You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
ALDATACAĞIM

KİTABIN YAZARI
Esat Mahmut KARAKURT

YAYIN EVİ VE ADRESİ
İNKILAP ve AKA KİTAPEVİ İSTANBUL
BASIM YILI
1983




1.KİTABIN KONUSU:
İnsanları kandırmak amacıyla evlenen iki insanın ünlü bir yazarıda aldatmak istemeleri ve yazarın onlara verdiği ders konu edilmektedir.

2. KİTABIN ÖZETİ:
Macit Bey ünlü bir yazardır.Bir gün kitabı ile uğraşmakta iken telefonu çalar.Kitaba o kadar dalmıştırki telefonu geç farkeder.Telefonu açtığında karşısınnda bir bayanı bulur.Telefondaki ses Macit Bey’I sormaktadır.Macit Bey kendisini takdim eder.Bayan Macit Beyi küçüklüğünden beri sevdiğini kitaplarını okuduğunu söyler ve Macit Bey’den birşey istediğini söyler.Macit Bey istediği şeyi meraklı bir şekilde sorar.Bayan kocasının yarın akşam kendisini çok yakın bir arkadaşıyla aldatacağını buna karşı kendisininde kocasını aldatmak istediğini söyler.Aldatmak istediği kişide Macit Beydir.Macit Bey kendisi ile dalga geçildiğini düşünmektedir ve oda bu oyuna katılır.Telefonda bayanla konuşmaya devam eder.Bayana neden kendisini ve kendisini nerden bulduğunu sorar.Bayan tüm gazetelerin ondan bahsettiğini söylemesi Macit Beyi şaşırtır.Macit Bey nerede buluşacaklarını sorması üzerine bayan kocasının ve arkadaşının İzmir’e gittiklerinden emin olunca onu arayacağını söyler.Son olarak Macit Bey bayanın ismini öğrenmek ister.Bayan söylemek istemez ama sonunda Mualla olduğunu söyler.
Macit Bey bu şaka sandığı olaydan etkilenmiş ve inanmaya başlamıştır.Telefonu kapatınca bu işin olabilme ihtimalini düşünür ve “neden olmasın” diye düşünür.
Akşam saatlerinde Macit Bey telefonu beklerken yanında avukat arkadaşı Cihat ‘ta vardır.Macit Bey olayı Cihat ‘a anlatmış ,Cihat olayın şaka olabileceğini söylemiş veya bu olayın altında bir iş olabileceğini söylemiştir.Ama Mahir Bey kendinden ve Mualla’dan çok emindir.Tam o sırada telefon çalar.Macit Bey telefonu heyecanla açar ve Mualla’nın sesini duyar.Mualla Mahir Bey’e hemen gelmesini artık dayanacak sabrının kalmadığını söyler.Macit Bey çok etkilenmiştir.Hemen adresini sorar ve telefonu kapatır.Cihat gitmemesi için Mahir Beyi uyarır ama Mahir Bey Cihat’I dinlemeden gider.Mualla’nın verdiği adrese giden Mahir Bey biraz tedirgindir.Kapıyı usulca çalar bir bayan görür.”Siz misiniz Mualla hanım” der.Mualla ‘da içeri geçmesini işaret edr ve Mahir Bey içeri girer.İkiside çok tedirgindir.Biraz suskun kaldıktan sonra konuşmaya başlarlar.Mahir Bey aç olduğunu söyler ve birlikte yemek yemek için yemek salonuna giderler.Biraz içtikten sonra Mahir Bey hafif sarhoş olmuştur ve artık kendinde değildir.Macit Bey sarhoşluğunda verdiği havayla Mualla’ya daha yakın olmak ister ve bu türlü düşünceleri beslemektedir.Yemek yemek istemediğini söyleyen Macit Bey ‘e Mualla evini gezdirmek ister. Yatak odasına kadar herşey iyidir.Yatak odasına gelince Macit Bey kendisini tutamaz ve Mualla’nın beline sarılır.Mualla bundan hoşlanmaz ve bağırmak istesede Macit Bey onu karyolanıniçine atıverir.
Sabah olduğunda ilk kalkan Mualladır.Kimonosunu giyer ve camdan dışarıyı setreder.Tam o sırada Mualla birdenbire bir korku ve heyacana kapılır.Hemen Macit Bey’in yanına gider ve onu kaldırmak ister.Ancak Macit Bey oralı değildir.Mualla kalkması için ısrar edince uyanır ve etrafa bakınmaya başlar.Macit Bey bu bakışların sonunda Mualla’ya ne kadar güzel olduğunu söylemeye başlar.Ancak Mualla’nınderdi başkadır.Mualla hemen Macit Bey’in evden gitmesini ister.Macit Bey buna bir anlam veremez.Sabah’ın ilk ışığında dışarıda ne yapacağını sorar.Ancak Mualla hemen gitmesini yoksa kötü şeyler olacağını söyler.ikisi bunları konuşurken kapının kapanma sesini duyarlar.Macit Bey telaşlanmıştır.Tam o sırada içeriye yanında iki polisle kısa boylu şişman bir adam girer.Mualla “Mahvoldum Kocam” diye bağırınca Macit Bey durumu anlar.Donup kalmıştır.Polis üstlerini giymelerini söyler ve dışarı çıkarlar.
Polisler dışarı çıkınca Macit Bey ile Mualla ne yapacaklarını şaşırmış halde birbirlerine bakarlar.Ardından Mualla Macit Bey’e geç kaldığını söyler.Macit Bey büsbütün şaşırmıştır.”Koca’nın geleceğini biliyormuydun?” diye sorar.Mualla bu soruya cevap vermez ve üstünü giyinmesini söyler.İkiside tekrar düşünmeye başladıkları sırada Mualla bu işten kurtulabileceklerini söyler.Kocasının parayı çok sevdiğini ve onunla anlaşabileceğini söyler.Macit Bey iyice şok olmuştur.Ardından Mualla kapıya yönelir ve kocasını çağırmaya gider.Odaya gelen Mualla’ya ellerini oğuşturarak antlaşıp antlaşmadığını sorar.Ardından “Büyük bir şey talep edcek değiliz” deyince Macit Bey herşeyi anlar.Adam Macit Bey’den para koparmak istemektedir.Ancak Macit Bey para vermek istemez.Bunun üzerine adam Macit Bey’e Türk Ceza Kanunu’nu okur ve ardından yüz bin lira istediğini söyler.Macit Bey adama bağırmaya başlar.Bunun üzerine adam geleceğini düşünmesini yoksa polisleri çağıracağını söyler.Macit Bey istemesede cebinde yirmi bir bin lirası olduğunu söyler.Adam bunu az bulur ama Mualla “Yeter İsmail artık dayanamayacağım “demesi üzerine İsmail parayı kabul eder, Macit’in istediği imzalı kağıdı verir ve polislere davasından vazgeçtiğini söyler.Polisler olayı anlamadan oradan ayrılırlar.Nacit Bey’de evden ayrılmak üzereyken karı kocayı jüçük düşürücü sözler söyler ve Mualla’ya “İnsan kendini satmadan, .bu kadar alçalmadan da yaşayabilir.Sana acıyor ve nefret ediyorum” der ve evden ayrılır.
Üç gün sonra Macit Bey arkadaşı Cihat’la olayı konuşmaktadırlar.Cihat olayı anladığını ama Macit Bey’in onu dinlemediğini anlatmaktadır.Macit Bey daha fazla konuşmak istemediğini söyler ve Cihat biraz daha konuştuktan sonra evden ayrılır.Cihat evden gidince Macit Bey tekrar yazdığı kitaplara dalar.Tam o sırada hizmetçi Macit Bey’e bir bayanın geldiğini söyler.İçeri giren bayan Mualladır.Macit Bey Mualla’yı evden kovar ama Mualla Macit Bey’e çok pişman olduğunu söyler.Macit Bey’in İsmail’e verdiği parayı getiren Mualla Macit Bey’in kendisine büyük bir ders verdiğini söyleyip “Bir gün aklınıza gelirsem o kadar da fena kadın degilmiş derseniz mutlu olurum “ der ve evden ayrılır.
Ertesi gün bütün gazeteler Şişli’de feci bir cinayetin olduğunu Mualla isimli bir kadının kocasını öldürdüğünü yazmaktadır.Ayrıca kadının kocasını erkek arkadaşı için öldürdüğünü bir gün öncede aşığıyla evde basıldığını ve Mualla’nın tutuklandığını yazmaktadır. Macit okuduğu bu haberlerle telaşlanır ve Cihat’I arar.Cihat merak etmemesini söyler.Ancak Macit Bey tedirgindir , Mualla’yı konuşturmalarından korkar ve hapishaneye gitmek istediğini söyler.Ayrıca Macit Bey Mualla’nın mahkum olmasında kendisini suçlu bulmaktadır.Cihat ‘ta bu fikri çürütmeye çalışır ve akşam geleceğini söyler.
Bir ay sonra Mualla’nın davası gelmiştir.Savcı Mualla’nın kocasını sevdiği erkeğe fenalık etmemesi için öldürdüğünü ve idamla cezalanmasını talep edr.Mualla bu iddiayı kabul etmez hakim olayın gerçek nedenini sorar.Mualla Macit Bey ile geçen olayı anlatır ancak Macit beyin adını vermez.Hakim bu insanın adını vermediği cezasının idam olacağını söylesede Mualla ismini vermez.Tam o sırada arkalardan bir hakim beyin önüne gelir ve kendisinin Mualla’nın ismini vermediği adam olduğunu söyler.Macit Bey İsmaile verdiği parayı Mualla’nın geri getirmesi üzerine İsmail’in kızdığını ,Mualla’nın boğazına sarıldığını , Mualla’da yere düşen tabancayla İsmail’I vurduğunu söyler. Tüm bu ifadeler ve tanıklarla Mualla beş yıl hapis cezası alır.
Mualla’nın hapisten çıkma günü gelmiştir.Hapishane müdürü çevresine Mualla’yı sorar.Mualla hapishanede sevilen bir insandır.Çevresine kimsem yok desede her ay kendisine gelen parayı kimin gönderdiği bilinmemektedir.Ayrıca gelen bu parayı Mualla’nın neden yoksullara dağıttığıda bir sırdır.Çevresi Mualla’nın iyi bir insan olduğundan bunları yaptoğı düşünülmektedir.
Hapishane müdürü Mualla’yı çağırtır.Mualla’nın ayrılma zamanı gelmiştir artık.Ancak Mualla gitmek istemez.Kimsesiz olduğunu gidecek biyeri olmadığını söyler ancak müdür gitmesi gerektiğini eşyalarını toplamasını söyler.
Eşyalarını toplayan Mualla hapishaneden çıkınca, artık ne yapacağını düşünmeye başlar.Bu konu kafasını kurcalar olmuştur.Tam o sırada yanına yaklaşan araba tüm dikkatini bozmuştur.Arabadan Macit Bey iner.Mualla çok şaşırmıştır.Bu heyecandan sonra Macit Bey Mualla’yı evine götürmeyi ister.Mualla karşı çıkar, ama Macit Bey Mualla’nın buna layık olduğunu ,onu mesut edeceğini söyler.Ve parolaları saadet diyerek eve yönelirler.

3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Kitap namus kavramı üzerinde durmuştur.İnsanların namuslu bir şekilde de hayatlarını sürdürebileceklerini,namuslu yaşamanın herşeyden üstün olduğu vurgulanmıştır
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE SAHIŞLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Bir yazarın insanları dolandırmak için evlenen iki kişi tarafından dolandırılmak istenmesi anlatılmaktadır.
ŞAHISLAR:
Macit Bey: Ünlü bir yazardır.İşine bağlı ,işini seven bir yazardır.Hayatı bilen ,neyin ne olduğunu anlayacak kapasitede ,iyilik yapmayı seven bir insandır.
[B]Mualla :[/B].Aslında iyi bir insandır.Ancak kimsesizliğinin esiri olmuştur.Mecbur kaldığı için kocasıyla evlenmiş.İçinde iyilik kırıntıları plduğundan Macit Beyin sözleri onu doğru yola getirmiştir
İsmail : Parayı seven ,para bulmak için namus kavramını bile hiçe sayabilen karakterde bir insandır.
Cihat :Macit Beyin en yakın arkadaşından biridir.Avukatlık yapmaktadır



5. KİTAB HAKKINDA SAHŞİ GÖRÜŞLER:
Kitap namuslu yaşamın önemi üzerinde durmuştur.insanların ,insanları aldatmadanda yaşayabilecekleri vurgulanmıştır.Tüm bu kavramları anlayabilmek için okunması gereken bir kitap diye düşünüyorum.
[B]6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ: [/B]
Esat Mahmut Karakurt, birbiri ardına yazdığı aşk ve macera konulu romanlarıyla, yaşadığı dönemin en çok okunan yazarlarından biriydi. 1902 İstanbul doğumlu yazarın, iyi bir eğitim aldığını görüyoruz. 1924 yılında Diş Hekimliği Okulunu, 1930 yılında ise Hukuk Fakültesini bitiren yazar, gazetecilik, öğretmenlik, milletvekilliği ve senatörlük görevlerinde bulunduktan sonra, 1977 yılında bir beyin kanaması sonucunda aramızdan ayrıldı.
.
Esat Mahmut Karakurt'ın Yayınlanmış Kitapları


[Resim: www.zohreanaforum.com]


Vahşi Bir Kız Sevdim 1926
Çölde Bir İstanbul Kızı 1926
Dağları Bekleyen Kız 1936
Allahaısmarladık 1936
Ölünceye Kadar 1937
Son Gece 1938
Kadın Severse 1939
İlk ve Son 1940
Kocamı Aldatacağım 1940
Sokaktan Gelen Kadın 1945
Ankara Ekspresi 1946
Bir Kadın Kayboldu 1948
Ömrümün Son Gecesi 1950
Erikler Çiçek Açtı 1952
Son Tren 1954
Kadın İsterse 1960
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
ALEMDAĞ ’ DA VAR BİR YILAN
KİTABIN YAZARI
SAİT FAİK ABASIYANIK
YAYIN EVİ VE ADRESİ
BİLGİ YAYIN EVİ
BASIM YILI
1984




1.KİTABIN KONUSU : Yazarın yalnızlığa karşı mücadelesi .

2.KİTABIN ÖZETİ : Yazar kendini dünyada yalnız hissetmektedir.Bir arkadaşı , Panco , annesi , Arap isminde bir köpeği vardır.Üçünüde çok özlemektedir . Bir tiyatro çıkışı Panco‘nun evine giderken Atikali ‘ ye uğramak ister . Yolda karşısına Hidayet , Fatih Parkı’nda yatan bir adam , sokak köpeği ve Yahudi karısının arabacı zımparası karşısına çıkar. Hepsiyle yaşayıp yazma yazıp yaşama olgunluğuna erişir . Panço ile buluştuğunda gezmeye çıkarlar. Yazar Panco’yu çok sevmektedir.Ama yalnızlığın dünyayı doldurmuş olduğunu düşünüyordu.Çünkü Panco yarın yoktu . Sevmek bir insanı sevmekle başlar.Yazarın inanışı Alemdağ için bunun tam tersiydi . Alemdağ güzel yerdi . Panco oranın hayvanları ile iyi anlaşıyordu.Yılan Panco’yu gördüğünde kaskatı kesilir ve onun dediklerini yapardı.
Panco’nun pardesesünün yakası kürklüdür .Yazar arkadaşını hep bu özelliği ile sever.Yazarı kürk rahatlatmaktadır. Panco alemdağı gezintisinden sonra ortadan kaybolur. Yazar arkadaşını bir kahvehanede bulur . Onu içini rahatlatan kürkü ile tanır . Fakat Panco yazara yüz vermemekte ondan kaçmaktadır. Kahvehane sahibi , iyi yürekli , Luka efendinin arkasına saklanmaktadır.Bu olanlar Alemdağ gezintisinden sonra olmuştur . Ama yazar Alemdağ’ı tavşanı , kekliği , o ılık harikulade katgan ve güzel yılanı , karatavuğu Alemdağ’ını , Taşdelen suyunu , çümüş yaprakları , yaprakların üstüne yağan pelte pelte güneşi hatırlar.

3.KİTABIN ANA FİKRİ : İnsansız hiçbir şeyin güzelliği yok . Her şey onunla güzel.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Panco : Yazarın arkadaşı .
Arap : Yazarın köpeği .
Hidayet : Sevgilisini öldüren simitçi .
Pakize : Hidayet ’ in sevgilisi .
Fatih parkında yatan adam : Ailesini sevmeyen bir insan .
Luka : Yunan tebaasından iyi yürekli bir kahvehane işletmecisi .
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER : Yaşayıp yazma , yazıp yaşama eylemi öyle bir olgunluğa erişir ki , yazarın okura çağrıştırdıkları ile yazarın kendisinin yazdıkları bir takım aforizmalara dönüşür .

6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ: Yazmakla birleşip yazmakla parçalanan bir yaşamı olan Sait Faik 1906 yılında Adapazarı ’ nda doğdu.1954 yılında İstanbul ‘ da vefat etti.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
İNTİBAH
KİTABIN YAZARI
NAMIK KEMAL
BASILDIĞI YER
ATLAS KİTABEVİ
BASIM YILI
EYLÜL 1984
SAHİFE SAYISI
196


1.KİTABIN KONUSU:
Ali bey adında bir şahıs mahpeyker adında eğlence düşkünü bir kadına henüz onu tanımadan aşık olur. Fakat fazla geçmeden kadın onu aldatır. Ali bey daha sonra Dilaşup adlı bir cariyeyle evlenir. Ama Mahpeyker bu olayları kıskanır. Türlü iftiralarn atar.ali bey de buna inanır. Ve ali bey’in sonu gelir.,

2.KİTABIN ÖZETİ:

Ali bey,varlıklı bir ailenin tek çocuğudur. 21-22yaşlarındadır. Kibar ve incedir. Bolca para harcamaktadır. Gösxterişten hoşlanmaaktadır. Babasının ölmesiyle melankoliye kaptırır kendini. Artık annesinin ona düşkünlüğü daha da artmıştır. İçine kapanık olmaması için Çamlıca gezintilerine götürür. Bunlaradan birinde Mahpeyker adlı zeki, erdemli ama her erkeği kendine bağlayabilen bir kadına tutulur.
Ali bey bu kadınla dost olur. O kadın artık anaesinden ve işinden önemlidir. Annesi bu durumu oğlunun bir arkadaşından öğrenir. Buna çareler arar. Eve Dilaşup isminde,güzel,temiz kalpli cariye alır. Kız, Ali beye kendini sevdirmek için her şeyi yapar.ama hiç bir şey başaramamıştır.
Günlerden birinde annesiyle arası açılmıştır. Mahpeyker’le yaşamak için onun yalısına gider. Kadın aşığı tüccar Abdullah efendi ile buluştuğu için,yalıya o gece sabaha karşı döner. Tartışırlar. Ali bey yıkılmıştır. Eve döner. Evde cariye onu yatıştırmaya, avutmaya çalışır. Ali bey de gittikçe bu cariyeye bağlanır ve evlenirler.
Mahpeyker bu durumu sindiremez. Öç almak ister. Adamlarını kullanarak Dilaşup’a iftira attırır. Ali bey hemen inanır. Kızı önce döver, sonra esirciye satar. Cariyeyi Mahpeyker satın alır. Başka erkeklerle yatması için zorlar.
Ali bey bu olaylar karşısında yatağa düşer. Annesi oğlunun bu durumuna dayanamayarak ölür. Mahpeyker’in kini artmaktadır. Çünkü Ali bey dönmemiştir. Onu öldürtmeye karar verir. Birlikte yaşadığı Abdullah Efendi’nin köşkünde bir davete çağırtır. Orada tüccarın adamı Hırvat tarafından öldürülecektir. Dilaşup, bir rastlantıyla bu durumu öğrenir. Bir aracıyla Ali beye iletir. Ali bey önce inanmaz.Köşke gelince doğru olduğunu anlar. Köşkten gizlice ayrılır. O dışarrıdayken içeri Hırvat girer eşinin paltosuna bürünmüş olan Dilaşup’u Ali bey zannederek öldürür.
Ali bey köşkü polislerle basar.İçeri girdiklerinde eşini kanlar içinde ölü olarak bulur. Tam o sırada alaycı bir tavırla Mahpeyker gelir. Ali bey dayanamaz. Hırvat’ın orada bıraktığı bıçakla Mahpeyker’I öldürür.Ali beyi tutuklarlar, hapse atılır.Hapishanede acıdan hastalanır.Altı ay sonra da ölür.

4.KİTABIN ANA FİKRİ:
Ali bey adlı bir kişinin Mahpeyker adlı bir kadını tanımadan dost olması. Bu beraberliğin fazla uzun sürmeden son bulması ve bu kadının daha sonra Ali beyin hayatını mahvetmesidir.

5.KİTAPTAN ALINACAK DERSLER:
Bir kişiyle dost olmadan önce öncelikle onu çok iyi tanımalıyız. Görünüşlere aldanmamalıyız. Arkadaşlık için önemli olan iç görünüşteki güzelliktir. Kalıcı bir dostluk kurmak istiyorsak para önemli olmamalıdır ve ikinci planda olmalıdır. Her zaman için büyüklerimizin sözlerini dinlemeliyiz ve onlara göre hareket etmeliyiz.
Kulaktan dolma sözlere inanmamalıyız. O sözü söyleyenin art niyetli olup olmadığını düşünmeli ve sözün doğruluğunu araştırmalıyız.İftira denilen bu sözlere körü körüne inanırsak romanda da görüldüğü gibi çok ciddi felaketlere neden olabilir.
6.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN TAHLİLİ:
Ali bey:Romanın kahramanıdır. Varlıklı bir ailenin tek çocuğudur. 21-22yaşlarındadır. Kibar ve incedir. Bolca para harcamaktadır. Gösterişten hoşlanmaktadır.onun için maneviyat değil maddiyat önemlidir Çok çabuk ikna olabilen bir mizaca sahiptir. İftiralara çok çabuk inanmaktadır.Kadınlara karşı bir zaafı vardır.
Mahpeyker: Zeki, erdemli ama her erkeği kendine bağlayabilen bir kadındır. Çok zengin birisidir.yalısı vardır. Ali beyden başka bir tüccar sevgilisi vardır. Her zaman için maddiyata önem verir. Eğlence düşkünüdür. İnsanların mutlu olmasını çekememektedir. Bu yüzden onların hayatını karartmamak için uğraşmıştır.
Dilaşup: Ali beyin annesi tarafından satın alınmıştır. Güzel,temiz kalpli bir cariyedir. Annesinin onu almasındaki maksat Mahpeyker ile Ali bey arsındaki ilişkiyi sona erdirmektir. Dilaşup Ali beyin karısı olmuştur. Ali beyin hayatını kendi canını feda ederek kurtarmıştır. Her zaman için iyinin kazanmasını istemiştir.
Ali bey’in annesi: Kocası öldükten sonra oğluna düşkünlüğü artmıştır. Ona babasının yokluğunu hissettirmemek için elinden geleni yapmıştır.iyi kalpli birisidir. Oğlunun iftiraya uğramasıyla buna dayanamaz ve ölür.
7.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Ruhsal çözümlemelerinin, bir olayı toplumsal ve bireysel yönleriyle görmeye çalışmasının yanı sıra, dış dünya betimlemeleriyle Türk roman tarihinin sayılı eserlerindendir.Yazar kitabını sürükleyici bir dille yazmıştır. Kitabı okumaya başladıktan itibaren bir an bile elden atılası gelmiyor. Akıcı bir romandır.döneminin en iyi kitapları arsındadır. Toplumun içinde bulunan en önemli sorunlaradan birisini ele almıştır. Kullanılan kelimeler genellikle yalındır.

8.KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:
Namık Kemal (1840-1888)
Batı edebiyatının yazın türlerini ilk kez Türk toplumsal yaşamına sokmuştur. 21 Aralık 1840'ta Tekirdağ'da doğdu,2 Aralık 1888'de Sakız Adası'nda öldü. Arapça ve Farsça öğrendi. 1863'te Babıali Tercüme Odası'na kâtip olarak girdi.Dört yıl çalıştığı bu görev sırasında dönemin önemli düşünür ve sanatçılarıyla tanışma olanağı buldu. 1865'te kurulan ve daha sonra yeni Osmanlılar Cemiyeti adıyla ortaya çıkan İttifak-ı Hamiyet adlı gizli derneğe katıldı. Bir yandan da Tasvir-i Efkâr gazetesinde hükümeti eleştiren yazılar yazıyordu. Mustafa Fazıl Paşa'nın çağrısı üzerine Ziya Paşa'yla birlikte Paris'e kaçtı. Bir süre sonra Londra'ya geçerek M. Fazıl Paşa'nın parasal desteğiyle Ali Suavi'nin Yeni Osmanlılar adına çıkardığı Muhbir gazetesinde yazmaya başladı. Ama Ali Suavi'yle anlaşamaması üzerine Muhbir'den ayrıldı. 1868'de gene M. Fazıl Paşa'nın desteğiyle Hürriyet adı altında başka bir gazete çıkardı. Nuri, Reşat ve Ebüzziya Tevfik beylerle birlikte 1872'de İbret gazetesini kiraladı. Gelibolu’da yazmaya başladığı Vatan Yahut Silistire oyunu, 1873'te Gedikpaşa Tiyatrosu'nda sahnelendiğinde halkı coşturup olaylara neden oldu. Bu haberi İbret gazetesinin yazması üzerine o sırada İstanbul'a dönmüş olan Namık Kemal birçok arkadaşıyla birlikte tutuklandı. Bu kez kalebentlikle Magosa'ya sürgüne gönderildi. 1876'da I. Meşrutiyet'in ilanından sonra İstanbul'a döndü. 1877 Osmanlı-Rus Savaşı çıkınca II. Abdülhamid'in Meclis-i Mebusan'ı kapatması üzerine tutuklandı. Beş ay kadar tutuklu kaldıktan sonra Midilli Adası'na sürüldü. 1879'da Midilli mutasarrıfı oldu. Aynı görevle 1884'te Rodos, 1887'de Sakız Adası'na gönderildi. Ertesi yıl burada öldü ve Gelibolu'da Bolayır'da gömüldü.
Namık Kemal ilk şiirlerini çocuk denecek yaşlarda yazmaya başlamıştır. Şinasi'yle tanışıncaya değin, şiirlerinde tasavvuf etkileri görülür. Bu dönemde özellikle Yenişehirli Avni, Leskofçalı Galib gibi şairlerden etkilenmiştir. Şinasi'yle tanışmasından sonra şiirlerindeki içerik de değişmiştir. Günlük konuşma dilinden alıntıların yanı sıra, o zamana değin geleneksel Türk şiirinde görülmemiş olan "hürriyet kavgası", "esaret zinciri", "vatan", "kalb-i millet" gibi yepyeni kavramlarla birlikte, doğrudan doğruya düşüncenin aktarılmasını amaçlayan bir tür "manzum nesir" oluşturmuştur. Türk şiirini Divan şiirinin edilgen edasından kurtarmıştır. Bütün bu nitelikler onun Vatan Şairi olarak anılmasına yol açmıştır.
Tiyatro türüne özellikle önem veren Namık Kemal, altı oyun yazmıştır. Bir yurtseverlik ve kahramanlık oyunu olan Vatan Yahut Silistire yalnız ülke için değil, Avrupa'da da ilgi uyandırmış ve beş dile çevrilmiştir.
Namık Kemal'in ilk romanı olan İntibah 1876'da yayımlanmıştır.

Namık Kemal romanı ve tiyatroyu toplumsal yaşama soktuğu gibi, edebiyat eleştirisini de Türkiye'ye ilk getiren kişilerden biri olmuştur. En önemli eleştiri yapıtları Tahrib-i Harâbât ile Takip'dir. Eleştirilerinde canlı, dolaysız bir üslup kullanmıştır. Tahrib-i Harâbât, Ziya Paşa'nın Harâbât adlı güldestesine karşı yazılmış sert bir eleştiri niteliğindedir. Namık Kemal gazeteci olarak da Türk kültürü içinde önemli bir yer alır. Döneminin hemen hemen bütün yenilik yanlısı ve ilerici gazetelerinde yazmıştır.
YAPITLAR (başlıca): Oyun: Vatan Yahut Silistire, 1873 (yeni harflerle, 1940); Zavallı Çocuk, 1873 (yeni harflerle, 1940); Akif Bey, 1874 (yeni harflerle, 1958); Celaleddin Harzemşah, 1885 (yeni harflerle, 1977); Kara Belâ, 1908. Roman: İntibah, 1876 (yeni harflerle, 1944); Cezmi, 1880 (yeni harflerle, 1963). Eleştiri: Tahrib-i Harâbât, 1885; Takip, 1885; Renan Müdafaanamesi, 1908 (yeni harflerle, 1962); İrfan Paşa'ya Mektup, 1887; Mukaddeme-i Celal, 1888. Tarihsel Yapıt: Devr-i İstila, 1871; Barika-i Zafer, 1872; Evrak-ı Perişan, 1872 (yeni harflerle, 1973); Kanije, 1874; Silistire Muhasarası, 1874 (yeni harflerle, 1946); Osmanlı Tarihi, (ö.s.), 1889 (yeni harflerle, 3 cilt, 1971-1974); Büyük İslam Tarihi, (ö.s.), 1975. Çeşitli: Rüya, 1893; Namık Kemal'in Mektupları, Ö.F. Akün (yay.), 1972.

[B] [/B]
[B] [/B]
[B] [/B]
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI

CEMİLE – SULTAN MURAT

KİTABIN YAZARI

CENGİZ AYTMATOV

YAYINEVİ
ÖTÜKEN YAYINEVİ

[B]BASIM YILI [/B]

1990


[B] [/B]

[B]HAZIRLAYANIN [/B]


ADI VE SOYADI : ALİ GALİP KOCAMAN

APOLET NUMARASI : 2122

KISMI : 28.KISIM

TAKDİM SÜRESİ : 5 DAKİKA












TÜRK DİLİ VE KOMPOZİSYON-1 DERSİ


KİTAP ÖZET FORMU




KİTABIN ADI

CEMİLE – SULTAN MURAT

KİTABIN YAZARI

CENGİZ AYTMATOV

YAYINEVİ
ÖTÜKEN YAYINEVİ

[B] BASIM YILI [/B]

1990


1)KİTABIN KONUSU:

Kitapta iki ayrı hikaye vardır. İlki bir aşk hikayesidir. Aşkı uğruna töreleri çiğneyen bir kadının hikayesi anlatılmaktır. İkinci hikayede ise savaştan dolayı köy ahalisinin çektiği sıkıntılar anlatılmaktadır. Ayrıca hikayenin kahramanının yaşadığı bir aşktan da bahsetmektedir.

2)KİTABIN ÖZETİ:

CEMİLE

Bu hikaye bir Kırgız köyünde, savaş zamanında yaşanan bir aşkı anlatmaktadır. Hikayeyi olayın baş kahramanı Cemile’nin kocası Sadık’ın kardeşi anlatmaktadır. Cemile köyün en güzel kızlarındandır. Güzel vücudu ile bütün gençlerin gözdesidir. Cemile erkek gibi yetiştiğinden, ağzı çok sıkı laf yapan, en zor işlerin üstesinden gelebilen, cesur biridir. Cemile bir at bakıcısının kızı olduğu için çok iyi at kullanmaktadır. Bir ilkbahar günü Sadık Cemile’yi geçememiş, bu O’na pek ağır gelmiş ve bu yüzden Cemile’yi kaçırmıştır. Yani sevişerek evlenmemişlerdir. Savaş başlayınca, ancak dört ay beraber yaşayabilmişler ve Sadık askere alınmıştır.
Uzun süredir savaşta olan kocasından ayrı kalan Cemile’yi yalnız kaldığı için köyün gençlerinin sarkıntılıklarına maruz kalmıştır. Sadık gönderdiği mektuplarda Cemile’ye çok az yer vermektedir. Cemile de kocasının bu yaptığına az da olsa bozulmaktadır. Cemile her gün kayını ile istasyona tahıl taşımaktadır. Onlara yardım için de Danyar adlı adam da katılır. Danyar, cepheden gelmiş bir savaş gazisidir. Tek ayağı topaldır, Cemile gelişen olaylar doğrultusunda Danyar’a aşık olur ve herşeyi göze alarak beraber kaçarlar.

SULTAN MURAT

Hikaye bir Kırgız köyünde, İkinci Dünya Savaşı sıralarında köylünün çektiği sıkıntıları, savaşın zararlarını anlatmaktadır. Sultan Murat’ın babası köyün birçok erkeği gibi savaştadır. Sultan Murat ailenin en büyük oğludur. Savaştan dolayı cephedeki askerlerin yiyecek ihtiyaçları için Sultan Murat ve dört arkadaşı Anatay, Erkinbek, Ergeş, Kubatkul tarlayı atlarla sürmek için okuldan alınırlar. Çünkü beş arkadaş ata binmekte ve tarla işlerinde diğerlerinden daha usta ve daha güçlüdürler. Bu beş arkadaş çok çalışıp tarlayı sürmek için gerekli hazırlıklaı tamamlarlar. Bu arada Sultan Murat da hiç aklından çıkaramadığı okul zamanı aşkı Mırzagül’e onu sevdiğine söyler ve iş başına koşar. Köyden uzaktaki tarlalarda uzun süre eve dönmeyecekleri Aksay’da toprakları beş güçlü atla sürmeye başlarlar. Beş arkadaş günlerini Aksay’da cephedeki askerlerin ihtiyacı için çalışarak geçirirler ve geceleri hepsi bir çadırda yatarlar. Ancak gece hırsızlar dört atı çalarak kaçarlar. Diğer atla da sultan Murat peşlerine düşüp hırsızlara yetişir, fakat silahları ile Sultan Murat’ın atını vurup uzaklaşırlar.

3)KİTABIN ANA FİKRİ:

“Aşkın gözü kördür.” deyimini doğrulayan ilk hikayede gerçek aşıkların hiçbirşeyden korkmadan bütün tehlikeleri ve engelleri göze alabileceği vurgulanmaktadır. İkinci hikayede ise savaştan hiç kimsenin kazançlı çıkamayacağı, hem kazanan hem de kaybeden devletin halkının da çok eziyet çekeceğini belirtmektedir.
4)KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

Birinci Hikaye

Cemile atlardan çok iyi anlayan bir at bakıcısının kızıdır. Evinin tek çocuğu olduğu için erkek gibi yetişmiştir. Haksızlığa tahammülü olmayan, kimi zaman küfür dahi eden, erkek gibi kuvvetli, çok güzel ve kusursuz vücuduyla tüm gençlerin arzuladığı bir kadındır. Çok serbest ve bağımsız davranışlarıyla dikkatleri üzerine çekmektedir.
Danyar küçük yaşta öksüz kalmış ve sonra an tarafından akrabaları olan Kazakların yanına gitmiş ve uzun yıllar orada kalmıştır. Hayatın acılarını bolca tadan, öksüzlüğün ıstırabını bol bol yaşayan biridir. Çok yerler gezmiş, çobanlık, maden ocaklarında işçilik yapmış ve sonra da askere gitmiştir. Kamburdur ve savaşta sol bacağını sakatlamıştır. İçine kapalı sessiz bir hali vardır.
Köy töreleri ile yetişmiş bir kadın olan Cemile herşeye rağmen – özellikle de askerdeki kocasına- aşık olduğu Danyar’a kaçar, uzaklar giderler ve gerçek aşkın hiçbir kural tanımayacağını gösterirler.

İkinci Hikaye

Sultan Murat onbeş yaşındadır. Yürekli ve akıllı bir delikanlıdır. Mırzagül adında çok güzel gülümsemesi olan, kavak ağacı gibi ince ve uzun, yüzü kar gibi ak, gözleri karanlık gecede yanan dağ ateşinin alevleri gibi parlak olan kıza aşıktır.
Anatay ise onaltı yaşındadır, çok kuvvetlidir, babası savaşta ölmüştür. O da gizli gizli Mırzagül’ü sevmektedir.
Erkinbek ailesini en büyük çocuğudur. Çok iyi yürekli ve güvenilirdir.
Ergeş onbeş yaşında fikrini açıkça söylemeyi bilen ve tartışmayı seven birisidir.
Kubatkulbatır onbeş yaşındadır. Babası savaşta kahramanca çarpışarak ölmüştür.
Tinaliev, bu beş kişilik gurubun yöneticisidir. Onlara ne yapmaları gerektiğini söyler ve öğretir. Eski bir paraşütçü komandodur, köy halkını savaşa destek için hareketlendirir.
Büyük bir hırsla ve başarıyla tarlayı süren bu beş kişilik gurubun atlarını hırsızların çalması bütün çabalarını mahvetmiştir. Tarlayı sürecek atları olmayınca büyük bir üzüntü yaşanır.

5)KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

Kitapta yazar olayları sondan anlatmaya başlıyor. İlk hikayede bir tablonun başında eski bir anısını hatırlayıp anlatmaya başlayan yazar, yine tablonun başında hikayeyi bitiriyor. Böyle bir şey beklenmediği için hikayenin sonu okuyucuyu hayal kırıklığına uğratıyor. Hikayelerin sonu çok monoton ve sıradan bitiyor. Özellikle ikinci hikayede son yok. Hikaye çok acyip bir şekilde bitiyor ve hiçbir anlam verilemiyor. Hikayenin sonunda son kelimesi dahi kullanılmamış.
Çok basit bir şekilde anlatılan olaylar, okuyucuya hiçbir yorum yaptıramıyor ve okuyucuyu düşündüremiyor.
Çevirmenin yaptığı hatalar akıcılığı mahvediyor.
Ne bir Reşat Nuri GÜNTEKİN’in “Çalıkuşu” romanı gibi heyecanlı ve eğlenceli ne de Paulo COELCHO’nun “Simyacı” kitabı kadar düşündürücü. Bu niteliklerde olmayınca kitap çok sıkıcı oluyor.
Yalnız kitaptaki harika tasvirler ortamı insana çok güzel hissettiriyor.

6)KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:

Kırgız Türk romancısı. Kırgızistan'ın Şeker köyünde doğdu. Cumbul'da Baytar Okulunu (1946) ve Kırgızistan Tarım Enstitüsü’nü bitirdi (1953). Deneme çiftliklerinde çalıştı. Bir müddet Moskova'da Gorki Enstitüsü'nde staj gördü. Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde okudu. 1957 yılında Sovyet Yazarlar Birliği'ne üye kabul edildi. 1963'te Lenin Ödülü'nü aldı. Sovyetler Birliği'nin dağılması ve Kırgızistan'ın bağımsızlığına kavuşmasından sonra ülkesini Lüksemburg'da büyükelçi olarak temsil etti.


Ülkemizde bilinen ve en çok satan kitapları:

Toprak Ana, Elveda Gülsarı, Yıldırım Sesli Manascı, Yüzyüze – Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek, Dişi Kurdun Rüyaları, Cemile – Sultan Murat, Beyaz Gemi, Kızıl Elma – Oğulla Buluşma - Beyaz Yağmur – Asker Çocuğu – Deve Gözü – Cengiz Han’a Küsen Bulut, Kassandra Damgası.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
Al Midilli
KİTABIN YAZARI
J. STEINBECK / Belkıs ÇORAKÇI
YAYINEVİ VE ADRESİ
Milliyet Yayınları Bağcılar / İSTANBUL
BASIM TARİHİ
Kasım 1996
KİTABIN YAYIM MAKSADI
Ticari

KİTABIN ÖZETİ :
ARMAĞAN (1):
Jody Salinas kasabasında bir çiftlikte çiftçilik yapan annesi-babası ve çiftliğin kahyası ile beraber yaşamaktadır. Bir gün babası ve kahya kasabadan al renkli bir midilli atıyla dönerler ve at Jody’ye hediye edilir.
Jody ata bölge dağlarının adı olan Gabilon ismini verir. Gabilon artık Jody’nin hayatında çok önemli bir yer tutmaktadır. Okulu dışında bütün zamanını atıyla geçirir. En büyük yardımcısı da çiftliğin kahyası Bill Buck’dır. Tayı eyer ve geme alıştırmak çok zamanlarını almıştır. Jody’nin tek hayali bir an önce atına binebilmektir. Jody’nin okulda olduğu bir gün yağmurun altında kalan atı hastalanır. Kahya ve Jody atın hastalığı ile ilgilenmeye başlarlar ama tay günden güne kötüye gitmektedir. Jody artık atın yanında yatıp kalkmaya başlar. Bir gün ahırda hasta tayını göremez. Onu aramak için fırlar ve bir süre sonra üzerinde birkaç akbaba ile onu görür. Öfke ile bir akbabayı yakalar ve onu öldürür. Gabilon ise çoktan ölmüştür. Kahya Bill bütün bu olanlardan kendini suçlu hissetmektedir.
ULU DAĞLAR (2):
Jody’nin en büyük meraklarından biri ulu dağlar ve onun ardında ne olduğudur ama bir türlü cevabını bulamaz. Bir gün çiftliğe adının Gidano olduğunu söyleyen bir ihtiyar gelir. İhtiyarın tek söylediği geri döndüğü ve ölene kadar burada kalmak istediğidir. İhtiyar çok eskiden o civarda bir kulübede yaşamıştır ve geri dönmüştür. Jody’nin babası ihtiyarın birkaç gün kalmasına izin verir. Jody gizemli ihtiyara dağları ve orada neler olduğunu sorar. İhtiyar oraya çocukluğunda gittiğini ama pek birşey hatırlamadığını söyler. Bir gün ihtiyar Gidano kimseye haber vermeden bir atla çiftlikten ayrılır. Onu son gören komşunun dediğine göre dosdoğru dağlara gitmektedir.
VAAT (3):
Babası Jody’nin atı için çok üzüldüğünü bilmektedir. Bu sefer ona çiftlikte doğacak atı vereceğini söyler. Jody kulunlayan ata bir yıl boyunca yine özenle bakar ve tayın doğum anı sonunda gelir ancak tay ters gelmektedir ve ölecektir. Kahya ani bir kararla atı öldürür ve karnını keserek küçük siyah tayı dışarı çıkarır. Tayı Jody’nin önüne bırakır.”İşte tayın “der.”Söz vermiştim ve yapmak zorundaydım. Onu elle beslemek zorunda kalacaksın işte tayın”.
İNSANLARIN LİDERİ (4):
Jody’nin büyük babası çiftliğe gelir ve tek bildiği şey batıya doğru yaptıkları büyük göçü ve kızılderililerle olan mücadelelerini anlatmaktadır. Batı ya gide gide, okyanusa ulaşmışlardır. Ama büyükbabanın hikayelerini Jody den başka kimse dinlemez ve anlamaz.
JUNIUS MALTBY (5):
Junius Maltby iyi ve kültürlü bir aileden gelme bir şehirlidir. San Francisko’da yaşamaktadır. Ancak hastalanır ve şehir dışına “Cennetin Otlakları” adlı bir vadiye giderek burada bir çiftliğe yerleşir. Daha sonra dul bir çiftlik sahibiyle evlenerek orada yaşar. Çok tembeldir ve giderek fakirleşmektedirler. İki çocukları olur ve ardından karısı doğum yaparken ölür.
Sonuç olarak hikaye Jody isminde bir çocuğun üzerine kurulmuştur. Gelişme döneminde ki bir çocuğun merak ve öğrenme duygularının kontrol edilemeyeceğini ve bu yaştaki çocukların sevgi ve merak yönelmelerini anlatmış. Bu bazen bir tay bazen bir ihtiyar bazen de nasıl olduğunu bilmediği bu yüzden çok merak ettiği uludağlar olmuştur.
İnsan her zaman sevdiğini merak eder ama merak ettiğini sevmeyebilir.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
KİRALIK KONAK
KİTABIN YAZARI
Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU
YAYINEVİ VE ADRESİ
İletişim Yayınları Klodfarer Caddesi İletişim Han No: 7 Cağaloğlu 34400 İSTANBUL
BASIM TARİHİ
20. Baskı 1999 İSTANBUL
KİTABIN YAYIM MAKSADI
Türk toplumunun tarihsel gelişim sürecinde ilk belirtileri XVIII. Yüzyılda görülen ve tanzimatla somutlaşan batılılaşma hareketleri buna bağlı olarak hayat tarzı, değerler ahlak kısacası kültürel değişim.

KİTABIN ÖZETİ :
KİRALIK KONAK
Naim Efendi çok zengin, zengin olduğu kadarda hesaplı bir kişiydi. Babasından kalma bir servetti. Büyük bir ihtimamla idare ve muhafaza ediyordu. II. Abdülhamit döneminde devletin yüksek mevkilerinde bulundu. Bir çok defalar valiliklerde dolaştı. Şürayı Devlet Azası, Rüşümat Müdiri Umumisi oldu. İnkılaptan iki sene evvel dolaşık bir “TEVLİYET” (Mütevellilik) davası yüzünden istifasını verdi ve Hükümet işlerinden tiksinerek bir köşeye çekildi. Fakat memuriyet döneminden kalma bayramlaşma ve özel deftere imza olayını hiçbir zaman aksatmazdı.
Bütün çocukluğu, bütün gençliği İstanbul ‘un en kalabalık konağında geçen Naim Efendi eğlenceli meclisleri, ahbap arasındaki sohbetleri, misafirlere ziyafetleri çok severdi. Fakat öyle bir zaman yaşadı ki bunların hepsi yasaktı. Naim Efendi yeni sazdan, yeni şarkılardan zevk almak şöyle dursun, son senelerde yazılan ve konuşulan Türkçe’yi de anlamıyordu.
Bundan beş sene öncesine kadar karısı Nefise Hanımefendi yanı başında idi, rahatını huzurunu mümkün mertebe koruyordu. Zira, bu ihtiyar kadın ölünce evin içinde yalnız kaldı. O öldükten sonra yerine Sekine hanım geçti; fakat Sekine Hanım hiçbir cihetten annesine benzetmiyordu. Tabi ki babası gibi çekingen, içinde titiz, iradesiz, tembel bir kadındı; hususiyle kocasının nüfusuna ve çocuklarının arzularına son derece uyardı. Kocası ise kırk beş yaşında bir züppeden başka bir şey değildi.
Naim Efendinin damadı Düyunu Umumiye Müfettişlerinden Servet Bey, Naim Efendinin saflığından yararlanarak bütün iradesini konak içerisinde istediği gibi yürütüyordu. Servet Beyin oğlu Cemil henüz yirmi yaşında bir mektup çocuğu olmasına rağmen Beyoğlu’ndaki büyük lokantaların, gazinoların, barların sadık gediklisi idi. Bu yaşında bir çok zevkleri vardı. Biraderinin küçük sırlarında vakıf olan Seniha ise son çıkan moda gazetelerinin resimlerine benzerdi. Körpe ince ve çolak vücudu ipek böcekleri gibi daima biçim değiştirme, başkalaşma içerisindeydi.
Pazartesi günleri Seniha’nın çay günleridir. Avrupa’nın bütün kibar kadınları gibi o günleri giyinir; kuşanır ve tam beşte konağın salonunda nadir görülen bir hanımefendi vakariyle ziyaretçilerini beklerdi. Seniha salonun bir köşesinde iki genç kızla halasının torunu Hakkı Celis’in kendisine okuduğu şiirleri dinler, gözüküyordu. Bu genç kendisinden iki ay küçük olmasına rağmen ve bir çok şiiri bazı mecmualarda çıkmasına rağmen ona parmakları mürekkep lekeli ve pantolonunun dizleri çıkmış zavallı bir mektep çocuğu gibi görünmekten kurtulamıyordu. Saat beşe henüz gelmişti ki; Faik Bey konağı ziyarete geldi. Faik Bey Cemil’in yakın arkadaşları arasındaydı. Kumral, zayıf, uzun saçları iyi taranmış bir gençti. Küçük yaşından beri Avrupa’nın muhtelif şehirlerinde dolaşmış, oturmuş olduğu için hareketlerinde hiç sahte görülmeyen bir frenk zarafeti ve kıvraklığı vardı. Faik Bey ile Seniha arasındaki münasebetin bir arkadaşlık derecesinden fazla olduğunu genç kızın bütün erkek ve kadın arkadaşları bili verirlerdi.
Fakat, buna da hafif bir flört manasını verirlerdi. Zira Faik Bey, pek çapkın bir delikanlı ve Seniha, pek şuh bir genç kızdı. Günden güne aralarındaki sevgi çoğalmaya başladı. Faik Bey için Seniha’yı sevmek birdenbire vazgeçilmeyen ihtiyarlardan biri oluverdi. O şimdi kumara ne kadar düşkün ise, Seniha’yı da o kadar arıyor. Seniha’ya kendini o kadar düşkün hissediyordu. Dört günlük bir ayrılıktan sonra sabah Faik Bey konağa geldi. Henüz herkes uykudaydı. Saçları karma karışık, yüzü sapsarıydı. Yanaklarında üç günlük bir sakal, toz renginde bir kir tabakası vardı. Seniha ne var? Ne oldu? Demek isteyen gözlerle Faik Bey’ i süzdü. Faik Bey sessiz bir şekilde hiçbir şey söylemiyordu. Seniha daha sonra kardeşi Cemil’ den öğrendiği kadarıyla Faik Bey’ in kumarda Üç yüz elli lira kaybettiğini ve paraya ihtiyacı olduğunu öğrendi. Cemil parayı Seniha’nın büyükbabasından istemesini söyledi. Seniha’nın bunun mümkün olmayacağını söylemesi üzerine Cemil Seniha’nın elmaslarını rehin koymasını istedi.
Seniha dolabını açtı içinden bir çekmece çıkardı. Çekmecenin içinden birkaç tane mahfaza aldı ve birer birer Cemil’e uzattı.
Ve hayatında ilk defa olarak ağır ve ciddi bir şekilde düşündü, kaldı. Hayat bir an içinde, ona çıplak ve en kaba haliyle görünmüştü. Bu dünyada her şey ne bayağı, ne beyhude, ne kirliydi... Bu dünyada güzellik bir hayal, sezgi bir efsane, asalet ve zerafet, insanın üstünde hafif bir cilaydı. En güzel bir yüze bir iskelet ifadesi vermek için iki gecelik bir uykusuzluk, bir sevgiyi bir alışverişe çevirmek için birkaç paket iskambil kağıdı, en zarif bir adamı bir dilenciye döndürmek için üç yüz elli liralık bir borç kafiydi.
Seniha kalbinin bu bir günlük imtihanından epeyce değişmiş çıktı. Aşktan evvel ki alaycı, havai, şuh ve işveli haline avdet etti.
Konağı kiraya verip kardeşi Selma Hanımefendinin yanına taşınma bahsi çıktığından beri Naim Efendi’ nin rahatı huzuru büsbütün kaçtı. Selma Hanımefendinin kararı o kadar katıydı ki hiçbir mazeretle bunun önüne geçmek kabil olmuyordu.
NAİM EFENDİ;
“Burada doğmuşum, burada yaşamışım, ihtiyarlamışım! Nasıl bırakır giderim? Diyordu.”
SELMA HANIM;
“Burada, fareler, örümcekler ortasında yapayalnız öleceğine, benim yanımda benim gözüm önünde ölürsün” diyordu.
Konak, Naim Efendiyle beraber, her gün biraz daha yıkılıp gidiyordu. Zili bozulan sokak kapısı ağır bir tokmakla vuruluyor ve bir çok gıcırtılarla mustarip bir hayvan gibi sarsıla açılıyordu.
SONUÇ
Kitabın Ana Fikri ve Kitap Hakkındaki Genel Değerlendirme :
Kiralık Konakta Osmanlı İmparatorluğunun çöküş dönemindeki toplumsal nedenler dile getirilir.
Kiralık Konak İmparatorluğun çöküş çanlarının kulak yırtan sesleri içinde, kuşaklar arasındaki değişen değer yargıların buna bağlı olarak da yaşam biçimlerinin çelişkisini sergileyen bir romandır.
Seniha – Faik – Hakkı Celis üçgeni romanın yapısının iskeletidir. Toplumsal rüzgarların savurduğu bu insanlar birer yaprak gibi uçuşuyorlar, hiç toprağa düşmüyorlar. Kiralık Konaktaki kahramanların ortak özelliklerinden biri de düşün-dükleri, ettikleri dünya ile gerçek yaşamları arasındaki bağlantısızlıklardır. Onlar için yaşamın her gerçeği birer beklenmeyen darbedir.
Konağın dağılıp satılığa çıkarılmasıyla biten roman bir zümrenin çöküntüsünün üç kuşaklık hikayesidir.




[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
Sevginin Katıksızı
KİTABIN YAZARI
Jack LONDON
YAYINEVİ VE ADRESİ
Oda Yayınları Beyoğlu / İSTANBUL
BASIM TARİHİ
Mart 1998
KİTABIN YAYIM MAKSADI


KİTABIN ÖZETİ :Genel olarak romanlarında mekanlarını limanlardan seçen Yazar Jack London"Sevginin Katıksızı" adlı romanında insanlığın eğlence kaynağı olan kimi zaman sevimlilikleriyle hayatlarımızda yer ettirdiğimiz hayvanların özelliklede yazarın sirk hayvanlarının eğitimindeki zorlayıcı insanlığı tedirgin edecek derecede eğlence aşamasına ve sevimlilik kazanmaya geçirilen sürede madalyonun arka yüzünü görmeksizin yadırgadığımız bir o kadar da şaşkınlıkla ürperdiğimiz ama bir türlü bunu görmezlikten gelmek istemememizin yazar sınıf kavramlarıyla hayvanlar ve insanlar arasında ironik bir bağlantı kurarak romanını zenginleştirmiştir. Romanda kahraman köpeğiyle doğal olarak kurduğu iletişim bir zaman sonra köpeğini bir limanda kaybetmesi ve bir zaman sonra sirk hayvanlarının arasında görmesiyle geçirdiği zor evrenin sirk terbiyecisi arasında geçen mücadeleyi romanın ortalarına dek anlatır. Diyologların bol olduğu ve hayvanın hareketlerinin betimlendiği gemideki diğer liman işçileriyle hayvan arasındaki geçen sosyal ilişki insanların birbirleriyle kurduğu sosyal ilişki benzerlikleriyle yazar bu karşılaştırmayı kitabın sonuna dek okuyucuya sunar. Köpek karakterin sirk terbiyecisinden aldığı zülüm, ve işkencenin ve eziyetin köpek üzerinde yansıması gerçek sahibinin kim olduğu içgüdüsünden hayvan terbiyecisi ve izleyicilere saldırıp kaçma aşamasına kadar yemenin, içmenin ve sosyal koşulların rahatlığıyla içgüdüleriyle davranan hayvanın dünya üzerinde yaşayan canlılara dek hayvanlardan aklını kullanan insanlara değin sosyal adaletsizliğin, özgürlüğün, mutluluğun kimin kim üzerinde sahiplik kurduğu kavramları ile okuyucuyu oldukça derin düşüncelere sevk eder. Ayrıca para verip eğlenceye ortak olan madalyonun arka yüzünü görmek istemeyen sirk izleyicilerinin hayvanların üzerindeki insanı şaşırtacak derecede kimliklerinden sıyrılmış, insanların yapabildiği hareketleri yapmaya ve bir anlamda insan olmaya zorlanmış şekildeki hayvanları izlemeleri ve bu duruma olan ilgisizlikleri toplumsal olarak kaçırdığımız. İnsansı kimliğimizin sirk hayvanların ki gibi yitirilmesine göz yuman, bunlara çanak tutan ve görmezlikten gelen, para verip eğlencesine ortak olan içinde yaşadığımız hayatla yazar bir benzerlik kurar. İnsanoğlu konfor sahibi oluncaya kadar geçirdiği zor evrelerin doğallığını yitirinceye kadar kendisini unutur derecede göremediği ayrıntılarımızın bir zaman sonra başımıza ne tip belalar getirebileceğini mutlu olacağım dürtüsüyle mutsuzluğa sürüklenmesi, seveceğim diye sevgisiz kalması, özgür olacağım dürtüsüyle tutsak olması doğadan kopan ve doğaya açtığı savaşla kendini güçlü gösteren insanın (sahibin) tamamıyla yalnız kalması toplumsal olarak göz ardı ettiğimiz gerçekliğimizin hayvanlar ve insanlar ironisiyle okuyucuya, yazar doğallığını yitiren insanın insanlığa olan tehlikesini anlatır.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.