You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
[B]KİTABIN ADI [/B]

[B]ARABA SEVDASI [/B]

[B]KİTABIN YAZARI [/B]

[B]R.MAHMUT EKREM [/B]

YAYIMEVİ VE ADRESİ
[B]İNKILÂP KİTABEVİ [/B]

[B]BASIM YILI [/B]

1985


1.KİTABIN KONUSU: Ana kahraman olan Behruz Beyin hayatı ve eğlenceleri.


2.KİTABIN ÖZETİ : Behruz Bey 25 yaşlarında zengin bir ailenin çocuğudur.Konu 1896 yıllarındaki Osmanlı döneminde geçer.Behruz beyin babası Osmanlı teşkilatında validir.Bu sebepten Behruz Beyin babası sürekli bir yerlere tayin olmaktadır.


Ama her gittiği yeni atamanın ardından İstanbul’a dönmektedir. Babası İstanbul’da saygın bir yere sahiptir. Behruz Bey önce babası tarafından gerekli terbiyenin alınması için Behruz Bey’i önce askeri rüştiyeye yazdırır. Ama okulun 3. senesinde eğitimi yeterince aldığı düşünülerek okuldan ayrılır ve özel hocalarla eğitimine devam edilir. Babası o zamanın favori lisanı olan Fransızca’yı iyi öğrenebilmesi için şehrin en iyi hocalarından ders aldırır. En son Mösyö Piyer de karar kılınır. Fransızca’nın yanında Arapça ve Farsça eğitimi de alır. Behruz Bey kışları köşkte geçirirken yazları Çamlıca da ki yazlıkta geçirir. Hayat onun için son derece mütevazidir.Yalnız aşırı derece de arabalara karşı merakı vardır.Behruz Bey’in babası kendisi 24 yaşlarındayken vefat eder. Babasından bir miktar servet kalır.Tanıdıklar vasıtasıyla Behruz Bey’e bir iş ayarlanır.İşe gitmez ama her ay parasını alır.Bir de Behruz beyin en büyük özelliği bozuk Fransızca’sını günlük yaşantının içinde kesitler halinde kullanmasıdır.Neyse Behruz bey Babasından kalan her şeyi annesinin bütün mücevheratını ve evlerini züppece bir yaşamın kurbanı eder ve

kaybeder.Şımarıklığı,sorumsuzluğu,herkesten daha şık giyinmek, az buçuk bildiği Fransızca’sını olur olmaz yerlerde kullanma
arzusu artar. Çalıştığı kaleme zaman buldukça uğramaktadır. En büyük zevki, zamanın modasına uyarak, son derece gösterişli arabalarıyla sokakları,eğlence yerlerini, dolaşmaktır. Bir gün arabasıyla dolaşırken,güzel bir araba içerisinde sarışın bir kız görür. Hemen aşık olur. Sarışının zannettiği kira arabasına gizlice bir aşk mektubu atar.Yüksek bir aileden zannettiği sarışın ise, bir sokak yosması,hayat kadını, ‘dır. Periveş adındaki bu ahlaksız kadına şiirler yazar, geçebileceği yerlerde dolaşır, bulamaz. Yazdığı mektuba karşılık beklerken, yalan söylemekten hoşlanan arkadaşı Keşfi Bey’den Periveş’in öldüğü haberini alır. Mezarını bulabilmek için çırpınıp durduğu bir gün sevdiği kızla Şehzadebaşı’nda karşılaşır, sevgilisinin ablası zanneder. Periveş’in mezarını sorar. Alaylı kahkahalarla karşılaşınca sevdiğinin bir hayat kadını olduğunu, kaybettiği onca şeylerin bir hiç uğruna olduğunu anlar.


“Arz ederim.”




3.KİTABIN ANAFİKRİ:Hayatta ne olursa olsun bu günden başka birde yarının olduğu. Dünya servetinin gelip geçiciliği ve arkadaş ilişkisinin önemi.



4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

Behruz Bey: Devlet bünyesinde çok önemli bir yeri olan bir babanın oğlu.Çocukluğu boyunca ne isterse anında yerine getirilmiş biraz şımarık biri.Kitapta 25 yaşında bir genç.

Mösyö Piyer:Behruz Beyin Fransızca öğretmeni.Açık göz ve fırsattan istifade etmesini iyi bilen birisi.

Mişel:Evin kahyası





Keşfi Bey: Devamlı yalan söyleyen birazda şakacı olan bir kişi.Behruz beyin yakın arkadaşı.

Şükran bey- Naim efendi:Behruz beyin devamlı alışveriş yaptığı tüccarlar.


5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:[COLOR=maroon] Kitap 1896 yılında yazıldığı için dili ağır osmanlıca sözcüklerle dolu.Ayrıca Behruz beyin Fransızca özentisini göstermek için fazla Fransızca kelime kullanılmış.Ama eser anlaşıldığında okuyucuya gizliden gizliye dersler veriyor.


6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ: Türk tarihimizde,romantizmden realizme geçen ilk romancımızdır.Tanzimat edebiyatımızın önemli şairleri ve yazarları arasındadır.





[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
Kitabın Adı : ARABA SEVDASI

Kitabın Yazarı : Recaizade Mahmut EKREM


Yayın Evi – Adresi : İnkılap Kitabevi – Yayın Sanayi ve Ticaret A.Ş. Ankara Cad. 95, İSTANBUL

Basım Yılı : ----

Kitabın Fiyatı : 4.500.000 TL

Sayfa Sayısı : 240

Kitabın Konusu : Bir görüşte aşık olan Fransız hayranı savurgan bir şahsın, kendi kendine gelin-güvey olarak yaşadıklarını anlatmaktadır.



1- Kitabın Özeti
2- Kitabın Anafikri
3- Kitaptaki Şahısların Değerlendirilmesi
4- Kitap Hakkında Şahsi Görüşler
5- Yazar Hakkında Kısa Bilgi


1- KİTABIN ÖZETİ :
Bihruz Bey zamanındaki İstanbul’da yaşayan, pek şık giyinmesini seven ve validesinin yardımıyla geçinen, kibirli ve kendini dekolte gören, genç bir beydir. Her yıl olduğu gibi, baharın gelmesiyle Bihruz Bey’in de içi hoş olur ve sık sık gezintilere çıkar. Bir gün gelir ve lando diye tabir edilen ve bir o kadar da şık olan sarı renkli at arabasına biner. Arabasından indiğinde güzel bir lando daha gelir ve içerisinden iki hanım iner. Biri Periveş adında güzel, yirmi yaşlarında, sarışın bir hanım ve diğeride Bihruz Bey’in sarışın hanımın hizmetkarı sandığı yaşlıca bir kadındır. Bihruz Bey, blond diye tabir ettiği sarışın hanıma gönlünü kaptırır. Bu hanımların arakalarından yürür ve hanımların bu yere bir sonraki Cuma geleceklerini öğrense de gelecekleri saati öğrenmek nasip olmaz. Bir anda Keyfi Bey’in çıkması ile Periveş hanım hızlıca kaçar ve Bihruz Bey her ne kadar takip etmeye çalışsa da izini kaybeder. O günden sonra bu sarışın güzel, Bihruz Bey’in aklından hiç çıkmaz.
Bihruz Bey sarışın hanım için bir mektup ve alıntı bir şiir yazıp, gönderir. Fakat daha sonra şiirde anlamını bilmediği bir sözcüğün, ona değil de sarışın yerine esmere hitap ettiğini öğrenince kahrolur. Bu sırada borçlarının kabarması üzerine paraya ihtiyaç duymaktatır. Bu yüzden köşkü satmayı düşünse de validesi buna izin vermemektedir. Keyfi Bey ile konuşurken Keyfi Bey’in yalandan söylediği sarışın güzelin (blondun) öldüğü haberini alır. Bunun üzerine Bihruz Bey sanki çok büyük bir aşk yaşamışlar gibi kendini kahreder, günlerce ağlar.
Daha yeni kendine geldiği anda dışarı gezintiye çıkmıştır. Üsküdar vapuruna yaklaşır fakat onu kaçırır. Vapur henüz iskeleden ayrıldığı anda Periveş hanımın vapurda oturduğunu görür. Bir anda büyük bir heyecana kapılır ve sevinçten gözleri ışıldar. Keyfi Bey’in yalanını suratına çarpmak hevesiyle Keyfi Bey’in yanına gider fakat Keyfi Bey ikinci bir yalanla o gördüğü kişinin Periveş hanım olmadığını ve ona çok benzeyen bir çalışanı olduğunu söyler. Bunu üzerine Bihruz Bey tekrar yıkılır. Bu esnada alıcaklılar Bihruz Bey’i sıkıştırmaktadır.
Bihruz Bey’in arabacısı olan Andon bir gün Bihruz Bey’in emri üzerine onu bekler ve Bihruz Bey’in geri dönmemesi üzerine köşke doğru yola koyulur. Bu esnada arabayı çizdirerek ufak bir kaza yapar. Bundan Bihruz Bey’in haberi olmadan kurtulmak amacıyla arabayı tamir fabrikasına götürür. Fabrikasında Bihruz Bey’in arabasını gören Kondaraki, onca uyarılara rağmen Bihruz Bey’in borcunu ödememesi üzerine arabaya ve hayvanlara el koyar. Bunun üzerine Andon çaresiz köşke gider ve olanları Bihruz Bey’e anlatınca işten kovulur. Kondaraki daha sonra Bihruz Bey’e nisbet olurcasına Andon’u işe alır.
Bihruz Bey validesinin isteği üzerine İstanbul’dan ayrılmayı düşünürken bir yıl daha burda geçirmeye karar verir. Bu esnada Müsyü Piyer ara sıra gelmekte ve beraber çalışmaktadırlar. Bir gün Bihruz Bey çarşıda gezerken o sarışını tekrar görür ve blondunun çalışanı olarak sandığından aşık olduğu sarışın kadının mezarını öğrenmek maksadıyla hanımın peşine koyulur. Ara bir sokaktan geçerken nazik bir şekilde durumu izah eder. Sonra da aşık olduğu o sarışın hanımın aslında o çalışan kadın olduğunu ve o gün geldikleri güzel arabayı kiraladıklarını diyer bir tabir ile zengin olmadıklarını öğrenir. Bunun üzerine yalan aşkından dolayı Bihruz Bey bir daha yıkılır. Sarışın hanım da alay ederek yoluna devam eder.

2- KİTABIN ANAFİKRİ :
Bu eserden dış görünüşün insanı yanıltabileceği ve dış görünüşe fazla aldanılmaması gerektiği yargısı çıkarılmaktadır. Bunun yanında insanın olayları kendi istediği gibi agılamayıp gerçeği görmesinin gerektiği, o zamanlarda görülen ve yabancı hayranlığından kaynaklanan Fransızca ile karışık bir dil kullanma durumunun kişilerin anlaşmasında zorluklar yarattığı ve önyargılı davranışların insanı ne derece hataya sürüklediği anlatılmaktadır.



3- KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :
Bihruz Bey: Şık görünmeyi seven, valide parasını yiyen tutarsız ve savurgan bir gençtir. İnsanların dış görünümüne önem verir. Kendi kendine gelin ve güvey olur. Olayları işine geldiği şekilde algılar. Umursamaz ve düşüncesiz bir karaktere sahiptir. Gittiği heryerde tanıştığı her insanla Fransızca konuşarak tiraj yapmaya çalışır.
Periveş Hanım (blond): Bihruz Beyin zengin bir hanım sanıp, gönlünü kaptırdığı kişidir. Gerçekte zengin değildir. Alaycı bir karaktere sahiptir. Sarışın, yirmi yaşlarında, orta boylu ve güzel bir kızdır.
Keşfi Bey: Bihruz Bey’e yalan söylemiştir. Şakacı bir yapısı vardır.
Mişel: Bihruz Bey’in hizmetkarıdır. Her zaman kibar görünür ve Bihruz Bey gibi Fransızca ile karışık bir dil konuşur.
Andon: Bihruz Bey’in arabacısıdır. Bihruz Bey’in sarı renkli şık arabasını verilen emirler doğrultusunda kullanır. Bihruz Bey’den oldukça korkar.
Müsyü Piyer: Bihruz Bey’e öğretmenlik yapan, ona kitaplar getirip, okuyan orta halli bir profesördür. Geçimini biraz da Bihruz Bey’in yardımıyla sağlar.
Kondaraki: Araba tamir fabrikasının müdürüdür. Bihruz Bey’in arabasını pek beyenmiş ve göz koymuştur.

4- KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitap yazılan ilk realist roman olmasına rağmen okuyucuyu dili yönünden zorlamaktadır. Kitapta yabancı hayranlığı, dış görünüşe önem verme, maddiyatçılık, önyargılı davranma vb. gibi toplumda o zamanlarda sık görünen sorunlar ele alınmıştır.

5- YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ :
Recaizade Mahmut EKREM; “Araba Sevdası” romanıyla Türk roman tarihimizde, romantizmden realizme geçen ilk romancımız ünvanını kazanır. Tanzimat edebiyatımızın en önemli şairleri ve yazarları arasındadır. İsatnbul’da Vaniköy’de doğdu (1 Mart 1847), Takvimhane Nazırı Recai Efendinin oğludur. İlk öğrenmini, zamanın bilim ve sanat adamlarından olan, babasından aldı. Beyzıt Rüştüyesi’nde Harbiye İdadisi’nde okudu. Hariciye nezareti Mektubi Kalemine memur olarak girdi (1862). Fransızcasını iyice geliştirdi. Namık Kemal’le tanıştı; eski şiirden vazgeçip Batı edebiyatına yöneldi. “Tasvir-i Efkar” gazetesine yazmıya başladı. Namık Kemal Avrupa’ya kaçarken gazatenin idaresini ona bıraktı (1867). Şura-yı Devlet (Danıştay) üyesi oldu (1877); Mekteb-i Mülkiye’de, Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi) de edebiyat öğretmenliği yaptı (1880-1887) ve Maarif Nazırlığında bulundu (1908). Ayan Meclisi’ne (Senatoya) seçildikten bir süre sonra öldü (31 Ocak); vasiyeti üzerine, Küçüksu’da oğlu Nijad’ın yanına gömüldü (1914).
Reacaizade Mahmut Ekrem; şiir, eleştiri, hatıra, çeviri, inceleme, hikaye, roman, tiyatro alanında 25’i aşkın eser vermiştir. En tanınmışları: Afife Anjelik (piyes, 1870); Yadigar-ı Şebap (Gençlik Hatırası, şiirler, 1872); Atala (çeviri roman, 1872); Vuslat-yahut-süreksiz Sevinç (piyes, 1875); Talim-I Edebiyat (edebiyat bilgileri, 1879); Zemzeme (şiirler, 3 cilt, 1882-85); Takdir-i “Elhan” (eleştiri, 1886); Muhsin Bey (hikaye, 1890); Pejmürde (şiirler, 1893); Şemsa (hikaye, 1893); Araba Sevdası (roman, 1896); Nijat Ekrem (mensur, manzum şiirler, anılar, 1911); Çok Bilen Çok Yanılır (piyes, 1914).
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI:Aşk-ı Memnu
KİTABIN YAZARI:Halit Ziya UŞAKLIGİL
YAYIN EVİ:İNKILAP YAYIN EVİ
BASIM YILI:1993


1.KİTABIN KONUSU
Eserde 1900’lü yılların başlarında İstanbul’da geçen,toplum yapımıza pek normal gelmeyen bir yasak aşk ve bu yasak aşkın getirdiği ağır cezalar anlatılmaktadır.

2.KİTABIN ÖZETİ
Firdevs Hanım ile kızları bir sandal gezintileri sırasında Adnan Bey adında iki çocuklu dul bir adamla karşılaşırlar.Firdevs Hanım’ın iki kızı vardırTongueeyker ile Bihter.Peyker zaten evlidir.
Adnan Bey,aralarındaki yaş farkına bakmaksızın Firdevs Hanım’ın küçük kızı Bihter ile evlenmek ister.Evlenirler.Adnan Bey’in kızı Nihal bir türlü yeni annesine alışamaz.Kendi alemine çekilir.Nihal ile kardeş çocuğu olan bir de Behlül vardır.Behlülün de Nihal’le evlenmesi söz konusudur.Behlülün amacı ise çok farklıdır.Çapkın bir kişiliğe sahiptir.Önce Firdevs Hanım’ın büyük kızı Peyker’I ister ve kolayca onu elde eder.Fakar onun için bir anlık bir zevktir.
Bir gün Bihter bir bahane ile ile Behlül’ün odasına girer.Biraz konuşurlar.Sonra Behlül ona karşı olan duygularını ifade eder.Ondan hoşlanmaktadır.Bihter onu Peyker ile beraber gördüğü için ilk başta ona inanmaz fakat Behlü onu baştan çıkarmak için elinden geleni yapar ve başarır.
Bihter ile Behlül’ün ilişkileri devam ederken Behlül’ün Nihal ile evlenmesi yeniden ortaya atılır.
Nihal’i seven bir de Beşir vardır.Beşir onların evde büyütülmüş zenci bir gariptir.Ona çok temiz duygularla aşıktır.Bu karşılıksız sevgisi onu verem bile etmiştir.
Bir gün Nihal bir raslantı sonucu üvey annesinin bu gizli macerasını öğrenir.Bihter’in nefti çarşafını giyer ve Behlül’ün yanına gider.Artık işin içyüzünü öğrenmiştir.Bir akşam onları merdiven başında konuşurken gördüğünde ince,narin vücudu buna dayanmaz ve bayılır.
Öte yandan Bihter de onların evliliğini engellemek istemektedir.Çünkü onu kıskanmaktadır.
Nihal uğradığı şokla beraber yataklara dşmüştür.Beşir onu bu halde görünce datanamaz ve o güne kadar gördüğü ,sezdiği her şeyi Adnan Bey’e anlatır.karısının kendisini aldattığını öğrenen zavallı adam deliye döne rve Bihter’I aramaya koyulur.
Bihter artık kendisi için bir çıkar yol kalmadığını anlamıştır.Mutluluğu artık kurtulmayacaktır artık kocasına dönmesi de mümkün değildir.Artık insanların yüzüne bakamayacak haldedir.Odasına kapanır ve eline mini bir tabanca alır artık yaşamamalıdır.Onun için iki yol vardır:Ya nursuz bir hayata razı olmak veya razı olmamak…Razı olmayacaktır.Tetiği çeker.
Bihter’in intiharından bir süre sonra Nihal iyileşir.Behlül,insan içine çıkmaya yüzü kalmadığı için çekip gitmiştir.Bu acı hayat tecrübesinden sonra baba-kız artık birbirleri için yaşamaya karar verirler.

3.KİTABIN ANAFİKRİ
İnsanlar hiç bir zaman hiçbir şekilde birbirlerini aldatmamalıdırlar.Çoğu zaman ufak zevkler insanlara çok pahalıya patlar.Herşeyden önce dürüst olunmalıdır.

4.KİTAPTAki ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
Firdevs Hanım:Kızlarının mutlu olasını isteyrn iki kızlı dul bir kadındır.Bihter ile Peykerin annesidir.

Adnan Bey:Onun da iki çocuğu vardır ve duldur.Bihter’kendine yakın hissettiğinden evlenir fakat mutluluk ona uzaktır.Yaşı da Bihter’den hayli fazladır.
Behlül:Çok çapkın ve de insanları kolayca kandırabilen bir yapıdadır.İstediğini elde edebilir.
Nihal:Çok güzel sarışın ve de ailesinden bulamadığı sevgiyi başkalarında aramaktadır.Yeni annesine birtürlü alışamamıştır.
Bihter:Genç taşta evlendirilmiş güzel bir kızdır. Aldatması ise tamamen onun saflığından,tecrübesizliğinden kaynaklanmaktadır.

5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER
Toplumumuzun uzun yapısına aykırı olan olaylar gelişmektedir. Olaylardaki ilk yanlış aralarında yaş farkı çok olan iki kişinin evlenmesidir.Bihter genç ve güzel olduğundan gözü dışarıda kalmıştır Sonuçta aldatanların zararlı çıktığı da görülmektedir.En başta yapılan bir hatanın sonu da çok ağır olur.Dürüstlük herşeyden daha önemlidir.

6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ

Halit Ziya Uşaklıgil (1867-1945)
Türk roman ve öykü yazarı. Türk edebiyatında Batı anlamındaki romanın ilk yetkin örneklerini vermiştir.
istanbul'da doğdu, 22 Mart 1945'te aynı kentte öldü. Servet-i Fünun romancılarındandır. İlk tahsilinden sonra Fatih Askeri Rüştiyesi’ne gitti ve 17 yaşında okuldan ayrıldı. 1884’te Nevruz gazetesini, daha sonra Hizmet ve Ahenk gazetelerini kurdu. İzmir Rüştiyesi’nde Fransızca öğretmenliği yaptı. İdadide Türk edebiyatı dersi okuttu. Reji Müdürlüğü Başkatibi oldu. Servet-i Fünün dergisine girdi ve en büyük romanları burada yayımlandı. Darülfununda batı edebiyatı dersleri verdi. Mabeyin Başkatibi, Ayan üyesi oldu. Sessizliği, batı müziğini,kitap okumayı, çiçekleri severdi. Fransızca, İngilizce, Almanca, İtalyanca, Arapça ve Farsça bilirdi. Roman, hikaye, tiyatro, mensur, şiir, hatıra, hitabet, edebiyat tarihi, makale türünde eserler verdi.

YAPITLAR : Roman: Nemide, 1889; Bir Ölünün Defteri, 1889; Ferdi ve Şürekası, 1894; Mai ve Siyah, 1897; Aşk-ı Memnu, 1900; Kırık Hayatlar, 1923. Öykü: Bir Muhtıranın Son Yaprakları, 1888; Bir İzdivacэn Tarih-i Muaşakası, 1888; Heyhat, 1894; Solgun Demet, 1901; Sepette Bulunmuş, 1920; Bir Hikaye-i Sevda, 1922; Hepsinden Acı, 1934; Onu Beklerken, 1935; Aşka Dair, 1936; İhtiyar Dost. 1939; Kadın Pençesinde, 1939; İzmir Hikayeleri, 1950. Oyun: Kabus, 1918. Anı: Kırk Yıl, 1936; Sara ve Ötesi, 1942; Bir Acı Hikaye, 1942. Şiir: Mensur Şiirler, 1889. Deneme: Sanata Dair, 3 cilt, 1938-1955.



[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
Atatürk’e Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği
KİTABIN YAZARI
Ahmet Taner KIŞLALI
YAYINEVİ VE ADRESİ
İMGE KİTABEVİ
BASIM TARİHİ
1999
KİTABIN YAYIM MAKSADI
Yazar, Atatürk’e yönelik haksız eleştirilerin yarattığı birikimle, güncel olaylara bilimsel bir yaklaşım getirerek yazdığı yazılarını bu kitapta toplamıştır.

KİTABIN ÖZETİ :
Kitap genel olarak dört bölümden oluşmaktadır. “Kemalizm Üzerine“ adlı bölümde yazarın güncel yazıları ve incelemeleri yer almaktadır. “Demokratik Sol-Sosyal Demokrasi Üzerine” adlı bölümde güncel olaylardan yola çıkılarak yazılan yazılar, inceleme niteliği taşıyan yazılar ve yazarın bilim ve siyaset adamları ile yaptığı tartışmalar yer almaktadır. “Güneydoğu Sorunu Üzerine” bölümünde, farklı bakış açılarına sahip kişilerle yapılan söyleşilere yer verilmiştir. “Kültür, Siyaset ve Ordu Üzerine” başlıklı son bölümde ise güncel olaylardan yola çıkan yazılar bulunuyor.
1. KEMALİZM ÜZERİNE
Bu bölümde yazar Kemalizm üzerine çeşitli gazetelerde yazdığı köşe yazılarını derlemiştir. Bu köşe yazıları genellikle Kemalizme karşı olan grupların yada kişilerin fikirlerine ve eylemlerine cevap verir niteliktedir. Bölümün sonunda ise yazar, köşe yazılarından sonra iki incelemesine yer vermiştir, bunlar “Atatürk’ün Kültür Siyaseti” ve “Kemalist İdeoloji”.
Birinci bölümde verilen köşe yazılarından bazıları:
M. Kemal’e Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği : Aziz Nesin, yıllar önceki bir konuşmamızda şöyle demişti:
- Geçmişte Atatürk’ü eleştirmiş olmaktan dolayı şimdi utanıyorum. Her geçen gün gözümde küçüleceğine, tersine daha da büyüyor.”
Eğer Türkiye’de bir din devleti kurmak istiyorsanız, Mustafa Kemal’e saldırmanız elbetteki tutarlıdır. Mustafa Kemal’i bilimsel olarak değerlendirmenin yöntemi açık: Hangi koşullardaydı? Ne yapmak istiyordu? Ne yaptı? Sonuç ne oldu?
Bu ülkede Atatürk’ü yıkarak olumlu bir şeyler yapabileceğini sananların, kendi küçük dünyaları içinde büyük bir yanılgıyı yaşadıklarına inanıyorum.
CHP’nin İdeolojisi ve Kemalizm : “Altı oku unutup, sıfırdan başlamadan CHP büyüyemez” diyenler var. Kemalizmin altı oku gökten zembille inmedi. Laiklik, milliyetçilik ve cumhuriyetçilik, Fransız Devrimi’nin etkisini taşıyordu; halkçılık, devrimcilik ve devletçilik de Sosyal Devrim’in… Ama bu kavramlara verilen içerikler esnekti, tartışılmaz kalıplar değildi. Türkiye’nin koşullarının ürünüydü ve o koşullara bağlı olarak zamanla değişebiliyordu.
CHP, 1980’de bıraktığı noktada kalırsa Kemalist olmaz; altı oku bırakırsa da CHP olmaz!
Kuşkusuz ki Türkiye’de hiç kimse Kemalist olmak zorunda değildir. Ama CHP’de, Kemalizme karşı olanları kendi içinde kabul etmek zorunda hiç değildir!…
Kadınsız Demokrasi : Kadınların, yani toplumun yarısını oluşturan bireylerin yaratıcı gücünü, toplumsal ve siyasal yaşamın dışında tutan bir toplum çağdaşlaşabilir mi?
Mustafa Kemal, Türk kadınına çağdaş bir konum kazandırma düşüncesini uygulamaya, hem de Kurtuluş Savaş’ının en umutsuz günlerinde başlamıştır. Atatürk “kadın ve erkek” Türk insanına verilecek eğitimin ilkelerinin saptanması amacıyla, ilk öğretmenler kurultayını işte bu ortamda topladı!…
Eğer Atatürk olmasaydı, Kemalizme bugün burun kıvıran, cumhuriyeti karalama sevdasına kapılan, “referandumla devrim” yapılabileceğini sanan bazı büyük üstatlar acaba ne ile uğraşıyor olacaktı?
Devlet Hayranlığı Edebiyatı : Kemalizmi “devlet hayranlığı”, çağdaş Kemalizm demek olan demokratik solculuğu “çağdaşsızlık” , sınırsız bir özelleştirmeciliği ise “ilericilik” sayan kalemler acaba “cehaletin cesareti” ile mi konuşuyorlar? Yoksa sık yinelenen yalan, giderek kafalarda doğruya dönüşür umudu içindeler mi?
Atatürk’ten 27 Mayıs Anayasası’na, Türkiye’ye bağımsız ve demokratik kurum anlayışını Kemalistler getirdiler. Halk evleri bile oldukça bağımsız ve demokratik bir yapıya sahipti. Köy enstitüleri, bugünün yüksek öğretim kurumlarında bile olmayan bir “katılımcı” ortam yaratmıştı. Özerkliğin savunucuları, Kemalizm’i sürdüren demokratik solcu ve sosyal demokratlar oldular. ”Ceberrut devlet” özlemi ile askeri yönetim dönemlerini değerlendirmeye çalışanlar hep Kemalizm karşıtıydılar.
Bir siyasi partinin başarısı, her şeyden önce toplumsal tabanı ile örgüt yapısı ve ideolojisi arasında tutarlılık olmasına bağlıdır.
CHP’nin geleneksel tabanı “orta sınıf”’lardır. Kemalizm de öncelikle bu toplum kesimlerinin ideolojisidir.
Sadece bu tabana dayanmak bile Türkiye solunu bugünkü çıkmazından kurtarır. Siyasal dengeleri etkileyen bir konuma getirir.
Atatürk’ün sağlığında yaptıklarının bekçiliği ile yetinmenin Kemalizm değil “tutuculuk” olduğunu da unutmamak gerekir!… Kemalist olabilmek için Atatürk’ün “izinde” değil, “yolunda” olmak gerektiğini bilmek gerekir!…
Atatürk Üzerine “Cevherler”!… : Kültür bakanının baş danışmanı olmakla övünen “Zat-ı Muhterem” gene kolları sıvamış… Kemalizm’in “sol” ile ilgisi olmadığını; “militarist” bir ideoloji sayılması gerektiğini; ve de “demokrasi” ile uzaktan yakından bağlantısı bulunmadığını kanıtlamak için…
Solculuğun bütün dönemler ve bütün toplumlar için geçerli iki “evrensel” ölçütü vardır. Toplumsal olanakları artırıcı atılımlardan yana olmak bir… O artan olanaklardan toplumun daha geniş bir kesimini yararlandırmaktan, yani daha hakça bir paylaşımdan yana olmak iki… Bu hedeflere yönelik bütüncül-yapısal dönüşümleri gerçekleştirmek ise , devrimciliktir…
Kemalizm sadece “yeni insan”’ı yaratmadı; aynı zamanda “başdöndürücü” bir sanayileşme sürecini de başlattı.
Demek ki Mustafa Kemal “militarist” bir ideolojinin kurucusu , öyle mi?
Hani şu, İttihat Terakki’nin 1909’daki ünlü Selanik Kongresi’nde “ Ya üniformanızı bırakın, ya siyaseti” diye haykıran Mustafa Kemal…
Ve gelelim Kemalizmde “demokrasi” nin bulunmadığı “cevheri” ne… Acaba şu sözler Atatürk’e değilde, “özköşk” yazarlarından birisine mi ait: “Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir. Biz cumhuriyeti kurduk, on yaşını doldururken demokrasinin bütün gereklerini sırası geldikçe uygulamaya koymalıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nde partilerin doğacağına şüphe yoktur. Demokrasi maddi refah meselesi değildir.”
Atatürk Diktatör müydü? : CHP Genel Sekreteri Recep Peker, İtalya gezisinin hemen sonrasında, Atatürk’ün partisini faşist modele göre yeniden yapılandırmak için bir tasarı hazırladı. Herkesin beğenisini kazanan bu tasarı onay için önüne geldiğinde, Mustafa Kemal’in gösterdiği tepki ünlüdür:
“-İsmet Paşa bu saçmaları herhalde okumadan imzalamış olacak!”
Atatürk’ün yönetiminin, kendinden önceki Osmanlı yönetimine göre çok daha demokratik ve çok daha halkçı olduğu ortadadır. Atatürk sıradan bir “liberal demokrasi” anlayışına da sahip değildi. “Katılımcı-sivil toplumcu” bir demokrasiye inandığının somut kanıtlarını vermişti.
Atatürk’ün Kültür Siyaseti: Eğer her siyasal iktidar değişikliğinde devletin yazılı ve sözlü yayımlarının dili, devlet tiyatrolarının oyunları, devlet kitaplıklarının raflarındaki kitaplar, bile değişiyorsa, o ülkede gerçek anlamıyla ulusal bir kültür siyaseti izlendiği söylenemez. Oysa, kültür bir duyuş ,düşünüş ve davranış birliğidir. Ulusal olması zorunlu siyasetlerin başında kültür siyasetinin gelmesi gerekir.
Atatürk “çağdaş insanı” yaratacak koşullara öncelik verdi. Tarihteki ilk kültür devrimini gerçekleştiren önder oldu. Dilde, tarihte, alfabede, sanatta, hatta dinde yaptığı reformlar, O’nun bu anlayış içinde gerçekleştirdiği kültür devriminin parçalarıdır. Atatürk bağımsız ve çağdaş bir ulusal toplum yaratmak istiyordu. Bir yandan ülkenin kendi öz kaynaklarına dayanmasına, öte yandan da hedef aldığı toplumun gerektirdiği insanı hazırlamaya öncelik verdi.
Atatürk’ün izi, O’nun öldüğü noktada biter, ama yolu bitmez, sonsuza dek uzanır. Bu nedenle de, Atatürk’ün neyi yaptığından çok, hangi amaçla yaptığı incelenmelidir. Ulusal olması gereken kültür siyasetini, toplumun ancak belirli kesimlerini temsil eden siyasal iktidarların insafına terkedecek bir kültür kurumlaşmasının Atatürk’ün yoluna ters düşeceğini sanıyoruz.
Kemalizm Nedir? : Kemalizm, tıpkı liberalizm ve sosyalizm gibi, bir devrim ideolojisi olarak doğmuştur. Ama, onlardan farklı olarak, geri kalmış bir ülkedeki devrim koşullarının gereksinimlerini yansıtmaktadır.
Mustafa Kemal, tıpkı Lenin gibi , Birinci Dünya Savaşı’nın ülkesindeki eski düzenin temsilcilerini maddi ve manevi açıdan yıpratmasından yararlanarak, evrimin henüz zorunlu kılmadığı yeni bir toplumsal-siyasal düzeni yaratacak süreçleri harekete geçirmiştir. Mustafa Kemal , ülkesini düşman işgalinden kurtarmanın kendisine kazandırdığı olağanüstü etkiyi kullanarak devrimi gerçekleştirmiştir.
Kemalizmin önünde iki aşamalı bir amaç vardı: Bağımsızlık ve Çağdaşlaşma. Bu ereklere ulaşmak için, ideolojinin çerçevesini oluşturan ulusçuluk, cumhuriyetçilik ve laiklik ilkeleri Fransız devrimi ve dolayısıyla liberalizmden; devletçilik, halkçılık ve devrimcilik ilkeleri de sosyalizmden esinlendi.
2. DEMOKRATİK SOL-SOSYAL DEMOKRASİ ÜZERİNE
İkinci bölümde yazar Demokratik Sol ve Sosyal Demokrasi üzerine yazdığı köşe yazılarına ve yaptığı söyleşilere yer vermiştir. Köşe yazılarında değindiği konuları özetleyecek olursak :
Sosyalizmin amacı toplumsal ayrıcalıkların bulunmadığı bir düzen kurmaktır.
Bir partinin oy alabilmesi için çıkarlarını ve dünya görüşünü temsil etmek istediği bir kitlenin varlığı yetmez. Hatta tutarlı bir programa sahip olması da yetmez. Getirdiği çözümlerin inandırıcılığı kadar, yapısal inandırıcılığı da önemlidir. Ecevit programı ve kişiliğiyle inandırıcı ancak DSP yapısıyla inandırıcı değil. SHP’de de aynı şey söz konusudur.
SHP’deki liderlik sorunu üzerine değiniyor ve parti içi seçimlerde orantılı temsil sistemini öneriyor. Ancak çok kişinin bu fikre şiddetle karşı çıktığını vurguluyor.
Sosyal Demokrat ve Demokratik Sol sistemlerini tanımlayarak nasıl Sosyal Demokrat olunabileceğine değiniyor.
SHP, DSP ve CHP’nin herhangi bir şekilde birleşmeleri durumundaki analizi yapıyor ve İnönü, Ecevit ve Baykal’ın bu konudaki tutumlarına yer veriyor.
1990’ların demokratik sol yada sosyal demokrat partilerinin programı nasıl olmalıdır tartışmalarında unutulan bir şey vardı. Program değil partinin yapısı önemlidir. Bundan dolayı CHP’nin programından önce yapısının tartışılması gerektiğini vurgulamaktadır. Kim ne derse desin önder çok önemlidir ve bu önderin çevresindeki ,kadro da çok önemlidir. Ve yine orantılı temsil sistemini savunuyor.
Yanlış ve çıkmazda olan SHP ve DSP’nin CHP’yi de kendilerine katmaya çalıştıklarını ve CHP’yi daha doğmadan öldürmeyi düşündüklerini söylüyor. Ancak CHP için de en doğru kararın umudu yitirmektense ertelemenin daha iyi olacağını vurguluyor.
Baykal’ın nasıl kazandığını ve CHP’nin nasıl büyüyeceği konusundaki fikirlerini belirtiyor. Baykal’ın kurultaydan zaferle çıkmasının en büyük nedeni, kitlelere heyecan verebilecek, duyguları güçlü bir biçimde dile getirebilecek, mesajları etkili olarak iletebilecek bir seslenme gücüne sahip olmasıdır. Ancak Baykal’ın bir karar vermesi gerekmektedir, “Ortak akıl”’in sözcüsü mü olacak, yoksa kısır bir takım tutkuların mı?
Yazar bölümün bundan sonraki kısmında Demokratik Sol ve Sosyal Demokrasinin tarihsel bir sentezini ve yaptığı söyleşilere yer veriyor. Demokratik Sol yada Sosyal Demokrasi marksizmden sonra tarihsel bir sentez olarak oluşmuştur. Bu süreçte rol alan kişilere yer vermiştir: Bu kişiler,
Ferdinand Lassalle; çağdaş sosyal demokrat ideolojinin oluşumunda adı geçen ilk isimdir. Edward Bernstein; marksizmi hareket noktası alarak sosyal demokratik düşünceye katkıda bulunmuştur. Karl Kautsky ; Bernstein’in eleştiriler yönelttiği ve özde marksizme daha sadık gibi göründüğü halde, sosyal demokrat düşünce çizgisinde önemli yeri olan bir düşünürdür. Jean Jaures ; Fransız olan Jean, bir düşünür olduğu kadarda aynı zamanda bir eylem adamıdır. İki kez milletvekili seçilmiş, sosyalist partiye önderlik etmiş, emperyalizmin baskısı altında haksızlığa uğradığına inandığı Osmanlı Devleti’ne Türklere yakınlık göstermiştir. Leon Blum; Fransanın ilk sosyalist başbakanıdır.Faşizm tehlikesine karşı komünistlerle işbirliğine yanaşmakla birlikte, sağcı burjuvaziye olduğu kadar komünizme de karşıydı. Sidney James Webb; İngiliz sosyalizminin kökenindeki en önemli isim. Demokratik sol ideolojiye katkılarının yanısıra, milletvekili ve bakan olarak uygulamaya da katıldı.
Kemalizm ve Sosyal Demokrasi; Türkiye’ye demokrat ideolojinin, kemalizm ile birlikte girmeye başladığını söylemek yanlış olmaz. Genel ve eşit oy hakkı, sekiz saatlik işgünü, çeşitli sosyal sigortalar, gelir düzeyine göre değişen vergi sistemi, parasız eğitim, hep sosyal demokrat dünya görüşünün yansımaları olarak gerçekleşmiştir.
Yazar daha sonra Sosyal Demokrasinin nasıl oluştuğundan bahsetmiştir. Sosyal demokrasinin oluşumunda önemli olan iki deneyime değinmiştir. İskandinav ve İngiliz ile Fansız deneyimleri. Her iki modelde, de güçlü bir kominist haraketin rekabetinden uzakta ve işçi sendikalarının büyük desteği ile geliştiler. İskandinav sosyal demokrasileri içinde en ünlüsü İsveç’inkidir. İsveç’te sosyal demokratlar,1932 yılından bu yana, küçük iki ara dışında sürekli olarak iktidardadırlardır. İngiltere’de sosyal demokrasi modelinin temeli ise, 1945-50 ve 1964-70 yılları arasındaki İşçi Partisi iktidarı sırasında atıldı. Daha sonra Türk deneyimi ile ilgili bilgiler vermiştir.
Yazar 1974’lerden bugüne nelerin değiştiğini nelerin değişmediğini anımsatmak için, 27-29 Ekim 1974 tarihinde yapılan “2. Demokratik Sol Düşünce Forumu”nda yapılan konuşmaya yer vermiştir.
İkinci bölümün bundan sonraki kısmında, yazar yapmış olduğu söyleşilere yer vermiştir. Erol Çevik ile KIT’ler, Devletçilik, Sosyal Demokrasinin ekonomik modeli üzerine, Prof. Bilsay Kuruç ile KIT’lerin tasviyesi, Devletçilik üzerine, İsmail Cem ile CHP’nin yeniden açılması ve başarılı olabilmesi için gerekenler, CHP’nin birleşmesi konusunda, liderlik sorunu hakkında, Ertuğrul Güney ile CHP’nin Liderlik sorunu, ideolojisi,üye ve örgüt yapısı konusunda, Teoman Köprülüler ile 1980’deki CHP ve son CHP hükümeti üzerine Cumhuriyetçilik üzerine, orantılı temsil sistemi üzerine, Prof. Ergun Türkcan ile 2. Cumhuriyet tartşması, sivil toplum, Anadolu Federasyonu, KIT’ler ve CHP’nin birleşmesi üzerine söyleşi yapmıştır.
GÜNEYDOĞU SORUNU ÜZERİNE
Yazar üçüncü bölümde Güneydoğu sorunu üzerine yazdığı yazılara ve bu konu üzerinde yaptığı söyleşilere yer vermiştir.
Oradaki sorunun bir Kürt sorunu mu yoksa Güneydoğu sorunu mu olup olmadığını incelemiştir. Yazar aslında bir Kürt sorunu olmadığını fakat bir Güneydoğu sorunu olduğunu vurgulamaktadır. Devlet silahlı mücadele verenleri ezmeye çalışırken, demokrasi mücadelesi verenlere destek olmalıdır. Güneydoğu sorununun, etnik nitelikli bir parti yerine bir kitle partisi içinde savunulmasının çok daha doğru olduğunu unutmamalıyız.
Niçin Ankara’daki, İzmir’deki, İstanbul’daki bölgesindekinden daha kalabalık olan- Kürt kökenli yurttaş isyan etmiyor da, Şırnak’taki ediyor? Olaya bir Kürt sorunu olarak bakmak, ilericilik değil, ırkçılıktır, gericiliktir. Çünkü olay bir geri kalmışlık ve insan hakları sorunudur…
Yazar HEP’in TBMM’de grup kurması gerekliğini vurgulamıştır. Yazara göre, bundan topluma zarar gelmez, ama bazı yararlar doğar. Demokrasilerde özgür tartışmanın iki yararı vardır: Birincisi, daha sağlıklı ve dengeli bir karar alınmasına yardımcı olmak. İkincisi, kitlelerin kendi duygu ve düşüncelerinin yüksek sesle dile getirilmesi sayesinde rahatlamalarını sağlamak.
Tıpkı Kürtçe gazete gibi, Kürtçe TV yayını da yapılabilmelidir. Ama bu yayını devlet yapmamalıdır. Zira bunu yaparsa devlet Türkiye’de yaşayan 11 dili anadili sayan topluluklara da bu hizmeti vermek zorundadır.
Yazar Urfa insanı ile Şırnak insanı arasındaki farka değinmiştir. Şırnakta PKK ve HEP’e verilen belirli bir toplumsal destek elbetteki rastlantı değildir. Ancak Urfa’da durum farklı. Bu yörede yapılan kamuoyu yoklamasında HEP’e oy vereceğini söyleyen seçmenlerin sayısı % 1’dir. İki yöre arasındaki fark kuşkusuz ki etnik farklılıktan kaynaklanmıyor. Urfa insanı GAP’ı yaşıyor. Yarına umutla bakıyor.
Türk kimliği ile Kürt kimliğini birbirinden ayırmak isteyen “Kürt Milliyetçileri”’nin elinde kala kala tek bir ölçüt kaldı. Dil farkı… Ancak yazar bununda aslında pek mümkün olmadığını vurgulamıştır. Kürtlerin arasında konuşulan Kürtçenin bile çok çeşitlilik gösterdiğini ve hatta bir çoğunun birbirlerini bile anlayamadıklarını söylüyor.
Yazar bundan sonraki kısımda, Ekonomik ve Sosyal Etüdler Konferans Heyeti tarafından 18 Mayıs 1992 tarihinde İstanbul’da düzenlenen açıkoturumda yaptığı “Güney Doğu Sorunu Nedir?” ve “Kültürel ve Siyasal Çözümler Neler Olabilir?” adlı konuşmasına yer vermiştir.
Bölümün sonunda yine bu konu üzerine yaptığı söyleşilere yer vermiştir. Bu söyleşiler;
Bülen Ecevit ile Güneydoğu ile ilgili askeri çözüm üzerine, Kürt varlığı ile ilgili görüşleri, GAP ve PKK nın giderek daha etkili olması üzerine, Prof. Doğru Ergil ile Terörün amacı, Dev-Sol ve TİKKO, Teröre destek veren dış kaynaklar ve PKK’ya karşı köy korucuları üzerine, Fehmi Işıklar ile olağanüstü halin kalkması üzerine, köy korucuları, HEP ile ilgili düşünceleri üzerine, Algan Hacaloğlu ile güneydoğudaki terör üzerine, yeni hükümetle birlikte devletin yöre halkına karşı tutumu , olağanüstü hal konusunda SHP’nin ikiye bölünmesi, GAP projesi ve bir halk ayaklanması beklentisi üzerine, İsmet Sezgin ile körfez savaşının terörün fırlamasındaki yaptığı katkı üzerine, asker ve sivil yöneticiler arasındaki yetki karmaşası, gençlerin terörün kucağına düşmesini kolaylaştıran işsizlik sorunu, Hizbullah ve devlet arasındaki ilişki ve Apo üzerine, Hasan Fehmi Güneş ile Nevruz nedeniyle güneydoğuda yaşanan olaylar,askeri ve sivil yönetimin hataları, Kontrgerilla yada Hizbullah aracılığı ile devlet terörü yapıldığı iddiaları üzerine, Feridun Yazar ile HEP partisinin mecliste grup kurması, APO nun HEP konusundaki düşünceleri, Güneydoğu sorunu için somut çözüm önerileri üzerine, Ercan Karakaş ile Nevruz olayları,güneydoğu sorununun uzun vadeli çözümü için yeni bir yönetim modeli, kürt partisinin kurulması konusunda söyleşi yapmıştır.
KÜLTÜR, SİYASET VE ORDU ÜZERİNE
Son bölümde yazarın güncel olaylardan yola çıkarak yazdığı yazılar bulunuyor. Güncel olaylardan yola çıkan , ama kalıcı nitelikteki bazı yazılar…
Yazarın kültür, siyaset ve ordu üzerine yazdığı yazılardan bazıları:
CHP'nin kapatılması bile TDK ve TTK'nın devletleştirilmesi kadar Atatürk'e saygısızlık oluşturmadı. Çünkü bu iki derneğin devletleştirilmesi, her yurttaşa tanınmış olan miras hakkının esirgenmesi ile Atatürk'ün miras hakkının çiğnenmesiyle gerçekleştirildi. Hukuk çiğnendi.
Öyle dönemler oldu ki, Türkiye'de değişen her iktidarla birlikte devletin dili, kitapları değişti. Devlet tiyatrlarındaki oyunlar değişti. Ama bu yazboz tahtası içinde Türk Dil ve Tarih Kurumları doğrultularını ve etkinliklerini korudular. Çünkü siyasal iktidarlardan bağımsızlardı.Çünkü demokratik bir yapıya sahiptiler.
Yazar iki yazısında aşağılık duygusu başlığı altında Türkçede kullanılan yabancı kelimelere yer vermiştir. Bir çok siyaset adamının, televizyon sunucularının konuşurken bazı Türkçe kelimeler yerine yabancı karşılıklarını kullandıklarını ve bunun aslında bir aşağılık duygusundan kaynaklandığını vurgulamakyadır.
YÖK başkanı Doğramacı’nın yaptığı haksız uygulamalardan bahsetmiştir. Ondan sonra gelen Sağlam'ın da aslında aynı politikayı devam ettirdiğini söylemiştir.
12 Eylül devrimi ile ilgili bir yazıya yer vermiştir ve aslında bunu gerçekleştiren generallerin bazı gerçekleri göremediklerini ve yanlış yaptıklarını yazmıştır.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
Atatürk’ün Fikir Sofrası
KİTABIN YAZARI
İsmet BOZDAĞ
YAYINEVİ VE ADRESİ
Tekin Yayınevi
BASIM TARİHİ
1999
KİTABIN YAYIM MAKSADI
Atatürk’ün akşam sofrasının temel felsefesi

KİTABIN ÖZETİ :
Atatürk de, bildiğimiz bizim gibi bir insandı. Bir çok kişisel özellikleri vardı. İnsan ilişkilerinde nasıl davranırdı? Neyi sever, neye öfkelenir,nasıl düşünürdü? Günlük hayatı nasıldı,kaç saat uyur,kaç saat çalışırdı? Fikirlerini uygularken kullandığı metodlar nelerdi? gibi bir çok sorular aklımıza gelebilir. Bu kitapta da bunların dışında ATATÜRK’ün sofralarından, verdiği eğlencelerinden, toplantılarından bahsedilmiştir.
“Atatürk’ün Sofrası” demek fikir ve kararlarını kesinleştiği an demektir. Atatürk’ün hayatında dinlenme için ayrılmış bir zaman yoktur. Uyumuyorsa, okumuyorsa, yazmıyorsa mutlaka sofrada arkadaşları ile bir şeyler konuşmakta, bir şeyler tartışmakta, haber alıp vermekte, uyguyalayacağı düşüncelerine sosyal taban hazırlamaktadır. Atatürk’ün güçlü bir kişiliği olduğunu hepimiz biliyoruz. O çevresindeki insanların , hatta yakın arkadaşlarının kendi karşısında rahat konuşmadıklarını , fikirlerini açıklamaktan çekindiklerini görüyordu. Her şeyi bilmek , her bildiğini değerlendirmek inancında idi. O nedenledir ki konuştuğu insanları rahatlatabilmek , her şeyi konuşabilmek ve çözümlemek için sofrasına çağırırdı. Şu inançtaydı; içki ve dostlukla rahatlamış insanlar , bir süre sonra fikirlerini cesaretle ortaya koyar, bildiklerini , işittiklerini kendi görüşlerine göre değerlendirirlerdi. Bu yüzden Atatürk; bir çok devlet ,memleket, dünya meselelerini zaman zaman sofraya getirmiş , orada konuşulmuş hatta karara bağlamıştır. Devlet ,memleket , dünya olayları Atatürk sofrasının aynasıdır. Fikirler ulusal görüşlere orada dönüşürdü. Örneğin, sofrasındaki en yakın arkadaşlarını çevresinden uzaklaştırır, bakan,başbakan değiştirir ,kadrosunu kurar, kadrosunu tasfiye eder, halkı aydınlatır ve devlet adamlarını uyarırdı.
Bu kitabın genelinde Atatürk’ün sofralarından alıntılar mevcuttur. Bunlardan bazılarına değinecek olursak:
TÜRK MİLETİ’NİN ÖYKÜSÜ
Bu bölümde Cumhuriyetin 10. Yılını kutlamak için verilen geceden bahsediliyor. Gecede halkı ile eğleniyor ve onlara öğütler veriyordu. Bir Yüzbaşıya da “Gençlik bilekte değil kafadadır” diyerek büyüklüğünü gösteriyor. Ayrıca yeri geliyor, eğlence yerini meclise çeviriyor. Yaptığı inkılapları anlatıyor. Kırtasiyecilikle boğuştuğumuzu , vatandaşlara babadan oğula sıçrayan bir ideal verdiğimizi ve Yarının Türkiyesi’nin temellerini attığını söylüyor.
BİR GÜN ATATÜRK GİZLİCE KÖŞTEN KAÇTI
Bu bölümde gerçekten Florya Köşkü’nden sıkıldığını Atatürk arkadaşı Nuri CONKER’e anlatır.Bir arabayla kaçarlar ve bir çocuk gibi sevinirler. Bu arada askerlere “Merhaba Asker!”deyip, karşılığında topluca “Sağol” dendiğini anlatıyor. Arabayla bir köye giderler ve orada Halil Ağadan ayran içip onu köşke yemeğe davet ederler. Yemekte ise köylünün derdini sorunlarını dinler ve direkt bakanlara ve başbakana emir verir.
MAZARİK’DE BİR AKŞAM
Yine köşkten kaçıp halkın arasına karışmıştı. Sonra Harbiye Öğrencisi iken gelmiş olduğu Mazarik adlı kokteyl ve yemek salonuna geldi. O’nun oraya geldiğini duyan vali, sivil ve resmi polisler otomobillerle gelince Atatürk rahatsızlığını dile getirir ve köşke döner.
YORGO’NUN MEYHANESİ
Öğrencilik yıllarında geldiği yerlerden biriydi burası. Köşkte arkadaşlarıyla otururken akıllarına gelir ve hemen oraya gidip, anılarını tazeleyip dertleşirler. Bir ara halinden sıkılıp “Vatandaş olmak başka bir güzellik yahu.”der.
Bu kitapta değinilen diğer anı başlıkları ise şunlardır;
ATATÜRK AFERİSTLERLE BOĞUŞUYOR
BİR ALTIN TABAKA HİKAYESİ
DOKTOR REŞİT GALİP DEVRİMLER KONUSUNDA ATATÜRK İLE ÇATIŞIYOR.
MADAM SENYA OLAYI
ÇALLI İBRAHİM’İN KÜRKÜ
ATATÜRK İSMET PAŞA İLE ÇATIŞIYOR.
ATATÜRK’ÜN BEĞENDİĞİ BİR JEST
YAHYA KEMAL’E VERİLEN SOFRA CEZASI
DEVLET VE PARTİ
ATATÜRK’ÜN YAKASINA YAPIŞTIĞI PARTİ
ÇELİK PALAS’TA BİR AKŞAM
ANKARA PALAS‘TA DANSLI ÇAY
AHMET EMİN YALMAN ATATÜRK’ÜN MASASINDA
ATATÜRK VE REFİK KORALTAY
ATATÜRK’ÜN FRANSIZ SEFERİ’NE VERDİĞİ DERS
KOLAĞASI MUSTAFA KEMAL
ATATÜRK’E SUİKAST İHBARI
BİR SOFRADA ÜÇ OLAY
Kitapta adı geçen başlıklarda çeşitli yer ve mekanlarda Atatürk’ün yemeklerde, partilerde ve çaylarda aldığı kararlar ve düşünceler işlenmiştir. Ayrıca Atatürk’ün en yakınlarından alınan her bir bilgi aynı olayın görgü tanıkları ile pekiştirilmiş, hafızalardaki yanlışlıklar düzeltilmiş ve gerçeğe en yakın biçime dönüştürülmüştür. Atatürk’ün sofralarının temel felsefesi O’nun şu sözünde yatmaktadır: “HÜKÜMET UYANDI ,HADİ BİZ YATALIM”.
ANAFİKİR: Bizler konuştuğumuz insanları rahatlatabilmek, dertlerine çözüm bulabilmek, onları daha iyi anlayabilmek için en iyi yöntemi seçmeliyiz. Onları yemeğe davet edip, dostluk, içki ve hoşgörü ile rahatlatarak,fikirlerini cesaretle ortaya döktürerek bildiklerini, işittiklerini acılarını ve sevinçlerini paylaşmalıyız. Bu sayede hayatta bakış açımızı genişletmiş oluruz.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
ATATÜRK’ün İzinde Bir Arpa Boyu
KİTABIN YAZAR
Bahriye ÜÇOK
YAYIN EVİ VE ADRESİ

BASIM TARİHİ
10 Ağustos 1983
KİTABIN YAYIM MAKSADI
İslam dininin aslında, din istismarcılarının gösterdiği gibi yasakçı bir din olmadığı, ATATÜRKÇÜ düşünce sistemi ile zıtlaşmadığı, modern bir yorumlama ile toplumu daha ileriye götürülebileceği konusu işlenmekte.

KİTABIN ÖZETİ :
Atatürk heykellerinin kırıldığı, resimlerinin yırtıldığı dönemlerde yayınladığı, “islam’da spor ve resim” yazısı ile islamda resim ve heykelin ilke olarak yasaklanmamıştır. Yasağın sadece tapınmak amacı ile yapılan resim ve heykellere ilişkin olduğunu kaynaklara dayanarak, bu hususu bilmeyenlere veya bilmez görünenlere bir kez daha hatırlatmada bulunulmaktadır.
İslamiyetin, zamanın arap toplumunun sosyal düzenini türlü yönlerden etkileyerek, bu toplumun çağdaş, bir toplum haline gelmesini örneklerle açıklanmaktadır.
Özellikle Laiklik ilkesinin ihlali ile ilgili değişik zamanlarda yazdığı yazılar ve senatör iken yaptığı konuşmalar, kronolojik sıraya göre bir kitapta toplanmıştır.
Diyanet işleri başkanlığının tutum ve davranışlarına çeşitli örneklerle işaret edilmektedir:
Diyanet Bşk.lığı nüfus planlaması konusunda iki ayrı fetva yayınlanmıştır. Bunlardan birinde “insan neslinin ve memleketimizde nüfusumuzun çoğalmasına mani olmak dini bakımdan muvafık değildir. Bir zaruret yokken arzuya bağlı olarak doğum kontrolü teşebbüsü islam dininin esaslarına aykırıdır” denilmiştir. Görüşülen bir yasa tasarısı nedeni ile millet meclisi sağlık ve sosyal işler komisyonunun istediği görüş üzerine aynı başkanlık “gebeliğe engel olmak caiz ve mümkündür” diye fetva vermiştir. Bundan yedi buçuk ay sonra ise; “Allah yarattığı kulun rızkını mutlaka verecektir. Allah’ın koyduğu nizama zıt gelişmeler, insanlığın başına karmaşık felaketler getirmeye müsaittir.” Denilerek doğum kontrolunu bir fantazi olarak niteleyip “bu insanlığın hunharca harcanmasıdır” denilmektedir.
Diyanetin yayınlarında,
- “Erkek devamlı kazanır, kadın ise tüketicidir; devamlı üretici olan oğlan ile mütemadiyen tüketici olan kız evlat bir olabilir mi? Denilerek, medeni kanuna aykırılık ifade edilmektedir.
- 15 şubat 1977 Van Depremi ile ilgili olarak; “Yer altında bazı gazların sıkışması veya kayması gibi sebeplerin olması zelzelenin tesadüfi olduğunu göstermez. Zelzele kıyameti hatırlatır. Kıyamet zelzele ile başlayacaktır” sözlerinden az sonra “günahları yüzünden onları yok edip, arkalarından başka başka nesiller peydah ettik” ayetini yersiz ve gereksiz olarak kullanıp zelzele ve benzeri felaketlerin herkes için ihtar, ikaz manasını taşıdığını bildirmektedir.
Böylece acı çeken insanlığa manevi bir güç vereceği, teselli çabaları sarf edeceği beklenen başkanlık, çağdışı tutumuna bu konuda da bilim dışı örnek vermektedir.
“Dinsiz devlet yıkılacak elbet”
“Şeriat hakkımız, söke söke alırız”
“Zincirler kırılsın, ayasofya açılsın”
“Şeriat islamdır, anayasa kur’andır”
“İslami hükümet, halifeli devlet”
“Erbakan-ziya-humeyni” yaşasın islam birliği.
Kitabın bir bölümünde, izmir milletvekili hacı süleyman efendi’nin, TBMM kürsü-sünden ulusun temsilcilerine seslenişi söyle ifade ediliyor.
“Tarih pusulalarını şaşırmış ulusların, çöküşünü gösteriyor. Ulusları kötü sonuçlara götüren neden, yanlış fikirleridir. İnsanlar eğitilmedikçe hiçbir işe yaramazlar. Bugün köylerde ufak tefek okul yapmak, şehirlerde cami yapmaktan daha hayırlıdır. Köylerde yalnız erkekler için değil birer de kızlar için okul açmak gerekir.
Erkeklerin okuması ne kadar gerekli ise; kızların okuması da O oranda önemlidir. Hatta daha çok önemlidir.
Kadınları yüksek mertebede bulunan bir milletin sırtı hiçbir vakit yere gelmez. Bu durumda olan bir ulus, dünyanın en soylu bir ulusudur.
Kadın kadınlığını, yüksek erdemini, anneliğini, zevceliğini bilirse, O vakit sosyal düzeyimizdeki ilerleme en yüksek düzeyini bulur.”
İnançlı yurttaşlarımıza kadın hakları konusunda yayımları ile yanlış ve tutucu bir yol çizen bazı resmi çevre yöneticilerinden, bundan böyle hacı süleyman efendi’nin ışıklı yoluna yönelmeleri tavsiye edilmektedir.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
ATATÜRK'ÜN ÜSTÜN KİŞİLİĞİ


Atatürk, Milli Mücadele'de milli birliği temin eden eşsiz bir lider, muharebe meydanlarında efsanevi bir kumandan, devlet kuran büyük siyaset ada·mı, milletin çehresini değiştiren kûdretli bir inkılâpçıdır. Bu vasıflarıyla, insanlık tarihinin tanıdığı en büyük adamlardan biri olduğunda şüphe yoktur. Kahramanlık ve yüksek insanlık meziyetlerini en yüksek seviyede taşıdığında dünya tarihçileri ve fikir adamları tereddütsüz birleşmektedir. Tarihin büyük tanıdığı şahsiyetlerle mukayesesi yapıldığı zaman türlü bakımlardan bariz üstünlükleri göze çarpmaktadır. Bir kere bütün bu dehalara üstün tarafı, hem fikir hem hareket adamı oluşudur. O, fikri ve hareketi kişiliğinde birleştirmiş bir lider idi. Fikir ve düşüncelerinin özünü oluşturan Atatürkçülük, her türlü dogmatik unsurdan sıyrılmış akılcı bir dünya görüşüdür. Memleket gerçeklerinden kaynaklanan, problemler karşısında aklın ve ilmin rehberliğini kabul eden bu gerçekçi görüş, gerek Türk Bağımsızlık Savaşı'nın gerekse onu izleyen Türk çağdaşlaşma hareketi'nin esasını oluşturmaktadır.

Atatürk, milletin tarihi seyrini değiştirebilecek üstün meziyetleri sayesinde, memleketi askeri ve siyasi zaferlerle uçurumun kenarından kurtarmıştır. Dünya tarihirıde, her türlü imkânsızlığa rağmen inandığı fikri tatbik sahasına dökmüş. "Ya istiklâl, ya ölüm!" parolası ile bir Milli Mücadele kazanınış, arkasından yepyeni hüviyette bir çağdaş millet ve devlet yaratmış adam azdır. İçinde bulunduğu şartları değerlendirmede, engelleri ortadan kaldırmada gösterdiği büyük başarı Atatürk'ün ayrı bir özelliğini teşki1 etmektedir. Diyebiliriz ki Atatürk, Türk toplumunda sadece çağdaşlaşma gereğini gördüğü için değil, bu çağdaşlaşmayı en kısa zamanda gerçekleştirecek yolu gösterdiği için ve nihayet çağdaşlaşmaya engel olan etkenleri cesaretle bertaraf ettiği için büyüktür. Esasen "Modern Türkiye'nin Kurucusu" sıfatını da işte bu büyüklüğünden almaktadır.

Büyük Nutkun sonlarında, Türk gençliğine hitaben çizdiği tablo, aslında, kendisi mücadeleye atıldığı zaman, memleketin içinde bulunduğu tablodur. Atatürk, en güç şartlar altında bile, herşeyin bitti zannedildiği bir zamanda bile, Türk milletine güven hissinin kaybolmaması gerektiği gerçeğirri, eseriyle ispatlamış bir milli kahramandır; onun için sembol olmuştur, onun için bayrak olmuştur.

Atatürk gerçeğin adamıdır; sağduyunun ve ince görüşün adamıdır. Nerde ne yaptı, neye karar verdi ise daima en iyisini yapmış, en hayırlısına karar vermiştir. Halkın eğilimlerini çok iyi sezen ve ruhlara sızmasını bilen usta inkılâpçılığı sayesindedir ki müşterek arzu ve eğilimler kolayca milli ülkü haline gelebilmiştir. Giriştiği mücadelenin başından sonuna kadar Türk milletinin yüksek vasıflarına güvenmiş, kazanılan her türlü zaferin milletin eseri olduğunu söylemiştir. Bütün teşebbüslerinde millet sevgisine dayanmış, kudretli kişiliği ve gerçeği sezişe dayanan ikna kuvvetiyle kütleleri sürükleyebilecek bir lider olduğunu göstermiştir. Milli kurtuluşa bayrak olan fikirleri, görüşleri ve ölmez eseriyle, tesirleri memleket sınırlarını aşmış, mazlum milletlerin bağımsızlık ve hürriyet mücadelesinde manevi kuvvet olmuştur.

Atatürk yaratıcısı, yapıcısı olduğu "Türk İnkılâbı"nı ifade ederken: "Bu inkılâp, yüksek bir insani ülkü i1e birleşmiş vatanperverlik eseridir. Çocuklarına bütün güzellikleri ve bütün büyüklükleri görmek ve aynı zamanda bütün sefaletlere acımak sanatını öğretmektedir" diyordu. Kendisi de yarattığı inkılâbın imanlı bir yapıcısı sıfatıyla bütün dünyaya açık yürekle, samimiyetle ve dostlukla bakıyordu. Gerçekten, "Ne Mutlu Türküm diyene!" vecizesiyle kalplere milli iman perçinleyen Atatürk, aynı zamanda insanlık idealinin ve insan sevgisinin de sembolü idi. Yabancıların, "Düşmanlarınız kimlerdir?" sorusuna, "Biz kimsenin düşmanı değiliz; yalnız insanılığın düşmanı olanların düşmanıyız!" cevabını veriyordu. İşte bu insancıl yönü iledir ki tamamen milli nitelik taşıyan "Atatürk İnkılâbı" aynı zamanda bütün insanlığın hayranlığını da üzerinde toplamaktadır.

Atatürk'ün insanlık değerlerine içten ve büyük saygısı vardı. O, bütün insanlığın asırlar boyu övdüğü ııe övündüğü meziyetleri üstün kişiliğinde toplamıştı. Hayatı boyunca gösterdiği davranışlar bu meziyetleri sergiliyordu. Şöyle ki:
-Muzaffer Başkomutan olarak İzmir'e girdiği gün, önüne serilen düşman bayrağını, "Bayrak bir milletin bağımsızlık alâmetidir; düşmanın da olsa saygı göstermek gerekir!" diyerek, onu yerden kaldırtan,
-Bir milleti hürYiyet ve bağımsızlığa kavuşturan büyük eserinin haşmeti karşısında, memleketin büyük sanatkârları, şairleri, tiyatro sanatçıları elini öpmek istedikleri zaman "Sanatkâr el öpmez; sanatkârın eli öpülür!" cevabını veren ,
-Çanakkale'de kendisine karşı savaşırken bir kolunu kaybeden ünlü Fransız Generali Gouraud'ya, yıllar sonra Ankara'da karşılaştıkları zaman -Generalin boş kolunu. işaret ederek- : "Türk topraklarında yatan şerefli kolunuz, memleketlerimiz arasında son derece kıymetli bir bağdır!"diyen ,
- Çanakkale şehitleri törenine konuşma yapmak üzere giden bir Bakanına, harpte ölen diğer millet askerleri için de: "Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur içinde uyuyunuz!" diye not yazdıran,
Mısır elçisine, bir sabah, Çankaya sırtlarından doğmakta olan güneşi göstererek: "Doğudan şimdi doğacak olan güneşe bakınız! Şu anda günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün doğu milletlerinin de uyanışını öyle görüyorum. Bağımsızlık ve hürriyetine kavuşacak daha çok kardeş millet vardır. Bu milletler, bütün güçlüklere, bütün engellere rağmen mânileri yenecekler ve kendilerini bekleyen geleceğe ulaşacaklardır. Müstemlekecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerini milletler arasında hiç bir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir âhenk ve işbirliği çağı alacaktır!"
Diyen Büyük Atatürk, gerçekten insan sevgisinin ve insanlık idealinin kolay erişilemeyecek bir örneği idi. Bu davranışlar, belki de insanlık tarihinde eşi olmayan şeylerdi ve O'nun büyüklüğünü, O'nun genişliğini, O'nun engin hoşgörüsünü simgeliyordu.
"Yurtta barış, cihanda barış" için çalışmak, Atatürk için dünyamızda yaşayan bütün insanları birbirine daha çok yaklaştırmak, daha çok sevdirmek yolundaki çabaların bir parçası idi. O, "İnsan herşeyden önce mensup olduğu milletin varlığı ve mutluluğu için çalışmalı; fakat başka milletlerin de huzur ve refahıni düşünmelidir" derken, işte bu çabasını dile getiriyordu. Atatürk'e göre "Dünya milletlerinin mutluluğuna çalışmak, diğer bir yoldan kendi huzur ve mutluluğunu temine çalışmak, demekti". Çünkü, "dünyada ve dünya milletleri arasında sükûn ve iyi geçim olmazsa, bir millet kendi kendisi için ne yaparsa yapsın huzurdan mahrumdu". İşte Atatürk'ün "Yurtta barış, dünyada barış" ilkesinin kökleri böyle insancıl bir .düşünceden, böyle insancıl bir idealden kaynaklanıyordu.
Atatürk'e göre "Milletleri idare edenlerin vazifesi, hayatı mutlu kılmak hususunda milletlerine yol göstermekti. Bütün insanlığın varlığını kendi şahıslarında gören adamlar mutsuzdiı. Hayatta mutluluk, ancak gelecek nesillerin şerefi, varlığı ve huzuru için çalışmakla mümkündü. Natta bir devlet adamı böyle hareket ederken "Benden sonra gelecekler, acaba böyle bir ruhla çalıştığımı fark edecekter mi diye bile düşünmemeliydi."
O, karşılık beklemeksizin, insanlığın mutluluğuna hizmet edebilecek adam yetiştirmenin, en büyük zevk olduğunu söylüyor ve şöyle diyordu: "Bahçesinde çiçek yetiştiren insan, bu çiçekten birşey bekler mi? Adam yetiştiren insan da, çiçek yetiştirendeki hislerle hareket etmelidir. Ancak bu tarzda düşünen ve çalışan adamlardır ki memleketlerine, milletlerine ve bunların geleceğine faydalı olâbilirler".

Atatürk'e göre, milletler arasında düşmanlıkların yerini akrabalık bilinci almalı idi. Kıta'alar ve milletler arasında ırkçı ve şoven yaklaşımlar, yerini bütün insanlığın paylaştığı bazı ortak değerlere terk etmeli idi. "İnsanları mesut edecek yegâne vasıta, onları birbirine yaklaştırarak, onları birbirlerine sevdirecek karşılıklı maddi ve manevi ihtiyaçlarını temine yarıyan hareket ve enerji idi. Dünya barışı içinde insanlığın gerçek mutluluğu, ancak bu yüksek ideal yolcularının çoğalması ve muvaffak olmasıyla mümkün olacaktı. Dünya vatandaş(arı kıskançlık, açgözlülük ve kinden uzaklaşacak şekilde eğitilmeli, insanlığın bütününün refahı, açlık ve baskının yerini almalıydı." Bütün milletlerin çağdaş uygarlık düzeyinde birleşmesi, bu ortak uygarlığa dahil olması Atatürk'ün en samimi arzusu idi. Çünkü O, insanlığın hepsini bir vücut ve her milleti bunun bir organı sayıyordu.

Atatürk'e göre, insanlar arasında artık hiçbir renk, din ve ırk ayırımı tanımayan bir ahenk ve işbirliği çağı açılmalı, milletler bağımsızlıklarını, milli niteliklerini, milli kültürlerini kaybetmeksizin, her türlü emperyalist görüşün dışında, insanlığın ortak değerlerinde birleşmeli idi. Bu ortaklaşa değerlerin kıtaları birbirine bağlaması, insanları renk, ırk ve din farkı gözetmeksizin birbirine yaklaştırması lâzımdı. Çünkü insanlığın yükselmesi, insanlık idealinin gerçekleşmesi bu şuurun ayakta tutulmasına bağlı idi. İşte Atatürk, görüş ve düşünceleriyle, bu yönüyle de insanlık tarihi önünde aşılamayacak bir büyüklüğü temsil etmektedir.

Son söz olarak diyebiliriz ki, Atatürk'ün hayatı, şahsiyeti ve eseri incelendiği zaman, insanoğlu, hayranlığını gizleyememekte; bu milli kahramanı kutlamakta, bu kutsal mücadelenin önünde saygı ile eğilmektedir.


[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.