KİTABIN ADI
İçimizdeki Çocuk
KİTABIN YAZARI
Doğan CÜCELOĞLU
YAYINEVİ VE ADRESİ
Altin Kitap Yayinlari Cagaloğlu / İSTANBUL
BASIM TARİHİ
1999
KİTABIN YAYIM MAKSADI
Duygu, Düşünüş Ve Davranişlarimizi Sürekli Etkileyen Içimizdeki Çocuk Yeni Iç Dünyamizin Denge, Ahenk Ve Huzurlu Olmasini Sağlamak Amaciyla Yazilmiştir.
[FONT=Italic]1.KİTABIN KONUSU :
Hepimizin içinde bir çocuk vardır. İçimizdeki çocuk her zaman sağlıklı bir ortam içinde gelişmez. Aile, okul, genel kültür ortamı çoğu kere çocuğun sağlıklı gelişmesini engeller. Birey bedenen büyür, fakat içimizdeki çocuk psikolojik anlamda sağlıksız ve cılız kalır.
İçindeki çocuğu sağlıksız olan bireyin kişiliği “bağlaşık”tır. Çünkü bu birey yaşamın anlamını, mutluluğunu, kendi değerini ilişki içinde olduğu başkalarının gözünde, sözünde, davranışında kısacası başkalarının kendisine verdiği değerde arar; kendine verdiği değer başkalarının onu algılamalarına bağlanmıştır. Bu anlamda "bağlaşık kişilik" temel yapıyı oluşturur.
[FONT=Italic]2.KİTABIN ÖZETİ : AİLE:
Aile bir sistem oluşturur; ailedeki her bir kişi bu sistemin bir parçasıdır ve değişik roller üstlenerek sisteme işlerlik kazandırır. Her bir sistem ve bu sistem içinde yer alan her bir rol, kendine özgü bir kişilik ve davranış yapısı oluşturur. Bu kişilik ve davranış türlerinin bazıları bireyi uyuma, bazıları ise uyumsuzluğa götürür.
Sağlıklı aile, üyelerinin gereksinimlerini karşılar ve onların gelişmesi için olumlu bir ortam oluşturur. Aile üyeleri arasındaki ilişki rahat, olumlu ve akıcı bir yapıya sahiptir. Aile, toplumla ilişkisini dengelemiştir; ne toplumdan kopar, ne de toplumun baskısına tümüyle boyun eğer. Böyle bir aileden iyi belirlenmiş benlik sınırları olan, kendini değerli bulan, yaşamın değişik yönleri arasında denge kurmuş, duygularını tanıyan ve ifade eden olgun insanlar yetişir.
Her aile sisteminin işlerliğini sağlayan aile kuralları vardır. Bu kurallar sağlıksız ailede gizli ve örtük kalırlar. Sağlıklı ailede kurallar daha belirgin ve açık-seçiktir. Sağlıklı ailede çatışmanın var olduğu bilinir, tanınır ve üzerinde konuşulur; çatışmayı çözmede kullanılacak kurallar açıkça ifade edilmiştir ve aile üyelerince bilinir. Sağlıksız ailede çatışmadan söz edilmez; kullanılan kurallar gizli olduğu için herşey dolaylı ve örtük olarak ifade edilir.
II. İkinci Bölüm : UTANMA VE UTANÇ:
İki türlü utanmadan bahsedilebilir. Bize sınırlarımızı hatırlatan utanma sağlıklıdır; kendimizi sevmemeye yol açan duygu ise utançtır ve sağlıksızdır. Sağlıklı utanma kişinin gelişimi sırasında yaşam deneyimleri sonucu hiçbir baskı olmaksızın, kendiliğinden oluşur. Oysa utanç kişinin çevresindeki kişilerin hastalıklı iç dünyalarının baskısıyla oluşur ve çok büyük sorunlar yaratır. En olumsuz etkisi kişinin kendi iç dünyasıyla ilişkisini kesmesidir. Ayrıca çocuğa kendisini sürekli suçlu hissettirmekte onun zamanla utanca boğulmasına neden olmaktadır.
Çocuğa kötü davranmanın en sık rastlanan 3 türü vardır. Bunları cinsel, bedensel ve duygusal kötü davranma olarak adlandırabiliriz. Cinsel kötü davranmaya; cinsel olarak kucaklama, bir babanın kadınlardan bahsederken onları aşağılayıcı, “orospular”, “namuzsuzlar”, “kalleşler” gibi laflar etmesini gösterebiliriz. Ayrıca kötü davranmanın en utanç verici olanı cinsel kötü davranmadır. Bedensel kötü davranış ülkemizde en sık rastlanan ve üstelik bunun bir temel terbiye aracı olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Ayrıca çocukların duygu düşünce ve heyecanlarını ciddiye almamak ve bunları alay konusu haline getirmek, duygusal kötü davranışa bir örnektir ve bu gibi davranışlar çocukların normal olan duygu ve heyecanlarının normal dışına dönüşmesine yol açar. Bu durumdaki çocuk ise mutlu ve doyumlu bir hayattan uzaklaşır. Utançla dolu sağlıksız bir hayat sürmeye başlar.
Çocukların karşılanması gereken bazı temel gereksinimleri vardır. Bunları; dokunulma, güven, düzen, sosyalleşme, uyarılma ve kendini değerli görme olarak sınıflandırabiliriz. Bu gereksinimleri karşılanmayan çocuk kendinde bir eksiklik olduğunu düşünmeye başlar ve kendi özbenliğinde utanç duymaya başlar. Bu şekilde gereksinimleri karşılanmayan çocuk terk edilmiş çocuktur. Terk edilen çocuk normal gelişimini tamamlayamaz. Bu tür insanları tanımlamak için “yetişkin çocuk” ifadesini kullanabiliriz.
Utanca boğularak yetiştirilen kişi, bu utancın verdiği acıdan kurtulmak için bir takım savunma mekanizmaları geliştirir. Bu mekanizmalar sayesinde kişi içinde oluşan boşluğu ve anlamsızlığı ortadan kaldırmaya çalışır. Bunun yanısıra bu kişilerin çevreleriyle kurdukları ilişkilerinde devamlı ve tutarlı bazı olumsuz karakter özellikleri gösterirler. Ayrıca gerçekler bu kişilere acı verir ve sürekli gerçeklerle ilişkilerini kesmek amacıyla tutkunluklara yönelirler. Kişi zamanla tüm enerji ve zamanını tutkun davranışa harcamaya başlar ve gerçekle ilişkisini tümüyle keser.
III. Ücüncü Bölüm : CEVAPLARINIZA BİR GÖZ ATALIM:
Birinci bölümde iç çocuğunuzu gözlemlemeniz ve onun hakkında bilgi edinmeniz için 3 grupta evet ya da hayır diyerek cevaplayacağımız sorular veriliyor ve bu bölümde de bu sorulara verdiğimiz cevapların yorumları yapılıyor. Mesela ilk grupta özbenlikle ilgili şu sorular ve yorumlar var:
Ne zaman kendi hakkımı korusam içimi bir suçluluk duygusu kaplar; “keşke kendimi değil, diğerlerinin istediklerini yapsaydım” diye düşünürüm.
Yukarıdaki soruya “Evet” cevabı ile belirtilen pişmanlık duygusu, özellikle kendisi için bir şey yaptıktan, ya da kendi hakkını koruduktan sonra duyulan pişmanlık, “nedamet duygusu, sağlıksız iç çocuğun varlığının kuvvetli bir belirtisidir. Bu duygunun temelinde kendi benlik sınırlarının kaybolması ve bağlaşıklık içinde olma yatar. Eğer sık sık pişmanlık duyan bir kişi iseniz, içinizdeki çocuğu tanımaya, kendi sınırlarınızı belirlemeye çalışın.
İkinci grupta da temel gereksinimlerle ilgili şu gibi sorular var:
Pek istemediğim halde cinsel ilişkide bulunmaktan kaçınmam.
Bu soruya “Evet”in anlamı şudur: “Benim isteklerim önemli değildir; benim bedenim senin kullanman için bir araçtır, istediğin gibi kullanabilirsin. Ben bir insan olarak bağımsız, kendi düşünce, duygu ve istekleri olan biri değilim. Benim değerim senin isteklerini yerine getirmekle gerçekleşir.”
Bağlaşık kişinin temel özbenlik anlayışı budur ve kendi psikolojik sınırlarının, haklarının, özgürlüklerinin farkında değildirler. Bir nesne gibi kullanılmaya alıştırılmışlardır.
3 ncü grupta ise sosyal yaşamla ilgili şu gibi sorular ve yorumlar var:
- Bir grup içinde olduğum zaman kolayca çoğunluğun dediği yönde fikrimi değiştiririm.
- En büyük korkum sevdiklerimin beni terkedip gitmesidir.
Kendi değerine inanmayan, eğer başkalarını memnun edip sürekli onlarla hemfikir olmazsa herkesin kendini terkedeceğine inanan kişi, çoğunluk ne derse o yöne gider ve kimsenin kendini kendisi olduğu için seveceğine inanmaz. Bu nedenle sürekli bir kaygı ve terk edilme korkusu içindedir.
IV. Dördüncü Bölüm : İÇİMİZDE KONUŞANLAR:
Herkesin içinde değişik sesler vardır. Bu sesler İç ana-baba ve iç çocuğumuza ait seslerdir. İç ana-baba gerçekçi, deneyimli, ciddidir ve sonuca yöneliktir. İç çocuk oyuncudur, enerji küpüdür, şevk heyecan ondan gelir ve sonuca değil sürece yöneliktir. Onun sesi kaybolduğu zaman yaşamın zevki de kaybolur. Sağlıksız iç çocuk sevilmemiş yerilmiş, bastırılmış ve utanca boğulmuş bir geçmişin ürünüdür. Sağlıklı iç çocuk ise sevilmiş, övülmüş, yüreklendirilmiş ve desteklenmiş bir geçmişin ürünüdür.
İç çocuğunuzun sesini duyarak, ne dediğini anlayıp iç çocuğumuzla sağlıklı bir iletişim kurmak, sağlıklı ve dengeli bir yaşam sürmemiz için gereklidir.
Çeşitli olaylar, çeşitli iç konuşmalar ortaya çıkarır. Kendimizi dinleyip gözlemleyerek olayları ve sebep oldukları iç konuşmaları tahlil edebiliriz. Bu da iç çocuk ve iç ana-babamız için önemli sorunların ne olduğu ile ilgili bize ipuçları verir.
İçimizdeki çocuk ve iç ana-babanın bir takım ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçlar birbiriyle uyuşmadığı zamanlarda aralarında bir anlaşmazlık doğar. İhtiyaçlar arası bu anlaşmazlık iç çatışmanın asıl problemidir ve çözümlenemediği taktirde ömür boyu bile sürebilir.
Bu tür anlaşmazlıklarda iç çatışmalar kişiye huzursuzluk verir, aklı karıştırarak sağlıklı düşünmeyi engeller. Dolayısıyla insan doyumlu ve verimli bir yaşam süremez. İç çatışmaların en belirgin özelliği, çatışmanın temelinde yatan seslerin şiddetlerinin hemen hemen birbirinin aynı olmasıdır. Bu durumda insanın belirli bir yönde karar almasını engeller. Seslerden bir tanesi güç kazanıp kararımızı o sesin istediği şekilde verirsek, bu defa diğer ses bizi rahatsız etmeye başlayacak ve çoğu kez de bizi kararımızdan vazgeçirerek eski kararsız halimize dönmemize neden olacaktır. İç çatışmaların çözümü için ilk adım iç ana-babadan gelmelidir ve iç çocuğa “hem benim istediklerimi, hem de senin istediklerini karşılayacak bir çözüm bulalım” (kazan/kazan) demelidir. İç çatışmalara en sağlıklı yaklaşım budur.
V. Beşinci Bölüm : ARAYIŞ; İÇ ÇOCUĞUMUZA KAVUŞMANIN YOLLARI :
İç çocuğumuzu tanımada en büyük sorumluluk içimizdeki ana-babaya düşer. İlk başlarda iç çocuğumuz bize (iç ana-babaya) inanmayacak ve güvenmeyecektir. Ama sabırla ve şevkatle onu bekleyip, onu yargılamaktan ve denetlemekten kaçınmamız gerekiyor. Her gün otuz dakikamızı ona ayırmamız ve bu otuz dakika boyunca rahatsız edilmeyeceğimiz bir yer ve zamanda olmamız, atacağımız ilk önemli adımlardan biridir.
Kişinin yaşamını etkileyen ve çözümlenemediği zaman süregiden çatışmalar, endişeler, üzerinde düşünülen konular o kişinin temel sorunlarını oluşturur.
Bizim için önemli olan temel sorunları hemen göremeyiz. İç çocuğumuzla yaptığımız oturumlar ilerledikçe iç dünyamızı anlamamıza daha bir yardımcı olur. Yavaş yavaş sorunlarımızın ne olduğunu anlar ve iç çocuğumuzla onlar hakkında konuşmaya başlarız.
Kötü alışkanlıkları, korkuları bırakıp daha özgür, daha bilinçli olma yoluna girdiğimiz zaman yaşamımızın olumsuz yönlerini olumluya dönüştürmeye başlarız. İçimizdeki çocuğun sağlıksız yönlerini deşmek bize acı verecektir, ne var ki bu acının yanı sıra yaşamın gerçek enerji kaynağına ulaşmış olacağız. İç çocuğumuzun sözlerine iyi kulak vererek; onun sesini iyi dinler ve ilişkimizi ona göre ayarlarsak mutlaka sağlıklı bir dönüşüme ulaşırız.
Öze ulaşma aşamasına yaklaşınca bireyin manevi yaşamı zenginleşmeye başlar; yaşamı kendi dar kişisel çerçevesi içinde görmekten kurtulur, daha geniş boyutlarda yaşamla ilişki kurar. Manevi yaşamı gelişmiş kişinin önemli özelliklerinden biri içindeki gözlemci özün gelişmiş olmasıdır. Gözlemci özün gelişimine paralel olarak olumsuz duygulara dönüşme sürecine girer. Özle ilişki kurulunca, olumsuz duyguların dışarıdan gelen kaynakları anında görülür ve bu nedenle kolayca etkisinden kurtulunur.
[FONT=Italic] 3.KİTABIN ANA FİKRİ:
İç çocuğumuzu arayış uzun süreli bir yolculuktur. Elma ağacını diktikten bir hafta sonra o ağaçtan elma toplamayı beklerseniz, kendinizi hayal kırıklığına baştan mahkum etmiş olursunuz. Biyolojik gelişmelerde olduğu gibi, psikoloji alanındaki gelişmelerde yavaş adımlarla ilerler. Yıllar boyunca süren bir hastalığı bir anda iyi etmeyi beklemeyin. İç çocuğunuza inanarak her gün iç çocuğunuzla buluşmaya devam edin.
[FONT=Italic]
[FONT=Italic]5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER: [FONT=Italic] Kitap insan psikolojisini cocukluktan itibaren tam olarak anlatmakta deneysel ve gözlemsel bilgileri ile aileleri ve çocuk yetistiricileri eğitmektedir.
[FONT=Italic] 6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:
Kitapları :Yeniden İnsan İnsana (1993), İnsan ve Davranışı (1994), İçimizdeki Çocuk (1994),
İyi Düşün Doğru Karar Ver (1995), Yetişkin Çocuklar (1997), Anlamlı ve Coşkulu Bir Yaşam İçin Savaşçı (1999)
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI YAPRAK DÖKÜMÜKİTABIN YAZARI REŞAT NURİ GÜNTEKİNYAYIN EVİ İNKILAP VE AKABASIM YILI 1983SAYFA SAYISI 1441.KİTABIN KONUSU:Eğlence,gereksiz yere para harcama ,modaya olan düşkünlük ve gereksiz yere para harcanması sonucu bir ailenin yaşadığı maddi sıkıntılar ve bunun sonucu dağılan bir aile.2.KİTABIN ÖZETİ:Ali Rıza Bey,kendi prensipleriyle bağdaşmayan insanlarla çalışmayı istemediği için şirketteki memuriyetinden istifa eder;üsküdardaki evine çekilir.Ali Rıza Bey, işten çıktığı sırada oğlu Şevket yüksek maaşla bir bankaya memur olur;evin bütün yükü onun üzerine biner.Babasının doğruluk ve namus uğruna işten istifa etmesini uygun bulur.Buna karşılık Ali Rıza Beyin hanımı Hayriye Hanım durumdan hiç memnun olmaz. Bir süre sonra Şevket,Ferhunde adında hafif meşrep bir kadınla evlenir.Eğlenceye düşkün olan bu kadın,birbirinden genç,güxel ve hareketli,meraklı olan Necla ve Leylay’nın da karakterini bozar.Bir eğlence ve moda düşkünlüğü başlar.Evde sık sık partiler düzenlenir.Hayriye Hanım,sırf kızlarına koca bulmak ümidiyle evde her değişikliğe razı olur.Şevkette olanlardan memnun kalmamasına rağmen belki de karısının tesiriyle kendisini bu hevese kaptırmıştır… Evde gün geçtikçe itbarı düşen Ali Rıza Bey tekrar işe girmeyi düşünse de başaramaz.Eğlence ve toplantılar için lüzumsuz para harcanan evde maddi sıkıntılar başlar.Evdeki bu anormal havaya ayak uyduramayacağını anlayan Fikret Adapazarı’na yaşlı,dul bir adama gelin gider.Bu arada Şevket masrafları karşılamak için bankadan borç alır;sonra ödeyemez,hapse atılır.kocası hapisteyken Ferhunde evden kaçar.Ferhunde’nin kaçışı ile Leyla ve Necla bocalarlar.Evde hakimiyeti yine Ali Rıza Beyin eline geçer;toplantılara ve eğlencelere son verilir.Bu monoton hayat kızlara pek sıkıcı gelir;sırf bu havadan kurtulmak için Necla zengin bir Suriyeli ile evlenir.fakat Suriyede mutlu olamaz ve babasının kendisini kurtarması için mektup yazar.Bu arada Leyla kötü yola sapar. Ali Rıza Bey kızını evden kovar. Daha sonra Leyle bir avukatın metresi olur. Leyla da gittikten sonra ev büsbütün ıssız kalır. Hayriye Hanım bütün güç ve kuvvetini kaybeder. Leyle yüzünden kocasına sık sık sitemde bulunur. Ali Rıza Bey, Adapazarı’na, Fikret’in yanına gider. Fakat aradığı huzuru orada da bulamaz. Fikret, bütün iyi niyetine rağmen babasını yanında barındıracak durumda değildir. Bunun üzerine Ali Rıza Bey İstanbul’a döner, hastalığı ilerlediği için eve uğramadan hastahaneye yatar. Babasının hastalık haberini alan Leyle onu hastahaneden çıkarır, kendi evine götürür. Taksim’deki lüks apartman katında hep birlikte rahat yaşamaya başlarlar.KİTABIN ANA FİKRİ Aşırı eğlence, moda ve zenginlik düşkünü olmanın ve gereksiz yere para harcamanın bir aileye yarattığı güçlükler.KİTABIN OLAY VE ŞAHISLARI Ali Rıza Bey : Şair ruhlu, içine kapanık, kendi halinde, dürüst biridir.Hayriye Hanım : Ali Rıza Bey’in karısı. Sessiz, sakin ve kocasına bağlı, zorluklara ve güçlüklere göğüs geren bir kadındır.Şevket : Babası (Ali Rıza Bey) gibi iyi yetişmiş, karakterli ve ailesine bağlı bir gençtir. Ferhunde : Eğlenceye çok düşkün, hafif meşrep bir kadındır.Necla : Eğlence ve modaya düşkün zengin olma hayali kuran bir genç kızdır.Leyla : O da Necla gibi , eğlenceye çok düşkün, meraklı bir genç kızdır. Fikret : Ali Rıza Bey’in en büyük kızı. Ailesine bağlı dürüst bir genç kızdır.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER Okuduğum bu romanda yazar konuyu çok gerçekçi ve akıcı bir dille anlatmış. Bu da bana okuduğum zaman çok büyük bir zevk verdi.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİYazı hayatına Birinci Dünya Savaşı sonlarında (1917) başlayan, ilk eseri de Eski Ahbap (uzun hikaye) 1917’ de basılan Reşat Nuri, 1918’ de tiyatro eleştiri ve araştırmaları yayımlarken bir yandan da hikayeler (Şair Dergisi, 1918/19; Nedim Dergisi, 1919; Büyük Mecmua, 1919) yazıyordu. Çalıkuşu’ nun Vakit gazetesinde tefrikasıyla (1922) geniş bir ün kazandı. Çok hareketli bir eser olan Çalışkuşu’ nda Anadolu, ilk idealist ve aydın kızı Feride’ ye kavuştu, geniş ölçüde romana girdi. Bu roman az okumuş ve aydın, iki sınıfı da, doğal ve canlı diliyle kendine bağladı. Reşat Nuri’ nin hemen bütün romanlarında dekor olarak taşra kasaba ve şehirleri çevre, tip, çeşitli problem ve görüşleriyle Anadolu atmosferi görülür. Romanlarında sosyal ve hissi konuları işleyen yazar, küçük hikayelerinde bunların yanına mizahı da ekledi.Yazdığı, çevirdiği, kitap biçimine girmiş veya dergi, gazete sayfalarında, tiyatro repertuarlarında kalmış tüm eserlerinin toplamı yüzü bulur; bunlardan 19 tanesi telif romandır, 7 tanesi hikaye kitabı. Yazdığı, çevirdiği, uyarladığı, oynanmış, basılmadan kalmış oyunlarının sayısı roman ve hikaye kitaplarının sayısını da aşar. 7 Aralık 1956’da İstanbul’da öldü.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
Kitabın Adı : İKİ ŞEHRİN HİKAYESİ
Yazarı : Charles DİCKENS
Basıldığı Yer/Yıl : ALTIN YAYINEVİ/1980
ÖZETİ
1775 yılının Kasım ayının dondurucu bir gecesinde eski ve saygı duyulan Tellson bankasının temsilcisi Mr. Jervis Lorry, bir posta arabasıyla Dover şehrine gider. Orada son günler, Londra’dan geri dönmesi için ülkesine çağrılan Lucie Manette adında güzel bir Fransız ile buluşacaktır. Birlikte Paris’e giderler. Manette‘nin babası, Dr. Manette, Defarge’lerin meyhanesinin üstündeki küçük bir tavan arasında gizlenmektedir. Dr. Manette Bastille hapishanesindeki bir hücrede tek başına 18 yıl hapis tutulmuştur. Şimdi, ruhsal dengesi bozulduğundan İngiltere’ye mülteci olarak götürülecektir. Lorry ve Luci Manette’nin Paris gezisine Tellson bankasının Jerry Cruncher adında sadık, garip görünüşlü bir hizmetkârı da eşlik eder.
Defarge’lerin meyhanesi, Paris’teki ihtilalcilerin merkezidir. Eski rejimin baş düşmanı olan Defarge’ler tavan arasını Dr.Manette’ye vermişler ve Dr. Manette de hergün geçmişini hatırlamaya çalışmıştır. Bu arada Bn.Defarge ihtilâl geldiği zaman ortadan kaldırılmasını istediği bütün aristokratların adlarını içeren garip bir atkı örmektedir.
Lucie ve Jarvis Lorry’nin yaşlı Dr.Manette’yi Londra’ya getirmelerinden beş sene sonra, John Barsad adındaki bir adamın İngiltere aleyhine casusluk yapmakla itham ettiği Charles Darney adındaki bir Fransızca öğretmeninin yargılanmasında bulunurlar. Manette’ler beş sene önce Fransa’dan İngiltere’ye dönerlerken Darney’e vapurda rastladıklarını söylerler.Darney’i parlak bir avukat olan, Sydney Carton kurtarır. Carton sanığa o kadar benzer ki diğer avukat Mr. Stryver, sanığı “tanıyanlar”ın ifadelerini alt üst eder.
Yargılanmadan sonra, Darney ve Carton Manette’lerin mütevazi evlerini sık sık ziyaret ederler. Darney’in St.Evemonde’ler denen bencil Fransız aristokratlarının mirasçısı oldukları anlaşılır. Onlarala hiçbir alışverişte bulunmamaya karar veren Darney Londra’da yaşamaya karar vermiştir.
Parlak fakat istikrarsız biri olan Carton, Mr. Stryver’ın davalarının hazırlanmasıyla görevlendirilirse de çok defa sarhoş olduğundan duruşmalarda hazır bulunamaz.Her iki genç de Lucie ‘ye kur yaparlar.Darney’i seçtiği zaman Carton asil bir hareketle Lucie’nin seçtiği bir kimse için hayatını feda etmeye hazır olduğunu söyler.
Darney ve Lucie evlenirler. Fransa’da ihtilâl patlayıp, ihtilâlciler Bastille hapishanesini basarak mahkumları serbest bıraktıkları zaman, küçük kızları altıyaşındadır. Charles Darney’in amcası St.Evrémondé Markisinin kullandığı arabanın küçük bir çocuğu öldürmesi Fransız köylülerini öfkelendirmiştir. Çocuğun babası Markisi mahkemeye getiremeyince, yatağında öldürmüş ve bunun sonucunda da asılmıştır.
Bir gün İngiltere’deki yeni St.Evrémondé Markisine bir mektup gelir. Darney, mektuptan, ailesinin eski hizmetçisinin ihtilâlciler tarafından hapsedilir.Markis’e müdahale ederek kendini kurtarmasını rica eder. Çünkü tutuklandığı zaman Charles’in emirlerini yerine getirmeye çalışarak halka aile namına tazminat vermektedir. Darney, şerefli bir düşünceyle, Fransa’ya giderek bir şeyler yapmaya karar verir.
Böylece, Paris’e Tellson bankasının bu şehirdeki bir işini yönetecek Jarvis Lorry ile birlikte gider. Darney, şehre gelir gelmez, ülkeye dönen bir aristokrat diye tutuklanır. Haber İngiltere ulaşır ulaşmaz, Lucie ve Manette, yardım için Fransa’ya giderler. Bastille zindanında uzun yıllar hapsediln Dr.Manette, bu olayın damadının kurtulmasına yardımcı olacağını düşünür.
Manette’ler Paris’e geldiği zaman terör rejimi tam bir egemenlik kurmuştur. Kana susamış ihtilâlciler, yaşlı doktora saygı gösteriyorlarsa da, Defarge’lerin St.Evrémondé ailesi mensuplarına besledikleri nefret öylesine derindir ki, Darney mahkeme önüne çıkarılmadan önce, bir buçuk yıl hapis yatar.Bütün bu süre zarfında Lucie kocasını göremez.
Darney, sonunda mahkeme önüne çıkarılır. Bn. Defarge mahkeme salonunun ön sırasında oturur, şeytani atkısını örer ve Darney’in öldürülmesini ister. Charles, St. Evrémondé’lerle hiçbir alışverişi olmadığını söyler ve gerçekte ailenin servetinin yıllarca zarar verdikleri halka geri verilmesini emrettiğini söyler. Halkın saygı duyduğu Dr. Manette adının lehine konuştuğu zaman, mahkemedeki dinleyiciler kendisini alkışlarlar. Darney serbest bırakılır.
Mahkeme kendisini serbest bırakmakla beraber, Darney’in Fransa’dan İngiltere’ye gitmesine izin vermez. Manette’ler bu zaferi henüz kutlamamışlardı ki, Darney yeniden tutuklanır. Defarge’ler ve kimliği belirtilmeyen esrarengiz bir tanık onu, halk düşmanlığıyla suçlamıştır. Darney, hücresinde teselli edilemez bir durumda kendisini suçlayanın kim olabileceğini, Lucie’nin eski sadık himetçisi Bn.Pross , uzun yıllardır görmediği kayıp kardeşini Paris sokaklarında görür. Bu senelerce önce İngiltere’deki mahkemede Darney aleyhine tanıklık yapan hain John Barsad’dır.
Şimdi, Sydney Carton da Paris’tedir. İhtilâlcilerin bir casusu olarak Barsad’la görüşür. Kendisini, daha önce İngiltere için casusluk yapmış biri diye teşhir edeceği tehtidinde bulunarak, onunla gizli bir antlaşma yapar.
Darney’in yeni mahkemesinde, Mr. Deuarge, St. Evrémonde’ları iğrenç suçlamalarla karalayan bir liste çıkarır. Adam, Dr. Manetta’yı da, Darney aleyhindeki tanıklar arasında gösterir. Bu önemli belge, ihtiyar doktor tarafından Bastille’deki hapis hayatı sırasında yazılmış ve ihtilâlciler burasını ele geçirdikleri zaman Defarge, Dr. Manette’nin hücresinde bulmuştur.
Belgede St. Evrémondé Markisinin dehşet saçan bir suçu nasıl işlediği ve tutuklandığı anlatılmaktadır. Soyluların hukukuna göre Markis Bn. Defarge’in kız kardeşi yoksul bir kızın ırzı geçmiştir. Kız ölüm döşeğindeyken Dr. Manette Evrémondé ailesini lanetlemektedir.
Uzun yıllar unutulan bu belgenin hakimler üzerinde etkisi olur. Bunu yazdığını reddetmesine ve hakimlerden merhamet dilemesine rağmen, Dr.Marnette’nin sözleri göz önüne alınmaz Darney’in atalarının işlediği suçların cezasını çekmesi kanaatiyle 24 saat içinde giyotinle öldürülmesine karar verilir.Fakat yıllardı kendisini terkeden Sydney Carton, şimdi sevdiği kadının kocası adına hareket etmeye karar verir.Şantaj yaptığı Barsad’ın yardımıyla, Barney’in hücresine girmeyi başarır. Kendisi ile elveda içkisi içeceğini söyleyerek Barney’in içkisine uyuştutucu madde katar ve onunla elbiselerini değiştirir. Mahkuma çok benzediğinden Carton, Darney’in adına giyotin altına yatacaktır.
Bu arada Bn.Defarge Lucie’nin küçük kızı da dahil bütün aileyi ihbar etmek için Manette’nin evine gider. Bn.Pross Darney’ler Fransa’dan kaçarken onun onları yakalamasını engeller. Bu sırada Bn.Defarge Bn.Pross’la boğuşurken kendi silahıyla kendini öldürür.
Tüm bu olaylar olurken Carton giyotine götürülüyordur. İdam anı gelip giyotin düşmeden önce söylediği söz aynı zamanda kitabında sonu olur:
“Şimdiye kadar yaptığım her işten çok daha iyi bir iş yapıyorum.Şimdiye kadar böyle bir huzura kavuşmamıştım.”
Karakterler Hakkında Bilgi:
Dr.Alexandre Manette: Bir zamanların güçlü parlak doktoru;Bastille zindanında geçirdiği on sekiz sene sonunda hemen hemen yıkılmıştır.
Lucie Manette: Dr. Manette’nin kızı,Darney’in karısı;kocasına ve ailesine bağlı bir kadın.
Charles Darney:St.Evrémondé Markis’ininin ve aristokratların zulmüne karşı cephe alan yeğeni.
Sydney Carton:Kendi kendisini yıkan,fakat parlak bir avukat.
Madam Defarge:Aristokratlardan intikam almaktan başka bir şey düşünmeyen biri.
Bn.Pross:Lucie’nin kaba ve güçlü hizmetçisi ve arkadaşı.
Yazar Hakkında Bilgi:
Charles DİCKENS
1812 yılında Landport’ta doğdu.İngiliz edebiyatının en ünlü yazarlarından biridir.Doklarda çalışan küçük bir memurun oğludur.Çocukluğu sıkıntılar içinde geçti.Babasının hapse girmesi nedeniyle iyi bir öğrenim yapamadı.Küçük yaştan itibaren hayatını kazanmak zorunda kaldı.Bir noterin yanına katip olarak girdi;kendi kendini yetiştirdi.Mizah yanı çok güçlü bir insandı.”Boz” takma adıyla yayınladığı resimli mizah hikayeleri çok beğenildi. Oldukça üretken bir yazar olarak tanımlanır.Özellikle toplum sorunlarını işledi. Romanda kişiler basit tabakalardan seçilmesine rağmen, davranışları, karakterleri, konuşmaları ile günlük hayatta sık sık rastlanan kişilerdir. Aslında bu kişilerle İngiliz toplumunun düzeltilmesi gereken kurumlarını; sözgelimi borçlu hapishaneleri, fabrikaları, yatılı okullar gibi konuları eleştirmiştir. Bu yönüyle bir sosyal reformcu yazar niteliği göstermektedir. Bu tutumuyla hükümeti harekete geçirmeyi umut ediyordu. Kendisinden sonra gelen bir çok sanatçıyı etkiledi.1870 yılında öldüğü zaman büyük adamlar için ayrılan Westminster Abbey mezarlığına gömüldü.
Yazarı : Charles DİCKENS
Basıldığı Yer/Yıl : ALTIN YAYINEVİ/1980
ÖZETİ
1775 yılının Kasım ayının dondurucu bir gecesinde eski ve saygı duyulan Tellson bankasının temsilcisi Mr. Jervis Lorry, bir posta arabasıyla Dover şehrine gider. Orada son günler, Londra’dan geri dönmesi için ülkesine çağrılan Lucie Manette adında güzel bir Fransız ile buluşacaktır. Birlikte Paris’e giderler. Manette‘nin babası, Dr. Manette, Defarge’lerin meyhanesinin üstündeki küçük bir tavan arasında gizlenmektedir. Dr. Manette Bastille hapishanesindeki bir hücrede tek başına 18 yıl hapis tutulmuştur. Şimdi, ruhsal dengesi bozulduğundan İngiltere’ye mülteci olarak götürülecektir. Lorry ve Luci Manette’nin Paris gezisine Tellson bankasının Jerry Cruncher adında sadık, garip görünüşlü bir hizmetkârı da eşlik eder.
Defarge’lerin meyhanesi, Paris’teki ihtilalcilerin merkezidir. Eski rejimin baş düşmanı olan Defarge’ler tavan arasını Dr.Manette’ye vermişler ve Dr. Manette de hergün geçmişini hatırlamaya çalışmıştır. Bu arada Bn.Defarge ihtilâl geldiği zaman ortadan kaldırılmasını istediği bütün aristokratların adlarını içeren garip bir atkı örmektedir.
Lucie ve Jarvis Lorry’nin yaşlı Dr.Manette’yi Londra’ya getirmelerinden beş sene sonra, John Barsad adındaki bir adamın İngiltere aleyhine casusluk yapmakla itham ettiği Charles Darney adındaki bir Fransızca öğretmeninin yargılanmasında bulunurlar. Manette’ler beş sene önce Fransa’dan İngiltere’ye dönerlerken Darney’e vapurda rastladıklarını söylerler.Darney’i parlak bir avukat olan, Sydney Carton kurtarır. Carton sanığa o kadar benzer ki diğer avukat Mr. Stryver, sanığı “tanıyanlar”ın ifadelerini alt üst eder.
Yargılanmadan sonra, Darney ve Carton Manette’lerin mütevazi evlerini sık sık ziyaret ederler. Darney’in St.Evemonde’ler denen bencil Fransız aristokratlarının mirasçısı oldukları anlaşılır. Onlarala hiçbir alışverişte bulunmamaya karar veren Darney Londra’da yaşamaya karar vermiştir.
Parlak fakat istikrarsız biri olan Carton, Mr. Stryver’ın davalarının hazırlanmasıyla görevlendirilirse de çok defa sarhoş olduğundan duruşmalarda hazır bulunamaz.Her iki genç de Lucie ‘ye kur yaparlar.Darney’i seçtiği zaman Carton asil bir hareketle Lucie’nin seçtiği bir kimse için hayatını feda etmeye hazır olduğunu söyler.
Darney ve Lucie evlenirler. Fransa’da ihtilâl patlayıp, ihtilâlciler Bastille hapishanesini basarak mahkumları serbest bıraktıkları zaman, küçük kızları altıyaşındadır. Charles Darney’in amcası St.Evrémondé Markisinin kullandığı arabanın küçük bir çocuğu öldürmesi Fransız köylülerini öfkelendirmiştir. Çocuğun babası Markisi mahkemeye getiremeyince, yatağında öldürmüş ve bunun sonucunda da asılmıştır.
Bir gün İngiltere’deki yeni St.Evrémondé Markisine bir mektup gelir. Darney, mektuptan, ailesinin eski hizmetçisinin ihtilâlciler tarafından hapsedilir.Markis’e müdahale ederek kendini kurtarmasını rica eder. Çünkü tutuklandığı zaman Charles’in emirlerini yerine getirmeye çalışarak halka aile namına tazminat vermektedir. Darney, şerefli bir düşünceyle, Fransa’ya giderek bir şeyler yapmaya karar verir.
Böylece, Paris’e Tellson bankasının bu şehirdeki bir işini yönetecek Jarvis Lorry ile birlikte gider. Darney, şehre gelir gelmez, ülkeye dönen bir aristokrat diye tutuklanır. Haber İngiltere ulaşır ulaşmaz, Lucie ve Manette, yardım için Fransa’ya giderler. Bastille zindanında uzun yıllar hapsediln Dr.Manette, bu olayın damadının kurtulmasına yardımcı olacağını düşünür.
Manette’ler Paris’e geldiği zaman terör rejimi tam bir egemenlik kurmuştur. Kana susamış ihtilâlciler, yaşlı doktora saygı gösteriyorlarsa da, Defarge’lerin St.Evrémondé ailesi mensuplarına besledikleri nefret öylesine derindir ki, Darney mahkeme önüne çıkarılmadan önce, bir buçuk yıl hapis yatar.Bütün bu süre zarfında Lucie kocasını göremez.
Darney, sonunda mahkeme önüne çıkarılır. Bn. Defarge mahkeme salonunun ön sırasında oturur, şeytani atkısını örer ve Darney’in öldürülmesini ister. Charles, St. Evrémondé’lerle hiçbir alışverişi olmadığını söyler ve gerçekte ailenin servetinin yıllarca zarar verdikleri halka geri verilmesini emrettiğini söyler. Halkın saygı duyduğu Dr. Manette adının lehine konuştuğu zaman, mahkemedeki dinleyiciler kendisini alkışlarlar. Darney serbest bırakılır.
Mahkeme kendisini serbest bırakmakla beraber, Darney’in Fransa’dan İngiltere’ye gitmesine izin vermez. Manette’ler bu zaferi henüz kutlamamışlardı ki, Darney yeniden tutuklanır. Defarge’ler ve kimliği belirtilmeyen esrarengiz bir tanık onu, halk düşmanlığıyla suçlamıştır. Darney, hücresinde teselli edilemez bir durumda kendisini suçlayanın kim olabileceğini, Lucie’nin eski sadık himetçisi Bn.Pross , uzun yıllardır görmediği kayıp kardeşini Paris sokaklarında görür. Bu senelerce önce İngiltere’deki mahkemede Darney aleyhine tanıklık yapan hain John Barsad’dır.
Şimdi, Sydney Carton da Paris’tedir. İhtilâlcilerin bir casusu olarak Barsad’la görüşür. Kendisini, daha önce İngiltere için casusluk yapmış biri diye teşhir edeceği tehtidinde bulunarak, onunla gizli bir antlaşma yapar.
Darney’in yeni mahkemesinde, Mr. Deuarge, St. Evrémonde’ları iğrenç suçlamalarla karalayan bir liste çıkarır. Adam, Dr. Manetta’yı da, Darney aleyhindeki tanıklar arasında gösterir. Bu önemli belge, ihtiyar doktor tarafından Bastille’deki hapis hayatı sırasında yazılmış ve ihtilâlciler burasını ele geçirdikleri zaman Defarge, Dr. Manette’nin hücresinde bulmuştur.
Belgede St. Evrémondé Markisinin dehşet saçan bir suçu nasıl işlediği ve tutuklandığı anlatılmaktadır. Soyluların hukukuna göre Markis Bn. Defarge’in kız kardeşi yoksul bir kızın ırzı geçmiştir. Kız ölüm döşeğindeyken Dr. Manette Evrémondé ailesini lanetlemektedir.
Uzun yıllar unutulan bu belgenin hakimler üzerinde etkisi olur. Bunu yazdığını reddetmesine ve hakimlerden merhamet dilemesine rağmen, Dr.Marnette’nin sözleri göz önüne alınmaz Darney’in atalarının işlediği suçların cezasını çekmesi kanaatiyle 24 saat içinde giyotinle öldürülmesine karar verilir.Fakat yıllardı kendisini terkeden Sydney Carton, şimdi sevdiği kadının kocası adına hareket etmeye karar verir.Şantaj yaptığı Barsad’ın yardımıyla, Barney’in hücresine girmeyi başarır. Kendisi ile elveda içkisi içeceğini söyleyerek Barney’in içkisine uyuştutucu madde katar ve onunla elbiselerini değiştirir. Mahkuma çok benzediğinden Carton, Darney’in adına giyotin altına yatacaktır.
Bu arada Bn.Defarge Lucie’nin küçük kızı da dahil bütün aileyi ihbar etmek için Manette’nin evine gider. Bn.Pross Darney’ler Fransa’dan kaçarken onun onları yakalamasını engeller. Bu sırada Bn.Defarge Bn.Pross’la boğuşurken kendi silahıyla kendini öldürür.
Tüm bu olaylar olurken Carton giyotine götürülüyordur. İdam anı gelip giyotin düşmeden önce söylediği söz aynı zamanda kitabında sonu olur:
“Şimdiye kadar yaptığım her işten çok daha iyi bir iş yapıyorum.Şimdiye kadar böyle bir huzura kavuşmamıştım.”
Karakterler Hakkında Bilgi:
Dr.Alexandre Manette: Bir zamanların güçlü parlak doktoru;Bastille zindanında geçirdiği on sekiz sene sonunda hemen hemen yıkılmıştır.
Lucie Manette: Dr. Manette’nin kızı,Darney’in karısı;kocasına ve ailesine bağlı bir kadın.
Charles Darney:St.Evrémondé Markis’ininin ve aristokratların zulmüne karşı cephe alan yeğeni.
Sydney Carton:Kendi kendisini yıkan,fakat parlak bir avukat.
Madam Defarge:Aristokratlardan intikam almaktan başka bir şey düşünmeyen biri.
Bn.Pross:Lucie’nin kaba ve güçlü hizmetçisi ve arkadaşı.
Yazar Hakkında Bilgi:
Charles DİCKENS
1812 yılında Landport’ta doğdu.İngiliz edebiyatının en ünlü yazarlarından biridir.Doklarda çalışan küçük bir memurun oğludur.Çocukluğu sıkıntılar içinde geçti.Babasının hapse girmesi nedeniyle iyi bir öğrenim yapamadı.Küçük yaştan itibaren hayatını kazanmak zorunda kaldı.Bir noterin yanına katip olarak girdi;kendi kendini yetiştirdi.Mizah yanı çok güçlü bir insandı.”Boz” takma adıyla yayınladığı resimli mizah hikayeleri çok beğenildi. Oldukça üretken bir yazar olarak tanımlanır.Özellikle toplum sorunlarını işledi. Romanda kişiler basit tabakalardan seçilmesine rağmen, davranışları, karakterleri, konuşmaları ile günlük hayatta sık sık rastlanan kişilerdir. Aslında bu kişilerle İngiliz toplumunun düzeltilmesi gereken kurumlarını; sözgelimi borçlu hapishaneleri, fabrikaları, yatılı okullar gibi konuları eleştirmiştir. Bu yönüyle bir sosyal reformcu yazar niteliği göstermektedir. Bu tutumuyla hükümeti harekete geçirmeyi umut ediyordu. Kendisinden sonra gelen bir çok sanatçıyı etkiledi.1870 yılında öldüğü zaman büyük adamlar için ayrılan Westminster Abbey mezarlığına gömüldü.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
[B]KİTABIN ADI : SEVDALİNKA [/B]
KİTABIN YAZARI : AYŞE KULİN
BASIM YILI : 2002
SAYFA SAYISI : 307
KONUSU :
Bu kitap, Osmanlı öncesinde dini nedenlerle Haçlı Orduları tarafından, Birinci ve İkinci dünya Savaşları sonrasında ve 1992 Savaşı’nda ise Sırplar ve Hırvatlar tarafından sürekli soykırıma tabi tutulan ama asla yok edilemeyen Boşnak halkının acılarını,Türk halkına biraz olsun tanıtabilmek amacıyla yazılmıştır.
Roman, savaş öncesinde Tito’nun kurduğu altı federe devletten oluşan Yugoslavya Federatif Cumhuriyeti’nde, aşırı milliyetçiliği azdırarak savaşı tırmandıran ve sonuçta Yugoslavya’yı alevler içinde bırakan günleri anlatıyor, savaşın ilk üç yılında yaşananları okura aktarıyor.
Kitapta yazılan olaylar belgesel nitelikli, tarihi ve siyasi kişilerin dışındaki karakterler kurgudur.
ÖZETİ:
Sevdalinka,belgesel nitelikli bir romandır. Boşnakların tarihteki rolü, Bosna Savaşı ve öncesinde gelişen olaylar kronolojik bir sıra takip edilmeksizin roman kurgusu içinde anlatılmaktadır.
Roman kahramanı, Ni****, bir inşaat mühendisi ile evli ve iki çocuk annesidir. Bosna Televizyonu’nda haber görevlisi olarak çalışmaktadır. Mesleği gereği, Bosna Savaşının başlamasına kadar ülke içinde meydana gelen olayları yerinde gözlemler. Bu görevlerden birinde Zagreb’de çalışan gazeteci Stefan ile tanışır. Kısa zamanda ilişkileri aşka dönüşür. Ni**** , ailesi ve Stefan arasında bir tercih yapma zorunluluğu karşısında kendi içinde psikolojik bir savaş vermektedir. Aynı günlerde ülke içerisinde de mevcut düzen yavaş yavaş bozulmakta , Yugoslavya Federasyonu muhtemel bir iç savaşa doğru ilerlemektedir. Daha net bir ifade ile , Sırbistan , “Büyük Sırbistan” arzusuyla federasyonu sonu meçhul lakin muhakkak kan ve acı dolu bir savaşa ; faturasını Boşnaklar’ın çok ağır ödeyeceği kanlı bir savaşa sürüklemektedir.
Savaş sırasında Bosna’da yaşananlar olaylar göz göre göre yapılan bir soykırımın apaçık delilleri ve medeniyetin temsilcisi olan Avrupanın gerçek yüzünü tüm dünyaya bir kez daha göstermesidir. Kitapta yapılan birkaç tasvirde hissedilenler şöyle anlatılmaktadır;
Postane binasının yanı sıra Milli Tiyatro,Hukuk Fakültesi ve civardaki binalar da yanıyor,yeni patlamalarla bu ateş dansına eşlik ediyorlardı.Rüzgarda uçuşan kızıl saçlar gibi savrulan alevleriyle har har yanıyorlardı.Yandıkça,kırmızı bir fona çizilmiş,simsiyah iskeletlere dönüşüyorlardı.
Ni****,taş kesilmiş,geçmişini seyrediyordu alazların ötesinde.Çocuklugu,gençligi,anıları,sevinçleri,kederleri incelip uzayarak,bükülerek alevlerin arasında göğe yükseliyor,Saraybosna külleriyle birlikte sağa sola savruluyordu.
ANA FİKRİ:
İnsanlar arasında ırk,dil,din yüzünden yaşanan kavgalar sona ermeli ve insanlar bir arada yaşamayı öğrenmelidir.Yurtta Sulh,Cihanda Sulh düsturunun insanların mutlulugu için ne kadar vazgeçilmez oldugu anlasılmalıdır.
KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE SAHISLARIN DEGERLENDİRMESİ:
Kitapta anlatılan olayları ve yaşananları hisseden kahraman Ni****’dır.Ni**** evli ve iki çocuk sahibi,Saraybosna televizyonunda çalışan bir kadındır.Bir gün iş için Zagreb’den gelen Stefan adlı bir gazeteciyle tanışmış ve ona aşık olmuştur.Her ne kadar kocasından Stefan için ayrılmayı düşünsede çocuklarını düşünerek bu kararından vazgeçmiştir.Ni**** acılara karşı çok dayanıklı ve saglam bir karakter yapısına sahiptir.
Stefan sadece işiyle ilgilenen genç bir gazetecidir,Ni****’yı çok sevmiş fakat onu kocasından ayrılmaya ikna edememiştir.Bu yüzden bir daha görüşmemek üzere Ni****’dan ayrılmıştır.
Ni****’nın kocası Burhan ise başarılı bir mühendistir.Savaşın başlamasından belli bir süre sonra evi terk etmiş ve cephede Sırplara karşı savaşmaya başlamıştır.
KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Sevdalinka Sırpların Saraybosna’da yaptıgı vahşetin ve soykırımın ne boyutta oldugunu anlamak için okunması gereken bir eserdir.Her Harbiyeli bu kitabı muhakkak okumalıdır.
KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Ayşe KULİN,Arnavutköy Amerikan Kız Koleji Edebiyat bölümünü bitirdi.Çeşitli gazete ve dergilerde editör ve muhabir olarak çalıştı.Uzun yıllar televizyon,reklam ve sinema filmlerinde sahne yapımcısı,sanat yönetmeni ve senarist olarak görev yaptı.Öykülerden oluşan ilk kitabı Güneşe Dön Yüzünü 1984 yılında yayınladı.Bu kitaptaki Gülizar adlı öyküyü,Kırık Bebek adı ile senaryolaştırdı ve bu sinema filmi 1986 yılının Kültür Bakanlıgı Ödülü’nü kazandı.
1986’da sahne yapımcılıgını ve sanat yönetmenliğini üstlendiği Ayaşlı ve Kiracıları adlı dizideki çalışmasıyla Tiyatro Yazarları Derneği’nin En İyi Sanat Yönetmeni Ödülü’nü aldı.1996 yılında Münir Nurettin Selçuk’un yaşam öyküsünün anlatıldığı Bir Tatlı Huzur adlı kitabı yayınlandı.Aynı yıl,Foto Sabah Resimleri adlı öyküsü Haldun Taner Öykü Ödülü’nü,bir yıl sonra aynı adı taşıyan kitabı Sait Faik Hikaye Armağanı’nı kazandı.1997’de yayınlanan Adı:Aylin adlı biyografik romanı ile,İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından yılın yazarı seçildi.
1998 yılında Geniş Zamanlar adlı öykü kitabı,1999’da İletişim Fakültesi tarafından yılın romanı seçilmiş olan Sevdalinka ve 2000’de yine bir biyografik roman olan Füreya yayınlandı.
KİTABIN YAZARI : AYŞE KULİN
BASIM YILI : 2002
SAYFA SAYISI : 307
KONUSU :
Bu kitap, Osmanlı öncesinde dini nedenlerle Haçlı Orduları tarafından, Birinci ve İkinci dünya Savaşları sonrasında ve 1992 Savaşı’nda ise Sırplar ve Hırvatlar tarafından sürekli soykırıma tabi tutulan ama asla yok edilemeyen Boşnak halkının acılarını,Türk halkına biraz olsun tanıtabilmek amacıyla yazılmıştır.
Roman, savaş öncesinde Tito’nun kurduğu altı federe devletten oluşan Yugoslavya Federatif Cumhuriyeti’nde, aşırı milliyetçiliği azdırarak savaşı tırmandıran ve sonuçta Yugoslavya’yı alevler içinde bırakan günleri anlatıyor, savaşın ilk üç yılında yaşananları okura aktarıyor.
Kitapta yazılan olaylar belgesel nitelikli, tarihi ve siyasi kişilerin dışındaki karakterler kurgudur.
ÖZETİ:
Sevdalinka,belgesel nitelikli bir romandır. Boşnakların tarihteki rolü, Bosna Savaşı ve öncesinde gelişen olaylar kronolojik bir sıra takip edilmeksizin roman kurgusu içinde anlatılmaktadır.
Roman kahramanı, Ni****, bir inşaat mühendisi ile evli ve iki çocuk annesidir. Bosna Televizyonu’nda haber görevlisi olarak çalışmaktadır. Mesleği gereği, Bosna Savaşının başlamasına kadar ülke içinde meydana gelen olayları yerinde gözlemler. Bu görevlerden birinde Zagreb’de çalışan gazeteci Stefan ile tanışır. Kısa zamanda ilişkileri aşka dönüşür. Ni**** , ailesi ve Stefan arasında bir tercih yapma zorunluluğu karşısında kendi içinde psikolojik bir savaş vermektedir. Aynı günlerde ülke içerisinde de mevcut düzen yavaş yavaş bozulmakta , Yugoslavya Federasyonu muhtemel bir iç savaşa doğru ilerlemektedir. Daha net bir ifade ile , Sırbistan , “Büyük Sırbistan” arzusuyla federasyonu sonu meçhul lakin muhakkak kan ve acı dolu bir savaşa ; faturasını Boşnaklar’ın çok ağır ödeyeceği kanlı bir savaşa sürüklemektedir.
Savaş sırasında Bosna’da yaşananlar olaylar göz göre göre yapılan bir soykırımın apaçık delilleri ve medeniyetin temsilcisi olan Avrupanın gerçek yüzünü tüm dünyaya bir kez daha göstermesidir. Kitapta yapılan birkaç tasvirde hissedilenler şöyle anlatılmaktadır;
Postane binasının yanı sıra Milli Tiyatro,Hukuk Fakültesi ve civardaki binalar da yanıyor,yeni patlamalarla bu ateş dansına eşlik ediyorlardı.Rüzgarda uçuşan kızıl saçlar gibi savrulan alevleriyle har har yanıyorlardı.Yandıkça,kırmızı bir fona çizilmiş,simsiyah iskeletlere dönüşüyorlardı.
Ni****,taş kesilmiş,geçmişini seyrediyordu alazların ötesinde.Çocuklugu,gençligi,anıları,sevinçleri,kederleri incelip uzayarak,bükülerek alevlerin arasında göğe yükseliyor,Saraybosna külleriyle birlikte sağa sola savruluyordu.
ANA FİKRİ:
İnsanlar arasında ırk,dil,din yüzünden yaşanan kavgalar sona ermeli ve insanlar bir arada yaşamayı öğrenmelidir.Yurtta Sulh,Cihanda Sulh düsturunun insanların mutlulugu için ne kadar vazgeçilmez oldugu anlasılmalıdır.
KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE SAHISLARIN DEGERLENDİRMESİ:
Kitapta anlatılan olayları ve yaşananları hisseden kahraman Ni****’dır.Ni**** evli ve iki çocuk sahibi,Saraybosna televizyonunda çalışan bir kadındır.Bir gün iş için Zagreb’den gelen Stefan adlı bir gazeteciyle tanışmış ve ona aşık olmuştur.Her ne kadar kocasından Stefan için ayrılmayı düşünsede çocuklarını düşünerek bu kararından vazgeçmiştir.Ni**** acılara karşı çok dayanıklı ve saglam bir karakter yapısına sahiptir.
Stefan sadece işiyle ilgilenen genç bir gazetecidir,Ni****’yı çok sevmiş fakat onu kocasından ayrılmaya ikna edememiştir.Bu yüzden bir daha görüşmemek üzere Ni****’dan ayrılmıştır.
Ni****’nın kocası Burhan ise başarılı bir mühendistir.Savaşın başlamasından belli bir süre sonra evi terk etmiş ve cephede Sırplara karşı savaşmaya başlamıştır.
KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Sevdalinka Sırpların Saraybosna’da yaptıgı vahşetin ve soykırımın ne boyutta oldugunu anlamak için okunması gereken bir eserdir.Her Harbiyeli bu kitabı muhakkak okumalıdır.
KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Ayşe KULİN,Arnavutköy Amerikan Kız Koleji Edebiyat bölümünü bitirdi.Çeşitli gazete ve dergilerde editör ve muhabir olarak çalıştı.Uzun yıllar televizyon,reklam ve sinema filmlerinde sahne yapımcısı,sanat yönetmeni ve senarist olarak görev yaptı.Öykülerden oluşan ilk kitabı Güneşe Dön Yüzünü 1984 yılında yayınladı.Bu kitaptaki Gülizar adlı öyküyü,Kırık Bebek adı ile senaryolaştırdı ve bu sinema filmi 1986 yılının Kültür Bakanlıgı Ödülü’nü kazandı.
1986’da sahne yapımcılıgını ve sanat yönetmenliğini üstlendiği Ayaşlı ve Kiracıları adlı dizideki çalışmasıyla Tiyatro Yazarları Derneği’nin En İyi Sanat Yönetmeni Ödülü’nü aldı.1996 yılında Münir Nurettin Selçuk’un yaşam öyküsünün anlatıldığı Bir Tatlı Huzur adlı kitabı yayınlandı.Aynı yıl,Foto Sabah Resimleri adlı öyküsü Haldun Taner Öykü Ödülü’nü,bir yıl sonra aynı adı taşıyan kitabı Sait Faik Hikaye Armağanı’nı kazandı.1997’de yayınlanan Adı:Aylin adlı biyografik romanı ile,İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından yılın yazarı seçildi.
1998 yılında Geniş Zamanlar adlı öykü kitabı,1999’da İletişim Fakültesi tarafından yılın romanı seçilmiş olan Sevdalinka ve 2000’de yine bir biyografik roman olan Füreya yayınlandı.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
İRİLİŞ
KİTABIN YAZARI :LEV NİKOLAYEVİÇ TOLSTOY
YAYIN EVİ :ADA YAYINLARI
BASIM YILI :1996
SAYFA SAYISI : 446
KONUSU
Zengin ve hızlı yaşamı seven bir prensesin geçmişte yaşadıklarından pişmanlık duyduğu bir sırada önceden ilişki yaşadığı bir kadına rastlaması,onun düştüğü bu durumdan dolayı kendini sorumlu hissetmesi ve ona yardım etmeye karar vermesi ile adalet sistemindeki yanlışlıklar ve cezaevlerinde yapılan kötü uygulamalardan bahsediliyor.
ÖZETİ:
Nehludov soylu bir aileye mensup yakışıklı ve zengin bir prenstir.Öğrencilik yıllarında teyzelerinin evine gittiği bir gün evde hizmetçilik yapan Katyuşa ile tanışır.Aralarında bir gecelik aşk yaşandıktan sonra Nehludov evi terk eder.Bu olaydan sonra Katyuşanın hamile oldugunu ve Dmitry ile birliktelik yaşadıgını öğrenen evin sahipleri Katyuşanın işine son verirler.İşsiz kalan ve geçinmek zorunda olan Katyuşa bazı insanların oyunları sonucu genelevde çalışmaya başlar.Dmitry Nehludov orta yaşa gelince hayatta yaptıklarından sıkılmaya ve geçmişte yaşadıklarından pişmanlık duymaya başlamıştır.Bulunduğu bölgenin soylu kişileri arasında olduğu için duruşmalarda jüri üyeliği yapmayı kabul etmiş,yine böyle duruşmaya katıldığı bir gün sanık sandalyesindeki suçlunun Katyuşa oldugunu fark edince birden vicdan azabı duymaya başlamıştır.
Nehludov o günden sonra sürgün cezasına çarptırılan Katyuşayı kurtarmak için tanıdığı bütün üst düzey yetkilileri aracı olarak kullanmış fakat olumlu bir sonuç alamamıştır.Katyuşayı ziyarete giderek ona yardım için çalıştıgını,onu bu durumdan kurtaracağını ve gerekirse onunla evleneceğini söylemiştir.Katyuşanın Sibiryaya sürgün cezası kesinlenince Dmitry elinde bulunan toprakları köylülere kiralamış geri kalanların birkısmını ablasına vermiş digerlerinide elinde tutmuştur.Dmitry Katyuşa ile Sibiryaya gittiği gün sevindirici bir mektup almıştır.Mektupta Katyuşanın sürgün cezasının yapılan itiraz sonucu tekrar gözden geçirildiği ve suçsuz olduguna karar verildiği yazmaktadır.Bu haberi Katyuşaya iletmeye can atan Dmitry ona bunun yanında evlenme teklifinde bulunarak onunla evlerine dönmeyi düşünmüştür.Dmitry Katyuşaya affedildiğini ve onunla gelmesini söylediği zaman hayallerini yıkan hayır cevabını almıştır.Katyuşa cezaevinde kendisi gibi sürgün cezasına çarptırılan birini sevmekte ve onunda cezası sona ermek üzeredir.
Bu olaylardan sonra Dmitry Katyuşa sevdasndan artık vazgeçmeye karar vermiş ve sibiryayı terk etmiştir.Kendi içinde derin düşüncelere dalarak tüm yasadıklarını ve hayatın olması gereken gerçeklerini gözden geçirip aramaya baslamıştır.Dmitry İncil okumaya başlamış ve kitabı baştan sona kadar okumaya devam etmiştir.Dmitry’nin okuduklarından anladıgına göre;insanlar birbirlerini cezalandırmamalıdırlar ve böyle de bir yetkiye sahip degillerdir.Her insan suç işleyebilir bu durumda yapılması gereken ona ceza vermek degil yardım etmektir.Ancak o zaman insanlar birbirlerini anlayabilir ve sevebilirler…
ANA FİKRİ:
İnsanlar hata yaptıkları zaman onları cezalandırmak yerine onlara yardım eli uzatmalıyız.Sevgi ve anlayışlı yaklaşım sorunların en güzel çözümüdür.
KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEGERLENDİRMESİ:
Dmitry NEHLUDOV :Zengin bir ailenin çocugudur,ögrenciyken sahip olduğu düşünceleri büyüyünce değişmiş eğlenceye,zevke düşkün,kadınlardan vazgeçemeyen biri haline gelmiştir.Ancak belirli bir olgunluğa geldiğinde yapmış olduklarından pişmanlık duymuş ve hayatını düzene sokmaya karar vermiştir.
Katyuşa MASLOVA :Çocuk yaşta hizmetçilik yapmaya başlamış güzel bir kadındır.Çalıştığı evin sahiplerinin yeğenine aşık olduktan sonra hayatı değişir.Yaşamının geri kalanın çogu genelevlerde ve cezaevlerinde geçmiştir.
KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
TOLSTOY kitabında insanların suçlu kimliği altında nasıl horlandığını,işkence gördüğünü ve uygulanmakta olan adalet sisteminin yanlışlıklarını anlatmaya çalışmıştır.Okuyucuyu düşünmeye sevk eden bir kitap,vermek istediği düşünceler ilgi çekici,her harbiyeliye tavsiye ediyorum.
KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Tolstoy 1828’de Astapova,Ryazan ilinde dogdu.Zengin bir toprak sahibinin ogluydu,küçük yaşta öksüz kaldı,çocuklugu ailesinin malikanesinde geçti.Kazan ve Petersburg’da eğitim gördü.Ünlü bir kişi olmaktan bıkan yalnızlıga ve yoksulluga büyük bir özlem duyan Tolstoy,herkesten uzakta yaşamaya karar verdi.10 Kasım 1910’da gizlice malikanesini terk etti,trene bindi,ancak hastalığı yüzünden bitkin düşerek Astapova istasyonunda öldü.
Tolstoy’un yapıtları düşten çok yaşanmış duygularla beslenen,her türlü estetik yapmacıktan ve söz oyunundan arınmış uzun bir itiraf biçimindedir ve Tolstoy bu yoldan yaşamın anlamını aydınlatmak ister.Aşırı bir duyumsallık ile mutlak tutkusu arasında bölünmüş olan ve yetkinliği özleyen Tolstoyda,kendini aklamak ihtiyacı bir saplantı haline gelmiştir.Şiddete karşı ve mülkiyetin kaldırılmasından yana olan,ödünsüz ve akılcı yeni bir ahlakın savunuculugunu üstlenen Tolstoy,hayatıyla düşüncesini uzlaştıramamanın dramını yaşadı,bu da onu aşkı,aileyi,sanatı yadsımaya yöneltti.Ancak roman ve öyküleri bu çelişkilerden hiçbir zarar görmedi.Yaşamın en yalın görüntülerini bile aktarmaya,en basit ayrıntılar,en küçük belirtiler ve özellikler üzerinde bile durmaya çalışarak canlı kişilikler yaratmayı ve her türlü yapmacıktan uzak tarihsel ya da toplumsal freskler çizmeyi başardı.
İRİLİŞ KİTABIN YAZARI :LEV NİKOLAYEVİÇ TOLSTOY
YAYIN EVİ :ADA YAYINLARI
BASIM YILI :1996
SAYFA SAYISI : 446
KONUSU
Zengin ve hızlı yaşamı seven bir prensesin geçmişte yaşadıklarından pişmanlık duyduğu bir sırada önceden ilişki yaşadığı bir kadına rastlaması,onun düştüğü bu durumdan dolayı kendini sorumlu hissetmesi ve ona yardım etmeye karar vermesi ile adalet sistemindeki yanlışlıklar ve cezaevlerinde yapılan kötü uygulamalardan bahsediliyor.
ÖZETİ:
Nehludov soylu bir aileye mensup yakışıklı ve zengin bir prenstir.Öğrencilik yıllarında teyzelerinin evine gittiği bir gün evde hizmetçilik yapan Katyuşa ile tanışır.Aralarında bir gecelik aşk yaşandıktan sonra Nehludov evi terk eder.Bu olaydan sonra Katyuşanın hamile oldugunu ve Dmitry ile birliktelik yaşadıgını öğrenen evin sahipleri Katyuşanın işine son verirler.İşsiz kalan ve geçinmek zorunda olan Katyuşa bazı insanların oyunları sonucu genelevde çalışmaya başlar.Dmitry Nehludov orta yaşa gelince hayatta yaptıklarından sıkılmaya ve geçmişte yaşadıklarından pişmanlık duymaya başlamıştır.Bulunduğu bölgenin soylu kişileri arasında olduğu için duruşmalarda jüri üyeliği yapmayı kabul etmiş,yine böyle duruşmaya katıldığı bir gün sanık sandalyesindeki suçlunun Katyuşa oldugunu fark edince birden vicdan azabı duymaya başlamıştır.
Nehludov o günden sonra sürgün cezasına çarptırılan Katyuşayı kurtarmak için tanıdığı bütün üst düzey yetkilileri aracı olarak kullanmış fakat olumlu bir sonuç alamamıştır.Katyuşayı ziyarete giderek ona yardım için çalıştıgını,onu bu durumdan kurtaracağını ve gerekirse onunla evleneceğini söylemiştir.Katyuşanın Sibiryaya sürgün cezası kesinlenince Dmitry elinde bulunan toprakları köylülere kiralamış geri kalanların birkısmını ablasına vermiş digerlerinide elinde tutmuştur.Dmitry Katyuşa ile Sibiryaya gittiği gün sevindirici bir mektup almıştır.Mektupta Katyuşanın sürgün cezasının yapılan itiraz sonucu tekrar gözden geçirildiği ve suçsuz olduguna karar verildiği yazmaktadır.Bu haberi Katyuşaya iletmeye can atan Dmitry ona bunun yanında evlenme teklifinde bulunarak onunla evlerine dönmeyi düşünmüştür.Dmitry Katyuşaya affedildiğini ve onunla gelmesini söylediği zaman hayallerini yıkan hayır cevabını almıştır.Katyuşa cezaevinde kendisi gibi sürgün cezasına çarptırılan birini sevmekte ve onunda cezası sona ermek üzeredir.
Bu olaylardan sonra Dmitry Katyuşa sevdasndan artık vazgeçmeye karar vermiş ve sibiryayı terk etmiştir.Kendi içinde derin düşüncelere dalarak tüm yasadıklarını ve hayatın olması gereken gerçeklerini gözden geçirip aramaya baslamıştır.Dmitry İncil okumaya başlamış ve kitabı baştan sona kadar okumaya devam etmiştir.Dmitry’nin okuduklarından anladıgına göre;insanlar birbirlerini cezalandırmamalıdırlar ve böyle de bir yetkiye sahip degillerdir.Her insan suç işleyebilir bu durumda yapılması gereken ona ceza vermek degil yardım etmektir.Ancak o zaman insanlar birbirlerini anlayabilir ve sevebilirler…
ANA FİKRİ:
İnsanlar hata yaptıkları zaman onları cezalandırmak yerine onlara yardım eli uzatmalıyız.Sevgi ve anlayışlı yaklaşım sorunların en güzel çözümüdür.
KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEGERLENDİRMESİ:
Dmitry NEHLUDOV :Zengin bir ailenin çocugudur,ögrenciyken sahip olduğu düşünceleri büyüyünce değişmiş eğlenceye,zevke düşkün,kadınlardan vazgeçemeyen biri haline gelmiştir.Ancak belirli bir olgunluğa geldiğinde yapmış olduklarından pişmanlık duymuş ve hayatını düzene sokmaya karar vermiştir.
Katyuşa MASLOVA :Çocuk yaşta hizmetçilik yapmaya başlamış güzel bir kadındır.Çalıştığı evin sahiplerinin yeğenine aşık olduktan sonra hayatı değişir.Yaşamının geri kalanın çogu genelevlerde ve cezaevlerinde geçmiştir.
KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
TOLSTOY kitabında insanların suçlu kimliği altında nasıl horlandığını,işkence gördüğünü ve uygulanmakta olan adalet sisteminin yanlışlıklarını anlatmaya çalışmıştır.Okuyucuyu düşünmeye sevk eden bir kitap,vermek istediği düşünceler ilgi çekici,her harbiyeliye tavsiye ediyorum.
KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Tolstoy 1828’de Astapova,Ryazan ilinde dogdu.Zengin bir toprak sahibinin ogluydu,küçük yaşta öksüz kaldı,çocuklugu ailesinin malikanesinde geçti.Kazan ve Petersburg’da eğitim gördü.Ünlü bir kişi olmaktan bıkan yalnızlıga ve yoksulluga büyük bir özlem duyan Tolstoy,herkesten uzakta yaşamaya karar verdi.10 Kasım 1910’da gizlice malikanesini terk etti,trene bindi,ancak hastalığı yüzünden bitkin düşerek Astapova istasyonunda öldü.
Tolstoy’un yapıtları düşten çok yaşanmış duygularla beslenen,her türlü estetik yapmacıktan ve söz oyunundan arınmış uzun bir itiraf biçimindedir ve Tolstoy bu yoldan yaşamın anlamını aydınlatmak ister.Aşırı bir duyumsallık ile mutlak tutkusu arasında bölünmüş olan ve yetkinliği özleyen Tolstoyda,kendini aklamak ihtiyacı bir saplantı haline gelmiştir.Şiddete karşı ve mülkiyetin kaldırılmasından yana olan,ödünsüz ve akılcı yeni bir ahlakın savunuculugunu üstlenen Tolstoy,hayatıyla düşüncesini uzlaştıramamanın dramını yaşadı,bu da onu aşkı,aileyi,sanatı yadsımaya yöneltti.Ancak roman ve öyküleri bu çelişkilerden hiçbir zarar görmedi.Yaşamın en yalın görüntülerini bile aktarmaya,en basit ayrıntılar,en küçük belirtiler ve özellikler üzerinde bile durmaya çalışarak canlı kişilikler yaratmayı ve her türlü yapmacıktan uzak tarihsel ya da toplumsal freskler çizmeyi başardı.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : FATİH-HARBİYE
KİTABIN YAZARI: Peyami Safa
YAYINEVİ : ÖTÜKEN NEŞRİYAT
BASIM YILI : 2000 / 20. BASIM
1. KİTABIN KONUSU:
Genç bir kızın, Türk toplumunun batı medeniyetlerinden etkilendiği Tanzimat döneminde, doğu-batı kültürleri arasında bir seçim yapmak zorunda kalması.
2. ESERİN ÖZETİ:
Neriman on beş yaşında iken, annesinin ölümü üzerine, babası Faiz bey ve hizmetçileri Gülter’le birlikte Fatih’e taşınırlar. Neriman’ın lise arkadaşı Nezahet’in abisi Şinasi keman çalmaktadır ve ve bunu duyan Faiz bey onu eve davet etmeye başlar. Kendisi ney çalan Faiz bey, saz çalan kızı Neriman, Şinasi ve eve gelen diğer dostlarıyla, Türk aile geleneği olarak musiki çalıp şarkılar söyler, eğlenirlerdi. Bu gelip gitmeler esnasında Neriman ile Şinasi arasında bir yakınlaşma başlar ve Faiz bey de buna karşı çıkmaz.
Böylelikle başlayan ilişkileri yedi yıldır devam etmekte ve artık Faiz bey dahil bütün mahalle Şinasi’yi evin erkeği olarak görmekte, evleneceklerine kesin gözle bakmaktadır. Zaten daha önceden evlilik konusunda kesin karar kılmışlar, fakat Neriman zayıf olduğu için, doktro tavsiyesi ile bir süre daha beklemeyi uygun görmüşlerdir.
Çocukluğundan beri batı medeniyetine imrenen Neriman, son altı ay içinde Darülelhan’da tanıştığı, Harbiye’de yaşayan ve Şinasi’ye göre daha kibar ve garplı bir havası olan Macit beyden hoşlanmaya başlamıştır. Macit beyin bir gün kendisini Maksim salonuna davet etmesi üzerine Şinasi’yi başından savarak Harbiye’ye gider. Şinasi ise onu takip etmiş ve tek başına tranvaya bindiğini görmüştür. O gece eve geç gelen Neriman, babasına, en iyi arkadaşı olan Fahriyelerde olduğunu söyler.
Ertesi gün Şinasi Neriman’ın Macit’le olduğunu duyar ve Neriman açıklama yapmak zorunda kalır. Macit’in gelip kendisine yalvardığını söyler. Şinasi yapısı gereği yine sessiz kalır ve kendisinin tramvaya binerken yalnız olduğunu söylemez; ancak o günden sonra Neriman’ı aramaz olur, aralarında bir soğukluk başlar. Neriman Macit’le bu sırada yakınlaşır, ancak Şinasi kendisini tersledikçe maziyi hatırlar ve Şinasi için üzülmeye başlar.
Macit, Neriman’ı Perapalas’taki bir baloya davet eder. Maksim’den çok hoşanan ve hep böyle lüks ve medeni bir hayat düşleyen Neriman,bu bolaya gitmeyi de çok ister. Balo için geriye kalan dokuz günü saymaya başlar, fakat kendi istekleri yüzünden birçok borca giren, hatta Fatih’teki evi rehine koyan babasından tekrar bir tuvalet yaptırması için para istemesi çok zor olacaktır.
Neriman iki seçenek arasında kalmıştı. Birincisi Fatih, şark ve en önemlisi Şinasi; ikincisi ise Harbiye, garp ve Macit. Garp hayatı görünüşte güzeldi fakat Şinasi’yi bırakamazdı. Kendisi de dahil etrafındaki herkes şark kültürüyle yetişmişti. Şarklıları kediye benzetiyordu. Hep uyurlar, hiç çalışmazlar; garplılar ise köpek gibiydi. Hiç uyumaz, sürekli çalışırlardı.
Ertesi gün Şinasi ile yeniden barışmak ümidiyle Darülelhan’a gider. Fakat Şinasi’nin kendisine söylediği kırıcı bir söz üzerine arada bir geçirdiği sinir krizi nöbetlerinden birini daha geçirir ve bayılır. Şinasi onu önce eczaneye sonra da eve götürür. Evde, aralarının iyice açıldığını hisseden Faiz bey, Şinasi’ye acele etmeleri gerektiğini, yoksa daha kötü şeylerin olabileceğini söyler. Sabah meseleyi kızına da açar. Neriman toparlanmak için birkaç ay izin ister. Ayrıca babasına balo konusunu da sorar ve Faizbey, Şinasi ile gideceği sürece izin vereceğini ve yeni bir tuvalet yaptırması için de parayı bulacağını söyler.
Neriman o gün yine Şinasi’nin yanına gider. Şinasi, akşam Feritlere gideceğini, oraya gelmesini söyler. Şinasi ayrıldıktan sonra Neriman tuvalet için kumaşlara bakmaya, oradan da dayısının kızlarının yanına gider. Kızlar Neriman’a Rus komşularının başından geçenleri anlatırlar. Komşularının genç ve güzel bir kızı varmış ve bu kız Rus bir gitariste aşıkmış, ancak genç fakir olduğu için kızı balolara ve partilere götüremiyormuş. Kız da zengin bir Rum’a kaçmış. Sonradan güzelliklerin parada olmadığını, lüks hayatın saadet getirmediğini anlamış ve Rus gitariste geri dönüp kendisini affetmesi için yalvarmış. Oğlan kızı affetmeyince kız da intihar etmiş.
Neriman bu hikayenin kendisininkine çok benzediğini fark eder. Oradan çıkıp eve dönerken tramvayda Macit’e rastlar. Onun her zamankinden daha sahte olduğunu ve yapmacık davrandığını düşünmeye başlar.
Eve döndüğünde Gülter’den başkası yoktur. Gülter ona, bugün Faiz beyin senetçileri gezdiğini ve para bulamadığını, eve geldiğinde çok perişan bir durumda olduğunu, ellerinin titrediğini anlatır. Neriman da çok üzülür ve balodan vazgeçtiğini söyler. Sonra Feritlere giderler. Orada sanki planlanmış birşey gibi herkes Neriman’ın üzerine gider ve şark hayatının güzelliklerinden bahseder. Neriman yine sinir krizi geçirir. Kendine geldikten sonra babasına zaten baloyo gitmekten vazgeçtiğini söyler. Sonra evdekilere ut ister ve bir saat saz yaparlar.
Eve dönerken babasına artık tuvalet alması için para gerekmediğini ve Şinasi’yle bir an önce evlenmek istediğini söyler.
3. ANAFİKRİ:
Dışarıdan güzel gibi görünen bir yaşam tarzı, aslında içine girdiğimizde bizi o kadar da mutlu etmeyebilir. Saadet lükste değil, birlikte olduğumuz kişilerde, çevremizdedir .
4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ:
Kitapta geçen olaylar; Tanzimat dönemindeki yaklaşık dokuz-on günlük bir süreyi kapsamaktadır ve yazıldığı dönemde, gerçek hayatta da herhangi bir ailenin başından geçebilecek olayları anlatmaktadır.
Şahıslar da, bu dönem klasik Türk ailesinde rastlanabilecek türden insanlardır.
5. KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Fatih ve Harbiye...Birisinde batı hayranlığı içinde, hareketli; diğerinde hayatından memnun, mütevazi bir hayat...Ve bu iki semtin arasında kimlik mücadelesi veren genç bir kızın öyküsü...
Kitap, doğu-batı ayrımında güzel bir noktaya değinmiş; lüks içinde bir hayatın mutluluk getiremeyebileceğini anlatmıştır. Ancak tüm bu kıyaslamaları yaparken biraz taraf tutulduğu da gözlemlenebiliyor.Yazar, insan piskoloji çözümlemelerini iyi anlatmış.
6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Peyami Safa, 1899 yılında İstanbul’da doğdu. Servet-i Fünün şairlerinden İsmail Safa’nın oğludur. İki yaşında iken, Sivas’ta sürgünde bulunan babasını kaybetti (1901). Dokuz yaşında iken sağ elinin ekleminde kemik hastalığının başlaması, on üç yaşında iken de hayatını kazanmak zorunda kalması yüzünden düzenli okul öğrenimi göremedi; kendi kendisini yetiştirdi. I. Dünya Savaşı yıllarında öğretmenlik yaptı (1914-1918). Bu yıllarda bir yandan da edebiyatla ilgileniyordu. Bir yerli ve ‘Karanlıklar Kralı’ adlı (1913) eserin çevirisi ile ‘Üç Kardeş’ (1918) adlı birer hikayelik iki küçük kitap çıkarıyor. Fagfur (1918) v.b. sanat dergilerinde hikaye çevirileri ve makaleleri yayımlanıyordu. Savaş sonunda, kardeşinin isteğiyle memurluktan ayrılıp basın hayatına atıldı. Çıkardıkları ‘Yirminci Asır’ adlı bir akşam gazetesinde ‘Asrın Hikayeleri’ genel başlığı adı altında halk için gazete hikayeleri yazdı. İlk otuz-kırk tanesi imzasız yayımlanan bu hikayeler o zaman çok beğenildi. Yazar, devrin ileri gelen bazı sanatçıları ( Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Yahya Kemal Beyatlı, Ömer Seyfettin v.b.) tarafından teşvik edildi. O tarihten sonra yalnız gazetelerde çalıştı. Fıkra, makale ve roman yazarı olarak geniş bir üne ulaştı. Bu arada ‘Kültür Haftası’ (1936) ve ‘Türk Düşüncesi’ (1953-1960) adlı iki de dergi çıkardı. II. Dünya Savaşı yıllarında kendini Faşizm akımına kaptırdı. Şavas sonrasında çalıstığı parti gazetelerine göre ikide bir ağız değiştirerek siyasal bir dengesizlik içinde bocaladı, genellikle gerici bir takım görüşlerin savunuculuğunu yaptı. Atatürk’ün sağlığında ‘Türk İnkılabına Bakışlar’ (1938) adlı bir kitap yazmışken Atatürk’ün ölümünden sonra devrin düşmanı bir yol tuttu. Oğlu Merve Safa’yı kaybettikten üç ay sonra 15 Haziran 1961’de İstanbul’da öldü.
ESERLERİ:
Hikaye ;
1-Bir Mekteplinin Hatırası: Karanlıklar Kralı (1913)
2-Siyah Beyaz Hikayeler (1923)
3-İstanbul Hikayeleri
4-Ateş Böcekleri (1925)
Uzun Hikaye;
5-Gençliğimiz (1922)
6-Aşk Oyunları
7-Süngülerin Gölgesinde(1924)
Roman;
8-Sözde Kızlar (1925)
9-Mahşer (1924)
10-Canan (1931)
11-Bir Akşamdı (1928)
12-Simşek (1928)
13-9uncu Hariciye Koğuşu (1930)
14-Attila (1931)
15-Fatih-Harbiye (1931)
16-Bir Tereddüdün Romanı (1933)
17-Biz İnsanlar(1939)
18-Matmazel Noraliya’nın Koltugu (1948)
19-Yalnızız (1951)
KİTABIN YAZARI: Peyami Safa
YAYINEVİ : ÖTÜKEN NEŞRİYAT
BASIM YILI : 2000 / 20. BASIM
1. KİTABIN KONUSU:
Genç bir kızın, Türk toplumunun batı medeniyetlerinden etkilendiği Tanzimat döneminde, doğu-batı kültürleri arasında bir seçim yapmak zorunda kalması.
2. ESERİN ÖZETİ:
Neriman on beş yaşında iken, annesinin ölümü üzerine, babası Faiz bey ve hizmetçileri Gülter’le birlikte Fatih’e taşınırlar. Neriman’ın lise arkadaşı Nezahet’in abisi Şinasi keman çalmaktadır ve ve bunu duyan Faiz bey onu eve davet etmeye başlar. Kendisi ney çalan Faiz bey, saz çalan kızı Neriman, Şinasi ve eve gelen diğer dostlarıyla, Türk aile geleneği olarak musiki çalıp şarkılar söyler, eğlenirlerdi. Bu gelip gitmeler esnasında Neriman ile Şinasi arasında bir yakınlaşma başlar ve Faiz bey de buna karşı çıkmaz.
Böylelikle başlayan ilişkileri yedi yıldır devam etmekte ve artık Faiz bey dahil bütün mahalle Şinasi’yi evin erkeği olarak görmekte, evleneceklerine kesin gözle bakmaktadır. Zaten daha önceden evlilik konusunda kesin karar kılmışlar, fakat Neriman zayıf olduğu için, doktro tavsiyesi ile bir süre daha beklemeyi uygun görmüşlerdir.
Çocukluğundan beri batı medeniyetine imrenen Neriman, son altı ay içinde Darülelhan’da tanıştığı, Harbiye’de yaşayan ve Şinasi’ye göre daha kibar ve garplı bir havası olan Macit beyden hoşlanmaya başlamıştır. Macit beyin bir gün kendisini Maksim salonuna davet etmesi üzerine Şinasi’yi başından savarak Harbiye’ye gider. Şinasi ise onu takip etmiş ve tek başına tranvaya bindiğini görmüştür. O gece eve geç gelen Neriman, babasına, en iyi arkadaşı olan Fahriyelerde olduğunu söyler.
Ertesi gün Şinasi Neriman’ın Macit’le olduğunu duyar ve Neriman açıklama yapmak zorunda kalır. Macit’in gelip kendisine yalvardığını söyler. Şinasi yapısı gereği yine sessiz kalır ve kendisinin tramvaya binerken yalnız olduğunu söylemez; ancak o günden sonra Neriman’ı aramaz olur, aralarında bir soğukluk başlar. Neriman Macit’le bu sırada yakınlaşır, ancak Şinasi kendisini tersledikçe maziyi hatırlar ve Şinasi için üzülmeye başlar.
Macit, Neriman’ı Perapalas’taki bir baloya davet eder. Maksim’den çok hoşanan ve hep böyle lüks ve medeni bir hayat düşleyen Neriman,bu bolaya gitmeyi de çok ister. Balo için geriye kalan dokuz günü saymaya başlar, fakat kendi istekleri yüzünden birçok borca giren, hatta Fatih’teki evi rehine koyan babasından tekrar bir tuvalet yaptırması için para istemesi çok zor olacaktır.
Neriman iki seçenek arasında kalmıştı. Birincisi Fatih, şark ve en önemlisi Şinasi; ikincisi ise Harbiye, garp ve Macit. Garp hayatı görünüşte güzeldi fakat Şinasi’yi bırakamazdı. Kendisi de dahil etrafındaki herkes şark kültürüyle yetişmişti. Şarklıları kediye benzetiyordu. Hep uyurlar, hiç çalışmazlar; garplılar ise köpek gibiydi. Hiç uyumaz, sürekli çalışırlardı.
Ertesi gün Şinasi ile yeniden barışmak ümidiyle Darülelhan’a gider. Fakat Şinasi’nin kendisine söylediği kırıcı bir söz üzerine arada bir geçirdiği sinir krizi nöbetlerinden birini daha geçirir ve bayılır. Şinasi onu önce eczaneye sonra da eve götürür. Evde, aralarının iyice açıldığını hisseden Faiz bey, Şinasi’ye acele etmeleri gerektiğini, yoksa daha kötü şeylerin olabileceğini söyler. Sabah meseleyi kızına da açar. Neriman toparlanmak için birkaç ay izin ister. Ayrıca babasına balo konusunu da sorar ve Faizbey, Şinasi ile gideceği sürece izin vereceğini ve yeni bir tuvalet yaptırması için de parayı bulacağını söyler.
Neriman o gün yine Şinasi’nin yanına gider. Şinasi, akşam Feritlere gideceğini, oraya gelmesini söyler. Şinasi ayrıldıktan sonra Neriman tuvalet için kumaşlara bakmaya, oradan da dayısının kızlarının yanına gider. Kızlar Neriman’a Rus komşularının başından geçenleri anlatırlar. Komşularının genç ve güzel bir kızı varmış ve bu kız Rus bir gitariste aşıkmış, ancak genç fakir olduğu için kızı balolara ve partilere götüremiyormuş. Kız da zengin bir Rum’a kaçmış. Sonradan güzelliklerin parada olmadığını, lüks hayatın saadet getirmediğini anlamış ve Rus gitariste geri dönüp kendisini affetmesi için yalvarmış. Oğlan kızı affetmeyince kız da intihar etmiş.
Neriman bu hikayenin kendisininkine çok benzediğini fark eder. Oradan çıkıp eve dönerken tramvayda Macit’e rastlar. Onun her zamankinden daha sahte olduğunu ve yapmacık davrandığını düşünmeye başlar.
Eve döndüğünde Gülter’den başkası yoktur. Gülter ona, bugün Faiz beyin senetçileri gezdiğini ve para bulamadığını, eve geldiğinde çok perişan bir durumda olduğunu, ellerinin titrediğini anlatır. Neriman da çok üzülür ve balodan vazgeçtiğini söyler. Sonra Feritlere giderler. Orada sanki planlanmış birşey gibi herkes Neriman’ın üzerine gider ve şark hayatının güzelliklerinden bahseder. Neriman yine sinir krizi geçirir. Kendine geldikten sonra babasına zaten baloyo gitmekten vazgeçtiğini söyler. Sonra evdekilere ut ister ve bir saat saz yaparlar.
Eve dönerken babasına artık tuvalet alması için para gerekmediğini ve Şinasi’yle bir an önce evlenmek istediğini söyler.
3. ANAFİKRİ:
Dışarıdan güzel gibi görünen bir yaşam tarzı, aslında içine girdiğimizde bizi o kadar da mutlu etmeyebilir. Saadet lükste değil, birlikte olduğumuz kişilerde, çevremizdedir .
4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ:
Kitapta geçen olaylar; Tanzimat dönemindeki yaklaşık dokuz-on günlük bir süreyi kapsamaktadır ve yazıldığı dönemde, gerçek hayatta da herhangi bir ailenin başından geçebilecek olayları anlatmaktadır.
Şahıslar da, bu dönem klasik Türk ailesinde rastlanabilecek türden insanlardır.
5. KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Fatih ve Harbiye...Birisinde batı hayranlığı içinde, hareketli; diğerinde hayatından memnun, mütevazi bir hayat...Ve bu iki semtin arasında kimlik mücadelesi veren genç bir kızın öyküsü...
Kitap, doğu-batı ayrımında güzel bir noktaya değinmiş; lüks içinde bir hayatın mutluluk getiremeyebileceğini anlatmıştır. Ancak tüm bu kıyaslamaları yaparken biraz taraf tutulduğu da gözlemlenebiliyor.Yazar, insan piskoloji çözümlemelerini iyi anlatmış.
6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Peyami Safa, 1899 yılında İstanbul’da doğdu. Servet-i Fünün şairlerinden İsmail Safa’nın oğludur. İki yaşında iken, Sivas’ta sürgünde bulunan babasını kaybetti (1901). Dokuz yaşında iken sağ elinin ekleminde kemik hastalığının başlaması, on üç yaşında iken de hayatını kazanmak zorunda kalması yüzünden düzenli okul öğrenimi göremedi; kendi kendisini yetiştirdi. I. Dünya Savaşı yıllarında öğretmenlik yaptı (1914-1918). Bu yıllarda bir yandan da edebiyatla ilgileniyordu. Bir yerli ve ‘Karanlıklar Kralı’ adlı (1913) eserin çevirisi ile ‘Üç Kardeş’ (1918) adlı birer hikayelik iki küçük kitap çıkarıyor. Fagfur (1918) v.b. sanat dergilerinde hikaye çevirileri ve makaleleri yayımlanıyordu. Savaş sonunda, kardeşinin isteğiyle memurluktan ayrılıp basın hayatına atıldı. Çıkardıkları ‘Yirminci Asır’ adlı bir akşam gazetesinde ‘Asrın Hikayeleri’ genel başlığı adı altında halk için gazete hikayeleri yazdı. İlk otuz-kırk tanesi imzasız yayımlanan bu hikayeler o zaman çok beğenildi. Yazar, devrin ileri gelen bazı sanatçıları ( Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Yahya Kemal Beyatlı, Ömer Seyfettin v.b.) tarafından teşvik edildi. O tarihten sonra yalnız gazetelerde çalıştı. Fıkra, makale ve roman yazarı olarak geniş bir üne ulaştı. Bu arada ‘Kültür Haftası’ (1936) ve ‘Türk Düşüncesi’ (1953-1960) adlı iki de dergi çıkardı. II. Dünya Savaşı yıllarında kendini Faşizm akımına kaptırdı. Şavas sonrasında çalıstığı parti gazetelerine göre ikide bir ağız değiştirerek siyasal bir dengesizlik içinde bocaladı, genellikle gerici bir takım görüşlerin savunuculuğunu yaptı. Atatürk’ün sağlığında ‘Türk İnkılabına Bakışlar’ (1938) adlı bir kitap yazmışken Atatürk’ün ölümünden sonra devrin düşmanı bir yol tuttu. Oğlu Merve Safa’yı kaybettikten üç ay sonra 15 Haziran 1961’de İstanbul’da öldü.
ESERLERİ:
Hikaye ;
1-Bir Mekteplinin Hatırası: Karanlıklar Kralı (1913)
2-Siyah Beyaz Hikayeler (1923)
3-İstanbul Hikayeleri
4-Ateş Böcekleri (1925)
Uzun Hikaye;
5-Gençliğimiz (1922)
6-Aşk Oyunları
7-Süngülerin Gölgesinde(1924)
Roman;
8-Sözde Kızlar (1925)
9-Mahşer (1924)
10-Canan (1931)
11-Bir Akşamdı (1928)
12-Simşek (1928)
13-9uncu Hariciye Koğuşu (1930)
14-Attila (1931)
15-Fatih-Harbiye (1931)
16-Bir Tereddüdün Romanı (1933)
17-Biz İnsanlar(1939)
18-Matmazel Noraliya’nın Koltugu (1948)
19-Yalnızız (1951)
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
Kitabın adı : Onlar da insandı kitabın yazarı : Cengiz dağcı yayın evi : Varlık yayınları basım yılı : 1974 sayfa sayısı : 4781.kitabın konusu: Komünizm akımlarının etkısınde bulunan kırım’ın bir köyünde yaşayan çiftçi bir ailenin başından geçen olaylar2.kitabın özeti: Kızıltaş köyü’nde yaşayan bekir çiftçi bir ailenin reisidir.karısı esma ve kızı ayşe ile mutlu sayılabilecek bir yaşam sürerler. Bekir’in bir de ineği vardır.adı macik… ayşe seyd’ali’nin oğlu remzi’yi sevmektedir tabiki karşılıklı olarak. Bekir,bir gün kızının evlenip gideceğini düşündükçe hüzünlenir,efkarlanır. Ayşe ile remzi bir gün gelinkaya’da karşılaşırlar ve konuşurlar. Ayşe’nin içinden ılık ılık bir şeyler akar. Bir gün bekir’in evinin karşısına iki adam gelir;biri yaşlı ve sakallı,digeri gençtir. Adamlar bekir’in ayaklarına kapanıp yalvarmaya başlarlar. Rus olduklarını ve ekmek parası için iş aradıklarını söylerler. Bekir acır ve adamları kendisine yardım için işe alır. Yaşlı olan karl marks’a benzediği için bekir ona kala mala der.genç olanın adı ivandır. Ivan pek konuşmaz. Ruslar köye geldiklerinden beri birçok felaket başlarına gelmiştir. Macik hastalanır,iki tane kabak sürgüsü kurur,tarlalarının üstünden devlet yol geçirmeye karar veriryakınlarıyla araları bozulur,ayşe’nin başına türlü feleketler gelir. Esma’nın canına tak eder artık ve kovmaya karar verirler ama acıyıp vazgeçerler. Bu ruslar yüzünden sürgün edilirler,aşağılanırlar. Bekir kala mala ve ivan’ı insan yerine koyar ama komalizma bunun karşılığını vermez. 3.kitabın ana fikri: Maksatları ve maddi durumları ne olursa olsun tanımadığımız insanlara evimizi açmamalıyız. Insanlar ikiyüzlü ve nankörlerdir. Felaketler bilinmeyen ve tahmin edilemeyen şeylerden dolayı başımıza gelir.4.kitaptaki olayların ve şahısların değerlendirilmesi: Ayşe’nin remzi ile görüşmesi bekir!in moralini bozmuş; fakat ayşe’nin en çok hışuna giden de bu olmuştur. Rusların köye gelmesi bütün felaketlerin sebebidir. Macik’in hastalanmasıyla seyd’ali’nin bekir’e gerçekten kırgın olduğunu anlayabiliriz. Tarladan yol geçmesi bekir ve ailesini çok zor durumda bırakmış , komolizmanın yaklaştığı fikrini doğrulamıştır. Sürgün edilmeleri de her şeyin sonucudur.bekir: Ailesini ve tarlasını çok seven,karısından biraz korkan ve iyilik yanlısı bir insandır. Zayıf ve çelimsiz biridir.esma: Konuşmayı ve bağırmayı seven biridir.kızını devamlı bekir’e karşı savunmuştur.ayşe: çok güzel ve alımlı bir kızdır. Aklında hep remzi ile evlenmek vardır.seyd’ali: Köyün çobanıdır ve aslında bekir’i sever ama ruslardan dolayı kızgındır.yardımsever bir kişiliğe sahiptir.remzi: Yiğit bir gençtir ve ayşe’yi çok seviyor.kala mala: Yaşlı ve pis bir rustur. Hırsızlık yaparak insanları zor durumda bırakmayı sever. “ho ho” dan başka kelimeleri çok nadir kullanır.ivan: Derin düşüncelere sahip bir rustur. O da babası kala mala gibi hırsızdır5.kitap hakkında şahsi görüşler:romanın üstünde biraz daha çalışılsaydı daha sürükleyici olabilirdi. Yöresel dil ferçekten çok yerinde kullanılmıştır. Eser, bence tam bir yeşilçam klasiği olabilecek türdendir.6.kitabın yazarı hakkında kısa bilgi:yazar 1914’de istanbulda doğdu.ilk,orta ve lise öğrenimini ortaköy’de tamamladı. Genelde turkiye’deki olayları kendi tarzıyla anlatmaya çalışmıştır. 1976’da istanbul’da ölmüştür.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Konuyu Okuyanlar: 13 Ziyaretçi