You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI: ATEŞ GEÇİTLERİ

KİTABIN YAZARI: STEVEN PRESSFIELD

YAYIN EVİ VE ADRESİ: BİLGE KÜLTÜR SANAT
CAĞALOĞLU / İSTANBUL

BASIM YILI: MART - 2001

KİTABIN KONUSU: Kitap, Perslerin Balkanlar’ı işgali sırasında Ispartalılar ile aralarında geçen savaşı konu almaktadır.

KİTABIN ÖZETİ:
M.Ö. 482 ylında emrindaki, Heredot’un belirtiğine göre, iki milyon askerden oluşan Pers İmparatorluk ordusu Hellespontos’u geçerek, Hellen topraklarını istila etmek üzere yola çıktılar.
Çaresiz kalan Ispartalılar, bir oyalama taktiği olarak Termopilai geçidine üç yüz seçilmiş asker gönderdiler. Burada dağlarla denizler arasında geçitler o kadar dardı ki, Pers kuvvetlerinin en azından bir kısmı nın etkisiz kalacağını umuyorlardı.
Canlaronı feda etmeye hazır seçkin bir kuvvetbirkaç günde olsa istilacı milyonları durdurabildi.
Üç yüz Ispartalı ve müttefikleri, istilacılara yedi gün boyunca karşı koyabildi. Sonunda yenildikleri ana kadar, silahları parçalanıp tükendiğinde bile elleriyle ve dişleriyle savaştılar.
Ispartalılar ve Thespialı müttefikleri, kanlarının son damlasına kadar savaşmışlardır.kendi canlarını feda ederek gösterdikleri cesaret sayesinde hellenler bir araya gelerek; o sene , Persleri Salamis ve Plataiai’de mağlup ederek Batı’da henüz filizlenmekte olan demokrasi ve bağımsızlık kavramlarını kurtarmışlardır. Kitapta savaştan sonra ele geçen tek canlı Ispartalı bütün bunları ve Ispartalılar’ın savaşçılığını Pers imparatoruna anlatmaktadır. Ağır yaralı olduğu için daha sonra ölür.
KİTABIN ANAFİKRİ: vatan savunması için canını vermekten çekinmeyeceksin; gelecek nesilere özgürlüğünü vermiş olmak, bir korkak olarak yaşamaktan çok daha onurludur.

KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
• KSERKSES: Pers kralıdır. Sinirli hırslı biridir. Kendine çok güvenir.
• DİENEKES: Çok bilgili, çok zeki ve vatanına bağlı büyük bir Ispartalı komutandır.
• ALEKSANDROS: İlerde büyük bir komutan olmak isteyen genç ve cesur bir Ispartalı subaydır.
• POLYNİKES: Cesur, vatansever, yanı zamanda çok iyi bir sporcu olan bir ıspartalı komutandır. Acımasız, kararlı, güçlü kişiliği göze çarpmaktadır.
• LEONİDAS: Cesur, gözüpek bir kraldır. Bilgeliği ve cesaretiyle daima Ispartalılara örnek olmaktadır.

KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Gerçekten çok güzel bir kitap. Biraz efsanevi savaşlardan hoşlanıyorsanız okumanuzı tavsiye ederim.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : BEYAZ GEMİ


KİTABIN YAZARI : CENGİZ AYTMATOV

YAYIN EVİ VE ADRESİ : ÖTÜKEN NEŞRİYAT A.Ş.
Klodfarer Caddesi 40/7 Divanyolu-İstanbul


BASIM YILI : 1991

1.KİTABIN KONUSU : Roman, San-Taş Vadisi’nde etrafındaki beş-altı insanla yaşamak zorunda olan, dedesinden başka seveni olmayan, gerçek hayatında mutsuz olan fakat hayal dünyasında mutlu olmaya çalışan bir çocuğun psikolojisini konu almakyadır.

2.KİTABIN ÖZETİ : Çocuk San-Yaş Vadisi’nde dedesi, üvey ninesi, Orozkul, Bekey hala, Seydahmet, Gülcemal ve köpeği Beltek ile berabar yaşamaktadır. Vadide sadece üç ev vardır. İlk evde dedesi ve üvey ninesi ile çocuk;ikincide Mümin dedenin büyük kızı Bekey hala ile kocası korucubaşı Orozkul; üçüncüde ise tembel işçi Seydahmet ile karısı Gülcemal ve küçük kızları yaşamaktadırlar.Çocuk bu küçük dünyada mutlu olmaya çalışmaktadır. Hiç arkadaşı yoktur ve okula henüz başlamamıştır. En büyük zevkleri dedesinin kendisine dere kıyısında yaptığı gölette yüzmek; “Deve, Kurt, Eyer ve Tank” isimlerini verdiği kayalarıyla konuşmak; dedesinden masal dinlemek ve dağa çıkıp dedesinin dürbünüyle kasabaya, Isık Göl’e ve San-Taş Vadisi’ne daha yakından bakmaktır. Her akşam eline dürbününü alıp, dağ başına çıkar ve Isık Göl’de ancak beş-altı dakika görünüp kaybolan beyaz gemiye bakar.
Annesi ve babası onu çok küçük yaşlarda terketmişlerdir. Annesi şehirde kendine yeni bir yaşam kurmuştur. Çocuk babsının beyaz geminin kaptanı olduğuna, bir gün başı insan başı olan bir balık olup beyaz gemiye kadar yüzeceğine ve babasıyla konuşacağına inanmaktadır. Dedesi çok iyi kalpli, çalışkan,köse bir insandır. Çevresindekiler ona Kıvrak Mümin lakabını takmışlardır. Damadı Orozkul’un yanında çalışır ve onun emirlerini yerine getirir. Orozkul şişman, koca kafalı içki içmeyi çok seven, çabuk sinirlenen bir korucubaşıdır. Mümin’in kızı ve Orozkul’un karısı olan Bekey kısır bir kadındır. Orozkul bunu Bekey’in suçu olarak bilir ve her akşam içip onu döver. Orozkul arada bir arkadaşlarıyla içmeye gider ve sarhoş olunca yanındakilere birer tomruk sözü verir. Tomruğu kesip dağdan indirme, çayın karşısına geçirme ve kamyona yükleme zamanı gelince de verdiği söze pişman olur ama iş işten geçmiştir. Arada bir vadiye şehirden “Maşin Mağaza” denilen içi ıvır zıvır dolu bir araba gelir. Bir gün yine Maşin Mağaza geldiğinde dedesi çocuğa bir okul çantası alır. Ertesi yıl çocuk okula başlar. Çocuk dedesinden masal dinlemeye bayılır. Her akşam artık ezberlediği “Boynuzlu Maral Ana” masalını dinler . Dedesine göre hepsi Boynuzlu Maral Ana’nın soyundan gelmektedirler. Çocuk da buna inanmaktadır. Masala göre maral ana San-Taş Vadisi’ni terketmiştir ama onları sürekli korumaktadır. Mümin çocuğu her gün atıyla okula göyürüp getirmektedir. Okul çok uzaktadır ama hiç geç kalmamıştır.
Çocuk bir gün yol kenarındaki kayalarıyla oynarken San-Taş yakınlarından kuru ot almaya gelen beş-altı kamyonluk bir konvoy görmüştür. Çocuk en öndeki kamyonun peşine takılıp koşmaya başlar. Çocuğu gören şoför durur ve çocukla biraz konuşur. Şoför genç ve yakışıklı biridir. Adı Kulubeg’dir. Çocuğa dedesini tanıdığını, kendisinin de Boynuzlu Maral Ana’nın soyundan geldiğini söyler ve ayrılır.
Ertesi gün Mümin dede ile Orozkul yine dağdan bir ağaç indirirler. Bu sırada uzun zamandan beri ormanda görülmeyen maralları görürler fakat işleri olduğundan onlarla ilgilenemezler. Akşam olmuştur. Dede, Orozkul’a söyleyip çocuğu okuldan almaya gitmek ister fakat Orozkul ağacı indirmeleri gerektiğini söyleyip izin vermez. Tomruğu çaydan geçirirlerken tomruk çayda kayalara takılır. Çıkarmak için çok uğraşırlar ama çıkaramazlar. Dede vaktin çok ilerlediğini farkeder, daha fazla dayanamaz ve daha önce hiç yapmadığı bir şey yapıp Orozkul’dan izin almadan çocuğu almaya gider. Çocuk akşama kadar okulun kapısında dedesini beklemiş ve ağlamaktan gözleri şişmiştir. Dede yolda çocukla öğretmenine rastlar. Çocuğu öğretmeni eve getirmektedir. Dede öğretmenden özür dileyip çocuğu alır ve yola koyulurlar. Çocuk dedesine küsmüştür. Hiç konuşmamaktadır. Dede çocuğun gönlünü almak için Boynuzlu Maral Ana’yı gördüğünü söyler. Çocuk bu habere çok sevinir. Dedesine ormana gitmek için yalvarır fakat akşam olduğu için eve dönerler. Eve geldiklerinde Orozkul’u sabahki olaydan dolayı çok sinirlenmiş bulurlar. Orozkul o gün Bekey halayı yine dövmüştür. Çocuk evin bu durumuna çok üzülür ve yatmaya gider.
O gece müthiş bir dipi çıkar. Gece yarısı Kulubeg ve arkadaşları yolda kaldıkları için Mümin dedenin evine sığınırlar. Kulubeg ve arkadaşlarının gelmesiyle evdeki hava biraz yumuşar. Sabah kamyoncular evden ayrılırlar. Aynı gün Orozkul’un tomruk sözü verdiği arkadaşı tomruğu almak için gelir. Adı Koketay’dır. İri yapılı, esmer biridir. Tomruk ise hala önceki gün bıraktılları yerde çayın içinde beklemektedir. Tomruğu almak için Orozkul, Koketay ve Seydahmet yola koyulurlar. Dede de Orozkul’un kendini affedeceği düşüncesiyle peşlerine takılır. Orozkul kıyıda emirler yağdırırken Mümin dede, Seydahmet ve Koketay tomruğu çıkarmaya çalışmaktadırlar. O sırada çayın karşısında birkaç tane maral görürler ama işlerini bırakamayacaklarından marallarla ilgilenemezler. Biraz uğraştıktan sonra tomruğu çıkarıp kamyona yüklerler.
Çocuk o gün hastadır ve önceki gün akşamdan beri evde yatmaktadır. Akşam üzeri kahkaha sesleriyle uyanır ve bahçeye çıkar . Herkes neşe içindedir ve hepsi de sarhoştur. Dede ise et dolu bir kazanın yanına çökmüş sessizce kazanın altındaki ateşle oynamaktadır. Çocuk hemen dedesinin yanına gider. Ona seslenir fakat dede duymaz. Birkaç defa daha seslenir fakat dede hiç cevap vermez. Çocuk kötü birşeyler olduğu hissine kapılır. Az ilerde Bekey’i, Seydahmet’i,Gülcemal’i ve Koketay’ı görür. Hepsi de yiyip içmekte ve eğlenmektedirler. Çocuk önce neler olduğunu anlamaz. Avlunun dışında henüz kanı kurumamış geyik derisini, bağırsak eşeleyen Beltek’i ve elindeki baltayla Maral Ana’nın boynuzlarını kırmaya çalışan Orozkul’u görünce neler olduğunu tahmin eder. Çocuk bu korkunç manzara karşısında dayanamayıp içeri kaçar ve yorganın altına girip ağlamaya başlar. Bu arada Kulubeg’in gelip onu kurtaracağını ve Orozkul’a haddini bildireceğini hayal etmektedir. Az sonra sofra içeri kurulur. Çocuk hayalinden yine kahkahalarla uyanır. O sırada Seydahmet olanları anlatmaktadır. Çocuğun bir türlü anlam veremediği olaylar şöyle cereyan etmiştir: Tomruğu çıkardıktan sonra Seydahmet ile Mümin dede ormana çalışmaya giderler. Bu arada maralları yine görürler. Seydahmet onları vurmak ister, dede ise buna karşı çıkar. Seydahmet dedeyi dinlemeyip maralların peşine düşer. Dede de Seydahmet’in arkasından gider. Seydahmet maralları vuracaktır ama sarhoş olduğu için nişan alamaz ve tüfeği dedeye verip maralları vurması gerektiğini, vurmazlarsa kaçıracaklarını ve Orozkul’un dedeyi affetmeyeceğini söyleyip dedeyi kandırır. Dede ise maralları vurursa Orozkul’un onu affedeceğini ve herşeyin düzeleceğini düşünerek marallardan birini istemeye istemeye vurur.
Çocuk bunları duyunca çıldıracakmış gibi olur ve dışarı kaçar.Dedesini yerde toz toprak içinde yatarken bulur. Ona birkaç defa yine seslenir ama dede yine duymaz. Olanlara dede kendi de inanamamaktadır. Çocuk dedesinden bir tepki alamayınca balık adam olup babasına ulaşacağını düşünerek koşar ve kendini dereye atar. Hızla akan su çocuğu alıp götürür fakat çocuk hiç bir zaman balık olmayacaktır.

3.KİTABIN ANAFİKRİ : İnsanları güçsüz ya da hoşgörülü oldukları için ezmeye çalışmamalı ve küçük çıkarlar uğrunda doğaya zarar vermemeliyiz.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE KİŞİLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ :

a.OLYLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ : Romanda olaylar belli bir sıra dahilinde anlatılmamış; atlamalar yapılmıştır. Buna rağmen okuyucu olaylar arasında bağlantı kurmakta zorlanmamaktadır. Kitaptaki olaylar genelde bir-iki kişi arasında yaşanmış küçük olaylardır.Olayların tasviri iyi olduğu için okuyucu olayları kolayca hayal edebilmektedir.

b.KİŞİLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ :

(1)MÜMİN DEDE : Çok iyi kalpli, yardımsever,çalışkan bir insandır. 60-70 yaşlarında köse bir ihtiyardır.Damadı Orozkul’un yanında çalışmaktadır. Vadideki üç evin birinde ikinci karısı ve torunu ile yaşamaktadır.

(2)ÇOCUK : 5-6 yaşlarında, kısa boylu, kepçe kulaklı, çirkin bir çocuktur.Hiç arkadaşı yoktur. Hayalperest ve mutsuzdur. Doğayı çok sever.

(3)OROZKUL : Şişman, koca kafalı, içki içmeyi çok seven, insanlardan ve doğadan nefret eden, sinirli,umursamaz biridir. Korucubaşıdır fakat ormana en çok o zarar vermektedir.

(4)BEKEY : Orozkul’un karısı ve Mümin’in kızıdır.Kısırdır,sabırlı ve hoşgörülü bir kadındır.

(5)SEYDAHMET : Uzun boylu, çirkin biridir.Tembeldir. Orozkul’un ve dedenin yanında çalışmaktadır. Bir karısı ve bir kızı vardır.

(6)GÜLCEMAL : Seydahmet’in karısıdır. Günlerini genelde çocuğun ninesine ve Bekey’e yardım etmekle ve kızına bakmakla geçirir.

(7)KULUBEG : Genç , yakışıklı ve güçlü bir şofördür.Mümin dede ve çocuk gibi boynuzlu maral ananın soyundan geldiğine inanmaktadır.

(8)KOKETAY : Orozkul’un arkadaşıdır. İri yapılı ,esmer tenli bir adamdır.

Romanda ayrıca çocuğun annesi, babası,boynuzlu maral ana, köpeği Beltek, kayaları “Eyer, Tank, Deve, Kurt” karakterlerinden de bahsedilmektedir ama bu karakterler hakkında çok fazla bilgi sunulmamıştır.

5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER : Kitabın başlığı ile içeriği arasında bence uyumsuzluk var.beyaz gemiden kitapta çok fazla bahsedilmemekle birlikte olayların beyaz gemi ile alakası yok denecek kadar az.Betimlemeler yetersiz ve akıcılık kısıtlı.Buna rağmen okuyucu olaylar arasında bağlantı kurmakta zorlanmıyor. Kişilerin fiziki özellikleri üzerinde çok az durulmasına karşın; çocuğun psikolojisi iyi anlatılmış.

6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ : Dünyanın yaşayan büyük edebiyatçılarından Kırgız, Türk romancısı Cengiz Aytmatov , Kırgızistan'ın Talas bölgesinde, Şeker adlı köyde 12 Aralık 1928'de dünyaya gelmiştir. Babası Törekul Aytmatov ;Annesi, Tatar Türklerinden Nagim Gamzeyova hanımdır. Çocukluk yılları 2. Dünya harbine rastlayan ve 1945'te savaşın bitmesiyle yeniden eğitim hayatına dönen Aytmatov, 1950'de Kırgızistan Ziraat Enstitüsü'nü bitirmiş bir ziraatçıdır. Ancak edebiyata olan tutkusu onu ziraatçılıktan ziyade edebiyata çekmiş ve edebiyat eğitimi almak için Devlet Edebiyat Enstitüsü'ne devam etmiştir.
Eserlerini Rusça ve Kırgızca kaleme alan Cengiz Aytmatov, eserlerinde başta Ruslaştırma politikası olmak üzere, Kırgız Türkleri'nin tabii hayatlarını, yabancılaşmayı, modernizm karşısında tabiatın tahrib edilişine kadar pek çok meseleyi eserlerinde usta bir uslübla kaleme alma başarısını göstermiş nadir sanatkarlardan biridir. Dünya çapında ünlü bir edebiyatçı olarak adına iki defa jübile yapılan (1988'de 60.yıl , 1998'de 70.yıl) , hakkında konferanslar ve sergiler düzenlenen Aytmatov, halen yazarlığın yanında Kırgızistan 'ın Lüksemburg Büyükelçiliği görevini yürütmektedir.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : KUSURSUZ KADINLAR
KİTABIN YAZARI : BARBARA PYE
YAYINEVİ :İLETİŞİM YAYINEVİ
BASIM YILI : 1998

1. KİTABIN KONUSU:
Mildred adında hiç evlennmemiş bir rahip kızının, yaşadığı aşkı anlatmaktadır .

2. ESERİN ÖZETİ:

Mildred Lathbury 1950’lerin İngiltere’sinde yaşayan “kusursuz kadınlardan” biridir. Kırkına merdiven dayamış, hiç evlenmemiş, alt-orta sınıftan bir rahip kızı ve kendi deyimi ile bir kız kurusudur.
Önce babasını ardındanda annesini kaybetmiş ve yalnız başına bir dairede yaşamaya başlamıştır. Mildred sabahları yaşlılara yardım etme işinde çalışmakta, kalan zamanınıda evinde çeşitli işlerle geçirmektedir. Bir rahip kızı olduğu için o çevreye yatkındır. Kilise çevresinin basit görünüşlü ve sorunsuz yaşayışı onu mutlu etmektedir. Bir gün kaldığı dairenin alt katına yeni komşular taşınır. Bu insanlar hiç de onun eski yaşantısına uyan insanlar değildir ;fakat bu farklı ortam onun hem ilgisini çekmekte hem de tedirgin etmektedir. Yeni taşınan komşulardan önce eve Helena gelir ve Mildred önce onunla tanışır. Helena bir antropolog olup dağınık, düzensiz ve biraz kibirli bir kadındır. Kocası bir deniz subayı olup o sıralar daha İtalyadadır. Helenanın bir de antropolog arkadaşı Everard vardır. Mildrad’ın daha önce en iyi arkadaşları rahip Julian ve kardeşi Winifred dir. Bir çok kimse Helena ile rahibin evleneceğini düşünür. Mildred yeni komşuları taşındıktan sonra bir çok zaman onların dertleri ile ilgilenmek zorunda kalmış ve her sorun çıkışında genellikle çay yaptığı için kendini kötü hissetmiştir. Helena ile kocası pek de iyi anlaşamazlar. Everard ile Helena birlikte ilkel toplulukları araştırırlar. Bu konu hakkında bir de konfresans verirler. Helena dindar bir kadın değildir ve Everard’dan hoşlanmaktadır. Fakat Everard Mildred için aynı duyguları paylaşmaz. Mildred’ın daha önce birlikte kaldığı bir kız arkadaşı vardır Dora. Onun erkek kardeşi William ile her yıl yemeye çıkarlar.
O bir bakanlıkta memur olarak çalışmakta dır. Dora’da onların evlenmesini umar fakat onların arasında böyle bir ilişki yoktur. Helenanın kocası çok yakışıklı dır ve Mildred onu hoş biri olarak görür. Fakat onun İtalyada Wien subayları ile birlekteliği gibi konular aralarında ciddi anlamda bir şey olamayacağının açık delilidir. Fakat Roky (Helenanın kocası) çok yakışıklı, karşısındakini etkilemesini bilen biridir ve Mildred’a da çok iyi davranır. Rahip Jullian’ların kaldıkları evin üst katında boş bir odaları vardır ve orayı kiralamayı düşünürler. Kiracı olarak da dul bir rahip karısını seçerler. Bayan Grey. Artık her şey Mildred için çok farklı dır. Eskiye göre hayatı daha karmaşık ve sorunlu geçer. Bir gün Everard Mildreda gelip kendisine yardımcı olmasını ister. Helena ile konuşmasını ve kendisinin onunla ilgili her hangi bir şey düşünmediğini anlatmasını ister. Mildred bu duruma çok şaşırır ve yardım etmeye çalışacağını söyler. Fakat Mildred’ın çevresinde gelişmeye başlayan bir çok olay hiç evlenmemiş bu tip duyguları pek yaşamamış bir insan için oldukça karmaşıktır. Buna rağmen Mildred gözlem yeteneği ile pek çok şeye anında müdahale edip üstesinden gelebilmektedir. Everard’ın söylediklerini Helenaya açamadan Helena ve Roky kavga etmişlerdir ve Helena evi terkedip gitmiştir. Roky çok üzgündür ve hemen Mildred’a koşar. Bir süre ayrı kalan hatta annesinin yanına giden Helena ile kır evine taşınan Roky’i yazdığı mektuplarla birleştiren yine Mildred olmuştur. Bu arada rahip evine taşınan Bayan Grey ve rahip Jullien evlenmeye karar vermişlerdir. Bir çok kimse bu konuda Mildred’ın üzerine gelip aslında rahiple evlenmesi gerekenin kendisi olduğunu söyler. Fakat Mildred herkese rahiple aralarında böyle bir ilişki olmadığını söyler. Ama Bayan Grey biraz bencil bir insandır ve Mildred ondan pek hoşlanmamıştır. Sonunda düşündüğü gibi olur ve evlenmekten vazgeçerler Bayan Grey evi terkeder. Helena ve Roky barıştıktan sonra kır evinde yaşamaya karar verirler. Bu yüzden de daireyi boşaltırlar.Boşalan daireye iki tane evlenmemiş kır saçlı bayan taşınır. Mildred böyle olacağını tahmin etmiş ve eski hayatına döneceğini düşünmüştür.
Fakat Everard Mildred’ı yemeye davet eder ve ondan çalışmalarına yardımcı olmasını ister. Mildred onların işlerinden bir şey anlamadığını söylesede Everard onun kısa zamanda öğreneceğini söyleyerek yapacaklarını anlatmaya başlar. Mildred Helenanın sözlerini hatırlayarak “dolu dolu bir hayat yaşayacağını” düşünür.


3. ANAFİKRİ:

Bu hayat bizim hayatımız. Başkala<rını haklarına saygı duyduğumuz sürece dilediğimiz gibi yaşayabiliriz ama hiç kimse kusursuz değildir.

4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ:
MİLDRED: Zeki, dinine bağlı, kırk yaşı civarında bir rahip kızıdır ve kendi deyimiyle kusursuz bir kadındır.
HELENA: Sorunlu , dindar olmayan bir bayandır. Mildred’ in komşusudur.
ROKY : Karizmatik ,yakışıklı ,aklıbaşında bir deniz subayıdır.

5. KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitap Barbara PYE’ ın kendi üslubu ile akıcı ve sürükleyici bir şekilde yazılmıştır. Her yaştan insanların okuyabileceği açıklıkta bir dille yazılmıştır.

6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
2 Haziran 1902’ de ingiltere’ de doğdu. Oxford Üniversitesi’ nde ingilizce eğitimi gördü. II. Dünya Savaşı sırasında Londra’ da Afrika Gazetesi’nde başyazar olarak çalıştı.
Kusursuz Kadınlar en önemli romanıdır. Uluslararası alanlarda birçok ödülü vardır. Romanları birçok dile çevrilmiştir ve okunduğu ülkelerde hakettiği ilgiyi görmüştür. İngiltere’ nin sayılı yazarlarındandır. Barbara PYE 11 Ocak 1980’ de kanser sebebiyle hayata veda etmiştir.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
]KİTABIN ADI: YÜREĞİMİ SANA BIRAKTIM
]KİTABIN YAZARI: NECDET EKİCİ
]YAYIN EVİ VE ADRESİ: MİLLİ EĞİTİM BASIM EVİ
]BASIM YILI: 1974



İÇİNDEKİLER:
1) KİTABIN KONUSU :
2) KİTABIN ÖZETİ :
3) KİTABIN ANA FİKRİ :
4) KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :
5) KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER :
6) KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ :





HAZIRLAYANIN:
ADI VE SOYADI: [COLOR=windowtext]MURAT ÖZEN
APOLET NO: [COLOR=windowtext]2323
KISMI: [COLOR=windowtext]32
TARİH: 21.04.2002
1)KİTABIN KONUSU:
[COLOR=windowtext] Birlerini önlerinde büyük engeller olmasına rağmen seven iki gencim aşkı anlatılıyor
2)KİTABIN ÖZETİ:
[COLOR=windowtext]Meskektaşlarıyla kurdukları bürosunda, Akif ve arkadaşları ve arkadaşları çalışmaktadırlar. İçerisi çok gürültülüdür ve sigara dumanından birbirlerini hemen hemen görememektedirler. Aniden postacı içeri girer ve tanıdığı halde dumandan olsa gerek Akif’e ismini sorar ve kendisine zarfını uzatır,oradan hemen ayrılır. Akif kimseye birşey söylemeden oradan ayrılır.Bu bir bayram kartıdır. Akif şehrin sessiz sokaklarında yürümeye başlar
[COLOR=windowtext] Derken sahilde bir banka oturur ve derin düşüncelere dalar.Halası ve halasının kızı Esra kendilerine misafirliğe gelmişlerdir ve Akif ona karşı içinde büyük bir sevgi beslemektedir.Ancak ona bunu hissettirmemeye çalışır. Halası ve Esra üç gün sora giderlerken Esra’nın daveti üzerine, “gelecek misin” sorusuna “hayır” dyi cevap verir. Esra bu cevaba çok üzülür ve çok şaşırır. Akif “sana sevgimin daha fazla büyümemesini daha başka nasıl engelleyebilirim” diye geçiriyor içinden. Bu ayrılığın ardından Akif ve Esra mektuplaşmaktadırlar. Aslında Akif elinden geldiği kadar mektuplaşmama taraftarıdır. Esra’nın mektupları cevapsız kalsa da Esra mektup yazmaya devam etmektedir.
[COLOR=windowtext] Birgün Akif halasının evine misafirliğe gider ve Esra’yı görür. Daha evvel hissettiklerini birbirlerine açıklayamadıkarı halde, o kadar mektuplaşmaya karşı ortada birşey olmadığına inanmamaktadırlar. Esra Akif bir sürprizim var der evlendiğini açıklar,Akifbuna çok kızar ve arkasını döner, biraz somurtur.Esra şaka yaptığını söyleyerek zor da olsa Akif’i yatıştırır. Bunun üzerine Akif Esra’nın eline iki sihirli kelimeyi yazar ve artık herşey ortadadır.Akif’in evlerinden ayrılmasından sonra dahi mektuplaşmaya devam ederler. Akif yaptığının yanlış olduğunu anlar fakat hiç belirtemez. Sonunda Esra bu ilişkiyi bitirmeleri gerektiğini yazar. Akif’te aynı şeyleri düşündüğünü belirtir, son cümlesi “yüreğimi sana bıraktım” olur. Ayrılmalarının gerekliliği Akif’in evli ve iki çocuk sahibi oluşudur.ve birbirlerini bir daha aramazlar. Ardan yirmi yıl geçer Akif Esra’nın vardığı ilk kocası alkoliğin biri olduğunu, üstelikte evli çıktığını ve hergün esrayı dövdüğünü, bir çocukla ondan ayrılınca, ihtiyar bir zengine vardığını, o da ölünce aç ve sefil üç çocukla sokağa bırakıldığını duyar.
[COLOR=windowtext] Akif sahilde oturduğu bankta kendine geldiğinde, kendi kendine fısıldanır: “heyy Esra! Bunca yıl sonra nereden esti bayram kartı yazmak? Kastın mı var yüreğimi yeniden tutuklamaya!”
3) KİTABIN ANA FİKRİ:
[COLOR=windowtext] [COLOR=windowtext] İnsanların zor durumlar karşısında kendilerine güvenip doğru kararlar vermelidirler
4)KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLEN-DİRİLMESİ:
[COLOR=windowtext] Akif ve Esra herşeye rağmen birbirlerini seviyorlar.Ama mevcut durum karşısında ikisi de mantıklı düşünüp doğru karar verdiler.
5)KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
[COLOR=windowtext] [COLOR=windowtext] İnsanları birbirlerin büyük bir aşkla sevmesi çok iyi işlenmiş ama görüldüğü gibi hayatta herşey istenildiği gibi gitmiyor.Hikaye daha iyi bir sonla da bitebilirdi
6)KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
[COLOR=windowtext] 1955 yılında Kahramanmaş iline bağlı Afşin ilçesinin ArıtaşKöyünde doğdu. İlk ve orta Hatay’ın Dörtyol ilçesinde tamamaladı. 1979’da Samsun Eğitim Enstitüsü’nün Türkçe bölümündem mezun olan yazar, halen Dörtyol Karahasan Paşa Ortaokulu’nda Türkçe öğretmeni olarak görev yapmaktadır. Evli üç çocuk babası olan Ekici’nin Nihal adlı bir kızı İlbey ve Gülbey adlarında iki oğlu vardır.
[COLOR=windowtext] Türk Edebiyatı, Milli Kültür Milli Eğitim, Töre, Türk Yurdu, Yeni Birlik, Konevi, Güneyde Kültür, Güneysu, Yeni düşünce gibi sanat ve fikir dergilerinde çeşitli hikaye ve incelemeleri yayınlanmış olan yazarın “Yüreğimi Sana Bıraktım” ilk hikaye kitabıdır. İkinci hikaye kitabı “Yüreğimdeki Cemre”(1991) ise Kültür Bakanlığı tarafından yayınlandı. Ayrıca “İdeoloji ve İnsan” adlı bir de fikir kitabının sahibidir.
[COLOR=windowtext] Yazar, Türk Edebiyatı Vakfı- Gönen Belediyesi’nin “1995 Ömer Seyfettin Hikaye Yarışması”nda ikincilik ödülü; yeni düşünce gazetesinin “İslamiyet ve Gençlik” konulu inceleme yarışmasında ise Türkiye birinciliği ödülünün sahibidir.
[align=right]
[/align]
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : HAYVAN ÇİFTLİĞİ
KİTABIN YAZARI : GEORGE ORWELL
YAYINEVİ : BERİKAN
BASIM YILI : EYLÜL 2000



1. KİTABIN KONUSU
2. KİTABIN ÖZETİ
3. KİTABIN ANA FİKRİ
4. KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ
5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER
6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ

[B] [/B]

[B] [/B]

[B] [/B]

[B] [/B]

[B] [/B]

[B] [/B]

[B]HAZIRLAYANIN [/B]

İMZASI :
ADI SOYADI :YASİN MEHMET BALTACI
APOLET NUMARASI : 2324
KISMI : 32







1. KİTABIN KONUSU :

Bir çiftlikte yaşayan hayvanların bir gün bir domuz tarafından kışkırtılmasıyla beraber yaşamları pahasına ortaya koydukları özgürlük mücedelesi ve bu hakka sahip olduktan sonra da aralarında ne gibi entriakların döndüğü anlatılmaktadır.

2. KİTABIN ÖZETİ :

Olaylar İngiltere’de bir çiftlikte cereyan eder. Hayvanlar, çiftlik sahibi zalim Bay Jones’un boyunduruğu altında köle gibi yaşamaktadırlar. Yaşlı domuz Koca Reis, buna karşı çıkmak için bir devrim planlar ve hayvanları gizli bir toplantıya çağırır. Toplantıda tüm hayvanlara artık köle gibi yaşamalarının sonunun gelmesi gerektiğinden ve gördüğü bir rüyadan bahseder. Üç gün sonra da öldürülür. Kendisinden geriye konuşma esnasında söylediği İngiltere Hayvanları adlı şiiri kalmıştır. Fakat konuşması da çoktan diğer hayvanlarda ufuklar açmaya başlamıştır.
Sahipleri Bay Jones’un yem saatlerini unttuğu bir günde önceden planlanmış olmamasına karşın aniden ,syaan patlak verir ve bu devrim umduklarından da kısa bir süre iççerisinde tamamlanır. Çiftliğin sahibi Bay Jones çiftlikten uzaklaaştırılır. Artık en zeki olarak tanımlanan domuzlar diğerlerine önderlik yapmaya başlarlar. İlk iş çiftliğin adını değiştirmektir. İsim kolayca bulunur. Bu sahibi sadecde kendileri olan çifttliğin adı bundan sonra “HAYVAN ÇİFTLİĞİ” dir.
1. İki ayak üzerinde yürüyen herkesi düşmanın bileceksin;
2. Dört ayak üstünde yürüyen ya da kanatları olan herkesi dostun bileceksin;
3. Hiç bir hayvan giysi giymeyecek;
4. Yatakta yatmayacak;
5. İçki içmeyecek;
6. Hiç bir hayvan bir diğerini öldürmeyecek;
7. Bütün hayvanlar eşittir.


Süreç içerisinde iki domuz öne çıkar: Nopolyon ve Snowball. Napolyon iri yarı, iyi konuşamayan ancak otorite sahibi; Snowball ise etkili konuşan, parlak zekaya sahip biridir. İkisi birlikte koca Reis’in fikirlerinden yola çıkarak “animalizm” adında bir öğreti ortaya koyarlar. Ardından da kamçıları, gemleri, burun halkalarını, zincirleri yok ederler ve aynı gün “yedi Emir”i yazıp ahırın kapısına asarlar. Yedi Emir şöyledir:










Bütün bu kuralar tüm hayvanlar tarafından benimsenmiş ve beklenen devrim gerçekleşmiştir. Ancak zamanla Napoleon ve Snowball birbirini çekememeye başlayıp, ikisi de yeni düzenin tek adamı olmak istememektedir. Snowball çiftlikte elektrik üretimi için bir yeldeğirmeni yapılması gerektiğini söylediğinde Napolyon’un köpekleri tarafından çiftlikten sürülür.Ama buna rağmen yeldeğirmeni çalışmalarına başlanır. Burada Napeleon başta savunmadığı bu düşünceyi sonraları ne yapıp edip kendisinin de bunu savunduğu ancak Snowball’u çiftlikten göndermek için böyle söylediğine inandırır. Devrimin amaçlarından da hızla uzaklaşılmaktadır; başlarda vaadedilen çalışma saatlerinin azalacağı yiyeceklerin artacağı yönündeki sözler gitmiş aksine çalışma saatleri artmış, verilen yiyecekler azalmıştır. Bu arada domuzlar da hızla şişmanlamaktadırlar. Hatta yatakta yatmakta, içki içmektedirler. Hayvanların eşitliği ilkesine uymauyan bu davranışlar zamanla duvardan değiştirilerek domuzlar tarafından kendilerine uygun hale getirilir. Örneğin domuzların yatakta yatmaları ve içki içmeleri konusunda "Hiç bir hayvan yatakta yatmayacaktır" ilkesini hatırlayıp hayrete kapılıyorlar. Hep beraber duvarın yanına gidiyorlar, ancak duvarda: "Hiç bir hayvan çarşaflı yatakta yatmayacaktır" yazısını görüyorlar, hepsi, bu ilkeyi yanlış hatırladıklarını düşünüyor, bu ilkenin sonradan değiştirilmiş olduğunu anlayamıyorlar bile. Tüm hayvanların eşitliği ilkesi Koca Reisle birlikte toprağa gömülmüştür kısacası.
Kış aylarında çiflikte kıtlık başgösteriyor. Buğday azalıyor, patatesler soğuktan donuyor ve yenile-meycek hale geliyor. Açlıktan dolayı ölümler baş-gösteriyor. Büyük domuz, bu haberlerin çiftlik dışında yayılmasını önlemek için önlemler alıyor, çifliğe gelen ziyaretçilere, erzak depolarının dolu olduğunu söylüyor ve onlara, üzerini buğday ve yiyecekle örttürdüğü kum yığınlarını erzak diye gösteriyor...
Büyük domuz, aldığı bir kararla, tavukların yumurtalarının çiftlik dışında satılacağını, tavukların kuluçkaya yatmalarını yasakladığını ilan ediyor, buna karşı çıkan tavukları, yetiştirdiği köpeklere öldürtüyor... Bunun üzerine hayvanlar; "hiçbir hayvan diğer bir hayvanı öldürmeyecektir" ilkesini hatırlıyorlar. Hemen bu ilkelerin yazılı bulunduğu duvarın yanına gidiyorlar. Ancak duvarda: "Hiç bir hayvan diğer bir hayvanı bir sebep olmadan öldürmeyecektir" yazıldığını görüyorlar, bu ilkeyi de yanlış ezberlemiş olduklarını düşünüyorlar!.
Büyük domuz, çiftlik içerisindeki hayvanlar arasında: "liderimiz" ,"Hayvanlar babası" , "Koyunlar hâmisi" , "Yavru hayvanların dostu" gibi üstün sıfatlarla anılıyor ve her türlü güzellikler ona atfedilmeye başlanıyor; mesala: genellikle tavuklar, "liderimiz sayesinde altı günde beş yumurta yumurtladım" , havuzdan su içen inekler: "liderimiz sayesinde bu suyun tadı ne kadar güzelmiş" diyorlar...
Birgün çiftliğe dışarıdan saldırılar oluyor... Yabancı hayvanlar çiftliğe giriyor, iki sene gibi uzun bir zaman içerisinde bütün hayvanların büyük gayretleri sonucu yaptıkları ve büyük domuzun adının verildiği Yel Değirmenini yıkıp harap ediyorlar..çiftlikteki bütün hayvanlar yaralanıyor, bazıları ölüyor... Bir müddet sonra bir tüfek sesi duyuluyor. Ağır yaralı bir hayvan yanındaki bir domuza: "Neden tüfek atılıyor" diye soruyor. Domuz: "Zaferimizi kutlamak için"cevabını veriyor. Yaralı hayvan; "Hangi zafer" diye hayret ediyor. Domuz; "Ne demek hangi zafer, düşmanı topraklarımızdan kovmadık mı" diyor. "Ama iki yıl uğraştığımız değirmeni yok ettiler" karşılığını veriyor...Domuz: "Ne önemi var, bir değirmen daha yaparız, istersek daha fazla yaparız, yapmış
olduğumuz muazzam işleri takdir etmiyorsun, şimdi şu bastığın topraklar düşman işgalindeydi, ama liderimiz sayesinde her karışını geri aldık" diyor...Biraz sonra Büyük Domuz, kendisine taktığı
bir kaç madalya ve nişanla çıkıp bütün hayvanları, elde ettikleri zaferden dolayı kutluyor, tebrik ediyor...Hayvanların hepsi büyük zafer kazandıklarına böylece inanmış oluyorlar...
Bir gece çiftlikte bir gürültü oluyor, hayvanlar ahırdan fırlayıp koşuyorlar... çiftlik ilkelerinin yazılı olduğu duvarın dibinde kırılıp parçalanmış bir merdiven görüyorlar, domuzlardan birinin orada sersem sersem dolaştığını, yanında bir fener, bir boya kutusu ve bir de fırça olduğunu farkediyorlar. Hayvanlar duvara baktıklarında, duvardaki ilkelerden birinin daha kendi ezberledikleri gibi olmadığını farkediyorlar!?..
Büyük Domuz, aldığı son kararla; arpaların bundan sonra sadece domuzlara
tahsis edileceğini ve gazdan tasarruf etmek için ahırlardaki fenerlerin kaldırılacağını, hiç bir domuzun çiflikteki işlerle uğraşmayıp, sadece yönetimle ilgileneceğini, domuzlardan başka, hiç
bir hayvanın yönetim işlerine karışamayacağını, domuzların dışındaki bütün hayvanların Ağustos ayında pazar günleri dahi çalışacağını, çalışmayanın yiyeceğinin yarıya ineceğini ilan ediyor.
Hayvanlar, "Bütün hayvanlar eşittir" ilkesini hatırlayıp, "bu nasıl eşitlik" diye kendi kendilerine söylenmeye başlıyorlar. Hemen, ilkelerin yazılı olduğu duvarın yanına gidiyorlar, duvardaki yazıların değiştirilmiş olduğunu, ilk defa, fark ediyorlar, duvardaki bütün yazılar silinmiş, sadece şöyle yazıyor:
"Bütün hayvanlar eşittir FAKAT Bazı hayvanlar ötekilerden daha fazla eşittir.”



3. KİTABIN ANA FİKRİ :
Aklını kullanmayan hiçbir varlık için özgürlüğün değeri yoktur.

4. KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ :

Bay Jones (insan): Çiftliğin sahibi olan bay Jones hakkında hayvanlar arasında bir insan ve aynı zamanda hayvan çiftliğinin eski sahibi olması nedeniyle de pek sevilmeyen birisidir. Hayvanlar onun kendilerini sömürdüğünü düşünmektedirler.

Koca Major (domuz): Saygın ve sözü dinlenen bir hayvandır. Romanın başında yaptığı konuşmasıyla hayvanların ayaklanmasını sağlamıştır. İyi niyetli bir kişiliğe sahiptir. Şişman ve yaşlıdır çok az ömrü kaldığını söyler.

Napeleon (domuz): Koca Major Öldükten sonra bayrağı onun elinden almış Snowball’I da saf dışı etmeyi başarmıştır. Hain ve sinsidir. Diğer hayvanları kandırmayı çok iyi başarır. Kendisini düşünür ve her zaman iktidar için her türlü kötülüğü yapmaya hazırdır. Başka varlıkşların zaaflarından yararlanmayı da çok iyi bilir. Günümüzün, kendisi iyiliği için her türlü kötülüğü yapmaya hazır insanını sembolize eder.

Snowball(domuz): Başlarda Napoleon’un sıkı dostu olan bu domuz şsonraşarı Napeleon’un düşüncelerine ters düşer; çünkü onun kişiliğinde olumlu düşünmek ve sadece kendisini değil yanında sorumlu olduğu tüm varlıkları da düşünür. İyi olan bir düşünceyi asla saklamaz ve iyi niyetlidir. Romanda sonraları çiftlikten kovulur ve çiftlikte bundan sonra gelişen her tüürlü kötü olayda Naapeleon tarafından onun bir parmağı olduğu dedikodusu yayılır.

Boxer(araba beygiri): Çalışkan ve itaatkar bir hayvan olup hep çalışmayı seven ve başka hayvanlarında çalışması için kna etme yoluna gideer. Onun için iyiliğinde kötülüğün de kaynağı çalışmaktır. Nitekim iyi niyetlidir ve bu onun sonunun bir kasapta bitmesine neden olur.

Benjamin(Eşek): Asık suratlı ve yaşlı olan bu eşek her şeye olumsuz bir gözle bakar onun için iyi veya kötü diye bir şey yoktur. Her zaman her şey olumsuz ve yararsızdır.

Kitapta bu kahramanların dışında Napeleon’un özzel olarak yetiştirdiği ve sonradan özel güç olarak kullandığı 9 tane köpek bunların yanında Jessie ve Pincer adında iki tane daha bu 9 köpeğin ailesi, sonraları bay Jones ile kaçacak olan Moses –ki bu karga diğer hayvanlar tarafından dedikoducu olduğu için hiç sevilmemektedir- vardır.

5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

[COLOR=windowtext] Yaptığım araştırmalarda gördüm ki aslında kitap Türk okurlarıyla ilk kez Halide Edip Adıvar’ın çevirisiyle buluşmuş.
Dünya Edebiyatının aykırı ve sert fikirleri ile sarsan İngiliz yazar George Orwell’ın , Hayvan Çiftliği, onun çağdaş klasikler arasına girmiş ünlü bir yapıtıdır. Bu roman, dünya edebiyatında 'yergi' türünün başyapıtlarından biridir. Hayvan Çiftliği'nin kişileri hayvanlardır. George Orwell, bu romanında tarihsel bir gerçeği eleştirmektedir.Romanın alt başlığı Bir Peri Masalı'dır. Küçükleri eğlendirecek bir peri masalı değildir; ama roman, bir masal anlatımıyla yazılmıştır.
Orwell aynı zamanda toplum idealinin masalsı yanına da dikkat çekmiştir. Romanın bütününe yayılan komik unsur, basit bir güldürüyü değil, çok kapsamlı bir hicvi amaçlar.
Halk masallarında, La Fontaine’de, fabllar ve folklorda benzer temalara rastlayabiliriz. Orwell’in hikayesinde yer alan hayvanlar ve çiftlik de benzer bir anlayışın ürünü.
Orwell romanda kişilik tasvirleri de yapıyor, yaşanan her sıkıntıyı kendinden bilen ve daha çok çalışması gerektiğine inanan bir atı, sahibinin taktığı kurdelayı ve onun avucundan yediği şekerleri özleyip komşu çiftliğe kaçan başka bir atı, liderin söylediklerini çiftlik sakinlerine iletmekle görevli güvercinleri, lideri korumakla görevli dokuz adet köpeği, ve işi iyice yüzsüzlüğe vurup, yaptığı düzinelerce çocuğuyla çiftliği mülkü gibi kullanan, komşu çiftliklerin sahipleriyle kumar partileri düzenleyen lider domuz Napoleon’un şahsında baskıcı yöneticilerin gerçek yüzlerini okuyucunun zihnine kazıyor.




6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:

Kitabın yazarı George Orwell, 1903 yılında İngiltere’de doğmuştu. Zorlukla geçirdiği eğitiminin ardından 1921’de Burma’ya giderek beş yıl Britanya hükümeti adına polislik yapmış, ancak kendi ülkesinin sömürgeci yönetimine tahammül edemeyip Londra’ya geri dönmüştü. Bir ara Paris’te de yaşayan Orwell’in bu yıllardaki hayatı maddi sıkıntılarla doludur. 1933’e kadar yazdığı ilk iki kitabı “Burma Yılları” ve “Paris ve Londra’daki Sefalet Yılları”, bütünüyle yazarın yaşam hikayesini canlandırır.
1933’ten sonra gazeteci olarak İspanya İç Savaşı’na giden ve bir süre sonra Cumhuriyetçi saflara katılıp yaralanan Orwell, bu savaşta edindiği izlenimlerle “Katalonya’ya Selam” anı kitabını yazmış, kitapta yer alan Stalin ve reel sosyalizm eleştirilerini ise -1945’den sonra tamamladığı- “1984” ve “Hayvan Çiftliği” kitaplarında romanlaştırmıştı. II.Dünya savaşında ciğerlerinden hasta olduğu için geri hizmetlerde çalışan Orwell, 1950’de öldüğünde yeterince tanınan bir yazar değildi belki, ama 1984 yılında “1984” adlı kara ütopyasının hatırlanması ile birlikte, kısa zamanda yüzyılın önemli yazarlarından birisi haline geldi.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN YAZARI: KERİME NADİR
YAYIN EVİ : AKA
BASIM YILI :1980

KİTABIN KONUSU:

Babası tanınmış bir yazar olan ünlü bir futbolcunun,babasından habersiz bir şekilde evlenmesi ve maçlarından dolayı ülkesine dönemediği için,karısını babasına emanet etmesiyle başlayan olaylar birbirini izler.

KİTABIN ÖZETİ:
Herşey o mektupla başlamıştı.Otele geldiğinde, geniş koltuklardan birine oturdu.Dogrusunu söylemek gerekirse, önce bu işi muzip oğlunun bir şakası sanmıştı.Fakat otelin kayıt defterindeki o oda ayırttırılmış ve isimde aynı şahsa aitti.O an başından aşağı soğuk terler boşalıvermişçesine yerinden fırladı ve doğruca 216 numaralı odanın önüne gitti.Kapıda rahatsız etmeyin yazısını görünce bu işi yarına bırakmaya karar verdi.Akşam otelin barına gittiğinde genç güzel bir kız alkolün vermiş olduğu etki ile üstündekileri tek tek çıkartıyor ve Oğuz Bey’e öpücükler atıyordu.Buna daha fazla dayanamayarak odasının yolunu tuttu.

Ertesi sabah tekrar odanın önüne gidip kapıyı çaldığında, içerden gelen küstah cevaplar iyice sinirini bozmaya yetmişti.İçerdeki o ses, kapıyı açtığında büyük bir şok yaşadı.Ona bakan yüz, akşam barda üstünü başını çıkartıp dans eden kızın ta kendisi idi.o anda oğlunun niye böyle bir işe kalkıştığını düşünerek kızgın bir şekilde hazırlanmasını söyleyerek buradan gideceklerini söyledi.Çiftliklerinin yolunu tutarken ikiside konuşmuyor,gözlerini yoldan ayırmıyorlardı.Derken Perran özür dilercesine bir şeyler mırıldanıyordu.Fakat hiç bozuntuya vermeden yoluna devam eden Oğuz Bey, çiftliğe geldiklerinde evin işlerine bakan İclal Hanıma onu tanıştırmak için ağzını açtı.İclal Hanım da onu pek sevmemiş olacak ki yüzü bir karış açık şekilde işlerim var diyerek oradan uzaklaştı.Bu huzursuzluk devam ederken yanına gelen Perran,özür diliyor ve böyle çılgınlıkların bir daha olmayacağını tekrarlayarak Oğuz Bey’in gönlünü almaya çalışıyordu.

Bundan sonra,aralarında büyük bir yakınlaşma başlıyor ve sık sık çiftlikten uzak,geceleyin geri dönmeyen geziler başlıyordu.Bu durum gelinini önceden tanıştımış olduğu yakın arkadaşı, Sabir; halası, Tomris Albat ve ev halkını rahatsız ederdi.Bu geziler,bu yakınlaşma yanlış anlaşılmaya neden oluyor olmalı ki Sabir, Oğuz Bey’İn odasına girerek ona tehditler savuruyordu.”Oğlunun karısıyla nasıl böyle bir ilişkide bulunabilirsin?”gibi sözler sarfettiğinde sorun anlaşılmıştı.Oysaki bu ilişki aralarında kurmuş oldukları büyük dostluktan başka birşey değildi.Onu tersleyerek odadan çıkmasını sağladı.Ertesi sabah Perran ile çıkmış oldukları at gezisinde büyük bir patlama duyuldu ve ardından Sabir çalılıkların arasından görüldü.

Anlaşılan av merakı devam ediyordu.Ama neredeyse ikisinden birini vuracaktı .Eve döndüklerinde oğlundan gelen telgrafta, ilk uçakla geliyor olduklarını yazıyordu.Hava alanına vardıklarında büyük bir seyirci kitlesi futbol kafilesini bağrına basıyordu.Tabi bunların içerisinde oğlu da vardı.Oğlu Mete koşarak yanlarına geldi ve tek tek herkese sarıldı.Perran buna pek sevinmemiş gözüküyordu.Anlaşılan aramızdaki o muhteşem dostluğun bozulmasından korkuyordu.O sırada uçağın kapısında bir kadın belirdi ve Mete babasına onu işaret ederek “İşte karınız babacığım” diyordu.O boşanmak üzere olup ne zamandır görmediği karısı Mediha oğlunun mürveti için geri dönmüş ve halası Tomris sayesinde boşanma kayıtlarını iptal ettirmişti.Oğuz Bey Mediha soğuk bir şekilde karşıladı.Çünkü her zaman ki gibi işlerine karışacak ve onu bir kölesi gibi kullanmaya devam edecek kendini beğenmiş biriydi.Sabir anlatmış olacak ki o da Perran’ı görünce pek sevinmemiş olduğu yüzünden okunabiliyordu.Çiftliğe gittiğinde Mete arkadaşlarını çağırdığını ve karısı ile birlikte yurt dışına giderek orada bir takıma transfer olmak istediğini söyledi.Perhan buna karşı çıkarak hiçbir yere gitmeyeceğini söylüyor Mete de onu yatıştırmaya çalışıyordu.

O akşam beraber dışarı çıkan Mete ve karısı eve döndüklerinde Mete yalnızdı.Mete’nin ağzını bıçak açmıyordu.Perran’ı bulmaya gittiğinde Mete’den boşanmak istediğini söylüyordu.Bu çok iddialı bir söz idi.Perran konuşmaya başladı.Yurt dışına gitmek isteyişinin sebebinin zenci bir metresinin olduğu idi.Bu arada Mete yurt dışına gitmiş ve bir ön anlaşma imzaladığının haberi gelmişti bile.Bunun üzerine Perran ‘ı çiftliğe getiren Oğuz Bey,evde Sabir ve karısının asık suratlarıyla karşılaştı.Ertesi sabah yine atla geziye çıkmaya karar verdiler.O gün zambakalar daha da büyümüş ve güzelleşmişlerdi.Şelalenin önüne geldiklerinde yine korkunç bir patlama ve Perran atın üstünden düşüyordu.O sırada Sabir çalılıklar arasından çıkarken Mete’nin namusunu kurtardığını haykırıyordu.Oğuz Bey acele bir şekilde Perran’ ı kucaklayarak anayolu bulmaya çalışıyordu.Ama bir türlü kafasını toplayıpta doğru yolu bulamıyordu.Bulduğunda da zaten iş işten geçmiş,Perran ölmüştü.
Onun mezarını zambak bahçesinin ortasına yaptırdı.Ölüm haberini alan Mete, soluğu çiftlikte almış ve haberin doğruluğunun araştırıyordu.Gerçeği öğrenince yıkıldı ve onu annesinin yanına götürmek istediğini ve Sabirin de orda olduğunu söyledi.Bu büyük bir fırsat idi onun için.Eve gittiklerinde Sabir her zaman ki gibi içiyordu.Onu görür görmez katil diye üzerine saldıran Oğuz Bey’i gören oğlu Mete donup kalmış ve olayı yorumlamaya çalışıyordu.O anda herkes büyük bir şok içinde iken Mediha ilk uçakla onu yurtdışına kaçıracağını söyledi.Bunu duyan Mete babasının göstermiş olduğu tepkiyi tekrarlayarak Sabir’in üstüne yürüdü.O sırada Mediha “O senin gerçek baban” diyerek babası olduğunu yüzüne vurdu.”Onun gibi bir kadından başka bir şey beklenmez.” diyen Oğuz Bey kapıyı vurup çıktı.Arkasından metenin sesi duyuldu.Bunca sene babalık yapan Oğuz Bey’i bırakıpta başka birinin oğlu olmak onun onuruna dokunurdu.Olup biten her şey onlar için bir rüyadan ibaretti sadece.

KİTABIN ANA FİKRİ:
Başkalarının karanlık görüşleri, mutlu dünyamızın ışıklarını karartmamalı.Gençliğinizisizden almış ve sizi şöylebir kenara itivermiş olan hayat,bazen vücudumuza zehirli bir neşterin ucuyla dokunuverir.

KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

Oğuz albatros:Olayların kahramanı,ünlü bir yazar.

Perran:Oğuz Bey’in gelini.Güzelliği ile herkesi etkileyen cıvıl cıvıl çılgın bir genç.

İclal Hanım:Evin işlerine bakan bir hanım.

Sabir:Oğuz Bey’in yakın arkadaşı.Karısıyla kavga ettiği bahanesiyle çiftliğe gelir ve durmadan içerdi.

Tomris Albat:Halası rolünü oynuyor.Yapmış olduğu eserler halk tarafından daha çok tutuluyor.

Mediha:Kendini beğenmiş,Oğuz Bey’I avcunun içine alıp istediği gibi yön verdiğinden dolayı birbirlerinden ayrılma kararı alan fakat daha sonra barışmak zorunda kalan ikili sonda büyük bir şok yaşatıyor.

KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

Güzel bir eser,faydalı bir kitap.Okurken kişilerin düşüncelerini her iki yöne de çekilebilir.İnsanı düşündüren,yorum yapmaya zorlayan bir eser.

YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ:

Bebek Saint Joseph Sörler Okulu’nu bitirdi;ayrıca özel eğitim gördü. İlk şiir ve öyküleri 1937 de Servetifünun-Uyanış ve Yarımay dergilerinde yayımlandı. Çoğunlukla kadın kahramanlar üzerinde kurduğu duygusal aşk ve serüven romanlarıyla çok okunan bir yazar oldu. Bir çok baskısı yapılan bu romanlarının bazısı sinemaya aktarıldı. Anılarını Romancının Dünyası adlı kitapta topladı. Başlıca romanları arasında :
Yeşil Işıklar , Hıçkırık , Seven Ne Yapmaz , Gelinlik Kız , Uykusuz Geceler , Kahkaha , Posta Güvercini , Pervane , Esir Kuş ve Sonbahar sayılabilir.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KiTABIN ADI : NESL-İ AHİR

KiTABIN YAZARI :Halid ZiYA UŞAKLIGiL

YAYIN EVi VE ADRESi :İNKILAP KİTAP EVİ / Ankara Caddesi No. 95-34410 İSTANBUL
BASIM YILI : 1990






KİTABIN KONUSU :

Kitap Osmanlı Devleti' nin son kuşak gençliğini, Saray ve çevresini, gençliğin nasıl çöktüğünü konu almaktadır.


KİTABIN ÖZETİ :

Süleyman Nüzhet, yüreği vatan sevgisiyle çarpan bir Osmanlı aydınıdır. Abdülhamit döneminin baskıcı yönetiminden bıkmış ve soluğu Fransa'da almıştır. Yıllar önce vefat eden karısından olan kızı Azra ise İstanbul'da kolejde okumaktadır. Artık memlekete dönme vakti gelmiştir, kızını daha fazla yalnız bırakmaya hakkı yoktur. İstanbul'a dönerken yalnız değildir. Yanında ecnebi memleketlerde eğitim görmüş; fakat çok şükür devşirelememiş vatan evlatları vardır: Şakir ve İrfan... Süleyman Nüzhet bu gençlere çok güvenmektedir. Ona göre Devlet'i bu çirkef durumdan ancak ve ancak bunlar gibi vatan evlatları kurtaracaktır(yani tüm kurtuluş ümidi gençlerdedir). Memlekete döndükten sonra Saray adamları Süleyman Nüzhet ve onun yanındaki gençleri takip etmeğe başlamışlardır. Çünkü Avrupa'daki jöntürk hareketlerine katıldıklarından şüphelenmektedirler ve oradaki faaliyetler hakkında bilgi almak istemektedirler. Bunun en iyi yolu; gençlere bazı mevkiler vaat ederek onları kendi lehlerine kullanmaktır. Bundan sonra Şakir' i ve İrfan' ı kazanmaya çalışırlar. Şakir, çok iyi bir delikanlı olmasına rağmen sağlam bir fikir telakkisine sahip olmadığından çok kolay kandırılır. Daha sonra Saray adına, vatansever Osmanlı aydınlarının ecnebi dillerde yayımlanan yazılarını çevirdiğine pişman olur,ama iş işten geçmiştir artık. İrfan, Şakir'e göre daha sağlam bir fikir telakkisine sahiptir; fakat o da babasını öldürenlerden intikam almak için Saray çevresinde dönen pis işlere bulaşmaktan kendini alıkoyamaz. Süleyman Nüzhet'in kızı Azra ise bir başka Osmanlı gencidir. Çok kültürlü bir kız olmasına rağmen klasik Osmanlı hatunu olma isteğindedir ve Süleyman kızını İrfan ile başgöz etmek isteğindedir. İrfan annesinin ölümüne dayanamayıp intihar eder.Memleketin diğer gençleri ise Saray ve çevresinin pislikleriyle haşır neşir olmuşlardır. Osmanlı Devleti' nin kurtuluşu başka bahara kalmıştır.


KİTABIN ANA FİKRİ :

Osmanlı gençliği(ki Halid Ziya Uşaklıgil' in Osmanlı gençliğinden anladığı İstanbul gençliğidir) bu Devlet' i düze çıkaracak güce ve kudrete sahip değildir.


OLAYLAR VE ŞAHILARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :

Süleyman Nüzhet bilgili, kültürlü ve yüreği vatan sevgisi ile çarpan bir Osmanlı aydınıdır. Müthiş bir gözlem yeteneği vardır. Şakir, çok iyi bir insan olmasına rağmen sağlam bir karaktere sahip değildir.İrfan ise aksine sağlam bir karaktere sahip, ailesini çok seven biridir.


KİTAB HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜLÜŞLER :

Kitap, Halid Ziya Uşaklıgil' in müthiş üslubunun kendini hissettirdiği, her Türk gencinin okuması gereken bir eserdir. Kitap kahramanların en cahili bile müthiş ağır bir dille konuşmaktadırlar. Yani kahramanlar Saray ve çevresinden seçilmiş. Her ne kadar Anadolu İnsanı' ndan pek bahsedilmemişse de Osmanlı' nın çirkef yanlarına ışık tuttuğu için önemli bir eser.

KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ :

Halid Ziya Uşaklıgil (1866-1945 ) Servet-i Fünun romancılarındandır. İstanbul' da doğdu ve yine bu şehirde öldü. İlk tahsilinden sonra Fatih Askeri Rüştiyesi' ne gitti ve 17 yaşında okuldan ayrılda.1884' te "Nevruz" gazetesini daha sonra "Hizmet" ve "Ahenk" gazetelerini kurdu. İzmir Rüştiyesi' nde Fransızca öğretmenliği yaptı. İdadide Türk Edebiyatı dersi okuttu.Reji Müdürlüğü başkatibi oldu. Servet-i Fünun dergisine girdi ve en büyük romanları burada yayımlandı.Darülfünun' da Batı Edebiyatı dersleri verdi. Mabeyin Başkatibi, Ayan Üyesi oldu. Sessizliği, batı müziğini ve kitap okumayı, çiçekleri severdi. Fransızca, İngilizce, Almanca, İyalyanca, Farsça, Arapça bilirdi. Roman, hikaye, mensur, tiyatro, şiir, hatıra, hitabet, edebiyat tarihi, makale türünde eserler verdi. Romanlarında sosyal ve psikolojik konuları işler. Kahramanları gerçek hayattan alınmıştır.150' den çok hikayesi vardır. Modern Türk hikaye ve romanının babası sayılır. Çevirileri de vardır.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.