You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Köşeli Yazılar...

Köşeli Yazılar...

Posting Freak
Köşeli Yazılar...
Uğur Dündar: Kalan sağlar bizimdir!..


Başbakan Tayyip Erdoğan’ın kürtaj ve sezaryene veryansın ettiği günlerdi.Gittiği her yerde ’kürtaj cinayettir, sezaryen gereksizdir!’ diyordu.

Zira gündemi değiştirmeye şiddetle ihtiyacı vardı!

Kadınlar her zaman olduğu gibi, gerçeği hemen gördüler.

Güncel siyasete bedenlerinin alet edilmesine karşı çıktılar. Ütilip kakılmaya’ Coplanmaya’ Gözaltına alınmaya’ Hatta içeri tıkılmaya’ Meydan okuyup, sokaklara döküldüler!.. ’Siyasetin eli, hangi hakla bedenimize uzanıyor?’ diye sordular!..

Toplumu korkutan, sindiren iktidar belki de ilk kez şaşkındı!

Zira böylesine büyük bir tepkiyi beklemiyordu. Ama şaşkınlık kısa sürdü! Aranan kan bulunmakta gecikmedi! Yandaş bilim adamları ne güne duruyorlardı!

Düğmeye bastılar, badem bıyıklılar ekranlardaki yerlerini aldılar!..

Ama kadınlar, ’bilimsel gerçek’ adı altında yapılan yalakalıkları yutmadılar!.. Seslerini daha da yükselttiler. Bu kez bilim adamları gitti! Diyanet Üşleri Başkanı Prof. Mehmet Görmez ekrana geldi.

Başkan topluma Başbakan Erdoğan gibi seslendi: ’Kürtaj günahtır, hatta cinayettir!’ dedi. Anne karnındaki ceninin yaşam hakkının kutsallığına dikkat çekti.

Şaşırma sırası artık Avrupa Birliği’ndeydi!..

Türkiye’deki tartışmalar hayretle izleniyordu.

Çok geçmeden şaşkınlık korkuya dönüştü!

Zira birileri tüyler ürperten önerilerde bulunmaya başlamıştı.

’Kürtajla cenin öldürüleceğine, ondan kurtulmak isteyen anne öldürülsün!’

Bu korkunç öneri, bardağı taşıran son damla oldu!

Artık sadece Türk kadınları değil, tüm medeni dünya ayaktaydı’

Batı, gelecekte işlenecek cinayetleri görür gibi olmuştu!

Türkiye’nin nereye koştuğu sorgulanmaya başlandı.

İçeride ve dışarıda oluşan kamuoyu öylesine tepkiliydi ki’ Hemen frene basıldı. Kürtajı yasaklamayı amaçlayan düzenleme askıya alındı. Yasa hazırlığı, rapor hazırlığına dönüştü. Böylece tartışmanın gündem değiştirmek amacıyla ortaya atıldığı netleşti.

AKP belki amacına ulaştı ama, yaşam boyu sürecek acıların tohumunu da atmış oldu!

Geçen hafta’ Bir devlet hastanesi’ Hastanede görevli bir memure, doğum yapmak üzere.

Doktorlar bebeğin iri olduğunu söyleyerek, sezaryenle almayı öneriyorlar. Ama anne direniyor. Doktorlar sezaryende ısrar ediyor. Ama kadını ikna etmek mümkün olamıyor.

’Bir video izledim, çok kanlıydı!.. Ülla normal doğum yapacağım!’ diye tutturuyor’ Belli ki tartışmalardan çok etkilenmiş! Doktorların uyarıları işe yaramıyor! Kadın normal doğum yapıyor!.. Ama yavrusunu sakat bırakarak! Zorlanma nedeniyle bebek, bir kolu ezilmiş olarak dünyaya geliyor! Ezik kol şimdilik çalışmıyor. Ünşallah düzelir ama yaşam boyu da öyle kalabilir!

Türkiye’de son 10 yılda sezaryen patlaması yaşandı.

Bunun sorumlusu ne anneler ne de doktorlardı. Sorumlu sağlık sistemiydi. Yani AKP’ydi!.. Zira ’ne kadar sezaryen, o kadar performans’ sayılıyordu!

Performans artışıyla birlikte, doktorların kazançları da artıyordu.

Sosyal Güvenlik Kurumu büyük açıklar vermeye başlayınca’ Değirmenin suyu tükenince’ Ortaya bu tartışma atıldı’ Peki şimdi ne olacak? Kurunun yanında yaş da yanacak!.. Yani sezaryen yapılması gereken durumlarda da normal doğumda ısrar edilecek!

Kolu, bacağı tutmayan bebekler dünyaya gelecek!

AKP inat eder, kürtaja yasak getiren yasayı Meclis’ten geçirirse’

Konunun uzmanları, bu durumda olacakları düşünmek dahi istemiyorlar.

Onlara göre, istenmeyen gebeliklerin sonlandırılması gerektiğinde, Başbakan Erdoğan’la Diyanet Üşleri Başkanı Prof. Görmez’in konuşmaları akla gelecek.

’Her kürtaj bir cinayettir!’ sözleri hatırlanacak’

Özellikle kırsal kesimde hastane koşulları yerine ölümcül ilkel yöntemlere başvurulacak!

Ve maalesef anne ölümleri hızla artacak.

Peki, yitip gidenlerin sorumlusu kim olacak? Kimse’ Çünkü Türkiye’de kalan sağlar bizimdir!



Kaynak: kemalistler.org
[Resim: 181tx4.gif]
''Kuran İmanla Olur.
İman Aşkla Olur,
İnsanı Sevmekle Olur..''


Pir Zöhre Ana

Posting Freak
Köşeli Yazılar...
Bir:

Bu kadar felaket bir iktidar Türkiye’de hiç olmadı…

İki:

Çağdaşlaşma devrimini yıkıp da ülkeyi dinci rejime dönüştüren… Yargısını, eğitimini, ordusunu, kısaca laik devleti çökerten bir siyasi iktidarın orada bir gün dahi oturmaması gerekir…

Üç:

İnsanlar bu iktidardan ürktü ve artık kurtulmak istiyor…

Dört:

Tek sorun; yerine koyacak bir şey bulamıyor çoğunluk…

*

Hadi artık CHP…

Bizleri kurultay ilgilendirmiyor…

Parti meclisi, hizip, grup, isimler, o, bu…

Ali, Veli…

Kim seçildi, kim kaçırdı…

Umurumuzda değil…

Bizler; hâlâ CHP’nin kendi kendisi ile uğraşmasından… Ülkeyi düzeltmesi gerekirken hâlâ kendini düzeltmeye çalışmasından… Sessizliğinden, suskunluğundan, hatalarından, düz yolda düşüp düşüp kalkmasından bıktık...

*

Üstelik gerekli her şeye sahip CHP:

Kirsiz, şaibesiz, lekesiz bir genel başkan…

Yalansız, dolansız…

Ülkenin adam gibi olan tüm aydınları…

Tek varlığı yüreğini ideallerine vermiş Anadolu insanları…

Koca cumhuriyet gençliği…


Yola çıkmaya hazır milyonlarca aydınlık yüzlü kadın…

Ama asıl…

Atatürk’ün büyük mirası…


*

Hadi ama CHP…

*

Yürümeli artık…

Ses inletmeli ortalığı…

Sloganları, marşları, gençleri, kadınları ile…

Her yerde; çarşıda, pazarda, okulda, üniversitede, köyde, kasabada, sokakta, meydanda “Ben varım, buradayım ve geliyorum” demeli…

“Yetti artık” sözcüğünü özledik…

Yetti artık…

*

Beş:

Bu son şansıdır CHP’nin…

Dincilerin cumhuriyeti yıkarken gösterdiği başarıyı, Atatürk’ün partisi cumhuriyeti korumakta gösteremezse…

Beklediğimiz o sesi duyamazsak…

Çıkılmazsa yola…

Yer gök inlemezse…

CHP, geleceğimizin sorumluluğunu sırtına alıp da… Cumhuriyetimizin, ülkemizin, gençlerimizin, çocuklarımızın vebalini yüklenip yürümezse…

Tarihin eli CHP’nin yakasındadır…

Bizim de…

17 Temmuz 2012 – Cumhuriyet
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Son Düzenleme: 17/07/2012, 10:40, Düzenleyen: PELİN.
Posting Freak
Köşeli Yazılar...
[Resim: www.zohreanaforum.com]

Türkiye uzun süre operasyon dalgalarıyla biçimlendirildi. Ucu ve yanları açık soruşturmalar kapsamında

yapılan operasyonların her biri numaralandırılmış dalgalarla büyütüldü. Devamında davalar açıldı.

Bu davaların nasıl seyredeceğine ilişkin sorulara hükümet üyeleri de yanıt bulmakta zorlanırken devreye paketler girdi.

Dalgalarla çıkmaza giren yargılamalara paketlerle çözüm aranıyormuş gibi yapılıyor.

Yargı sistemimiz denizin üzerindeki boş bir teneke gibi. Dalgaların altında kalınca batmış görünüyor, dalgaların üstüne gelince çıkmış görünüyor.

Bata çıka gidiyor.

***

3. yargı paketi aylar süren tartışmaların ardından Meclis’in son günü çıktı. Daha bu paketin tam olarak ne getirdiğine ilişkin sorular yanıtlanmadan gözler 4. pakette!

Eskiden ekonomi paketleri vardı. Açılır, uzun uzun anlatılır ama, akılda fazla bir şey kalmazdı. Ama o paket sayesinde kamuoyunda çok tartışılması istenmeyen düzenlemeler de araya sıkıştırılır, kaynar giderdi.

Şimdi yargı paketleri var.

Artık hukuk da hükümetin istediği gibi değiştirebileceği, hemen her kuralı genişletip daraltabileceği icra alanlarından biri haline geldi.

İktidarın yayın organlarında yazan, 3. yargı paketinin beklentileri karşılamadığını düşünen akademisyen yorumcular da işin kolayını bulmuş. Eksikleri sıraladıktan sonra ekliyorlar:

’Bunlar 4. yargı paketinde giderilmeli.’

Bu boyutuyla bakıldığında, taksit taksit işlem yapıldığını söylemek de mümkün.

Bunun pek çok nedeni var.

Sistemle o kadar çok oynandı ki, neresinden düzeltmeye girişseniz başka bir yerinden gedik açılıyor. Sonraki paketle de o kapatılmaya çalışılıyor.

Gündemdeki davalara göre yasa çıkarılıyor. Başka bir dava öne çıkınca bu kez yeni yasa çözüm değil, sorun üretiyor.

Buna yargı sistemi denebilir mi?

Sistem, adı üstünde uyumlu, kuralları belli bir işleyişin adıdır.

Acaba yargı borsası mı demeli?

Kara mizah bir yana, yargı paketleri, ’içinden ne çıkacak, bilene bir yasa ikramiye’ yarışmasına döndü.

Eğer herhangi bir yasada yenileme yapmak, yasayı değişen koşullara uyarlamak gerekiyorsa elbette yapılır. Yasanın ne olduğu, neyin nasıl değiştiği bellidir.

Paketlerde ise iş öyle değil. Elektrik hırsızlarının affedilmesiyle özgürlük hâkiminin getirilmesi, eve haciz geldiğinde el konacak malların yeni listesiyle bölge ağır ceza mahkemelerinin kurulması aynı pakete konup ’reform’ adı altında sunuluyor. Ne kadarı reform ne kadarı deform belli değil.

Adalet Bakanı’nın çarşamba günkü açıklamalarından anlaşılıyor ki, 4. yargı paketi için torba açıldı. İçine konacaklar belli değil ama, medyaya sızdırılan haberlere bakılırsa tarif şu:

’3. pakette eksik bırakılanlar...’

***

Hukuk sopa ya da havuç değildir. Ama bizdeki uygulama bu düzeye indirildi.

Hukukun üstünlüğü kavramının uygulamadaki tarifi şu olsa gerek:

Hukuku kullanarak en üstten en alta her yere ulaşmak, her yeri biçimlendirip kontrol altına almak.

Paketlerle birlikte yargıda şöyle bir kavramdan söz edebiliriz:

Kontrollü düzensizlik!

Farklı yorumlara açık yasa çıkarıyorsunuz. Onu uygulayanlar da nerede nasıl yorum yapacaklarını biliyorlar. Böylece aynı yasa bir davanın bitmesine neden olurken benzer başka davanın en ağır hükümle sonuçlanmasını sağlayabiliyor.

Sosyal bilimlerin o ünlü kanunu bizim hukuk sisteminde şöyle hayata geçiyor:

Aynı yasa aynı davaların farklı mahkemelerde farklı sonuçlar doğurmasına neden olur!

Buna da yargısal demokrasi denir!

30 Temmuz 2012 - Cumhuriyet

Mustafa Balbay
Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
Pir Zöhre Ana





Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler
Posting Freak
Köşeli Yazılar...
[align=center]Cümleten hoş bulduk[/align][/color]

Uçak n’ooldu, uçak?



Hani çıkarılacaktı?
Füze kanıtı filan...
Tık yok.

*

Balıkların yanına gitti diye, hepimizi balık hafızalı sanıyorlar heralde.

*

Helikopter düştü bu arada... Allah’tan karaya düştü, şehitleri toplamak için el âlemin Nautilus’una gerek kalmadı. Uçağı Suriye
düşürdü diyen Genelkurmay,
bu sefer kimin düşürdüğünü değil,
kimin düşürmediğini açıkladı, PKK düşürmedi, asla düşüremez dedi. Suriye’nin düşürmesi makul, PKK’nın düşürmesi rencide edici demek ki.

*

16 günde, 1, 2, 3, 4, 5, 6,
7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14,
15, 16 şehit var... Teee Batman filminde seyircileri tarayanı manşet yaptılar, Batmanlı şehidi lütfedip
tek sütun bile yapmadılar.

*

Metrobüs köprüsü henüz açılmadan çöktü. Muhallebici-mimar belediye başkanımız, taşeron müteahhidin suçu dedi. Taşerona ihaleyi ben verdiğim için, kendi payıma çok utandım!

*

Güya hapisteki mebusları çıkarmak için kanun çıkardılar, katiller çıktı, mebuslar hâlâ içerde... Aslında haklılar. Mebuslar ’kuvvetli suç şüphesi’ olduğu için bırakılmıyor, öbürlerinde şüphe müphe yok, bildiğin telle boğmuşlar. Üstelik, efendi gibi anlatıyorlar, evet boğduk, bugün olsa gene boğarız, pişman değiliz diyorlar, daha ne? Mebuslar ise, direniyor, bas bas suçsuzuz diye bağırıyorlar. Suçluların bırakıldığını, suçsuzların yakalandığını öğrenemediler bi türlü.

*

Keriz Feneri de ak’landı.
Dolandırıcılık yokmuş...
Fitrelerinizi bekliyorlar.

*

Danıştay töreninde ’hak için, adalet için, devletim için, olmazsa olmazım, ah danıştay’ım, sevdalım, ah danıştay’ım’ diye şiir okuyan Danıştay Başkanı ’hayali’ ihracatçıyla aynı otomobilde fotoğraflandı. E şiirin devamını da ben getireyim bari... ’Hayal’di gerçek oldu, vah danıştay’ım vah danıştay’ım.

*

Türkiye’yi ’gençliğini yaşamamış tipler’ yönetiyor diyorum, inanmıyorsunuz... Gençlik festivalinde birayı yasakladılar. Öğrenci alkol alıp kafayı mı bulacak, ilmi alıp, kendini mi bulacak dediler. Memleketi kurtarıp, kuran Mustafa Kemal’e de ’rakıcı, sarhoş’ diyorlar ama...
Kendilerinin ayık kafayla
ne kadar yönettiğini görüyoruz.

*

CHP gene kurultay yaptı. Bu
iş kurultayla olsaydı, Kılıçdaroğlu
ABD Başkanı bile olurdu.

*

ABD Başkanı dedim, aklıma
geldi. Obama’nın bizim Başbakan’la telefonda konuşurken, beyzbol
sopası salladığı ortaya çıktı. Ha bire üç çocuk dersen, adam da, bunların karnından sıpayı, sırtından sopayı
eksik etmemek lazım der, haliyle.

*

Şükür ki, Başbakanımızın da ’muska’ taşıdığı ortaya çıktı...
Ki, sopaya karşı birebirdir.

*

Kükremiş sel gibiyiz dediler, hakikaten dediklerini yaptılar, Samsun’u sel bastı. Kapıcı çocukları okumasın diye bize karşı çıkıyorlar dediler, toki selinde kapıcı çocukları boğuldu.

*

Suriyeli sığınmacılar, Türkmen sığınmacılar getirildi diye isyan çıkardı. Ben de olsam, ben de isyan ederim. Türkiye’de Türkmenlerin ne işi var birader? Bayrağımızı indirdiler, polisimizi rehin aldılar, askerimizi dövdüler. Bulmuşlar böyle Şam’ar oğlanını... Az bile dövdüler.

*

Milletin polisi olun, iktidarın kapıkulu olmayın dedik, anlatamadık. Bizim anlatamadığımızı, AKP mebusunun oğlu anlattı. Polisleri menemen
bardağı gibi duvara dizdi, fırçasını kaydı. Helal olsun. Eli değmişken, bi de suratlarına biber gazı sıksaydı, daha şık olurdu. Malum, o polis arkadaşlar 12 senede 628 ton biber gazı sıkmışlar gözümüze... Men dakka dukka yani.

*

Her güvenlik zirvesinde papağan gibi, devletin beka’sı devlet beka’sı derlerdi. Kırk kere söylersen, olacağı bu... Bekaa Vadisi’nin devleti oldu!
PKK, Suriye’de devlet kurdu.

*

Londra Olimpiyatı başladı.
Bazı münafıklar, madalya bile
alamadık diyor. Cumhurbaşkanımızın İngiltere Kraliçesi’nden şövalye madalyası yok mu kardeşim, daha
ne madalyası istiyorsun? İngiliz
maliye bakanımızın taktığı zam madalyaları neyine yetmiyor?

*

Üstelik, camide karate kurslarının başladığından haberin yok galiba... Londra Olimpiyatı’na olmasa bile, Türkçe Olimpiyatı’na katılmaları bekleniyor. Çamlıca’daki camiye
kapalı havuz monte edip, olimpik
cami yaptın mıydı, tamamdır bu iş.

*

Ha diyeceksin ki, Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’un fethini 53 günde bitirdi, bunlar 53 gündür Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün alt tarafı
asfaltını bitiremiyor... Orası ayrı.

*

Yüksek Askeri ŞÃ»ra’ya ramazan geldi. Generallere su yok. Herkes oruçlu. Teravih’e gidenin tuğgeneral, umre’ye gidenin kuvvet
komutanı olması bekleniyor.

*

Kasaptaki ete soğan doğramam, şarküterideki sucuğa yumurta kırmam, denizdeki balığa limon sıkmam, sağılmamış süte şeker katmam
filan diyen Hilmi usta, nihayet tanık olarak dinlendi. Manisalıdır kendisi. Köftenin kralını yaparlar orda...
Ne diyeceğini bilmiyorum ama,
bu defa eveleyip gevelemeden,
soğansız ’odun köftesi’nin
tarifini vereceğini sanıyorum.

*

Tahminim, badem’in biri
arıtma cihazı ithalatına başladı.
Çünkü, çeşmelerden lağım akarken, kafayı damacana su’lara taktılar.
İyisi mi, zemzem için.

*

Hamsi’yi kuruttuk, çipura’yı karada yetiştiriyoruz, barbun’u Senegal’den, kalamar’ı Hindistan’dan, karides’i Çin’den, ahtapot’u İspanya’dan, mezgit’i Norveç’ten ithal ediyoruz... Bizim Cumhurbaşkanı, Gabonlu balıkçının kayığına motor hediye etti.

*

Sezaryen’lik kadına zorla
normal doğum yaptırdılar,
kadıncağız öldü, normal olarak.

*

Atatürk’ün manevi kızı, trafik kazasında can verdi. Atatürk’ün yadigârının yaşadığından bile haberi olmayan bi toplumda... Suudi Kralı’nın manevi kızı ölseydi, belki üzülürdük.

*

Beri yandan... Ayıptır söylemesi, dünyada ilk kez günlük köşe yazılarından tiyatro yapıldığını, İsim Şehir Hayvan’ın kabare haline getirildiğini yazmıştım. Ayıptır söylemesi, kapalı gişe oynuyor.
Bugün Bodrum’da, yarın Alaçatı’da.

*

Netice itibariyle, üç gün izin yaptık, bunlar oldu, beş gün izin yapsak, sayfaya sığmayacaktı... Ve, maalesef işbaşı yaptık. Çevreye vereceğimiz zarar için şimdiden özür dileriz. Hoş bulduk.

Alıntı:
Yılmaz Özdil
Hürriyet
[Resim: 181tx4.gif]
''Kuran İmanla Olur.
İman Aşkla Olur,
İnsanı Sevmekle Olur..''


Pir Zöhre Ana

Posting Freak
Köşeli Yazılar...
Askerlik gibi hükümet de... Olimpiyat’ma yeri değildir canım kardeşim

Olimpiyatı seyrediyorum...


Atletimiz takozda kaldı, yarışamadan elendi, çok iyi durumdaydım, kesin ilk üçe girerdim diyor. Çekiççiçiz, idmanda fırlatığından anca 10 metre aşağısına fırlatabildi, halbuki müthiş hazırlanmıştım diyor. Yüzmede bırak finali, yarı finalimiz yok, Yüzme Federasyonu Başkanımız, çok başarılı olduğumuzu, en başarılı olimpiyatlarımızdan birini yaşadığımızı söyledi, ki, aslında haklı, en azından hiçbir yüzücümüz boğulmadı, sağ salim dönüyorlar. Beş bin metrecimiz sonuncu oldu, çok iyi çalışmıştım, madalyayayı hak etmiştim, galiba yemekten zehilendim dedi. Bi başka koşucumuz onuncu oldu, Türkçe bilmiyor, Kneyalıymış, ne dediğini anlamadım ama, elendiğine göre çok iyi hazırlanmıştım dediğini tahmin ediyorum. Yelkencilerimiz rüzgârsızlıktan şikâyet ediyor, sanırsın, öbürleri yelkenleri vantilatörle şişirdi, Okçularımız ise, nerdeyse hedef yerine hakemi vuracaklardı, karşı yönden esen rüzgârdan yakınıyorlar. Voleybolcularımıza göre, maçlar çok geç saatte oynandı, ondan... Gerçi, sabah oynadıkları maçı da kaybettiler ama, öğlen oynasaydı banko altın madalyayydı yani... Londra’nın serin ve yağışlı havasından etkilenen güreşçimiz bile var. Bilseydik romatizmalı güreşçi göndereceğimizi, bunu pas geçer, Rio’daki olimpiyata gönderirdik. Haltercimiz desen, halter kaldırmayı boşver, Pazar torbası taşıyamayacak vaziyette, kiminin beli ağrıyor, kiminin dirseği uf oldu, kimi enfeksiyon kaptı, tahlsizlik işte, yoksa çok iyi hazırlanmışlardı.
*

Sonra bi başkası çıktı...
’’Çok iyi mücadele ediyoruz.
Çok iyi gidiyoruz’ dedi.

*

Aha bu da ’milli atıcımız’ herhalde diye düşündüm. Meğer, siyasi haberlere geçmişler, Milli Savunma Bakanımızmış...
Terörle mücadelede ne kadar başarılı olduğumuzu anlatıyormuş.

*

Sene 2000, şehit sayısı 29
Sene 2001, şehit sayısı 20
Sene 2002, şehit sayısı 7
AKP iktidar oldu...
2003, şehit sayısı 31
2004’te 75
2005’te 105
2006’da 111
2007’de 146
2008’de 171
2009’da 152
2010’da 141
20011’de 163
2012, şimdilik 148.

*

’İyi gidiyor’ dediği bu.

*

Dolayısıyla, milli atıcı denemesi bile, milli savunma bakanı da denemez.
Olsa olsa...
Milli ’avunma’ bakanı’dır.


Alıntı:
Hürriyet
Yılmaz Özdil
[Resim: 181tx4.gif]
''Kuran İmanla Olur.
İman Aşkla Olur,
İnsanı Sevmekle Olur..''


Pir Zöhre Ana

Posting Freak
Köşeli Yazılar...
Sonunda terörü çözme işi Apo’ya kaldı...

Büyük devlet başka...

*

Adalet Bakanı “Teröre karşı çözüm sürecinde PKK liderinin olabileceğini” söyledikten bir gün sonra, Başbakan televizyonda “İmralı ile görüşülebileceğini” açıkladı size...

“İmralı” Apo’nun coğrafi adı...

Onu getiren komutanı cezaevine kapattılar...

18 yıl...

Terörü çözmek için Apo’ya gidiyorlar...

İyi mi?..

*

Apo’nun anayasa yapımı sürecinde yer aldığı da anlaşıldı, partiler arası anayasa komisyonu kurulması onun fikriymiş...

Memleketin aydınları, gazetecileri, bilim insanları, ordunun yarısı “anayasal düzeni yıkmak”tan içeride...

Yeni anayasal düzen Apo’nun katkıları ile kuruluyor...

Eeee çüş?..

*

Ben size söyleyeyim:

Çaresiz kaldılar...

*

En son bizim Enis Berberoğlu’na düşmüştü iş...

Bir masa, masa örtüsü, bir vazo çiçek alıp gitti Şemdinli’ye, teröre karşı...

Teröristler, masa, masa örtüsü, vazo ile gelen birisini görünce, mağaralarda uzun süre birbirlerine bakarak sessiz oturdular...

Sonra mağara deliğinden sordular muhtemelen:

“Ula sen kimsen?..”

“Enis...”

“Dizi filmci?..”

“Hayır, Enis Berberoğlu...”

“Heeee...”

“Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni...”

“Nedisen?..”

“Öyle dedikleri gibi terör merör yok burada yani...”

“......?”

*

Biliyorsunuz, ertesi gün sekiz şehit...

*

Bu da çare olmayınca işte...

Çözüm Apo’ya düştü...

Başbakan’a ve bakanına bakılırsa, onun terörün çözümünde Genelkurmay Başkanı’ndan, bakanlardan, muhalefet liderlerinden, daha az etkili olduğunu kim söyleyebilir?..

*

Türkiye içine düştüğü büyük tuzaktan kurtulamıyor açıkçası...

AKP; muhaliflerini yok etmek, önündeki tüm engelleri kaldırmak, iktidarını sürdürebilmek uğruna teslim olduğu ABD’nin nihai oyununa düştü...

Çıkamıyor...

Çaresiz...

*

Ve mecbur...

Apo’yu çıkarıp paşa yapsalar...

Abdullah Paşa...

28 Eylül 2012 - Cumhuriyet
Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
Pir Zöhre Ana





Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler
Posting Freak
Köşeli Yazılar...
Bekir Coşkun: Aklın Arkadan Geleni…

Kenan Evren’den hesap sormak: 32 yıl sonra… Özal’ın zehirlenip zehirlenmediğine bakmak:



19 yıl sonra…
Ecevit nasıl öldü?
6 yıl sonra…
*
Sivas sanığı hakkında tutuklama kararı verilip de kırmızı bültenle aranması:
19 yıl sonra…
*
İzmir’i kim yaktı?
80 yıl sonra…
*
Dersim…
75 yıl sonra buldular suçluyu…
O arada milli kahramanımız Sabiha Gökçen’in adını uluslararası hava meydanına verdikleri için, neyse ki silemediler…
Ama Muğlalı Paşa’nın “suçlu” olduğunu öğrenip adını askeri kışladan kaldırdılar…
68 yıl sonra…
*
Sarıkamış…
Destan değil katliam olduğundan şüphelenilmesi:
98 yıl sonra…
*
Nâzım Hikmet’in vatan haini olmadığının anlaşılması:
49 yıl sonra…
Sabahattin Âli’nin katilinin araştırılması:
64 yıl sonra…
Onun için belki peşin söyledi:
“Aldırma gönül aldırma…”
*
1 Mayıs’ın İşçi Bayramı olduğu:
120 yıl sonra…
*
Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının suçsuz, günahsız yere idam edildiklerinin devlet tarafından anlaşılması:
40 yıl sonra…
Erdal Eren’e TBMM kürsüsünden ağlamaları:
32 yıl sonra…
*
Mardin’in kimse tarafından işgal edilmediğinin anlaşılması ve kurtuluş günü kutlamalarından vazgeçilmesi…
21 Kasım “Mardin’in düşman işgalinden kurtuluş” günü olarak kutlanıyordu…
Vali “İşte yiğitler diyarı, düşmanı önüne katmış da kovalıyor, kahraman Mardin efeleri…” diye konuşma bile yapıyordu…
Temsili kurtuluş sahnesi de yaptılar…
Demek birisi “Hangi düşman” diye sorunca…
Anlaşıldı ki düşman zaten gelmemiş…
“Kurtuluş” kutlamalarından vazgeçildi:
91 yıl sonra…
*
Pekiii…
Bugünlerde başına gelenleri ne zaman anlayacaksın?..
Aklın başına ne zaman gelecek?..
Ne zaman gülüm?..

Cumhuriyet
Mustafa dediler benim adıma
Bir sıfatı Ali bindi atıma
Şimdi de ZÖHRE ANA geldi sıfata
Duyulsun şanımız Yüce Allah' a

(PİR ZÖHRE ANA)

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.