You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : NEMİDE
KİTABIN YAZARI : H. ZİYA UŞAKLIGİL
YAYINEVİ : İNKILAP VE AKA
BASIM YILI : 1984



1. KİTABIN KONUSU : Annesi vereme yenik düşmüş ve kendisi de bu illetin pençesinde yaşam mücadelesi veren genç bir kızın yaşadıkları.
2. KİTABIN ÖZETİ
3. KİTABIN ANA FİKRİ
4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ
5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER
6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ

HAZIRLAYANIN
İMZASI :
ADI SOYADI :RAMAZAN PİYAN
APOLET NUMARASI : 2301
KISMI : 32



TÜRK DİLİ KOMPOZİSYON-1 DERSİ






KİTABIN ADI : NEMİDE
KİTABIN YAZARI : H. ZİYA UŞAKLIGİL
YAYINEVİ : İNKILAP VE AKA
BASIM YILI : 1984



1. KİTABIN KONUSU : Annesi vereme yenik düşmüş ve kendisi de bu illetin pençesinde yaşam mücadelesi veren genç bir kızın yaşadıkları.
2. KİTABIN ÖZETİ :



NEMİDE


Şevket Bey zengin bir adamın ikinci oğlu idi. Önce ağabeyini daha sonra babasını kaybetti. Babasını kaybettiğinde kendisine Sultanahmet Caddesi’nde bir konak, Kanlıca’da bir yalı, beş altı dükkan, bir zeytinlik, bir çiftlik kalmıştı. Şevket Bey babasının sağlığında herşeye meraklıydı hemen hemen her iş hakkında bilgi edinmişti. Hiçbirşeyin üzerinde çok fazla durmamış fakat hepsine eğilimi olduğunu göstermişti. Babasının ölümünden sonra Şevket Beyin içinde bir boşluk oluşmuştu.

Günler bu şekilde geçerken bir gün annesinin yanında yürümekte olan genç bir kız görmüştü. O an içinde bazı kıpırdanmalar oldu. Kıza o kadar dikkatle bakmıştıki kızcağızın yüzü kızarmıştı. Şevket Bey daha sonra aynı kızı bir kere daha görmüş ve evine kadar takip etmişti. Kızın girdiği ev Şevket Beyin evine yakın bir yerde bulunuyordu. Bir süre düşündükten sonra Şevket Bey bu kız ile evlenmek istediğini kızın annesine bildirmiş ve bu isteği olumlu karşılanmıştı. Şevket Bey evlendiğinde sanki dünyanın en mutlu insanı olmuştu. Fakat bu mutluluğu fazla uzun sürmedi. Karısı Naime hastalanmış ve doktorların muayenesi sonucu kesinlikle çocuk yapmaması tavsiye edilmişti.Fakat bu tavsiye biraz geç kalmış bir tavsiye idi.Çünkü Naime gebe idi.

Naime çocuğunu doğurdu fakat kendisi hayata gözlerini yumdu. Yeni doğan bu kıza Nemide adını verdiler. Bu acıya dayanamayan Şevket Bey yeni doğan bebeğini Dr. Osman Beye emanet ederek iki yıllık bir seyahate çıktı. Dönüşte kızını doktordan geri aldı. Fakat kızının da bünyesi annesi gibi çok zayıftı ve ömür boyu sağlığına büyük bir dikkat gösterilmesi gerekiyordu. Şevket Bey’in bundan sonra kendi hayatını kızına adamaktan başka yapabilecek hiç bir şeyi yoktu. Bir baba olarak bunu ve gerektiğinde bundan büyük fedakarlıkları yapmak zorundaydı.Çünkü Nemide ona Naime’den kalan tek ve en büyük varlıktı.

Şevket Bey kızının üzerine titredi. Yıllar geçti ve Nemide büyümüş gelinlik kız olmuştu. Nemide amcasının oğlu Nail’e karşı büyük bir aşk hissediyordu. Ancak Nail’in Nemide için hissettiği sevgi daha farklı bir duyguydu, onu bir kardeşçesine seviyordu.

Nail her hafta belirli günlerde amcasını ve Nemide’yi görmeye gelirdi. Nail Nemide’den yaşça büyüktü. Nail tıp eğitimini tamamlamak için Paris’e gittiğinde Nemide çok üzülmüştü. Nail Paris’te üç yıl kaldı ve geri döndü. Bir süre sonra Nail ile Nemide nişanlandı. Fakat Nail küçüklükten beri garip bir bağ ile bağlı olduğu Nemide’ye değil, küçük yaşta annesini kaybeden ve babası tarafından terkedilen teyzesinin kızı Nahit’e aşıktı. Nahit de Nail’e deliler gibi aşıktı. Nail Nahit’i çok sevmesine rağmen Nemide’nin sağlığını düşündüğü için duygularını açığa vurmuyordu ve kaderine razı oluyordu. Bir zaman sonra Nemide durumu sezdi ve nişan yüzüğünü Nahit’e verdi.Kendisini sevmeyen birisiyle evlenemeyeceğini söyledi.Bir süre sonra Nemide vereme yenik düştü ve Nahit ile Nail evlendiler.


KİTABIN ANA FİKRİ : Mutluluğun, başkalarının mutluluğuna engel olarak yakalanamayacağı ve sevginin fedakarlık gerektirdiği.

KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ :

Kitap gayet klasik ve sade bir konudan bahsettiği için şaşırtıcı ya da gerçek dışı bir olay yaşanmamıştır. Bence kitaptaki en önemli olay Nemide’ nin nişan yüzüğünü hiç çekinmeden Nahit’e vermesidir.

Şevket Bey : Zengin bir babanın oğlu olması itibariyle hayatta pek sıkıntı çekmemiş fakat zengin oluşu kendisini bir şımarıklığa itmemiştir.

[BNemide : Nemide de hayatta hemen hemen her isteği yerine getirilen birisidir.Bu durum Nemide’yi biraz şımartmıştır. [/B]

Nail : Öğrenimine öncelik vermiş ve daha sonra Nahit ile evlenmiştir.

Nahit : Küçük yaşta annesini kaybetmesinden dolayı duyduğu acı onu olgunlaştırmıştır.

Osman Bey : İyiliksever ve temiz kalpli bir insandır.

KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER : Kitapta işlenen konu hayatta herkesin başına gelebilecek olayları ele almıştır. Fakat yazarın üslubu ve yaptığı tasvirler kitabı çekici kılmaya yetmiştir. Bu sayede kitap büyük bir akıcılık kazanmıştır. Kitabı ilk elinize aldığınızda sonuna kadar bırakamayabilirsiniz.
KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ : Servet-i fünun romancılarından. İstanbul’da doğdu ve yine bu şehirde öldü. İlk tahsilinden sonra Fatih Askeri Rüştiyesi’ne gitti ve 17 yaşında okuldan ayrıldı. 1884’te “Nevruz” gazetesini ,daha sonra “Hizmet” ve “Ahenk” gazetelerini kurdu. İzmir Rüştiyesi’nde Fransızca öğretmenliği yaptı. İdadide Türk Edebiyatı dersi okuttu. Reji Müdürlüğü Başkatibi oldu. Servet-i Fünun dergisine girdi ve en büyük romanları burada yayımlandı. Darülfünunda batı edebiyatı dersleri verdi. Mabeyin Başkatibi, Ayan Üyesi oldu. Sessizliği, batı müziğini, kitap okumayı, çiçekleri severdi. Fransızca, Almanca, İngilizce, İtalyanca, Arapça ve Farsça bilirdi. Roman, hikaye, tiyatro, mensur şiir, hatıra, hitabet, edebiyat tarihi, makale türünde eserler verdi. Romanlarında sosyal ve psikolojik konuları işler. Kahramanları gerçek hayattan alınmıştır. 150’den fazla eseri vardır. Modern Türk hikaye ve romanının babası sayılır. Çevirileri de vardır.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
1.KİTABIN ADI :GÖDELİ MEHMET

2.KİTABIN YAZARI :MEMDUH ŞEVKET ESENDAL
3.YAYIN EVİ VE ADRESİ :BİLGİ Y.MEŞRUTİYET C.46/A 4.YENİŞEHİR/ANKARA
5.BASIM YILI :HAZİRAN 1988

6.KİTABIN KONUSU:
Mavnacılıkla uğraşan bir gencin yaşam kavgası, bu sırada başına gelen olaylar ve toplumun değişimi.

7.KİTABIN ÖZETİ:
Serin bir sonbahar akşamıdır.Eski köprüden geçerken parmaklığın kenarında yığılmış bir kalabalık görür.Kalabalık mavnaları seyreder.
Mavnacılar ise ellerindeki kancalarıyla öteye beriye dayanarak ve birbirine
bağırarak çıkmaya çalışırlar;fakat bir yandan iskeleye yanaşmaya çalışan
şirket vapurları,bir yandan da akıntı onlara engel olur.
Onların bu hali her gün görülür.Bu adamcağızlar denizlerle,rüzgarlar-la ,insanlarla boğuşur.
Orada gözüne bu adamcağızları izleyen ve izlerken ağlayan
ihtiyar takılır. İhtiyar,üzerine direk düşecek bir genci uyarır.
İhtiyara neden ağladığını sorar.İhtiyar gözlerini silerek cevap verir.
_Bir oğlum vardı,burada öldü.
_Oğlun boğuldu mu?
_Hayır,der. Kurtuldu ancak elinden bir kaza çıktı.Burda mavnacılık
yapardı.Kendi halinde,sessiz,akıllı bir çocuktu.Eşini çok sever ve çocuk-
larına iyi bakardı. Bir gün Yunanlı bir kaptanla tartıştı. Adam uzun bir sü-
re çocukla uğraştı. Sonunda mavnamızı batırdı ,der.
Bunun üzerine çocuk atladığı gibi Yunanlıyı öldürdü.15 sene hüküm giydi. Mahpusa girdikten sonra çok uğraştık;ancak kurtaramadık.Sonra da öldü. Bu acıya dayanamayan ,içlenen karısı da öldü. Şimdi yetimlerine ben bakarım, der.
Hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını, insanların sadece kendi çıkarlarını düşündüğünü söyler.
Kendine Gödeli Hüseyin,oğluna Gödelinin Mehmet derler. Şu an hiç bir mavnacı Godelinin Mehmet’in hikayesini bilmez ama o mavnacılara baktıkça onu hatırlar. Mehmet’i unutmaz, yetim çocukları,dul kadınları görür dertlenir.
8.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Hikayede insanların başına gelebilecek trajedik olaylardan çok top-
sal degişim vurgulanmış. Anlatım da yalın ve basit bir dil kullanılmıs. Bu daHikayenin basit ancak anlamlı olmasını sağlamış.
8.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
M.Şevket ESENDAL 29 Mart 1883’te Çorlu’da doğdu. Ailesi çiftçilikle uğraşan yazar, savaşlar yüzünden öğrenimini tamamlayamadı,ancak
bir çok yer dolaştı. Kurtuluş mücadeleleri boyunca Atatürk’ün yanında
yer aldı. Elçilik ve milletvekilliği yaptı.



16 Mayıs 1952 tarihinde Ankara’da vefat etti.
Yayınlanan bazı kitapları:
_Ayaşlı ile Kiracıları(roman)
_Vassaf Bey(roman)
_Bir Kucak Çiçek(hikayeler)
_İhtiyar Çilingir(hikayeler)
_Gödeli Mehmet(hikayeler)

[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI Ateş GeçitleriKİTABIN YAZARI Steven PressfieldYAYIN EVİ VE ADRESİ Bilge yayın evi/ Mola Fenari Sok. No:17/3 Cağaloğlu/İSTANBULBASIM YILI Mart-20011)KİTABIN KONUSU: Eski bir toplum olan Ispartalıların hayat felsefeleri ve bu toplumun, batıya doğru ilerleyen büyük Pers kuvvetleri ile yaptığı savaş anlatılmaktadır.2)KİTABIN ÖZETİ: M.Ö. 480 yılında Kral Kserkses emrindeki, Herodot’un belirttiğine göre, iki milyon askerden oluşan Pers İmparatorluk orduları Hellespontos’u geçerek, Yunan’I istila etmek üzere yola çıktılar. Çaresiz kalan Ispartalılar, bir oyalama taktiği olarak Termopilai geçidine üç yüz seçilmiş asker gönderdiler. Burada ,dağlarla deniz arasındaki geçitler o kadar dardı ki, Pers kuvvetlarinin en azından bir kısmının etkisiz kalacağını umuyorlardı. Canlarını feda etmeye hazır seçkin bir kuvvet bir kaç günde olsa istilacı milyonları durdurabilirlerdi. Üç yüz Ispartalı ve müttefikleri, istilacılara yedi gün boyunca karşı koyabildi. Sonunda yenildikleri ana kadar, silahları parçalanıp tükendiğinde bile(Herodot’un kayıtlarında belirttiği gibi) ”dişleriyle ve elleryile” savaştılar. Ispartalılar ve Thespialı müttefikleri, kanlarının son damlasına kadar savaşmışlardır; kendi canlarını feda ederek gösterdikleri bu cesaret sayesinde Yunalılar bir araya gelerek: o güz ve o bahar, Persleri, Salamis ve Plataiai’de mağlup ederek, Batı’da yeni yeni filizlenmekte olan demokrasi ve bağımsızlık kavramlarını henüz beşikteyken yok olmaktan kurtamışlardır. Bugün Termopilai’de iki anıt kalmıştır. Bunlardan yeni olanı, orada şehit düşen kralın onuruna Leonidas Anıtı adını taşır. Üzerindeki yazıtta, Kserkses’in Ispartalılardan silahlarını bırakmalarını istemesi üzerine kralın verdiği yanıt kazılıdır. Leonidas’ın yanıtı iki sözcükten oluşur: Molon labe. “Gel ve bunları kendin al.” İkinci anıt, eski olanı, Şair Simonides’in sözlerini taşır. Bu dizeler tüm savaş yazıtlarının en ünlüsüdür: Yoldan geçen yabancı, git Ispartalılara söyleki ; burada onlara hep sadık kalan bizker yatmaktayız. Tüm Ispartalı veThespialı askerler kaharamanca savaşmışlarsa da , hepsinin en cesuru olarak Ispartalı Dienekes gösterilir. Söylentiye göre savaşın arifesinde bir Trakya yerlisi ona Pers okçularının ne kadar kalabalık olduklarını anlatmak için, attıkları okların güneşün yüzünü örttüğünü söylemişitir. Dienekes, buna yanıt olarak gülmüş ve “İyi. Öyleyse biz de gölgede savaşırız,” demiştir.3)KİTABIN ANA FİKİRİ: Korku duygusu çok iyi bir şekilde işlenmiştir. Gerçek bir savaşçının ve liderin vasıfları çok iyi anlatılmıştır. Savaşta sadece savaşanların değil, onların akrabalarının da birşeyler feda ettiği anlatılmaktadır. Korkunun her insanda olabildiğini ve bununla savaşılabildiğini anlatmaktadır.4)KİTAPTAKi OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRLİMESİ: Olaylar çok akıcı bir şekilde işlenmiştir. Tarih , aşk ve savaş konuları soyut bir şekilde incelenebilmiştir. POLYNİKES:Çok iyi bir savaşçı ve katı bir öğretmendir. Kendisi fiziksel olarak çok kuvvetlidir,üç kez olimpiyat şampiyonu olmuştur. DİENEKES:Kendisi yüksek bir rütbeli asker olmasına karşın takım seviyesindeki bir birliği önderlik etmektedir. Liderlik vasıfları olan çok bilge bir insandır. Beni en çok etkileyen hadisesi, onun yardımcısının Dienekes’in muharebe sırasında leğen kemiklerinden aldığı yaraya bakmasına karşın şu cevabı vermesidir: “sıçamam ama şimşekler adına hala savaşabilirim “ demesidir. ALEKSANDROS:Çok duygusal bir çocuktur. Fiziki yetenekleri iyi olmamasına karşın hep ataları gibi savaşabilmeyi istemiştir. Savaş sırasında bütün vatandaşlqrı gibi düşmanla ölene kadar savaşmış ve bir çok zaiyat verdirmiştir. KSEOKENES: Aslında Ispartalı olmamasına karşın aynı onlar gibi itahatkar yetişmiş ve komutanının yardımcısı olarak ölene kadar onunla beraber olmuştur. 5)KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Bu kitabı ilerleyen senelerde tekrar okuyacağımdan eminim. Bu roman öncelikle bir savaşı anlatmaktan çok tarihi bir medeniyeti konu almaktadır.bu yüzden sadece savaş sahneleri değil aynı zamanda bu medeniyetin aile yaşantılarını ve yetiştirilme şekilleri de anlatılmaktadır. Kesinlikle sürükleyici bir kitaptır. Bunun sebebinin de romanın bu kadar iyi yazılabilmesi içerdiği konuların bilir kişilerine danışılarak yazıldığı içindir. 6)YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ: Yazar aslında bir tarih profesörüdür. Eski Yunan topraklarında yapılan bir kazıda bulunan anıttan yola çıkarak romanını yazmaya karar vermiştir.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI :Ateş Geçitleri
KİTABIN YAZARI :Steven Pressfield
YAYIN EVİ VE ADRESİ :Bilge yayın evi / Molla Fenari Sok. No:17/3 Cağaloğlu/İSTANBUL
BASIM YILI :Mart – 2001

1)KİTABIN KONUSU:
Eski bir toplum olan Ispartalıların hayat felsefeleri ve bu toplumun, batıya doğru ilerleyen büyük Pers kuvvetleri ile yaptığı savaş anlatılmaktadır.
2)KİTABIN ÖZETİ:
M.Ö. 4810 yılında Kral Kserkses emrindeki, Herodot’un belirttiğine göre, iki milyon askerden oluşan Pers İmparatorluk orduları Hellespontos’u geçerek, Yunan’I istila etmek üzere yola çıktılar.
Çaresiz kalan Ispartalılar, bir oyalama taktiği olarak Termopilai geçidine üç yüz seçilmiş asker gönderdiler. Burada ,dağlarla deniz arasındaki geçitler o kadar dardı ki, Pers kuvvetlarinin en azından bir kısmının etkisiz kalacağını umuyorlardı.
Canlarını feda etmekye hazır seçkin bir kuvvet bir kaç günde olsa istilacı milyonları durdurabilirlerdi.
Üç yüz Ispartalı ve müttefikleri, istilacılaaa yedi gün boyunca karşı koyabildi. Sonunda yenildikleri ana kadar, silahları parçalanıp tükandiğinde bile(Herodot’un kayıtlarında belirttiği gibi) ” dişleriyle ve elleryile” savaştılar.
Ispartalılar ve Thespialı müttefikleri, kanlarının son damlasına kadar savaşmışlardır; kndi canlarını feda ederek gösterdikleri bu cesaret sayesinde Yunalılar bie araya gelerek: o güz ve o bahar, Persleri, Salamis ve Plataiai’de mağlup ederek, Batı’da yeni yeni filizlenmekte olan dewmmokrasi ve bağımsızlık kavramlarını henüz beşikteyken yok olmaktan kurtamışlardır.
Bugün Termopilai’de iki anıt kalmıştır. Bunlardan yeni olanı, orada şehit düşen kralın onuruna Leonidas Anıtı adını taşır. Üzerindeki yazıtta, Kserkses’in Ispartalılardan silahlarını bırakmalarını istemesi üzerine jralın verdiğiyanıt kazılıdır. Leonidas’ın yanıtı iki sözcükten oluşur: Molon labe. “Gel ve bunları kendin al.”
İkinci anıt, eski olanı, Şair Simonides’in sözlerini taşır. Bu dizeler tüm savaş yazıtlarının en ünlüsüdür:
Yoldan geçen yabancı, git Ispartalılara söyleki ;
burada onlara hep sadık kalan bizker yatmaktayız.

Tüm Ispartalı veThespialı askerler kaharamanca savaşmışlarsa da , hepsinin en cesuru olarak Ispartalı Dienekes gösterili.söylentiye göre savaşın arifeisnde bir Trakya yerlisi on Pers okçularının ne kadar klabalık oldıklarını anlatmak için, attıkları okların güneşün yüzünü örttüğünü söylemişitir. Dienekes buna yanıt olarak gülmüş ve “İyi . öyleyse biz de gölgede savaşırız,” demiştir.

3)KİTABIN ANA FİKİRİ:
Korku duygusu çok iyi bir şekilde incelenmiştir. Gerçek bir savaşçının ve liderin vasıfları çok iyi anlatılmıştır.

4)KİTAPTAKi OLAYlARIN VEŞAHISLAREIN DEĞERLENDİRLİMESİ.
Olaylar çok akıcı bir şekilde işlenmiştir. Tarih , aşk ve avaş konuları soyut bir şekilde incelenebilmiştir.
POLYNİKES:Çok iyi bir savaşçı vekatı bir öğretmendir
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

KİTABIN ADI :KIRIK HAYATLAR
KİTABIN YAZARI :Halid Ziya UŞAKLIGİL
YAYIN EVİ :İnkilâp Kitap Evi
BASIM YILI :1989

1.KİTABIN KONUSU

Kitaptaki olaylar Osmanlı’nın son döneminde geçmektedir.Osmanlı’nın son döneminde Türk halkında batıya karşı körü körüne bir özenti oluşur.Batıdan alınması gereken teknoloji, ilim, bilim değilde; bizim yaşantımıza ters düşen kültürü taklit edilir.Özellikle İstanbul’da zengin diye nitelendirilen ve kendilerini halkdan daha üstün gören bir gurup, kendilerine batıda yapılan çılgın eğlenceleri örnek alıp, hemen her yerde görgüsüzce eğlenmeye çalışıyorlardı.Bu durum özellikle Türk aile yapısına aykırıydı ve bunun sonucu olarak bu tabakada aile bağları iyice zayıflamış hatta kopmuştu.Çirkeflik başını almış gidiyordu. Eşler birbirine sadık kalmıyor, hatta eşini aldatmak, ailesine bağlı kalmamak bir başarı olarak görülüyordu.Kitap o günün bu acı tablosunu çok güzel bir şekilde anlatıyor.

2.KİTABIN ÖZETİ

Ömer Behiç yıllardır hayalindeki eve nihayet kavuşmuştu.Yatılı okulda okuduğu yıllarda hayal ettiği sıcak yuvasın a kavuşmak için çok beklemişti.Bu gün onun en büyük hayaline kavuştuğu gündü.
Ömer Behiç bir doktordur.Ailesi onun siyasal okuyup önemli bir memur olarak devlet dairesinde çalışmasını istiyordu. Böylece onun hayatını kurtaracağını düşünüyorlardı. Fakat o ailesinden gizli olarak tıbbiyenin sınavlarına girer ve kazandığı gün gelir, ailesine haber verir.Bundan sonra ailesi de onun seçimini kabul etmek zorunda kalır.Okulda çok başarılı bir öğrencidir. Geçmişinden gelen eziklikten dolayı pek sosyal bir insan değildir.Arkadaşları onu inek diye nitelendirir. Onu sosyal etkinliklere katılmaya ikna edebilen tek kişi vardır.O da arkadaşlarının tabiri ile ‘Piç Bekir’dir.Okulun son senesinde Ömer Behiç Babasını kaybeder.Okul bittikten sonra Fransa’ya master yapmaya gider. Burada iken de annesini kaybeder.Ona artık sahip çıkacak kimse yoktur.Fransa’da fakirlik içinde zorlukla eğitimini devam ettirir.Nihayet Fransa’daki eğitimini bitirip İstanbul’a geri döner.Halası artık onun evlenmesi gerektiğini düşünür ve onun için Vedide’yi istemeye giderler. Ömer Behiç Vedide’yi ilk gördüğü anda ona vurulur.Vedide el değmemiş, ailesi zengin olmasına rağmen İstanbul’un o karmaşık eğlence haytına dalmamış bir kızdır.Bu tanışmanın sonu evlilikle biter.O şimdi hayallerine karısını da eklemiştir.İşte bu gün sekiz yıllık arkadaşı ile ortak hayalleri gerçekleşmiştir.
Ömer Behiç evinin bir bölümünü de muayenehane olarak da kullanmaktadır. Burada birçok zengin hastalarını tedavi etmesinin yanında da fakir hastaları da ücretsiz tedavi etmektedir.Bu mutlu günlerinde karısı ilr birlikte etraflarındaki kötü olayları düşünüp, bu olayların kendi ailelerinin başına gelmemesi için de dua etmektedirler.
Ömer Behiç bir gün yolda eski bir arkadaşına rastlar.Bu doktor arkadaşı İstanbul sosyetesinde çaplıkınlıkları ile ünlü ve bundan büyük gurur duyan bir şahıstır.Tabiki bu Piç Bekir’den başkası değildir.Karşılaştıkları günden itibaren Bekir Servet ile sık sık görüşmeye başlarlar.Bekir ona hovardalıklarını anlattıkça Ömer Behiç ona çok acımaktadır.Son zamanlarda Bekir Servet İstanbul’da zenginliği ile ve çapkınlığı ile tanınan bir ailenin uçarı kızı olan Nebile ile aşk yaşamaktadır.Bir gün Bekir Servet, Ömer Behiç’e bir hastasını bakması için daha doğrusu ondan görüş almak için rica eder.Gittikleri ev Nebile’nin evidir.Nebile rahat tavırları ile Ömer Behiç’I oldukça şaşırtmıştır.Bekir Servet ile Nebile onun karşışında Aşk oyunları yapmaktan geri kalmamışlardır.İşleri bitip çıkarken Nebile’nin küçük kardeşi Neyyir ortaya çıkar.Ömer Behiç onu görür görmez içinde fırtınalar kopar, eve geldiğinde hâlâ onu düşünmektedir. Bir süre sonra Neyyir hasta olduğu bahanesi ile Ömer Behiç’i eve çağırır.Kontrol sırasında çok yakınlaşırlar ve Neyyir’in çıplak vücuduna dokunan Ömer Behiç, ona daha da vurulur.Kız ona bir adres verir ve orada buluşmalarında herşeyin daha farklı olacağını söyler.Böylece yasaklı aşk başlar. Bu sırada Bekir Servet Müzzan isimli dul bir kadına aşık olur ve onunla evlenip geçmişine bir sünger çeker.Bu durumda Ömer Behiç yasak aşkını arkadaşı ile dahi paylaşamaz.
Kara bulutlar ailenin başındadır.Ömer Behiç’in iki lızı vardır.Küçük olan kızlarının eski bir hastalığı tekrar başlar.Çocuk günden güne erir ve doktorlar bir çare bulamazlar.Ömer Behiç’in yasak aşk cephesi de kötü geçmektedir.Neyyir zengin biri ile evlenma hazırlıklarına başlar.Fakat ilişkileri hâlâ sürmektedir.Bu kötü olaylar Ömer Behiç’I harap eder. Neyyir’in etkisi ile ailesini hatta hasta kızını ihmal eder.Karısı ise bu yasak aşktan haberdar olmuştur bile.Aynı evde iki yabancı gibidirler.Küçük kızlar kısa bir süre sonra vefat eder.Vedide iyice kendi iç âlemine dalar.Tüm gün odasına çekilip, namaz kılıp, kur’an okumaya başlar.Bu sırada Neyyir de evlenmiş fakat yasak aşkını hâlâ sürdürmek istemektedir.Ömer Behiç onun her teklifini geri çevirir.Neyyir’in son mesajında onu son defa olarak görmek isteidği yazmaktadır.Ömer Behiç bunu kabul eder.Fakat onu görünce tekrar bu ilişkinin başlamasından da korkmaktadır.Tam Neyyir’in yalısına giderken karar değiştirip kızının mezarına gider.Yaptığı herşeye pişman olur ve mezarın başında saatlerce ağlar.Acele ile evine geri döner.Hızla Vedide’nin odasına dalar.Vedide her zamanki gibi seccadesinin üstündedir.Çok eskiden olduğu gibi başını melek karısının dizlerine koyup ağlamaya başlar. Vedide ilk önce tepki vermez, daha sonra ise sıcak göz yaşlari Ömer Behiç’in yüzüne damlamaya başlar.Karı-koca birbirlerine sarılıp ağlamaya başlarlar.Ömer Behiç bir şeyi daha yeni farkeder.Vedide’nin simsiyah olan lüle lüle saçaları çoktan ağarmıştır…


3.KİTABIN ANA FİKRİ

Kendi kültürüne sahip çıkmayan, diğer toplumları körükörüne taklit eden toplumlar yozlaşmaya ve mutsuz yaşamaya mahkûmdurlar.


4.KİTAPTAKİ ŞAHISLARINDEĞERLENDİRİLMESİ

Ömer Behiç:Kültürlü,birşeyler öğrenme arzusu ile yanan, idealist olmayan bir kişidir.
Vedide:Ailesi için herşeyini feda edebilecek kültürlü, iyi yetişmiş bir annedir.
Bekir Servet:Hayatı günü gününe yaşayan, kadınlara gereken değeri vermeyen, çapkın bir İstanbul beyefendisidir.
Neyyir:Minyon tipli, karşısındakini kendine bağlamayı çok iyi başaran, güzel, fakat Türk aile toplumuna aykırı bir yaşantısı olan bir genç kızdır.
Nebile:Kardeşine göre biraz daha şişman olan ve kardeşi kadar etkileyici olmayan, yaşantısı kardeşi gibi olan bir genç kızdır.

5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER

Kitaptaki olaylar o kadar güzel işlenmiş ki okuyucu sanki olayları kendi yaşıyormuş gibi hissediyor.Hatta kendim okurken olayalrı kendimi o kadar kaptırmış oluyordum ki, roman kahramanlarına kendi kendime bağırıp çağırıyordum.Kitap o günkü yaşantıyı ve çevreyi çok güzel tasvir ediyor.Ama bu tasvir sırasında süslü sözlere çok yer verdiği oluyor.Dili ağır olan bir kitaptır.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ

Halid Ziya UŞAKLIGİL (1866-1945)

Srevet-i Fünun romancılarından, İstanbul’da doğdu ve yine bu şehirde öldü.İlk tahsilinden sonra Fatih Askeri Rüştiyesi’ne gitti ve 17 yaşında okuldan ayrıldı.1884’te ‘Nevruz’ gazetesini, daha sonra ’Hizmet’ ve ‘Ahenk’ gazetelerini kurdu.İzmir Rüştiyesi’nde Fransızca öğretmenliği yaptı.İdadi’de Türk Edebiyatı dersi okuttu.Reji Müdürlüğü başkatibi oldu.Servet-I Fünun dergisine girdi ve en büyük romanları burada yayımlandı.Kitaplaarındaki kişileri her zaman gerçek hayattan seçmiştir..Fransızca,İngilizce,İtalyanca, Almanca, Arapça ‘da birçok eserleri vardır.Her konuda eserleri vardır.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI: BALTACI MEHMET PAŞA VE KATERİNA
KİTABIN YAZARI: MURAT SERTOĞLU
YAYINEVİ: BİLGE KARINCA YAYINLARI
BASIM YILI:2001

1)KİTABIN KONUSU:

Dillere derstan olmuş Baltacı Mehmet Paşa ve Çariçe Katerina’nın aşklarının iç yüzünü ve akıllara durgunluk veren entrikaları, kurnazlık ve güzelliğiyle birleştirerek, bir döneme imzasının atan Çariçe Katerina olağanüstü maceralarını anlatıyor.


2)ESERİN ÖZETİ :

Fakir bir çamaşırcı ve kötü yola düşmüş bir kadının kızı olan Katerina, Papaz Gluk’un evinde çamaşırcılığa başlar. Gluk belli bir süre sonra Katerinayla ilişkiye girer. Bu sırada Rusya ile İsviçre savaşa hazırlanmak üzereydiler. İsviçreliler Katerina’nın bulunduğu şehre gelmişlerdi. Katerina burada bir isviçre askerine hayran olur sonunda aşk doğar. Bu arada Katerina askeril papazı idare etmektedir. Papaz bundan şüphelenir ve sonunda evinde Katerina’yla askeri basar ve orada askeri öldürür ve evini yakar. Korktuğu için Katerina’yla Rusya tarafına sığınmaya karar verir. Rusya tarafına geçerlerken sınırda yüzbaşının birisi Katerina’ya el koyar papazıda Moskova’ya gönderir. Kısa sürede Katerina ile yaşadığı aşk ortaya çıkınca Genaral Menkişof emanetine alır. Katerina ile genaral gönül eğlendirir. Genaral savaşı kazanmış olarak yurduna dönerken Katerina’yıda götürür. Fakat karısından korktuğu için Katerina’yı en yakın arkadaşı ve hatta çarın en yakın dostu olan Genaral Şermiyetif’e verir. O günden sonra Katerina’nın şansı açılır. Başlarda ilgi çekmeyen kız bir anda herkesin gözdesi olur ve Çarın metresliğine ardındanda Rusya’ya çariçe olur.
Bâzılarının "Deli" ve bâzılarının "Büyük" dedikleri Rusya imparatoru Birinci Petro, Moskof sürülerini vahşetten kurtararak memleketinde geniş ıslahat yaptıktan sonra, Osmanlı imparatorlarının payitahtı olan İstanbul şehrine göz dikmişti.
Bu arzusunu tatmin için de yeniden teşkil ve en modern silâhlarla teçiz ettiği ordu gibi, mükemmel bir vasıtaya malikti. Petro, bu ordunun başına geçerek, Tuna sahillerine doğru iniyordu. Bir taraftan, bu yepyeni ve genç ordunun kendisine büyük bir zafer kazandıracağına kanaat getirmekle beraber, diğer taraftan da Balkanlardaki hristiyanlara güveniyor,bilhassa, şimdiki Romanya topraklarında kendisini karşılamak için on bin askerle, depolar dolusu erzak bulunuduğuna dair verilen teminata inanıyordu. Haris imperator, güzide ordusunu bin an evvel zafere kavuşturmak için sabırzlanıyor, maiyetinde bulunan yerli ve ecnebi birçok tecrübeli generallerin:
___ Aman, haşmetmeap.. Pek acele etmiyelim Türklerin ve Tatarların birleşmiş kuvvetlerini lâyıkiyle keşfetmeden (ki 200.000 kişi) ilerlemeyelim. Sonra, İsveç Kralı XII Şarlı'ın mâruz kaldığı felâkete uğrarız, diye verdikleri nasihatlere kulak asmıyordu.
Osmanlı ordusu, Sadrazam Baltacı Mehmet Paşa'nın komutasında bulunuyordu ve kendisine iltihak eden Kırım süvarileri de dahil olduğu halde ordusunun mevcudu, Rusların üç mislini tecavüz ediyordu. Fakat, Petro, Osmanlı ordusunun bu çokluğuna emniyet vermiyor, sadece kendi askerlerinin talim ve terbiyesine ve silâhların mükemmeliyetine güveniyordu.Petro, bu güveninde haksız değildi. Çünkü, iki ordu karşılaştığı zaman, Rus ordusu birkaç muvaffakıyet elde etmiş ve Obmanlı ordusuna bir miktar zaiyat verdirmişti. Fakat, Baltacı Mehmet Paşa'nın basit askeri liyakatı, Petro'nun senelerce ve senelerce tahammül edilmez fedakârlıklara katlanarak elde ettiği modern askerlik malûmatına galebe etmiş, Rus ordusu Osmanlı ordusunun büyük bir maharetle kurduğu çember içinde mahsur kalmıştı.
Petro, pek fena halde şaşalamış, etrafındaki çemberi paralayıp çıkmak için muhtelif yerlerden huruç hareketine kalkmıştı. Fakat, esareti kabul etmekten başka bir çera kalmadığını görmüştü. Bu vaziyet, Petro'yu çıldırtmış, hakikaten deli etmişti. Sara nöbetlerine tutularak çadırındaki yatağa serildi... Zevcesi Katerina, onun başucundan ayrılmışordu. Bir taraftan onun tedavisi ile uğraşırken diğer taraftan da:
__ Petri... Sakin ol, üzülme. Seni bütün çarların fevkine çıkaran Cenabı Hak hiç şüphesiz ki, bu bâdireden de kurtaracaktır. Diye, teselliye çalışıyordu. Petro, son bir ümide kapılarak her şeyi göze aldı. Ordusunun bütün eşyasını yaktırdı, son bir büngü hücumiyle muharasa çemberini yarıp çıkmayı kararlaştırmıştı. Eğer yakasını Türklerin elinden kurtarabilirse tekrar hürriyet ve istiklâline kavuşacaktı. Bu huruç hareketi, tamamiyle hazırlanmıştı. Lâkin Katerina ile Petronun has müşaviri Şafiroff'un muvaffakiyet ümitleri pek azdı. Bunlar başbaşa vermişler, kendilerince bir plân hazırlamışlardı.

Bu plân gayet basitti. Katerina'nın bizzat Baltacı Mehmet Paşa'yı ziyarete giderek, onunla pazarlığa girişmesinden ibaretti. Nitekim Katerina, bu plânı zevci Petro'ya arzettiği zaman o büyük bir sevinçle zevcesinin ellerine sarılmış:
__ Katerina... Sen, hakikaten çok kıymetli bir kadınsın. Ordununu çelik süngüleriyle halledemediği bir işi, kadınlık sihrinle halledeceksin. Diye bağırmıştı. Karar, o gece tatbik edildi. Gece yarısına doğru, Katerina sırtına bir asker kaputu giydi, kaputun kukuletesini de başına geçirdi. İçi en kıymetli elmaslarla dolu bir çantayı, imparatorun has müşaviri Şafirof'un eline verdi. Önlerinde fener çekenh bir tercüman olduğu halde, Rus kıtalarının arasından geçti. Gecenin zifiri karanlıkları içinden Baltacı ordusunun ileri karakollurı önüne geldi. Bir fenerle üç karaltının geldiğini gören Türk ileri karakol nöbetçisi:
- Kimdir o? diye seslendi.
Katerina'nın tercümanı bu saule:
- Zabitinizi çağırın. Kendisine mühim söyleyeceklerimiz var. Diye cevap verdi. İleri karakol zabiti koşa koşa geldi. bu defa tercüman ona yaklaşarak:
- Haşmetlu imparatorumuz hazretleri, kendisinin en yakından bir zatı tebdili kıyafetle kumandanınıza gönderdi. Çok acele görüşmeleri lazım geliyor. lakin bu konuşma, pek mahrem ceyeran edecektir, dedi. Türk zabiti, koşa koşa Baltacı'nın çadırına gitti. Ordu kumandanını uyandırarak meseleyi nakletti. Baltacı, hiç beklemediği bu ziyarete hiçbir mana veremedi. Çünkü, eğer Petro teslim olmayı teklif için haber göndermiş olsa, bu haberi getirecek olan heyetin gündüz gelmesi lazım gelirdi. Buna binaen Baltacı, uzun bir düşünce geçirdi, sonra:
- Deli kafirin adamını getiriniz. Diye emir verdi.
Katerina, Şefirof'un elindeki çantayı geniş kaputunun altına aldı, Türk zabitini takip ettiler. Osmanlı kıtalarınını çadırları arasından sessiz sedasız geçtiler ve Baltacı'nın çadırına girdiler. Katerina çadıra girerken kaputu ve başlığı atmıştı. baltacı bu muhteşem kadının imparatoriçe olduğunu hemen alnadı ve hayretler içinde kaldı. Katerina'nın yalnız kalmak istediğini anlatan bir işaret üzerine Baltacı'nın verdiği emirle çadır boşaldı. Baltacı henüz kendini toparlayabilmişti ki, kraliçe elindeki çantayı yere attı. Baltacı'nın hayreti de artacaktı, çünkü, Katerina kendisine yaklaşarak, gündüz tercümanından öğrendiği cümleyi mırıldandı:
- Getridiğim elmaslarla ben seninim...Baltacı fena halde şaşalmıştı. Bir müddet cevap verecek söz bulamadı. Sonra bizzat çadırın kapısına kadar giderek, meşin perdeyi eliyle kapadı. Katerina, bir saat kadar sonra, gene asker kaputu içinde harb hatlarından geçti gitti ve kocası imparatorun çadırına girdi. Petro, büyük bir heyecan içinde zevcesini beklemekte idi. Onu görür görmez: Ne haber?.. Dedi. Büyük bir sevinç içinde kocasının boynuna sarılan Katerina, neşeli bir sesle:
-Kurtuldun Petri... Yarın, Şafirof'u, müzakere için paşaya göndereceğiz. Diye cevap verdi.
Ertesi gün Şafirof imparator tarafından Baltacıyla müracaat ederek sulh teklif etti. Baltacı da, Katerina'nın o gece ziyaretinin hatırı için teklifi kabul ederek muhasara hattını geri çekti.
Baltacı ordusunda bulunan ve Prut habrinini başından sonuna kadar cereyan eden hadiselere şahit olan Kırımlı Hacı Abdülgaffar isminde bir zat, "umdetut- tevarih" adında, Kırım hanlarına mahsus bir tarih yazmıştır ki, bu tarihin devlet girayhan faslında bu harp hakkında da mufassal malümat vardır. harbin bu canlı şahidi taragfından yazılmış olan bu tarihte, Katerina ile Baltacı arasında geçtiği iddia olunan macera hakkında, ima ile olsun, bir tek cümle mevcut değildir. Bu zatın rivayetine nazaran, Moskoflar beyaz bayrak çekiyorlar. "- Aman...Elaman..." diye feryada başlıyorlar. Yani, teslim olacakları için "Aman" istiyorlar... Baltacı bu vaziyeti görür görmez: "- Eylem başı kılıç kesmez, meşru değildir." diyor ve muhassara hattındaki kuvvetleri geri çekiyor. Aynı zamanda düşmanın tesilm olamak istediğini Kırım Hanı Devlet Giray'a bildiriyor. " - Düşman ile, tekmil üzere barışalım." diye haber gönderiyor. Fakat, Han, Baltacı'nın bu teklifini kabul etmiyor:
"- Moskof ordusu tamamiyle elimizdedir, onu imha edelim ve sonra Moskof diyarına yürüyelim, bur daha bu fırsat elimize geçmez." diye itiraz ediyor. Fakat, Baltacı bu itiraza karşı : "- Eğer harbe devam edersek, düşmanı meyus ederiz ve o yeis halile can aşkına yitirerek Allah muhafaza etsin, başka türlü ahvalin zuhuruna sebebiyet veririz... Düşmanın teklifi büyük bir nimettir. Hemen sulhe mübaşeret edelim. Diyorsada Kırım hanı itiraza devam ediyor. Baltacı hiddetleniyor ve Kırım hanına : "- Cevabınız Tatar umurunu bilirsiniz. Devleti Aliyye'nin umuru ise bana tevdih edilmiştir. diye haber görderdikten sonra Petro'nun yolladığı elçilerle müzakereye girişiyor. müzakerenini birinci maddesi şu: Osmanlı Ordusu'nun harp masrüafını tazminat olmak üzere "hazineyi amireyi ve fire" vermek... Petro, gerek bu maddeyi ve gerek diğer maddeleri kamilen kabul ediyor, Katerina'nın bütün mücevherleri de dahil olmak üzere ordusunda bulunan ne kadar para varsa veriyor, bir müddet evvel zapt ettiği Azak kalesini de iade ediyor. Osmanlı hududunda yaptırdığı kaleleri yıktırmaya da rıza gösteriyor ve diğer maddeleri de kamilen kabul ederek Prut Muahedenamesini imzalıyor. ( meskur muahede Falksen muahedesi ismi altında biliniyor ve 1711 tarihinde yapılıyor ) Ancak bu sayede , Baltacının elinden yakasını kurtararak çıkıp gidiyor. Artık, Türklerle harbe de cesaret edemiyor.
Katerina Rusya’yaya döndükten sonra başka bir sevgili buluyor ve hayatını Çar Pedro aldatarak geçiriyor.





3) KİTABIN ANAFİKRİ:
Bu kitap bir genç kızın en alt seviyeden nerelere geldiğini gösteriyor. Akıllı olanların bu dünyada daha iyi ve güzel yaşadığını görüyoruz.
4)KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
KATERİNA:
Kitabın baş kahramanı. Akıllılğı ve güzelliğiyle gönülleri feth eden birisi. Herkesi parmağının ucunda döndüren biri.
ÇAR PEDRO:
Deli ve açık görüşlü hiç bir şeyden utanmayan bir insan .
BALTACI MEHMET PAŞA:
Cengaver fakat yufka yürekli kadınlara karşı saygılı ve verdiği sözleri tutan birisi.
5)KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitap her Türk gencinin okumasaı gerekne bir kitap. Sürükleyici aynı zamanda hoş bir kitap.Çariçenin olağanüstü maceralarını gördüğüm ve çok zevk aldığım bir kitaptır.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
]KİTABIN ADI
]YABAN
]KİTABIN YAZARI
]Y.KADRİ KARAOSMANOĞLU
]YAYIN EVİ VE ADRESİ
]
]BASIM YILI
]1984

]
KİTABIN KONUSU: Dünyadan elini eteğini çekmek isteyen aydın bir kişinin acı ve korkunç bir hakikatle karşı karşıya gelmesi ve tepkileri, kısmen de olsa köylünün Kurtuluş Savaşına olan bakış açısı, yazarı kendisine ait olan yapayalnız dünyasında onu mutlu edecek birini buluşu ve onu terketmek zorunda kalması…
KİTABIN ÖZETİ:
Ahmet Celal, bir Osmanlı padişahının oğludur. Savaş esnasında
vurulmuş ve kolunu kaybetmiştir. Bu hazin hadiseden sonra, dünyadan elini eteğini çekmiş ve toplumdan kaçmak, sessiz sakin bir yerde yaşamak içinAnadolu’nun ücra köşelerini seçmiştir. Bu sebebten dolayı, onun subaylık yaptığı dönemde ona emirer olarak hizmet eden M. Ali’nin köyüne gider.
Köydeki ilk günleri onun için çok zor olmuştur. Çünkü bundan önceki yıllarda, İstanbul’da yaşamış ve oranın kültürü ile bezenmiştir.Köylüler ona ,
oranın yabancısı olduğu için ‘ Yaban’ derler. Fakat, Ahmet Celal bu lakabı kendine laik bulmaz. Çünkü o,kolunu salt bu bu millet için kaybettiğini savunur. Onun için köydek ilk iki hafta köy yaşantısını alışma safhası olarak geçer. Bu arada M. Ali’nin müstakil evinin bir odasında kitaplarıyla gününü geçirir. Kitapları bir nebze dahi olsa yalnızlığını ve acısını unutmayı sağlar. Onlar, onun en iyi dostu olmuştur. Bu zaman zarfında, M.Ali’nin annesi, kız kardeşi ve kardeşi ismail’le tanışır. Köy ortamı ona , İstanbul gibi büyük bir yerde yaşadığı için çok rezalet gelir.
Haftalar ilerledikçe Ahmet Celal, köy ahalisiyle yavaş yavaş tanışır. Köyün en zengini Salih Ağa, muhtar ve Süleyman adında karısını söz geçiremeyen adamla samimiyet kurar. Fakat, bu samimi yet sınırlıdır. Ahmet, onlara hep savaştan, Atatürk’ten ve O’nun yaptıklarından bahsederken onlar, onu hiç ciddiye almaz ve bir gün düşman gelip, ülkeyi Osmanlı’dan alacak ve onlar huzurlu bir ortamda yaşayacaklarını inanırlar.
Bir gün Ahmet Celal, köyün civarına gezmeye çıkar. Çünkü, köy halkının düşünceleri onun acısına tuz ekiyordu. Bundan dolayı yaylalara çıkar; doğanın verdiği huzur ile hem acısını hem de yalnızlığını kısmen de olsa unutur. Yine yaylalarda gezerken bir kız görür. Kız, istanbuldakiler gibi bakımlı, giyim-kuşamı iyi olmasa bile, onu çok etkilemiştir. Onunla konuşmak ister; fakat kız ondan kaçar. Çünkü o, köylülerin tabiri ile buraların ‘yaban’ıdır. Günler geçmesine rağmen, kızı unutamamaktadır. Onu tekrar görmek ve konuşmak için yaylaya çıkar. Bir süre bekledikten sonra yine aynı kız oraya gelir. Ahmet onunla konuşmak ister; fakat nafile. Kız ondan yine kaçar. Fakat o, bu sefer onunla konuşamaya kararlıdır. Ve kızı bir süre kovaladıktan sonra onu yakalar. Kız , sudan yeni çıkmış balık misali, kaçmaya çalışır. Ahmet onu sakinleştirdikten sonra ona, ‘sadece seninle konuşmak istiyorum.’ der. Fakat kız yine de kurtulamk için çabalanır. Bir süre sonra, kızın isminin ‘Emine ‘ olduğunu öğrenir.
Bu arada cephede savaş şiddetlenmiş ve köylerden tekrar askere çağırılanlar olur. Bunlardan bir tanesi de M.Ali’dir. Onun evden ayrılması ile artık yazarın köyde samimi olacağı, dertlerini anlatabileceği kimse kalmamıştır. Bir kaç hafta daha M. Ali’nin ailesiyle birlikte kalır. Fakat İsmail’in Emine’yi sevdiğini ve onunla evleneceğini duyunca evden ayrılır. Köyde başka bir yerde yaşamaya başlar. Fakat, kolunu kaybetmiş olmasından dolayı yardıma muhtaçtır. İlk zamanlar Süleyman onun ihtiyaçlarını gidermeye çalışır. Aslında o da yazar gibi terkedilmiş ve yapayalnızdır. Karısı, onu asker kaçağı birisiyle aldatmış ve ve İstanbul’a kaçmıştır. Fakat Süleyman karısını çok sevmektedir. Onu bir türlü unutamaz. Aradan günler geçer. Bir gün İsmail’in Emine ile evleneceğini duymasına rağmen yazar, muhtar gider ve Emine’yi kendisine istemesini söyler. Bunun üzerine muhtar hanımını Emine’nin evine gönderir. Ama Emine bu işe ‘Hayır’ der. Üstüne üstelik yazara kolsuz olduğu için ağır hakaretlerde bulunur. Kendisi hakkında söylenen lafları yazar muhtarın ağzından duyunca deliye döner. Ona göre İsmail , Emine’yi laik birisi değildir.
Birkaç hafta sonra , İsmail’in Emine ile evlenmek üzere hazırlık yaptığını kahvede işitir. Emine’yi kafasından silmeyi başarmış; fakat bir türlü kalbinden atamamıştır. İkinci kez hayal kırıklığına uğrar. Bunun hıncını Süleyman’ı azarlayarak , karısı hakkında ileri geri konuşarak çıkartır. Bu kavgadan sonra, Süleyman daha fazla dayanamaz ve köyü terkeder. Yazar pişmandır ama çok geçtir.
Süleyman’ın evi terketmesinden sonra, kendisine yardım etmesi maksadıyla Emeti Kadın’ı tutar. Onun Hasan adında bir torunu vardır. Emeti kadın hem torunu Hasan’ı hem de yazara bakmaktadır. Torunu Hasan küçük bir çobandır. Yazar, onunla koyunları otlatmaya çıkar. Böylece hem Emine’yi tekrar görmek hem de acılarını unutmak ister. Bu sırada dağların arkasından top sesleri gelmektedir. Buradan da anlaşılacağı gibi savaş köye doğru gelmektedir. Bu arada Emine İsmail’le evlenir. Yazar , bir daha köyün içinde gezemez olur.
Aradan fazla geçmez. Köye bir şeyh gelir. Köylülere , yurdumuzun düşmanlar tarafında zaptedildiğini ve niyetlerini Anadolu’yu elimizden almak olduğunu; yeşil sarıklıların bizi düşmana karşı savunduklarını ve müslüman olmak isteyen Kraliçe’den bahserder. Bu olayı yazar, Emeti Kadını’ın duyduklarından öğrenir. Bunun üzerine yazar sinirlenir ve şeyhe gider , onunla kavga eder.
Savaş cephelerde son surat devam etmektedir. Düşman uçakları köyün üzerinde kol gezmekte ve bir takım kağıt parçalarını yere atmaktadır. Kağıtta’ Sakın yerinizden yurdunuzdan olmayınız. Biz size kötülüık etmeğe gelmiyoruz. Halife ve padişah bizimle beraberdir. Biz sizi Kemal’in çetelerinden kurtarmak için harbediyoruz.’ yazar. Köylüler, bunu okuyunca yazar , her birinin gözünün parıl parıl parlamağa başladığını görür. Bir akşam üstü eve dönmek üzere iken ‘ Davranma !’ diye bir sesle irkilir. Yazar ilk başta anlamazlıktan gelir ;fakat bir kaç adım atar atmaz bir kurşun kulağının dibinden bir arı gibi vızıldayarak geçer. Yazar , bunun bir asker kaçağı olarak düşünür; ama ateş eden bir Türk askeridir. Az kalsın bir Türk askerinin kör kurşununa hedef olacaktı. Onlara durumu anlattıktan sonra birliğin( topçu müfrezesi) komutanlarından savaş hakkında bir kaç bilgi alır. Konuşmalardan yazar, Türk Ordusu’nun savaşı kazanacağından ümitperver olur. Artık savaş , köye çok yakın yerlerde cereyan etmektedir.Bu sebebten dolayı birlikler, köy yollarını kullanmaktadır.
Bir gün inanılmaz bir olay olur. Yazar , muhtar ve diğer köy ahalisi kahvede otururlarken, uzaktan çok dağınık halde bir birlik gelmekte olduğunu görmektedirler. İlk başta düşman sanılan birliğin daha sonra Türk Ordusu’ndan olduğu anlaşılır. Bekir Çavuş, savaşın son gelişmelerinden haberdar olmak için askerlerden bir kaç tanesini ‘ Komutanınız nerede ?’ diye sorar. Daha sonra birlik komutanı bir Başçavuş çıkagelir. Başçavuş yorgun ve perişan haldedir. Bir süre Başçavuşla muhtar bakıştıktan sonra sarmaş dolaş olular. Çünkü o, bir zamanlar köyde yaşamış ve öldü sanılan Emine’nin babasıdır. Bir kaç cephedeki olaylardan ve son gelişmelerden konuştuktan sonra muhtar ona kızı Emine’yi hatırlatır. Daha sonra muhtar ‘ Daha önce nerelerdeydin?’ diye sorar. Bunun üzerin Başçavuş, on yıl Moskof’a esir düştüğünü ve esaret yıllarını anlatır.Bu arada Emine kahvehaneye babasıyla görüştürülür. İlk başta Emine, ürkek bakışlarla babasına baktıktan sonra göz ucuyla da yazara bakar ve utangaçlığından ne yapacağını bilemez.Bir süre bakıştıktan sonra yazar, Emine’nin artık İsmail’i sevmediğini bakışlarından anlar. Artık bu noktadan sonra, yazarla Emine arasında bakışmalarla birbirlerine olan aşklarını ilan ederler. Ama bir sorun vardır: Emine’nin İsmail’le evli olması. Bir müddet sonra Başçavuş, anasını görmeye gider; askelerini de bir süre mola yapmak üzere muhtara bırakır.
Ertesi gün, sabah erkenden birliğin yola çıktığın öğrenilir. Dağın arkasındaki top sesleri iyiden iyiye artmaktadır. Köylüler bu olaya karşı tedirgindir. Çoban Hasan’la yazar arada sırada koyunları yaylaya çıkartırlar. Fakat, bir gün Küçük Hasan yaylaya kendisi gider. Ne olduysa o gün olur. Yazar, Küçük Hasan’ın ‘Geliyorlar’ diyerek bağırmasıyla uyanır. Hasan’a ‘ne olduğunu ‘ sorar. Benzi solmuş, soluk soluğa kalan Hasan :
- aha onlar… senin dediklerin…Te karşıki belin üstünden yürüyüp geliyorlar.
Yazar bir süre kendini toparlayamaz. Çocuğun yüzüne bön bön bakar. Endişe ile apar topar bir kaç eşyasını toplamaya başlar; fakat kolu olmadığı için yardıma ihtiyacı vardır. Emeti Kadın’ı arar ama bulamaz. Evin etrafına bakınır hiç kimseyi bulamaz. Belliki köylü korkudan saklanmış olmalı. Düşmanın hemen köye girmek üzere olduğu, ağır topçu taburunun araba ve demir şakırtılarının seslerinden anlaşılıyordu. Yazar hemen kapısını kilitler, pencereleri kapatır. Aradan fazla geçmez. Dışarıda garip garip sesler gelmektedir. Bu sesler Yunanca idi. Köy tamamen düşman askerleri tarafından ele geçilir. Her eve baskın düzenlerler. Bulduklarını köy meydanına çıkartırlar. Sırada yazarın evi vardı. Asker kapıyı açmaya çalışır aman nafile kapı kilitlidir. Son çareyi kapıyı kırmakta bulur.
İlk başta yazar, askere diklenmeye çalışır ; sonuç vermeyince kendini düşman askerine bırakır. Bir süre sonra yazar, arayıpta bulamadığı köy halkının toplandığı yere götürülür. Burada askerler kadınlara, genç kızlara tacizde bulunur. Yazar bundan rahatsızlık duyar. Aslına bakarsan o, sadece Emine için endişe duymaktadır. Emine’ye baktıkça hem onları korumak hem de Emine’ye sakat olduğu halde erkekliğinden ödün vermediğini göstermek maksadıyla askerlerin arasından Rumca bilene, onu komutanın yanına götürmesini ister. Asker onu alır, komutanının yanına götürür. Yazar Fransızca bildiği için ona, Fransızca olarak askerlerinin halkı eziyet ettiklerini ve genç kızlara tacizde bulunduğunu ifade eder. Yunan subayı onu dinledikten sonra tekrar toplanma noktasına geri götürür. Ve askerlere ve köy halkına eziyet edilip edilmediğine dair sorular sorar. Ahali korktuğu için bir şeyler söyleyemez. Daha sonra askerler, köydeki bütün evleri arama yaptırarak silah namına ne varsa hepsini toplattırır. Ve köylülerden yiyecek, içecek toplarlar ve bunu para karşılığında aldıklarını göstermek maksadıyla öylülere bir kağıt verirler. Cahil köylüler buna inanır ve olan tüm yiyeceklerini teslim ederler. Halbuki Türk askerleri geldiğinde onlardan her şeylerini esirgemişlerdi. Eski bir subay olan yazar, düşmanın köylülerden yiyecek ve içecek toplamasından en az bir iki haftaya kalmaz köyden ayrılacaklarını yorumlar. Bir kaç gün ilerledikten sonra, yazar Emeti Kadın’ın çığlıkları ile uyanır. Hasan’ı işkence ederler. Zavallı çocuk her tarafı yara bere içinde , acılar içinde kıvranmaktadır. Yazar ilk başta Hasan’ın öldüğünü zanneder ama nabzını yokladığında yaşıdığını farkeder. Yazarın endişesi giderek artar.

Ertesi gün , askerler topladıkları eşyaları saracak bir şey aramak için yazarın evini basarlar. Hasan o esnada çarşafın arasında yatmaktadır. Yazar, askerlere ‘Ne istiyorsunuz’der. Onlar cevap vermeden , aniden çarşafı öyle bir hızla çekerler ki Hasan yere ‘ pat’ diye sertçe yere düşer. Zaten hali perişan olan Hasan, bu sefer ölümü atlatamaz. Olduğu yerde yığılır kalır. Emeti Kadın ve yazar Hasan’a yardım etmek için koşarlar ;fakat Hasan ölür. Ağlamalar, sızlamalar… yazar kendini tutamayarak askere bir yumrukta yere serer. Olaylar bu esnada cereyan eder. Köylüler ilk defa da olsa yazarı haklı bulur ve askerlerin üzerine yürürler. Ortalık karışır. Bu karışıklıktan yararlanarak Emine ile yazar kaçarlar. Bu esnada yazar , böğründen vurulur. Fakat bu acıyı o anda hissetmez.sadece yazar değil, aynı zamanda Emine de sol bacağından yaralanmıştır. Kaçabildikleri yere kadar kaçarlar. Bir yere vardıklarında oturup dinlenmeye karar verdiklerinde vurulduklarını anlarlar. Hele Emine’nin yarası daha ağırdır. Kalkacak durumda değildir. Bu sebebten dolayı yazar Emine’yi yalnız bırakır ve yoluna devam eder…
KİTABIN ANAFİKRİ: Aydın birisinin köy halkı ile uyuşmazlığı ile birlikte Anadolu insanın bakımsızlığı, köylülerin olaylara karşı cahilliği ve yazarın yalnızlığı.
KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Yaban dünyaya küsmüş bir aydının acısını ve yalnızlığını işlemiştir. Aydın ile köylüler arasındaki düşünce ayrılığı bütün ayrıntıları ile verilmiştir. ‘Sağ kolumu ben onlar için kaybettim’ diyen A. Celal, bir yandadn da köylülerin geriliği, cehaleti karşısında aydınlar takımını suçlayan bir aydın kişidir. Y.Kadri hep A. Celal’in karamsar gözüyle bakar olaylara, kişilere. Sona doğru , Emine’yi bırakmak zorunda kalan A. Celal ‘’Bize yine yol gözüktü.’ demesi sembolik ve epey karamsar bir anlam kazanıyor: AYDINLAR YOLLARINA GENE YALNIZ YÜRÜYECEKLERDİR.
YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ:
İlk ve orta öğrenimini Manisa, İzmir ve İskenderiye’de tamamladı, İstanbul’a geldi (1908). Peyam (1915) ve İkdam (1916...) gazetelerine makale ve hikayeler yazdı. Milli Mücadele yıllarında Anadolu’ya, Mustafa Kemal saflarına geçti. Milletvekili; Tiran (1934), Prag (1936), Lahey (1939), Bern (1942) elçisi oldu. Ulus gazetesinde (Ankara) başyazarlık yaptı, sonuncu Manisa milletvekilliği dört sene sürdü (1961-1965). Ölümünde Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı bulunuyordu. Cenazesi İsanbul’a getirildi, Beşiktaş’ta Yahya Efendi Mezarlığı’na gömüldü. Hayatına Fecriati topluluğunda romantik-realist hikaye ve mensur şiirle başlayan (1909); deneme, makale, oyun, monografi ve anı türlerinde eserler bırakmış olan Yakup Kadri, yaygın şöhretini romanlarıyla sağladı. Tarih ve toplum olaylarından her birini bir romanına konu edinerek, Tanzimat devriyle Atatürk Türkiyesi arasındaki dönem ve kuşakların geçirdikleri sosyal değişim ve bunalımlarını, yaşayış ve görüş farklarını işledi; düşünceye dayalı tezli eserler verdi.Pek çoğu yabancı dillere de çevirilmiş ve tükendikçe yeni baskıları yapılagelen eserleri, türlerine ve ilk basım yıllarına göre şöyledir: Hikaye kitapları: Bir Serencam (1913), Milli Savaş Hikayeleri (1947), Hikayeler (il hikayeleri, 1985; Der.Big Grinr.N.Akı)
Romanları: Kiralık Konak (1922), Nur Baba (1922), Hüküm Gecesi (1927), Sodom ve Gomore (1928), Yaban (1932), Ankara (1934), Bir Sürgün (1937), Panorama (iki cilt, 1953/54), Hep O Şarkı (1956)
Nesirler ve Yazıları: Erenlerin Bağından (1922), Kadınlık ve Kadınlarımız (1923), Ergenekon (1929, iki cilt), Okun Ucundan (ilk ikisi ile birlikte, 1940), Alp Dağlarınan ve Miss Chalfrin’in Albümünden (1942). Monografiler: Ahmet Haşim (1934),Atatürk(1946)
Anıları: Anamın Kitabı (çocukluk anıları, 1957), Vatan Yolunda (Kurtuluş Savaşı anıları, 1958), Gençlik ve Edebiyat Hatıraları (1969), Zoraki Diplomat (elçilik anıları,1955), Politikada 45 Yıl (siyaset anıları, 1968).Oyunları: Tiyatro Eserleri (4 oyun,1984)
En ünlü eseri Yaban romanı, C.H.P. 1942 Roman Mükafatı’nda ikincilik kazanmıştı.
Atilla Özkırımlı’nın baskıya hazırladığı Bütün Eserleri İletişim Yayınları’nda çıkıyor
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.