You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Ekonomist Görüşleri...

Ekonomist Görüşleri...

Administrator
Ekonomist Görüşleri...
28 Ekim 2008

Şükrü KIZILOT

Döviz ve altın getirenlere çok özel af ve avantajlar var


YURT dışından getirilecek para, döviz, altın, hisse senedi, tahvil ve diğer menkul kıymetlerle ilgili tasarının ayrıntıları belli oldu. "Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye Kazandırılması" adlı tasarı dikkatle incelendiğinde, özellikle yurt dışından para ve döviz getirenlere, "çok özel bazı aflar ve avantajlar" sağlandığı göze çarpıyor.

]KAPSAMI GENİŞ[/color]

Konu ilk kez ortaya atıldığında, "yurt dışında" Türklere ait, 100-150 milyar dolar civarında olduğu tahmin edilen dövizlerin, hiç değilse bir kısmının Türkiye’ye getirilmesini amaçlandığı açıklanmıştı. Tasarı "yurt içindeki" varlıkları da kapsayacak şekilde hazırlandı. Açıklanan tasarıya göz atıldığında, kapsamının geniş tutulduğu ve yalnızca dövizin değil; para, altın, hisse senedi, tahvil ve diğer menkul kıymetler ile sermaye piyasası araçları ve taşınmazların da yurda getirilmesi veya beyan üzerine kayda alınmasının amaçlandığı fark ediliyor.

BİR TAŞLA BİRKAÇ KUŞ

Yurt dışından, özellikle para ve döviz getirecek olanlar, "bir taşla birkaç kuş" vurmuş olacaklar.

1- "VERGİSİNİ ÖDEDİN Mİ?" DİYE SORULAMAYACAK

Bildirilen veya beyan edilen varlıklar örneğin dövizler nedeniyle, 1 Ocak 2008 tarihinden önceki dönemlere ilişkin olarak, hiçbir surette;

- Vergi incelemesi yapılamayacak.

- Yurt dışında elde edilen gelir nedeniyle, Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi gibi vergiler ve ceza istenemeyecek.

Böyle olunca, "Geçmiş yıllarda yurt dışında elde ettiğin geliri örneğin faizi niye Türkiye’de beyan etmedin ve vergisini ödemedin?" diye sorulamayacak.

2- GEÇMIŞ 4 YILA ÇOK ÖZEL BİR AF

Tasarıda, "vergi incelemesi" yönünden, 2007, 2006, 2005 ve 2004 yıllarını ilgilendiren, "matrah artırımı" olayının bir başka versiyonu "çok özel bir örtülü af" yer alıyor. Tasarıda yer alan düzenlemeye göre, getirilen varlıklarla ilgili vergi incelemesi yok. Bu tamam ancak başka nedenlerle;

- Bu kanun yürürlüğe girdikten sonra başlayan,

- 1 Ocak 2008 öncesi dönemleri (örneğin 2007 yılını) kapsayan vergi incelemeleri sonucu gelir, kurumlar ve KDV yönünden tespit edilen matrah farkından,

- Bu kanun kapsamında beyan edilen tutarlar mahsup edilecek.

- (Varsa) kalan tutar üzerinden vergi ve ceza istenecek.

ÖRNEK: 1 milyon YTL’lik döviz beyan eden ve yüzde 2’sini ödeyen şirketin 2009 yılında, 2007 yılı defterleri kurumlar vergisi yönünden incelenmiş ve 1 milyon 200 bin YTL matrah farkı bulunmuştur.

Tasarıda yer alan düzenlemeye göre, bulunan 1 milyon 200 bin YTL farktan, bu kanun kapsamında beyan edilen 1 milyon YTL mahsup edilecek. Kalan 200 bin YTL üzerinden vergi ve ceza hesaplanabilecek. Bulunan matrah farkının 900 bin YTL olması halinde ise, hiçbir işlem yapılamayacak. Tasarı, kanun yürürlüğe girdikten sonra yapılacak incelemelerin yanı sıra, devam eden incelemeleri de kapsasaydı yasa hem daha başarılı olurdu hem de çelişkili bir tablo ortaya çıkmazdı.

Gerçek dışı beyan avantajı

BİLDİRİLEN para tutarının, geriye dönük 2004, 2005, 2006 ve 2007 yılları (yani zamanaşımlı yıllar) için ileride yapılacak vergi incelemelerinde; bulunacak gelir, kurumlar ve KDV matrah farklarından düşülecek olması, yüzde 2’lik ödeme ile geriye dönük dört yıla "matrah artırımı" gibi "çok özel bir avantaj" sağlıyor.

Bu nedenle "1-2 milyon YTL ya da döviz beyan edip, yüzde 2’sini ödeyelim. İleride geçmiş yıllara yönelik vergi incelemesi olursa, vergi ve cezadan kurtuluruz" diye gerçekte olmayan para ve dövizlerin beyanı da söz konusu olabilir. Tasarıda, getirilen varlıklarla ilgili olarak, bazı kanunlar yönünden de işlem yapılmayacağı belirtiliyor. Buna göre;

- Gümrük Kanunu,

- Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu,

- Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun,

- Sermaye Piyasası Kanunu (47/A Maddesi hariç),

- Vergi Kaçakçılığı suçu,

- Türk Ceza Kanunu’nun 282. maddesinde yer alan "malvarlığı değerlerini aklama suçu" yönünden, soruşturma ve kovuşturma yapılamayacak.

Yurt dışındaki şirketler ve kazançlarına vergi istisnası

TASARIDA yer alan geçici maddeye göre;

Türkiye’deki tam mükellef gerçek kişiler ile kurumların, 30 Nisan 2009 tarihine kadar elde ettikleri kazançlar da dahil olmak üzere, kanuni ve iş merkezleri Türkiye’de bulunmayan yurt dışındaki şirketlerden elde ettikleri iştirak kazançları,

- Bu kurumların, iştirak hisselerini yani yurt dışındaki şirkete ait hisselerini, satmalarından doğan kazançlar,

- Yurt dışında bulunan işyeri veya daimi temsilcisi aracılığıyla elde ettikleri ticari kazançlar, 31 Mayıs 2009 tarihine kadar Türkiye’ye transfer edilmiş olmak koşuluyla,

gelir ve kurumlar vergisinden müstesna tutulacak.

Türkiye’ye transfer edilen bu kazançlar nedeniyle, yüzde 2 dahi olsa, hiçbir vergi ödenmeyecek.

Buna göre örneğin, Türkiye’de ciddi tutarda dövizi olan ve "kur artışı" kazancının vergisinden de kurtulmak için, yurt dışında bir şirkete iştirak eden Türkiye’deki şirket; bir dolar dahi vergi ödemeden, o ülkedeki kazancını ya da iştirak hissesi satışı kazancını Türkiye’ye getirebilecek.

Yurt içindeki varlıklar

TASARIDA, yurt dışında olan varlıkların yanı sıra, yurt içindeki (para, döviz, altın, hisse senedi, tahvil gibi) varlıkların da beyanına olanak sağlıyor.

Buradaki en önemli fark; yurt içinde beyan edilecek varlıklardan, yüzde 2 yerine yüzde 10 vergi alınacak olması ve bilanço esasında defter tutan mükelleflerin fon hesabına kaydettikleri beyana konu varlıkları, beyan tarihinden itibaren altı ay içinde sermayeye ilave edecek olmalarıdır.

Bu arada belirtmek istediğimiz önemli bir husus var. Türkiye’de, şirketler sermaye artırdıklarında, ortaklarına sermaye olarak koydukları paranın kaynağı zaten sorulmuyor. O halde, bu düzenlemeye niye gerek duyuldu? Durup dururken kimse, şirkete koyacağı paranın yüzde 10’u kadar vergi ödemez. O halde, buradaki "ince hesap" ne?

Kimlere ne gibi özel avantajlar sağlaması düşünülüyor?

YASTIK ALTI PARALAR

Gazetelerde, "yastık altına yüzde 10 vergi" diye haber konusu yapılan olay, sade vatandaşın yastık altındaki parası, dövizi ya da altınlarını kapsamıyor. Bunlar zaten vergiye tabi değil. "Nereden buldun?" diye sorulması da yasal olarak imkansız.

Olay, yurt içindeki vergi mükellefleri ile ilgiliÖ

Kara para gelir mi?

YASANIN "yumuşak karnı" bu soru ile ilgiliÖ

Yasaya göre, bavulla da para getirilebileceğinden ve paranın üzerinde, kara mı ak mı diye yazmadığından, paraya bakınca da anlaşılamayacağından, kara paralar da (aksi tespit edilemediği sürece) Türkiye’ye bavul ya da çanta içinde getirilebilecek.

İşin doğrusu, herhangi birinin İngiltere, ABD, Fransa, Almanya gibi ülkelerde, o ülkenin bankasına, 500 bin dolar nakit parayı götürüp hesap açtırması imkansız bir olay. Bu imkansız olduğuna göre, aynı paranın banka aracılığıyla gönderilmesi de mümkün değil. Kaldı ki parasının kaynağını açıklayabilen birinin "banka havalesi" gibi güvenilir bir yol varken, milyonlarca doları, valize koyup uçağın bagajına vermesi, hayatın olağan akışına da aykırıÖ

O nedenle, bavul ya da çanta ile gelen paraların büyük kısmı "kara para" olabilir.





"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Ekonomist Görüşleri...
28 Ekim 2008

Eyüp CAN

Krizin dönüm noktası


Gelin bu işin adını doğru koyalım.
Bugün dünyada yaşanan kriz artık ne mortgage krizi, ne likidite krizi, ne de finans krizi!


Elbette krizin çıkış noktası ekonomik.

Fakat artık bugün geldiğimiz noktada bu iş bir güven krizi.

Bu yüzden de kimse nerede nasıl duracağını bilmiyor.

Mali açıdan çok fazla anlam ifade etmeyen veriler bile piyasaların altını üstüne getirmeye yetiyor.

Sonuçta meselenin psikolojik boyutu mali boyutun önüne geçmiş bulunuyor.

Böyle olunca 700 milyar dolarlık ABD paketine ve toplam 4 trilyon doları geçen kurtarma planlarına rağmen yangın tam olarak kontrol altına alınmış olmuyor.

Daha doğrusu hiç kimse bu akıl almaz kaynak aktarımına rağmen yangının kontrol altına alındığına inanmıyor. Neden?

Dedim ya bu bir küresel güven krizi.

Bir ucu türev piyasalara uzanıyor diğer ucu Bush Hükümeti’nin tek taraflı saldırgan politikalarına.

Aslında bunlar bir birinden bağımsız değil. Ama biz nedense ya meselenin ekonomik boyutuna ya da siyasi boyutuna tek başına bakıyoruz. Bu yüzden de yaşanan küresel krizi anlamak ve adlandırmakta güçlük çekiyoruz.

Kimileri meseleyi kapitalizmin sonunu ilan etmeye, kimileri de Marks’ın ruhunu yeniden keşfetmeye kadar götürdü..

Evet ortada küresel çaplı sistemik bir kriz var, fakat abartmayalım ne serbest piyasa son nefesini verdi ne de küresel finans sistemi bunca darbeye rağmen ortadan kalktı.

Olan biteni küreselleşmenin sonu olarak ilan edenler hepten yanılıyor. Çünkü bu krizden sonra ulus devletler eskisine göre çok daha bir birine bağımlı hale gelecek.

Ne Rusya ‘bana ne Amerika’da yaşanan emlak krizinden’ diyebilicek, ne Amerika ‘oh olsun petrol fiyatları düştükçe Rusya daha da beter olacak’ diye dua edebilecek.

Baksanıza Çin Devlet başkanı önümüzdeki ay Amerika’da yapılacak liderler zirvesine en önden yer ayırttı. Dünya genelinde yaşanabilecek olası bir resesyona karşı ‘biz Çin hükümeti olarak elimizi taşın altına koyar, dünya ekonomisinin ayakta durması için üretmeye devam ederiz’ açıklamasını yaptı.

Hesap ortada Amerika’da yapılan tüketimin %25’ini tek başına Çin sağlıyor.

Amerika’da resesyon demek Çin’in üretememesi demek.

Eskiden olsa ‘Amerika’nın derdi Çin’i niye gerdi?’ derdik.

Artık Amerika’nın derdi hepimizin derdi.

Amerika’da son bir yılda buharlaşan paranın miktarı 4 trilyon dolar olarak hesaplanıyor. Sıkı durun bu paranın yarısı Çin, Rusya ve Körfez ülkelerine ait.

Kimse kalkıp olan biteni aptal komplo teorileriyle izaha kalkmasın.

Bu kriz her şeyden önce ve öte bir güven krizi. Ne bankalar bir birine güveniyor, ne de piyasalar. Fakat esas önemlisi siyasetçiler. Çünkü her ne kadar kriz ekonomik de olsa kaynağı siyaset. Bu yüzden çözüm de her şeyden önce siyasi olacak.

Siyasi derken Kasım ayında Bush’un dünya liderleriyle bir araya gelmesini kastetmiyorum. Elbette bu türbülansta o toplantı da önemli. Fakat daha ondan daha önemlisi 4 Kasım ABD seçimleri. Çünkü 4 Kasım bu krizin gerçek anlamda dönüm noktası olacak.

Tabii bir şartla, eğer Obama seçimi kazanırsa.

Obama’nın kazanması iki açıdan çok önemli. Bir dediğim gibi bu bir güven krizi ve Amerikan siyasetinin tek güven veren yenilikçi-uzlaşmacı siyasetçisi Obama.

İkincisi, yeni dönem ekonomi politikalarına uygun hareket edebilecek partinin lideri o.

Doğru oturup doğru konuşalım. Yeni dönem asla serbest piyasa ekonomisinin sonu olmayacak ama dünya genelinde daha korumacı, daha devlet müdahalelerine açık bir dönem başlayacak. Obama’nın liderliğin yaptığı Demokrat parti, Cumhuriyetçi Parti’den farklı olarak doğası gereği zaten devletin ekonomiye daha fazla müdahil olmasından yana.

Böyle olduğu için Cumhuriyetçi Bush Hükümeti’nin hazırladığı 700 milyar dolarlık kurtarma paketine kendi partisi en başta karşı çıkarken muhalif Demokrat Parti destek verdi.

Dolayısıyla 4 Kasım’da ABD’de yapılacak seçimler her ne kadar Amerikalıların seçimi gibi gözükse de hiç olmadığı kadar hepimizin seçimi.



"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Ekonomist Görüşleri...
[COLOR="red"]
Ahmet Ergen

NTV-MSNBC AMSTERDAM -


Hollandalı bankacılık devi ING’nin, Türkiye’nin aralarında bulunduğu tüm bankacılık faaliyetlerinden sorumlu yönetim kurulu üyesi Eli Leenaars, küresel mali krizin geldiği noktayı değerlendirdi. Leenaars şunları söyledi: “Krizin dibi göründü mü? Herkes bu sorunun yanıtını bekliyor. Biz, bankalar olarak insanların birikimlerini yönetiyoruz ancak bu konuda fal bakmıyoruz. Onun için nereye kadar gideceği belli değil. Birçok hükümet ve uzman, kendilerine göre dibe gelindiğini söylüyor ama bazıları da hâlâ dibe vurmadı diyor. Birçok yerde dibe vurmuş gibi görünse de birçok yerde de krizin etkileri devam ediyor. Kriz, ne kadar sürer bilmiyorum ve durumun ne kadar kötü olduğunu söylemek de imkansız. Bu, hiçbir krizle karşılaştırılamaz bir durum ve ne zaman sonuçlanacağını bilmiyorum.”

FİNANS SİSTEMİ SOĞUK ALGINLIĞINI ATLATACAK


Hükümetler ve merkez bankalarının krize karşı adımlarını değerlendiren Leenaars şunları kaydetti: “Burada anahtar, güvenin tekrar ortaya çıkması ve insanların tekrar sisteme inanmaları. Merkez bankaları ve hükümetlerin yaptığı da insanların güvenini sağlamaya yönelik. Finans sistemi bir soğuk aldı. Bunun ilacını merkez bankaları ve hükümetler veriyor. Ama bu sadece ilaçla olacak iş değil. Hükümetlerden yardım alanlar da iyileşmek için çaba göstermeli. Ben inanıyorum ki bu soğuk algınlığını yaşayanlar bunu atlatacak güçte.”

]HÜKÜMET ‘İKİNCİ KAZAĞI’ VERDİ, GERİ ALACAK [/color]

Leenaars, Hollanda hükümetinin ING’ye 10 milyar Euro’luk desteğini de yorumladı: “Bankalara verilen yardım, çok pozitif. Bunun bazılarında kuşku yaratmasını anlayamıyorum. Bizim son üç aydaki sermaye yeterlilik oranımız 2 yıl önceki, 3 yıl öncekiyle de aynıydı. ING bu krizi kendi başına idare edebilirdi ama geçtiğimiz günlerde Hollanda hükümeti aradı ve ‘ING güçlü ama fazladan bir güven kazandırmak istiyoruz’ dedi. Bunu da bir örnekle anlattı; ‘Sağlıklı bir insan da yazın da kışın da giyinmek zorunda. Ama kışın üstüne bir kazak giyer. Çok soğuk olursa da ikinci bir kazak daha giyer. Şu anda hava çok soğuk; biz ikinci kazağı verdik. Baharda da geri isteriz” dedi. Unutmamak gerekir ki, bir insan ikinci kazağı giyse de sağlıklı olabilir. Bu, çok karmaşık dünyada çok iyi verilmiş bir örnek. Biz sağlıklı ve kuvvetli bir şirketiz. Hükümetten gelen bu kaynağa ihtiyacımız yoktu ama bizim durumumuzun iyi olduğunu göstermek için bu para verildi. Mali piyasaların bir kış yaşadığını düşünürsek bize de ikinci kazak verildi ki toksinlerimizi atalım. Bu, müşterilerimiz için iyi bir haber. Çünkü bizde olan paraları korunuyor. Geçmişte korundu, gelecekte de korunacak. 300 yıldır buradayız; 300 yıl daha olmak istiyoruz.”
Eli Leenars, Ahmet Ergen'in sorularını yanıtladı.




]TÜRKİYE’DE MEVDUATLARIN ARKASINDAYIZ[/color]


Türkiye’deki operasyonlarını Hollanda’dan finanse ettiklerini belirten Leenaars şunları söyledi: “Türkiye’deki satın alma işleminden sonraki süreçte 20 bin yeni mevduatı bankaya kazandırdık. Kredi oranında da Türkiye’de en çabuk büyüyen bankayız. Bu büyümeden dolayı Türkiye’deki mevduatların sağladığı bölüm dışındaki operasyon finansmanını buradan karşılıyoruz. Türkiye’deki ING’den ne zaman talep gelse para göndeririz. Türkiye’deki mevduatların arkasındayız. ING Türkiye’nin arkasındayız. Türkiye’de reel sektöre verdiğimiz kredi, bu yıl yüzde 30 arttı. Biz Türklerle Türk olmak istiyoruz.”

İKİ YILDA 150 ŞUBE AÇMAYI PLANLIYORUZ


Eli Leenaars, krize rağmen Türkiye’de büyüme hedeflediklerini belirterek, “Ekonomik reformlar Türkiye’ye güvenimizi artırdı. Reformların süreceğini düşünüyoruz ayrıca Türkiye’de genç bir nüfus var. Şu anda dünyanın en büyük 17. ekonomisi olan Türkiye’nin on yıl içinde 12. sırada olmasını öngörüyoruz. Bunlar bizim için olumlu göstergeler. ING Türkiye, bizim için yüksek büyüme bölümünde. İki yıl içinde 150 yeni şube açmayı planlıyoruz. Önümüzdeki beş yıl içinde de piyasa payını ikiye katlamak istiyoruz. Bu yılki performansı ise hedeflere uygun; yıl sonunda çift basamaklı büyüme oranı bekliyorum” dedi.


Selçuk GEÇER EKONOMİ GÜNDEMİSakın ev alma!Fiyatlar yarıya inecek! Anket
Türkiye krizden etkilenir mi?


evet ama az evet hem de çok Hiç etkilenmez bankalar etkilenmez reel sektör etkilenir
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Ekonomist Görüşleri...
Deniz GÖKÇE

Arjantin Christina’ya kurban!


Arjantin dünyada tangonun merkezi ve tabii futbolun da en üst düzeyini oynayan bir ülke. Ama diğer taraftan diktatörlük, popülizm, soygun ve ekonomi yönetiminde beceriksizlik dendi mi Arjantin bunlarda da dünya şampiyonu. Yıllar boyu Peron popülizmi ile bunalmış olan Arjantin, 1930’lı yıllarda dünyanın yedinci müreffeh ülkesi iken son 30-40 yıldır sürünmekte ve refah düzeyi yarıya inmiş bulunuyor. Öyle ki, ünlü Nobel’li MIT iktisatçısı Paul Samuelson, yıllar evvel “dünyanın en çok patlama yapacak ülkesi” olarak Arjantin’i vitrine çıkarmış olmasının, hayatındaki en büyük iktisadi yanılgı olduğu söyler.

Arjantin şu anda gene gündemde! Bilindiği gibi tüm Latin Amerika’da sosyal güvenlik sistemleri bundan tam 40 yıl kadar evvel çökmüş ve 1970’li yıllardan başlayarak tüm Latin Amerika’da sosyal güvenlik sistemi reformu yapılmıştı. 1981 yılında Şili’den sonra 1994 yılında Arjantin de, çok bacaklı yani “multipolar” denen tür bir sosyal güvenlik sistemi içinde, kamu tarafından yönetilen sisteme ek olarak, bizdeki bireysel emeklilik gibi özel fonlar tarafından işletilen ama devlet gözetiminde sosyal güvenlik sistemini de işe katarak, ikili bir yaklaşımla emeklilik sistemini düzeltmeye çalışmıştı. 2003 yılında çalışanların yüzde 83 kadarı özel emeklilik tarafına geçmişti. Sonuçta Arjantin’de, bugün itibarıyla, 9.6 milyon kişi 10 fon yönetimi şirketine yani özel emeklilik sistemine üye ve bunların 3.6 milyonu düzenli ödeme yapmakta. Diğer taraftan ise 5.2 milyon kişi kamusal sisteme üye ve onların da 3.8 milyon kadarı düzenli ödeme yapıyor. Özel taraftaki fonlar yılda 5 milyar dolar toplamakta ve 33 milyar dolarlık bir birikimi yönetiyorlar. Ve Arjantin sermaye piyasasında en büyük müşteri bu fonlar. Özel sistemin 445 bin emeklisi var ve bunların yüzde 77 kadarı aynı zamanda kamu emeklilik sisteminin de üyesi.

Bu özel fonların yönetim için talep ettikleri ücret yüksek görülmekte ve 2003-2008 arasında devleti yöneten Nestor Kirchner 2007 yılında bir kanuni düzenleme ile isteyenin kamu sistemine dönmesi için düzenleme yapmış ve 1.3 milyon kişi özel fonlardan kamu emeklilik sistemine geri geçmişti. Devlet neden özel fonlardan kurtulmak istiyordu? Çünkü başta kamu emeklilik sisteminden özel emekliliğe geçişte devlet birikimleri aktarmak için her yıl ödeme yapmakta idi. Özel emeklilik şirketlerine de, yönettikleri fonların yüzde 55 kadarını kamu kağıtlarına yatırıma mecburiyeti getirmişti.

Ancak geçen hafta Nestor’un eşi ve ondan sonra işbaşına geçen Christina Fernandez de Kirchner, Arjantin kamu maliyesinin bütçe ve borç sorununu aşabilmek için geçen hafta bir kanun teklifini parlamentoya getirdi. Bu teklif kabul edilirse, 2001-2002 krizinde Arjantin devletinin, bankalardaki vatandaşların döviz hesaplarına el koyması ve düşük kurdan mahalli para ile geri ödemesi veya 81 milyar dolarlık dış borcun da zoraki 30 milyar dolar düzeyine indirilmesi, 6-7 milyar dolarlık alacaklının da bunu kabullenmemesi ve Arjantin’i mahkemeye vermesi olgusuna benzer bir dümen gerçekleşecek!

Christina ve kocası, bir yandan ideolojik nedenlerle özel fonlara karşı ama diğer taraftan da özel fonlardaki para ağızlarını sulandırıyor. Kirchner’ler aynen üstat Peron gibi geçen yılki genel seçim ortamında popülist yaklaşımı finanse etmek zorunda kalmışlardı. Özellikle de kamu çalışanlarının maaşlarına zam ve kamu emeklilerinin maaşlarında yükseltme yapılmıştı. Bunun sonucu kamu finansmanı sıfırlanınca da, 2007-2008 sürecinde artan tarım ürünleri fiyatları nedeni ile tarım üretiminden ve tarım ihracatından alınan vergilere zam yapılmış ve büyük bir iç kavga çıkmıştı. Ancak son dönemde dünya çapında krizde et, soya, mısır ve buğday gibi tarım ürünleri fiyatları yarıya inince ve tarım ihracatı da düşünce, tarımdan vergi hasılatı kabaca 6 milyar dolar kadar azalmış bulunuyor. Bu arada da Arjantin hükümeti, yıl sonuna kadar borç servisinde kabaca 10 milyar dolarlık finansman açığı, bütçede de büyük açık karşısında kalınca ve 2009 yılında da ekim ayında yapılacak mahalli seçim öncesi 22 milyar dolar borç servisi ve bir sürü popülist harcama için finansman bulmanın zorluğunu da yaşamaya başlayınca, çareyi bir kere daha vatandaşları yolmakta buldu.

Christina geçtiğimiz salı günü özel emeklilik sisteminin iptal edileceğini ve 33 milyar dolara gelen birikimin de kamulaştırılacağını açıkladı. Merval borsa endeksi iki günde rekor düzeyde üçte bir düşerken, 2033 tarihli bonoların faizi yüzde 8 civarından yüzde 30 düzeyine fırladı. Bu bonoların şu andaki tek alıcısı Venezüella’lı “yoldaş” Chavez idi. Çünkü bonoların ratingi zaten çok düşük çünkü Arjantin’in kredi ratingi en düşük düzeyde.

Christina’nın kocası Kirchner zaten birçok özelleştirmeyi tersine çevirmişti. Christina da sosyal güvenlik sistemini yeniden kamulaştırmaya soyundu. Ona kalırsa vatandaşlarını dünya çapındaki global finans kesimi çöküşünde bankacılara karşı koruyacaktı. Ama Arjantin vatandaşları siyasilerin niyetinin sadece vatandaşları son bir defa daha soymak olduğunu düşünüyorlar. Muhalefet kanunun parlamentodan geçmeyeceğini düşünüyor ama bilinmez. Ama kanun geçerse, bu sefer özel sosyal güvenlik kurumlarının portföyünde bulunan bonolara da el konmuş olacak. Bu arada hükümet yabancıları susturmak için Merkez Bankası’nın 47 milyar civarında bulunan döviz rezervlerinden 6 milyar doları aşan ihtilaflı eski dış borcu da ödeyeceğini beyan ediyor. Özetle Christina, GSMH oranı olarak yüzde 10 boyutunda bir vatandaş parasını lüplemiş olacak!
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Ekonomist Görüşleri...
Sakın ev alma!Fiyatlar yarıya inecek!


Son bir senedir “Ev fiyatları düşecek mi?” sorusunu hangi müteahhite sorsam hep aynı cevabı alıyorum “Hayır düşmez… Dibi bulduk... Ev almak için tam zamanı…”



Evet bir yıldır soru da yanıt da değişmiyor… Değişen ne peki? Ev fiyatları ve satış grafikleri tabi… Ev stokları hızla artıyor, fiyatlar düşüyor ama kimse ev almıyor. Üstelik fiyatlar neredeyse yüzde 50 oranında düşmesine rağmen.



Peki bu duruma nasıl geldik? İş bildiğini sanan kendince uyanık, moda her sektöre balıklama atlayan sazan iş adamlarımız sayesinde tabi. Bir zamanlar tekstil ve turizm sektörüne girip batan ve akıllanmayan aynı tipler bunlar. 10 bin endekste borsaya girmekten kaçan ama 60 bine dayanmış borsadan malı kapış kapış kapan değerli saf yatırımcılarımız gibi.



Gayrimenkul vurgunu yapmaya kalkan ama trenin son vagonuna bile binemeyen öngörüsüz ama fırsatçı bu iş adamı modeli ne yazık ki kendileri gibi gariban tüketici ve yıllardır iş yapan inşaatçıları bile yaktıklarını bilmeden yaptılar tüm bunları. Bu gün ise bu arkadaşlar ısrarla “fiyatlar düşmeyecek, bakın ev almak için tam zamanı,aldınız aldınız yoksa valla da billa da fırsatı kaçırırsınız” diye demeçler vererek kendilerine yeni salaklar arıyorlar. Ve hala şişik fiyatlarla ellerinde patlamış lüks konutları saf vatandaşlara çakmaya çalışıyorlar.



Oysa kimse sandıkları kadar aptal değil. Çünkü ne kadar vatandaş spor ve magazin sayfalarından başka gazetelere bakmasalar da en azından televizyonlardan memleketin ve dünyanın durumunu takip ediyorlar. Aynı zamanda şehri gezen herkes adım başı yapılmış ama satılamayan bazısı tamamlanmış ama çoğu yarım kalmış ölü projeleri çok iyi görüyorlar. 100 bin liralık evleri iki yeşillik, bir havuzla rezidans diye 500-600 bin liraya kakalanmaya çalışanların hikayelerine artık kimse inanmıyor.



Hal böyle olunca evler yapılıyor ama satılamıyor. Satılamayan ve durdukça ekstra maliyetler binen yapıların altında eziliyorlar.

Peki ne yapmalılar? Aslında cevap gayet basit… Öncelikle artık her fiyattan nasıl olsa kakalarım mantığından vazgeçmeleri gerekiyor. Sonrada acilen fiyatları olması gereken noktalara çekerek kurtulmaları…



Peki bu fiyat ne? Kusura bakmasınlar ama en az yüzde 50. çünkü maliyetler çok arttı fiyatlar onun için böyle yalanı kocaman bir balon. Ve bu balon sönmezse sıkıntıları daha da büyür… Bu gün bu indirimi yapmayan ise yarın bu fiyata bile malını satamaz.



Çünkü sorun yüksek faiz değil en az üç kat şişmiş adaletsiz ev fiyatları… ve tüketici artık gerçek fiyatlar oluşmadan bir tek ev bile almayacak. Benden söylemesi, gerisi tabii ki siz çok iş bilen müteahhit iş adamlarımıza kalmış… Benden söylemesi…


SELÇUK GEÇER...
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Ekonomist Görüşleri...
29 Ekim 2008

Ege CANSEN


Türevi bırak, entegrale bak


KONUMUZ, kaçınılmaz olarak finansal kriz. Krizle yatıp, krizle kalkıyoruz. Çünkü kriz, bütün dehşetiyle bizi de içine aldı. Soruyoruz:

Finansal kriz yüzünden benim parasal, menkul ve gayrimenkul yatırımlarım daha ne kadar değer kaybeder?

Alacaklarım var, tahsil edebilir miyim?

Borçlarım var, ödeyebilir miyim?

Finansal kriz, iktisadi krize dönüştü. İşler, tekrar ne zaman açılır?

İnsanlar, mesela ben, işsiz kalır, geçim zorluğuna düşer miyim?

Dünyayı yönetenler, yapmaları gerekeni yapıyorlar mı?

Türkiye’yi yönetenler, yapmaları gerekeni yapıyorlar mı?

Her krizden fırsat çıkar deniyor. Bunun için ben ne yapayım?

* * *

Geçenlerde bir ilán gördüm. Başlık şöyle; "Calculus öğren, kendine yeni bir dünyanın kapılarını aç!" Türkçe okunuşuyla kalkulus (calculus) kısaca "hesap" demek. Diferansiyel ve entegral hesap diye biliniyor. Micheal Starbird adında bir matematik profesörü, kendini tüm áleme "calculus" öğretmeye adamış. İnanın çok kolay diyor. Bunun için 1300 sayfalık bir kitap yazmış. Kendi ifadesiyle, iki sayfada doğadaki "değişim" ve "hareket"in anlaşılmasını sağlayacak iki temel kavramı yani "türev" ve "entegral"i anlatmış. Geri kalan 1298 sayfada uygulamalı örnekler vermiş.

* * *

Bildiğiniz gibi, yaşanılan finansal kriz "türev" ürünlerden çıktı. Olay kısaca şöyle gelişti. Önce insanlar gitti, bankalardan ipotek mukabili ödünç aldı. Ortaya bir "kredi sözleşmesi" çıktı. Bu sözleşmenin bir borçlusu, yani evi alan kişi; bir alacaklısı, yani ödüncü veren banka; bir de ödüncün teminatı olan taşınmaz mal vardı. Bu sözleşme teminat gösterilerek, ikinci bir sözleşme yapıldı. Sonra ikinci sözleşme, başka tür akitlerle harmanlanıp üçüncü sözleşme yapıldı, sonra dördüncüsü ve bu türetme işlemi belki de yüz kere tekrar edildi. Böylece ortaya kimsenin hesap bile edemeyeceği büyüklükte bir "türev ürünler stoku" çıktı. Toplam stokun 120 trilyon dolara vardığı söyleniyor. Böyle söylenince vatandaş bunu 120 trilyon dolar para battı diye anlıyor. Çok huzursuz oluyor.

* * *

Dünya’nın bütün sersem kurnazları bir araya gelse böyle bir serveti yüz yılda batıramaz. Reel olmayan ekonomide işlemler genelde "toplamı sıfır olan" oyunlardır. Birinin kárı, çoğunlukla diğerinin zararıdır. Reel zarar, esas olarak reel sektörden doğar. Buradan bankalara yansır. Soru: Türevi 120 trilyon dolar eden denklemin "entegrali" ne? Kaç paralık birincil işlem yapılmış? Teminatlarının değer kaybından oluşan zarar ne? Bende bu sorunun hazır bir cevabı yok. Birlikte bulmaya çalışalım. ABD’de de bir milyon ipotekli ev satılıkmış. Tanesi 500 bin dolar olsa, 500 milyar dolar eder. Başka batık kredileri de ekleyelim, taş çatlasın birinci işlemlerin toplamı 700 milyar doları geçmez. Teminatların değeri % 40 düşmüş olsa, kredilerin teminatsız bakiyesi 280 milyar dolar eder. Bu da, bırakın tüm Dünya’yı ABD için bile altından kalkılamayacak bir yük değildir.

Son Söz: Türev ürünlerin yarattığı sorunların türevi, sonsuzdur.


"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Ekonomist Görüşleri...
29 Ekim 2008

Şükrü KIZILOT

Özel kesim borçları rüyalara giriyor


NASIL girmesin ki.. Sadece borcu olan firmaların değil, bu borçla ilgili teminat mektubu veren bankaların da rüyalarına giriyor.


Yurtdışına çıkacak ve tekrar geri dönmeyecek dövizler ve 2008 yılında cari açığın yüzde 60’ının "dış borçlanma" ile karşılanması bakımından ülkeyi ilgilendiriyor. Bu arada, alacaklı firmaların ve teminat mektubu veren bankaların da "acaba ödenmez mi?" diye rüyalarına giriyor.

Özetle, bu sevimsiz görüntü önümüzdeki günlerde, daha sık rüyalara gireceğe benziyor.

DIŞ BORÇLAR VE ÖZEL KESİM

Hazine’nin açıklanmış olan son verilerine göre, Türkiye’nin dış borçları, tabloda gösterilmiştir.

Tablonun incelenmesinden de fark edileceği gibi;

2008 yılının Haziran ayı itibariyle, Türkiye’nin toplam dış borcu, 284 milyar dolar.

Dış borçların 191 milyar doları yani yüzde 67’si, özel sektöre ait.

2002’de 43 milyar dolar olan özel sektör borcu, yaklaşık yüzde 350 artarak, 191 milyar dolara ulaşmış durumda.

Özel sektörün, 191 milyar dolarlık borcunun, farklı vade yapısı var. Vadesi bir yıldan az borcu, 48 milyar dolar. Bu arada Devlet, 2009’da bütçeden önümüzdeki 6 yılın en yüksek dış borç ödemesini (11.6 milyar dolar olarak) yapacak. Öte yandan, yaşanan küresel kriz nedeniyle, dış borç bulmak bundan sonra ciddi sorun olacağı için, özel sektörün vadesi bir yıldan az olan borcunu kapatması veya yeniden borçlanma suretiyle, borçların çevrilmesi çok zor gözüküyor. Bir taraftan durgunlukla daha az para kazanan şirketler diğer taraftan daha yüksek kurdan borç ödemek zorunda kalacaklar. Bu arada, dış borç gözüken tutarın bir kısmının Türkiye’deki firmaların yurtdışındaki paraları olduğu da ayrı bir gerçek.

Olaya bütünüyle baktığımızda, 1994’te kamu kesimini, 2001’de bankacılık kesimini etkileyen kriz, şimdi de reel sektörü olumsuz etkileyeceğe benziyor.

CARİ AÇIK VE DIŞ BORÇLAR

Daha önce de yazdık. Cari açık 2002’den bu yana sürekli artıyor ve tüm uyarılara rağmen ciddi bir önlem de alınmıyor. 2002’de 0,6 milyar dolar olan "cari açık", 2008’de 52 milyar dolara yaklaşacağa benziyor. Sadece 2008 yılı cari açığı, 1923-2002 dönemi yani 80 yıllık cari açık toplamı olan 43 milyar doların üzerinde. DPT’nin raporuna göre, 2009 yılı cari açığının da 50,4 milyar olması bekleniyor.

Türkiye açısından, özel sektörün aldığı dış borçlar, cari açığın kapatılmasında, çok önemli bir kaynak oldu. Yukarıda da belirttik, 2008 verilerine göre, cari açığın yüzde 60’ı dış borçlanma yoluyla gelen dövizlerle kapatıldı.

Yıllardır, Türkiye’nin döviz açığına kaynak olan; sıcak para, doğrudan yabancı sermaye girişi durdu. Dış borçlanma da durma noktasında.

Peki... Ne olacak?

Yüksek düzeyde cari açığı olan ve bunun finansmanı için sermaye girişlerine ihtiyacı olan Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler, ciddi risk altındalar. Yurtdışındaki dövizlerin Türkiye’ye getirilmesi, kısa süreli bir nefes aldırabilir ama onun da başarı şansı, çıkacak yasanın kapsamına bağlı. Sonuçta dağ fare de doğurabilir.

"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.