You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : YALNIZIZKİTABIN YAZARI : PEYAMİ SAFAYAYIN EVİ : ÖTÜKENBASIM YILI : 1992KİTABIN KONUSU : Bir genç kızın hayallerinin son bulması.KİTABIN ÖZETİ : Tarık, Feriha’yı seven fakat geçmiş yaşamında farklı kadınlarla birlikte olan birisidir. Feriha ile bir köy bahçesinde buluşurlar. Tarık, kendine ait olan bir dünya kurmuş ve bu dünyanın içerisine yalan, kin, nefret gibi duyguları sokmamıştır.Tarık’ın kardeşi Feride, Ahmet’i sever, ama ailesine bu sevgisini açıklayamaz. Çünkü Ahmet bir isyancıdır. Fakat Feride’nin Ahmet ile birlikte olmasından sonra sessizleşmesinden annesi olanları anlar ve Feride’ye bağırıp çağırır. Feriha, Tarık’a o zamana kadar yalan söylemiştir. Ama son günler yalan söylediğini sezer. Feriha’nın Paris’te arkadaşlarına özenerek, yaşlı bir adamla evlenip Paris’e yerleşme isteği gün geçtikçe artar. Arkadaşının İstanbul’a gelmesiyle buluşurlar, ama arkadaşını çevrenin sevmemesinden dolayı bu buluşmalar gizli olur. Feriha, Tarık’ı gerçekten sever, ama Paris’e gitme fikri de ona cazip gelir. Feriha’nın babasının ölmesi evde daha da sıkı yönetim ilan edilmesine neden olur. Feriha’nın abisi ne Paris’ten gelen arkadaşalrıyla ne de Tarık ile görüşmesine izin vermektedir. Feriha’nın rahat bir hayat yaşama isteği galip gelir ve arkadaşıyla Paris’e gitmeye karar verir. Yaşlı bir adamın metresi olacaktır. Bunu öğrenen abisi önce dışarı çıkması yasaklar daha sonra Feriha’yı odasına kilitler. Feriha içeride arka arkaya sigara içmeye başlar. Bu sırada Tarık’ın burnuna yanık kokuları gelmektedir. Ama hiçbir yer yanmamaktadır. Feriha sigarayı yakmak için çakmakla uğraşırken yatağın çarşafını yakar. Kaçmak istemesine rağmen odanın kapısı kilitli olduğu için dışarı çıkamaz. Duman kokusunu alan hizmetçi abisini kaldırır. İçeri girdiklerinde çok geç kalmışlardır. Artk Feriha hayata gözlerini yummuştur. Feriha’nın not defterinde “Biz, hepimiz sadece kendimizi düşündüğümüz için yalnızız ve yalnız kalacağız” cümlesini okuyunca kızın üstüne çok yüklendiklerini anlarlar, ama çok geç kalmışlardır.KİTABIN ANA FİKRİ : İnsanlar dertlerini paylaşmalı, yalnız başlarına sıkıntılarını içlerine atarak sıkılmamalı, düşüncelerini açıkça söyleyebilmelidir. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ : Feriha, Feride ve Tarık aynı ailenin çocuklarıdır. Olaylar çok çabuk geçmiş, fakat oldukça ilginçtir. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER : Yazar, açık ve sade bir dil kullanmış oldukça anlaşılır bir ifade kullanmıştır. Her gencin okumasını tavsiye ederim.KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ : PEYAMİ SAFAİstanbul’da 1899 yılında doğdu. Servet-i Fünün şairlerinden İsmail Safa’nın oğludur, iki yaşında iken ,Sivas’ta sürgünde bulunan babasını kaybetti (1901).Dokuz yaşında iken sağ elinin ekleminde kemik hastalığının başlaması,13 yaşında iken de hayatını kazanmak zorunda kalması yüzünden düzenli okul ögrenimi göremedi, kendi kendini yetiştirdi.Birinci Dünya Savaşı yıllarında ögretmenlik yaptı. 15 Haziran 1961’de İstanbul’ da öldü.Öykü: Gençliğimiz (1922), Siyah Beyaz Hikâyeler (1923), İstanbul Hikâyeleri (1923), Aşk Oyunları (1924), Süngülerin Gölgesinde (1924), Ateşböcekleri (1925).Roman: Mahşer (1924), Bir Akşamdı (1924), Sözde (1925), Canan (1925), Şimşek (1928), 9. Hariciye Koğuşu (1931), Atilla (1931), Fatih - Harbiye (1931), Bir Tereddüt Romanı (1933), Matmazel Noraliya'nın Koltuğu (1949), Yalnızız (1951), Biz İnsanlar (1947).Oyun: Gün Doğuyor (1937).
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : SAFİYE SULTAN
KİTABIN YAZARI : M.TURHAN TAN
YAYIN EVİ : OĞLAK YAYINCILIK
BASIM YILI : 2001



1. KİTABIN KONUSU : Güzelliği ile olduğu kadar yükselme, iktidar ve para hırsıyla dolu, hasekiligin yeterli olmadığı, Valide Sultan’lığın tatmin etmediği, kocasının ve oğlunun hükümdarlıkları döneminde sadrazamların değiştirilmesine bile karışmış bir kadının romanlastırılmıs kadının hayatı.
2. KİTABIN ÖZETİ :
Baffo Venedikli bir ailenin kızıdır.Bu aile bir yandan Senato’ya,Özel Danışmanlar Meclisi’ üye yetiştirmekte, bir yandan da İyalya’ya güzel kızlar doğurmakla şöhret kazanmıştır.Bir gün bir Türk sergisine katılır ve burada saraydan gelen elçiler tarafından tespit edilir.Güzelliğine hayran olurlar ve derhal padişahı da bu olağanüstü güzellikten haberdar ederler ve kızla beraber saraya gitmek üzere Venedik’ten ayrılırlar.
Şehzade Murat, karşısına gelecek bu güzel kızı sabırsızlıkla belemektedir..uzun süren yolculuğun ardından Saraya varılır ve artık buluşma zamanıdır.Baffo’da iyiden iyiye heyecanlanmaya başlamıştır.Sultan Murat karşında kızı görünce ne yapacağını şaşırır.Olağanüstü güzelliğe dakikalarca bakar ve heyecanı Baffo’nunkinden kat kat daha fzladır.Kız artık Sultan Murat’ın cariyesidir ve hemen hareme dahil edilir.Fakat kısa sürede Sultan Murat Baffo’ya aşık olur ve onun haremdeki kızlardan farklı tutmak için saraya alır.Böyle bir davranış Osmanlı kültüründe yoktur ve çok büyük tepki görür.Sutan Murat artık Baffo’nun kölesi haline gelmiştir.Bu sırada devlet işleri aksaklıklar göstermeye başlamıştır.bu durumdan kimse hoşnut değildir..Osmanlı Devleti büyük darbelere gebedir.Sultan Murat Baffo’yla evlenir ve Baffo’nun ismi Safiye olrak değiştirilir.Kısaca Safo denmektedir.Sultan Murat’a çocuklar verir.
Bu sırada Sokollu Mehmet Paşa’dan , İstanbul’dan bir haber gelir ve İkinci Selim’in öldügünü bildirir.Artık padişahlık yolu Sultan Murat ıçin gözükmüştür.safo’da bu durumdan memnundur ve kendisininde bu durumdan çıkar sağlayacağının bilincindedir.fakat bunu gizler.Sultan Murat Osmanlı Devletine hükmetmektedir.Fakat aşk sarhoşudur aynı zamanda.Devlet resmiyette Murat’ın hakimiyetindedir fakat yapılan tüm işler Safo’nun onayıyla yapılmaktadır.Murat döneminde Osmanlı Devleti çöküşe başlamıştır.Murat bir sefer sırasında kanlı bağsur hastalığına yakalanarak vefat eder.Artık meydan Safo’ya kalmıştır.Devlet yönetimi Safo’nun oğulları arasında değişerek devam eder.Safiye’de Sutan ünvanını almıştır.
Bu dönem Osmanlı Devleti’nin çöküş yıllarının başladığı yılları gösterir.Osmanlı sürekli toprak kaybeymekte ve siyasi anlamda hiçbir başarı elde edememektedir.Bunda Safo’nun Venedik asıllı olmasını payı büyüktür..Osmanlı Devleti biterken artık Safo’da yaşlanır ve ölür.

3. KİTABIN ANA FİKRİ :
Eş seçerken karşı cinsin güzelliğine değil de iç ve dış tutumlarına bakmalıyız.Çünkü,güzellik geçici huzur ebedidir.
4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ :
Safiye Sultan;Asil bir Venedikli ailenin kızıdır.Olağanüstü bir güzelliğe sahiptir.Bu güzelliğini erkekleri etkilemede çok iyi kullanmaktadır.İmparatorluğu sülük gibi emmiştir.
Sultan Murat;Devlet yönetiminden habersiz, yöneticilik vasıfları olmayan, kadınlara düşkün biridir.Osmanlı devletini bitirren kişi olmuştur.


5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :
Kitabın tarihin doğruları yansıttığı tartışılır.Çünkü Sultan Murat başka eserlerde Osmanlı Devletinin köyü zamanında azda olsa devlete canlılık getiren padişah olarak tanıtılmıştır.kadınlara olan düşkünlügü ağıza alınmayacak kelimelerle ifade edilmiştir.Ancak yinede tarihimizden şarpıcı olayları yansıtmıştır.Kitabın bir çok versiyonu vardır.Ancak bu en sade halinin verildiği baskıdır.Okunması gereken bir kitap fakat sadece bu kitapla kalınmaması gerekir.



6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ :
M.Turhan TAN

Asıl adı Samih Fethi’dir.1.Abdülhamit’in kızı Hibetullah Sultan ile evlenen ve Alaüddin Paşa’nın torunlarından, Sivas eşrafı Ahmet Fethi bey’in oğludur.1885 yılında Diyarbakır’da doğdu.Liseyi Gümülcine’de ve İstanbul Vefa İdadisi’nde okudu.Babasından Arapça ve Farsça öğrendi.Babası ölünce döndüğü Sivas’tan hukuk okumak üzere 1902’de İstanbul’a gitti.Küçük Kalem çalişmaları yaptığı bu yıllarda dönemin Genç Kuşak şair ve yazarlarıyla arkadaşlık yaptı.Yazı yazanların başına çeşitli sorunlar açılınca Sivas’a bir ker daha dönerek orada görev yaptı.Hemen hemen hepsi tarihi alanlarda olmak üzere yaklaşık yarısı gazete sayfalarında kalarak kitaplaşmış 40’a yakın roman yazdı.24 Aralık 1939 yılında ölen M.Turhan Tan’ın tarih romanları, Popüler Tarih Romanları içinde yayınlanmaktadır.
ESERLERİ:
Hürrem Sultan
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : Soddom ve Gomore

[FONT=Bookman Old Style]
[FONT=Bookman Old Style]YAZAR ADI : Yakup Kadri Karaosmanoğlu
[FONT=Bookman Old Style]
[FONT=Bookman Old Style]BASKI TARİHİ : 2002
[FONT=Bookman Old Style]
[FONT=Bookman Old Style]BASIM EVİ : İletişim

[FONT=Bookman Old Style]
[FONT=Bookman Old Style] KAÇINCI
[FONT=Bookman Old Style] BASKI OLDUĞU : 12. Baskı

[FONT=Bookman Old Style]
[FONT=Bookman Old Style]KİTABIN KONUSU
[FONT=Bookman Old Style]Sodom ve Gomore işgal yıllarında İstanbul’da oluşan Batı hayranlığını konu edinmektedir. 1. Dünya savaşı sonrası işgal altındaki İstanbul’da oluşan çürümüş çevreleri kokuşmuş kişilikleri, bunlara ve işgal güçlerine karşı oluşan kinin oluşmunu anlatır.
[FONT=Bookman Old Style]
[FONT=Bookman Old Style]
[FONT=Bookman Old Style]KİTABIN ÖZETİ

[FONT=Bookman Old Style]
[FONT=Bookman Old Style]Osmanlı’nın son dönemlerinde ortaya çıkan Batı hayranlığı özellikle 1. Dünya Savaşı sonunda etkisini iyice artırmaya başlamıştı.İşgal kuvvetleri komutasında şehre gelen yabancı subayların bunda etkisi fazlaydı. İstanbul’un ileri gelenleri bu subaylarla aralarını iyi tutarak belli çıkarlar elde etmeye çalışmaktaydılar. Leyla’da Captain Jackson ile babasının bu ilişkileri sonucu tanıştı.
[FONT=Bookman Old Style] Captain Jackson, hem kişiliği hem de tipiyle çevresindeki bayanların kuşatması altındaydı. Fakat buna rağmen o kendine Leyla’yı daha yakın buluyordu. Çünkü onda İngiliz asaletini ve eğitimini görüyordu. Fakat ailevi özelliklerinden dolayı kendini Leyla’ya ne kadar yakın hissetse de onunla ilişkisi bir yere kadardı.
[FONT=Bookman Old Style]Ayrıca Leyla dayısının oğlu Necdet ile nişanlıydı. Necdet tam bir İngiliz düşmanıydı. Çünkü eğitimini Fransa ve Almanya’da yapmıştı.
[FONT=Bookman Old StyleNecdetin bütün itirazlarına rağmen Leyla, Captain Jackson’la görüşmeye devam etti. Ayrıca dönemin bütün gençleri gibi kendini eğlence hayatına verdi. Her gece başka bir toplantıya, partiye katıldı.Bu Necdet ile arasının devamlı bozuk olmasına sebep oluyordu. Yine böyle bir eğlence günü Necdet Leyla’yı Captain Jackson ile bir bahçede yakaladı. Artık ilişkileri tamamen kopmuştu.
[FONT=Bookman Old Style]Leyla da iyice yoldan çıkmış, arkadaş çevresindeki kaliteyi düşürmesi nedeniyle İngiliz dostları bile onu aramaz olmuştu. Hiç bir partiye çağrılmaması onun sinirlerini bozuyordu. Bu nedenle çevrede olup bitenleri öğrenmek için evinde bir parti düzenledi. Fakat düşmanı olan Madam Jimson ona karşı bir parti düzenleyerek onun partisine katılımın az olmasını sağladı. Bu morali bozuk olan Leyla’nın yataklara düşmesine neden oldu.
[FONT=Bookman Old Style]İyileşmesi için Avrupa’ya bir seyehate gidip herşey den bir süre uzaklaşması gerektiğine ailesi tarafından karar verildi. Necdet’in de yardımıyla Avrupa’ya giden Leyla bir süre sonra Türkiye’ye geri döndü. Karşısında çok değişmiş bir İstanbul buldu. Ankara Hükümeti düşmanı yurttan çıkarmıştı ve işgal kuvvetleri İstanbulu terk etmişti.
[FONT=Bookman Old Style]
[FONT=Bookman Old Style]KİTABIN ANA FİKRİ
[FONT=Bookman Old Style]Sodom ve Gomore, yanlış Batılılaşma ve topluma etkilerini aktarmaya çalışmıştır.
[FONT=Bookman Old Style]
[FONT=Bookman Old Style]OLAY VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
[FONT=Bookman Old Style]
[FONT=Bookman Old Style]Leyla : Batılılaşmayı eğlence olarak gören, kendine hakim olamayan ve çevresiyle ilişkilerinde sınırlar koyamayan bir kişiliğe sahip.
[FONT=Bookman Old Style] [UNecdet : [/U] Fransız ve Alman kültürü ile yetişmiş İngiliz düşmanı, vatanseverlik yönü ağır basan, moda olan eğlence hayatından hoşlanmayan bir kişidir. Leyla’yı sürekli affetmesi çabuk etkilendiğini göstermektedir. Buna Nermin’le Leyla hakkında araların da geçen konuş- mayıda örnek verebiliriz.
[FONT=Bookman Old Style] Captain Gerald Jackson Read : Bir İngiliz suba- yı olarak özel hayatı ile iş hayatı arasında bocalamakta- dır.Leyladan hoşlanmasına rağmen kariyerini de devamlı göz önünde bulundurmaktadır.
[FONT=Bookman Old Style]
[FONT=Bookman Old Style]Bunların yanında Nermin, Major Will, Madam Jimson Captain Marlow, Azize Hanım, Atıf Bey, Colonel de Roc -hepierre gibi yardımcı kahramanlar bulunmaktadır.
[FONT=Bookman Old Style]
[FONT=Bookman Old Style]KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER
[FONT=Bookman Old Style]
[FONT=Bookman Old Style]Sodom ve Gomore, tanzimat sonrası gelişen batılılaşma çabalarının yanlış yönlerini akıcı bir dille anlatmıştır.Kitapta kullandığı olayların örgüağı başarılı olsa da bazı bölümlerde konuda monotonlaşma görülmek-tedir.
[FONT=Bookman Old Style]
[FONT=Bookman Old Style]YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU
[FONT=Bookman Old Style]
[FONT=Bookman Old Style]Romanları, hikayeleri, denemeleri, oyunları ve anılarıyla en önemli edebiyatçılarımız arasında yer alır. Uslüp özellikleri bakımından Yakup Kadri’nin 1910’dan 1974’e dek verdiği eserler Türkçe’nin geçirdiği bütün evreleri yansıtır. Eserlerinin konu ve fikir zenginliği de dil özelliklerinin çeşitliliğinden aşağı kalmaz. Yakup Kadri’nin Fransız edebiyatı etkisinde başlayan yazarlığı 1920’lerden sonra özgün bir sese kavuşarak siyasi ve sosyolojik konulara, tarihe ve dönem çatışmalarına yönelir.
[FONT=Bookman Old Style]
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
]KİTABIN ADI ]
Üç İstanbul
]KİTABIN YAZARI ]
Mithat Cemal Kuntay
]YAYINEVİ VE ADRESİ ]
Remzi Yayınevi
]BASIM TARİHİ ]
1976
]KİTABIN YAYIM MAKSADI ]
Yanlış batılaşma ve İşgal altında hayat

]KİTABIN ÖZETİ :
Çürüyen yozlaşan İstanbul ve bu İstanbul’un çürümüş yozlaşmış insanları .Bu romanda yazar İstanbulu’un üç kötü dönemini okuyucuya yansıtmaktadır.Yalnız kişisel çıkar ardında koşan insanlar ,dalkavuklar,jurnalcalcılar,ikiyüzlüler,birbirlerinin kuyusunu kuyusunu kazanlar gibi kişilerden söz eder.Bu roman kısaca Osmanlının yıkılış romanıda denebilir.
Adnan sınıf değiştirmek isteyen tipik bir Osmanlı-Türk aydınıdır.93 harbi sebebiyle,sekiz yasındayken İstanbul’a göçen Adnan bir konak sahibidir.Refahına kavusup particiliğin tatlı yanlarına kandıktan sonra nihayet taparcasına sevdiği Belkis ile evlenir.Belkis yozlaşan bir tabakanın tipik bir örneğidir.
Adnan’la Belkis kişilikleri ilişkileri olaylar karşısındaki davranışları “sınıf değiştirmek isteyen bir aydınla, çöken bir zümrenim kadını” nın tipik kişilikleri ilişkileri, davranışlarıdır.
Üç İstanbul romanı üç ayrı dönemin toplum gercekliğimi yansıtması,Adnan’la Belkis gibi unutmuaz kahraman yaratması bakımından Mithat Cemal’in bu romanı bu gün ilgiyle okunmaktadır.
]A. KİTABIN ANA FİKRİ : Yanlış batılılaşma ve buna sebep olan etkenler...
]C. KİTAPLARDAKİ OLAYLAR VE ŞAHIŞLARI DEĞERLENDİRİLMESİ
Hicbir romanımızda Üç İstanbul’da olduğu kadar bol troman kişisi yoktur.Adnan’la Belkis’in cevresinde gelişip genişleyen olaylat romanda irili ufaklı kırk kadar insanla anlatılmıştır.
Adnan,sonuna kadar,Belkis’e aşık ve hayran,Belkis karşısında eziktir.
] D.KİTAP HAKKI8NDAKİ ŞAHSİ DÜŞÜNCELER
Üç İsnabul’da o pek ilkel tesadüfler,durmadan veremden ölmeler,kaldırılan cenazeler,gereksiz ayrıntılar,süslü ifadeler vecize ve paradoks çabaları romanın güçsüz yanları.Ama bunlara rağmen roman gercekten üç ayrı dönemin toplum gercekliğini yansıtması romanı ayakta tuaun en büyük güç.
]D.YAZARIN HAYATI:
] [COLOR=maroon]Mithat Cemal Kuntay (1885 - 1956)
Şair ve yazar Mithat Cemal 1885 yılında İstanbul'da doğdu. Vefa İdadisi'ni ve Mektebi Hukuku bitirdi. Doktora sınavını verdikten (1908) sonra, idare hukuku asistanlığı yaptı. Adliye Nezareti Özel Kalemi'ne girerek müdürlüğe kadar yükseldi. Birinci Hukuk Mahkemesi üyeliğinden sonra Beyoğlu Dördüncü noteri oldu. Ölümüne kadar bu görevde kaldı. Sonradan ayrıntılı bir biyografisini yazdığı gibi İmparatorluğun yıkılış dönemini konu edinen, Üç İstanbul (1938) adlı romanında da canlandırdığı, Mehmet Akif ile tanışması, sanatı ve düşünceleri üzerinde etkili oldu. Aruz vezniyle, vatanseverlik duygularını ve Türk tarihinin zenginliklerini dile getiren şiirler yazdı. Türk'ün şehnamesi (1945) adlı şiir kitabından başka, antolojileri (Nefaisi Edebiye, 1913), oyunları (Kemal, 1912; 28 kanunuevvel, 1918) ve bir romanı vardır. Çok zengin belgelere dayanan biyografya türündeki eserleri, çekiciliğiyle de dikkati çeker.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
Kitabın Adı :Sarıkamış Dramı

Kitabın Yazarı : Alptekin MÜDERRİSOĞLU
Yayın Evi ve Adresi :KASTAŞ A.Ş. Yayınları Başmusahip Sokak
Talashan 16-101 Cağaloğlu-İstanbul
Basım Yılı :Ocak 1988


1.Kitabın Konusu:
Sarıkamış Dramı,Enver Paşa ile Albay Hafız Hakkı’nın kişisel tutkularının çatışmasından, çılgınca tutumlarından, gerçekleri görmezlikten gelerek acımasız emirler vermelerinden doğmuş;sonuçta iki hafta içinde doksan bini aşkın Türk genci donarak ölmüştür.Dramı bütün ayrıntılarıyla açıklayabilmek için yazar mozayık diye tanımlayabileceğimiz çalışma biçimini seçerek,bir mozayık taşı gibi tek başına anlam taşımayan savaşçı anılarını, gazete haberlerini, çarpışmaları, verilen emirleri, belgeleri, komutanların tutum ve davranışlarını gün gün sıralayarak dramı her yönüyle ortaya çıkarmaya çalışmıştır.
2.Kitabın Kısa Özeti:
Altıyüzyıllık Osmanlı tarihinde ilk kez padişah Mehmet Reşat, I nci Dünya Savaşı’na yol açan olayın gerçek nedenini bilmeden, halka savaş çağrısında bulunuyordu.Padişahtı ama ne var ki koskoca imparatorluğu ildilendiren olaylara çok uzak kalıyordu.Olayları sonradan öğreniyor, kendine anlatıldığı şekilde kabul ediyordu.Harbiye Nazırlığına yükselen Enver Paşa bir diktatör gibi davranıyordu.
Birinci Dünya Savaşı’nda doğuda Ruslarla ilk karşılaşma Eleşkiri civarında Köprüköy’de oldu.Karşı saldırıya geçen Türk Ordusu Azap Köyü savaşını kazandı.Fakat iyi keşif yapılamadığı için eski sınırına çekilemedi.İttifak Devletleri yanında savaşa katılarak Almanlara yardım amacını güden Başkumandan Vekili, 14 Aralık 1914’te Köprüköye geldi.Askeri teftiş ettikten sonra hemen Rusların elinde bulunan Sarıkamış’a taarruza karar verdi. Verilen bu kararın uygulanmasının kötü hava ve arazi şartlarıyla mümkün olmadığına inanan ve bu taarruzun ilkbaharda yapılmasını isteyen III ncü Ordu Komutanı Hasan İzzet Paşa’yı azlederek Ordu Komutanlığını üstüne aldı.Enver Paşa kış ortasında bir buçuk metre kar altında, eksi 25 derecede ve 2000-3000 metre yükseklikte, arazinin dağlık ve ancak patika yollarından yararlanılabildiği bir yerde yazlık elbisesi, yarı çarıklı askerlerle taarruz yapıp amacına ulaşacağını sanıyordu.Böylelikle bir an önce saldırıya geçip ilkbahara kadar elden geldiğince Kafkasya içlerine girip olası bir barışla elimize bir şeylerin geçeceğine inanıyordu.Enver Paşa’nın temel düşüncesi başarı,dış görünüş ve giysilerle değil, her askerin kalbindeki yiğitlih ve cesaretle kazanılacağı idi.
Enver Paşa’nın yanında yalnızca Alman subayları bulunuyordu.Birliklerin kış koşulları altında yürüme ve savaşma yeteneklerini bilen Türk subaylarının görüşünü ise pek dikkate almıyordu.X ncu Kolordu’nun başında ise padişahın damadı olduğunu sık sık tekrarlamaktan bir türlü geri duramayan Albay Hafız Hakkı vardı.O da büyük zaferler kazanma hırsına kapılmıştı.
Tüm kötü koşullara rağmen savaş başladı.Enver Paşa’nın planı Sarıkamış-Erzurum arasında bulunan Rus asıl kuvvetlerini XI nci Kolordu ile sıkıştırırken IX ncu Kolordu ile Bardız, XX nci Kolordu ile Olyu yönlerinde ilerleyerek Rus Ordusunu geriden kuşatıp yok etmekti.Enver Paşa, 25 Aralıkta geride kalan öteki birlikleri beklemeksizin Sarıkamış üzerine harekete geçti.Bardız geçitini tutan Rus kuvvetlerini gece yarısına kadar süren çarpışmalar sonucunda Sarıkamış’a atan 29 ncu Tümen, 26 Aralık sabahı kendisine katılan 17 nci Tümenle birlikte taarruza başladı.Ancak taarruz gelişemedi ve durdu.Sarıkamış’a bir an önce ulaşmak için cebri yürüyüşle Allahuekber Dağları’nı aşan X ncu Kolordu 28 Aralık günü Sarıkamış doğusuna varmayı başardı.Böylece iki kolordu Sarıkamış’ta birleşti.Ancak IX ncu Kolordu Sarıkamış Dağları’nda ,X ncu Kolordu Allahuekber Dağları’nda çarpışmaları soğuk ve açlık yüzünden erimiş iki kolordunun asker sayısı onbin kişiye kadar düşmüştü. İki kolordunun 20 Aralık öğleden sonra başlayan taarruzu gecede sürdü.Küçük bir kuvvet Sarıkamış’a girdiysede geri çekilmek zorunda kaldı.
Enver Paşa’nın İstanbul hükümetine gönderdiği telgraf da bir ibret belgesiydi.gerçekleri tamamen saptırıyordu.Hiçbir hesaba kitaba dayanmayan giriştiği akıl almaz saldırı Enver Paşa’ya göre Rus Ordusu’nun kesin saldırısıyla sonuçlanmamıştı. Ortada ise büyük bir gerçek vardı.Türk ordusu tarihinde görülmemiş bir yıkım ve bozguna uğramıştı. Ayrıca Enver Paşa gönderdiği telgrafın son bölümünde olayların gizlenmesini de istemişti.İstanbul’a varır varmaz bu işi bizzat kendi üstlendi.Böylece bu başarısızlık İstanbul ve diğer bölgelerde yeterince duyulmadı.
Sarıkamış’ta kaybettiğimiz asker sayısında iki belge vardır. İlk belgeye göre IX ncu Kolordu 36.784, X ncu Kolordu 46.743 , XI nci Kolordu 21,819 ve II nci Süvari Tümeninin 3.928 kaybıyla toplam kaybımız 109.274’e ulaşmaktadır.Diğer belgeye göre ise XI nci Kolorduya 22 Aralık 1914 gününden sonra asker desteği yapıldığı belirtilmektedir.Bu da belgeye göre 6 tabur kadardır.Bu duruma göre kaybettiğimiz asker sayısı 113.000-114.000’e ulaşmaktadır.En acı olay ise bu askerlerimizin 90.000-96.000 kadarı donarak feci şekilde can vermiştir.Tüm bunların sorumlusu gerçekleri bir türlü görmek istemeyen hayalci Enver Paşa idi. Enver Paşa Kafkasya’yı alacağım derken İngiltere ve Fransa’ya Çanakkale Boğazı’na saldırmaları için davetiye çıkarmıştır.
3.Kitabın Ana Fikri:
Her zaman yaptıklarımızın sonucu görmeli, özellikle kendi menfaatlerimiz için başkalarının hayatını riske atmamalıyız.
4.Kitapta Olayların ve Şahısların Değerlendirilmesi:
Mehmet Reşat:I nci Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı tahtında bulunmasına rağmen koskoca imparatorluğu ilgilendiren olaylara çok uzak kalıyordu.
Enver Paşa:Kişisel tutkularının esiri olarak verdiği ve uygulattığı kararlarla doksan bini aşkın Türk gencinin donarak ölmesine neden olmuştur.
Albay Hafız Hakkı:Padişahın damadı olmasının verdiği güven ve sahip olduğu kazanma hırsı onu da etkilemiş ve gerçekleri görmesini engellemiştir.
Hasan İzzet Paşa:III ncü Kolordu komutanıyken alınan kararların yanlış olduğunu belirtmiş,yaptıkları Enver Paşa ve adamlarının düşüncelerine ters olduğu için görevinden azledilmiştir.
5.Kitap Hakkında Şahsı Görüşler:
Türk tarihi açısından bir dönüm noktası olabilecek bir savaşın, yapılan hatalar zinciriyle nasır hezimetle sonuçlandığını okudum.Belki hata yapanlar da bu ülkeyi en az bizim kadar seven vatanperver insanlardı fakat liderlik böyle anlarda meydana çıkar.
6.Kitabın Yazarı Hakkında Kısa Bilgi:
Çocukluğundan beri Sarıkamış olayına ilgili olan Müderrisoğlu,lise yıllarında okuduğu bir tarih dergisiyle inceleme yapmaya karar verir.Ayrıntılı bilgi aramaya başlamasına rağmen Sarıkamış ile ilgili pek fazla bilgiye ulaşamamış bunda, Enver Paşa’nın dramı unutturmak istemesinin rolü olduğunu öğrenince konuyu derinlemesine araştırmaya başlamıştır.Yazar,mozayık diye tanımlayabileceğimiz çalışma türünü şeçmiştir.
Eserleri:Sarıkamış Dramı, Yoksulların Zaferi, Fotoğraflarla Kurtuluş Savaşının Maddi ve Mali Kaynakları.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN:
ADI: Çanlar Kimin İçin Çalıyor
YAZARI: Ernest HEMINGWAY
YAYINEVİ-ADRESİ: Cem Yayınevi-NuruosmaniyeCad. Kardeşler Han 3/3 Cağaloğlu/İstanbul
BASIMYILI: Birinci Basım, 1991
KONUSU: İspanyol iç savaşı sırasında isyancı çetelerle birlikte bir köprüyü havaya uçurmak için uğraşan bir İngiliz bombacının başından geçen olaylar ve gerçek aşkını bulması.

KİTABIN ÖZETİ :
Roberto Jordan, çok zor bir göreve seçilmişti. Gerçi daha önce birçok defa yaptığı işlerden biriydi ama yinede General Golz onu bu görev için bizzat kendi görevlendirmişti. General Golz’un tümeninin taarruza başlamasıyla beraber köprüyü uçurması gerekecekti. Uçakların bomba sesleri duyulunca köprü uçmuş olacaktı.
Yaşlı bir adam ona kılavuz olarak verilmişti. 68 yaşına rağmen dinç ve kuvvetli bir görüntüsü vardı. Dağda Amerikalıya yardım edecek çetelerin hepsini tanıyordu. Gerçi çoğu işe yaramaz adamlardı ama tren işini iyi yapmışlardı. Kaşkin görevini çok iyi yapmış, treni bölgedeki çetelerle beraber havaya uçurmuştu. Daha sonrada başka bir iş esnasında ölmüştü.
Yaşlı adam Roberto ‘yu köprüye götürdü. Köprünün iki yanında iki nöbetçi vardı ve biraz uzağında 7 askerin kaldığı bir karakol vardı. Dinamitleri, yarım saatlik uzaklıkta bir tepede olan Pablo’ nun yerine götürdüler. Ağaçların arasında olan bu yerde Pablonun dört atı vardı. Pablo 50 yaşını geçmişti, çok akıllı ve tecrübeli bir adamdı. Tren işinde o da vardı. Çingene, Fernando, eşi Pilar ‘da. Tren işi esnasında kurtardıkları Maria’ yı hepsi de taşımışlardı.
Pablo Cumhuriyetçiydi, çetelerin hepsi Cumhuriyetçiydi. Ama köprü işini öğrendiğinde Pablo ‘nun hoşuna gitmedi bu iş. Tren işi daha mantıklı idi. Onun kadar kampta sözü geçen Pilar, Roberto ‘yu destekleyince diğerleri de desteklediler. Pilar başkanlığı Pablo ’nun elinden aldı ve köprü için Roberto ‘ya yardım edeceğini söyledi. El Sordo (diğer çete reisi) ‘nun da yardım edeceğinden şüphe yoktu. Dağlarda yüzlerce adam olmasına rağmen El Sordo ‘nunkilerle beraber topu topu 18 kişi bulabilmişlerdi. Diğerleri güvenilir değildi. Köprünün imha edilmesinden dolayı Pilar ve Sordo adamlarıyla beraber bu bölgeyi terk etmek zorunda kalacaklardı. O akşam Sordo gelmeyince ertesi gün Pilar ve Maria ‘yla beraber, Roberto Jordan El Sordo ‘nun yanına gitmeye karar verdiler. Maria trenden baygın halde kurtulmuştu. O zamanlar saçı tamamen kesilmiş olmasına rağmen, büyüdükçe Maria güzelleşmişti. Maria ve Roberto birbirlerine ilk görüşte aşık olmuşlardı. Pilar, Roberto ‘dan bu iş bitince kızı götürmesini istemiş, Roberto ‘da kabul etmişti.
El Sordo Cumhuriyetçi ruhunu dağlarda koruyan ender çete reislerinden biriydi. Roberto Jordan, El Sordo ‘nun kendisine yardım edeceğinden emin olmuştu. Altı at vardı. El Sordo, daha sonraki kaçış için gereken atları bulmak için gayret göstereceğini söyledi. Ne de olsa köprü işinden sonra buralardan gitmek zorunda kalacaktı.
Roberto, Maria ve Pilar akşama doğru barınaklarına döndüler. Pablo köprü işinden yana değildi. Roberto Jordan onu öldürmek zorunda olduğunu biliyordu. Diğer adamların hepsi de onun ölmesini istiyorlardı. Köprü işini bozabilirdi Pablo. Bir an mağaradan dışarı çıkan Pablo ‘nun kaçtığını düşündü herkes. Çünkü kaçarken birkaç dinamit lokumu da götürmüştü.
Roberto dışarıda yatmaya alışkındı. Gece bayağı ilerlemiş ve Maria ‘nın güzelliği onu büyülüyordu. Maria sıcacıktı. Bir ses üzerine arkaya dönünce Faşist Süvarilerden birini karanlıkların arasından zorda olsa seçebildi. Tabancasıyla onu vurdu. Tam kalbine gelmişti mermi. Diğer süvarilerinde gelmesi yakındı. Adamlarıyla beraber pusu kurdu ve kardan ayak izini takip etmesini beklediği diğer süvarileri bekledi. Süvariler bekledikleri gibi geldiler. Onları farketmemişlerdi, ama ilerlemelerine devam edip gittiler.
Silah sesleri Sordo ‘nun barınağından geliyordu. Sordo ’nun yerini bulmuşlardı. Birkaç saat sonra silah sesleri kesildiğinde Sordo ve adamları ölmüştü.Artık yalnızdılar. Köprü sabaha uçurulacaktı.
Pablo gece yarısı beş abamla geldi. Pablo kaçamamıştı. İhaneti kendine yedirememişti. Roberto Pabloyu karşısında görünce ümitlendi. Köprü işi olabilirdi.Pilar ve yanındakiler üstteki karakolu, Pablo yeni getirdiği beş atlı ile alttaki karakolu imha edecekti.
Uçakların bombaları sabaha karşı duyuldu, Anselmo ve Roberto köprüdeki iki nöbetçiyi öldürdüler. Roberto dinamitleri yerleştirirken acele edemezdi. Neredeyse başarmak üzereydi. Diğer iki karakoldan silah sesleri ardı ardına geliyordu. Dinamitleri yerleştirdi ve Anselmo ile beraber ipi germeden köprüden bir miktar uzaklaştılar. Pilar ve yanındakiler karakolu halletmişlerdi ama iki adamı ölmüştü Pilar‘ın. Roberto ipi çekti ve köprü ortadan ikiye ayrıldı. Gökden yağan demir parçalarından biri Anselmo ‘yu öldürmüştü. Yaşlı adam çok küçük gözüküyordu.
Pablo tek başına kurtulmuştu tanktan. Karakolu imha edememişlerdi ama Pablo tek başına kurtulmuştu. Artık herkese yetecek kadar at vardı. Maria çok seviniyordu, Roberto yaşıyordu. Atlarla hızla ilerliyorlardı. Pablo ‘nun kaçmak için çok güzel planları olsa gerekti.
Bayırı çıktıkça Roberto ‘nun atı yavaşlıyordu. Zavallı hayvanın nefesleri bile hızlanmıştı. Büyük bir gürültü ile Roberto ‘nun ayağı, düşen atın altında kalmıştı. Ayağı kırılmış ve kırık kemik Roberto ‘nun kaslarını yırtmıştı. Daha fazla ilerleyemezdi. Yardıma gelenlerle vedalaşıp, orda kalmak istediğini söyledi. Diğerleri giderlerken, biliyordu. Daha General Golz ‘dan emir alırken böyle olacağını biliyordu.

ANAFİKİR: Savaş tam anlamıyla bir yıkımdır, her iki tarafa da zarar verir ve aslında her insan öldürmekten pişmanlık duyar. Aşk ise zaman ve mekan tanımaksızın bir savaşın ortasında dahi yeşerebilir.

KİTAPTAKİ KARAKTERLER:

Robert JORDAN: Amerika’da bir ispanyolca öğretmeniyken İspanyol iç savaşının patlak vermesi üzerine birden bire bombacı olarak eğitilip İspanya’ya yollanmış olan kültürlü, bilgili ve yakışıklı bir İngiliz.
Maria: Bir tren patlaması esnasında Pilar ve Pablo tarafından kurtarılan ve daha sonradan Robert Jordan’ın aşık olduğu genç kız.
Anselmo: Yeni görevi için ona rehberlik edecek ve çetelerle bağlantısını sağlayacak olan yaşlı bir adam.
Pablo: Robert Jordan’a yardım eden çetenin lideri.
Pilar: Pablo’nun kadını.
Sordo: Bir çete lideri.

ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Bence oldukça ilgi çekici ve sürükleyici bir konuya sahip olmasına karşın için deki uzun tasvirler bazı yerlerde akıcılığın bozulmasına ve can sıkıcı olmaya kadar varabiliyor. Ama genel itibariyle güzel ve etkileyici bir kitap.

YAZAR HAKKINDA BİLGİ: Amerikalı yazar(Oak Park, İllinois, 1899-Ketchum, İdaho, 1961). Three Stories and Ten Poems (1923) ve Torrents of Spring’den(1926), Akıntı Adalarına(1970) değin bir dizi yapıtta, savaş deneyiminden kaynaklanan imgeci anlatımlardan, Kızılderililer ve Amerika kıtası üstüne yansımalı bir öyküden, ada ve Okyanus temalarına ilişkin kurgulara dek uzanan betimlemeleri öylesine titizdir ki, karşıt güçleri saptamada ve gerçeğin serinkanlı bir görüntüsünü önermede hep aynı inat vardır. Savaş sürekli bir esin kaynağıdır (Silahlara Veda [1929], Çanlar Kimin İçin Çalıyor[1940], Irmağın Ötesi[1950] ) ve savaş konusu, av ve serüven öykülerinde (Afrika’nın Yeşil Tepeleri [1935], İhtiyar Adam ve Deniz[1952] ) ele aldığı aşk, moral gücü ve yalnızlık konularıyla birleşir. 20’li yılların sürgününü anlatan Güne de Doğar(1926) ve Paris Bir Şenliktir(1964) adlı yapıtlarında yazarın gizli ruhsal zayıflıklarıyla kırılganlığının düşsel evrenini ortaya koymak için seçilen yollar sergilenir. Hemingway, boğa güreşlerine ilişkin olarak anlattığı (Death in Afternoon, 1932) bu belirsizlikler nedeniyle intihar ederek öldü. (1954 Nobel edebiyat ödülü.)
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
[B] .KİTABIN ; [/B]

[B] ADI :YAPRAK DÖKÜMÜ [/B]

YAZAR ADI :REŞAT NURİ GÜNTEKİN
SAYFA ADEDİ : 162
[B]BASILDIĞI YER-YIL : [/B]İnkılâp ve Aka-İstanbul-1983




B.KİTABIN ÖZETİ:
Ali Rıza Bey, şair ruhlu, içine kapanık, kendi hâlinde dürüst bir insandır. Prensipleri kendi prensipleriyle bağdaşmayan insanlarla çalışmak istemediği için şirketteki memuriyetinden istifa eder; Üsküdar'daki evine çekilir. Ali Rıza Beyin, Şevket isminde bir oğlu ile Fikret, Neclâ, Leylâ ve Ayşe adında dört kızı vardır. Ali Rıza Bey, işten çıktığı sırada oğlu Şevket yüksek maaşla bir bankaya memur olur; evin bütün yükü onun üzerine biner. Şevket, babası gibi iyi yetişmiş, karakterli, namuslu bir gençtir. Ailesine de son derece bağlıdır. Babasının doğruluk ve namus uğruna işten istifa etmesini uygun bulur. Buna karşılık Ali Rıza Beyin hanımı Hayriye Hanım durumdan hiç memnun kalmaz.
Bir süre sonra Şevket, Ferhunde adında hafif meşrep bir kadınla evlenir. Eğlenceye düşkün olan bu kadın, birbirinden genç, güzel ve hareketli, asri olmaya meraklı olan Neclâ ve Leylâ'nın da karakterini bozar. Bir eğlence ve moda düşkünlüğü başlar. Evde sık sık partiler düzenlenir. Evin büyük kızı Fikret, yengesi ve kardeşleriyle anlaşamadığı ve bu durumdan hiç memnun olmadığı için en az babası kadar üzgün ve kırgındır. Hayriye Hanım, sırf kızlarına koca bulmak ümidiyle evde her değişikliğe razı olur. Şevket de olanlardan memnun kalmamasına rağmen belki de karısının tesiriyle kendisini bu hevese kaptırmıştır...
Evde gün geçtikçe itibarı düşen Ali Rıza Bey tekrar işe girmeyi düşünürse de başaramaz. Eğlenceler ve toplantılar için lüzumsuz yere para harcanan evde maddi sıkıntılar başlar; kavgalar, türlü rezaletler ve sefalet birbirini takip eder. Ali Rıza Bey, çocuklarındaki bu korkunç değişiklikler karşısındaki hayret, şaşkınlık ve acı içinde kıvranmaktadır. Evdeki bu anormal havaya ayak uyduramayacağını anlayan Fikret Adapazarı'na yaşlı, dul bir adama gelin gider. Böylelikle aile ağacının yapraklarından biri düşer. Ali Rıza Bey, çirkin durumlardan kurtarmak için kızlarını evlendirmeyi düşünür; fakat dürüst ve namuslu damat adayı bulamaz. Bu arada Şevket masrafları karşılamak için bankadan borç alır; sonra ödeyemez, hapse atılır. Böylece, ikinci yaprak düşer. Kocası hapisteyken Ferhunde evden kaçar. Bu üçüncü yaprağın düşüşü olur. Karısının kaçtığı haberini hapishanede babasından alan Şevket üzülmez, hatta bir belâdan kurtulduğu için memnun olur.
Ferhunde'nin kaçışı ile elebaşlarını kaybeden Leylâ ve Neclâ bocalarlar. Evde hakimiyet yine Ali Rıza Beyin eline geçer; toplantılara ve eğlencelere son verilir. Bu monoton hayat kızlara pek sıkıcı gelir; sırf bu havadan kurtulmak için Neclâ bin bir türlü hayaller kurarak, kendisini zengin gösteren bir Suriyeli ile evlenir. Fakat Suriye'ye gidince orada kocasının birkaç karısının daha olduğunu görür. Kendisini kurtarması için babasına mektuplar yazar. Bu dördüncü yaprağın düşüşüdür. Bu arada Leylâ kötü yola sapar. Ali Rıza Bey, kızını evden kovar. Leylâ bir avukatın metresi olur. Bu beşinci yaprağın düşüşüdür. Bu olaydan sonra Ali Rıza Beye hafif bir inme iner. Onu yiyip bitiren asıl hastalık içindedir. Leylâ da gittikten sonra ev büsbütün ıssız kalır. Hayriye Hanım bütün güç ve kuvvetini kaybeder. Leylâ yüzünden kocasına sık sık sitemlerde bulunur. Bunun üzerine Ali Rıza Bey, Adapazarı'na, Fikret'in yanına gider. Fakat aradığı huzuru orada da bulamaz; kalabalık bir aile hayatı içinde âdeta bir cehennem hayatı yaşayan Fikret, bütün iyi niyetine rağmen babasını yanında barındıracak durumda değildir. Bunun üzerine Ali Rıza Bey İstanbul'a döner, hastalığı ilerlediği için eve uğramadan hastahaneye yatar. Babasının hastalık haberini alan Leylâ onu hastahaneden çıkarır, kendi evine götürür. Taksim'deki lüks apartman katında hep birlikte rahat yaşamaya başlarlar. Ara sıra yolda eski kahve arkadaşları ile göz göze gelmese Ali Rıza Bey büsbütün huzur içinde olacaktır.
Eserin konusu, gelir düzeyinin üzerinde bir yaşam sürdürmek isteyen bir ailenin dağılışıdır.
Yazar bu romanla okuyucuya; çılgın hayallerin, maddi israfların, gereksiz özentilerin hüküm sürdüğü bir ailede çöküntülerin başlayacağı mesajını verir.
Yaprak Dökümü, toplumsal gerçekleri ele aldığından basmakalıplıktan uzak, başarılı bir romandır. Bilindiği gibi, Tanzimat'tan sonra toplumumuzda bir batılılaşma hevesi başlamıştı. Batılılaşmak yanlış anlaşıldığından; yüzyıllarca süren milli gelenek ve göreneklerimizden, karakterimizden sıyrılma olarak kabul edildiğinden, bu, birçok ailede birtakım felâketlere sebep olmuştur. Bugün bile içinde bulunduğumuz güç durumların esas sebebi budur. Birtakım toplumsal pürüzlere, karakter boşluklarına ışık tutması bakımından Yaprak Dökümü gerçekçi ve orijinal bir romandır.


C.KİTABIN ANA FİKRİ:
Bir aile fertleri arasındaki kopukluğun ve lüks düşkünlüğünün o aileyi ne hale getirebileceğini anlatan, bol bol ibret alnması gereken bir romandır.
.

D.KAHRAMANLAR:
Ali Rıza Bey: A li Rıza Bey, şair ruhlu, içine kapanık, kendi hâlinde dürüst bir insandır.
Şevket: Şevket , Ali Rıza Bey’in oğludur. Babası gibi iyi yetişmiş, karakterli, namuslu bir gençtir. Ailesine de son derece bağlıdır.
Ferhunde: Ferhunde, Şevket’in karısıdır.Eğlenceye çok düşkündür.
Hayriye Hanım: Ali Rıza Bey’in ilk karısıdır. Ali Rıza Bey’in işten istifasını hoş karşılamamıştır.
Fikriye: Ali rıza Bey’in dört kızı arasında en olgun olan kızıdır.
[BNecla:[/B] Ferhunde ile birlik olup evin dagğılmasına sebep olan Ali Rıza Bey’in kızlarında birisidir.
Leyla: Ali Rıza Bey’in bu kızı da zevke ve sefaya düşkündür. Bir müddet sonra kötü yola düşer.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.