You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Köşeli Yazılar...

Köşeli Yazılar...

Posting Freak
Köşeli Yazılar...

[Resim: 4.jpg]Yarın 10 Kasım









Bir tornacının oğlu...

Windsor Hanedanı’nın vârisi, Kral 6’ncı George’un kızı, Birleşik Krallık Hükümdarı, Büyük Britanya Kraliçesi, 2’nci Elizabeth’in elinden “devlet adamı” ödülü alıyorsa bugün...
*
Bir esnafın kızı...
Peri masalındaki balkabağının faytona dönüşmesini andıran gecede, Yunan Kralı’nın torunu, Danimarka Prensi, Merioneth Kontu ve Greenwich Baronu’yken, kuzeni 2’nci Elizabeth’le evlenip, Edinburgh Dükü ilan edilen Prens Philip Mountbatten’le sohbet edebiliyor ve Veliaht Galler Prensi’yle, onun biraderleri York Dükü ve Wessex Kontu’nun hatırını sorabiliyorsa...
*
Prens, Dük ve Kont da, sıradan tornacının torunuyken, henüz 15 yaşında işadamı olup, biriktirdiği harçlıklarıyla okumaya Harvard Üniversitesi’ne giden mahdumun başarısını tebrik ediyorsa...
*
Mustafa Kemal’e “mahluk” diyen gazeteci Ali Kemal’in, şu anda Londra Belediye Başkanı olan torunu Boris, töreni izleyen Türk gazetecilere “onurlu birey” muamelesi yapıyorsa...
*
En başta tornacının oğlu...
Herkesin, yarın sabah Anıtkabir’e gidip, dua etmesi lazım.
*
Çünkü, o olmasaydı...
Sıradan vatandaşların bırak Buckhingham Sarayı’ndan ödül almasını, Dolmabahçe Sarayı’nda bahçıvan bile olması imkânsızdı. Bahçıvanlık bile babadan oğula geçiyordu, o kovana kadar.
*
60 milyon dolarlık Gulfstream tipi makam jetimiz Başbakanımıza lazım olduğu için, Airbus tipi makam jetimize binerek Londra’ya giden... Dorchester Hotel’in süiti, üç aylığına bir Arap şeyhi tarafından kapatıldığı için, bu seferlik Mandarin Hotel’de kalan... Dört geceliğine, 35 bin liracık ödeyen cumhurbaşkanımız, ihmal etmeyecek, yarın sabah gidecek Anıtkabir’e.
*
E siz gidemeseniz bile... Cumhuriyetimizin geldiği şahane seviyeyi görüp, bi fatiha okursunuz artık.
Bir ismi Ali’dir bir ismi Veli
Onlar nurdan dogdu nurudur nebi
Eveli ahiri yaratan Ali
Simdi de geziyo Zöhre Ana dili
Pir Zöhre Ana
Junior Member
Köşeli Yazılar...
Turkulerin sesi
DOSTLUK, SOHBET VE TÜRKÜLERİN BULUNDUĞU RADYIOMUZA TÜM CANLARI BEKLERİZ!!!
Junior Member
Köşeli Yazılar...
Dostluk, sohbet ve türkülerin bulunduğu radyıomuza tüm canları bekleriz!!!
Son Düzenleme: 09/11/2010, 16:09, Düzenleyen: idil.
Posting Freak
Köşeli Yazılar...
bektas3892 yazdı:Dostluk, sohbet ve türkülerin bulunduğu radyıomuza tüm canları bekleriz!!!

bektas3892 can sizden Forum Kuralları'nı okumanızı rica etcem.
mesajınız öncelikle konu başlığıyla ilgisi yok ve reklam yapmak forumumuzda yasaktır aşada da okuyabilceksiniz.


Alıntı:

24)Forumumuzda reklâm amaçlı olarak diğer sitelerin linkini vermek yasaktır. Ancak AF’nin linkine sitesinde yer vermek isteyen sitelerin yöneticileri, AF yönetim ile irtibata geçtiklerinde, yönetimin onayından sonra “Duyurular” bölümündeki “Kardeş Sitelerimiz” başlığında reklâmlarını yapabilirler.

Kuraları göz ardı etmeden iyi paylaşımlar dilerim..

Saygılar..
[Resim: 181tx4.gif]
''Kuran İmanla Olur.
İman Aşkla Olur,
İnsanı Sevmekle Olur..''


Pir Zöhre Ana

Posting Freak
Köşeli Yazılar...
Diyanet işleri... En güzel kim yapar bu işleri?

[Resim: 22122009_2536.jpg] Yılmaz Özdil İlk diyanet işleri başkanımız Mehmet Rıfat Börekçi, aslında CHP milletvekiliydi, rozetini çıkardı, cüppesini sarığını taktı.

[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]*
İbrahim Bedrettin Elmalılı ise, tersini yaptı, cüppesini sarığını çıkardı, rozetini taktı, önce Millet Partisi’nden, sonra Demokratik Parti’den milletvekili oldu.
*
Lütfi Doğan desen, cüppeyi sarığı çıkardı, rozeti taktı, daha önceki diyanet işleri başkanımız Eyüp Sabri Hayırlıoğlu gibi, gitti, CHP milletvekili oldu.
*
Öbür Lütfi Doğan da, önceki Lütfi Doğan gibi cüppesini sarığını çıkardı, rozetini taktı ama, CHP’den değil, Milli Selamet’ten ve Refah’tan milletvekili oldu.
*
Tayyar Altıkulaç’a gelince... Demirel’e Ecevit’e Türkeş’e Erbakan’a Mesut Yılmaz’a olmaz dedi, Tansu Çiller’i kıramadı, cüppeyi sarığı çıkardı, rozeti taktı, DYP milletvekili oldu, sonra o rozeti de çıkardı, başka sulara kulaç attı, başka rozet taktı, AKP milletvekili oldu.
*
Sait Yazıcıoğlu, cüppeyi sarığı çıkardı, rozetini taktı, AKP milletvekili oldu.
*
Mehmet Nuri Yılmaz...
Cüppeyi sarığı çıkardı, rozeti taktı.
Demokrat Parti’ye katıldı.
*
Anayasa’nın 136’ncı maddesine göre, “bütün siyasi görüşlerin dışında” kalması gereken Diyanet İşleri Başkanlığımızın Anayasa’ya uymuş durumu, bu.
*
Profesör Ali Bardakoğlu’nun durumu ise, Anayasa’ya uymuyordu maalesef...
*
Ali Bardakoğlu’nun sekiz senelik uygulamasında gördük ki, Anayasa’ya uymayan Profesör Süleyman Ateş gibi, onun da rozet takmaya niyeti yoktu... Üstüne, 29 Ekim resepsiyonunu da takmadı, e haliyle kafaya takılmayı hak etmişti... Anayasa gereği bertaraf edildi.
*
Halbuki, yukarda kabak gibi görüldüğü üzere, Anayasamız gereği, diyanet işleri başkanlığı için, cüppe lazım, sarık lazım, bi de siyasi tecrübe lazım...
*
Dolayısıyla benim adayım, Ulemalar Sempozyumu’nun yıldızı Jet Fadıl.
*
Atamayla olmuyor çünkü bu iş, demokratik olun biraz, demokratik...
İnanmıyorsanız, hodri meydan, koyun cami avlularına sandığı, yapın referandumu, bakın kim çıkıyor!


Hürriyet
Bir ismi Ali’dir bir ismi Veli
Onlar nurdan dogdu nurudur nebi
Eveli ahiri yaratan Ali
Simdi de geziyo Zöhre Ana dili
Pir Zöhre Ana
Administrator
Köşeli Yazılar...
Daniel…

Hani şu, trafik kazasında ölen karı-koca turistin talihsiz oğlu…

Hemşire tarafından emzirilen ve İzlanda Fahri Konsolosu tarafından akrabalarına teslim edilen bebecik.

Hiç merak ettiniz mi, niye fahri konsolos ?

Haritadaki yerini bilmediğimiz Afrika ülkelerinin bile Türkiye’de elçiliği falan varken, İzlanda’nınki niye elçi değil de, fahri ?

Sene taaa 1627…

Korsanları kovalıyorum ayaklarıyla Danimarka kıyılarını talan eden Murat Reis, bakalım yukarda başka ne var diye, kutuplara yelken açmıştı ki, şak, karşısında yemyeşil bi ada… Altından girdi, üstünden çıktı, 26 gün boyunca hal hatır(!) sordu, ayrılırken de 400 civarında esir aldı, erkekleri köle olarak sattı, sarışın kızları ganimet aldı, hareme mareme hediye etti.

İzlanda bizimle tanışmıştı!

O kadar sevdiler ki bizi, orada sadece 26 gün kalmamıza ve aradan 383 sene geçmesine rağmen “Tyrkjaranid” diye bi kavram var hâlâ İzlanda’da… “İnsan çalan Türk” diye tercüme edebiliriz kabaca… Ve, bu travmatik hadiseden hemen sonra, kalbimizi kıran özel bi kanun çıkardılar… İzlanda topraklarında Türk öldürmek suç olmaktan çıkarıldı!

Neyse ki, üç asır boyunca Türk kıstıramadılar, bu kanundan faydalanan İzlandalı olmadı. Baktılar ki, öldürmek için Türk denk getiremiyorlar, 1970’lerde filan kaldırdılar kanunu.

Vay sen misin kaldıran, pasaportu kapan soluğu İzlanda’da aldı kardeşim…

Selamünaleyküm.

Adamlar kanunu kaldırdığına bin pişman olmuştu ama, iş işten geçmişti. Halbuki, bizimle görüşmemek için diplomatik temas bile kurmamışlardı, elçilik bile açmamışlardı. N’oluyor demeye kalmadan, İzlanda’nın her tarafı dönerci doldu. Onlar diplomatik temas kurmamıştı ama, biz yakın teması derhal kurmuştuk. Derhal evlenmeye, kız alıp, erkek vermeye başladık!

Suratımızı görmek istemeyen İzlanda ile “dünür” olmuştuk. Çocuklar doğdu. Başta iyiydi. Kaçınılmaz tabii, korkulan oldu. Türk babalardan biri, kızlarını Türkiye’ye getirdi, türban giydirdi, anneleriyle görüşmelerini yasakladı, sonra da İzlandalı eşini boşadı.

İzlanda mahkemesi, çocukların velayetini anneye vermişti aslında. Hikâye… Türkiye ile İzlanda arasında imzalanmış herhangi bir sözleşme olmadığı için, Türk hukuku, İzlanda hukukunu tanımadı. “Yürrü, anca gidersin” dedi. Anne uçağa binip geliyor, polis nezaretinde kapıya dayanıyor, baba alt tarafı 50 lira ceza ödeyip, çocukları göstermiyordu.

İzlanda ayağa kalktı. Kampanyalar yapıldı, şarkılar bestelendi. Anne, Türkiye’de dava açmak için, insan hakları avukatı Hasip Kaplan’ı tuttu. O zamanlar milletvekili değildi, açılım da henüz yapılmamıştı, dolayısıyla birbirimize ırkçı-bölücü diye hakaret etmiyorduk. Dinci medya Hasip Kaplan’ın “Hıristiyan” olduğunu iddia etti, anne de “kahpe” ilan edildi!

Takunyalı siyasetçiler devreye girdi, kolayca tatlıya bağlanabilecek mevzu, dallanıp budaklandı, “din kavgası”na dönüştürüldü. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitti. Türkiye mahkûm oldu. Gene hikâye… Anne, evlatlarını göremedi. Gel zaman git zaman, çocuklar 18’ini geçti. Dava düştü. Siyasetçiler elini çekti. Siyasetçiler defolup gidince, aile baş başa kaldı, tatlıya bağlandı. Anne, çocuklarıyla görüşüyor şu anda, torunları oldu.

300 küsur sene sonra yaşanan bu yeni travma, İzlanda’yı, hiç olmazsa olan bitenden haberleri olsun diye, diplomatik temas kurmaya mecbur bıraktı. Elçi göndermediler, elçi kabul etmediler. İstanbul, Ankara ve İzmir’de fahri konsolosluk kurdular. İzmir’de minik Daniel’ı akrabalarına teslim eden Esat Kardıçalı, o yüzden fahri konsolos.

İzmir’in en köklü, en saygın ailelerinden biridir Kardıçalılar… Esat beyin, İzlanda ile hiç alakası yok aslında, tek kuruş ticari ilişkisi yok, tanıdığı yok, hatta, fahri konsolos olana dek, İzlanda’yı görmemiş bile, ayak basmamış… 17 sene Kanada’da yaşadığı halde, yüzlerce kez uçakla İzlanda’nın üstünden geçtiği halde, bir kez olsun inip bakmamış.

Gelip bulmuşlar onu… O da, medeni bir ülkenin konsolosluğunu onurla kabul etmiş… Neden kendisinin tercih edildiğini bilmiyor… Bana sorarsanız, hayatı boyunca İzlanda’ya gitmediği, hiç alakası olmadığı için tercih etmişlerdir… Gidenlerin ne yaptığı belli çünkü!

Fahri konsolosluklar açılınca, genelde Ege kıyılarına, İzlandalı turistler gelmeye başladı tabii… E kaçınılmaz olarak, trafik, onları da öldürmeye başladık tabii.

Bebiş Daniel böyle bir öykünün kurbanı… Hemşiremiz tarafından emzirildi. Türk lafını duyunca suratının rengi kaçan İzlanda milletiyle, bu sefer de “sütkardeş” olduk yani!

Şimdiiii…

İzlanda basınının, dünya çapındaki bu habere, hiç ilgi göstermemesini anlayabiliriz. Alman olsa, İngiliz olsa, yüzlerce gazeteci televizyoncu gelirdi, İzlanda’dan kimse gelmedi. Çünkü, sütkardeş mütkardeş istemiyor adamlar, mümkünse hatırlamak bile istemiyorlar bizi.

Peki, bu tür konuların üstüne atlayıp, özel uçak filan gönderen, kendine mal eden hükümetimiz, Daniel meselesine niye girmedi hiç? Yandaş medya, niye görmezden geliyor?

Galiba, iki sebebi var.

Birincisi;

Daniel’ı emziren hemşiremiz, özel hayatında başörtülü aslında… Kamusal alanda başını açıyor. Eylem koymaya kalkmıyor. Hatta, Star Haber’de canlı yayına davet ettik, evinden yapacaktık yayını, başörtüsüyle çıkacaktı, sonra vazgeçti, hastaneden çıkayım dedi, hay hay dedik, yayına bi çıktı ki, başı açık… İşini yapıyor çünkü o hemşiremiz, işiyle özel hayatını birbirine karıştırmıyor. Hazır gündeme gelmişken, fırsat bu fırsat deyip, türban şovu yapmak istemiyor. Bahsetmedi bile… İzlanda tarafından baş tacı edildi, şimdiden yılın annesi, ödüllendirilecek ama, şov yapmadığı için burada kuru bi teşekkür bile yok henüz.

İkincisi;
hani şu İzlandalı anne davasını anlatmıştım ya, Hasip Kaplan’ın avukat olduğu… Anneyle evlatları görüştürmeyen babanın avukatı kimdi biliyor musunuz? Başbakanımızın da avukatlığını yapan Hayati Yazıcı…. “Analar ağlamasın” hükümetinin, başbakan yardımcısı.

Yılmaz ÖZDİL
Administrator
Köşeli Yazılar...
Sen Kim, İleri Demokrasi Kim?..

Bekir Coşkun



Sormuştu ya size;

“Şimdi biz neye geçtik?…”

“………?”

“İleri demokrasiye…”

Demokrasinin normalini uyguladı çünkü, ilerisi kalmıştı…

*

Sen kim, ileri demokrasi kim…

Bu ülkenin aklı kaymış liberalleri, demokratları, aydınları, biraz geç de olsa bunu öğrenmeli bence; dinciden demokrat olmaz…

O tartışmamayı öğrenmiştir…

Onun kendine göre doğrularının aksi asla söylenemez…

Savlarından “şüphe” etmek bile günahkâr kılar da insanı, maazallah yok edilmeye kadar götürür sizi…

Sıkıysa önerin bakalım:

Mesai saatine denk gelen ve işleri aksatan oruç-iftar vakitlerinin on dakika değiştirilmesini… Ya da teknoloji harikası temizlenme yöntemleri gelişmişken, sıvazlamalı aptes şeklini… Kuran’da olmadığı halde; türbanı, kurbanı…

Bütün dünya yiyor, bir şey olmadığına göre hadi bir lokma domuz eti yenilmesini…

Hadi en hafifi; düğünde dansı…

Dinci ile tartışın da görelim…

*

Dini siyasete-ticarete alet etmemiş, sadece temiz dünyasında yaşayan dindarları tenzih ederim, onlarla ilgisi yok bu dediğimin…

Ama dinci…

Yani dini siyasette, ticarette kullanan…

O asla demokrat olamaz…

O tartışmamayı öğrenmiştir, tahammül edemez aksi görüşlere, onların kafalarında uzlaşma kültürü yoktur…

*

Bu nedenle hep azarlıyor sizi…

Tahammülsüz…

Hoşgörüsüz…

Asla eleştiri istemiyor…

Eleştirildiğinde deliye dönüyor, yırtınıyor, bağırıyor, çağırıyor, azarlıyor…

Olmadı işte kaç gündür izliyorsunuz sesini yükseltenlerin başına ne geldiğini; dövdürüyor, coplatıyor, yerlerde sürükletiyor…

Daha da olmadı, hapishanelere dolduruyor ağzını açanları.

Ve siz ondan “demokrasi” bekliyorsunuz…

Hem de ileri demokrasi…

Öyle mi?..

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.