oracıkta doğurur. Fakat karısı bu acıya dayanamaz ve kan kaybından yaşamını yitirir. O günden sonra Bayram ve onun çocuğu yalnız başına yaşamaktadır. Bayram çocuğu alarak doğru Valinin yanına gider ve olayı ona söyler. Vali o günden sonra bu olaya yakınlaşır ve köprüyü yaptırabilmek için girişimlerde bulunur. Köprüyü, Erzincan’ında dışında yabancı bir mühendise yaptırmak istiyordu. Bunun için Gürcistanlı baba ve oğul mühendislerle görüşmelere başladı. Gürcü mühendisler köprüyü yapabileceklerini söyleyerek Gürcistan’a dönmüşler; fakat bir daha geri dönmemişler. Bunun üzerine Ankara dan bir mühendisle görüşmeye başladı. Mühendisler Erzincan’a gelerek köprü yerini gördü ve birkaç inceleme yaparak köprüyü yapabileceklerini söylediler. Mühendisler Ankara’ya dönerek gerekli çalışmalara başladı ve bir grup oluşturdular. Yaklaşık bir hafta bir çalışmadan sonra köprü Erzincan da değil de Ankara da yapılarak tırlar la Erzincan’a götürüleceğini söyledi. Vali buna şaşırmıştı. Fakat mühendislere güveni sonsuzdu. Valinin etrafındakiler buna inanmıyorlardı. Vali etrafındakilere aldırmayarak gerekli parayı sağlamaya çalışıyordu. Yaklaşık bir ay sonra ilk grup Erzincan’a giderek köprü ayaklarını dikmeye gelmişlerdi. Daha çalışmanın ikinci gününde gerçekleşen terörist saldırıyla personel Ankara’ya kaçmışlardır.

Öksüze bakan Elmas ile Mevlüt yasak aşklarından dolayı ailesine yakalanmaktan korkuyordu. Mevlüt, İstanbul da ki asker arkadaşını ayarlayarak İstanbul’a gitmeyi düşünüyordu. Vali gerekli gıdasal yardımı öksüze bakan aileye sağlıyordu.

Mühendisler köprünün yapımını tamamlamış ve Tırlar la Erzincan’a yola çıkmışlardı. Mühendisler ve Vali bir araya gelerek köprünün montajı hakkında konuşmaya başladılar. Köprünün kıyıdaki ilk ayağı oturtturulmuştu. Diğer ucunu ise karşıya geçirmek için, Feribottan
Tahta güvertesine köprünün diğer ayağı oturtturulmuştu. Yalnız bir sorun çıkmıştı. Daha yolun yarısında feribot bozulmuştu. Çalışmalar aksamıştı. Bu da halkta tedirginlik yaratmıştı. Bir sonraki gün arıza giderilmiş ve yoğun bir çalışmayla köprü tamamlanmıştı. Yapıldığı akşam Vali, Bayram ve Öksüz köprüye oturarak ufka doğru bakıyorlardı.

3. KİTABIN ANA FİKRİ : Yaptığımız bir işte azimle çalışmalı ve sonucunu sabırla beklemeliyiz ki bir sonuca ulaşabilelim.

4. KİTPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ : Kitapta ki olaylar gerçek olduğundan, kitaba bir ılımlı yaklaşım yaratmaktadır. .

Vali, hırslı, iradeli ve bir şeyler yapma ve kazandırma yolunda olan birisidir.

Bayram, kendisinin çektiği acıyı başkalarının da yaşamasını istemeyen yardımsever birisidir.

Elmas ve Mevlüt, yakalanma korkusuyla sürekli yer değiştiren ürkek iki eştir.

Gürcü Mühendisler, İki yüzlü ve sözlerine inanılmayan kişilerdir.

Tür Mühendisler, PKK terörüne rağmen işlerinden yılmayan ve köprüyü yapan kişilerdir.

5. KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER : Kitaptaki gerçek olaylar duru ve akıcı bir üslupla anlatıldığından; Türkiye gerçeklerini de içerdiğinden bu kitabı herkese tavsiye ediyorum.

6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ :

Ayşe KULİN, Arnavut köy Amerikan Kız Koleji Edebiyat bölümünü bitirdi. Çeşitli gazete ve dergilerde editör ve muhabir olarak çalıştı. 1986’da sahne yapımcılığını ve sanat yönetmeliğini üstlendiği “Ayaşlı ve Kiracıları” adlı dizideki çalışmasıyla Tiyatro Yazarları Derneğinin En İyi Sanat Yönetmeliği Ödülünü kazandı.

1977 de yayınlanan “Adı : Aylin” adlı biyografik romanı ile, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından yılın yazarı seçildi.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
[B]BEYAZ GEMİ [/B]

KİTABIN YAZARI
CENGİZ AYTMATOV
YAYIN EVİ
ÖTÜKEN
BASIM YILI
1991
SAYFA SAYISI
174


1. KİTABIN KONUSU: Çok sevdiği dedesiyle yaşayan bir çocuğun inandığı iki masal ve bu masalarla yaşayan çocuğun hayallerinin yıkılışı.

2. KİTABIN ÖZETİ:

Onun iki masalı vardı. Biri kendisinindi ve başka kimse bilmezdi. Ötekini ise dedesi Kıvrak Mümin anlatmıştı ona. Şimdi ben bunlardan söz edeceğim.
Çocuğun yaşadığı yerde üç aile otururdu. Ailelerden biri çocukları olmayan teyzesi ve bakmakla sorumlu oldukları ormanın gerçek görevlisi Orozkul enişteydi. Diğer aile ise Orozkulun emrinde çalışan Seydahmet ve ailesiydi. Çocuk dedesi ve üvey annannesiyle yaşıyordu. Babası ve annesi ayrılmış ve şehre taşınmışlardı. İkside yeniden evlenip, eşleriyle yeni çocuklar yapmışlardı. Çocuğun duyduklarına göre, babası Beyaz Gemi’de çalışıyordu. Bu yüzden çocuk sürekli dürbününü alıp tepeye çıkar ve Beyaz gemiyi izleyip balık olma hayalleri kurardı.
Çocuk yedi yaşını doldurmuş sekizine basıyordu. Dedesi ona, ‘Maşin-Mağaza’ denilen otomobiliyle, dağlarda sürü besleyenlere öteberi satmak için dolaşan ve bazende çocuğun yaşadığı San-Taş vadisine gelen satıcıdan bir okul çantası aldı. Çünkü çocuk gelecek yıl okula gidecekti. Yaşadıkları yere en yakın okul beş kilometre uzaktaki bir okuldu. Dedesi onu her gün okula atla götürüp sonra geri getirirdi.
Yaşadıkları yerin tek çocuğu olduğu için arkadaşları taşlar, çiçekler, dürbünü, çantası ve çok sevdiği dedesiydi.
Dedesi ona hep Boynuzlu ;Maral Ana’ nın soyundan geldiklerini söyler ve masalını anlatırdı. Çok eskiden olmuş bu olay. Sibirya’ da Enesay(Yenisey) Nehri kıyısında, bir Kırgız kabilesi yaşarmış. Bir gün, Enesay Nehri kıyısında Kırgızlar ölen yaşlı başbuğlarının cenaze törenini yapıyorlarmış. Kıgızların bütün çadırları nehir boyunca dizilimiş. Hiç beklenmedik olay işte o zaman olmuş. Enesaylılar birbirleriyle ne kadar kanlı bıçaklı ourslarsa olsunlar, bir cenaze töreninde komşularına saldırmazlardı. Ama o gün, düşman komşulardan biri, hiç görünmeden Kırgız Ordugâhını kuşatmıştı. Birden ve her yandan hücuma geçtiler. Hiçbir Kırgız atına binecek, kılıç kuşanacak vakit bulamadı. Hiçbiri sağ kalıp bu olayı hatırlamasın, kalleşliklerini duyurmasın ve öc almaya kalkışmasın istiyorlardı. İşte böyle yaptılar…Yaptılar ama…
Zengin ganimetlerle çekilen düşman askerleri ormanda büyüklerin sözünü dinlemeyip oyun oynamaya giden iki çocuğu fark edememişlerdi. Çocuklar ağlaya ağlaya ata baba yurduna döndüler. Ama tek canlıya rastlamadılar.
Korkudan ne yapacaklarını bilmeyen çocuklar, ağlaya ağlaya düşmanlarının arkasından koştular. Çocuklar en sononunda düşmanın yanına vardığında, düşman hükümdarı çocukların uçurumdan nehre atılması için yaşlı bir kadına görev verdi. Boynuzlu Maral Ana, çocukları ona vermesi için kadına yalvardı. Ve onları çok uzaklara götüreceğine dair söz verdi.
Maral Ana çoocukları alıp çocuğun yaşadığı San-Taş vadisine getirdi. Burada çocuklar büyüyüp soylarını devam ettirdi. Bu insanlarca marallar kutsal sayılıyordu. Ama zaman ilerledikçe gözü dönen insanlar maralları atalarının mezarlarına, kutsal maral boynuzu koymak için öldürmeye başladılar. Kısa sürede maralların soyu o bölgede tükendi. İnsanlara darılan Maral Ana uzaklara gitti.
Orozkul bir gün birisine kereste vermek için söz vermişti. Kaynatası Mümin ile ağacı getirirken marallara rastladılar. Bu Mümin için çok önemli bir olay olmasına rağmen, açgözlü Orozkul için hiçbir şey ifade etmiyordu. Ağacı indiriken çok gecikmişlerdi. Çayı geçecekleri zaman ağaç kayaların arasına sıkıştı ve Mümin ağacı orada bırakmalarını istedi. Aksi Orozkul böyle birşeyin imkansız olduğunu söyledi ve Mümin’e torunu okuldan getirmesi için izin vermedi. O zamana kadar kimseye karşı gelmeyen Mümin torununu daha fazla bekletemeyeceğini söyledi ve çocuğu okuldan almaya gitti. Çocukla karşılaştıklarında çocuk dedesine çok kızmıştı ama dedesi maralların geldiğini söyleyince tekrar barıştılar.
Eve döndüklerinde Orozkul çok sinirlenmiş ve teyzesi Bekey halayı evden kovmuş ve Mümin’ i işten atmıştı.
Ertesi gün adam ağacı almak için bir kamyonla vadiye geldi. Mümin kendini affettirmek ve karısının ısrarı ve kızının mutluluğu iiçn onlarla birlikte gitti. O gün çocuk hastalanmış evde yatıyordu. Adamlar maralları görünce iştahları kabardı ve onlala ziyafet çekmeye karar verdiler. Torununun ve kızının geleceğini düşünen Mümin Ana Maralı vurmak zorunda kaldı. Maralların vurulduğunu gören çocuk dedesi de
fenalaşınca, nahre atlayıp balık olmak istedi. Ama hiçbir zaman balık olamayacağını bilmiyordu!

3. ANAFİKRİ: İnsanlara elimizden geldiğince iyi davranmak ve onların inançlarına saygılı davranmak, kibirli olmamak.


4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ:

Çocuğun dedesi son derece hoşgörülü, herkes tarafından sevilen ve kendinden çok sevdikleri düşünen büyük bir insan. Bu yüzden insanlar ona Kıvarak Mümin derdi ve kitabın kahramanı olan çocuğun en çok sevdiği insandı. Üvey annesi ise iyi biri olmasına karşın aksi bir kişiliğe sahipti. Eniştesi Orozkul kitaptaki en kötü karekterdir. Çocuğu olmamasından dolayı, devamlı isyan eden, insanları küçük gören birisidir. Seydahmet ise iyi olmasına karşın tembel ve cahilliğinden dolayı açgözlü bir kişidir.

4.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Herkesin severek okuyacağı ve dersler çıkaracağı çok güzel bir roman.

5. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Yazar yaşayan büyük Türk yazarlarının önde gelenlerindendir. Kırgız Türkü olan yazarın diğer eserleri; Aişi Kurdun Rüyaları, Cemile, Sultunmurat, Yıldırım Sesli Manascı, Yüzyüze, Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek

[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
[B]KİRALIK KONAK [/B]

KİTABIN YAZARI
Y.KADRİ KARAOSMANOĞLU
YAYIN EVİ
İLETİŞİM YAYINLARI
BASIM YILI
1999
SAYFA SAYISI
312



KİTABIN KONUSU: Kiralık Konakta Osmanlı İmparatorluğunun çöküş dönemindeki toplumsal nedenler dile getirilir
ESERİN ÖZETİ : Naim Efendi çok zengin, zengin olduğu kadarda hesaplı bir kişiydi. Babasından kalma bir servetti. Büyük bir ihtimamla idare ve muhafaza ediyordu. II. Abdülhamit döneminde devletin yüksek mevkilerinde bulundu. Bir çok defalar valiliklerde dolaştı. Şürayı Devlet Azası, Rüşümat Müdiri Umumisi oldu. İnkılaptan iki sene evvel dolaşık bir “TEVLİYET” (Mütevellilik) davası yüzünden istifasını verdi ve Hükümet işlerinden tiksinerek bir köşeye çekildi. Fakat memuriyet döneminden kalma bayramlaşma ve özel deftere imza olayını hiçbir zaman aksatmazdı.
Bütün çocukluğu, bütün gençliği İstanbul ‘un en kalabalık konağında geçen Naim Efendi eğlenceli meclisleri, ahbap arasındaki sohbetleri, misafirlere ziyafetleri çok severdi. Fakat öyle bir zaman yaşadı ki bunların hepsi yasaktı. Naim Efendi yeni sazdan, yeni şarkılardan zevk almak şöyle dursun, son senelerde yazılan ve konuşulan Türkçe’yi de anlamıyordu.
Bundan beş sene öncesine kadar karısı Nefise Hanımefendi yanı başında idi, rahatını huzurunu mümkün mertebe koruyordu. Zira, bu ihtiyar kadın ölünce evin içinde yalnız kaldı. O öldükten sonra yerine Sekine hanım geçti; fakat Sekine Hanım hiçbir cihetten annesine benzetmiyordu. Tabi ki babası gibi çekingen, içinde titiz, iradesiz, tembel bir kadındı; hususiyle kocasının nüfusuna ve çocuklarının arzularına son derece uyardı. Kocası ise kırk beş yaşında bir züppeden başka bir şey değildi.
Naim Efendinin damadı Düyunu Umumiye Müfettişlerinden Servet Bey, Naim Efendinin saflığından yararlanarak bütün iradesini konak içerisinde istediği gibi yürütüyordu. Servet Beyin oğlu Cemil henüz yirmi yaşında bir mektup çocuğu olmasına rağmen Beyoğlu’ndaki büyük lokantaların, gazinoların, barların sadık gediklisi idi. Bu yaşında bir çok zevkleri vardı. Biraderinin küçük sırlarında vakıf olan Seniha ise son çıkan moda gazetelerinin resimlerine benzerdi. Körpe ince ve çolak vücudu ipek böcekleri gibi daima biçim değiştirme, başkalaşma içerisindeydi.
Pazartesi günleri Seniha’nın çay günleridir. Avrupa’nın bütün kibar kadınları gibi o günleri giyinir; kuşanır ve tam beşte konağın salonunda nadir görülen bir hanımefendi vakariyle ziyaretçilerini beklerdi. Seniha salonun bir köşesinde iki genç kızla halasının torunu Hakkı Celis’in kendisine okuduğu şiirleri dinler, gözüküyordu. Bu genç kendisinden iki ay küçük olmasına rağmen ve bir çok şiiri bazı mecmualarda çıkmasına rağmen ona parmakları mürekkep lekeli ve pantolonunun dizleri çıkmış zavallı bir mektep çocuğu gibi görünmekten kurtulamıyordu. Saat beşe henüz gelmişti ki; Faik Bey konağı ziyarete geldi. Faik Bey Cemil’in yakın arkadaşları arasındaydı. Kumral, zayıf, uzun saçları iyi taranmış bir gençti. Küçük yaşından beri Avrupa’nın muhtelif şehirlerinde dolaşmış, oturmuş olduğu için hareketlerinde hiç sahte görülmeyen bir frenk zarafeti ve kıvraklığı vardı. Faik Bey ile Seniha arasındaki münasebetin bir arkadaşlık derecesinden fazla olduğunu genç kızın bütün erkek ve kadın arkadaşları bili verirlerdi.
Fakat, buna da hafif bir flört manasını verirlerdi. Zira Faik Bey, pek çapkın bir delikanlı ve Seniha, pek şuh bir genç kızdı. Günden güne aralarındaki sevgi çoğalmaya başladı. Faik Bey için Seniha’yı sevmek birdenbire vazgeçilmeyen ihtiyarlardan biri oluverdi. O şimdi kumara ne kadar düşkün ise, Seniha’yı da o kadar arıyor. Seniha’ya kendini o kadar düşkün hissediyordu. Dört günlük bir ayrılıktan sonra sabah Faik Bey konağa geldi. Henüz herkes uykudaydı. Saçları karma karışık, yüzü sapsarıydı. Yanaklarında üç günlük bir sakal, toz renginde bir kir tabakası vardı. Seniha ne var? Ne oldu? Demek isteyen gözlerle Faik Bey’ i süzdü. Faik Bey sessiz bir şekilde hiçbir şey söylemiyordu. Seniha daha sonra kardeşi Cemil’ den öğrendiği kadarıyla Faik Bey’ in kumarda Üç yüz elli lira kaybettiğini ve paraya ihtiyacı olduğunu öğrendi. Cemil parayı Seniha’nın büyükbabasından istemesini söyledi. Seniha’nın bunun mümkün olmayacağını söylemesi üzerine Cemil Seniha’nın elmaslarını rehin koymasını istedi.
Seniha dolabını açtı içinden bir çekmece çıkardı. Çekmecenin içinden birkaç tane mahfaza aldı ve birer birer Cemil’e uzattı.
Ve hayatında ilk defa olarak ağır ve ciddi bir şekilde düşündü, kaldı. Hayat bir an içinde, ona çıplak ve en kaba haliyle görünmüştü. Bu dünyada her şey ne bayağı, ne beyhude, ne kirliydi... Bu dünyada güzellik bir hayal, sezgi bir efsane, asalet ve zerafet, insanın üstünde hafif bir cilaydı. En güzel bir yüze bir iskelet ifadesi vermek için iki gecelik bir uykusuzluk, bir sevgiyi bir alışverişe çevirmek için birkaç paket iskambil kağıdı, en zarif bir adamı bir dilenciye döndürmek için üç yüz elli liralık bir borç kafiydi.
Seniha kalbinin bu bir günlük imtihanından epeyce değişmiş çıktı. Aşktan evvel ki alaycı, havai, şuh ve işveli haline avdet etti.
Konağı kiraya verip kardeşi Selma Hanımefendinin yanına taşınma bahsi çıktığından beri Naim Efendi’ nin rahatı huzuru büsbütün kaçtı. Selma Hanımefendinin kararı o kadar katıydı ki hiçbir mazeretle bunun önüne geçmek kabil olmuyordu.
NAİM EFENDİ;
“Burada doğmuşum, burada yaşamışım, ihtiyarlamışım! Nasıl bırakır giderim? Diyordu.”
SELMA HANIM;
“Burada, fareler, örümcekler ortasında yapayalnız öleceğine, benim yanımda benim gözüm önünde ölürsün” diyordu.
Konak, Naim Efendiyle beraber, her gün biraz daha yıkılıp gidiyordu. Zili bozulan sokak kapısı ağır bir tokmakla vuruluyor ve bir çok gıcırtılarla mustarip bir hayvan gibi sarsıla açılıyordu.
SONUÇ
ANAFİKRİ:Kitap bize; bir Türk vatandaşı olarak, ülkemize sahip çıkmalı, milli değerlerimizi korumalı ve bu bilinci gelecek kuşağa aktarmamızı öneriyor.


KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ: Seniha – Faik – Hakkı Celis üçgeni romanın yapısının iskeletidir. Toplumsal rüzgarların savurduğu bu insanlar birer yaprak gibi uçuşuyorlar, hiç toprağa düşmüyorlar. Kiralık Konaktaki kahramanların ortak özelliklerinden biri de düşün-dükleri, ettikleri dünya ile gerçek yaşamları arasındaki bağlantısızlıklardır. Onlar için yaşamın her gerçeği birer beklenmeyen darbedir



KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLERKiralık Konak İmparatorluğun çöküş çanlarının kulak yırtan sesleri içinde, kuşaklar arasındaki değişen değer yargıların buna bağlı olarak da yaşam biçimlerinin çelişkisini sergileyen bir romandır.


KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:

27 Mart 1889'da Kahire'de doğdu. 13 Aralık 1974'te Ankara'da öldü. İlköğrenimine ailesiyle birlikte gittiği Manisa'da başladı. 1903'te İzmir İdadisi'ne girdi. Babasının ölümünden sonra annesiyle yine Mısır'a döndü, öğrenimini İskenderiye'deki bir Fransız okulunda tamamladı. 1908'de başladığı İstanbul Hukuk Mektebi'ni bitirmedi. 1909'da arkadaşı Şehabettin Süleyman aracılığıyla Fecr-i Âti topluluğuna katıldı. 1916'da tedavi olmak için gittiği İsviçre'de üç yıl kadar kaldı. Mütareke yıllarında İkdam gazetesindeki yazılarıyla Kurtuluş Savaşı'nı destekledi. 1921'de Ankara'ya çağrıldı ve bazı görevler verildi. 1923'te Mardin, 1931'de Manisa milletvekili oldu. Bir yandan da gazeteciliğini ve roman yazarlığını sürdürdü. 1932'de Vedat Nedim Tör, Şevket Süreyya Aydemir, Burhan Asaf Belge ve İsmail Hüsrev Tökin ile birlikte Kadro dergisinin kurucuları arasında yer aldı. Savunduğu bazı görüşler aşırı bulunduğu için Kadro dergisinin 1934'te yayımına son vermek zorunda kalmasından sonra Tiran elçiliğine atandı. Daha sonra 1935'te Prag, 1939'da La Haye, 1942'de Bern, 1949'da Tahran ve 1951'de yine Bern elçiliklerine getirildi. 27 Mayıs 1960'tan sonra Kurucu Meclis üyeliğine seçildi. Siyasal yaşamının son görevi 1961-1965 arasındaki Manisa milletvekilliği oldu.
Karaosmanoğlu yazarlığa Ümit, Servet-i Fünun, Resimli Kitap gibi dergilerde başladı. Fecr-i Âticiler'in "sanat şahsi ve muhteremdir" görüşünü paylaştığı ve "sanat için sanat" yaptığı bu ilk döneminde Nirvana adlı bir oyun, makaleler, denemeler, düzyazı şiirler ve öyküler yazdı. Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı sırasında ülkenin durumu, sanat anlayışını değiştirmesine yol açtı. Türk toplumunun çeşitli dönemlerdeki gerçekliğini sergilemek istediği için bir ikisi dışında yapıtlarında belli tarihsel dönemleri ele aldı. Kiralık Konak I. Dünya Savaşı öncesinin, Hüküm Gecesi II. Meşrutiyet'in, Sodom ve Gomore Mütareke döneminin, Yaban Kurtuluş Savaşı yıllarının, Ankara Cumhuriyet'in ilk on yılının, Bir Sürgün II. Abdülhamid döneminin işlendiği romanlardır. Panorama 1923-1952 yıllarını kapsar. Karaosmanoğlu 1920'lerden sonra iyimser bir devrimci görünümündeyken, sonra umutlarını yitirerek romancılığını devrimci yönde kullanmaktan vazgeçmiştir. 1955'ten sonra da anı kitaplarından başka bir şey yazmamıştır. Romanları arasında en önemli ve ünlüleri Nur Baba, Kiralık Konak ve Yaban'dır.




[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : SUÇLU
KİTABIN YAZARI : Kerime NADİR
YAYINEVİ : İNKILAP VE AKA KİTABEVLERİ
BASIM YILI : 1984


1. KİTABIN KONUSU:
Müberra ile Müfit Ekrem arasında geçen aşk hikayesi anlatılmaktadır.
2. ESERİN ÖZETİ:
Gerçekte kimin suçlu olduğunu anlatmaya çalışan değişik sayıdaki hikayelerden meydana gelmiştir. Yaşadığımız ve duyduğumuz olaylar karşısında hepimizin bir yorum yapma alışkanlığı vardır. Çoğu kez bu olaylara dış etkenlerin veya vicdanımızın etkisi altında kalarak yaklaşır ve sonuca ulaşırız. Ama olaylara mantıklı bir şekilde yaklaştığımızda, aslında suçun kişilerin ihmarkarlığı yüzünden meydana geldiğini görürüz. Yani, suş ortaktır. Görünüşte suçlu olarak gözüken birinin, suçsuz olabileceğini, O’nu bu hale sokan etkenlerin suçlu olduğunu unutmamalıyız.
İşte böyle bir olay. Kerime NADİR “BİR KAPRİS KURBANI” adlı hikayesinde, böyle bir olayı anlatıyor.

BİR KAPRİS KURBANI
Herhalde hem en üzgün, hem de en mutlu olduğumuz günlerden biri demezun olduğumuz gündür. Mezuniyet günü, bütün arkadaşlar sevinç göz yaşları ile bu günü yas törenine çevirmiştik. İçimizde en az üzgün, daha doğrusu mutlu gözüken Müberra idi. O herkezden farklıydı. O’nun yaşam felsefesi, hiç bir şeyi ciddiye almamaktı. Kederleri, piyanonun çıkardığı sesler gibi gelip geçici bulurdu. Şunu belirtmeliyim ki, Müberra çok güzel piyano çalan, harikulade sesi olan bir arkadaşımızdır.
Beş yıl sonra O’na Ada’da gezinti yaparken rastladım. O eski halinden eser kalmamıştı. Yanında sevimli küçük bir kız çocuğu ve iri vücutlu esmer bir adam vardı. Beni görünce göz yaşlarına hakim olamayıp, hüngür hüngür ağlamaya başladı. Çok değişmişti. Zayıflamış, solmuş, yıpranmıştı. Beni köşküne davet etti. Müberra’nın gösterdiği bu yakınlığı ve samimiyeti sevinçle karşıladım. Böylece aramızda eskisinden daha iyi bir dostluk doğdu.
Müberra üç yıl önce evlenmiş. Bir toptancı tüccarı olan kocasına ve küçük kızına çok düşkün görünüyordu. Fakat, günler geçtikçe Ondda tuhaf birşeyler sezmeye başlamıştım. Sanki mutlu değildi. Beni asıl şüphelendiren piyanosunu satmış olması ve müzikle hiç ilgilenmemesiydi. Bu durum beni çok üzüyordu.
Bir Pazar sabahı plajdan dönüyordum. İskeleden büyük bir kalabalığın boşaldığını gördüm. Belki İstanbul’dan gelen bir misafir bulunur ümidiyle bir kenara çekilip, etrafa göz gezdirmeye başladım. Birden gözüme Müberra’nın kocası ilişti. Çocuğu ile birlikte bir yere telaşla gidiyordu. Yanında Müberra’nın olmaması, beni şüphelendirdi. Hemen Müberra’nın yanına gittim. Köşk çok sessizdi. Müberra’nın odasına girdim. O’nu bir yığın mektubu ağlayarak parçalarken gördüm. O’ böyle görünce öyle şaşırdım ki, teselli etmek için hemen boynuna sarıldım. Sonra bana olayın sebebini anlatmaya başladı.
Okulu bitirdiği yıl hayatı çok güzelmiş. Bir gün İstanbul’dan gelen bir misafiri istasyona kadar götürmüştü. Eve yalnız başına dönerken, bir adam Mürebba’ya “Size hayranım, her gün pencerenizin altına gelip müziğinizi dinliyorum” demiş. Bu adam O’nu çok etkilemiş.
Ondan sonra adam her akşam Müberra’ nın penceresinin altında O’nun müziğini dinliyormuş ve sonra mektubu bir taşa bağlayarak , pencereden içeriye fırlatıyormuş. Bu olay haftalarca sürmüş. Müberra artık o adama bağlanmıştı .

Bir gün yaşlı bir adam Müberra ile görüşmek ister. Cebinden bir nüfus kağıdı ve bir evlenme cüzdanı çıkarır, Müfit Ekremin dört yıldan beri kendi kızıyla evli olduğunu söyler. Bu olaydan sonra Müberranın hayatı cehenneme döner. Artık daha ikindiden perdeleri sımsıkı kapar, piyanonun yanına bile yaklaşmıyordu. İşte o sıralarda bir tüccarla evlenir. Feryatların sebebi ise Müfit Ekremi bir gün önce vapurda görmesidir.
Müfit Ekrem benim amcamın oğlu idi . Amma gerçekte durum farklı idi . Aslında Müfit Ekrem vicdansız bir genç değildi . O, aile baskısıyla kendisine layık olmayan bir kızla evlenmişti . Sonralar Münfit ayrılmaya kalktı , fakat kadın buna razı olmuyordu . Dava uzadıkça uzuyordu. O zamanlar Müfitin güzel bir kızı sevdiği ve ayrılır ayrılmaz. O, kız ile evleneceğini duyduk. O kızın sen olabileceğini hiç düşünmemiştim. Daha sonra bu kızın bir başkasıyla evlendiğini duyduk. Müfit bu ihanetin sebebini anlayamamıştı. Uzun hastalıklar geçirdi. Karısıyla boşandı. Göyüyorsun ki, hiç yokken hem kendini hem de Müfite yazık etmişsin.
Müberre bunun üzerine bir kat daha kahroldu ve yasa devam etti.

3. ANAFİKRİ:
İnsanların sorunlarının nedenlerini tam olarak anlamadan iş yaptıklarında başına gelebilecek olaylar anlarılmak ısteniyor.


4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ:
Müberra: Dışarıdan her ne kadar da akılı gözükse de aslında o kadar da akıllı değildir. Çünkü olaylara at gözlüğü ile bakmaktadır. Hiç bir değerlendirme yapmadan sonuca varıyor. Sorunu çözmek yerine başka biri ile evlenmeyi kurtuluş sayıyor. Kendi sonunu kendi hazırlıyor.
Müfit Ekrem: Sessiz, ağırbaşlı ve utangaç birisidir. Olayların üstüne cesaretle gitmiyor. Mürebba’nın ihanetinin sebebini öğrenmeden içine kapanıyor ve yaşantısını mahvediyor.
Hikayede geçen olay günümü olaylarına yaklaşmada bize ışık tutuyor . çünkü pek çok ayrılığın sebebi karşılıklı anlayışın sağlanamamasıdır.
5. KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
KERİME NADİR, çok akıcı ve sade bir dil kullanmış, bu da okuyucunun onun romanlarını ve hikayelerini sıkılmadan okumasına olanak sağlıyor ve olaylar hakkındaki yorumu bize bırakması okuyucuya ayrı bir zevk verir.
6. YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ:
5 Şubat 1917’de İstanbul’da doğan Kerime Nadir ANZAK, 20 mart 1984’te öldü. Bebek Saint Joseph Sörler Okulu’nu bitirdi. Ayrıca özel eğitim gördü. İlk şiir ve öyküleri 1937’de Servetifünun-Uyanış ve Yarımay dergilerinde yayımlandı. Kadın kahramanlar üzerine kurduğu duygusal aşk ve serüven romanlarıyla çok okunan bir yazar oldu. Anılarını Romancının Dünyası (1938) adlı kitapta topladı. Başlıca romanları arasında Yeşil Işıklar (1937), Hıçkırık (1938), Seven Ne Yapmaz (1940), Gelinlik Kız (1943), Uykusuz Geceler (1945), Kahkaha (1946), Posta Güvercini (1950), Pervane (1955), Esir Kuş (1957) ve Sonbahar (1958) sayılabilir.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : Soddom ve GomoreYAZAR ADI : Yakup Kadri Karaosmanoğlu BASKI TARİHİ : 2002BASIM EVİ : İletişim KAÇINCI BASKI OLDUĞU : 12. BaskıKİTABIN KONUSUSodom ve Gomore işgal yıllarında İstanbul’da oluşan Batı hayranlığını konu edinmektedir. 1. Dünya savaşı sonrası işgal altındaki İstanbul’da oluşan çürümüş çevreleri kokuşmuş kişilikleri, bunlara ve işgal güçlerine karşı oluşan kinin oluşmunu anlatır.KİTABIN ÖZETİ Osmanlı’nın son dönemlerinde ortaya çıkan Batı hayranlığı özellikle 1. Dünya Savaşı sonunda etkisini iyice artırmaya başlamıştı.İşgal kuvvetleri komutasında şehre gelen yabancı subayların bunda etkisi fazlaydı. İstanbul’un ileri gelenleri bu subaylarla aralarını iyi tutarak belli çıkarlar elde etmeye çalışmaktaydılar. Leyla’da Captain Jackson ile babasının bu ilişkileri sonucu tanıştı. Captain Jackson, hem kişiliği hem de tipiyle çevresindeki bayanların kuşatması altındaydı. Fakat buna rağmen o kendine Leyla’yı daha yakın buluyordu. Çünkü onda İngiliz asaletini ve eğitimini görüyordu. Fakat ailevi özelliklerinden dolayı kendini Leyla’ya ne kadar yakın hissetse de onunla ilişkisi bir yere kadardı. Ayrıca Leyla dayısının oğlu Necdet ile nişanlıydı. Necdet tam bir İngiliz düşmanıydı. Çünkü eğitimini Fransa ve Almanya’da yapmıştı. Necdetin bütün itirazlarına rağmen Leyla, Captain Jackson’la görüşmeye devam etti. Ayrıca dönemin bütün gençleri gibi kendini eğlence hayatına verdi. Her gece başka bir toplantıya, partiye katıldı.Bu Necdet ile arasının devamlı bozuk olmasına sebep oluyordu. Yine böyle bir eğlence günü Necdet Leyla’yı Captain Jackson ile bir bahçede yakaladı. Artık ilişkileri tamamen kopmuştu.Leyla da iyice yoldan çıkmış, arkadaş çevresindeki kaliteyi düşürmesi nedeniyle İngiliz dostları bile onu aramaz olmuştu. Hiç bir partiye çağrılmaması onun sinirlerini bozuyordu. Bu nedenle çevrede olup bitenleri öğrenmek için evinde bir parti düzenledi. Fakat düşmanı olan Madam Jimson ona karşı bir parti düzenleyerek onun partisine katılımın az olmasını sağladı. Bu morali bozuk olan Leyla’nın yataklara düşmesine neden oldu.İyileşmesi için Avrupa’ya bir seyehate gidip herşey den bir süre uzaklaşması gerektiğine ailesi tarafından karar verildi. Necdet’in de yardımıyla Avrupa’ya giden Leyla bir süre sonra Türkiye’ye geri döndü. Karşısında çok değişmiş bir İstanbul buldu. Ankara Hükümeti düşmanı yurttan çıkarmıştı ve işgal kuvvetleri İstanbulu terk etmişti.KİTABIN ANA FİKRİ Sodom ve Gomore, yanlış Batılılaşma ve topluma etkilerini aktarmaya çalışmıştır.OLAY VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ Leyla : Batılılaşmayı eğlence olarak gören, kendine hakim olamayan ve çevresiyle ilişkilerinde sınırlar koyamayan bir kişiliğe sahip. Necdet : Fransız ve Alman kültürü ile yetişmiş İngiliz düşmanı, vatanseverlik yönü ağır basan, moda olan eğlence hayatından hoşlanmayan bir kişidir. Leyla’yı sürekli affetmesi çabuk etkilendiğini göstermektedir. Buna Nermin’le Leyla hakkında araların da geçen konuş- mayıda örnek verebiliriz. Captain Gerald Jackson Read : Bir İngiliz suba- yı olarak özel hayatı ile iş hayatı arasında bocalamakta- dır.Leyladan hoşlanmasına rağmen kariyerini de devamlı göz önünde bulundurmaktadır. Bunların yanında Nermin, Major Will, Madam Jimson Captain Marlow, Azize Hanım, Atıf Bey, Colonel de Roc -hepierre gibi yardımcı kahramanlar bulunmaktadır.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLERSodom ve Gomore, tanzimat sonrası gelişen batılılaşma çabalarının yanlış yönlerini akıcı bir dille anlatmıştır.Kitapta kullandığı olayların örgüağı başarılı olsa da bazı bölümlerde konuda monotonlaşma görülmek-tedir. YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU Romanları, hikayeleri, denemeleri, oyunları ve anılarıyla en önemli edebiyatçılarımız arasında yer alır. Uslüp özellikleri bakımından Yakup Kadri’nin 1910’dan 1974’e dek verdiği eserler Türkçe’nin geçirdiği bütün evreleri yansıtır. Eserlerinin konu ve fikir zenginliği de dil özelliklerinin çeşitliliğinden aşağı kalmaz. Yakup Kadri’nin Fransız edebiyatı etkisinde başlayan yazarlığı 1920’lerden sonra özgün bir sese kavuşarak siyasi ve sosyolojik konulara, tarihe ve dönem çatışmalarına yönelir.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
]KİTABIN ADI ]
Değişen Stratejilerin Odağında Türkiye
]KİTABIN YAZARI ]
Em.Org.Necip TORUNTAY
]YAYINEVİ VE ADRESİ ]
Milliyet yayınları
]BASIM TARİHİ ]
Eylül 1996
]KİTABIN YAYIM MAKSADI ]
Çevremizdeki ülkelere ait siyasal ve askeri gelişmeleri genel hatları ile ve Türkiye’yi etkileyebilecek sorunları ile tanıtmak ve hatırlatmak.

]KİTABIN ÖZETİ :
1. Soğuk Savaş Sonrası Nato ve Türkiye
2. 1990-91 Körfez Krizi ve Savaşı ve Yeni Stratejiler
3. Akdeniz’in Güvenliği
4. Balkanlar
5. Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT)
6. Doğu ve Güneydoğu Anadolu ve Terörizm
7. Sonuç
]1. Soğuk Savaş Sonrası Nato ve Türkiye :
Varşova Paktı ve Berlin Duvarının yıkılmasından sonra NATO’nun geleceği ve askeri stratejisi ne olacağı düşünülürken NATO’yu çevreleyen komşuları ve onların civarındaki ülkelerin o günlerde içerisinde bulundukları siyasi dalgalanmaların, büyüyen ekonomik sorunların ve sosyal hareketlerin, kızışan etnik ihtilafların, dikkati çeken aşırı silahlanmaların, silahlı iç olaylarla, için için kaynayan huzursuzlukların ve tehlikeli gelişmeleri perdeleyen ihtimaller zinciri olduğu açık tarifi idi.
Soğuk savaş döneminde Varşova Paktı’nın büyük kuvvetler ile Orta Avrupa’da yoğunlaşmış bulunan asıl tehdidi, şimdi değişik kimliklerde, boyutlarda ve farklı biçimlerde güneye,Türkiye’yi çevreleyen coğrafi bölgeye kaymıştır. Bütün bu gelişmelerin ortasında bulunan Türkiye, bir tarafta kendi ekonomisini geliştirmeye, demokrasisini kökleştirmeye ve güvenliğini pekiştirmeye çalışırken diğer taraftan da bölgedeki istikrarın düğüm noktası olarak, komşu ülkelerle karşılıklı iyi ilişkiler kurmak suretiyle ülkesinde ve dünyada barışın korunmasına katkıda bulunma çabasındadır.
Böylece Türkiye dünyanın bu kritik bölgesinde istikrar, barış ve demokrasinin tesisi ve korunması politikasında ve bu politikaya dayanacak stratejilerin uygulanmasında bir dayanak noktası ve temel taşı oluşturmaktadır.
]2. 1990-91 Körfez Savaşı ve Yeni Stratejiler :
1990 Ağustosunda patlak veren körfez krizi ve onu takip eden savaş ,teknolojik gelişmeleri yakından izleyen birçok ülkenin silahlı kuvvetlerinin savaş tekniğini ve stratejisini de etkilemiştir.
ABD ve NATO ülkeleri silahlı kuvvetlerinde (Türkiye de dahil) yapılan taktik değişikliklerinden dikkati çeken yenilikler şunlardır; muhtemelen çok süratle değişecek olan savaş ortamında çok kere komuta makamlarının esnek ve seri kararlarının uygulanmasını kolaylaştıracak ve geniş ölçüde bilgisayarların kullanılacağı kesiksiz komuta ve kontrol sistemleri ve yöntemleri ile ast kademe komutanlarının kendi inisiyatiflerini geliştirecek şekilde yetiştirilmeleri ve Hava Kara Muharebe Doktrini ve yöntemi,
Körfez savaşının çöl fırtınası aşamasını teşkil eden taarruzi harekatın ilk otuz yedi günü genel hava harekatı ve son dört günüde (100 saat ) kara harekatı oluşturmuştur.
Koalisyon kuvvetlerinin bu savaş süresince muharebe zayiat, toplam 137 insandır.
Savaşın koalisyon kuvvetlerinin galibiyet ile bitmiş olması başka ülkelerin topraklarını zorla ele geçiren bir mütecavize karşı hür ve bağımsız ülkelerin gösterdiği tepki yönünden, gelecek için ümit veren bir örnek oluşturur.
Savaş sonunda orta doğunun ekonomik, siyasi ve sosyal geleceklerini uzun yıllar etkileyecek gelişmeler olmaya başlamıştır.
]3. Akdeniz’in Güvenliği :
Akdeniz, dünya deniz ticareti trafiğinin önemli kapasitesini üzerinde taşıyan ve böylelikle NATO’nun güney kanat ülkeleri ile ve başta Rusya Federasyonu olmak üzere Karadeniz'de sahili olan ülkelerin hayat yollarının geçtiği bir denizdir.
Doğu Akdeniz'in Ege coğrafi alanı ise, sırtında taşıdığı müzmin sorunlarla bölgede zaman zaman tırmanan gerginlikler nedeni ile, bu denizdeki trafiğin akışını tehdit edebilecek siyasi krizlere sahne olmaktadır. Dolayısıyla bu denizin stratejik özelliği, uluslararası stratejik bir soruna dönüşmektedir.
Bu koşullarda Türkiye'nin göstereceği anlayış ve iyi niyet jestlerini ne derecede etkili ve yararlı olacağı tartışılabilir.
Türkiye ,Yunanistan ile ilişkilerinde gerek Kıbrıs gerekse Ege sorunlarında kapılarını açık tutmaya devam ederken Yunanistan tarafından kendisine yönelecek her türlü tertip ve oyunlara karşı uyanık ve gevşetilmeyen bir hazırlık içinde olmalıdır.
4. Balkanlar :
Yüzyıllar boyunca sürekli göç ve istilalar sonucu Balkanlarda demografik yapısı ile dini inanışları ve kültürü çok farklı toplumlar olmuş ve otoriter yönetimlerin hakim olduğu dönemler dışında süre gelen istikrarsızlıklar da bölgenin ortak bir özelliği haline gelmiştir.
Yugoslavya’nın parçalanmasından sonra bu istikrarsızlıklar ve gerginlikler yeni ve bağımsız devletler üzerine kaymakta ve ağırlık Bosna olayları üzerinde yoğunlaşmaktadır.
Sırpların Bosna Hersek’te yapmış oldukları katliama NATO geçte olsa dur diyebilmiş ve nihayet Ağustos 1995’te NATO’ya meydan okuyan Sırpların mevzilenmiş ağır silahlarına NATO hava gücünün yaptığı yoğun taarruzlarla önemli kayıplar veren Sırplar uzun süreli ateş kese mecbur edilmiş ve Kasım 1995'te Dayton, Ohio’da yapılan görüşmelerden sonra bölgede adil ve kalıcı bir barışı hedefleyen anlaşma taraflarca imzalanmıştır.
Türkiye’ye yönelebilecek bir tehdit mihveri niteliğini taşıyan Balkanlar , artık Avrupa ile Türkiye ve dolayısı ile Asya arasıdaki ekonomik, sosyal, kültürel ve güvenlik ilişkilerinin geliştirilmesinde stratejik değeri yüksek olan bir ulaşım mihverinin kritik bir bağlantısıdır.
Balkanların geleceği bugünün başta gelen canlı konusu olan ve kısaca “ Bosna Olayları” denilebilecek sıcak sorunun büyük ölçüde geleceğine ve diğer ülkelerin bu konudaki tutum ve davranışlarına bağlıdır.
]5. Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) :
BDT, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler birliğinin dağılması üzerine eski Sovyet Cumhuriyetlerinin 1991 yılı sonunda oluşturduğu siyasal bir birliktir.
BDT, bulundukları coğrafi alanlara göre üç ayrı kategoride ele alınır.
(a) Rusya Federasyonu ,Beyaz Rusya, Ukranya ve Moldova
(b) Kafkaslarda bulunan 3 Ülke : Gürcistan,Ermenistan ve Azerbaycan
© Orta Asya'da bulunan 5 ülke :Tacikistan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Özbekistan'dır.
BDT bölgesinde halen sıcaklığını koruyan bir bölge sorunu, aynı zamanda NATO’ya ve Orta Doğuyu da yakından ilgilendiren Karabağ sorunudur. ve dünya çapında aktif bir girişimi beklemektedir.
]6. Doğu; Güneydoğu Anadolu ve Terörizm :
Tarihimizde asayiş, ayaklanma ve isyanlar gibi iç güvenlik olayları yüzyıllar öncesine dayanır. Bütün bu gelişmelere paralel olarak Birinci Dünya Savaşı sonunda yenilgiye uğramış olan Osmanlı imparatorluğunun imzalamış olduğu Sevr Muahedesiyle de sözde Ermenistan ve Kürdistan emelleri ile ülkemiz parçalanıp bölünmek istenmiştir.
Bağımsız Kürdistan hayali ile,Kürt kökenli Türk halkını da kendi saflarına almaya çalışarak ülkeyi bölmek isteyen PKK terör örgütü 1984 yılında sahneye çıkarak kanlı eylemlerine başlamıştır.
PKK benimsemiş olduğu ideoloji doğrultusunda ve başta Suriye olmak üzere diğer yabancı ülkelerden aldığı destek ve yardımlarla önceleri yeraltı faaliyetleri ile belirli bir düzeye getirdikten sonra 1984 yılında TSK’nın Şemdinli’deki garnizon lojmanlarına silahını yöneltmiş ve sesini duyurmak ve kanıtlamak istemiştir.
Sonraları bölge halkını da tehdit,ikna ve para gibi çeşitli senaryolar ile kandırarak destek aramıştır. Siyasi ve askeri net kararlar sayesinde tedbirler alınarak, milli sınırlarımız içinde (Sınır ötesi de) silaha silahla karşılık vererek PKK’nın beli kırılmıştır.
]7. Sonuç :
Bugün Türkiye'nin bulunduğu vatan sathı ,büyük tarihi olaylarında gösterdiği gibi,değişen stratejilerin düğümlendiği coğrafi bir bölgedir.
Türkiye şüphesiz, her şeyden önce kendi bekasını ve refah düzeyini korumakla,aynı zamanda bölge ve dünya çapında barışa da hizmet etmiş olmaktadır. Atatürk'ün hedef olarak göstermiş olduğu çağdaş uygarlık düzeyine ulaşacaktır.
]A. KİTABIN ANA FİKRİ :
Genelkurmay Eski Başkanı Necip Torumtay’ın yakın bildiği,gözlemlediği stratejik sorunlarla ilgili değerlendirmelerini ve birikimini yansıtmaktadır.
]C. KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ FİKİRLER:
Ülkemizin, bütünlüğü ve ulusal varlığını koruma çabasını her zamankinden daha fazla göstermek zorunda olduğunu anlatmaktadır.bütün harbiyelilerin okuması gereken bir eser…
]D.YAZARIN HAYATI:
1926 yılında Trabzon’un Vakıfemir ilçesinde doğdu.1944 y’ılında Topçu Atğm rütbesiyle Harp Okulundan mezun oldu.1954 yılında Kurmay oldu.Tokyo Kara Ateşe Muavinliği ve TMR Kara Plan Subaylığı görevinde bulundu.1974 yılında Tümgeneral,1978 yılında Korgeneral,Orgeneral rütbesiyle 1.Ordu komutanlığı yaptı.2 Temmuz 1987 yılında Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na,24 Temmuz 1987 yılında Genelkurmay Başkanlığına atandı.3 Aralık 1990 yılında kendi isteğiyle emekli oldu.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : SEFİLLER
KİTABIN YAZARI : VICTOR HUGO

YAYINEVİ : VARLIK YAYINLARI
BASIM YILI : 1992

1. KİTABIN KONUSU:
Bu romanda Jean Valjean adlı bir köylünün, 19. yy.’un ilk 30 yılındaki serüvenleri anlatılır.
Valjean aç ailesini doyurmak için ekmek çaldığından bir kadırgada kürek çekmeye mahkum edilmiştir.

2. ESERİN ÖZETİ:

Birkaç kez kaçma girişiminde bulunduğundan mahkumiyet süresi 19 seneye çıkarılır 1815’de serbest bırakılır. Valjean Güney Fransa’da D kasabasına gider. Bir kürek mahkumu olduğundan kimse onu barındırmak istemez. Sonunda yaşlı ve çok iyi bir insan olan kasabanın piskoposu onu yanına alır ve ona çok iyi davranır. Valjean onun bu konuk severliğine piskoposun yemek takımlarını çalmakla karşılık verir. Polis kısa bir süre sonra Valjean’I yakalar ve piskoposa getirir piskopos Valjean’I hayrete düşürürcesine, yemek takımını Valjean’a hediye verdiğini söyler. Valjean’ın karşılaştığı bu durum onu derinden etkiler. Ondan sonra piskoposun güvenine layık olmaya mümkün olduğu kadar erdemli ve dürüst bir hayat sürmeye söz verir.
Valjean yıllar sonra takma bir adla Kuzey Fransa’da mücevherat üreticisi olarak devam ediyordur. Üretimde bir iki basit gelişme gerçekleştiğinden şimdi varlıklı bir insandır. Kasaba halkının güvenini kazanmış ve hatta belediye başkanı bile seçilmiştir. Kasabanın müfettişiJavert, tam bir dedektiftir ve amirinin kişiliğinden şüphe eder. Onu tam yakalattıracağı sırada adının Valjean olduğu bir diğer insanın başka bir suçtan yakalandığını ve tekrar kadırgaya gönderileceği haberini alır. Çok mahçup duruma düşen polis müfettişi belediye başkabıbdan özür diler, onun hakkında şüphelere düştüğünü anlatır. Valjean kendi adını taşıyan suçsuz bir insanın acı çekmesinden ötürü vicdan azabı duyar. Kahramanca bir hareketle mahkemeye gider, kendisini tanıtır ve kendi isteğiyle kürek mahkumluğuna döner. Birkaç yıl sonra tekrar kaçar ve kuzeye gider. Üretici olarak iş yaptığı yılların karşılığı olan parayı buraya gömmüştür. Para onu rahatça geçindirebilecek ve çevresinede yardım etmesine de imkan verecektir. İlk işi Cosetta adında bir kızı aramak olur. Kız bir zamanlar yanında çalışan Fantina’nın kızıdır. Fantina kızına bakmak için fahişelik yapmıştır. Fantina artık ölmüştür ve onu yetiştiren üvey anne ve babası ona kötü muamele etmektedir. Valjean onu evlatlık alır ve ona derin bir sevgiyle bakmaya başlar. Beraberce Parise giderler. Valjean bir rahibe manastırında bahçıvan olarak çalışmaya başlar ve Cosette da manastırın okuluna gider.
Cosetta büyüyünce Parisli bir öğrenci olan marius Pontmercy adında bir genç onunla ilgilenir. Cosette ve Marius, Paris’in Luxenburg Gardens adındaki parkında tanışırlar ve Valjean’ın kendisini ve Cosette’yi gizli tutmasına rağmen gizliden gizliye mektuplaşırlar.
Olaylar, ülkedeki iç huzursuzluklar sırasında doruğa ulaşır. Sosyalistler 1832’de, Paris’te hanedanlığa karşı başarısız kalan bir baş kaldırma hareketine girişirler Marius ve arkadaşları bu isyanda yer alırlar ve sosyal adalete bağlılığından ötürü kim olduğunun meydana çıkmasına bile aldırış etmeyen Valjean da isyana katılır. Sokak çatışmalarının ortasında eski düşman Javert ile karşılaşırlar. Onun bütün hayatı şimdi ellerindedir.Gerçi bir tek kurşun Javert’I ortadan kaldıracaksa da Valjean Jvert’ı serbest bırakır. Valjean’ın bu davranışı Javert’in, kesin meşruiyet ve hukuka dayanan ahlaki dünyasını alt üst eder. Hayatında ilk defa olarak bir mahkumun kanuna saygı duyan bir vatandaştan daha iyi bir insan olacağını düşünür ve kendini öldürür.
Bu arada barikatlar ardına çekilen isyancılar çevrilir. Karşı tarafın kuvvetleri daha fazladır. Çarpışmalar sırasında Marius ağır yaralanır. Valjean Marius’u, sırtında taşıyarak yer altındaki lağım kanallarına götürür. Burası hoş bir yer olmasa da, çatışma alanından uzaktır. Kendisini tamamen kaybetmiş ve hemen hemen ölü olan Marius, büyükbabasının evine getirilir. Marius hayatını kimin kurtardığını bilmemektedir.
Valjean, Cosette ile Marius arasına girmemeye karar verir. Cosette’nin Marius’u sevdiğini ve onunla evlenmek istediğini anlar. Cosette’ye büyük miktarda para verdikten sonra inzivaya çekilir. Marius önceleri bunu kabul eder fakat hayatını kurtaranın Valjean olduğunu öğrenince Cosette ile birlikte son bir defa görmek için ihtiyar adamın yatak ucuna giderler. Valjean ölüm yatağında, seneler önce, evliya gibi biri olan psikopozun inanılmaz bir jestle kendisine hediye ettiği ve böylece Valjean’ın ruhunu kazandığı gümüş şamdanlığı Cosette’ye hediye eder.

3. ANAFİKRİ:
Kendisine her zaman kötü davranılan bir mahkumun, kendisine iyi davranan biriyle
beraber olduğu zaman kişiliğinin ve davranışlarının iyiye doğru gidişatı gözlenmiştir.

4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ:
JEAN VALJEAN: Romanın kahramanı. Önceleri basit, çalışkan bir köylüyken sonradan bir mahkum olarak hayata küskünlük duyar.
JAVERT: Hiç bir zaman satın alınamayacak kadar namuslu bir polis memuru.
MARIUS PONTMERCY: Albayın oğlu. Kendisini babasının anısına adıyan bir genç.
COSETTE: Fantine’nin kızı, Valjean’ın evlatlığı. Sevimli bir kız.
FANTINE: Karakteri bakımından iyi bir kız ise de şartlar onu bir fahişe olmaya zorlar.

5. KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Eserde tarihsel olaylar, kişilik çözümlemeleri, siyasal düşünceler, insanlar arasındaki günlük ve basit ilişkiler iç içe ve büyük bir ustalıkla anlatılmıştır.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.