You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : TÜRKÜN ATEŞLE İMTİHANI
KİTABIN YAZARI : HALİDE EDİP ADIVAR
YAYINEVİ : ATLAS KİTABEVİ
BASIM YILI : 1994 / 11. BASKI

1. KİTABIN KONUSU:
Halide Edip Adıvar’ın 1. Dünya Savaşı sonrasından, cumhuriyetin ilan edilinceye kadar geçen sürede yaşadığı anıları anlatılmaktadır.
2. ESERİN ÖZETİ:
30 Ekim 1918’de İngilizler’in İstanbul’u işgal etmesiyle Türk insanının durumu yorgun, şaşkın ve canından bıkkın bir haldeydi. Yıllarca süren savaştan, sefaletten sonra bir de yurdumuzun işgal edilmesi, yani özgürlüğümüzün elimizden alınmak üzere olması Türk insanını bu hale getirmişti. İstanbul’da yaşayan, çoğunluğunu genç subayların oluşturduğu milliyetçiler, gizli dernekler kurup İtilaf Devletleri’nin toplattığı silahları Anadolu’ya kaçırmaya çalışıyor, bir yandan da memleket için kurtuluş yolları arıyorlardı. Halide Edip, bu derneklerin başkanlarına yakın biri olarak, milliyetçilerin bir araya gelip toplantı yapmak için ne büyük zahmete katlandıklarını bizzat yaşamıştır. Halk ise gazeteler sansür altında olduğundan, olan bitenden habersiz, padişahın İngilizler’le kurduğu yakınlıktan ve İngilizler’in medeni bir devlet olmasından dolayı Anadolu’yu Osmanlı Türklerine bırakacaklarını sanıyordu. Bizi savaşa sokan ittihatçıların çoğu Meclis-i Mebusan’da vekildi ve halk bunlara tepki duyuyordu. Bunu fırsat bilen Tevfik Paşa meclisi kapatmıştı. 15 Mayıs 1919’da Yunanlıların İzmir’i işgalinden sonra İngilizler Anadolu’ya giden bütün yolları tutmuşlar, tenha yolları da Osmanlı içindeki Hristiyan çetelerine tutturmuşlardı. Dernekler faaliyetlerine devam edemez olmuş, Halide Edip gibi milliyetçi kişiler hakkında idam kararları çıkarılmaya başlanmıştı. Özellikle Halide Edip’in Sultanahmet mitinginde söylediği, “…hükümetler düşmanımız, milletler dostumuz ve kalbimizdeki haklı isyan kuvvetimizdir.” sözü, şimşekleri kendi üzerine çekmişti. Daha fazla İstanbul’da kalamayan milliyetçiler Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkmasıyla Anadolu’ya kaçmaya başlamışlardır. Bu kaçış ikişer üçer kişilik gruplar halinde oluyordu ve çok tehlikeliydi. Milliyetçilerin güvenliğini sağlayan ve düzenli olarak silah kaçıran İzmit’teki ve Adapazarın’daki en kalabalığı 80 kişiden oluşan çeteler vardı. Bu çeteler, geceleri milliyetçileri köylerde ağırlıyor, yağmur, çamur, yorgunluk gibi zor şartları hiçe sayıyorlardı. 11 gün süren yolculuğun ardından Ankara Garı’nda Mustafa Kemal ve halk tarafından karşılanan Dr. Adnan ve Halide, o gün bir eve yerleşir ve hemen ertesi gün eski Ziraat Fakültesi binasında olan karargahta çalışmaya başlarlar. Erzurum Kongresi ve Sivas Kongresi’nden sonra yeni bir meclis kurulması zorunluluğu gündeme geldi. Bunun üzerine Mustafa Kemal her ilden ikişer milletvekili seçilip Ankara’ya gönderilmesini talep eder. 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi kurulur ve Mustafa Kemal, meclis başkanı seçilir.
Bu olaya muhalefet olan Hilafet yanlılarının kurduğu ordu, meclisin kapanması için Ankara’ya doğru yürüyüşe geçtiler. Bu isyanı bastırabilecek bir tek bu çeteler vardı. Mustafa Kemal bunları durdurmak için Çerkez Ethem’i görevlendirdi. İzmit’te karşılaşan bu kuvvetlerin çarpışmasından Çerkez Ethem galip geldi. Bu galibiyet çetelerin itibarını artırdı. Ali Fuat Paşa bile üniformasını çıkarıp dağlara çıkmıştı. Çeteler büyük bir kuvvet olmalarına rağmen ordunun himayesine girmeyi reddediyorlardı. İhtiyaçlarını da halktan zorla karşıladıkları için de sürekli sorun yaratıyorlardı.
İlk iş olan düzenli ordunun kurulması, Aralık ayının sonlarına doğru, büyük kavgalarla gerçekleştirildi. Ethem’in 3 bin kişilik ordusu, 100 makineli tüfeği ayrıca 4 topu vardı. Bu gücüne güvenerek meclise; faaliyetlerinin durdurmasını, halkı yeniden savaşa sokmamasını, İstanbul hükümetiyle işbirliği yapmasını söyleyen bir ültimatom gönderdi. Yunanlılar Bursa’ya yürümeye başlamışlardı ama Ethem’le Albay Refet, yani kardeşler savaşıyordu. Ethem düzenli odunun kuvvetlerine karşı koyamayıp kuvvetlerini geri çekmek zorunda kaldı. Ordumuzla 11 Ocak’ta (1.İnönü) Eskişehir’in batısında karşı karşıya gelen Yunanlılar Albay İsmet komutasında ağır bir yenilgiye uğradılar. Bundan dolayı, toplanan Londra Konferansı’na Ankara’dan da temsilcileri çağırdılar. Sevr’in bir benzeri olan bu konferanstan bir sonuç alınamamış ve Yunanlılar Afyaon’dan saldırıya geçmişlerdi. 31 Mart’ta (2.İnönü) yine bozguna uğratılan Yunanlılar geri çekilmek zorunda kaldılar.
Halide Edip, bu dönemde, askerlere yardım amacıyla, Hilal-i Ahmer (Kızılay) Hastahanesi’nde gönüllü hastabakıcı olarak Eskişehir’de, cephe gerisindeki bir hastahanede çalışmaya başladı. Bu arada Yunanlılar boş durmuyor İzmir’i bir silah yığınağı haline çeviriyordu. Bunda İngilizlerin Yunanistan’a yaptığı silah ve maddi desteğin büyük payı vardır. Hazırlıklarını tamalayan Yunanlılar, asker sayısı bakımından bizim 4 katımız kadar bir kuvvetle, 9 Haziranda saldırıya geçtiler. Bu saldırılara karşı koyamayan ordumuz, toparlanmak için Sakarya’nın doğusuna çekildi.
Bu geri çekilme mecliste büyük çalkantılara neden oldu. Yapılan oylamayla Mustafa Kemal başkomutan seçildi. Tekalif-I Milliye emirleri çıkartılıp ordumuzun ikmal işleri halk tarafından yapıldı. Ordunun kurulmasında en çok emeği geçen Refet Paşa durmadan çalışıyor, memleketin her tarafını arayıp, tarayıp gönüllü askerler topluyordu. Savaş başladığında 25.000 askerimiz vardı. Bunların 16.000’i şehit olmasına rağmen savaş sonunda 40.000 askerimiz vardı. Mustafa Kemal, 2 ay gibi kısa bir sürede hazırlıklarını tamamladı.
İçindeki milli duygularla sürekli dürtülen Halide, silah altına girmeye karar verdi. Mustafa Kemal’in karargahında çalışmaya başladı. Buradaki görevi, günlük zaiyat raporlarını tutmak ve yabancı gazeteleri takip edip, yabancı kamuoyunun savaşla ilgili düşüncelerini çevirip Mustafa Kemal’e iletmekti.
Ordumuzun Yunanlılara göre sayısının az olmasından dolayı güzel bir savunma planı yapıldı. 25 Ağustos’ta çarpışmalar başladı. Fedakar Türk askerleri öleceklerini bilseler bile mevzilerini terk etmeyip çarpıştılar ve mevzilerimize Yunanlıları sokmadılar. Bu savaş 22 gün sürmüş ve dünyanın en uzun süren meydan muharebesi olmuştur. 19 Eylül’de başlayan Yunan geri çekilişi 16 Eylül günü sonlanmıştı. Artık zafer bizimdi.
Mustafa Kemal’in sabahlara kadar çalıştığını yakından takip eden Halide, ona “Savaş bitti. Artık dinlenmeye çekilme vaktiniz geldi.” dediğinde sert bir tepkiyle “Asıl savaş bundan sonra başlıyor.” cevabını almıştı.
22 Eylül’de Mudanya Mütarekesi imzalanmış resmi olarak savaş galibiyetimizle bitmişti. Yunanlılar kaçarken geçtikleri köyleri yakıp yıkmışlardı. Bu savaşta onbaşı rütbesi alan Halide’nin bir görevi daha vardı. Tetkik-i Mezalim Heyeti’nin başına geçmek ve Yunanlıların verdikleri zararları tespit etmek, Anadolu insanına ettiği işkenceleri kayıtlara geçirmekti. Çok acı olayların yaşandığı Anadolu köylerinde halkın yaşadıkları anlatmakla bitmez. Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU, Yusuf AKÇURA ve bir fotoğrafçının olduğu bu heyet, çalışmalarını bitirdikten sonra Ankara’ya döner.
Döndüğünde, asker üniforması giyen küçük çocuklar, Halide’nin dikkatini çeker. Bu çocukların niçin bu şekilde giyindiklerini yanındaki yüzbaşıya sorar. Bunlar Kazım Karabekir Paşa’nın evlat edindiği, yaşları 6 ile 14 arasında değişen, aileleri savaşta ölmüş, 2 bin kadar yetim Türk çocuğu idi. Halide Edip bu örnek davranışından dolayı Kazım Paşa’yı ziyaret eder ve tebriklerini bildirir.
Halide Edip yurdumuzun düşmanlardan temizlenmesinden duyduğu huzurla eşyalarını toplayıp İstanbul’a, çocuklarının yanına, doğup büyüdüğü evine döner. Döndüğünde Mahmure ablasıyla çocukluk günlerinde olduğu gibi kucaklaşır ve içinden bir daha böyle bir savaş yaşanmamasını temenni eder.
3. ANAFİKRİ:
Herhangi bir konuda risk almaktan korkup kaçmamalıyız. Eğer Mustafa Kemal kendi
hakkında çıkarılan idam cezasından korkup bir kenara çekilseydi, bugün, bu ülkede yaşamıyor olacaktık.
Hiçbir zaman sürü psikolojisiyle bir yere takılıp gitmemeliyiz. Yaptığımız her hareketi, söyleyeceğimiz her sözü inceden inceye düşünmeliyiz.
4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ:
HALİDE EDİP ADIVAR: Kısa boylu, ingilizce ve fransızca bilen, tanştığı insanlarla çabuk kaynaşan, etkili konuşmalar yapabilen vatansever bir kadın. Hastabakıcı, gazeteci, yazar, asker, çevirmen.
ADNAN ADIVAR: İnsanlar arasındaki fikir uyuşmazlıklarını gideren, yüreği vatan sevgisiyle dolu çalışkan bir doktor. Sağlık Bakanlığı ve Meclis İkinci Başkanlığı yapmıştır.
Mahmure: Halide Edip’in evinde çalışan, ayrıca ona arkadaşlık eden bir mürebbiye.
5. KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitap Kurtuluş savaşı sırasında halkın acılarına ışık tutması bakımından oldukça çarpıcı ama kitabın dili bir hayli ağır.
6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
1882’de İstanbul’da doğmuş, 9 ocak 1964’te İstanbul’da ölmüştür. 1901’de Amerikan Kız
Koleji’ni bitirir bitirmez Salih ZEKİ ile evlenmiş, Ayet ve Zeki adında iki oğlu dünyaya gelmiştir. Salih ZEKİ’nin ikinci defa evlenmesi nedeniyle ondan ayrılır. 1917’de ikinci eşi olan Dr. Adnan Adıvar ile evlenir. Savaş Yıllarında eşi ve Mustafa Kemal için çevirmenlik yapmış, Kızılay’da çalışmıştır. Ordudaki çalışmaları nedeniyle önce onbaşılık sonra da başçavuşluk rütbesini almıştır. Fakat o, halkın da benimsediği onbaşı rütbesini kullanmıştır.
1839’da İstanbul Üniversitesi İngiliz Edebiyatı profesörlüğüne tayin edilmiştir. 1950 yılına kadar bu görevinde kalan Halide Edip, 1950-1954 yılları arasında İzmir milletvekili olarak meclise girmiştir.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI: Bütün Eserleri-2

KİTABIN YAZARI: Cengiz Aytmatov
YATIN EVİ VE ADRESİ: Ötüken Yayın Evi
Klodfarer cad. 40/7 Divantolu-İstanbul
BASIM YILI: 1990

1. KİTABIN KONUSU: Bir kırgız köyünden toplanan askerlerden biri askerden kaçar ve köyüne geri döner. Evinde kalamayan askerin ve karısının köyde başından geçenler anlatılıyor.

2. KİTABIN ÖZETİ:
İsmail ve Seyde yeni evlenmişlerdir.Köydeki her genç gibi İsmail de askere gitmiştir; ancak İsmail kaçar ve evine geri gelir. Evde kalamayacağını, sadece geceleri uğrayabileceğini,savaş bittikten sonra da uzak bir memlekete gidip orada yaşayacaklarını söyler. Seyde hergün İsmail’in saklandığı yere yemek götürmek, için odun toplamaya gider gibi yapardı.Mevsim kıştı, Seyde çok yorgun düşüyor, yine de her işi yapıyordu.O günlerde tekrar bir kafile istediler askerden ve köyün daha gençleri de askere çağrılıyordu. Cumabay, ismail’in kardeşi, de çağrılmıştı. Son gece sabaha kadar eğlendikten sonra onlar da askere gitti.
Totoy Seyde’nin komşusudur ve onun kocası askerdedir.Postacı Kurman sonbahardan beri ikisine de muktup getirememekten çok üzgündür. Zaten bu iki kadına köy çok acıyordu.
Mırzakul köy başkanı idi ve sık sık bu iki kadını ziyarete gelirdi. Önce Totoy’a uğrardı. Seyde Mırzakul’u her görüşünde tedirgin olur, korkuya kapılırdı. Bu onda bir huy, refleks haline gelmişti. He defasında “senin İsmail nerde? Onu nerde saklıyorsun?” diyecekmiş gibi gelirdi ona.
Kışın en şiddetli günleri geldiğinde Seyde çok zor durumdaydı. Yiyecekleri çok azalmıştı. Mısırını kendi el değirmeninde övütüyordu. Bu zor günlerin gecelerinde İsmail eve zor gelirdi ki gelir gelmez üzerindeki bitli kabut atar ve ocağın başında bağdaş kurardı.
Bir gün köye baydalı’nın,Totoyun kocası,ölüm haberi geldi. Mektupta anlatılana göre birlik nehir ile mayın tarlası arasında sıkışmış ve askerler vurulup ölüyor ama kimse mayın tarlasına girmeye cesaret edemiyormuş. O zaman Baydalı öne atılmış, mayınlar patlamışve böylece açılan gedikten geçip kurtulmuşlar.Kimse bu haberi Totoy’a sonbahara kadar belli etmeyecekti ancak kadınlardan biri bir gün ağzından kaçırdı.
Ertesi gün Kurman Seyde’ye geldi ve konseyin onunla görüşeceğini söyledi.Köy meclisine geldiğinde çok bitkindi; çünkü niçin çağrıldığını biliyordu. Yine de kararlıydı kocasını teslim etmemeye.Müfettiş ona İsmail’in yerini sordu. Bütün olduğu gibi bu soruya da bilmiyorum dedi. Soruşturmadan sonra Mırzakul Seyde ile konuşmuş ancak Seyde’nin “senin gibi gitseydi de kollunu mu yitirseydi” sözünden sonra onu tartakladı hatta kamçıladı.
İlkbahar yaklaşırken yiyecek sorunu iyice artmıştı. Herkes ineklerin doğurmasını bekliyordu. İnekler doğurunca sütleri de olacaktı yağları da. O günlerde felaket sayılacak bir şey olmuştu. Totoy’ların inekleri yoktu ambarın kilidi kırılmış götürülmüştü. Hemen hemen bütün köy toplanmıştı Totoy’ların avlusuna. Sonra binebilenler atlara bindi binemeyenler yaya olarak aramaya koyuldular, her yöne dağıldılar. Seyde İsmail’in bulunacağından korktu. Bunun için bir an önce inek bulunmalıydı. Bulamadılar. Seyde de bulamadı. Eve sürünerek gelebilmişti. Hemen uykuya dalmıştı. Gecenin ilerleyen bir saatinde kapı çalmaya başladı. Seyde zor kalkabildi yerinden. Kapıyı açtığında karşısında İsmail’i gördü. İsmail’in elinde et vardı. Seyde donakaldı. İsmail konuşuyor, azarlıyor, kızıyor, nefret kusuyordu bir yandan da Seyde’ye yaptığının haklı olduğunu söylüyordu;ancak Seyde hiç konuşmuyordu. Ertesi gün seyde eti ve çocuğunu alıp evden çıktı. Seyde ilerliyor Mırzakul ve iki asker de peşinden geliyorlardı. İsmail’in saklandığı yere gelmişlerdi. İsmail mırzakul’u vurdu. Seyde ilerlemeye başladı birden yüzyüze geldiler. O zaman İsmail Seyde’yi tanıyamadı.onun karşısında kendini çok güçsüz hissetti ve teslim oldu.
3. KİTABIN ANAFİKRİ: Toplumsal çıkarla kişisel çıkarlardan daha önemlidir. Bunu er ya da geç herkes anlar
4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ: Olaylar genelde Seyde’nin etrafında gelişiyor. Seyde genç, güzel, kocasına bağlı bir kadın. İsmail ise Seyde’nin kocası başta iyi iken sonradan kötü adam oluyor. Mırzakul köy başkanı ve İsmail’in akrabası. İsmail’in savaştan dönmeyeceğini düşünüyor ve gözü seyde’de. Totoy seyde’nin komşusu kocası Baydalı askerde ölüyor. Çocukları var ve en büyüğünün ismi Asantay. Kurman köyün postacısı.
5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Kitap sade bir dille yazılmış, sürükleyici ve kişi sayfaları okurken sahne kendiliğinden gözünde canlanıyor. Özellikle son bölüm. Kitabı hikaye severler için tavsiya ederim
6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:






[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : Korkunç YıllarYAZARI : Cengiz DAĞCIYAYIN EVİ VE ADRESİ : Varlık Yayınları İSTANBULBASIM YILI : 19751.KİTABIN KONUSU : 1940’lı yıllarda Kırım’da yaşayan, çocukluğundan eğitim çağına ikinci dünya savaşı sırasındaki askerliğine kadar bir Kırım Türk’ünün hatıraları.2. KİTABIN ÖZETİ : Sadık küçük yaşta iken babası Ruslar tarafından hapishaneye götürülür. Bu olayın onun gelişiminde büyük etkisi olmuştur. Babası serbest kaldıktan sonra Sadık’ı zor koşullar altında okutur. Kırım’da öğretimine devam ederken Sovyetler Birliği’nden gelen heyet, devletlerine hizmet etmesi için subay olmasını ister. Arkadaşı Süleyman ile beraber subay olan Sadık, görevini icra ederken vatanında olumsuz gelişmeler olur. Bu olaylar Sadık’ı çok etkiler; fakat elinden birşey gelmez. Birgün Süleyman ile gezerken Rusların, Türk Bölgesi’nde mevzilendiğini, Almanların savaş açtığını haber alırlar. Aradan iki-üç ay geçtikten sonra Almanlar harpte üstünlük kurarlar. Bu arada Sadık, cephede Almanlara karşı savaşmakta, Rusların kendilerini çıkarları için kullandığını düşünmekte, bu nedenle de Ruslara karşı kin beslemektedir. Yine sıradan bir savaş gününde kahramanımız Almanlar tarafından esir alınır. Sadık gibi bir çok Türk’ü esir alan Almanlar, esirlere çeşitli işkenceler yapar, sonra da kampa alırlar. Aradan bir yıl geçer ve Alman safındaymış gibi görünen Şults Çavuş, Sadık’ı alır ve kamptan uzakta bulunan bir eve götürür. Ve orada Almanlar aleyhine çalışması için tehdit alır. Ardından “Türkistan Kampı”na götürülür. Orada savaşmaya kararlı kişilerle tanışır. Zaman geçtikten sonra aralarında Ruslar’a karşı savaşmaya karar verirler ve Alman üniformasıyla savaşa katılırlar. Bu nedenle Almanlar da onları esirlikten men ederler. 3.KİTABIN ANA FİKRİ : Bir türk’ün en sevdiği yer kendi vatanıdır. Dünyanın en güzel yerini kişi sevmiyorsa onun için o yer d ünyanın en güzel yeri değildir. Büyük ülkelerin birbirlerine üstünlük kurma isteği pahasına, arada kalan milletleri kendi çıkarları için kullanmaları. 4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:SADIK : Milletini ve vatanını çok seven, başarılı ve akıllı bir kişidir. Bu karakterdeki bir kişiyi heryerde görmemiz mümkündür. Okuduğumuz olaylar onun yaşantısından bir parçadır.SÜLEYMAN : Sadık’ın en yakın arkadaşıdır ve para için ülkesinden uzak durur. Subaylık mesleğini parası için seçmiştir. Günümüzde sivil kişilerin parası için meslek seçtiğini görmekteyiz.ŞULTS ÇAVUŞ : Alman Ordusu içinde Ruslar adına çalışan bir istihbaratçıdır. Ciddiyetini hiçbir zaman bozmayan bir kişiliği vardır.5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Kitap akıcılığıyla ve olayların gerçekçiliğiyle ön plana çıkıyor. Açıkçası; insanın müdahale edesi geliyor.Olaylar yaşayan kişinin direk anlatımı ile yazıldığı için kitapta yanlış bilgi bulunmamaktadır. Bu nedenle severek ve güvenerek okuyacağınız bir kitaptır.6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİSad9 Mart 1920- ) Yazar, Kırım'ın Yalta şehrinin Kızıltaş köyünde doğdu. Çocukluğu kıtlık, yoksulluk, Rus emperyalizminin zulmü ve büyük baskılar altında geçti. İlköğrenimi köyünde ve Akmescit'te yaptı. aynı şehirde ortaokulu bitirdi (1938). Kırım Pedagoji Enstitüsü ikinci sınıfında iken İkinci Dünya Savaşı çıktı. 1941'de Ukrayna cephesinde Almanlara esir düştü. Almanların yenilmesi üzerine esir kampından kurtularak müttefik devletler safına sığındı. 1946'da Londra'ya yerleşti. Eserlerinde Kırım Türklerinin Rusların zulmü altındaki hayatını anlatır. Türk edebiyatının en güçlü yazarlarındandır. Hüzünlü bir üslûbu vardır.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
The Battle of Arnhem (Operation Market Garden)

In May 1945 the Russians hoisted their flag over the ruins(yıkılma) of the Reichstag. The Second World War in Europe was effectively over. However, the troops(takımlar) who captured Berlin could easily have been British or American, if events in a small town in Holland had turned out differently. If Operation Market Garden had succeeded, the Western Allies would have punched(zarar vermek) their way across one of the last great natural barriers(engeller) between them and the German Fatherland. Their tanks and troops might have reached Berlin weeks before the Russians, ending the war by Christmas 1944. The fate(sonuç) of post-war Europe might have been very different.

Market Garden was one of the boldest(en cesur) plans of the Second World War. Thirty thousand British and American airborne troops were to be flown behind enemy lines to capture eight bridges which spanned(sağlamak) the network of canals and rivers on the Dutch/German border. At the same time British tanks and infantry(piyade) were to push up a narrow road leading from the Allied front line to these key bridges. They would relieve the airborne troops, and then cross the intact(bozulmamış,sağlam) bridges.
The plan was conceived(tasarlamak) by General Bernard Montgomery, commander of the British forces in Europe. The glittering(görkemli) triumph(zafer) of the D-Day landings in France had become bogged down(korkutmak,ürkütmek) in the slow and costly(pahalı) progress through the Normandy fields and hedgerows(yol kenarındaki sıra sıra çalılar), which the Germans defended with skill and tenacity(azim). After weeks of heavy fighting the Allies had finally broken through. For the next three weeks they rolled through France and Belgium, liberating Paris and Brussels. Victory seemed close.
But the Germans were regrouping(yaniden gruplaşma), and as the Allies pushed nearer to the border of their homeland, their resistance stiffened(sertleşmek). Montgomery believed that a powerful, narrow thrust deep into German lines would be more effective than an advance on a broad front, which had become difficult to supply from the few ports controlled by the Allies.

Intelligence warning
The soldiers who would carry it out were the First Allied Airborne Army, including one British and two American divisions. They had been kept in reserve in England since D-Day. Operation after operation had been cancelled. Now their skills and training could be used at last. Tony Hibbert was brigade(tugay) Major of the 1st Parachute Brigade(paraşüt tugayı):
My first reaction was one of enormous enthusiasm and excitement, because this was the first time that anyone on our side, had contemplated(üzerinde düşünmek) the proper strategic use of airborne forces en masse(çalışanlar).
Dropping by parachute and in gliders these divisions would land near the Dutch towns of Eindhoven, Nijmegen and Arnhem, to take the eight key bridges. The planners called this an 'airborne carpet' along which the advancing British armour of XXX corps(kolordu) could push through to Germany. The airborne commander, General 'Boy' Browning had just seven days to prepare for the operation. The information he was given on the German troops in the area was alarming. It suggested that there were two SS Panzer divisions around Arnhem, with many tanks and vehicles. Major Tony Hibbert recalls the bleak(soğuk,tatsız) assessment of aerial photographs made by General Browning's intelligence officer, Major Brian Urguhart.

He showed me photographs of German Panzer 4's, mainly I think they were, tucked in (kırılma) underneath woods. He went to General Browning, and said that in his view the operation, could not succeed, because of the presence of these two Divisions.
The dead line for cancelling the operation was now close. General Browning had to weigh up(tartmak) the intelligence reports, which might be wrong. He decided that the operation would go ahead. The huge risks inherent in Operation Market Garden were now undermined(çökertmeye çalışmak) by a series of dangerous compromises(uzlaşma). There were too few aircraft to deliver all the airborne(hava indirme) troops in one go(bir seferde). Therefore they would be dropped over three days. Anti-aircraft defences near Arnhem itself were thought to be too effective to land gliders(planör) near the town. The troops would be dropped at a site seven miles away, losing any element of surprise.

The first day
On Sunday 17th September, 500 gliders and 1,500 aircraft flew over the men of XXX corps whose job was to follow in their tanks and trucks. As the aircraft flew over, the Allied guns began a huge barrage to hit the Germans guarding the road ahead. The weather that day was beautiful, cloudless blue sky and a warming autumn sun. Major Tony Hibbert remembers:
...an enormous feeling of excitement, and I think everyone at that stage felt totally confident they would win. Certainly the flight over from England was absolutely beautiful. There was an absolute mass, an armada(donanma) as far as the eye could see, in both directions, and about 20 planes wide, the most extraordinary sight I've ever seen.
Moffat Burriss was a company commander in the American 82nd airborne division, charged with taking one of the crucial bridges at Grave.
I remember standing in the door with a Sergeant, and we looked down as we flew over the bridge, and the tracer started swinging(sallanamak) toward us and we ducked back, looked at each other and started laughing, because why were we ducking behind this little thin skin of the plane? It would not stop a bullet. And he stuck his head out and said you dirty Krauts, we'll be down there and get you in a minute.
The sergeant's prediction(tahmin) was right. American and British gliders and parachutists drifted down on target, gathered up their equipment and began to move towards the bridges they had to take. The road up which XXX corps would have to travel to reach the bridges was narrow, just wide enough for two vehicles to pass. It was defended by small groups of determined(kararlı) German infantry(piyade). As the XXX corps tanks approached, they picked off the leading nine vehicles, bringing the whole column to a standstill. It was 40 minutes before they moved again. The Germans were quick to organise against the airborne troops.
The British paratroopers(paraşütçü) began their advance towards Arnhem, and were soon under attack. They quickly found that their radios didn't work properly. It was impossible to co-ordinate the attack properly, because no one could communicate. However, one British battalion (tabur) did find a way through the German perimeter (çevre) around Arnhem, and by 8 pm on the first day, they had captured the northern end of the road bridge across the Rhine. The Americans had also reached their objectives. But most of the bridges were blown up (havaya uçurmak) before they could be captured.
At the end of the first day XXX corps had advanced only seven miles from their start line, and had not reached the first in the sequence (sıra, zincir) of bridges. Meanwhile the Germans were reinforcing,(güçlendirmek) and their tanks were moving into Arnhem ready to take on the lightly armed British paratroopers.

On September 18th, the second day, XXX corps(kolordu) began to make the progress(ilerleme) expected of them. Their tanks covered 20 miles in a few hours, hooking up(erişmek) with the Americans at one of the intact(bozulmamış) bridges near Grave. On the third day they reached Nijmegen, where the Americans were still fighting in the streets in their efforts to reach the bridge across the might river Waal. Once they had taken Nijmegen bridge, only Arnhem would be left, and the north end at least was still in British hands. It seemed that Operation Market Garden might succeed.
But they could not get across the bridge. General Horrocks, XXX corps commander, ordered American troops(asker) to attack across the river Waal, so that they could capture the German end. The attack was enormously(oldukça çok) costly(pahalı).
The bullets hitting the water looked like a hailstorm(dolu fırtınası), kicking up little spouts(damlacıklar) of water. When we reached about the halfway point, then the mortar(havan) and artillery(topçu) fire started falling. And when a boat was hit with an artillery shell or a mortar shell, it just disintegrated(parçalamak), and everybody was lost. (Moffat Burriss)
Half of Burriss' company was killed or wounded(yaralanmak) on the crossing. The survivors reached the far bank, and from there successfully stormed(hücum etmek) the Nijmegen bridge. At last the route to Arnhem was in Allied hands. However, it was too late for the British parachute battalion(tabur) at the north end of the bridge. The Germans had moved their tanks into the town, and one by one they were demolishing(yıkmak) the houses in which the British were fighting. By now the paratroops(paraşütçü) had few anti-tank weapons, they had no food, and crucially(son olarak) they had little ammunition(mühimmat) left. Major Tony Hibbert remembers the German tanks were now devastatingly(yok edici) effective.
We really had nothing we could do to them, and they drove up and down the street, firing high explosive into the side of the building, to create the gap(yarık), and then firing smoke shells through that. The phosphorus(fosfor) from the smoke shells burned us out. By about 8 o'clock, on Wednesday evening, the fires got out of control and of course we had by this time about 300 wounded in the cellars(mahzen).
They were forced to abandon(terk etmek) their positions near the bridge, and to try and fight their way out. Three miles from Arnhem British paratroops were holding a pocket of land at the village of Oosterberck. By now XXX corps, commanded by General Horrocks, was on the other side of the river from the airborne troops. However, they could not cross. German artillery controlled the river. Horrocks decided to evacuate(boşaltmak) the British survivors; only some 2,500 eventually(sonuçta) made the crossing. The Parachute division(tümen) had left behind nearly 1,500 dead, and more than 6,500 prisoners, many badly wounded.
Operation Market Garden had failed. It would be another four months before the allies crossed the Rhine again and captured the German industrial heartland(merkez). The war dragged on, costing the lives of many thousands of civilians and servicemen.
By Mark Fielder, Executive Producer of the Battlefields series
Mark Fielder specialises in history ********aries, and has made many series for the BBC and Channel 4. These include D-Day, Burma, War Walks, Western Front, Elizabeth, Victorians Uncovered and The Six Wives of Henry VIII.



The Battle of Arnhem (Operation Market Garden)
by Mark Fielder (September 2001)
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI :KENTE GİDEN YOL

KİTABIN YAZARI :NATHALİA GİNZBURG

YAYIN EVİ VE ADRESİ : CAN YAYIEVİ ,Ankara Caddesi 40. kat

Çağaloğlu /İSTANBUL

BASIM YILI :1988


1)KİTABIN KONUSU:Kitap şehir yaşantısına çok fazla özenen Delia isminde bir kızın başından geçen olayları anlatmaktadır.

2)KİTABIN ÖZETİ:
Kitapta Delia isminde , şehir yaşantısını çok seven fakat köyde oturan bir kızın başından geçen olaylar anlatılmaktadır. Delia beş kardeşli ,babası çiftçi,annesi ev hanımı olan ve yavaş yavaş olgunlaşmaya başlayan bir kızdır.Kardeşlerinden en büyüğü de kentte oturan Azelia’dır. Ailesi fazla zengin olmayan Delia’nın en büyük isteği bir an önce zengin bir kişiyle evlenip şehirde lüks bir hayata sahip olmaktı.Ablası Azelia böyle yapmıştı ve şu anda şehirde çok lüks bir hayata sahipti.Delia kente her zaman kardeşleri ve uzaktan bir akrabası olan Nini ile beraber gider , annesi ve babasının kıyafetlerinin kötü olmasından dolayı onlarla dolaşmazdı.Kente gidiş dönüşlerde Delia ,Gulio isminde bir gençle tanışmıştı.Onu tanıdığı içinde çok mutluydu.Çünkü Gulio’nun babası çok zengindi ve o, Delia’dan çok hoşlanıyordu.Bir gün Delia’nın babasına kızının Gulıo ile dolaştığı haberi geldi ve ona çok kızdı.Ama kız gene de buna aldırış etmiyor onla dolaşmaya devam ediyordu.Kız devamlı evlilik hakkında konuşuyor ve Gulio da ona sınavlarından sonra evlenebileceklerini söylüyordu.Bu arada kız bir de Nini ile beraber dolaşıyor ve Guilo da bu olaya çok sinirleniyordu.Birgün Delia çok hastalandı ve kendisinin hamile olduğunu anladı.Ama bunu annesine söylemeye çok korkuyordu.Gene de cesaretini topladı ve annesine bu olayı söyledi.Annesinin kızmasını beklerken ondan umalmadık bir tepki aldı.Annesi bir çaresinin bulunabileceğini söylüyordu.Babası bu olayı duyduğunda ise çok fazla sinirlendi.Onu neredeyse öldürebilirdi.Kızı babasının hiç göremeyeceği bir yere saklamayı düşündüler.Bu amaçla da onu evin tavanına yerleştirdiler.Bir süre sonra buranın uygun olmadığını ve kızın halasının yanına gitmesi gerektiğini söyleyip oraya yolladılar.Halasında kaldığı sürece çok az kişi ziyarete gelmişti .Ama Gulio hiç gelmedi.Delia’yı bir korku sardı.Gulio’nun onunla evlenmek istemediğini düşünmeye başlamıştı.Bir gün şehre onun yanına gitti ve oğlanla buluştu .Gulio ona evlenmelerinin çok yakın olduğunu söyledi.Aradan belli bir süre geçtikten sonra Delia çocuğunu doğurmuş ve nikah tarihi gelmişti.nikah oldu.Nikaha kızın annesi ve babasını kıyafetleri kötü diye götürmemişlerdi.Nikahtan sonra Delia ‘ya Nini’nin ölüm haberi gelmişti.Bunun sorumlusunun da Delia olduğu apaçık ortadaydı.Çünkü Delia ,Nini’nin kendini sevdiğini bildiği halde ona yüz vermiyordu . O da zaten son günlerinde hayattan iyice kopmuştu.Aslında Delia’da onu seviyordu ama şehirde yaşama sevgisi bu sevgiden daha üstün geldi ve onunla beraber olmadı.Delia amacına ulaşmıştı ve şehirde yaşamaya başladı.Ama bunu sağlayabilmek için çok şeyini kaybetti.

3)KİTABIN ANA FİKRİ:İnsanlar ellerinde bulundurduklarıyla bazen yetinmek zorundadırlar.Yoksa ellerindekileri de kaybedip, bundan çok daha kötü bir duruma düşebilirler.

4)KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
DELiA:Kendini beğenmiş ,lükse düşkün ,şehir hayatını çok seven bir kız.Bununla beraber de çok küstah birisi.İnsanın annesinin ve babasının kıyafetleri nasıl olursa olsun ,insan onlardan utanamaz.Ama kız utanacak kadar nankör.
AZALiA:Delia’nın ablası.O da Delia gibi kendini çok beğenmiş ,şehirde yaşayan bir lüks düşkünü.
NİNİ:Delia’yı çok seven fakat sevilmediğini düşünen ve fabrikada çalışan bir genç.
GULiO:Delia’yı o kadar da çok sevmemesine rağmen onunla evlenmek zorunda kalan bir genç.

5)KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:Yaşanılabilecek bir olayı anlattığından ders verebilecek bir nitelikte.Yazarın uslubu da iyi.Olaylar çok akıcı bir şekilde anlatılmış.

6)KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Nathalia Ginzburg İtalya/Polermo’da doğdu.Babası bir anatomi profesörü olan yazarın küçük yaştaki farklılıkları onu arkadaşlarından ayırmıştır.Yazı hayatına kısa hikayeler ile başlayan yazar ,Rus-İtalyan Edebiyatları ile ilgili bir çok yazı yazmıştır.İlk nobel ödülünü özgün adıyla ‘La strada che va in citta (Kente Giden Yol) olan eseri ile 1942 yılında almıştır.1945-1949 yılları arasında İtalya Turin Üniversitesinde çalışmıştır.1950 yılında ikinci eşi ,Roma Üniversitesinde İngiliz Edebiyatı ile uğreşan Gabriel Baldini ile evlenmiştir.Kocası ölünceye kadar (1969) Roma ‘da daha sonra da 1959-1961 yılları arasında çalıştığı Londra ‘da yaşamıştır.Yazarın eserlerinin çoğu küçüklükte yaşadıgı olaylardan ve Turin Üniversitesindeki hatıralarından esinlenerek yazılmıştır.Ginzburg 7 Ekim 1991 yılında kanser hastalığından dolayı ölmüştür.
Başlıca eserleri:
[FONT=Symbol]· LA STRADA CHE VA IN CITTÀ, 1942 (Kente Giden Yol)The Road to the City
[FONT=Symbol]· È STATO COSI, 1947 - The Dry Heart
[FONT=Symbol]· VALENTINO, 1951
[FONT=Symbol]· TUTTI NOSTRI IERI, 1952 – Bütün Yarınımız / All Our Yesterdays
[FONT=Symbol]· LA MADRE, 1957
[FONT=Symbol]· SAGITTARIO, 1957
[FONT=Symbol]· LE VOCI DELLA SERA, 1961 – (Akşamki Sesler)Voices in the Evening
[FONT=Symbol]· LE PICCOLE VIRTÚ, 1962
[FONT=Symbol]· LESSICO FAMIGLIARE, 1963 –(Aile Söyleyişleri) Family Sayings
[FONT=Symbol]· TI HO SPOSATO PER ALLEGRIA, 1966 – (Seninle Eğlence Olsun Diye Evlendim)I Married You for the Fun of It
[FONT=Symbol]· FRAGOLA E PANA, 1966
[FONT=Symbol]· LA SEGRETARIA, 1967
[FONT=Symbol]· L'INSERZIONE, 1968 – (Reklam)The Advertisement
[FONT=Symbol]· MAI DEVI DOMANDARMI, 1970 –(Hiçbir Zaman Bana Sormamalısın) Never Must Ask Me
[FONT=Symbol]· PAESE DIE MARE, 1972
[FONT=Symbol]· CARO MICHELE, 1973 – (Yol Yok)No Way
[FONT=Symbol]· PAESE DI MARE, E ALTRE COMMEDIE, 1973
[FONT=Symbol]· VITA IMMAGINARIA, 1974 –( Hiçbir Zaman Bana Sormamalısın) Never Must You Ask Me
[FONT=Symbol]· FAMIGLIA, 1977 – (Aile)Family
[FONT=Symbol]· BORGHESIA, 1977
[FONT=Symbol]· LA FAMIGLIA MANZONI, 1983 –(manzoni Ailesi) The Manzoni Family
[FONT=Symbol]· LA CITTÀ E LA CASA, 1984 – (Şehir ve Ev)The City and the House - Kotina ystävyys
[FONT=Symbol]· L'INTERVISTA, 1988 - Haastattelu
[FONT=Symbol]· SERENA CRUZ, O LA VERA GIUSTICA, 1990 - Serena Cruz, or True Justice





[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI :İÇİMİZDEKİ ŞEYTAN
KİTABIN YAZARI :RAYMOND RADİGUET
YAYIN EVİ VE ADRESİ : CAN YAYIEVİ .TEKNOGRAFİK
MATBASI .Çağaloğlu /İSTANBUL
BASIM YILI :1987
1)KİTABIN KONUSU:Kitapta küçük bir çocuğun kendinden büyük birini sevmesi ve bundan sonra oluşan olaylar anlatılmaktadır.
2)KİTABIN ÖZETİ:Kitabımızın kahramanı daha ilkokul sıralarında okuyan küçük bir çocuktur.Daha küçük yaşta başında kavak yelleri esen bu çocuğun ilk aşkı ilk okuldayken tanıştığı ve deli gibi sevdiği Carmen’di.Carmen’e karşı olan sevgisi belirli bir süreye kadar pilatonik olmuştur.Bir gün artık dayanamayıp ona aşkını anlatmayı düşünmüş ama bunu gidipte yüzüne karşı konuşarak değil de ,bir mektupla yapmıştır.Kız fazla hoşlanmamış olacak ki bu durumu öğretmenine söylemiş ve çocuk bir gün okula geldiğinde öğretmeni tarafından karşılanıp bu olayın hesabını vermek zorunda kalmış.Öğretmeni böyle bir olayın bir daha tekrarlanmamasını ister ve mektupla ilgili çocuğu, babasına birşeyler anlatmakla tehdit eder.Çocuk öğretmenini ne kadar anlatmamasında ikna etse de eve gidince olayı kendisi babasına anlatır ve babası da bu olaya çocuğun tahmin ettiği gibi kızmaz.
O seneden sonra annesi ve babası onu artık bu okuldan almaları gerektiğini düşünmeye başlamışlardır.Belli bir süre sonra onu Henry 4 lisesine yazdırılar .Bu arada çocuk en sevdiği arkadaşı Rene ile artık ayrı okulda okumak zorunda kalmıştır. İlk bahar geldiğinde babası ve kardeşleriyle gezip dolaşmayı çok sever ve değişik yerleri gezerdi .Bu gezilerinden birinde Marthe isminde kendinden büyük bir kızla tanıştı. O andan itibaren de Marthe’e karşı sevgi duymaya başladı.Marthe’ın kendisinden büyük olduğunu bildiği halde kendini bundan alıkoyamıyordu.Marthe Jaques isminde biriyle beraberdi ve yakın bir zamanda onunla evlenmeyi planlıyordu.Marthe ile tanıştıktan sonra oğlan onunla beraber dolaşıyor ve ona sevgisini göstermeye çalışıyordu.Bu arada okuluna da devam ediyordu.Zaman hızla geçti ve Marthe ‘ın Jaques ile evlenme vakti gelmişti.Çocuk bu evliliğe karşı gelmek istiyordu ama bunu nasıl yapabilirdi ki.Marthe evinin eşyalarını seçmesi için çocuğu da yanında götürmüştü.O da kocasının hiç sevmeyeceği eşyaları seçti ama Marthe buna hiç itiraz bile etmeden onun seçtiklerini alımıştı.Marthe evlendikten sonra kocası savaş çıkmasından dolayı savaşa gitti.Böylelikle o artık Marthe ile daha fazla görüşebilecekti.Günler geçtikçe aralarındaki bağlar daha da kuvvetleniyor ve birbirlarini daha çoksevmeye başlıyorlardı.Beraber dolaşmaları çevreden tepki alsada buna aldırış etmiyorlar ve devam ediyorlardı.Artık Marthe da açocuğa sevgiden başka duygular hissetmeye başlamıştı.Birbirlerine aşık oldular.Kızın annesi ve babası bu olaya çok kızıyor ama kızlarına bir şey diyemiyorlardı.Marthe aslında kendisini deliler gibi seven kocası Jaques’i de aldatmak istemiyordu.Ama o çocuğuda çok sevmişti.Her gün daha harap hale gelen Marthe artık bir de oğlandan çocuk bekliyordu.Ailesine de çocuğun kocasından olduğunu söylemişti.Hayat artık Marthe için çekilmez hale gelmişti. Çocuk Marthe’ın doğum yapması esnasındada evine gittiğinde.Kocasını bebeğe sarılmış ve Marthe ölmüş buldu.Marthe doğum sırasında ölmüştü.Çocuğun bebeğin iyI yetişeceği konusunda hiçbir tereddütü yoktu.Çünkü Jaques onu kendinin bebeği sanıyordu ve ona çok iyi bakacaktı.
3)KİTABIN ANA FİKRİ:İnsanlar hayatlarında bazen fazla düşünmeden aldıkları kararlar sonucunda pişman olabilirler.Marthe bağlı kalamayacağı bir erkekle evlendiği için pişmandır ama artık yapabileceği bir şey de yoktur.
4)KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
MARTHE:Evlendiği kişiye bağlı kalamayan va başka birini çok seven evli bir kadın.
RENE:Çocuğun en iyi arkadaşı.Ama belli bir süre sonra onunla ilişkileri sona ermiştir.Çünkü araya bir kız girmiş ve ilgiler değişmiştir.
JAQUES:Marthe ‘ın kocası.Marthe çok fazla sevmesine rağmen ondan beklediği sevgiyi alamayan fakat gene de sevgisi sona ermeyen dürüst bir kişi.
5)KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:Kitap insanların hataya düşebilecekleri bir konuda ders verici nitelikte.Kişiler hayatlarını etkileyecek konularda çabuk karar vermemelidirler.
6)KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
RAYMOND RADİGUET:Raymond RADIGUET 3 haziran 1903 yılında Fransa’da doğmuş ve çok kısa bir süre sonra ölmüştür.1923 yılında ölen yazarın ölümünün nedeni tam olarak bilinmemektedir.İnançları pek kuvvetli olmayan yazar bunları kitaplarında çok zaman dile getirmiştir.Kadere inanmadığını bu nedenle kitaplarında belli eder.Yazarın kısa hayatı boyunca yazdığı 3 kitap vardır bunlar:
[FONT=Symbol]· The Devil In The Flesh
[FONT=Symbol]· Ile de France
[FONT=Symbol]· Charles d'Orleans
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI: Ramses, Kadeş Savaşı

KİTABIN YAZARI: Christian JACQ
YAYINEVİ VE ADRESİ: Remzi Kitabevi
BASIM YILI: 1999


1.KİTABIN KONUSU: Kitap, M.Ö. 13. yy.da Mısır firavunu I. Seti’nin ölümünden sonra yerine geçen oğlu II. Ramses’in firavunluk döneminde ülkesinde ve çevresinde dönen entrikaları ve Mısır’ı tehdit eden Hititlilerle yapılan Kadeş savaşını anlatmaktadır.


2.KİTABIN ÖZETİ:
II. Ramses, babası I. Seti’nin ölümünden sonra M.Ö. 1279 yılında tahta çıkmıştır. Ancak genç yaşı ve deli dolu haraketleri ile tepkiler almıştır. Bu işi yapabilecek, yani Mısır’ı yönetecek bir firavun olarak görülmemiştir. Ayrıca kendisinin firavun olması gerektiğini düşünen ağabeyi Şenar’ın da büyük düşmanlığına maruz kalmıştır. Bunlara rağmen Ramses, büyük başarılara imza atmış, çeşitli yerlere tapınaklar yaptırmış, ve Memfis’te bulunan ülke merkezini Pi-Ramses’e taşımıştır. Böylece çevre ülkelerin oluşturdukları tehlikelere karşı yapılan savunma savaşlarını da daha hakim bir yerden yönetmeyi amaçlamıştır.
Fakat ağabeyi Şenar, vazo ticareti ile uğraşır görünen bir Hitit casusu ile işbirliği yaparak kardeşi Ramses’ı Hititliler karşısında yenik duruma düşürüp onun yerine firavun olmayı ve ülkeyi yönetmeyi amaçlamıştır. Kızkardeşi Dolant ve kocası, kendini Libyalı bir büyücü olarak tanıtan Ofir isimli, Hitit casus şebekesinin başı olan birinin yalanlarına uyarak Ramses’e ve karısı Nefartari’ye karşı çeşitli kötülükler yapmaya kalkışmışlardır. Ofir, tek tanrılı bir dini yaymaya çalışan biri olarak kendini tanıtmış, Ramses’in veyandaşlarının inandığı tanrıların sahte olduğuna ve ülkeyi felakete götüreceğine halkı inandırarak taraftar toplamaya başlamıştır. Böylece, çok tanrılı bir din anlayışı olan Mısır’da iç kargaşalık yaratmaya çalışmıştır. Aynı zamanda Ramses’e ve karısına karşı büyüler yapmış onları yok etmeye çalışmıştır. Fakat bütün bunların altında yatan asıl amaç yaptığı casusluğu örtbas etmek Hititlilere daha rahat bir biçimde mesajlarını iletmektir.
Bütün bu olumsuzluklara rağmen, talih Ramses’ten yanadır. Ayrıca yakın arkadaşlarından dışişleri ustası Aşa, büyücü Seatu ve başkatibi Ameni ona her konuda yardım etmekte bütün kötülüklere karşı onun yanında yer almaktadırlar. Ayrıca Ramses’in yakın korumalığını üstlenen aslanı ve köpeği de ona hiçbir düşmanı yaklaştırmamaktadır.
Ülke içinde bu olaylar meydana gelirken ülkeyi ve Ramses yönetimini yok etmeyi amaçlayan bu kadar faaliyetin yanında dış tehdit olan Hititliler de boş durmamakta Mısırlılara karşı bir saldrı planlamaktadırlar.
II. Ramses, bütün bunları izledikten sonra ülkesini ve askerlerini bu savaşa hazırlamaya başlamıştır. Emrindeki komutanlar ve askerler ise bu savaşın ülkeyi felakete sürükleyeceğini Hititlilerin Mısır’ı yenip ülkeyi paramparça edeceklerini savunuyorlardı. Fakat Ramses kendinden emin bir şekilde savaşın ülkesi ve firavunluğu için gerekli olduğunu ileri sürerek adamlarını ikna etmiştir.
Bir süre sonra hazırlıklarını tamamlayan Ramses ilk olarak Hititlilerin ele geçirdiği kaleleri kolaylıkla geri alır. Daha sonra gözde kalesi olan Kadeş’te çarpışmaya karar verir. Bu kararda en önemli etken, Hititlilerin içine casus olarak sızan Aşa’nın verdiği bilgiler olmuştur. Çünkü Aşa Hititlilerin içine sızp onların saldırı planladığını öğrenmiştir.
Ramses de bunun üzerine Kadeş’e doğru harekete geçmiştir. Amacı Kadeş’i ele geçirmektir. Bu amaçla emrindeki dört tümen ve yardımcı kuvvetlerle bugünkü Suriye’de çeşitli kaleleri ele geçirir. Oradan da Kadeş’e yönelir. Buna karşılık da Hititlerin imparatoru Muvatallis Kendisine bağlı devletlerden büyük bir birlik oluşturur. Tabii bu arda Hititliler arasında da çeşitli iktidar savaşları olmaktadır. Hitit İmparatoru Muvatallis oğlu Urhi-Teşhup’a orduyu eğitme görevi vermiştir fakat ona güvenmemektedir. Bu nedenle asıl savaş planını oğluna açıklamamış, yerine onun kardeşi iyi bir diplomat olan Hattuşil ile ortaklaşa bir plan geliştirmiştir. Muvatallis, bu savaşın kendi imparatorluğunu sağlamlaştırmak ve Hititlilerin yayılmacı politikasına ters düşmediğini göstermek ister. Oğlu Urhi-Teşhup da savaşın başarısına sahip çıkarak iyi bir komutan olduğunu kanıtlayıp babasının tahtına geçmeyi planlamaktadır.
Muvatallis, kendi birliklerini ve bağlı devletlerden oluşturduğu birliği kentin arkasındaki tepeye saklar, fakat ordunun daha kuzeyde Halep’te olduğu yönündeki yanıltıcı haberleri yayar. Ramses’in Kadeş yakınlarına geldiğinde çıkardığı bir keşif kolu, köylü kılığında iki Hititli öncü askeri yakalayıp getirir. Bu askerlerin söylediklerine kanarak Asi ırmağı vadisi boyunca dar bir yürüyüş kolu halinde ilerlemeye başlayan Ramses ve ordusu tepenin ardından çıkan Hititlilerle karşılaşınca şaşkına döner. Hititliler ırmağı geçerek Mısırlıların bir tümenini bozguna uğratır ve Mısır kampına doğru hücuma başlarlar. Ardından bir tümeni daha dağılan Ramses, Hititlilere arkadan saldıran yardımcı kuvveti ve kendisinde bulunduğu iddia edilen güneşin gücüyle Hititlileri ırmağın kıyısına kadar itmeyi başarır.Hatta Hititliler bir süre sonra Kadeş kalesine sığınmak zorunda kalırlar. Muvatallis, savaşın galibi olarak Ramses’i gösteren ve kendisini yenilmiş ilan eden resmi bir belgeyi Ramses’e vererekyenilgiyi kabul eder. Böylece Ramses, Aşa’yı kurtarır ve arkadaşlığa verdiği önemi kanıtlar.
Daha sonra ülkesine dönen Ramses başarılı bir komutan ve güçlü bir firavun olarak ülkesinde coşkuyla karşılanır. Burada ağabeyi Şenar, yaptığı kötülükler ve işlediği suçlardan dolayı tutuklanır. Fakat ellerinden kaçar. Casus Ofirde ülkeden kaçar. Ofir’in etkisinde kalan Musa Ramses’in kızkardeşinin kocasını öldürdükten sonra ülkeden kaçar ve Yahudileri biraraya getirmeye çalışır. Yavaş yavaş tektanrıcı anlayış içinde Tanrı’ya yönelmiş peygamberliğini ilan ederek firavuna karşı çıkmaya hazırlanmaktadır. Bu arada casus Raya, bir kaza sonucu ölür.
Firavun II. Ramses’in ülkesi ve firavunluğu o anda tehlikeden arınmış görünmektedir. Fakat tehlikeler tamamen yok olmamıştır. Ramses’in bütün düşmanları ona ve Mısır topraklarına karşı tekrardan güçbirliği yapıp saldırmak için uygun zamanı beklemektedirler.


3.KİTABIN ANA FİKRİ :
Ağabeyi ve düşmanları tarafından engellenmek istenen II. Ramses’in hayat serüveni boyunca yaşadıklarını ve Mısır'a kazandırdıklarını anlatmaktadır.






4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLERIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
II .Ramses: Mısır kralıdır.
Nefertari : II .Ramses’in karısıdır.
Musa : II .Ramses’in yakın arkadaşlarından birisidir.
Aşa : Mısır’ın dışişleri bakanıdır.
Ameni : Sandalet taşıyıcısı ve başkatiptir.
Şenar : II .Ramses’in ağabeyidir.
Dolant : II .Ramses’in kızkardeşidir.
Ofir : Libyalı büyücü ve casus şebekesinin başıdır.
Raya :Vazo ticaretiyle uğraşan Hitit casusudur.
Mutavallis : Hitit imparatorudur.


5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Her ne kadar kitapta bir tarihi olay ele alınıyor olsa da, eser bir tarih kitabı veya bilimsel araştırma şeklinde ele alınmıştır. Kitap durağan ve tasvirlerle bezenmişti. Buna ek olarak tam bir subjektiflikle anlatılmıştır. Zaman zaman zor sıkılan okurların bile sınırlarına dayandığını söylemeliyim.
Birbirinden bağımsız gibi görünen bir sürü olayın kitabın sonunda kesişmesi ise kitabın üslubuna ayrı bir renk katmış. Kitap öyküsü ve sürükleyici serüveni açısından oldukça başarılı olmuş. Fakat çeviri bir kitap olmasından kaynaklandığını düşündüğüm büyük bir boşluk kendini hissettirmiş.



6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
1947'de Paris'te doğdu. 13 yaşındayken hayatına yön verecek kitabı okudu: Jacques Prienne'nin "Eski Mısır Uygarlığı Tarihi". Bunu takip eden 5 yıl içinde 8 roman yazdı. Böylece edebiyat kariyeri başlayan Jacq, 50 yaşına geldiğinde 50'nin üstünde eser vermişti. 17 yaşında Mısır'da geçirdiği balayı sırasında II. Ramses'in devrilmiş olan dev heykeliyle ilk kez karşılaştı. Jacq'ın kaderi artık belirlenmişti. 21 yaşında Sorbonne Üniversitesi'nde Mısır bilimi (Egyptology) ve arkeoloji eğitimi gördü. Çalışmalarını sürdürüp Eski Mısır konusunda doktora yaptı. 1986'da doktora tezi Editions du Rocher tarafından yayınlandı. Böylece akademik kariyeri ve ünü sağlamlaştı. 20 bilimsel makale yayınladı. "Büyük Firavunların Mısır" adlı makalesi 1981'da Academie Française ödülünü aldı. 1987'de yazdığı "Mısırlı Champollion" adlı romanıyla dikkatleri çekti ve büyük bir ün kazandı. Tehlikede olan tarihi alanların korunması için halen başkanlığını sürdürdüğü Ramses Enstitüsü'nü kurdu. 1995 yılında Alexander Dumas'nın ve 19. yüzyılın diğer ünlü dizi roman yazarlarının izinden giderek II. Ramses'in hayatını anlatan 5 ciltlik romanını yazdı.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.