You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI :ZELİŞ

YAZAR :NECATİ CUMALI

YAYIN EVİ :Cumhuriyet Kitap Kulübü

BASIM YILI :Aralık 1998










KİTABIN KONUSU:

Kitapta bir köylü kızının Cemal adlı bir delikanlıya duyduğu aşk ve onları ayırmaya çalışan insanlarla geçen olayları anlatmaktadır.

KİTABIN ÖZETİ:

Zeliş genç bir köylü kızıdır.Geçimlerini tütüncülük ile sağlamaktadır. Zeliş bir gün evde otururken keçileri urganını koparır ve biraz uzakta oturan komşularının tarlasının bir bölümüne zarar verir. Zeliş keçisinin kaçtığını anlar ve etrafta onu arar.Keçisinin girdiği tarlada Cemal isimli bir genç ile tanışır. Birbirlerinden etkilenirler. Sürekli birbirlerini düşünmekten kendilerini alıkoyamazlar. Fakat Zeliş'in babası Recep ,Zeliş'i arkadaşı Bekir ile evlendirmeye söz vermiştir. Aslında Bekir'e borçludur ve bu yüzden Zeliş'i Bekir'e vermek istemektedir. Zeliş ise bu olyların farkında değildir.
Bir gün o yöredeki halkın bir araya gelip eğlendikleri bir gece Zeliş le Cemal sürekli gözgöze geldiler ve birbirleri ile konuşabilmek için kendilerinde cesaret aradılar.Daha sonra kendilerini toparladılar ve kalabalıktan ayrılıp kimsenin olmadığı bir yerde bir araya geldiler. Recep ise Zeliş 'i bir an önce Bekir ile evlendirmeyi planlamaktadır. O yörede yaşayan Yaşar adlı bir genç Zeliş ile Cemalin birbirlerni sevdiğini fark eder ve onları ayırabilmek için ortalığa bir çok dedikodu yayar. Bekir ise söylentilere oldukça kızmıştır.Zeliş 'in ona karşı davranışları ise söylentileri doğrulamaktadır.
Cemal ile Zeliş köydeki dedikodular.yüzünden aileleri tarafından sıkıştırılmışlardır.Bu yüzden de mektuplaşmaya başlarlar.Bir süre sonra Cemal'in Zeliş 'i kaçıracağı dedikodusu bütün yöreyi sardı.Bu sırada o yörede sevilmeyen Fehmi Has isimli birisi ve Yaşar ,Bekir'i Zeliş ' i kaçırmak konusunda ikna ettiler.Zeliş'im babası kaçırma işinin kendisinin göremeyeceği bir yerde gerçekleşirse bu olaya göz yumacağını söyledi.Böylece babası da kızının kaçırılmasına izin verdi dedirtmeyecekti.
Bekir ve arkadaşları bu planı kurarak araba bile bulmuşlardı.Zeliş'i kaçırmak için evden uzaklaşmasını bekliyorlardı.Zeliş'in kardeşi Rabiya ise arabayı görmüş,koşturarak kaçırılacağını ablasına haber vermişti.Zeliş ise evden çıkıp doğruca Cemal'in evine koşmaya başladı.Cemali bir an önce bulup kaçmaları gerekiyordu.Cemal ,Zeliş 'in koşturarak geldiğini görmüş ve durumu anlamıştı.Cemal Zeliş 'in kolundan tutup dağlara doğru kaçmaya başladılar.Gözden kaybolduklarında akşam olmuştu.Cemal geceyi geçirebilmek için bir tanıdık bulması gerektiğine karar verdi.Geceyi askerde olan çocukluk arkadaşının evinde geçirmeye karar verdiler.Bekir ve arkadaşları Cemal hakkında suç duyurusunda bulundular.Cemal'in bu işi babası ile planladığını ve Cemal ile babasının kızı birlikte kaçırdıklarını söylediler.Böylece Cemal'in babasını hapse attırıp Cemal'i ortaya çıkarmayı planlıyorlardı.Fakat olylar onların istediği gibi gitmedi.Cemal'in babası onu çok seven bir arkadaşı sayesinde hapisten çıkarıldı.
Zeliş ile Cemal ise zengin bir çiftçinin yanında çalışmaya başladılar.Onlara işveren bu adam bir süre sonra onların evden kaçtıklarını anlar ve onları jandarmaya ihbar eder.Jandarma Cemal'i tutuklar ve hapse atar.
Cemal'in duruşmasında Zeliş ,Bekir ve arkadaşlarının bütün yaptıklarını anlatır.Bu olaylara seyirci olan iki ailenin tanıdıkları Receb 'i şikayetini geri çekmesi için ikna ederler.Böylece Cemal kurtuldu ve Zeliş ile evlendiler.

ANAFİKRİ:

İnsanlar çocuklarını istemedikleri biri ile evlendirmeye zorlamamalı ,onların isteklerine kulak vermeli ,birbirlerini seven iki genci ayırmaya çalışmamalıdırlar.


KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

ZELİŞ: 16, 17 yaşlarında oldukça iyi kalpli ,çalışmayı seven ,kimseden korkmayan genç bir kız .

CEMAL: Zeliş'in sevdiği delikanlı .

RECEP: Zeliş'in babası .Recep,Zeliş'i kendi menfaatleri doğrultusunda evlendirmeye çalıştığı için anlayışşız bir baba rolündedir.

FEHMİ HAS: O çevrede sevilmeyen içkici ve kumarbaz bir insan .
YAŞAR: Zeliş'e aşık olan bir delikanlı .Zeliş ile Cemal'i birbirinden ayırmaya çalışan kötü bir insan karakterini canlandırmaktadır.

ŞAHSİ GÖRÜŞ:Kitapta aşık olan iki gencin birbirlerine duydukları sevgi çok güzel bir şekilde anlatılmıştır:Yaşanılan olaylar oldukça sade ve anlaşılır biçimde anlatılmıştır.

YAZAR HAKKINDA BİLGİ:
Necati Cumalı ,1921 Yunanistan doğumludur.Şair,öykücü ve oyun yazarıdır.Ürün verdiği türlerin hepsinde başarı göstermiştir.Oyunları en çok sahnelenen Türk yazarlarından birisidir.Ortaöğretimini İzmir Atatürk Lisesi ,yüksek öğretimini Ankara Hukuk Fakültesinde tamamladı.Milli Eğitim Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğ'ünde çalıştı.İzmir ve Urla'da avukatlık ,ardından iki yıl Paris Basın Ataşeliğin'de memurluk ve İstanbul Radyosu'nda redaktörlük yaptı.
Sevgi,sevinç,özlem gibi bireyin güncel kaygılarıyla birlikte,çağın toplumsal sorunlarını da ele aldı.Cumalı roman ve öykülerinde özellikle Ege yöresindeki kasaba ve kırsal kesim insanlarının sorunlarını işledi.Tütün zamanı,Zeliş,Yağmurlar ve Topraklar,Acı Tütün,Ay Büyürken Uyuyamam,Yağmurlu Deniz,Tufandan Önce önemli yapıtlarıdır.

[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : Panorama

YAZAR : Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU

YAYIN EVİ : İetişim Yayınları

YAYIN EVİ ADRESİ : İletişim yayıncılık AŞ. Klodfarer Cad. No:7 İletişim Hn Cağaloğlu-İST. Tel: 520 14 53-54-55
BASIM YILI :1987









KİTABIN KONUSU:

Düşünce ve eylem yönünden halk tarafından yapılmayan, gerçekleri sadece aydınların görebilidiği, Atatürk’ün halkın ona olan güveni sayesinde gerçekleştirdirdiği devrimin, bilinçli ve bilinçsiz halk kitleleri tarafından nasıl yorumlandığını anlatıyor.

KİTABIN ÖZETİ:

Türkiye’nin üzerine bir gölge düşmüş,karanlık kasvetli bir hava çökmüştür. Tüm herkes bunun farkındadır. Bir felaket hissi vardır.
Bu arada 2. Dünya Savaşı dedikoduları çıkmıştır.
Türkiye’de her fikirden ve karakterden insan vardır. Tahincizade Ahmet Efendi ve Servet Bey karanlık kafalı, taş yürekli, olaylardan bihaber, ilgisiz, gafil insanlardır.
Servet Bey, Banka İdare Meclis reisidir. Kızı Sevim, oğlu Nedim ve karısı ile beraber oldukça ileri bir standartlarda bir yaşam sürmektedir.
Halil Remzi Bey, Neşet Sabit gibi bir mebustur. Halil Remzi İnkilap taraftarı, Atatürk’ü bizzat tanıyan dürüst bir politikacıdır. Meclisin donuklaşmasını ve havadaki değişimleri anlayamaz. İnklâp hareketleri 10 yaşındadır.
İnkılâp taraftarlarından başka, ona karşı olanlar da mevcuttur. Tahincizade Hacı Emin Efendi bunlardanbir tanesidir. Fes yasakalandıktansonra evinden hiç dışarı çıkmamıştır.
İnkılâp hareketleri, bir modernleşme olayı oalrak ele alınmasına rağmen bu modernleşmeyi yalnız yüzeysel bir şekilde uygulayan insanlar da vardır. “Lüküs Vali” lâkaplı Vali İhsan Turan Bey Ankara’ya gelen mebuslara şatafatlı bir karşılama töreni yapar ve aşırı ilgisi mebusları da sıkar. Bu mebuslardan biri olan Halil Ramiz’e oradaki gençler belediyenin iyi çalışmadığını söyleyerek şikayet ederler. Halil Ramiz ve Neşet Sabit salında tam olarak karışmamalarına rağmen seçimlere şahitlik ederler. Halil Ramiz kurulan tuzağın farkında değildir. Bu sırada Halil Ramiz, kasabasına iki köy arasındaki bir mera olayı için gönderilir. Bu olay Yanyalı Fazlı Bey olayı olarak da bilinir. Atikler Köyü’nün elinden meraları alınmaya çalışılır.
İstanbul’da iki sokak çocuğu; Pertev ve Ziver beraber düşüp kalkıyorlardır. Birgün Ziver bir çakı çalar, yakalanıp karakola götürülürler. Karakoldaki komiser Hamdi Bey onlarıbir güm karakolda tutar. Hamdi Bey de üç kere evlenmiş, üç karısı da ölmüş ve dadısıyla yaşayan bir insandır.
Servet Bey’in kızı Sevim plajdan eve dönerken bindiği taksinin şöförü tarafından tecavüze uğrar.
Dürüst bir memur olan Osman Nuri Bey, karısı Seniye Hanım, hukukta okuyan ama daha sonra gazetecilik yapacak olan oğlu Fuat Bey ve kızı Semra ile birlikte zor bir hayat yaşar. Osman Nuri Bey kirli işleri bilmediği ve çok namuslu olduğu için yükselemiyor, işten atılıyor, evi elinden alınıyor ve en sonunda vapurdan atlayarak intihar ediyor.
Diyarbakır’da görev yapan felsefe hocsı Ahmet Nazmi ile İzmir’de Dış Ticaret Ofisi Müdürü Cahit Halit iki yakın dostturlar ve sürekli mektuplaşırlar. Bunlar fikir ve tartışma mektuplarıdır. Bu mektuplarda; inkılâp olayını, halkın durumunu, yöntemlerin yanlışlığını, Lâiklik, Devletçilik ilkelerinin anlamlarını, Kemalizm’in temelini, asıl anlamını ve bunun gibi birçok kavramı ve olayı tartışırlar.
Halil Ramiz Ankara’ya döner. Gazetelerin bomboş olmasını, meclisin durgun havasını eleştirir. Partiye gittiğinde Genel Sekreter O’nu çağırır ve bir belediye seçimine karışmakla suçlar. Halil Ramiz kendini temize çıkaramaz.
Servet Bey’in kızının başına gelenler dedikodu konusu olmuştur.
Müteahhit Sırrı Bey heryerdeki resmi ve özel yapı müteahhitliğine burnunu sokup altından kalkamayacağı ihalelere girmiştir. Ona bazı işlerde yardımcı olan Mühendis Ragıp Bey ile konuşurlar.
Halil Ramiz gözden düşmüştür. Eski arkadaşları onu görmezlikden gelir, Neşet Sabit bir bakanlık kapabilmek için herşeyi yapabilecek durumdadır ve arkadaşının suçsuz olduğunu bildiği halde sesini çıkarmaz. Halil Ramiz parti divanı toplantısı yapılmasını ve kendini temize çıkarmayı ister. Ama “Söz hürriyeti hakkının kullanılması da birtakım bürokratik kayıtlara ve şartlara tabidir” bunu da bilir.
İnkılâp aleytarı Hcı Emin Efendi oğulları Nuri ve Tahir Beyler ile beraber yaşamaktadır. Kurban Bayramı gelmiştir ve kurban kesimini bizzat Hacı Emin Efendi yapar. Hacı Emin Efendi evden dışarı çıkmadığı için evdeki karısına , gelinlerine ve beslemeleri Fatma’ya türlü huysuzluklar yapar, Fatma’ya sarkıntılık eder.
Doktor Namık Ahmet , Halil Ramiz’in karıştığı ilerisürülen belediye seçmilerinde seçilen ama olaylar yüzünden kötü duruma düşen ve başkanlığı reddedilen doktordur. Yanında Gertrude adında Alman bir4 bayan hemşire çalışmaktadır. Namık Ahmet ço sıkıntılı ve gergindir. Bu sıkıntılar iş yaşamına yansımaktadır. Namık Ahmet hakkında türlü dedikodular çıkarılır.
İntihar eden Osman Bey’in oğlu Fuat Bey gittikçe ailesinden uzaklaşır. Zor şartlar onu da zorlar. Devletten iş aramayıp asın dünyasına girer. Fuat’ın evinin arkasındaki alanda bir kız çocuğu ile Pertev ve Ziver kavga ederler, Fuat onları ayırır.
Komiser Hamdi Bey yeniden evlenir. Bu dördüncü evliliğidir.
Müteahhit Sırrı Bey, Servet Bey ve ailsine yemek verir. Ragıp Bey de oradadır. Servet Bey son anda gelmekten vazgeçer, karısı ve çocuklarını yollar. Ragıp Bey gittikçe Sevim’e daha çok ilgi gösterir.
Cahit Halit ve Ahmet Nazmi mektuplaşmaya devam ederler. Fikirlerin müdaafası keyfiyetinin ancak şahısların müdaafası şartına bağlanıp kalmasını, yurtdışında yüksek eğitimler görüp gelen genç beyinlerin yurda geldiklerinde hizmet verecekleri alanlarda kendilerine yer bulamamalarını eleştirirler.
Muavim Niyazi Bey otuz yıllık memurluk hayatını çileyle, haksızlıkla, ezilmelerle geçirmiştir. Bir kooperatife yıllardır biriktirdiği parayı yatırır. Kooperatif Servet Bey’indir ve fos çıkar. Sırrı Bey iflas eder, bankaya çok fazla borcu vardır, Servet Bey onu korumaz, alacaklıları ve banka onu sıkıştırmaya başlar.
Servet Bey’in karısı, oğlu, kızı ve Ragıp dört aydır yurtdışındadırlar.
Emeti Nine’nin oğulları ve kocası savaşta şehit düşmüşlerdir. Gelini iki çocuğunu bırakarak kaçmıştır. Çocuklar büyüyünce ninelerine bakarlar. Köylerinde bir mera davası vardır. Atikler Köyü ile Kozaklar köyü arasındaki bu mera davasına Atikler Köyü adına Avukat Kenan Bey bakar. Dava kaybedilir, Kenan Bey ortadan kaybolur. Kozak Çiftliği’nin sahibi Yanyalı Fazlı Bey’dir.
Halil Ramiz’le Doktor Namık Ahmet bir araya gelirler. İkisinin ortak özelliği iftiraya uğramalarıdır. Neşet Sabit’in gerçek karakterinin farkına varırlar.
Hamdi Bey’in ruhsal sorunları vardır. Son karısı bunu ve diğer üç karısını gıdıklayarak öldürdüğünü farkeder.
Fuat Bey Yol Gazetesi’nde çevirmen olarak çalışmaya başlar. Orda çalışan Sırp çevirmeni ile Fuat Bey arasında Türkiye’nin durumu ile ilgili konuşmalar başlar. Fuat Bey bu konuşmalrdan sonra eve giderken peşine birinin takıldığını farkeder. Karşısına Pertev’in çıkmasını ister çünkü onla samimiyetleri ilerlemiştir.
Artık, İstanbul liselerinden birinde felsefe hocası olan Ahmet Nazmi ile Cahit Halit mektuplara devam ederler.

ANAFİKRİ:

Türk Devrimi’nin, Atatürk Devrimi’nin temelleri daha sağlam bir yere oturmuş değildir. Devrimin karşılaştığı tehlikeler vardır. Yüzeysel tedbirlerle yada aldatmacalarla Devrimin gerektiği kadar kök saldığını sanmak, bir aldanmadır.



KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

Servet Bey: Banka İdare Meclis Reisi’dir.
Halil Ramiz Bey: Mebus, inkılâp taraftarı bir kişiliğe sahip.
Tahincizde Hacı Emin Efendi: İnkılâp karşıtı bir kişiliğe sahip, fes yasaklandıktan sonra evden dışarı çıkmıyor.
Vali İhsan Turan Bey: Lüküs vali lakaplı lı Ankara’dan gelen vali.
Avukat Kenan Bey: Meraları elinden alınmak istenen Atikler Köyü’nün avukatı.
Pertev ve Ziver: İki sokak çocuğu, beraber düşüp kalkıyorlar.
Komiser Hamdi Bey: Üç karısı da ölmüş, dadısıyla yaşıyor.
Sevim: Servet Bey’in kızı, plajdan dönerken taksi şöförü tarafından tecavüze uğruyor.
Osman Nuri Bey: Dürüst, namuslu, kirli işler yapmayan bir memur.
Fuat Bey: Osman Nuri Bey’in oğlu, hukuk okuyor, babası intihar ettikten sonra sorunlar yaşıyor.
Ahmet Nazmi: Felsefe hocası.


ŞAHSİ GÖRÜŞ:

Kitap, cumhuriyetin kuruluşundan sonraki yaşantıyı sade bir dille gözler önüne serdiği ve bu günlere nasıl gelindiği, kimlerin Atatürk Devrimi’ne bağlandığını ve kimlerin karşı çıktığını ve geri kalmışlığın toplumun düşünce yapısını nasıl etkilediğini gözler önüne serdiği okunması faydalıdır.

YAZAR HAKKINDA BİLGİ:
Yakup Kadri Karaosmanoğlu (1889-1974)
Türk, romancı ve yazar. Romanlarında Türk toplumunun Tanzimat'tan bu yana çeşitli dönemlerdeki toplumsal gerçekliğini sergilemiştir.
27 Mart 1889'da Kahire'de doğdu. 13 Aralık 1974'te Ankara'da öldü. İlköğrenimine ailesiyle birlikte gittiği Manisa'da başladı. 1903'te İzmir İdadisi'ne girdi. Babasının ölümünden sonra annesiyle yine Mısır'a döndü, öğrenimini İskenderiye'deki bir Fransız okulunda tamamladı. 1908'de başladığı İstanbul Hukuk Mektebi'ni bitirmedi. 1909'da arkadaşı Şehabettin Süleyman aracılığıyla Fecr-i Âti topluluğuna katıldı. 1916'da tedavi olmak için gittiği İsviçre'de üç yıl kadar kaldı. Mütareke yıllarında İkdam gazetesindeki yazılarıyla Kurtuluş Savaşı'nı destekledi. 1921'de Ankara'ya çağrıldı ve bazı görevler verildi. 1923'te Mardin, 1931'de Manisa milletvekili oldu. Bir yandan da gazeteciliğini ve roman yazarlığını sürdürdü. 1932'de Vedat Nedim Tör, Şevket Süreyya Aydemir, Burhan Asaf Belge ve İsmail Hüsrev Tökin ile birlikte Kadro dergisinin kurucuları arasında yer aldı. Savunduğu bazı görüşler aşırı bulunduğu için Kadro dergisinin 1934'te yayımına son vermek zorunda kalmasından sonra Tiran elçiliğine atandı. Daha sonra 1935'te Prag, 1939'da La Haye, 1942'de Bern, 1949'da Tahran ve 1951'de yine Bern elçiliklerine getirildi. 27 Mayıs 1960'tan sonra Kurucu Meclis üyeliğine seçildi. Siyasal yaşamının son görevi 1961-1965 arasındaki Manisa milletvekilliği oldu.
Karaosmanoğlu yazarlığa Ümit, Servet-i Fünun, Resimli Kitap gibi dergilerde başladı. Fecr-i Âticiler'in "sanat şahsi ve muhteremdir" görüşünü paylaştığı ve "sanat için sanat" yaptığı bu ilk döneminde Nirvana adlı bir oyun, makaleler, denemeler, düzyazı şiirler ve öyküler yazdı. Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı sırasında ülkenin durumu, sanat anlayışını değiştirmesine yol açtı. Türk toplumunun çeşitli dönemlerdeki gerçekliğini sergilemek istediği için bir ikisi dışında yapıtlarında belli tarihsel dönemleri ele aldı. Kiralık Konak I. Dünya Savaşı öncesinin, Hüküm Gecesi II. Meşrutiyet'in, Sodom ve Gomore Mütareke döneminin, Yaban Kurtuluş Savaşı yıllarının, Ankara Cumhuriyet'in ilk on yılının, Bir Sürgün II. Abdülhamid döneminin işlendiği romanlardır. Panorama 1923-1952 yıllarını kapsar. Karaosmanoğlu 1920'lerden sonra iyimser bir devrimci görünümündeyken, sonra umutlarını yitirerek romancılığını devrimci yönde kullanmaktan vazgeçmiştir. 1955'ten sonra da anı kitaplarından başka bir şey yazmamıştır. Romanları arasında en önemli ve ünlüleri Nur Baba, Kiralık Konak ve Yaban'dır.
Nur Baba, Karaosmanoğlu'nun ilk romanıdır. 1922'de kitap olarak çıkmadan önce gazetede yayımlanmıştır. Ama yazılışı ondan sekiz dokuz yıl öncesine gider. O yıllar Karaosmanoğlu'nun Eski Yunan ve Latin edebiyatıyla ilgilendiği ve Çamlıca'daki bir Bektaşi tekkesine devam ettiği dönemdir. Nur Baba'yı Euripides'in Bakkhalar'ından esinlenerek ve tekkedeki gözlemlerine dayanarak yazmıştır. Roman, tekkenin şeyhiyle, evli bir kadın arasındaki tutkulu bir aşkın öyküsünü anlatır. İçki, müzik ve sevişmeyle sabahlara değin süren ayinler, Bektaşi töreleri ve tekke yaşamı kitapta büyük yer tutar. Bu ayinlerle Bakkhalar'in ayinleri arasında benzerlik bulan Karaosmanoğlu, romanın kadın kahramanı Nigâr'da cinsel aşktan mistik bir aşka geçişi göstermek istemiştir. Ancak okur için romanın ilginç yönü Bektaşilik'e ilişkin bilgiler olmuş ve bu yönü, yapıtın çok satılmasını sağladığı gibi Karaosmanoğlu'nun ününü de yaygınlaştırmıştır. Ancak Karaosmanoğlu Bektaşilik'in sırlarını açıklamak ve üstelik Bektaşilik'i küçük düşürmekle suçlandığı için romanın ilk ve ikinci baskılarına yazdığı "izah"larla bu suçlamalara karşı kendini savunmak gereğini duymuştur.
Bireyci sanattan vazgeçtikten sonra yazdığı ilk roman olan Kiralık Konak'ta Karaosmanoğlu, II. Meşrutiyet yıllarında Batılılaşma hareketinin yol açtığı değer kargaşasını, geleneklerden ve eski yaşam biçiminden ayrılışı ve kuşaklar arasındaki kopukluğu sergiler. Romanda yazar adına konuşan Hakkı Celis, başlangıçta yurt sorunlarına karşı ilgisiz, âşık, içli bir şairken, sonradan bilinçlenerek değişir, bireyin değil, toplumun önemli olduğunu anlar ve "milli ideal" denen bir sevdaya tutulur. Bu ideal geleceğin Türkiye'si ve ulusudur. Karaosmanoğlu romanın öbür kişilerini ve dolayısıyla toplumu, bu yeni bilince ulaşmış Hakkı Celis'in gözleriyle değerlendirir ve yargılar. Ona göre geleceğin Türkiye'sinde ne geçmişin Osmanlı'sının, ne Batı hayranlarının, ne de yurt sorunlarından habersiz, yalnızca sanata tapan bireyci aydınların yeri vardır. Romanın baş kişileri gerçi belli tiplere örnek olarak sunulmuşlardır, ama Karaosmanoğlu bunları çok yönlü bireyler olarak yaşatmayı amaçlar.
1942'de CHP Roman Armağanı'nda ikinciliği kazanmış olan Yaban, Karaosmanoğlu'nun en başarılı romanı sayılır. Anadolu köylüsünün gerçeklerini dile getirdiği ve Türk aydını ile köylüsü arasındaki uçurumu gözler önüne serdiği için övülmüştür. Ancak bazı eleştirmenler de Karaosmanoğlu'nu, köylüye tepeden bakmak ve onu hor görmekle suçlamışlardır. Kiralık Konak ile Sodom ve Gomore'de Osmanlı düşüncesini sürdürenlerle Batı hayranı alafranga sınıfın toplumdaki çürüyen organlar olarak nitelenmeleri gibi, Yaban'da da gerici Anadolu köylüsü yoz bir sınıf olarak sunulur. Yeni ulusu yaratmak görevi de vatanı kurtaracak olan aydınlara düşmektedir. Yaban hem Anadolu'yu ve köylüyü konu edinen ilk önemli roman olmasıyla hem de çirkin bir gerçekliği şiirsel bir üslupla dile getirmedeki başarısıyla Türk roman tarihinde saygın bir yere sahiptir.
Karaosmanoğlu toplumsal sorunlara belli bir siyasal açıdan eğilmiş bir romancı olmakla birlikte, bu sorunlara yaklaşımını elden geldiğince sanatsal bir düzeyde tutmaya çalışmıştır. Ona karşı yapılan eleştiriler daha çok romanlarının içeriğine ve bazen de diline yönelik olmuştur. Ruhsal çözümlemede, karakter yaratmada ve ele aldığı dönemin toplumsal gerçekliğini yansıtmadaki başarısı övgüyle karşılanmıştır.
YAPITLAR (başlıca): Roman: Kiralık Konak, 1922; Nur Baba, 1922; Hüküm Gecesi, 1927; Sodom ve Gomore, 1928; Yaban, 1932; Ankara, 1934; Bir Sürgün, 1937; Panaroma, 2 cilt, 1953-1954; Hep O Şarkı, 1956. Öykü: Bir Serencam, 1913; Rahmet, 1923; Milli Savaş Hikâyeleri, 1947. Anı: Zoraki Diplomat, 1955; Anamın Kitabı, 1957; Vatan Yolunda, 1958; Politikada 45 Yıl, 1968; Gençlik ve Edebiyat Hatıraları, 1969. Çeşitli: Bütün Eserleri (bibliyografya içerir), ilk 15 cilt, (ö.s.), A.Öskırımlı (yay.), 1977-1984.


[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : SON TREN

KİTABIN YAZARI : ESAT MAHMUT KARAKURT

YAYIN EVİ : İNKILAP ve AKA YAYIN EVLERİ


ADRESİ : İNKILAP VE AKA KİTAP EVLERİ KOLL.
ŞTİ. ANKARA CAD. NO:95 İSTANBUL

BASIM : ALTINCI BASIM

KİTABIN KONUSU : Kitap Nevzat adındaki kötü bir kadınla çok yakışıklı ve aynı zaman da çok namuslu bir genç olan Rıdvan beyin tanışması sonrası yaşamış oldukları bir çok kötü durumu anlatmaktadır.Rıdvan bey tanışmış olduğunuz kişilerle hemen dostluk kurmamanız gerekiyor mantığını tüm gerçekliğiyle ortaya koyuyor ve aynı zamanda da olaylar her ne kadar kötü gidiyor olursa olsun siz iyi niyetli iseniz her zaman kazanan olursunuz mantığını doğrularcasına bir olay yaşıyor…

KİTABIN ÖZETİ :

Rıdvan Şaner bir kadını çok kolay etkileyebilecek kadar genç,yakışıklı, bir öğrencidir. Öğrenimini Fransa’da sürdürdüğü esnada evli bir kadınla tanışır ve onu çok sever.Yasak bir aşk yaşamış olduğunu kendisi de bildiği için, İstanbul’a, geldiği bir zaman İzzet bey adında bir avukatın yazıhanesine gider.Ondan kendisini altı aylığına hapishanede yatıracak bir suç öğrenmek ister.Bu soruya şaşıran avukat kendisinin tam olarak neden böyle bir teklifte bulunduğunu anlayamamıştır.Nedenini sorduğu zaman aldığı cevap üzerine bu gencin ne kadar onurlu bir kişi olduğunu anlar. Aldığı cevap şöyle idir:
-“Ben bir kadını seviyorum, ama sorun kadını seviyor olmam değil, sorun kadının evli olması.Hayatta onun için yapamayacağım hiçbir şey yoktur,bundan dolayı da kötü bir şey yapmaktan korkuyorum. Eğer 6 ay gibi bir süre hapishanede yatarsam kendimin onu unutacağını düşünüyorum” der.
Tüm bu olup bitenleri dinleyen İzzet beyin karısı, Nevzat hanım, bayağı bir şaşırmıştır.Bu alımlı ve güzel kadın, gencin yakışıklılığından etkilenmiş olsa gerek ki onu bu konu hakkında daha detaylı konuşmak için akşam yemeği için evine davet eder. Genç böyle bir teklifi kadının, kocasının yanında almasına şaşırır fakat istemeyerek de olsa kabul eder. Kısa bir süre sonra Nevzat hanım’la Rıdvan bey beraber çıkarlar, çünkü İzzet beyin işi vardır.Onlara kendisinin sonra geleceğini söyler.Ev Çamlıca’da çok ıssız bir yerde ve çok korkutucu bir görünüştedir.Dışarıda insan yiyecekmiş gibi duran bir kaç tane köpek vardır. Eve vardıklarında kadın kendi güzelliğiyle genci etkilemek ister ama Rıdvan bey onurlu ve şerefli bir kişi olduğu için kadından daima kaçınmaktadır. Rıdvan bey onurlu bir kişi olduğu için yasak bir aşktan kaçınmak maksadıyla geldiği o yazıhanede tanıştığı evli ve kendinden oldukça büyük bir kadınla kesinlikle nefsi doğrultusunda hareket etmeyecektir. O gece avukat eve gelmeyeceğini bildirmiştir.Bunun üzerine Rıdvan bey evden gitmek ister ama geç bir vakit olması ve o saatte vapur bulamayacağından dolayı kadının ısrarı üzerine, kadının yatak odasının yanında bir odada yatar. Kadın gecenin bir vakti kalkar ve erkeğin yanına gider. Uyuyamadığını, biraz konuşabileceklerini söyler. Rıdvan bey kadının bu hareketini hoş karşılamaz ama bir şey de yapamaz. Kadın kendi şehvet duyguları dahilinde hem konuşuyor hem de genç yakışıklının yatağına sokuluyor iken içeriye eli bıçaklı, suratında yara izleri olan, bir ölüyü andıracak derecede donuk suratlı bir adam girer.Bu adam evin hizmetçilerinden ‘Akrepkuyruğu’ adında bir kişidir. Hizmetçi Rıdvan beyi kadına ilgi gösterdiği için öldürmek istediğini söyler. Çünkü Akrepkuyruğu hanımefendisini sevmektedir.Tam bu esnada kadın erkeğin ölmesini istemediği için çekmeceden çıkardığı bir tabancayı gence vererek bu çılgın adamı hemen vurmasını, aksi takdirde Akrepkuyruğu’nun çok iyi bir nişancı olması sebebiyle kendisini hiç affetmeden öldüreceğini söyler…
O gece olanlar Rıdvan beyin hayatını hiç istemediği bir şekilde değiştirir. Rıdvan bey eline aldığı silahın tetiğine hiç düşünmeksizin basar.Bu iri yarıadam aniden kanlar içinde yere yıkılır.Tüm bu olup bitenler bir kaç saniye içerisinde olmuştur. Kadın sanki hiçbir şey olmamış gibi soğuk kanlılıkla diğer hizmetçileri çağırır ve iniltiler içerisindeki adamı dışarı çıkartır.Rıdvan bey odada yalnız kaldığı esnada kendinin nasıl böyle birşey yaptığını düşünüyor iken kadın içeriye girerek Akrepkuyruğu’nun öldüğünü söyler.Rıdvan bey hemen o evden çıkmak ve tüm bu olup bitenleri unutmak ister ama kadın buna izin vermez.Kadın, ona ya bu cesedi de yanında götürmesini ya da kendinin tüm isteklerini karşılaması karşılığında cesedi yok edebileceğini söyler.Genç adam istemeyerek de olsa ikinci seçeneği kabul etmek zorunda kalır. O gece olanlardan sonra Rıdvan bey kadının isteği üzerine haftada bir gün kendini kadının kollarına bırakır.Genç adam kadının evine gide gele bu evde yaşayanların bir kaçakçılık şebekesi olduğunu, kadının iffetsiz biri ve şebekenin başı olduğunu öğrenir.İzzet bey’in ise sadece göstermelik olarak nikahlı bir koca olduğunu öğrenir.Tüm bu öğrendiklerini de polise söyleyememektedir; çünkü kendisi de bir adam öldürmüştür.Zamanla bu ziyaretler esnasında Nevzat hanım Rıdvan beyden çok tuhaf bir teklifte bulunur.Teklifi çok zengin bir adamın hayatında yalnızca bir kızı olduğunu ve Rıdvan beyin de bu kızla evlenmesi gerektiği şeklindedir. Bu izdivacın gerçekleşmesi üzerine kadın,adamı öldürterek tüm mirası kızına yani Rıdvan beye kalmasını sağlayacaktır.Kendilerinin de bu mirastan büyük bir pay alacatır. Rıdvan bey istemeyerek kızla tanışır.Kızın adı Pelin’dir.Pelin ve babası çok temiz kalpli ve iyi niyetli insanlardır.Bundan dolayı Rıdvan Bey kıza bir kaç kez açılmak ister ama hem kendi başına hem de kız ve babasının başına bir olay geleceğinden korktuğu için bu fikrinden vaz geçer.Bu temiz kalpli kıza bir ihanet edeceğini düşünerekten evlenmek istemez ama yapacak birşeyi de yoktur aksi taktirde Nevzat Hanım kızı ve babasını da öldüreceğini söyler, evlenmelerinin üzerinden iki ay geçmiştir ki kızın babasının öldürüldüğü haberi gelir. Rıdvan Bey ve karısı çok üzülürler.Pelin hayatında en çok sevdiği kişiyi kaybetmiştir bundan dolayı kendini toparlayamaz.Artık eski neşesinden bir eser kalmamıştır.Devamlı sessiz bir şekilde düşüncelere dalar.Neden babasının öldürüldüğünü bir türlü anlayamaz. Olayın araştırılmasıyla ilgili görevli bir dedektif Rıdvan beye yapılan araştırma sonucu kayınpederini tek bir kişinin öldürdüğünü,bu adamın çok usta bir kişi olduğunu, o kadar ki odadan içeri girmeyip pencereden bir bıçak atarak öldürdüğünü söyler. Rıdvan Bey yaşlı kayınpederini öldüren kişinin Akrepkuyruğu olduğunu anlar. Akrepkuyruğu’nun ölmediğini anlayan Rıdvan bey başından geçen tüm olayları dedektife anlatır,dedektif çok uzun süredir aranmakta olduğu bir şebekeyi bulduğunu anlar. Rıdvan bey bu olaydan sonra nevzat hanımın evine artık gitmeyi bırakmıştır. Bundan dolayı kadının,karısına bir zarar vereceğini düşünerek Avrupa’ya kaçmak için iki tane bilet alır.Bu esnada dedektif evi korumaya alır. Şebekenin başında bulunan kadın (Nevzat hanım) Rıdvan beyin artık gelmemesine çok sinirlendiği ve onun karısıyla beraber ertesi gün son trenle Avrupaya kaçacağını öğrendiği için Akrepkuyruğu ile eve bir baskın yaparlar.Tam Rıdvan bey ile karısını öldürmek üzereyken polislerin etraflarını sardığını anlarlar. Kadın yenildiğini anlayınca hayatında ilk defa bir kişiden, Rıdvan beyin eşinden,genç erkegi öpmek için yalvarır. Rıdvan beyin karısı buna izin verice Nevzat hanım bu kadar temiz kalpli bir aileyi nasıl olur da pisletmek istediğini düşünerek kendinden utanır ve hayatında ilk defa onurlu bir şey yaparak kendini ve Akrepkuyruğu’nu öldürür. Rıdvan bey ve karısı Pelin uzun süren mutlu ve onurlu bir hayata başlarlar…

ANA FİKİR : Aşk insanların kalpleri ne kadar katı ve sert olursa olsun, büyüsüyle, inceliğiyle ve yüceliğiyle o kötü kalpleri hiç inanamayacağımız şekilde eritir ve inceltir. Aynı zaman da kitaptaki diğer vurgulanmak istenen şey ise insanlar haytlarında iyi niyetli, sevgi dolu ve bazı değerli duyguları yaşayabildikleri ölçülerde onlara hem tanrı hem de tüm insanlar yardım eder inancıdır.


KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ


RIDVAN ŞANER : Herhangi bir kadını etkileyebilecek kadar yakışılıve onuruna geçekten düşkün bir kişi. Kesinlikle insanlar hakkında kötü düşünmeyen yaptığı bir hatanın bedelini ağır ödeyen ama sonunda fazlasıyla iyi niyetinin karşılığını alan bir genç.

NEVZAT HANIM : Çok güzel fakat orta yaş denebilecek kadar büyük, şehevi arzualarına düşkün, bir gencin tüm hayatıyla oynayabilecek derecede köyü niyetli bir kadın. Erkekleri kendine hitmetçi gibi çalıştırmayı seven biri.Hayatında ilk defa onurlu kişilerle tanıştığından, onların bu kadar onurlu olmasına şaşırmış ve ilk defa onlar gibi davranarak kendi kötülüğünün farkına vardığı için kendisini vurmuştur…


PELİN HANIM : Genç, saf, çok iyi niyetli, sevginin değerini ve kıymetini bilen, babsı tarfaından öok iyi bir aile terbiyesi almış zarif bir kız…

İZZET BEY : Kurlmuş olan bir kaçakçılık şebekesinin elemanı Nevzat hanımın yanında kocasıymış görüntüsü veren bir avukat. Nevzat hanımın istekleri doğrultusunda hareket eden silik bir tiptir…

AKREPKUYRUĞU : Evin hizmetçisiymiş gibi görünen ama şebekenin öldürme durumlarında kullandığı çirkin suratlı, bir ölü gibi duran bir kişi…


KİTAB HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER

Esat Mahmut KARAKURT gerçekten vermek istediği mesajı iyi bir dil ve üslubla anlatmış diye düşünüyorum. Kitapta anlatılan olay okuyucuya cazip gelsin diye birazcık fazla mistik hale dönüştürülmüş; ama yine de okuyucunun kitaptan hiç kopmayacağı seviyede yazmaya da özen göstermiş…

ESAT MAHMUT KARAKURT

Eski kitaplar bölümümüzde popüler edebiyat ürünlerine pek yer vermedik bugüne kadar. Oysa, Türk romanında çok önemli bir yeri var bu tür edebiyatın. Tanzimat romanı, tarihsel önemi bir kenara bırakılırsa, nitelik açısından bütünüyle "yüksek edebiyat" dışıdır. Kendisine Batı'nın popüler romanının örnek almış Osmanlı-Türk yazarlarının başka bir tarz ürün vermeleri de beklenemezdi zaten. Doğrusunu söylemek gerekirse, iyi de olmuş, bu sayede büyük okur kitleleri tarafından sevilen roman sanatı, ileriki dönemde Türk edebiyatında önemli bir yer edinmişti.
Esat Mahmut Karakurt, birbiri ardına yazdığı aşk ve macera konulu romanlarıyla, yaşadığı dönemin en çok okunan yazarlarından biriydi. 1902 İstanbul doğumlu yazarın, iyi bir eğitim aldığını görüyoruz. 1924 yılında Diş Hekimliği Okulunu, 1930 yılında ise Hukuk Fakültesini bitiren yazar, gazetecilik, öğretmenlik, milletvekilliği ve senatörlük görevlerinde bulunduktan sonra, 1977 yılında bir beyin kanaması sonucunda aramızdan ayrıldı.
"Ankara Ekspresi", 1946 yılında, II. Paylaşım savaşının hemen ardından yayınlanmış. Yazarın, savaş yılları Türkiye'sindeki bir casusluk öyküsünü işlediğini görüyoruz. Türk ordusunun gözüpek istihbarat subaylarından Binbaşı Seyfi ile, Alman ajanları arasında İstanbul-Ankara hattında geçen bir casusluk öyküsü bu. Dönemin güçlü devleti Almanya, Türkiye'yi de istila etmek istemektedir. Bu amaçla, aralarında çok güzel bir kadın olan Frolein Hilda'nın da bulunduğu en gözde elemanlarıyla İstanbul'a gelirler. Harekatın başlama parolası "Ankara Ekspresi"dir. Öykünün sonunu tahmin etmişsinizdir herhalde; kahraman Türk binbaşısı Seyfi oyunlarını bozar, Hilda'yı da çekip alır Nazilerin elinden.
Bildik, hamasi bir öyküsü var romanın. Bildikliği, belki de bu minval üzerine kurulu filmlerden geliyor. Kendisi de aynı adlı iki filme senaryo teşkil etmiş "Ankara Ekspresi"nin 1972 yılında çekilen versiyonunda, başrollerde Ediz Hun, Filiz Akın, Kadir İnanır ve efsanevi kötülerimizden Atıf Kaptan oynamış, çok iyi de gişe yapmıştı. Popüler romana gücünü veren de, işte bu kitle sevgisi oluyor. Karakurt'un romanlarının her zaman çok baskı yapıp çok sattığını biliyoruz. Elimdeki kitap da, "Ankara Ekspresi"nin 1982 yılında yapılan 4.basımından.
Esat Mahmut Karakurt'un yazdığı yıllarda, romancılığımızın birkaç koldan ilerlediği görülür. Bir yanda milli edebiyat akımı temsilcilerinin, bir yanda toplumcu çizgideki yazarların ve son olarak aşk/macera temalarını işleyen romancılarımızın ard arda eserler verdiği bu dönemde, onun tercihi, cumhuriyet ideolojisine uygun aşk ve macera öyküleri yazmak olmuştu. "Ankara Ekspresi", yokluklar ve baskılarla dolu bir tarihe denk düşmekle birlikte, romana yansıyan yalnızca, Türklerin "inatçı, cesur, şerefine düşkün bir millet" oluşudur. Alman yetkililerin Türk hükümeti ile ilgili yorumlarıyla da, yazar, milli şefe hürmetlerini ve bağlılığını bildirmektedir sanki. Daha bir çok sevimsiz ayrıntı bulunabilir, ama popüler romanlardan sızan gerici ideolojilerin apaçıklığı, bu metin ile ilgili diğer motifleri ele almayı gereksiz kılıyor.
"Ankara Ekspresi"ni önemli kılan, onun, eli yüzü düzgün ilk Türk casusluk romanı olmasında. Bilindiği gibi, tarihi I.Paylaşım savaşı öncesine dek uzanan casusluk romanları, gerçek hüviyetini II.savaş yıllarında Eric Ambler'le birlikte bulmuştu. E.M.Karakurt'un yazışında o metinlerin ne kadar önemi var bilemiyorum, ama, milli duyguları, macera, aşk ve erotizmi öne çıkarmasına rağmen, -hiç değilse Osman Aysu'da olduğu kadarlık- bir casusluk öyküsü de yansıyor romandan. Metin içindeki erotizm, o dönemler için cesur görünebilir. Ancak, Reşat Enis gibi toplumcu çizgideki yazarların, Peyami Safa gibi milli edebiyatçıların, ya da Kozanoğlu'nun başını çektiği popüler tarihi romancıların daha önce aştıkları bir sınırdadır onun erotizmi.
Metnin içeriğinden ve tarihinden çıkıp, anlatım özelliklerine ve diline geldiğimizde, üzerinde daha keyile konuşulacak bir alana girmiş oluyoruz. Çünkü, Esat Mahmut Karakurt, Kerime Nadir'e taş çıkartacak kadar abartılı tasvirlerle kurar anlatısını. Öykünün hiç önemi yoktur aslında, her şey dilsel güzellik içindir. Sonbahar mevsiminde bir İstanbul gecesini; "bütün bu işikların pırıltısından, bütün bu gökyüzünü dolduran bulutların renginden ve ağaçların çiçeklerinden daha tatlı, daha pembe bir duman tabakası altında, son bir güneş hüzmesiyle sararmağa, solmağa başlayan güzel İstanbul; barlarında, otellerinde, kulüplerinde ve sokaklarında cereyan eden bütün bu esrarengiz şeylerden tamamiyle bihaber, yeniden mesut bir gece yaşamak üzere, kendini ağır ağır Haliç'in karanlıklarına bırakıyor" diye resmederken, Başkentimizi de; "sağdan ve soldan gelen rüzgarları, denizlerin ve dağların gönderdiği fırtınaları, kalesinin granit kayalıkları üzerinde söndürerek, kuvvetinden emin, temkinli bir eski zaman hükümdarı gibi, tam bir huzur ve sükun içinde, ufuklardan başını kaldırmış, hür Anadolu yaylalarını seyre dalan Ankara" "cümleciği" ile tanıtıyor.
Mekanlardan insanlara ve tensel ilişkiye geçince, usluptaki ağırlık kaybolmaz; Binbaşı Seyfi'nin ağzından ideal kadın; "sevdiği adama kendi ayağı ile koşarak gelen, geldikten sonra da, vücudunu korumaksızın bırakırken, ruhunda heyecanlar, derisinde ürpermeler, titremeler duyan kadın" olarak takdim edilir. Daha önce erotizmden sözetmiştim, işte erotik olanı pornografik olandan ayıracak örnek bir usluptadır Karakurt'un metni; "birbirlerinin mevcudiyetini ancak, parmaklarının uçlarını, derilerinin üzerinde dolaştırmak suretiyle hissederek, divanın kenarına kadar geliyor ve sonra, garip bir gürültü ile, vücutlarını somyaların üzerine bırakıyorlar".
Türk romanı üzerine yapılmış inceleme sayısının azlığını biliyoruz. Akademik çalışmalar, ne yazık ki, yapıldıkları fakültelerin dışına çıkamıyorlar. Dergi sayfalarında yapılan roman eleştirilerinde ise, genellikle, içerik sorunlarıyla birlikte tip/karakter tahlilleri öne çıkıyor, Türk romancılarının, roman tekniğini nasıl kullandıkları hakkında bilgi edinemiyoruz. Mesela, kimlik sorunu üzerinde duran incelemeci çoktur, ama, roman tarihinde ilk bilinç-akışı tekniğinin, Recaizade-Ekrem’in “Araba Sevdası” eserinde kullanılması üzerine yapılmış kapsamlı bir araştırmaya hiç rastlamadım. “Ankara Ekspresi” romanında, Esat Mahmut Karakurt’un anlatım tekniği de, bir arayışın ifadesi. Bugün yenilikler olarak alkışlanan bir çok eğilim, bütün cılızlığına rağmen, Türk romanı tarihinden örneklenebilir. Mesela, Atilla İlhan’ın başardım dediği, romanda görsellik yaratma çabası, “Ankara Ekspresi”nin tekniğinden çok ileri değil. Karakurt, daha o tarihte, neredeyse bir kamera göz gibi kullanmış anlatıcıyı. Başka bir romanında, polisiye bir kurgu içeren “Son Tren”de, -okuyucunun merak duygusunu derinleştirmek için- anlatıcıyı da anlattığı öykü hakkında bilgisizmiş, o da heyecanlanıyormuş konumunda tutan yazarın, bakış açısı konusundaki sınırları zorlama çabası içinde olduğunu anlıyoruz.
"her gecenin bir sabahı, her ıstırabın bir sonu vardır"!
E.M.KARAKURT


Kocamı Aldatacağım 1940
Sokaktan Gelen Kadın 1945
Ankara Ekspresi 1946
Bir Kadın Kayboldu 1948
Ömrümün Son Gecesi 1950
Erikler Çiçek Açtı 1952
Son Tren 1954
Kadın İsterse


Esat Mahmut Karakurt'ın Yayınlanmış Kitapları


Vahşi Bir Kız Sevdim 1926
Çölde Bir İstanbul Kızı 1926
Dağları Bekleyen Kız 1936
Allahaısmarladık 1936
Ölünceye Kadar 1937
Son Gece 1938
Kadın Severse 1939
İlk ve Son 1940

[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
Kitap Adı : Acımak
Kitabın Yazarı : Reşat Nuri Güntekin
Yayımevi ve Adres : İnkılap Yayınevi İstanbul.
Basım Yılı : 29. Baskı

1. KİTABIN KONUSU :
Acımak'ta, görevine bağlılığı ile tanınmış bir İlkokul başöğretmeni zehra hanımın trajik serüveni dile getiriliyor. Temizlik, fedakarlık, fedakarlık hastalığı onda insanlığın en değerli yeteneğini öldürmüştür: Acımak Yeteneğini. Duygusal, geniş ruhlu bir kadın, güzel, doğru, temiz şeyleri çılgınca seviyor. Ama zaafa, düşkünlüğe ve çirkinliğe acımıyor. Yapılmış bir kötülük için hiç bir gerekçe tanımıyor ve acımadan söküp atıveriyor. Bütün insanları etkilemiş güzel bir duygunun romanı.

2. ROMANIN ÖZETİ

Zehra çok çalış, disiplinli, verdiği kararların arkasında duran bir öğretmendir. Bulunduğu okulda bir çok yenilik yapmış ve okuldaki uygun olmayan, güzel olmayan bir çok şeyi değiştirmiştir. Kırık dökük halde bulunan okulu kendi onarmaya kalkmıştır. Öğrencilerin elbiseleriyle, saçlarıyla usanmadan ilgilenmiştir ve onların ikinci anneleri olmuştur.
Ama onun bir tek kusuru aucıma duygusunun olmamasıdır. Zaafa, düşkünlüğe, çirkinliğe acımamaktadır. Bu özelliklerinden dolayı maarif müdürü onun mebus Şerif Halil beyle tanıştırmak istemiştir. Tabiki mebusunda asıl amacı Zehra'ya babasının hasta olduğunu söylemektir. İkisi birlikte Zehra'nın okuluna giderler. İlk olarak onunla okul öğrencileri hakkında konuşurlar. Zehra çalışkan öğrencilerinden bahsederken gözlerinin içi güler. Ama tembel, zayıf öğrencilerden bahsederken çehresi değişir ve sanki zanlı bir kişiden bahsediyormuş gibi davranır. Bu konu hakkında maarif müdürü ve mebusla saatlerce tartışır ama bir türlü bu fikrinden vazgeçmez. Bu konuyu tartışırken maarif müdürü çok güzel bir örnek verir. Zehra'ya bu örneği anlatır. Küçük bir kızın hırsızlık ile suçlanmasını söyler. Zehra hemen araya girer ve müdahale eder. Evet o bir hırsızdı diye bağırmaya başlar ve onu savunmalarını istemez. Maarif müdürü ise konuyu açar. Bu kızın aslında hırsız olmadığını sadece hırsızların şu evin kapısı önünde dur birisi gelince haber ver diye para karşılığında kandırırlar. O da inanır, olay esnasında bekçiye yakalanır. Daha sonra polise teslim edilir. Polis onu konuşturmaya çalışır ama bir türlü konuşmaz. Zehraya gülerek eğer gerçekten hırsız olsaydı onların ismini vermezmiydi der ve devam eder. Polis ona aldığı paranın iki katını teklif eder ve kız yine almaz. Bu kız hırsızmıydı diyerek Zehra'yla dalga geçerler. Zehra olayı kapatır bir daha o olay üzerine konuşmak istemez.

Laf Zehra'nın babasına gelir. Ama o konuşmak istemez. Babasının hasta olduğunu söylerler fakat zehra babası görmeye gitmek istemez. En sonunda maarif müdürünün ısrarı ile babasını görmeyi kabul eder ve İstanbul'un
yolunu tutar. O akşam tren yolculuğuna başlar.

Her gözlerini kapatışında çocukluğunda başından geçen olayları hatırlar. Babasının eve nasıl sarhoş geldiğini, ablasına çektirdiği işkenceleri bir bir gözlerinin önünden geçirir. Her seferinde babasına olan kini bir kat daha artar. Nihayet tren yolculuğu bitmiş ve babasının bulunduğu eve gitmiştir. Evde sessizlik hakimdir. Onu yaşlı bir adam ile kadın karşılar. Zehra evde insanlarla konuşurken gayet sakin görünmektedir. Hatta neşeli denilecek tavırlar sergiler. Bu hareketlerini herkes yol yorgunluğuna verirler. Daha sonra Zehra'ya babasından kalan bir sandık olduğunu ve onu açıp bakmasını söylerler. Daha sonra zehra sandığı açar ve içinden bir günlük çıkar. Günlüğü okumaya başlar. Günlüğün ilk sayfalarında babasının daha yeni memur çıktığını ve bunun için ne kadar bahtiyar olduğundan bahseder. İçinde olan çalışma azmi, namus, şeref duygularından bahseder ve sayfalar ilerledikçe ilk tayin yerinde babasının iş yaşamından bahsedilir.

Babasının görevinin ilk yıllarında çok çalıştığını hatta masasının üstüne bir takım yapması gereken şeyleri yazdığı anlatır. Bunlar göreve bağlılık, rüşvet almamak gerektiğidir. Birgün babası evlenmeye karar verir ve bir kızla evlenir bu kızın annesi duldur. O da onlarla kalır.Zehra'nın babası yani Mürşit bey sürekli onların ne kadar iyi mükemmel insan olduklarından bahseder aslında bilmediği bir şey vardır. Bu insanlar onu gün geçtikçe batağa sürüklerler. İş yerinde insanlarla tartışmaya başlar kavga eder, sebebi ise önceden onların işlerini yaparken artık yapmamasıdır. Kaynanası onun içini dışını çok iyi bildiği için onu kandırmasınıda iyi bilir. Oğlum bence hiç gereği yok ama bilmem kimin kızının şöyle elbisesi var kızımda genç oda ister ama sen alma der. Tabi bu lafı duyunca Mürşit hemen gider aynı elbiseden alır. Mürşit efendi çok borçlanmıştır. Borç batağının içine girerler.

Birgün kaynanası Mürşit'i İstanbul'a gitmek için kandırır. Orada yaşayalım orası bizim memleketimiz vs. laflar söyler. Oda hemen tayinini oraya çıkarttırmak için girişimlerde bulunur. Bir arkadaşı ona yardım edeceğini ama kaynanası ve karısının çok kötü insanlar olduğunu kaynanasının kocasını dertten öldürdüğünü söyler ve onuda borç batağına soktuklarını ve eğer İstanbul'a giderlerse daha kötü şeylerin onları beklediğini söyler, hem pahalılık olsun hemde başka konular olsun.

Sonunda İstanbul'a giderler ve epeyce bir zaman geçtikten sonra onların yaşantılarına, eğlenceli hayatlarına para yetiştiremez. Sonunda Mürşit bey artık ayyaş, hırsız bir adam olduğunu kızlarının onu hiç sevmediğini ve işsiz olduğundan bahseder ve artık onların iç yüzünü öğrenmiştir. Onlarla onun arkasından değil yüzüne karşı hakaretlere, fesatlıklarda bulunmaya başlamışlardır. Aile içi huzur gibi kavramlar kalmamıştır.

Kaynanası ve karısı onu kızlarına çok kötü bir insan olarak tanıtmışlardır. Kızları ondan nefret etmektedirler. Birgün sokakta sefil bir şekilde dururken Mürşit'i görür ve sohbet ederler. Mürşit'e yardım etmek istediğini söyler. O da Zehra ismindeki kızını yatılı bir okula aldırmasını söyler. Ve artık zehra bu insanlardan arınmıştır. Okulda okumaya başlamıştır.

Günlük bu şekilde biter. Zehra aslında babasının ne kadar iyi bir insan olduğunu öğrendiği için babasının ölüsünün yanına gider, feryatlarla ağlamaya başlar. Zehra bir kaç gün sonra mektebine döner. Artık hiçbir eksiği kalmamıştır. Acımayı öğrenmiştir.

3. ANA FİKİR

Romandan anlaşılacağı gibi insanların birbirlerini etkilediklerini, özelliklikle hayat arkadaşlarını yani eşlerini başarıda, başarısızlıkta çok önemli bir faktör olduklarını bunun içinde doğru insanları kendimize seçmemizi ve insanlara yargısız infaz yapmadan yapılanların sebebini, nedenini, o kişinin içinde bulunduğu durumu öğrenmemiz gerektiğini yani acımak duygusunun doğru zaman ve yerlerde ortaya çıkarmamız gerektiğini vurgulamaktadır.

4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ

Maarif Müdürü: Zehraya bir çok konuda akıl veren ve onun babasının yanına gitmesini sağlayan babacan bir müdürdür.

Mebus Şerif Halil: Zehraya babasının hasta haberini getiren şahıstır.

Zehra: Görevine bağlılığıyla tanınmış, dürüst, çalışkan, başarı hayranı, zaaflık düşmanı bir kadın öğretmendir.

Mürşit: İyi bir memurken, eşinin ve kayınvalidesinin fesatlıklarıyla kötü durumlara düşen bir adamdır.

Necip: Mürşit'e iş verip onu karısıyla aldatan kişidir.

Makbule: Mürşit'in kayınvalidesidir. Onu kötü durumlara düşüren asıl kişidir.

Meveddet: Mürşit'in karısıdır. Sürekli ağlayarak, yakınarak Mürşit'i kandıran kötü bir kadındır.

Tahsin Efendi: Mürşit'e sürekli nasihatlar veren, karısının ve kayınvalidesinin işe yaramaz insanlar olduğunu söyleyen maarif baş katibidir.

5. KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER

Acımak isimli kitap insanı kendisine hapseden, hayatın kesitlerinden örnekler alarak insanları bilinçlendirmeye çalışan ve okuyanı hayranlığa düşüren mükemmel bir eserdir. Bu kitaptan yaşamaya dair birçok ders alınabilir. Benim bu zamana kadar okuduğum en güzel kitaplardan bir tanesidir diyebilirim. Herkesin okumasını tavsiye ederim.

6. YAZAR HAKKINDA BİLGİ

1989'da İstanbul'da doğdu. Edebiyat Fakültesini bitirdi. Liselerde öğretmenlik, Müdürlük, Milli Eğitim Müfettişliği, Paris Kültür Ataşeliği yaptı. UNESCO'da Türkiye'yi temsil etti. Romanları hikayeleri,tiyatro eserlerinin yanısıra çeşitli çevirileri de vardır.1954'de emekli olduktan sonra İstanbul Şehir Tiyatroları Edebi Kurul üyeliğine seçildi. Kanser tedavisi için gittiği Londra'da öldü.

Önemli Yapıtları: Roman: Gizli El, Damga, Kızılcık Dalları, Gökyüzü, Ateş Gecesi, Değirmen, Harabelerin Çiçeği, Kavak Yelleri, Son Sığınak. Öykü: Gençlik ve Güzellik, Eski Ahbap, Tanrı Misafiri, Sönmüş Yıldızlar, Leyla ile Mecnun, Olağan İşler. Oyun: Hançer, Ümidin Güneşi, Gazeteci Düşman, Şemsiye Hırsızı, İhtiyar Serseri, Bir köy Hocası, Yaprak Dökümü gibi eserler.



[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
Kitap Adı : İntibah

Kitabın Yazarı : Namık Kemal

Yayım evi ve Adres : Başbakanlık Yayımevi - Ankara


1. Kitabın Konusu:

Namık Kemal İntibah romanında ahlaki ve terbiyeli bir gaye gütmüştür. İradeli bir insanın dünyaya hükmedeceğine inan Kemal, bu eserinde iradesiz bir gencin nasıl kendisi ile beraber başkalarınıda felakete sürükleyebileceğini ortaya koymak istemiştir;fakat Namık Kemal bu fikri ortaya koyarken eskilerin asla dikkat etmedikleri şu iki noktaya çok önem vermiştir. Hakikate uygunluk, insan kalbinin sırlarını keşif, başka bir deyişle
psikoloji..

2. Romanın Özeti


Kitabın ilk sayfalarında baharın güzelliğinden, doğanın bahar gelmesiyle tam bir temaşa halini alması ve heryerin çimlerle kaplanmasıyla insanların kanlarının kıpır kıpır olduğunu ve dünyaya bakış açısının soğuk günlere oranla kat kat daha iyimser olunduğunu anlatıyor. Asil konu ise ilerleyen sayfalarda başlıyor.
İstanbul Çamlıcada oturan zengin bir adam vardır ve bu adam kendisi çok kültürlü ve evin tek oğlu olduğu için biraz şımarık ve her isteğinin yerine gelmesini arzulayan bir gençtir. Eğer istekleri yerine gelmezse saatlerce ağlar, aynı zamanda bu ağlamaları şiddetli hastalığada dönüşür ve günlerce yatakta yatardı. Ayrıca çok başarılı olduğu için
anlamadığı çözemediği bir konu olduğu zaman yine aynı şekilde hastalanırdı.
Birgün babasını kaybeder, ve sanki hayatı sona ermiş gibi tavırlar sergiler ve bu hareketleri günlerce devam eder. Çünkü babası ona her konuda destek olduğundan babası onun hayatında ve yaşama sevincini muhafaza etmesinde en büyük etkin olmuştur. Anneside oğlunun bu durumuna anlam veremez ve onun yüzünden kahrolur. Daha sonra bir gün gelir hastalıkları bir tarafa bırakan Ali bey Çamlıcada gezmeye başlar. (Annesinin zoruyla)
Çamlıcada gezerken bir kadınla tanışır. Bu kadın öyle güzeldir ki, Ali beyin aklını başından alır. Tabiki Ali bey yüksek aile terbiyesinin altında çok masum tavırlarla bayana yaklaşır. Ama kadının öyle masumiyet sergileyecek fikirleri yoktur. Ali beyde sevgi falan aramaz. Onunla sadece gönül eğlendirmek sonrada hayatına devam etmek ister. Tabi zamanla Çamlıca tepesinde buluşa buluşa kadında kendini onun yakışıklılığına kaptırır. Aslında onda bir sevgi oluşmamıştır. Bu sadece Ali beyin çok yakışıklı olduğundan dolayı oluşan bir bağlılık ve onu kaybetmeme isteğidir.
Ali bey onunla evliliği bile düşünmüştür. Ama bir gün arkadaşlarından birisi o kadının namuslu biri olmadığını, o kadının erkeklerle beraber olup para kazandığını söyler. Bunun üzerine o da kadına kin besler, ama onun yalanlarına kanar ve ilişkileri aynı şekilde devam eder. Yavaş yavaş Ali bey yoldan çıkmaya başlar. Annesini ihmal eder. Annesi bunun üzerine oğlunu o kadından uzaklaştırmak için başka bir kız bulur. Ali bey bu kızı çok beğenir. Ama ona bakmaz çünkü sevdiği vardır. Ona ihanet etmek istemez. Fakat gün gelir Ali bey sevdiği kadından kıskançlık uğruna ayrılır. O da annesinin bulduğu namuslu güzel kıza kendisini kaptırır. Tabi eski sevgilisinin bunu Ali'nın yanına koymaya hiç mi hiç niyeti yoktur. Ali beyi kendisinin eskiden beraber olduğu bir mafyaya söyler. Mafyada Ali beyin ölümü için Hırvat birini görevlendirir. Ama Ali beyi öldürmeden önce ona oyun oynarlar. Sanki şimdi sevdiği kızında namuslu biri olmadığını söylerler ve onu inandırırlar. Ali bey o kızdan da ayrılır. Ali beyi öldürülmekten annesinin bulduğu namuslu kız kendi canı pahasına öldürülmekten kurtarır. Fakat bunu kız hayatıyla öder. Bunun üzerine Ali bey eski sevgilisini yakalar ve içinde oluşmuş kinin vermiş olduğu hırçınlıkla onu öldürür, hırvatıda polise yakalattırır. Roman bu şekilde sona erer.

3. Ana Fikri:

İradeli insanların birçok şeye sahip ve hüküm verebileceklerini, iradesiz ve muhakeme yeteneği gelişmemiş kişilerin ise olaylar hakkında yorum yapamadan kendi yanlışlarıyla dolu hayatlarında başkalarınıda aynı uçuruma sürüklediklerini anlarız.


4. Kitaptaki Şahısların, Olayların Değerlendirilmesi

Ali bey: Normalde çok başarılı olmasına karşın, bir kadın yüzünden başı beladan kurtulmayan, ailesi çöken, hatta kendini hayatınıda mahveden birisidir.
Mehpeyker: Ali beyin hayatını yıkan, İstanbul'da tanınmış , namussuz bir kadın olan ve çok zeki, sinsi, fesat, sütü bozuk bir kadındır.
Atıf Bey: Ali beyin en yakın arkadaşıdır. Bu kadının ne kadar pis biri olduğunu anlatan kişidir.
Mesut Bey: Atıf beyin arkadaşıdır. Bu kadının gerçek kimliğinin ortaya çıkmasına sebep olan kişilerden birisidir.


5. Kitap Hakkında Şahsi Görüşler:

Bu kitabı okuyupta Acımak isimli romandan sonra beğendiğim kitaplardan birisidir. İnsana dünyada herkesin aynı olmadığını, binbir çeşit insan ve bunların içerisinde insan sıfatını taşıyamayacak kadar haysiyetsiz kişilerin olduğunu anlattığından dolayı da ayrı bir güzelliğe sahip kitaptır. Herkesin bu kitabı okumasını tavsiye ederim.

6. Yazar Hakkında Bilgi:

Yeni Türk edebiyetının kurucusu olan Namık Kemal dil ve üslupta tesirini gösteren bir çok kitap yazmıştır. 19. yüzyılda batı edebiyatlarını tanımaya başlayan Türk yazarları onun Türk zevkine uyan taraflarını gerçeklik, hareketlilik ve sadeliği çok sevmişlerdir. Bin yıllık İslami devirde eski Türk ruhunu ve üslubunu devam ettiren halk edebiyatı ile halk tiyatrosu 19. yüzyılda hala canlı olduğu için batı tiyatrosunu benimsemek çok kolay olmuştur.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI :
BİR TEREDDÜTÜN ROMANI

KİTABIN YAZARI :
PEYAMİ SAFA

YAYINEVİ VE ADRESİ :
ÖTÜKEN YAYINEVİ

BASIM YILI :
1987







KİTABIN KONUSU:

Kitapta, bir Yazar’ın iki kadın arasındaki tereddüdünden ve insan hayatında tereddütlerin ne denli engelleyici faktörler olduğundan bahsedilmektedir.Ayrıca kadının toplumda ve ailede olması gerektiği konum hakkında yorumlarla bereaber sosyal çıkmazlarımız olan herseyi kalıplara sığdırma anlayışımızın çarpıklığına değinilmiştir.Bununla birlikte insanlar için hiç bir şeye inanmadan yaşamanın ne denli ağır ve bunaltıcı olduğu ifade edilmiştir.

KİTABIN ÖZETİ:

Kitapta bir muharririn iki kadın arasındaki tereddüdünden bahsedilmiştir.Mualla, yazarın kitaplarından birini okumaya başlar. Daha sonra yazarla tanışma fırsatı bulur. Yazar mualladan hoşlanır ve O’na evlenme teklif eder.Ancak hemen karar vermemesini iyice düşünmesini,vereceği olumsuz bir kararın kendisini üzmeyeceğini söyler. Bu arada Vildan adında başka bir kadın yazara ilgi duymaya başlar.O’nu ne yapıp yapıp elde etmeye çalışır.Vildan’ın psikolojik sorunları vardır .Yazar O’nunla daha cok O’na acıdığı için ilgilenir ve O’nu yaşadığı anlamsız hayattan kurtarmaya çalışır.
Vildan Yazar’ı mektupla evine davet eder. Gelmezse intihar edeceğini yazar mektupta.Herşeyi ayarlamıştır. Geceyi beraber geçirmek istediğini dile getirir ve yaptığı hazırlıklardan bahseder. Mutlaka gelmesi hususunda ısrar eder. Yazar ne olursa olsun gitmemeye karar verir ve geceyi kendi kaldığı otelde geçirir. Ertesi gün Vildan kızgın birşekilde yazarın çalıştığı bazetenin bürosuna gelir.niçin gelmediğini sorar. Yazar’dan ertesi akşam gelleceğine dair söz alır.
Akşam Vildan herşeyi hazırlamıştır.yemek, içkiler…amacı bereber muhteşem bir gece geçirmek ve içindekileri anlatmaktır.yemekten sonra –biraz da içince- anlatmaya başlar: baştan beri kendisie yalan söylediğini ,asıl adının Angel olduğunu evden kaçtığını,italya’da bir sevgilisinin bulunduğunu ancak O’nu da terkettiğini anlatır. Anne ve babasının kendisini hiçbir zaman affetmeyeceğini söyler. Yazar Vildan’ın vicdan azabını anlamaya çalışır,ama yie de gerçekten yalan söyleyip söylemediği konusunda tereddüt içindedir.gecenin ilerleyen saatlerinde Vildan sarhoş oldukça italyanca cümlelerle hayatın kendisi için ne denli ızdırap olduğunu ifade eder.Yazar da Vildan’ın söylediklerini tahlil ederek asıl problemi bulmaya çalışır.sabaha karşı vildan iyice alkol komasına girer.sonra uzanıp uyumaya daha doğrusu koma vaziyetinde kendi kendine sayıklamaya başlar.Vildan’ın bu hali Yazar’I iyice korkutur.Bu şekilde ortada bırakıp gitmeye de vicdanı razı değildir. Nihayet sabahı bekler. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte evden ayrılır. Kapıda Vildan’ın bahsettiği hizmetçiyi görür.Vildan hanımın rahatsızlığını söyler ve bir doktor çağırmasını tembih eder.
Bu arada Mualla hanımdan bir haber alamamıştır.Yazar tereddüt içinde günler geçirdikten sonra Vildan’ı ziyarete karar verir ancak evinden arıldığı haberini alır ve kimse nereye gittiğini bilmemektedir.
Yazar’ın duyguları berraklaşır,tereddütleri kaybolur. Artık ne Mualla’yı ne de Vildan’ I aramamaya karar verir.


KİTABIN ANA FİKRİ:

Kitapta anlatılmak istenen temel düşünce inançsız bir hayat felsefesinin insanı daima tereddütler içerisinde bırakacağı ve buhranlara sürükleyeceğidir.
[B]KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ: [/B]

Muharrir derin düşünceli, hayatı en ince ayrıntısına kadar hissedebilen bir kişidir.yazdığı eserler geniş bir okuyucu kitlesine hitap eder.
Mualla ise içine kapanık ama sezgi gücü yüksek bir kadındır.O’nun bu hali Yazar’ın kendisinden hoşlanmasına ve evlenme teklif emesine sebep olmuştur.
Vildan ise sürekli inançsızlık ekseninde hareker eden bir kadındır.Dolayısıyla yaşamdan zevk alamamakta ve geçmişte yaptığı seyler O’nda vicdan azabı yaratmaktadır.Vildan Avrupa’da bir müddet kaldığı için onların değer yargılarını benimsemiş ancak bu durum yaşadığı hayatla örtüşmemektedir ve O’nu intiharın eşiğine kadar sürüklemiştir.


KİTAP HAKKINDA SAHSİ FİKİRLER:

Kitap başlarken bir belirsizlik duygusu veriyor insana,ancak ilerleyen bölümlerde olaylar geliştikçe daha açık ve anlaşılır oluyor. Ama kitap boyunca aklınızda hep bir soru işareti kalıyor. Yazarın psikolojik tasvirleri gerçekten çok başarılı. Öyle ki;bir hastalık anını anlatırken adeta siz de yaşıyorsunuz bütün acıları..Ayrıca yazarın dili etkin kullanabilmesi ve kelimelere çok geniş anlamlar yükleyebilmesi dikkatimi çekti.Bu kitap bence oldukça başarılı bir eser.

YAZAR HAKKINDA BİLGİ:


Peyami Safa İstanbulda 1899 yılında doğdu .Servet-i Fünün şairlerinden İsmail Safanın oğludur,iki yaşında iken ,Sivas’da sürgünde bulunan babasını kaybetti (1901).Dokuz yaşında iken sağ elinin ekleminde kemik hastalıgının başlaması,13 yasında ikende hayatını kazanmak zorunda kalması yüzünden düzenli okul ögrenimi göremedi ,kendi kendini yetiştirdi.Birinci dünya savaşı yıllarında ögretmenlik yaptı.(1914-1918)Bu yıllarda bir yandan da edebiyatla ilgileniyordu.Biri yerli ve Kopanlıklar Kıralı adlı (1913) diğeri ceviri ve Üç Kardeş adlı(1918) birer hikayelik iki küçük kitap çıkarıyor,Fagfur (1918) v.b. gibi sanat dergilerinde hikaye cevirileri ve makaleleri yayınlanıyordu.Savaş sonunda ,kardesinin istegiyle memurluktan ayrılıp basın hayatına atıldı çıkardıkları Yirminci Asır adlı bir aksam gazetesinde Asrın Hikayeleri genel baslıgı adı altında halk için gazete hikayeleri yazdı. İlk otuz kırktanesi imzasız yayınlanan bu hikayeler o zaman cok beğenildi ;yazar devrin ileri gelen bazı sanatçıları ( Yakup Kadri Karaosmanoğlu ,Yahya Kemal Beyatlı,Ömer Seyfettin v.b.) tarafından teşvik edildi.O tarihten sonra yalnız gazetelerde çalıştı fıkra ,makale ve roman yazarı olarak geniş bir üne ulaştı..15 haziran 1961 de Istanbul da öldü.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTAP ÖZET FORMU
KİTABIN ADI : CEMİLE
KİTABIN YAZARI : CENGİZ AYTMATOV
YAYIN EVİ : ÖTÜKEN
BASIM YILI : 1990
SAYFA SAYISI : 64

KİTABIN KONUSU: Danyar ve Cemile’nin gönlü bir tesadüftür birleşir, bilinmezlik ikliminde. Gizliden gizliye severler birbirlerini. Önceleri kendilerine dahi itiraftan korkarlar. Lakin aşkın sis perdesi her ikisini de sarmıştır bir kere.
Cemile adlı bu roman:Cepheden yeni dönen Danyar ile kocası cephede olan Cemile’nin yasak aşkını anlatıyor.

KİTABIN ÖZETİ: Kendim için çok değerli olan tablonun karşısına geçiyor ve tabloya uzun uzun bakıyorum.Tabloda sonbaharın solgun görüntüsü var.Rüzgar,uzaktaki sıradağların üzerinden hızlı hızlı kayan küçük alabulutları kovuyor.Ön planda,koyu kızıl renkte bir pelin bozkırı.Ve bir de,son yağmurlardan sonra kurumaya vakit bulamamış kapkara bir yol.Yağmurdan yumuşayan tekerlek izleri boyunca iki yolcunun ayak izleri uzayıp gidiyor.İzler uzaklaştıkça silikleşiyorlar. O iki yolcu ise,bir adım daha atsalar çerçeveden dışarı çıkacaklar sanki.Bu yolculardan biri…

Savaş başlayalı üç yıl olmuştu.Aile büyükleri uzak cephelerde,Kursk ve Oral önlerinde savaşıyorlardı.Büyük erkeklerin harcı olan günlük ağır işler henüz onbeş yaşına basmamış olan çocukların omuzlarına yüklenmişti.Avılda iki akraba ailenin evleri yanyanaydı.Diğer evin aile reisi ölmüş ve karısı iki çocuğuyla kalmış.Kabilede hala yaşatılan eski geleneğe göre ,dul bir kadının çocuklarını alıp başka bir yere gitmesine izin verilmez.Onun için bizimkiler bu kadını babamla evlendirmişler.Babam ölenin en yakın akrabası olduğundan,atalarının ruhuna saygısı ve ödevi,onu bu kadınla evlenmeye mecbur etmiş.Böylece bizim evde ikinci bir aile olmuş. Bu evde iki oğlunu verdi orduya.Bunlardan büyüğü olan sadık,askere gitmeden az önce evlenmişti.Sadık’ın annesi mert,hatır sayan,kimseye kötülük düşünmeyen bir kadındı.Talihde yüzüne gülmüş,ona çalışkan bir gelin vermişti:Cemile,çalışkanlıkta annenin benzeriydi.Yorulmak nedir bilmez,her işten anlayan ama hareketleri biraz farklı bir kadın.

Birgün eve geldiğimde avluda onbaşı Ozmat’ı gördüm.Erkekler olmayınca tahıl çuvallarını Avıl’dan istasyona asker eşlerinin taşımasına karar vermişlerdi. Bunun için Cemile’yi istiyordu.Annem ilk önce razı olmadı.Daha sonra benimde Cemile’nin yanında gitmem şartıyla Ozmat annemi razı etti.Bizle beraber köye cepheden yeni gelen Danyar’da gelecekti.Danyar’ın şaşılacak yanı,sürekli dalgın olmasına rağmen,çok hızlı çalışması ve iyi iş yapmasıydı.Onu gören,açık yürekli hiçde çekingen olmayan bir insan sanırdı ama o aksine içine kapanık bir insandı.
Birgün Cemile’yle Danyar’ın arabasına ağır bir çuval yükleyerek şaka yaptık.Danyar o an bunu çok ciddiye aldı fakat ertesi gün hiç bir şey yokmuş gibi davranmaya devam etti.Bu eşşek şakasından dolayı Cemile kendisini Danyar’a karşı mahçup hissediyordu.Dönüşte Cemile şarkı söylemeye başladı.Sesi güzeldi ve onu dinlemek bir zevkti.Bir an durdu ve Danyar’a seslendi:
-Hey danyar,sende bir türkü söylesene! Sen yiğit değilmisin yani!
Danyar atlarını durdurarak biraz mahcup,cevap verdi:
-Söyle Cemile söyle,can kulağıyla dinliyorum seni!
-Ne yani bizim kulağımız yok mu?Anlaşıldı söylemek istemiyorsun.
Ve Cemile söylemeye devam etti.
Ondan türkü söylemesini niçin istemişti acaba?Belki öylesine istemişti,belki de onu konuşturmak istiyordu.Az sonra tekrar türküsünü kesip bağırdı:
-Hey Danyar,sen hiç aşık oldun mu?
Böyle dedi ve gülmeye başladı.
Danyar soruya cavap vermiyor ve susuyordu. Cemile’de sustu.
“Birine türkü söyletmenin en iyi yolu bu diye”düşündüm ve güldüm.Dereyi geçtikten sonra Danyar kamçısını şaklattı ve birdenbire türkü söylemeye başladı.Yavaş sesle,kesik kesik söylenen bu türküde çok dokunaklı,coşkulu benim anlatamayacağım bir şey vardı.
O günden sonra hayatımızda bir değişiklik olduğu belliydi.Ben artık sürekli olarak iyi bir şeyin olacağını bekliyor,bunu istiyordum.

Her zamanki gibi istasyondan geliyorduk.Bu defa Danyar’a bir şeyler olmuştu:Türküsünde öyle tatlı öyle dokunaklı bir sevecenlik ve yalnızlık duygusu vardı ki ona olan sempati ve merhametten insanın gözleri sulanıyor,boğazına bir şeyler takılıyordu.Cemile,danyar’ın arabasına bindi ve onun yanına oturdu.Elini göğsüne koymuş ve sanki taş kesilmişti.Ben arabanın yanında yürüyor,hafifçe hızlanarak öne geçiyor ve gözucuyla onlara bakıyordum.Danyar sanki Cemile’nin varlığını hissetmemiş gibi söylüyordu türküsünü.Cemile Danyar’a iyice sokulmuş,başını hafifçe onun omzuna dayamıştı.
Danyar’ın sesi titredi,sonra yeni bir kuvvetle yine gürledi,çınladı.Danyar şimdi bir aşk türküsü söylüyordu.Bu engin bozkırda ben iki aşık görmüştüm.Beni farkedemiyorlardı bile.Bambaşka iki insan olmuşlardı.
Danyar’I dinlerken her zaman duyduğum o anlaşılmaz heyecan beni yine sardı.Ve bir anda,ne istediğimi apaçık anlayıverdim:Ben,onların resimlerini yapmak istiyordum.Avıl’a döndüğümüzde resmi yapmaya başladım.Kendimi öyle kaptırmıştım ki etrafımda olanları ne görüyor, ne duyuyordum. Ancak tepemde bağıran bir sesle kendime geldim:Cemile idi bu.Önümdeki resmi gördü ve resme uzun uzun baktı.Ve
-Onu bana ver,hatıra olarak saklayacağım.
Böyle dedi ve kağıdı katlayıp koynuna soktu.

İki yıl aradan sonra o sonbahar tekrar okula döndüm. Derslerden sonra sık sık çay kenarına gider,şimdi teredilmiş ve ıpıssız harman yerinin yakınında bir yere oturdum.Birden yanyana giden iki insan gördüm. Cemile ile Danyar,vadide patikadan demiryolu kavşağına gidiyorlardı. Başları fundaların arasında iki defa daha göründü ve sonra kayboldular…
-Cemileeee! Diye bağırdım olanca kuvvetimle.
Aklımı kaybetmiştim sanki.Dereye dalıp,suların içinde arkalarından koşmaya başladım.Hızla giderken birden düşüp yuvarlandım.Gözlerimden çeşme gibi yaş akıyordu.İşte o zaman yerde uzanıp yattığım o anlarda,birden anladım Cemile’yi sevdiğimi.Evet,sevmiştim ve bu benim ilk çocukluk,ilk gençlik aşkımdı.O an ben yalnız Cemile’den ve Danyar’dan değil,çocukluğumdan da ayrılmıştım.

Şimdi onlara bakıyor ve Danyar’ın sesini işitiyorum.Beni de yola çağırıyorBig Grinemek ki bavulumu alıp gitmenin zamanı geldi.Ben de bozkıra,kendi köyümüze döneceğim ve orada yeni renkler arayacağım.




KİTABIN ANA FİKRİ:Sevgi engel tanımaz.
KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ: Danyar:Savaştan yeni dönmüş, bir ayağı aksak, genç ve yorgun bir delikanlıdır. Yetim büyümüş,içine kapanık biryapıya sahiptir. Yüreğinin gizlerini kimseye açmamıştır. Sessizdir hem de çok sessiz. Gözleriyle konuşur.Belkide pek zahmetli geçmiş öksüzlük yılları ona duygu ve düşüncelerini gizlemesini öğretmiştir.

Cemile: Tabiatı Danyar’dan farklı da olsa, düşüncelerini konuşarak gizler.Sert mizaçlı, lafını esirgemeden dobra dobra konuşur. Kimilerini bu tavrı rahatsız etse anne onun en çok bu yönünü sever. Hal ve tavırlarında serbest, büyüklerine saygılıdır. Oldukça da güzeldir. Kocası evliliklerinin dördüncü ayının ertesinde savaş dolayısıyla askere gitmiştir. Kocasının ara sıra gönderdiği mektupların son satırlarında geçen “Karım Cemile’ye selamlar” cümlesi, cemilenin deli dalgalar gibi coşan yüreğini tatmin etmez.

KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Küçük bir çocuğun ağzından anlatılan romanda tahliller:ayrıntılı,kısa ve sıkıcı olmayacak şekilde yapılmıştır.Yazarın dili sade ve sürükleyicidir.Sadece iki insan arasındaki sevgi değil vatan sevgisi,doğa sevgisi çok güzel işlenmiştir.Cemile adlı bu romanı herkesin okumasını tavsiye ederim.

YAZAR: Kırgız Türk romancı. Kırgızistan'ın Şeker köyünde doğdu. Cumbul'da baytar okulunu (1946) ve Kırgızistan Tarım Enstitüsü’nü bitirdi (1953). Deneme çiftliklerinde çalıştı. Bir müddet Moskova'da Gorki Enstitüsü'nde staj gördü. Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde okudu. 1957 yılında Sovyet Yazarlar Birliği'ne üye kabul edildi. 1963'te Lenin Ödülü'nü aldı. Sovyetler Birliği'nin dağılması ve Kırgızistan'ın bağımsızlığına kavuşmasından sonra ülkesini Lüksemburg'da büyükelçi olarak temsil etti.
Aytmatov, milletinin tarih boyunca kazandığı sosyal, kültürel, ahlaki, edebi, askeri yani bütün maddi ve manevi zenginliğini eserlerine yansıtmış, yaşadığı coğrafyanın insanının tarih içinde kazandığı değerleri, acılarını, kahramanlıklarını, tecrübelerini yazıya döküp ölümsüzleştirmiş, halkının içinde düştüğü zor durumları eserlerinde en güzel şekilde anlatmış, onların çözümlerine dair ipuçları göstermiş, eserlerinde kendi ifadesi ile ‘tipik insan’ı ortaya koymaya çalışmış bir yazardır.
Hikayelerinde milletinin temel mülkü olan milli hafızaya ait efsane, destan, masal hikaye ve türküleri, bunların meydana geldiği şartları, ardındaki hikayeleri, insanları kullanırken, Kırgız Türk kültürünü, psikolojisiyle, duyuş ve anlayış tarzıyla, maddi manevi zenginliğiyle o kültürü bina edenlerin evlatlarına yeniden hatırlatmaya çalışmış.
Hikayelerinde halkının değerlerini, dertlerini, varsa onun içindeki çürümeyi anlatan yazarın en önemli özelliği, özüne bağlılık, kendinden, halkından, coğrafyasından haberdar olma olarak kendini gösteriyor.
Hikayelerinde, Kırgız Türklerinin zengin şifahi kültürüne ait efsaneleri, masalları, türküleri kullanışında gözlenen coşku da yazarın bu yanının en bariz göstergesi durumundadır

Ülkemizde bilinen ve en çok satan kitapları: Toprak Ana, Elveda Gülsarı, Yıldırım Sesli Manascı, Yüzyüze – Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek, Dişi Kurdun Rüyaları, Cemile – Sultan Murat, Beyaz Gemi, Kızıl Elma – Oğulla Buluşma - Beyaz Yağmur – Asker Çocuğu – Deve Gözü – Cengiz Han’a Küsen Bulut, Kassandra Damgası




[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.