[FONT="Verdana"]Gerçekçilik
Birgün çankaya’daki eski köşkün alt katında, o zaman, içinde bir de havuzu bulunan holde oturuyordum. Atatürk, yandaki yeşil salonda, birkaç konuğu ile görüşüyordu.
Zamanın hatırı sayılır adamlarından olan konuklar bir aralık sözü zafere ve yunanistan’ın zayıf durumuna getirdiler; biri diğerinin görüşünü tamamlıya tamamlıya özetle şöyle konuştular :
- “karşımızda kuvvet diye bir şey kalmamıştır. Büyük devletlerin artık bizim işlerimizle fazla uğraşamaya niyetleri olmadığı görülüyor. Bundan ötürü elverişli durumlardan faydalanarak batı trakya’ya girelim ve selanik’e kadar yürüyelim.”
belli ki, ifadelerini kuvvetlendirmek için atatürk’ün selanik’li olmasından da faydalanmak istiyorlardı. Atatürk, bütün bunları sessizce dinledikten sonra oturduğu koltuktan kalktı ve yüksek sesle şu karşılığı verdi :
- “ arkadaşlar! Zafere ulaşmak için insan güç ve dayanıklılığının son aşamasına geldiğimizi dünya bilmese bile bizim her zaman unutmamamız gerekir. Bilirsiniz ki, başlarken davamızı ' milli misak' namı altında toplamış ve dünyaya ilan etmiştik. Bu ilan, dünyaya karşı bir üstlenme durumundadır. Daha ilk adımda verdiğimiz sözü tutmamış bir kurul durumuna giremeyiz. Asla hatırdan çıkarmamalısınız; bizim en büyük kuvvetimiz, bugün de yarın da dürüst, açık bir siyaset ve sözlerimize içten bağlılık teşkil edecektir. Bununla beraber arkadaşlar, sizden “ricayı mahsusla rica ederim” bir daha böyle bir konuyu ağıza almayalım.”
arıburnu, age, s:323-324
.::Atatürk Kütüphanesi::.
Konu Sahibi / Yazar
GAMZE
Kategori / Forum
Atatürk Anıları
Yorumlar / Cevaplar
32
Okunma / Görüntüleme
74234
.::Atatürk Kütüphanesi::.
.::Atatürk Kütüphanesi::.
Insan idare etme
[FONT="Verdana"]Çiftlik, marmara havuzu:balkan antlaşmasından yaklaşık olarak yedi sekiz yıl evvel:
Huzurunu bozmaktan korkarak ayaklarımın ucuna bas basa
kendisine doğru ilerledim. Ancak iyice yaklaştıktan sonra benim kendisine doğru gelmekte olduğumu gördü ve her zamanki inceliğiyle yanına çağırdı.
- burada kendi kendime biraz düşünceye dalmıştım. Dedikten ve bir kaç havai soru ve cevaptan sonra kendisi:
- biliyor musun, deminden beri neler düşündüm? Düşündüm ki, ben cumhurbaşkanlığından çekileyim, veyahut yeni seçimde arkadaşların beni tekrar cumhurbaşkanı yapmamalarını rica edeyim. Bu durumda hükümete geçmekliğim söz konusu olabilir ama onuda yapmayayım.
Hareketlerinde hürriyet ve bağımsızlığına sahip, sadece bir vatandaş olarak. Bu takdirde yalnız bir şeyi bırakamam: Partinin şefliğini. Başkanı bulunduğum cumhuriyet halk partisi,türk milletinin bon şahsına (sağduyu) dayanan bir kuruluşturki herhangi bir koşul altında ondan ayrılamam. Beni,bütün külfeti resmi sınıflardan ayıracak olan bu durum şunun için istiyorum:
Yanıma çok değil, bir iki arkadaş alarak gösterişsiz, tantanasız, hatta özellikle sessiz sedasız bir balkan gezisi yapmaya çıksam, bundan ancak büyük sonuçlar alınabileceğini kesin olarak görüyorum. Bu gezide kimseye haber vermeksizin atina’ya uğrarız; belgrada fatiyle yok olacaktır. Herhangi bir şahsın, yaşadıkça kıvançlı ve mutlu olması için lazım gelen şey, kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmaktır. Akıllı bir adam, ancak bu suretle hareket edebilir. Hayatta tam zevk ve mutluluk, ancak gelecek kuşakların şerefi, varlığı, mutluluğu için çalışmakta bulunabilir.
Bir insan böyle hareket ederken, “benden sonra gelecekler acaba böyle bir ruhla çalıştığımı farkedecekler mi?” diye bile düşünmemelidir. Hatta en mutlu olanlar, çalışmalarının bütün kuşakların bilmemesini isteyen karakterde bulunanlardır.
Herkesin kendine göre bir zevki var. Kimi bahçe ile uğraşmak, güzel çicekler yetiştirmek ister. Bazı insanlarda adam yetiştirmekten hoşlanır.
Bahçesinde çicek yetiştiren adam çicekten bir şey bekler mi? Adam yetiştiren adam da, çiçek yetiştiren adamın duyguları gibi hareket edebilmelidir. Ancak bu biçimde düşünen ve çalışan adamlardır ki, memleketlerine ve milletlerine ve bunların geleceğine faydalı olabilirler. Bir adam ki, memleketin ve milletinin mutluluğunu düşünmekten ziyade kendisini düşünür. O adamın değeri ikinci derecedir. Temeldeğeri kendine veren ve bağlı olduğu millet ve memleketi ancak kişiliği ile sanan adamlar, milletlerinin mutluluğuna emek vermiş sayılmaz.ancak kendisinden sonrakini düşünebilenler, milletlerini yaşamak ve ilerlemek olanağına eriştirebilirler. Kendi gidince ilerleme ve hareket durur sanmak bir gaflettir.
şimdiye kadar sözünü ettiğim noktalar ayrı ayrı toplumlara aittir. Fakat bugün bütün dünya milletleri aşağı yukarı akraba olmuşlardırve olmakla meşguldürler. Bu itibarla insan bağlı olduğu milletin varlığını ve mutluluğunu düşündüğü kadar, bütün dünya milletlerinin dirlik ve göneçliğini düşünmeli ve kendi milletinin mutluluğuna ne kadar değer veriyorsa bütün dünya milletlerinin mutluluğuna yararlı olmağa elinden geldiği kadar çalışmalıdır. Bütün akıllı adamlar taktir ederler ki, bu alanda çalışmakla hiçbir şey kaybedilmez. çünkü dünya milletlerinin mutluluğuna çalışmak, diğer bir yoldan kendi milletinin dirlik ve mutluluğunu temine çalışmak demektir. Dünyada ve dünya milletleri arasında anlaşma, açıklık, ve iyi geçim olmazsa, bir millet kendi kendisi için ne yaparsa yapsın, dirlikten yoksundur. Onun için ben sevdiklerime şun öğütlerim:
Milletleri yöneten adamlar, tabiidirki herşeyden evvel kendi milletlerinin varlığının ve mutluluğunun faktörü olmak isterler. Fakat aynı zamanda bütün milletler için aynı şeyi istemek lazımdır.
Bütün dünya olayları bize bunu açıktan açığa kanıtlar. En uzakta zanettiğimiz bir olayın bize bir gün işlemeyeceğini bilemeyiz.
Bunun için insanlığın hepsini bir vücut ve bir milleti bunun bir uzvu addetmek icabeder. Bir vücudun parmağının uçundaki acıdan diğer bütün üye etkilenmiş olur.
Türkiye, romanya ve diğer dostları kuvvetlidirler. Hiçbir taraftan bize gelecek bir şey beklemem. Beklemeğe de gerek yoktur.
Işte bu sessizlik içinde bütün dünyayı düşünmek bizdedir. “dünyanın filan yerinde bir rahatsızlık varsa bana ne?” dememeliyiz. Böyle bir rahatsızlık varsa benzeri kendi aranda olmuş gibi onunla ilgilenmeliyiz. Olay ne kadar uzak olursa olsun, bu temelden şaşmamak lazımdır. Işte bu düşünüş, insanları, milletleri ve hükümetleri bencilikten kurtarır. Bencillik kişisel olsun, milli olsun daima fena anlaşılmamalıdır.
O halde konuştuklarımızdan şu sonucu çıkaracağım:
Tabii olarak kendimiz için bütün lazım gelen şeyleri düşüneceğiz ve gereğini yapacağız. Fakat bundan sonra bütün dünya ile ilgileneceğiz. Kısa bir örnek:
Ben askerim. Birinci dünya savaşında bir ordunun başında idim. Türkiye’de diğer ordular ve onlarun komutanları vardı. Ben yalnız kendi ordumla değil, öteki ordularlada uğraşıyordum. Birgün erzurum cephesindeki hareketlere ait bir sorun üzerinde durduğum sırada yaverim dedi ki :
- niçin sizinle ilgili olmayan sorunlarla da uğraşıyorsunuz?
Cevap verdim :
- ben bütün orduların durumunu iyice bilmezsem kendi ordumu nasıl yürütebilirim ve yönetebileceğimi belgileyemem.
Bir devlet ve milleti yönetir durumda bulunanlarun daima gözönünde tutmaları lazım gerelen sorun budur.
Bu nedenle sayın konuklarımaıza şunu diyeceğim :
Ben düşündüklerimi sevdiklerime olduğu gibi söylerim. Aynı zamanda gerekli olmayan bir sırrı kalbimde taşımak gücünde olmayan bir adamım. çünkü ben bir halk adamıyım. Ben düşündüklerimi daima halkın huzurunda söylemeliyim. Yanlışım varsahalk beni yalanlar. Fakat şimdiye kadar bu açık konuşmam da halkın beni yalanladığını görmedim.
[FONT="Verdana"]Çiftlik, marmara havuzu:balkan antlaşmasından yaklaşık olarak yedi sekiz yıl evvel:
Huzurunu bozmaktan korkarak ayaklarımın ucuna bas basa
kendisine doğru ilerledim. Ancak iyice yaklaştıktan sonra benim kendisine doğru gelmekte olduğumu gördü ve her zamanki inceliğiyle yanına çağırdı.
- burada kendi kendime biraz düşünceye dalmıştım. Dedikten ve bir kaç havai soru ve cevaptan sonra kendisi:
- biliyor musun, deminden beri neler düşündüm? Düşündüm ki, ben cumhurbaşkanlığından çekileyim, veyahut yeni seçimde arkadaşların beni tekrar cumhurbaşkanı yapmamalarını rica edeyim. Bu durumda hükümete geçmekliğim söz konusu olabilir ama onuda yapmayayım.
Hareketlerinde hürriyet ve bağımsızlığına sahip, sadece bir vatandaş olarak. Bu takdirde yalnız bir şeyi bırakamam: Partinin şefliğini. Başkanı bulunduğum cumhuriyet halk partisi,türk milletinin bon şahsına (sağduyu) dayanan bir kuruluşturki herhangi bir koşul altında ondan ayrılamam. Beni,bütün külfeti resmi sınıflardan ayıracak olan bu durum şunun için istiyorum:
Yanıma çok değil, bir iki arkadaş alarak gösterişsiz, tantanasız, hatta özellikle sessiz sedasız bir balkan gezisi yapmaya çıksam, bundan ancak büyük sonuçlar alınabileceğini kesin olarak görüyorum. Bu gezide kimseye haber vermeksizin atina’ya uğrarız; belgrada fatiyle yok olacaktır. Herhangi bir şahsın, yaşadıkça kıvançlı ve mutlu olması için lazım gelen şey, kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmaktır. Akıllı bir adam, ancak bu suretle hareket edebilir. Hayatta tam zevk ve mutluluk, ancak gelecek kuşakların şerefi, varlığı, mutluluğu için çalışmakta bulunabilir.
Bir insan böyle hareket ederken, “benden sonra gelecekler acaba böyle bir ruhla çalıştığımı farkedecekler mi?” diye bile düşünmemelidir. Hatta en mutlu olanlar, çalışmalarının bütün kuşakların bilmemesini isteyen karakterde bulunanlardır.
Herkesin kendine göre bir zevki var. Kimi bahçe ile uğraşmak, güzel çicekler yetiştirmek ister. Bazı insanlarda adam yetiştirmekten hoşlanır.
Bahçesinde çicek yetiştiren adam çicekten bir şey bekler mi? Adam yetiştiren adam da, çiçek yetiştiren adamın duyguları gibi hareket edebilmelidir. Ancak bu biçimde düşünen ve çalışan adamlardır ki, memleketlerine ve milletlerine ve bunların geleceğine faydalı olabilirler. Bir adam ki, memleketin ve milletinin mutluluğunu düşünmekten ziyade kendisini düşünür. O adamın değeri ikinci derecedir. Temeldeğeri kendine veren ve bağlı olduğu millet ve memleketi ancak kişiliği ile sanan adamlar, milletlerinin mutluluğuna emek vermiş sayılmaz.ancak kendisinden sonrakini düşünebilenler, milletlerini yaşamak ve ilerlemek olanağına eriştirebilirler. Kendi gidince ilerleme ve hareket durur sanmak bir gaflettir.
şimdiye kadar sözünü ettiğim noktalar ayrı ayrı toplumlara aittir. Fakat bugün bütün dünya milletleri aşağı yukarı akraba olmuşlardırve olmakla meşguldürler. Bu itibarla insan bağlı olduğu milletin varlığını ve mutluluğunu düşündüğü kadar, bütün dünya milletlerinin dirlik ve göneçliğini düşünmeli ve kendi milletinin mutluluğuna ne kadar değer veriyorsa bütün dünya milletlerinin mutluluğuna yararlı olmağa elinden geldiği kadar çalışmalıdır. Bütün akıllı adamlar taktir ederler ki, bu alanda çalışmakla hiçbir şey kaybedilmez. çünkü dünya milletlerinin mutluluğuna çalışmak, diğer bir yoldan kendi milletinin dirlik ve mutluluğunu temine çalışmak demektir. Dünyada ve dünya milletleri arasında anlaşma, açıklık, ve iyi geçim olmazsa, bir millet kendi kendisi için ne yaparsa yapsın, dirlikten yoksundur. Onun için ben sevdiklerime şun öğütlerim:
Milletleri yöneten adamlar, tabiidirki herşeyden evvel kendi milletlerinin varlığının ve mutluluğunun faktörü olmak isterler. Fakat aynı zamanda bütün milletler için aynı şeyi istemek lazımdır.
Bütün dünya olayları bize bunu açıktan açığa kanıtlar. En uzakta zanettiğimiz bir olayın bize bir gün işlemeyeceğini bilemeyiz.
Bunun için insanlığın hepsini bir vücut ve bir milleti bunun bir uzvu addetmek icabeder. Bir vücudun parmağının uçundaki acıdan diğer bütün üye etkilenmiş olur.
Türkiye, romanya ve diğer dostları kuvvetlidirler. Hiçbir taraftan bize gelecek bir şey beklemem. Beklemeğe de gerek yoktur.
Işte bu sessizlik içinde bütün dünyayı düşünmek bizdedir. “dünyanın filan yerinde bir rahatsızlık varsa bana ne?” dememeliyiz. Böyle bir rahatsızlık varsa benzeri kendi aranda olmuş gibi onunla ilgilenmeliyiz. Olay ne kadar uzak olursa olsun, bu temelden şaşmamak lazımdır. Işte bu düşünüş, insanları, milletleri ve hükümetleri bencilikten kurtarır. Bencillik kişisel olsun, milli olsun daima fena anlaşılmamalıdır.
O halde konuştuklarımızdan şu sonucu çıkaracağım:
Tabii olarak kendimiz için bütün lazım gelen şeyleri düşüneceğiz ve gereğini yapacağız. Fakat bundan sonra bütün dünya ile ilgileneceğiz. Kısa bir örnek:
Ben askerim. Birinci dünya savaşında bir ordunun başında idim. Türkiye’de diğer ordular ve onlarun komutanları vardı. Ben yalnız kendi ordumla değil, öteki ordularlada uğraşıyordum. Birgün erzurum cephesindeki hareketlere ait bir sorun üzerinde durduğum sırada yaverim dedi ki :
- niçin sizinle ilgili olmayan sorunlarla da uğraşıyorsunuz?
Cevap verdim :
- ben bütün orduların durumunu iyice bilmezsem kendi ordumu nasıl yürütebilirim ve yönetebileceğimi belgileyemem.
Bir devlet ve milleti yönetir durumda bulunanlarun daima gözönünde tutmaları lazım gerelen sorun budur.
Bu nedenle sayın konuklarımaıza şunu diyeceğim :
Ben düşündüklerimi sevdiklerime olduğu gibi söylerim. Aynı zamanda gerekli olmayan bir sırrı kalbimde taşımak gücünde olmayan bir adamım. çünkü ben bir halk adamıyım. Ben düşündüklerimi daima halkın huzurunda söylemeliyim. Yanlışım varsahalk beni yalanlar. Fakat şimdiye kadar bu açık konuşmam da halkın beni yalanladığını görmedim.
Benden evvel ben oldum
Beni bende ben buldum
Sahralara indim durdum
Bana Ali dediler
Merdan idim dirildim
Her bedene verildim
Kırk Kapı dört makamda
Öldüm öldüm dirildim.
Mürşit Zöhre Ana..
Beni bende ben buldum
Sahralara indim durdum
Bana Ali dediler
Merdan idim dirildim
Her bedene verildim
Kırk Kapı dört makamda
Öldüm öldüm dirildim.
Mürşit Zöhre Ana..
.::Atatürk Kütüphanesi::.
[FONT="Verdana"]Halka değer verme
[FONT="Verdana"]Acı işgal günlerinde, önemli devlet adamlarının da hazı bulundukları toplantıda herkes, türkiye’nin düştüğü acıklı duruma bir çare arıyor. Amerikan, ingiliz kruyuculuğundan söz ediliyor. Bir aralık, mustafa kemal paşa’ya da ne düşündüğünü sordular. Atatürk, şu kısa cevabı verdi:
- “efendiler, hepiniz konuştunuz, isteklerinizi beyan ettiniz ve birbirinize sordunuz, hepinizi dinledik. Fakat... Anadolu'ya bir şey sordunuz mu? Anadolu’yu dinlediniz mi?
Ona da soralım, bir de onu dinleyelim efendiler!”
arıburnu, age, s:334
dava adamı olmak
yıl 1918, selanik’te bir konferanstan sonra arkadaşlarıyla konuşması:
- devrimi tamamlamak lazımdır. Biz bunu yapabiliriz. Ben, bunu yapacağım. O zaman için düşündüklerimi size kısaca anlatayım: Bu günki osmanlı imparatorluğu’nun yüksek sayılan komutanları, benim için yoktur. Ordu kumanda sicilleri içinde ben, son limit olarak, binbaşıyı kabul ediyorum. Geleceğin büyük komutanı bunlar olması gerekir. Sicil defterlerini binbaşıya kadar olanları saklayacağım, üst tarafını yaktıracağım.
Arkadaşlardan biri, bu söz üzerine bana karşı duruyor ve bu büyük ayıklama işinin nasıl yapılabileceğini anlamak istiyor. Mustafa kemal şu cevabı veriyor :
- evet, binbaşından yüksek olanlar aybaşında, benim kuracağım bürolara gelip maaşlarını istedikleri zaman, büro şefleri defterleri dikkatle inceledikten sonra : “efendim, defterlerde sizin adınız yoktur, sizi tanımıyorum” diyeceklerdir.
Arıburnu, age, s:337-338
[FONT="Verdana"]Acı işgal günlerinde, önemli devlet adamlarının da hazı bulundukları toplantıda herkes, türkiye’nin düştüğü acıklı duruma bir çare arıyor. Amerikan, ingiliz kruyuculuğundan söz ediliyor. Bir aralık, mustafa kemal paşa’ya da ne düşündüğünü sordular. Atatürk, şu kısa cevabı verdi:
- “efendiler, hepiniz konuştunuz, isteklerinizi beyan ettiniz ve birbirinize sordunuz, hepinizi dinledik. Fakat... Anadolu'ya bir şey sordunuz mu? Anadolu’yu dinlediniz mi?
Ona da soralım, bir de onu dinleyelim efendiler!”
arıburnu, age, s:334
dava adamı olmak
yıl 1918, selanik’te bir konferanstan sonra arkadaşlarıyla konuşması:
- devrimi tamamlamak lazımdır. Biz bunu yapabiliriz. Ben, bunu yapacağım. O zaman için düşündüklerimi size kısaca anlatayım: Bu günki osmanlı imparatorluğu’nun yüksek sayılan komutanları, benim için yoktur. Ordu kumanda sicilleri içinde ben, son limit olarak, binbaşıyı kabul ediyorum. Geleceğin büyük komutanı bunlar olması gerekir. Sicil defterlerini binbaşıya kadar olanları saklayacağım, üst tarafını yaktıracağım.
Arkadaşlardan biri, bu söz üzerine bana karşı duruyor ve bu büyük ayıklama işinin nasıl yapılabileceğini anlamak istiyor. Mustafa kemal şu cevabı veriyor :
- evet, binbaşından yüksek olanlar aybaşında, benim kuracağım bürolara gelip maaşlarını istedikleri zaman, büro şefleri defterleri dikkatle inceledikten sonra : “efendim, defterlerde sizin adınız yoktur, sizi tanımıyorum” diyeceklerdir.
Arıburnu, age, s:337-338
Benden evvel ben oldum
Beni bende ben buldum
Sahralara indim durdum
Bana Ali dediler
Merdan idim dirildim
Her bedene verildim
Kırk Kapı dört makamda
Öldüm öldüm dirildim.
Mürşit Zöhre Ana..
Beni bende ben buldum
Sahralara indim durdum
Bana Ali dediler
Merdan idim dirildim
Her bedene verildim
Kırk Kapı dört makamda
Öldüm öldüm dirildim.
Mürşit Zöhre Ana..
.::Atatürk Kütüphanesi::.
Atatürk ve ismet inönü
Yıl : 1957
[FONT="Verdana"]İsmet inönü aleyhine söylenmiş bir söz nedeniyle :
Ismet paşa (inönü) hakkında söz söylenmesine katlanamayan barutçu söz etmişse de söz hakkı verilmeyince meclisi terketmiş, yazıhaneye gelmişti. üzerinde hırsını yenememiş bir insanın hali vardı. Sık sık dudaklarını ısırıyor ve emiyordu.
- bugün eğer bana söz verselerdi, ağaoğluna şu anıyı anlatacak ve ismet paşa'nın (inönü) nasıl bir insan olduğunu kendisine öğretecektim. Anının gözlemcisi refik koraltan idi ve barutçu’ya o anlatmıştı.
Serbest fırka’nın kurulduğu günlerde imiş. Fırka reisi fethi bey, vapurla istanbul’dan izmir’e doğru geliyormuş. Gemi ayvalık açıklarında iken, izmir valisi kazım paşa (dirik) atatürk’e gönderdiği telgraflarda fethi bey’in izmir’e ayak basmamasını, zira izmir’de önemli olaylar çıkabileceğini ve belki de fethi bey’in (okyar) hayatına dahi kastedilebileceğini, izmir’lilerin kendisine karşı büyük bir antipati duyduklarını, belirtiyormuş. Atatürk:
- telgrafı fethi bey’e (okyar) gönderiniz, hareketini tayinde serbesttir, emir buyurmuşlardır.
Vapur izmir açıklarına geldiği zaman bir de bakılıyor ki, olaylar hiç de kazım paşa’nın anlattığı gibi geçmiyor. Onbinlerce kalabalık kordonboyu’nu doldurmuş ve fethi bey’i karşılamaya hazırlanıyorlar. Fethi bey izmir’e ayak basınca yapılan büyük gösteriler arasında izmir kemeraltı bölgesindeki kahvelerde asılı bulunan atatürk’ün ve ismet inönü’nün resimleri ayaklar altına atılıyor, yırtılıyor ve çiğneniyor.
Bütün bu olaylar, vaktinde atatürk’e iletiliyor ve pek tabii ki, atatürk üzülüyor. O günün akşamı milletvekillerinden oluşan bir kurul atatürk’ü yatıştırmak için çankaya’ya çıkıyorlar. Atatürk’ün bu olay nedeniyle söylediği söz şu oluyor:
- benim resimlerimin yırtılmasına, çiğnenmesine üzülmedim desem yalan söylemiş olurum. Fakat asıl beni üzen nokta nedir bilir misiniz? O izmir’i kurtarmak için canını dişine takmış batı cephesi komutanı ismet paşa’nın resimlerinin yırtılıp çiğnenmesidir. Bari bu davranış ona uygulanmasaydı.
Arıburnu, age, s: 338-339
Yıl : 1957
[FONT="Verdana"]İsmet inönü aleyhine söylenmiş bir söz nedeniyle :
Ismet paşa (inönü) hakkında söz söylenmesine katlanamayan barutçu söz etmişse de söz hakkı verilmeyince meclisi terketmiş, yazıhaneye gelmişti. üzerinde hırsını yenememiş bir insanın hali vardı. Sık sık dudaklarını ısırıyor ve emiyordu.
- bugün eğer bana söz verselerdi, ağaoğluna şu anıyı anlatacak ve ismet paşa'nın (inönü) nasıl bir insan olduğunu kendisine öğretecektim. Anının gözlemcisi refik koraltan idi ve barutçu’ya o anlatmıştı.
Serbest fırka’nın kurulduğu günlerde imiş. Fırka reisi fethi bey, vapurla istanbul’dan izmir’e doğru geliyormuş. Gemi ayvalık açıklarında iken, izmir valisi kazım paşa (dirik) atatürk’e gönderdiği telgraflarda fethi bey’in izmir’e ayak basmamasını, zira izmir’de önemli olaylar çıkabileceğini ve belki de fethi bey’in (okyar) hayatına dahi kastedilebileceğini, izmir’lilerin kendisine karşı büyük bir antipati duyduklarını, belirtiyormuş. Atatürk:
- telgrafı fethi bey’e (okyar) gönderiniz, hareketini tayinde serbesttir, emir buyurmuşlardır.
Vapur izmir açıklarına geldiği zaman bir de bakılıyor ki, olaylar hiç de kazım paşa’nın anlattığı gibi geçmiyor. Onbinlerce kalabalık kordonboyu’nu doldurmuş ve fethi bey’i karşılamaya hazırlanıyorlar. Fethi bey izmir’e ayak basınca yapılan büyük gösteriler arasında izmir kemeraltı bölgesindeki kahvelerde asılı bulunan atatürk’ün ve ismet inönü’nün resimleri ayaklar altına atılıyor, yırtılıyor ve çiğneniyor.
Bütün bu olaylar, vaktinde atatürk’e iletiliyor ve pek tabii ki, atatürk üzülüyor. O günün akşamı milletvekillerinden oluşan bir kurul atatürk’ü yatıştırmak için çankaya’ya çıkıyorlar. Atatürk’ün bu olay nedeniyle söylediği söz şu oluyor:
- benim resimlerimin yırtılmasına, çiğnenmesine üzülmedim desem yalan söylemiş olurum. Fakat asıl beni üzen nokta nedir bilir misiniz? O izmir’i kurtarmak için canını dişine takmış batı cephesi komutanı ismet paşa’nın resimlerinin yırtılıp çiğnenmesidir. Bari bu davranış ona uygulanmasaydı.
Arıburnu, age, s: 338-339
Benden evvel ben oldum
Beni bende ben buldum
Sahralara indim durdum
Bana Ali dediler
Merdan idim dirildim
Her bedene verildim
Kırk Kapı dört makamda
Öldüm öldüm dirildim.
Mürşit Zöhre Ana..
Beni bende ben buldum
Sahralara indim durdum
Bana Ali dediler
Merdan idim dirildim
Her bedene verildim
Kırk Kapı dört makamda
Öldüm öldüm dirildim.
Mürşit Zöhre Ana..
.::Atatürk Kütüphanesi::.
[FONT="Verdana"]Dış politika ve sorumluluk
[FONT="Verdana"]Bir akşam, daha sofraya henüz oturmuştu. Tevfik rüştü aras ile bilardo oynuyorlardı. Aras’ı telefondan çağırdılar. Içeriye dönerken :
- atatürk, dedi, size canınızı sıkacak bir haber vereceğim : Yugoslavya kıralını öldürmüşler.
üzüntülerini daima içinde saklamayı bilen ebedi şef kıpkırmızı olmuştu, ayakta duramadı. Gelin, sofrada konuşalım dedi. O gece, sabahın yedisinden akşamın tam yedisine kadar büyüklerimizi çağırtarak onlarla ne kadar titiz bir dikkatle konuştuğunu, onlara direktifler verdiğini görerek hayret içinde kalmıştım. O gece alınması kendilerince gerekli gerekli görülen tedbirler ne kadar derin bir görüş eseri olduğunu sonradan çıkan olaylar bize pek iyi anlatmıştı. O akşam bu tedbirleri alnının çizgileriyle; erken ve anlaşılmaz bir sakınma gibi karşılayanlardan değerli bir kişi yine bir gün bunun bir keramet olduğunu huzurlarında açıklamıştı.
Ancak sabah olmuş, gün yayılmıştı. Sofrada dört beş kişi kalmıştık :
- acıktınız galiba, dedi.
Harp okulundan beri çok sevdiğini söylediği fasulyeli pilavla muhallebi ve kavun geldi. Sabahın tam yedisinde böyle tatlı ikinci bir akşam yemeğinden sonra :
- uykunuz, geldi, artık size müsaade. Ben, çakmak’ın, (sayın mareşalimiz o gece istanbul’da yavuz zırhlısında bulunuyorlarmış) izlemlerini almadan yatmayacağım, demişlerdi.
Arıburnu, age s:322-323
[FONT="Verdana"]Bir akşam, daha sofraya henüz oturmuştu. Tevfik rüştü aras ile bilardo oynuyorlardı. Aras’ı telefondan çağırdılar. Içeriye dönerken :
- atatürk, dedi, size canınızı sıkacak bir haber vereceğim : Yugoslavya kıralını öldürmüşler.
üzüntülerini daima içinde saklamayı bilen ebedi şef kıpkırmızı olmuştu, ayakta duramadı. Gelin, sofrada konuşalım dedi. O gece, sabahın yedisinden akşamın tam yedisine kadar büyüklerimizi çağırtarak onlarla ne kadar titiz bir dikkatle konuştuğunu, onlara direktifler verdiğini görerek hayret içinde kalmıştım. O gece alınması kendilerince gerekli gerekli görülen tedbirler ne kadar derin bir görüş eseri olduğunu sonradan çıkan olaylar bize pek iyi anlatmıştı. O akşam bu tedbirleri alnının çizgileriyle; erken ve anlaşılmaz bir sakınma gibi karşılayanlardan değerli bir kişi yine bir gün bunun bir keramet olduğunu huzurlarında açıklamıştı.
Ancak sabah olmuş, gün yayılmıştı. Sofrada dört beş kişi kalmıştık :
- acıktınız galiba, dedi.
Harp okulundan beri çok sevdiğini söylediği fasulyeli pilavla muhallebi ve kavun geldi. Sabahın tam yedisinde böyle tatlı ikinci bir akşam yemeğinden sonra :
- uykunuz, geldi, artık size müsaade. Ben, çakmak’ın, (sayın mareşalimiz o gece istanbul’da yavuz zırhlısında bulunuyorlarmış) izlemlerini almadan yatmayacağım, demişlerdi.
Arıburnu, age s:322-323
Benden evvel ben oldum
Beni bende ben buldum
Sahralara indim durdum
Bana Ali dediler
Merdan idim dirildim
Her bedene verildim
Kırk Kapı dört makamda
Öldüm öldüm dirildim.
Mürşit Zöhre Ana..
Beni bende ben buldum
Sahralara indim durdum
Bana Ali dediler
Merdan idim dirildim
Her bedene verildim
Kırk Kapı dört makamda
Öldüm öldüm dirildim.
Mürşit Zöhre Ana..
.::Atatürk Kütüphanesi::.
ATATÜRK'ÜN
LAİKLİK ÜZERİNE OLAN GERÇEK YAŞAM ÖYKÜLERİ
[FONT="Verdana"]Ölmeyi tercih ederiz
General pershing'in kurmay başkanı olan general harbord sivas'ta mustafa kemal'le görüşürken der ki;
- türk tarihini okudum. Milletiniz büyük komutanlar yetiştirmiş, büyük ordular hazırlamıştır. Bunları yapan bir millet elbette bir medeniyet sahibi olmalıdır. Takdir ederim. Ama bugünkü duruma bakalım. Başta almanya müttefikinizle dört yıl harbettiniz, yenildiniz, dördünüz bir arada yapamadığınız şeyi, bu durumda tek başınıza yapmayı nasıl düşünebiliyorsunuz? Fertlerin intihar ettikleri vakit vakit görülür. Bir milletin intihar ettiğini mi göreceğiz?
Mustafa kemal generale " teşekkür ederim dedi. Tarihimizi okumuş, bizi öğrenmişsiniz. Fakat, şunu bilmenizi isterdim ki biz emperyalist pençesine düşen bir kuş gibi yavaş yavaş aşağılık bir ölüme mahkum olmaktansa babalarımızın oğulları olarak vuruşa vuruşa ölmeyi tercih ediyoruz."
general ve arkadaşları sezsizce ayağa kalktılar.
- bizde olsa böyle yapardık!
F.rıfkı atay,çankaya
LAİKLİK ÜZERİNE OLAN GERÇEK YAŞAM ÖYKÜLERİ
[FONT="Verdana"]Ölmeyi tercih ederiz
General pershing'in kurmay başkanı olan general harbord sivas'ta mustafa kemal'le görüşürken der ki;
- türk tarihini okudum. Milletiniz büyük komutanlar yetiştirmiş, büyük ordular hazırlamıştır. Bunları yapan bir millet elbette bir medeniyet sahibi olmalıdır. Takdir ederim. Ama bugünkü duruma bakalım. Başta almanya müttefikinizle dört yıl harbettiniz, yenildiniz, dördünüz bir arada yapamadığınız şeyi, bu durumda tek başınıza yapmayı nasıl düşünebiliyorsunuz? Fertlerin intihar ettikleri vakit vakit görülür. Bir milletin intihar ettiğini mi göreceğiz?
Mustafa kemal generale " teşekkür ederim dedi. Tarihimizi okumuş, bizi öğrenmişsiniz. Fakat, şunu bilmenizi isterdim ki biz emperyalist pençesine düşen bir kuş gibi yavaş yavaş aşağılık bir ölüme mahkum olmaktansa babalarımızın oğulları olarak vuruşa vuruşa ölmeyi tercih ediyoruz."
general ve arkadaşları sezsizce ayağa kalktılar.
- bizde olsa böyle yapardık!
F.rıfkı atay,çankaya
Benden evvel ben oldum
Beni bende ben buldum
Sahralara indim durdum
Bana Ali dediler
Merdan idim dirildim
Her bedene verildim
Kırk Kapı dört makamda
Öldüm öldüm dirildim.
Mürşit Zöhre Ana..
Beni bende ben buldum
Sahralara indim durdum
Bana Ali dediler
Merdan idim dirildim
Her bedene verildim
Kırk Kapı dört makamda
Öldüm öldüm dirildim.
Mürşit Zöhre Ana..
.::Atatürk Kütüphanesi::.
Efkarı yoklamak.
[FONT="Verdana"]Birgün sohbetin ilerlediği bir zamanda, atatürk bir ara şu suali sordu:
- "ben artık cumhurbaşkanlığından çekilmek, parti başkanı olarakçalışmak istiyorum.
Siz ne dersiniz?"
ata bu soruyu sorarken etrafında bulunanların teker teker yüzüne bakıyordu. Herkes sorunun kendisine yöneltildiğini sanmış; şaşkınlık içine düşmüştü, rahmetli rıfat bey'de böyle sanarak cevabın akıbetini hiç düşünmeden;
- "muvafık efendim" deyi verdi.
Birden yüzündeki yumuşak ifade silinen atatürk sert bir şekilde ona doğru baktı ve sonra merhum ziya bey'e döndü onun cevabını bekledi. Fakat ziya bey;
- "efendimiz bilir!" diyerek işin içinden sıyrıldı. Imtihan sırası bana gelmişti.
- "henüz göreviniz bitmemiştir. Inkılaplar tamam olmamıştır. Tamam olunca biz size (artık çekil, istirahat et) deriz, inkılap yarım bırakılmaz!" cevabını verdim. Gülümsedi.
- "zaten ben de bunun için henüz bırakmak istemiyorum" dedi. Maksadı efkarı yoklamaktı.
Said arif terzioğlu, insancıl atatürk
[FONT="Verdana"]Birgün sohbetin ilerlediği bir zamanda, atatürk bir ara şu suali sordu:
- "ben artık cumhurbaşkanlığından çekilmek, parti başkanı olarakçalışmak istiyorum.
Siz ne dersiniz?"
ata bu soruyu sorarken etrafında bulunanların teker teker yüzüne bakıyordu. Herkes sorunun kendisine yöneltildiğini sanmış; şaşkınlık içine düşmüştü, rahmetli rıfat bey'de böyle sanarak cevabın akıbetini hiç düşünmeden;
- "muvafık efendim" deyi verdi.
Birden yüzündeki yumuşak ifade silinen atatürk sert bir şekilde ona doğru baktı ve sonra merhum ziya bey'e döndü onun cevabını bekledi. Fakat ziya bey;
- "efendimiz bilir!" diyerek işin içinden sıyrıldı. Imtihan sırası bana gelmişti.
- "henüz göreviniz bitmemiştir. Inkılaplar tamam olmamıştır. Tamam olunca biz size (artık çekil, istirahat et) deriz, inkılap yarım bırakılmaz!" cevabını verdim. Gülümsedi.
- "zaten ben de bunun için henüz bırakmak istemiyorum" dedi. Maksadı efkarı yoklamaktı.
Said arif terzioğlu, insancıl atatürk
Benden evvel ben oldum
Beni bende ben buldum
Sahralara indim durdum
Bana Ali dediler
Merdan idim dirildim
Her bedene verildim
Kırk Kapı dört makamda
Öldüm öldüm dirildim.
Mürşit Zöhre Ana..
Beni bende ben buldum
Sahralara indim durdum
Bana Ali dediler
Merdan idim dirildim
Her bedene verildim
Kırk Kapı dört makamda
Öldüm öldüm dirildim.
Mürşit Zöhre Ana..
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi