You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
DOKUZUNCU HARİCİYE KOĞUŞU
KİTABIN YAZARI
PEYAMİ SAFA
YAYIN EVİ VE ADRESİ
ÖTÜKEN YAYINEVİ MALTEPE İSTANBUL
BASIM YILI
2000

1.KİTABIN KONUSU:
Çocukluğundan beri bacağından rahatsız olan ve kimseyi dinlemeyen birisinin, hayaller peşinde koşarken başından geçen olaylar.

2.KİTABIN ÖZETİ:
Yazarın küçüklüğünden beri çektiği hastalık onu hastahanelerden tiksindirmiştir. Fakat durumu ciddiyetini korumaktadır. Annesi ile kenar mahallelerin birinde virane ahşap bir evde yaşamaktadır.
Bir gün ameliyat olması gerektiğini öğrenip hastahaneden döndüğünde evde annesini bulamaz ama odanın halinden annesinin şiddetli bir baş ağrısı geçirdiğini anlar. O sırada annesi gelir. Yazar ise annesini üzmemek için ona gerçekleri anlatmaz. Kendi doktaruna gidip ona gözükmesi gerektiğini söyler. Annesi yazarın Erenköye gideceğini öğrenince paşanında onu merak ettiğini söyler. Ertesi gün yazar önce paşaya gider. Paşa ilk olarak sağlık durumunun nasıl olduğunu sorar yazar da kaçamak cevaplar vererek olayı geçiştirir. Daha sonra odaya Nüzhet gelir yazardan getirmesini istediği kitapları alır. Kızı gidince paşa yazara bir de doktor Ragıp Bey’ e görünmesini tavsiye eder. Paşanın uzaktan akrabası olan yazar küçük yaşlardan beri onunla konuşur, ona kitap okur. O akşam yine bir roman okumaktadır fakat paşa uyuyunca Nüzhet’ le birlikte beahçeye gider ve muhabbet ederler. Yazar on beş yaşında ve aralarında dört yaş olmasına rağmen Nüzhet’ i sevmektedir. Ancak onun da aynı duyguları hissetiğinden emin olmaz. Bahçede konuşurken doktor Ragıp’ ın Nüzhet’ i istediğini duyunca önce üzülür ama Nüzhet oralı olmayınca, duyduğu şüpheye rağmen keyfi yerine gelir. Daha sonra Nüzhet annesinin isteği üzerine uyumaya gider ve yazar da kendine olan tüm güvenini kaybeder.
Hastalığı onu normal yaşından çok daha olgun davranmaya sevk etmiştir. Doktorun ikazlarına rağmen baston kullanmayan yazar o gece yatakta yorgun ve acı içinde kıvranmaktadır. Henüz uyumadan Nüzhet yazarın evine uğrar ve uyuyamadığını bahane ederek tekrar koyu bir muhabbete başlarlar. Ertesi gün yazar erkenden doktara gideceğinden Nüzhet onun uyumasını ister. Fakat yazar ona karşı olan zaafiyetini daha fazla saklayamaz, onu kendisine çekip bir kere öper ve Nüzhet şaşkınlık içerisinde koşarak eve gider.
Sabah olunca yazar Kadıköye gider ve paşanın istediği kitapları alır ve sonra da annesine bir ay içerisinde gelemeyeceğini yazar. Oradan da doktara gider fakat operatörün dersi olduğundan görüşemezler. Operatörle akşama görüşebilen yazar ondan baston kullanması ve iyi yemesi ve dinlenmesi konusunda uyarı alır. İşi bitip köşke dönen yazar içeriye girdiğinde kendisinden gizli birşey konuşulduğunu anlar ve üzüntü içerisinde bahçeye oturmaya çıkar. Daha sonra Nüzhet gelir ve yazar içeri girdiğinde annesinin dolabın arkasında çıplak olduğunu söyleyerek onu rahatlatır. Fakat akşam Nurefşan ona gerçekleri yani Nüzhet ile doktor Ragıp’ın durumlarını konuştuklarını söyler. Yazar hayal kırıklığına uğrar ve Nüzhet’ in odasına konuşmaya girer. Nüzhet yine yazarı ikna eder. Daha sonra ikiside uyurlar.
Ertesi günü Nüzhet’ le bahçede geçiren yazar Nüzhet’ le cinsel yakınlaşmalara girer. O akşam doktor Ragıp yemeğe gelir ve yazar hiç oralı olmaz. Konukları gidince Paşa yazara doktor hakkında görüşlerini sorar o da Ragıp’ ı Nüzhet’ e yakıştıramadığını söyler bunu duyan yengesi de içinden yazara karşı kin tutar.
Bir gün yazar yengesinin Nüzhet’i mikroplara karşı uyardığını ve eşyalarımızı ayırdım dediğini duyar ve bunun üzerine evi terketme kararı alır. Ancak annesininde o gün paşalara geleceğini duyması kararını değiştirmesine neden olur.
Hızla geçengünlerden sonra nihayet evine dönen yazarın ağrıları gün geçtikçe arttığından annesi onu fakülteye götürür. Operatör ona durmun ciddiyetini hatırlatır ve yerinden bile kıpıdamamasını ister. Evi birden kalabıklaşan yazarın yakınları onu teselli etmeye çalışır. Tekrar fakülteye gittiğinde operatör bacağın kesilmesi gerektiğini söyler fakat buna razı olmayan yazar birden bayılıverir. Bundan etkilenen operatör kasaplardan farkı olmaları gerektiğini söyleyip yazara, üç aylık bir sürede bacağını kurtarmak için hastahanete kalması gerektiğini söyler. Yazar bunu kabul etmek zorunda kalır ve Dokuzuncu Hariciye Koğuşuna yatırılır. Burası ona hapishane gibi gelir ve ilk gecesi olaylı biter. Bu korkuya dayanamaz ve bütün gücüyle bağırıp çağırır. Zor geçen günlrin sonunda ameliyat günü gelir. Ameliyatı bitince yedinci pansumanda doktor bacağın kurtılduğun ancak yer basamayacağını söyler.
Daha sonra da Nüzhet’ ten gelen karttan Paşanın hastalandığını Nüzhet’ in de doktor Ragıp’ la nikahlanacağını öğrenir. Acılar içinde geçen günlerin sonunda annesi doktor Mithat ve arkadaşı onu hastahaneden taburcu ettirirler.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Bize verilen öğütleri ciddiye almalı ve hayallere peşinden koşmamalıyız. Aksi takdirde kaybeden yine bizoluruz.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Yazar: Tek bacağından acı çeken ve ümitleri peşinde rüyalar aleminde koşan birisi.
Nüzhet: Yerinde duramıyan yaşam dolu son derece hareketli birisi.
Paşa: Disiplinli, yardım sever ve dediğim dedik, inatçı birisi.
Yengesi: İçten pazarlıklı kızının iyiliğini düşünen bir anne.
Nurefşan: Köşkün hizmetçisi ve yazarın mutluluğu için elinden geleni yapan birisi.
Doktor Ragıp: Bakımlı ve kültürlü bir doktor.
Doktor Mithat: Yazarın doktoru.
Operatör: İnsanliğa faydalı olmaya çalışan bilinçli bir tıp adamı.

5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kısa ve anlaşılması güç bi kitap.Yazar kitaptaki şahısları psikolojik yönden ele almıştır.Sürükleyici bir kitaptır.

6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Peyami Safa İstanbul’ da 1899 yılında doğdu. Dokuz yaşında iken sağ elinin ekleminde kemik hastalığının başlaması, on üç yaşında iken de hayatını kazanmak zorunda kalması yüzünden düzenli okul öğrenimi göremedi, kendi kendini yetiştirdi. “ Biri Yerli ve Kopanlıklar Kralı” adlı (1913) ve “ Üç Kardeş” adlı (1918) birer hikayelik iki küçük kitap çıkarıyor, Fagfur (1918) vb. gibi sanat dergilerinde hikaye çevirileri ve makaleleri yayımlanıyordu.Savaş sonunda, kardeşinin isteğiyle memurluktan ayrılıp basın hayatına atıldı. Çıkardıkları “ Yirminci Asır” adlı bir akşam gazetesinde “ Asrın Hikayeleri” genel başlığı adı altında halk için gazete hikayeleri yazdı. İlk otuz kırk tanesi imzasız yayımlanan bu hikayeler o zaman çok beğenildi; yazar devrin ileri gelen bazı sanatçıları ( Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Yahya Kemal Beyatlı, Ömer Seyfettin vb.) tarafından teşvik edildi.O tarihten sonra yalnız gazetelerde çalıştı. Fıkra, makale ve roman yazarı olarak geniş bir üne ulaştı. Bu arada “ Kültür Haftası (1936) ve Türk Düşüncesi (1953-1960)” adlı iki de dergi çıkardı. İkinci Dünya Savaşı yıllarında kendini Faşizm akımına kaptırdı; savaş sonrasında calıştığı parti gazetelerine göre ikide bir ağız değiştirerek siyasal bir dengesizlik içinde bocaladığı, genellikle gerici bir takım görüşlerin savunuculuğunu yaptı. Atatürkün sağlığında “ Türk İnkılabına Bakışlar(1938)” adlı bir kitap yazmışken Atatürkün ölümünden sonra devrin düşmanı bir yol tutu. 1961’ de İstanbul’ da öldü.

ESERLERİ:
Yalnızız, Fatih Harbiye, Şimşek, Bir Tereddütün Romanı, Sözde Kızlar, Mahşer.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
AERITH'Lİ MORGAN

Aerith’li Morgan, yatağında silkelendi. Berbat bir rüya gördüğünü hatırlıyordu ama ne olduğunu değil. Çıplak kaslı vücudu terlemiş ve onu üşütmüştü. Kabusu kafasından atmaya çalışarak uşağı Kedef in yardımıyla ağır yekpare zırhının içine girdi, iki elle kullanılan, sembolik Kutsal İntikamcı kılıcını da sırtına bağlattı. Sabah seramonisini sunmak üzere kale gibi duvarla korunmuş yalısının tapınağına gitti. Sadık rahiplerle birlikte Scutum’a sabah duasını sundu. Dış duvar gürültüyle havaya uçtuğunda da sabah seramonisini sürdürmekteydi.

Raggot ve adamları büyücü Heoditus’un ricası ve isteği üzerine Aerith’li Morgan’ın yalısına saldırı düzenlemekteydiler. Raggot we 150 adamı Heoditus’un kutsal olmayan yardımları sayesinde Aerith topraklarından gizlice süzülmüşler ve bir günden kısa bir sürede Gül Yalı’nın perimetresine ulaşmışlardı. Şimdi de Yanlarındaki büyülü bitki tohumlarını emredildiği gibi dış surlara fırlatmaktaydılar. Her tohum duvarlara değdiğinde mavi-sarı bir alev eşliğinde gürültüyle havaya uçmaktaydı. Raggot ve adamları da açılan deliklerden onları beklemeyen yalı askerlerinin ortasına giriverdiler, kılıçları ve mızrakları birkaç dakikada Yalı’nın koruyucularının kanlarıyla kıpkırmızı oldu. Ölen 20 yalı askerine karşılık sadece 3 kayıp vermişlerdi. Raggot adamlarını Yalının dört bir yanına dağıtarak 10 askeriyle Scutum’un tapınağına gitti.

Aerith’li Morgan patlamaları duyduğunda ters giden birşeyin olduğunu anlamıştı. Rahip ve ermişlere emirler yağdırarak kılıcını kınından kurtardı, ön avluya doğru koşmaya başladı. Ön kapıdan fırladığında savaş tüm hızıyla sürmekteydi. Onu gören bir iki saldırgan hamle yaptılar ama kocaman kılıç tarafından önce sakat bırakıldılar, sonra da öldürüldüler. Morgan bir yandan adamlarına bağırırken bir yandan da önüne geleni kesmekteydi. Çılgınlar gibi savaşır ve tanrısının ismine kurbanlar verirken, çok yakından tanıdığı bir sesle irkildi:”Morgan!” diyen bu tiz ses, karısı Lienda’ya aitti. Kanı damarlarında dondu.

Kafasını sesin geldiği yönüne doğru çevirdi, savaşın kaosu arasından karısını net olarak görebiliyordu. Birliğin sağ kanadı düşmüş, ve burdan sızan düşmanlar kaleyi istila etmişlerdi. Karısı balkondaydı ve karşısında iki tane düşman askeri vardı. Yapabileceği tek şey, karısının dekapite oluşunu izlemekti. Kafası vücudundan ayrıldığında Morgan yüreğinin yarıldığını hissetti. Vücudundaki adrenalinin bir an kesildiğini farketti, askerlerinin şaşkın bakışları arasında savaş hattının ortasında yere çöktü, kocaman kılıcı elinden düşmüştü, acısı katlanılacak gibi değildi. Sonra çığlık attığını farketti, boğazını yırtarcasına haykırıyordu. Bu kan donduran çığlık, düşmanlerini bile ürkütmüş ve ona şüpheyle yaklaşmalarını sağlamıştı. ‘’Herşey bitti... Başaramadım ve kaybettim...’’ diye düşündü. Bir iki saniye durduktan sonra dolu gözlerini araladı, böyle düşünmemeliydi ve düşünemezdi. Çünkü o bir Scutum Paladiniydi. Bu kara anında bile Tanrısının onurunu korumak onun işiydi. Tutkulu bir savaş çığlığı atarak savaş hattına yeniden daldı. Askerleri de liderlerinin geri dönüşünden birazda olsa moral bulmuşlardı.

Morgan’ın bulunduğu saftaki savaş iyi gidiyordu, düşmanı geri püskürtmek üzereydiler. Morgan ara sıra savaştan çekiliyor ve habercilerden diğer taraflardaki durumu öğreniyordu. Bir sefer çekildiğinde haberci ana düşman kuvvetlerinin tapınağa doğru yöneldiğini, ve tapınağın savunmasının fazla dayanmayacağını söyledi. Morgan ağır zırhının verdiği ağırlığa aldırmadan tapınağa doğru koşmaya başladı. Vardığında gördüğü manzara pekte parlak değildi. Tapınağın savunması çökümüştü. Kalan birkaç asker de geriliyorlardı. Tanrısının adını sayıklayarak geriledi, ancak tapınağa girdiğinde bölgeyi koruyacak sadece 12 adamı kaldığını dehşetle farketti, kendisinin kılıcı saldırganların kanıyla ıslanmıştı ama 13 kişi bu tapınağı savunamazdı.. Tapınak küçük bir yer değildi, kendisi gibi yüksek onur sahibi bir şövalyenin tanrısına adadığı tapınak inancıyla doğru orantıda olurdu. Ve Aerith’li Morgan’ın tanrısı Scutum’a sunduğu tapınak kilometrekarelerce alanda en büyüktü.



“Tanrımın yolunda öleceğim...” Dedi askerlerine bakarak.”Arkada hala keşfedilmediğini umduğum bir gizli geçit var, Bodur Kayalıklara çıkar, isteyen oradan gidebilir, hepinizi azad ediyorum. Gidenler af bulacaklardır.” İki kişi geri dönerek çıkıştan kaçtılar, 10 asker yüzlerinde huzurlu bir ifade, Lordlarının yanında yerlerini aldılar.

Kapı parçalandı ve saldırganlar içeri üşüştü. Aerith’li Morgan’ın çığlığı bir saniye kazandırmıştı Gül Yalının savunucularına. İlk grup girdiği gibi biçildi, onların cesetlerine basarak giren diğer grup gibi. Morgan sevindiğini hissetti, karısı, biricik Lienda’sının acısı dinmeyen bir şekilde ruhunda izole bir yeri yakıyordu ama o bu parçasını susturdu, şimdi tanrısı için savaşıyordu, hiçbirşey onun konsantasyonunu bozmamalıydı. Aniden bir mırıltı duydu, arkasından! Dönmesiyle yerde yatan adamlarının üstünde ayakta duran bir grup düşman askerinin bir genci çevrelemiş olduğunu gördü. Genç adamın elinde bir parşömen vardı ve onu okuyordu. Arka kapıyı bulmuşlar! Diye içinden geçirdi, genç adamın bir büyücü veya bir rahip olduğunu anlamasıyla kılıcını savurması bir oldu. Ancak genç adam çoktan sırri yazıtı okumayı bitirmiş, yanan parşömeni elinden bırakmış ve parmaklarını Morgan'’ çevirmişti. Kılıç yolunun yarısına geldiğinde Genç adamın parmaklarının ucundan mavi bir ışık çıktı ve havada birleşti. Korkunç bir çığlık atan zavallı genç, bir anda ağzından çıkan mavi bir ışık tarafından kaplandı ve bir mavi-top a dönüşerek morgan a doğru uçtu.

Morgan paralize olmuştu.

Küfür sallıyor, etrafı günahlarıyla kirletiyorlardı, Morgan ise dayanmaya çalışıyordu bu psikolojik işkenceye. Az önceki genç çocuk parşömeni okumuş, ancak yeteri kadar tecrübeli bir büyücü olmadığından büyü gücüne kurban olmuştu, bunu ona o parşömeni verenin bildiğinden emindi. Raggot, geri kalan adamlarıyla geldiğinde Morgan karikatürize bir şekilde eğik durmaktaydı. Etrafını görebiliyor ama hareket edemiyordu. Raggot, Morgan’a bakıp güldükten sonra Tanrının Kutsal işaretinin bulunduğu duvara ilerledi. Morgan kaslarına emir verdi ancak dinletemedi, Raggot elini gürzüne atmıştı, gürz sert bir şekilde işarete indi. Altından yapılmış işaret yamulmuştu, Morgan HAYIR! Diye bağırdı ama aslında ses çıkmamıştı gırtlağından. Gürz üstüste İşarete inerken Morgan bir iki santim oynadığını farketti. Scutum’un gücü ve kendi iradesiyle büyüyü yıkıyordu. Aniden artık ne olduğu belli olmayan altın bir yığına dönmüş Kutsal işaret’i yoketmeye çalışan Raggot’un adamlarından birinin yayını yerde gördü. Gücünü tamamen kanalize ederek bir dua eşliğinde yayı almak için hamle yaptı. Büyü bozulmuş ve Morgan momentumunu kaybederek yere yuvarlanmıştı. Raggot ise büyüye güvendiğinden olacak ki Morgan’ı farketmemiş, kirli işini sürdürmekteydi. Morgan yaya ok sürüp attı. Ok Raggot’un sırtından zırhına saplanıp kalbi deşti.

Morgan o an Paladinliğini yitirdi.

Bağırdığını farkettiğinde acısı korkunçtu. Karısını kaybetmiş, onu önemsemeyip herşeyini kullanarak Scutum’un tapınağını kirletenlerden intikam almak için bir adamı sırtından vurmuştu, Paladinliğini yitirmişti. Bu ölmekten beterdi, kılıcını aldı ama kullanamadı. Bir ayak kılıcı tekmeledi, sonra da Morgan’ın vücudunu, yerde kıvranan Morgan bu fiziksel acıları hissedemiyordu. Scutum onu bırakmıştı! Defalarca yumruk ve tekme yedi, Başını tekmelediler ve vücudunda gürz denediler. Morgan’ın Aerith’li Morgan’a benzeyen tek yanı kalmayıncaya kadar işkence ettiler ve işleri bitince onu yardan aşağı attılar ama Morgan sadece Tanrısını düşündü.

İki gün sonra kan kaybından ölmek üzereyken onu köylüler buldu. Köylülerden biri bu korkunç şekilde işkence görmüş adamı evine aldı ve baktı. Bir ay sonra Morgan yürümeye başlayabildi.Köylüler onun Lordları olduğunu öğrenemediler ancak bir gün Morgan o evden kaçtı. Başkente gitti ve Şövalye Akademisindeki çocuklarını görmek için istekte bulundu. Aerith’li Morgan’ın öldüğünü , zaten ona benzemediğini ve çocukların ise babalarının paladinliğini kaybetmiş olduğundan duydukları üzüntüyle intihar ettiklerini söyledi. Morgan kendini doğaya vurdu.

On sene kadar dolandı durdu, paralı askerlik yaptı. On sene sonra bir çölde ölümün eşiğindeyken davudi bir sesle inledi her yer. Scutum onu bağışlamış geri almaya hazır olduğunu bildirmişti. Morgan doğruldu ve dedi ki:”Paramı, yaşamımı senin doğru olduğunu söylediğin ve inandığım yolda harcadım. Karım öldü senin onurunu korudum. Paladinliğimi aldın benden, ve çocuklarımı. Seni reddediyorum, ölümümle beni yalnız bırak!” Scutum öfkelendi. “Ölümlüler tanrıları yargılamak için değil isteklerini yerine getirmek için varolmuşlardır!” Dedi. “Seni ölümden daha beter bir sona mahkum ediyorum!”

İki sene Morgan boş bir boyutta ateşler içinde yandı. Derisi kuruyup yüzüne yapıştı. İşlemeli zırhı vücuduna battı ve asla çıkmaz hale geldi. Saçları yanıp kıvrıldı. Tam iki sene sonra Morgan’ı biri ziyarete geldi bu boyutta. En kötü olan, KaraGüneş...Gölge...Gölge ile bir anlaşma yaptı Morgan, Death Knight oldu ve Scutum’un lanetini ondan daha güçlü bir tanrının yokedebileceğini bilen Eski şövalye kendini bu kötü varlığa adadı.

Güçlü büyücü Heoditus’un feci şekilde parçalanmış cesedinin, mükemmel korunan kulesinde, yatağında bulunması bundan iki gün sonraya rastlar.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
AGO PAŞA’NIN HATIRALARI
KİTABIN YAZARI
REFİK HALİT KARAY
YAYIN EVİ
İNKILAP VE AKA KİTABEVLERİ
BASIM YILI
1967




1.KİTABIN KONUSU:
Ago Paşa adlı Senegalli bir papağanın günlük hayatta başımızdan geçen çeşitli durumlar, bu durumlara değişik örnekler ve bu olayların yorumlaması anlatılmaktadır.

2.KİTABIN ÖZETİ:
Cumhuriyetin ilanından sonra ilk partilerin kurulmasıyla iktidar partilerin sık sık değiştiği zamanlarda Sultan Ahmet’in karşısında bulunan Papağan Ago Paşa’ya sahibi tarafından iktidardaki partinin sloganı öğretilince parti ileri gelenlerinden birisi hemen gelerek Ago Paşa’yı alır;ve çok rahat ve modern bir hayt yaşamaya başlamasını sağlar. Fakat çok geçmeden iktidar değişir ve papağan sahibinin kendisine bir zarar gelmesi korkusu ve hiddetiyle tekrar dükkana döner.burada yeni partinin sloganı öğretilir.birkaç gün sonra yeni partiden birileri gelir ve kuşu alır. Bu olay defalarca tekrar eder. Çünkü hiçbir zaman yönetim uzun süreli kalıcı olmamıştır. Kitabın ilk bölümünde bu çalkantılı dönemin olayları bir papağanın ağzından nakledilmiştir.
Hülya Bu Yaa…: İkinci bölümde Amerikalı bir seyyahın Ankara’ya dair müşahedatı bulunmaktadır. Buna göre Ankara insanının hayal gücünü zorlayacak derecede, üstün teknoloji ile donatılmış yaşama kolaylıkları bir ütopya şeklinde geliştirilmiştir. Öyleki Ankara’da mevsim dahi kurulan akümülatörleri devamlı aynı ve sıcaklık en uygun dereceye ayarlanıyor ve devamlı gündüz yaşanıyor. Hiç yağmur yağmıyor.
Meyvalara Dair…: Bu bölümde meyvelerin bütün güzellikleri en ince ayrıntısına kadar söylenmiş ve meyvelerin manzarası; kırlardan, denizlerden ve gruplardan daha hoş olarak söylenmiştir.
Yemeklere Dair…: Meyve ve sebzelerin pişirilmiş hali olan yemeklerin güzellikleri ve özellikleri zaman zaman yemekleri dahi konuşturarak açıklamıştır.
İşrete İkbale Dair…: İşret ve ikbal karşılaştırılmıştır ve örneklerle açıklanmıştır. Mesela insan rakı(işret) masasının başına eğlenelim diye ikbal masasının başına ise iş görelim diye oturur. Ama ikiside insanı değiştirir. Ya büsbütün deli eder ya da aptal eder, saçma söyletir, falso yaptırır, çam devirtir.
Parasızlığa Dair…: Dünyada yokluğun en çok hissedildiği ve diğer bütün yoklukları örten varlık(madde) olarak paradan bahsedilir ve parasız bir insanın ruh halini düşüncelerini ve hayatını örneklerle açıklar.
Suya Sabuna Dair…: Bu bölümde hamamdaki insanların çıplak oldukları için hiçbirinin birbirinden farkı olmadığını ve bu örneklede insanların davranışlarında elbisenin rolünden bahsediyor.
Dargınlığa Barışıklığa Dair…: İnsanlar arasında en küçük yaşta başlayıp mezara kadar dargınlık ve bunları yaşayan insanların barışmayı istedikleri halde gururları ile girdikleri mücadeleyi konu alıyor.
Korkuya Dair…: İnsanların ömürlerinin yarısını kaplayan ve heryerde bizimle olan korjudan bahsetmekte ve örneklerle bütün canlıların birbirlerinden korktukları belirtilmektedir.
Misafirliğe ve Misafirlere Dair…: Misafirliğe gidenin ve ve sahibinin yaşadığı sıkıntıları her iki yönden bakarak anlatıyor ve bu iki tarafın birbirinr karşı yanlış yapmamak için hareketlerine koyduğu sınırlamalar ve iç dünyalarında düştükleri tezatları anlatılıyor.
Tesadüfe Dair…: Bu bölümde de insan yaşamının her yönünü bütünüyle tesadüflerin değiştirdiğini, çok büyük tesadüfler sayesinde ölümden dönen insan hikayeleriyle destekleyerek anlatıyor.
Bunu izleyen bölümlerde de buna benzer hayatttan alınmış kesitlerle bazı olaylar veya hayal ürünü olaylarla karşılaşmaktayız.

3.KİTABIN ANA FİKRİ: Her konuda farklı bir ana fikir hakimdir.

4.OLAY VE ŞAHIŞLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Kitapta belirli bir olay ve belirli bir kişi yoktur. Birbirinden bağımsız olaylar anlatılmaktadır. Bu olaylarda kahramanlarda farklıdır. Bu olaylarda bir papağanın ağzından anlatılmaktadır.
Ago Paşa: Senagalli bir kuş, bir papağandır.

5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Eski bir kitap olması sebebiyle yoğun olarak kullanılan eski Türkçe söcükler anlamayı zorlaştırmaktadır. Fakat günlük hayattan verilen örnekler okuyucunun kendisinden birşeyler bulup pay çıkarmasına yardımcı oluyor.

6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
1888'de İstanbul'da doğan Refik Halit, Bank-i Osmani serveznedarlarından, "bâlâ" rütbesine sahip Mehmed Halid Bey'in oğludur. Vezneciler'de Şemsu'l-Maarif ve Göztepe'de Taş Mektep'te okuyan ve ayrıca özel dersler de alan Refik Halid, Mekteb-i Sultani'yi terkettiği gibi, Mekteb-i Hukuk'u da yarıda bırakıp Maliye Merkez Kalemi'ne katip olarak girdi.
1908'de katipliği bırakarak, Servet-i Fünun'da ve Tercüman-ı Hakikat'te çalışmaya başladı, bu arada kendisine ait Son Havadis adıyla bir gazete çıkardı ancak bunu on beş sayı sürdürebildi. Fecr-i Ati Topluluğu'na katıldı, Servet-i Fünun'a yazılar verdi..Gazeteci Ahmet Samim'in 9 Haziran 1910'da İttihatçılarca katledilmesi üzerine İştirak adlı gazetenin 13 Haziran 1910 tarihli nüshasının buna ilişkin yazılara ayrılmasını sağladı ve bu yüzden İttihat ve Terakkicilerce mimlendi. "Kirpi" müstear ismiyle yazdığı, İttihat ve Terakki Fırkası'nı yerden yere vuran yazılarını "Kirpinin Dedikleri" adıyla bir kitapta topladı ve bu arada Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın elindeki Beyoğlu Belediyesi'nde yedi ay süreyle Başkatip olarak çalıştı, Mahmud Şevket Paşa'nın katlinden hemen sonra da, yargılanmaksızın Sinop'a sürüldü (1913), bilahare Çorum, Ankara ve Bilecik'e gönderildi. Bilecik'teyken ongünlük bir izinle İstanbul'a geldiğinde Ziya Gökalp'in yardımlarıyla geri dönmedi yani sürgünlüğü son
buldu (1918).Robert Kolej'de bir yıl kadar Türkçe öğretmenliği yaptı, bu arada Vakit, Tasvir-i Efkar ve Zaman gazetelerinde makaleler yayınlayan Refik Halid, Damat Ferit Paşa'nın dostluğu sayesinde, mütarekeden hemen sonra Hürriyet ve İtilaf Fırkası'na katıldı, Posta ve Telgraf Umum Müdürü olarak görevlendirildi (1919). İzmir'in işgalinden sonra Anadolu Hareketiyle İstanbul Hükumeti arasında yaşanan telgraf krizinde İstanbul Hükumetini tuttuğu için, İstanbul'un işgalcilerden kurtarılışının ardından 09.11.1922 tarihinde Beyrut'a kaçtı. Yüzellilikler listesine alınması ve ihracı konusunda baskı yapılması üzerine Suriye'nin vatandaşlığını kabul etmek zorunda kalan Refik Halid, Halep'te yayımlanan Doğruyol ve Vahdet gazetelerini yönetti, bir ara kendi adına çıkardığı gazeteyi de tepkiler yüzünden kapatmak zorunda kaldı.

Af Kanunuyla, 1938'de yurda dönüp, yazmaya ve geçimini bu yoldan sağlamaya devam eden Refik Halid, 18.7.1965 tarihinde İstanbul'da öldü.

ESERLERİ
Romanları:İstanbul’un İçyüzü,Yezidin Kızı, Çete, Sürgün, Anahtar, Bu Bizim Hayatımız, Nilgün 1-2-3, Yeraltında Dünya Var, Dişi Örümcek, Bugünün Saraylısı, İkibin Yılın Sevgilisi, İki Cisimli kadın, Kadınlar Tekkesi, Karlı Dağdaki Ateş, Dört Yapraklı Yonca, Sonuncu Kadeh.
Hikaye Kitapları:Memleket Hikâyeleri, Gurbet Hikâyeleri.
Kirpinin Dedikleri, Ago Paşa’nın Hatıraları, Ay Peşinde, Sakın Aldanma İnanma Kanma, Tanıdıklarım, Guguklu Saat, Bir Avuç Saçma, Bir İçim Su, İlk Adım, Üç Nesil Üç Hayat, Minelbab İlelmihrab
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
AH BEYOĞLU VAH BEYOĞLU YANDI GİTTİ KÜL OLDU

KİTABIN YAZARI
ANONİM/TÜRKİYE İŞBANKASI
YAYINEVİ VE ADRESİ
YONCA MATBAASI / ANKARA
BASIM TARİHİ
1983
KİTABIN YAYIM MAKSADI
------


KİTABIN KONUSU:Eski Beyoğlu ve Beyoğlu insanının yaşantısını anlatan bir kitaptır.

KİTABIN ÖZETİ :

19ncu yüzyılın ortalarındaki Beyoğlu,eskiye oranla daha kalabalık bir görüntü sergilemezmiş.Caddelerde dolaşan delikanlıların işleri yok ve cepleri boşmuş.Beyoğlu’nda kahveler 1850 yılından itibaren çoğalmaya başlamış.Buralara daha çok elçilik görevlileri ile Rum ve Ermenilerin kalantorları gelirmiş.
Lebon Pastanesi Dörtyol’da İstiklâl Caddesi ile Kumbaracı Yokuşu’nun bittiği köşede 459 numaradadır.Onun karşısında ise cadde üzerinde 362 numaralı Markiz Pastanesi vardır.Bu pastaneler Beyoğlu’nda kafasını dinlemek isteyen,gazete,dergi ve kitapokuyanların tercih ettiğiyerlermiş.
Yakup Kadri,Refik Halit,Abdülhak Şinasi kışın Lebon’daiseler,yazında Tepebaşı Bahçesi’nin “bayağı ve aşağılık havası” ile ciğerlerini eğlendirmeye çalışırlar.
Elit Kahvesi Asmalımesçit’tedir.Bu sokakta oturanların yarısı Levanten ise,yarısı da Yahudi’dir.Bu insanlar yaşamayı seven kişilerdir.Çünkü,günün her saatinde Elit Kahvesi’ni doldururlar ve yüzlerinden gülümsemeleri hiç eksik olmaz.Sait Faik,Elit Kahvesi’nin hemen yanındaki 21 numaradaki işkembeciye sürekli olarak gitmektedir.Sait Faik bu işkembeciyi çok sevmektedir.Çünkü,herzaman gittiğinde istediği limonun saklanması ve işkembesinin çok güzel oluşudur.
O yıllar edebiyat matinelerinin de iyiden iyiye yaygınlaştığını gösterir.Bu matinelerin belli bir kadrosu vardır.Sabahattin Kudret,Orhan Hançerlioğlu,Oktay Akbal,Haldun Taner,Özdemir Asaf,Atillâ İlhan,Behçet Necatigil,Salâh Birsel,Nezihe Meriç,Naim Tirali,Tahsin Yücel,Orhon Murat Arıburnu,Türkân İldeniz,Edip Cansever başı çekerler.Hepsinin yaşı otuz ya da otuzun üzerindedir.Matine düzenlemek isteyen okulların bu işle görevlendirilmiş öğrencileri gelip Özdemir Asaf'ı Babıâli’deki bir pedal makinesinden oluşan basımevinde bulurlar.Buradan haber bütün edebiyatçılara yayılır.

ROMANDA KAHRAMANLAR:Kitapta herhangibir olay ve durum işlenmediği için önplanda olan kişi ya da şahıs yoktur.

ROMANDA ZAMAN: 20nci yüzyılın ilk yarısında geçmiştir.Fakat kitapta zamana ait belirgin bir özellik,ipucu bulunmamaktadır.

ROMANDA MEKAN:Kitapta mekan olarak Beyoğlu ve Beyoğlu çevresi işlenmiştir.

[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
NİMETŞİNAS

KİTABIN YAZARI

Hüseyin Rahmi GÜRPINAR

YAYIN EVİ VE ADRESİ

ÖZGÜR YAYINLARI-İSTANBUL

BASIM YILI

1995

[FONT=Bookman Old Style]
[FONT=Bookman Old Style]
1.KİTABIN KONUSU:
Kitapda çok terbiyeli, dürüst ve namuslu bir kızın hizmetçi olarak çalıştığı yerin hanımının ölmesinden sonra başka bir hanıma hizmet etmesi ve ona olan sadakati.

2.KİTABIN ÖZETİ:
Roman, Neriman ismindeki bir hizmetçi kızı anlatır. Neriman ve annesi Hayriye Hanım, bir konakta hizmetçilik yapmaktadırlar. Konaktakiler Neriman’ı o kadar çok severler ki hizmetçi değil evin kızı gibidir. Bütün yaptığı iş kendi yaşındaki hanımı Nevber ile vakit geçirmektir. Zaten o da bundan zevk almakta ve Nevber’i çok sevmektedir. Amansız bir hastalığa yakalanan Nevber bir süre sonra vefat eder. O evde kalamayacağını anlayan Neriman ve annesi oradan çıkar başka bir konakta hizmete girerler. Konakta hizmet etmesi gereken kişi Talat Hanım, oğlu ve kocasıdır. Yeni hanımı da Neriman’ı çok sever ve onu kızı gibi görmeye başlar. Neriman herkezin aklını çelebilecek ve kendisine hayran edebilecek bir güzelliktedir. Ama Talat Hanım kocası Nihat Bey’e sonsuz bir aşk ve güven duymaktadır. Fakat bu güven fazla uzun sürmez. Nihat Bey, çok kısa zaman içerisinde Neriman’a sırılsıklam aşık olur. Bunu ona söyler; fakat Neriman her seferinde tersler çünkü Talat Hanım’a büyük bir saygı ve sadakat ile bağlıdır. Bu aşkı bir süre sonra Talat Hanım ve bütün ev halkı duyar. Tartışmalar, boşanma kararları derken Neriman ve annesi evden gider. Talat Hanım kocasının ne kadar üzgün olduğunu görür ve onun için kendisini feda ederek onu Neriman ile evlendirmeye karar verir. Neriman konağa çağrılır. Bu kararı duyan Neriman öyle güzel ifadelerle evlenmeyeceğini anlatır ki Talat Hanım Neriman’ın nasıl bir insan olduğunu bir kez daha anlar ve hayran olur. Nihat Bey’de duyduğu bu sevgiden utanır ve eskisi gibi Talat Hanım’ı sevmeye devam eder.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Kitabın vurgulamak istediği ana nokta; Hiç bir zaman ne şartta olursa olsun dürüstlüğümüzden ve en önemlisi sadakatimizden zerre kadar taviz vermememiz gerektiğidir.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Neriman çok genç yaşta iffetli, dürüst, namuslu ve çok sadık bir hizmetçidir. Talat Hanım yanında çalışanlara karşı son derece samimi, ailesine düşkün ve hiç bir zaman olumsuzlukları düşünmeyen bir insandır. Nihat Bey; dürüst, çalışkan ve evine çok bağlı bir eş ve babadır. Genellikle çevresinde olup bitenlere dikkat etmez ve soğuk kanlıdır. Romanda geçen olay bir aile için bir facia ama aslında normal bir durumdur. Nihat Bey eşine ve çocuğuna bağlı bir insandır fakat Neriman o kadar güzel bir kızdır ki Nihat Bey’de gönlüne hakim olamıyarak bu eşsiz güzele aşık olur. Aslında olmaması gereken fakat insanın elinde olmadan gelişen bir durumdur.

5. KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitap son derece güzel bir yalınlık içerisinde anlatılmıştır. Kitaptaki olaylar anlatılırken gerçekçi bir tarz ve doğalcılık akımı göze çarpmaktadır. Romanda sürükleyici bir akış vardır. Yani konunun gelişimi yalnızca olayların akışına bırakılmıştır.

6. KİTABIN YAZARI HAKKINDAKİ KISA BİLGİ:
17 Ağustos 1864’te İstanbul’un Ayaspaşa semtinde doğan Hüseyin Rahmi Gürpınar, hünkar yaverlerinden Mehmet Sait Paşa’nın oğludur.Ancak babasının pek etkisi altında kaldığı söylenemez; çünkü, Mehmet Sait Paşa, görevli olarak zamanın çoğunu İstanbul dışında geçiren bir kimsedir. Annesi de, küçük Hüseyin Rahmi daha dört buçuk yaşındayken ölünce, yapayalnız kalır. Bu nedenle çocukluğu teyzesinin Aksaray’daki konağında geçer. Hüseyin Rahmi, sanatı, halkı yükseltmek için bir araç olarak görür. Bu nedenle, bütün yazarlık yaşamı boyunca üzerine gitmediği, eleştirip alay etmediği hiçbir toplumsal kurum yoktur; iki yüzlü aile ahlakını, dini kötüye kullanıp dünyalıklarını doğrultan yobazları, karısını ya da kocasını aldatan eşleri her türlü rezaleti Avrupalılaşmanın bir gereği olarak gören kadınları, tüyü bitmemiş yetimin hakkını bahseden ticaret erbabını yergilerinin hedefi olarak işlerken, amacı yalnızca okuru biraz olsun düşündürmek ve eğlendirmektir.

[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
Şeytan Dönemeci
KİTABIN YAZARI
Agatha CHRISTIE / Gülten SUVEREN
YAYINEVİ VE ADRESİ
Altın Kitaplar Yayınevi Cağaloğlu / İSTANBUL
BASIM TARİHİ
Ekim 1998

KİTABIN ÖZETİ :
Olaylar bir kulüpte eski bir memur olan emekli bay Porter ‘in okuduğu gazetedeki bir haber üzerine başlamaktadır. Haberde Londra’daki depremde Gordon Cloade'ın evinin yıkıldığı ve yeni evlendiği karısı ile karısının abisi dışında kimsenin kurtulmadığı yazmaktadır. Bay Porter haberi okuduktan sonra kulüptekiler arasında, Gordon Cloade’n kardeşi doktor Jeremy Cloade’nda olduğunu fark etmeden yorum yapmaya başlar. Zira depremden kurtulan Gordon Cloade’un bir vapur yolculuğu sırasında tanıştığı ve aniden evinden uzak olan New York’ta evlendiği kadın, görevli olduğu Afrika’daki dostu Underhay’ın onu terk eden eşidir. Underhay kadının kendisini terk etmesi üzerine dostu Porter’e dert yanmış ve Katolik olduğu için boşanamadığı eşinin kendisini habersizce terk etmesini hazmedemediğini anlatmıştır. Ayrıca hayatını vatanı olan İngiltere’den uzakta sürdüren bu adamı kendisinin ölüm haberini ilan ettirerek ve Afrika’da izini kaybettirip kadının özgür kalabileceği günden bahsetmiş, fakat buna fırsat bulamadığı için bu olayın ismini lekelediğini buna da çok üzüldüğünden bahsetmiştir. Bu olaydan kısa bir süre sonra Underhay’ın ölüm haberi İngiltere’ye ulaşmış Bay Porter’de bu ölümü devamlı bu kadına bağlamıştır.
Gordon Cloade öldükten sonra yaşadığı köyde yerleşen eşi Rosaleen ve abisi David Hunter büyük bir mirasa konmuşlardır. Çok zengin olan Gordon Cloade evlendikten sonra yeni bir vasiyetname hazırlamadığı için eldeki tüm varlıkları karısına geçmiştir. Yine yasalara göre bayan Rosaleen varlıklara sahip olmasına karşın parasının sadece faizini kullanabilmekte, ana parayı sarf edememektedir ki bu bile güçlü bir servettir. Gordon Cloade’un akrabaları bu olaydan son derece rahatsız olmuş ve mirastan hiç pay alamadıkları için Roseleen’e düşman kesilmişlerdir. Zaten yoksullukla büyümüş Rosaleen’inde turnelere çıkıp dünyayı gezen bir aktrist olması onu hoş görmeleri için gerekli mazereti de vermiştir.
Yaşamı boyunca baktığı ve onlara devamlı yardım edeceğini vadettiği, bunun için para biriktirmelerini istemediği Gordon Cloade’un akrabaları Lionel Cloade maddi sorunları Gordon tarafından karşılanmakta olduğu için hastalara bakmak yerine araştırmalara yönelmiştir. Kethie Cloade (doktorun eşi), Jeremy Cloade (Gordon’un avukatı ve kardeşi), Freances Cloade (Jeremy’nin karısı), Adela Marchmont (Gordon’un kız kardeşi) Lynn Marchmont (Adela’nın kızı aynı zamanda Rowley Cloade’nın nişanlısıdır. Nişandan sonra Avrupa’ya çalışmaya giden kız ölüm haberi ile geri dönmüştür.)
Gordon Cloade’nın akrabaları tarafından devamlı finanse edildikleri için belirli gelire sahip olmayan insanlardır. Ölüm olayı ile birlikte yardımlar kesilir akrabalar artık kredilerini de kullanmış ve birer birer Rosaleen ‘den para istemeye başlamışlardır. Aslında çok iyi kalpli olan Rosaleen elinden geldikçe yardım etmek istemektedir. Fakat onunla zıt olan abisi David mani olmaktadır. Tüm Cloade’lerin çekindiği ve kaba tabir ettiği Davıd Hunter onlara hakaret edip onları küçük düşürmeye çalışmaktadır. Kethie Cloade’nin verdiği bir yemekte Lynn Marchmont’la tanışan Davıd Hunter kıza ilgi duymaya başlar. Yeni bir çiftlik kuran ve Gordon’un finansa edeceği Rowley’le nişanlı olan Lynn’de Davıd Hunter’ın konuşmalarından etkilenmiştir. Zira Rowley’ın Gordon'un ölümü ile çiftliği büyütme planları suya düşmüş ve Lynn tarafından aciz olarak görülmeye başlanmıştır.
Olaylar böyle sürerken kasabaya gelen ve kendini Enoch Arden olarak tanıtan birinin David Hunter’e mektup yollayıp, Underhay’dan haber getirdiğini ve bu konuda konuşmak istediğini bildirmesi her şeyi altüst eder. Bu olay karşısında panikleyen David Rosaleen’ı Londra’ya gönderip adamla görüşür. Konuşma sırasında Underhay’ın yaşadığını ima eden ve istediği on bin sterlin verilmediği taktirde bunu Cloade’lere söyleyeceğini anlatan adam Davıd’ı korkutur. Bu konuşmaya kulak misafiri olan ve adamın kaldığı otelde hizmetçilik yapan Beatrıce’de olayı hemen Rowley Cloade’ye aktarır. Rowley bunu duyunca doğruca avukat olan amcası Jeremy’e koşar. Onu beklerken resimlerine göz atmaktadır ve bir anda fikrini değiştirip çıkar gider.
Olayın iki gün ardından Enoch Arder’in otelde ölü bulunmasıyla bir anda her şey çalkalanmaya başlar. Bir cinayet görünümündeki olaya komiser Spence atanır. Oteldeki olayda başının arkası ezilmiş Enoch Arder yüzü koyun yatmaktadır. Hemen yanındaki masada bir şömine maşası olmakla beraber, ceketin üstünde D ve M harfleri bulunan altın bir çakmak ve dolabın altında da kırmızı bir ruj bulunur.
Çakmağı bir çiftlik gezisi sırasında Rosaleen’de gören ve sigarasını yakmak için elinden alan Rowley hemen tanır. Adamın Davıd Hunter’la olan hukuku da açıklanınca tüm şüpheler Davıd Hunter’e yönelir.
Adam Underhay’ın canlı olduğunu ispatlaya bilecek, bu sayede Rosaleen’in yeni evliliği geçersiz sayılacak ve miras hakkı kalmayacaktır. Bunu engellemek için Davıd Hunter adamı öldürmüştür. Zira adamın ölümünden sadece Davıd ve Rosaleen karlı çıkmaktadır. Olay Cuma gecesi saat 21.00 ile 22.00 arasında olmuştur. Adamın kırılmış saati de 22.15’i göstermektedir.
Buna karşın Davıd Hunter bir haftadır Londra’da olduğunu, olay sırasında kasabaya eşyalarını almaya geldiğini ve 21.15 treni ile döndüğünü söyler. Keza dönüş sırasında yolda Lynn’e rastlamış, onunla konuşmuş ve tren hareket ederken yanından hızla koşarak ayrıldığını söylemiştir. Lynn’in Londra’dan aramış olması da ispatıdır. Lynn olay gecesi saat 23.05 sırasında santralin Londra’dan telefon sordurduğunu ve telefonun kesildiğini ve otuz saniye sonra Hunter ile konuştuğunu doğrulamıştır.
Bu olay geliştikten Rowley’in ölen adamın Underhay olduğundan şüphelenmesi ve Underhayn’ı tanıyan birinin bulunması için dedektif Hravle Poirota’a gitmesi olaylara dedektifinde karışmasını sağlar.
Olaylara oldukça şüpheli yaklaşan dedektif telefon olayının başlangıcındaki kulüptedir ve Porter’in konuşmalarını hatırlar. Porter Rowley’i görmeye gider. Cesedi Rosaleen ve Porter görürler. Porter bunun Underhayn olduğunu söylerken, Rosaleen olmadığını ima eder. Ön mahkeme Porter’e inanır ve Hunter’in idam talebiyle yargılanması kararına varır. Bu kararın ertesi günü Porter’in intihar etmesi Hunter’in tekrar serbest kalmasına zemin hazırlar. Bu arada Rosaleen iyice bunalmış ve tüm yardımları geri çevirmiştir.
Lynn ve dedektif Poirota’in ziyaretine gittiği gün Rosaleen gören Hunter hiddetle odada bulunan Lynn’e ve dedektife katillerin Cloade’ler olduğunu söyler fakat Rosaleen’in bıraktığı intihar mektubu onu sakinleştirir. Bu olayda sonra Lynn beraber Amerika’ya gitmeyi teklif eder. Lynn bunu nişanlısı Rowley’e söylemeye gider. Rowley sinirlenip Lynn’in boğazına sarılır ve “iki cinayetten sonra seni bırakmam” diyerek onu boğmaya yeltenir. Tam o sırada odaya giren dedektif Rowley’i sakinleştirerek olayın gerçeğini anlatmaya başlar.
Kasabaya gelen Enoch Arden Jeremy Cloade’nin karısı France’nin sabıkalı kardeşidir. Bunu Beatrice’den duyduklarını anlatmaya gelen Rowley albümleri karıştırırken yüz benzerliğini fark etmiştir. Bunun üzerine konuşmadan Enoch Arden’i görmeye gitmiş ve tartışma çıkmıştır. Tartışmada Enoch Arden’e attığı yumruk onun dengesini kaybedip, kafasını şömineye çarpmasına yol açmış ve Enoch Arden bu yüzden ölmüştür. Rowley bunun üzerine amcası Jeremy’den duyduğu kulüpteki konuşmayı hatırlayıp, çiftlikte unutulan Davıd’in çakmağını cesedin üzerine bırakarak Porter’i görmeye gitmiştir. Porter’in mali sıkıntıda olması para karşılığı yalancı şahitliğe razı olmasına neden olmuştur. Dedektif Rowley ile Porter’in daha önce tanıştığını ziyareti sırasında Rowley’e sigara ikramı anında “kullanmıyor musunuz” demesinden anlamıştır.
Rowley kendini bu iki ölümden sorumlu tutmaktadır. Rosaleen’in ölümü ise David Hunter’in işidir. Rosaleen aslında depremde ölmüştür. Ayağına gelen parayı tepmek istemeyen David ise canlı kalan ve Rosaleen’le aynı ölçülerdeki hizmetçiği Rosaleen yerine koymuştur. Daha önceden de ilişki kurduğu bu hizmetçi bu sayede sözünden çıkmamaktadır. Fakat olaylar patlak verince serin kanlılığını yitirmeye başlaması ve vicdan azabı duyması onun itiraf edeceğinin sinyallerini vermiştir. Kendini bu tehlikeden kurtarmak isteyen David standart kullandığı ilaçlarının içine morfin doldurup ölümünü sağlamıştır. İlacın ölüme sebebiyetinin Cloade’lar dan olan doktoru zanlı bırakacağından rahat olan David, dedektifin turnelere çıkan bir aktrist olan Rosaleen’in gördüğü kadın kadar saf olamayacağından şüphelenip araştırıp gerçeği ortaya çıkaracağını hesaba katmamıştır. Lynn kendini öldürecek kadar seven Rowel’e tekrar bağlanmıştır. Dedektif ilk iki ölümü tam anlatmaması sonucu Rowley kurtulmuş, Rowley ve Lynn tekrar bir araya gelip evlenmeleri için tüm sorunlar kalkmıştır.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI :AK DAĞLAR
KİTABIN YAZARI :AHMET TOPAL
YAYIN EVİ VE ADRESİ :REMZİ KİTAPEVİ
BASIM YILI :1980


1.KİTABIN KONUSU:


Ruslar’ ın Kafkasya’ya saldırıları sırasında, İstanbul’a göç etmek zorunda kalan Kafkas kökenli milletlere mensup kadın ve çocukların, Saray’a girmeleriyle birlikte başlayan entrikalar, yani Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünü nedenleriyle birlikte gözler önüne sermektir.

2.KİTABIN ÖZETİ :


Abdülaziz daha şehzade iken – yani tahta çıkmadan önce- annesi Pertevniyal Kadın Efendi’ yi torun sahibi eder. Osmanlı Sarayı’nda bir şehzadenin padişah olmadan önce baba olması yasaktır. Bu yüzden Pertevniyal Kadın Efendi tavan arasında torunu Yusuf İzzettin’i gizlice büyütmeye karar verir. İlerde çocuğun yalnızlıktan sıkılmaması için, o dönemde Ruslar’ın Kafkasya’ya saldırıları sırasında, İstanbul’a göç etmek zorunda kalan Kafkas kökenli milletlere mensup iki kız çocuğu satın alınarak Saray’da Yusuf’la beraber büyütülmeye ve eğitilmeye başlanır. Pertevniyal Kadın Efendi çocuklardan birine Meyyale, diğerine de Çeşmidil ismini verir.

Meyyale genç kız olup evlilik çağı olarak kabul edilen on dört yaşına gelince, Pertevniyal Valide Sultan’ın isteği doğrultusunda, padişah Abdülaziz’in yakın arkadaşı olan Nevres Paşa ile evlenir. Ancak, paşanın yaşlı olması ve bunun neticesinde ortaya çıkan uyumsuzluk nedeniyle bu evlilik kısa sürer ve Meyyale Saray’a geri döner. Günlerini mutsuz ve sıkıntılı geçirmektedir. Pertevniyal Valide Sultan’ın gönlü buna hiç razı değildir. Aradan üç yıl böylece geçtikten sonra Pertevniyal Valide Sultan, Meyyale’yi bu kez ondan on yaş büyük olan Hasan Hilmi Paşa ile evlendirir.
Çeşmidil ise, birlikte geçirdikleri gecenin sabahında padişah Abdülaziz tarafından haznedarlığa kadar yükseltilir.

Abdülaziz, en güvendiği kişiler Serasker Hüseyin Avni Paşa, Sadrazam Rüştü Paşa, Şura-yı Devlet Reisi Rüştü Paşa, Bahriye Nazırı Kayserili Ahmet Paşa, Mektebi Harbiye Kumandanı Süleyman Paşa ve Şeyhülislam Hayrullah Efendi- tarafından tahttan indirilir ve yerine de Sultan V. Murat getirilir. Abdülaziz’i Topkapı Sarayı’na götürürler ve orada ona kötü davranırlar. Bu muameleye daha fazla dayanamayan Abdülaziz intihar eder. Oğlunun intiharına bir türlü inanmak istemeyen Pertevniyal Valide Sultan’ın hayatı kararır. Sonunda onu bir konağa kapatırlar.
V. Murat’ın da padişahlığı uzun sürmez. Padişahlığı devrilir ve Sultan Abdülhamit tahta geçer. Bu olay üzerine Pertevniyal Valide Sultan’ın üç aylık işkence dolu günleri sona ermiş olur. Meyyale, kocası Hasan Hilmi Bey’den izin alarak Pertevniyal Valide Sultan’ı yalıya getirir ve birlikte kalmaya başlarlar.

Abdülhamit, Abdülaziz’in yakınlarını ufak ve Saraydan uzak yerlere tayin etmektedir. Hasan Bey de bundan nasibini alır ve İçel mutasarraflığına atanır. Yazları yalıda, kışları konakta geçen bir hayattan, adını dahi duymadığı bir taşra kentine gitmek Meyyale’yi çok üzer. İlk kızı Rebia dört yaşına basmış, ikinci kızı Makbule de bir yaşını daha yeni doldurmuştur. Meyyale, Pertevniyal Valide Sultan’la vedalaşarak çocuklarıyla beraber yola çıkar. Pertevniyal Valide Sultan o günlerden sonra fazla yaşamaz. Aksaray’da yaptırmış olduğu Valide Camii’nin yanındaki türbeye defnedilir.
Hasan Hilmi Bey, İçel ile başlayan tayinler serisine Yozgat, Kütahya ve Elazığ ile devam eder. Elazığ’dan sonra İstanbul’a geri dönerler. İstanbul’dan uzakta geçen oniki yıllık dönemde Meyyale Hanımın iki kızı daha olur. İstanbul yaşamları uzun sürmez. Altı ay sonra Konya’ya, oradan da Hicaz’a tayinleri çıkar. Sonra tekrar İstanbul’a atanırlar. Meyyale Hanım için, İstanbul’un gösterişli havasında yaşamak, taşra kentlerinin boğucu ve sıkıcı havasından kurtulmak kadar zevkli değildir. Annesi Şuhucihan (Fatma) Hanım’ın hiç beklenmedik bir yaşta ölümü ve Pertevniyal Valide Sultan’ın başına gelenler onu perişan eder. Kızlarıyla iyi geçinememiş, arkadaş olamamıştır. Hırçın ve kaprisli bir kadın haline gelir. Zaman zaman sinir krizleri geçirip bunalımlara düşer. Konakta, kızlarının, halayıkların, odalıkların ve uşakların karşısına her zaman sert ve kasvetli bir havayla çıkar. Hiçbir konuda herhangi bir ödün dahi vermeksizin konaktaki otoritesini sürdürmeye çalışır.

Meyyale, son yıllarda eşinin kendisiyle eskisi gibi ilgilenmediği kanısına varır. İyice bunalıma düşer ve kocasıyla olur olmaz nedenlerle tartışmaya başlar. Mutsuzdur. Mamafih, son yıllarda eşiyle doğru dürüst bir ilişkileri de kalmaz. Alınganlıklar ve güvensizlikler Meyyale’yi çılgına çevirmeye başlar. Tüm bu gerginlik ve huzursuzluk ortamında, yaşamı birbirlerine zehir etmeye başlarlar.

Bu arada Hasan Hilmi Bey’in Sivas Valiliği’ne tayini çıkar. Ancak Meyyale, kızlarıyla birlikte İstanbul’da kalmak ister. Hasan Hilmi Bey biçare, Sivas’a tek başına gider. Orada çevre baskısının da etkisiyle ve kendi iradesi doğrultusunda, İstanbul’a bildirmeden Hayriye Hanım’la evlenir. Beraberinde Sivas’a getirmiş olduğu aşçı Salih Ağa, bu olay karşısında çok sevdiği Meyyale Hanım’a bunu haber vermesi gerektiği düşüncesiyle İstanbul’a mektup yazar. Durumdan haberdar olan Meyyale, çocukları da alarak Sivas’a hareket eder. Orada Hasan Hilmi Bey’e hakaretler yağdırır. Onu mutsuz ve huzursuz etmek için de Sivas’tan ayrılmaz. Hasan Hilmi Bey, hamile olan eşi Hayriye Hanım’ın doğumunun yaklaştığı günlerde geçirdiği bir kalp krizi neticesi vefat eder.

Meyyale Hanım, tüm bu olanlardan kendini sorumlu tutar. Suçluluk duygusu içerisinde hayata küser ve hiç kimseyle görüşmek ve konuşmak istemez. Hasan Hilmi Bey’in cenazesi kaldırıldıktan sonra İstanbul’a döner ve konağa kapanır. Eşinin ölümünden sonra, dünyaya küskün bir şekilde, kızlarıyla da hiç ilgilenmeden ve tebessüm etmeden geçirdiği onaltı yıl neticesinde o da yaşama veda eder…

3.KİTABIN ANA FİKRİ

Entrikalarla dolu bir hayatın ne kadar huzursuz ve kötü sonuçlar doğuracağını ortaya koyan bir kitap.





4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

Abdülaziz : Dönemin Osmanlı Padişahı.
Yusuf İzzettin :Abdülaziz’ in tahta çıkmadan önce sahip olduğu çocuk.
Meyyale :Pertevniyat’ ın genç ve güzel kızı.
Hasan Bey : Dönemin Sivas Valisi
Salih Ağa : Yardımseverliğiyle ön plana çıkan ahçı

5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

Tarihi bir roman olması özelliğiyle,özellikle siyasi tarihi sevenlere okumalarını tavsiye ettiğim bir kitap.Yazar,kitabında sade ve anlaşılır bir dil kullanmıştır.Yazar olayları ve şahısları sosyolojik ve psikolojik açıdan çok iyi incelemiştir.

6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:

Ahmet TOPAL,1887’de İzmir’de doğdu.Çok fakir bir ailenin en küçük çocuğudur.Edebiyat Fakültesini bitirdi.Romanlarında yüksek bir edebi düzey tutturamadığından pek tanınmış bir yazar değildir.Çeşitli okullarda öğretmenlik,Babıali Tercüme Odasında katiplik yapmıştır.1952’hayatını kaybetmiştir.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.