999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
FÜREYA
KİTABIN YAZARI
AYŞE KULİN
YAYINEVİ VE ADRESİ
REMZİ
BASIM YILI
2000
1.KİTABIN KONUSU:
Cumhuriyet döneminin ünlü seramik sanatçısının hayatı anlatılmaktadır.
2.KİTABIN ÖZETİ :
Şakir Paşanın ikinci evliliğinden olan Füreya zengin bir ailenin şımarık bir kızıdır ve mutlu bir hayat sürmektedir.Konakta dedesinden miras kalan
Kalabalık bir ailede büyümektedir.Bir kaza sonucu büyük babasını vuran büyük dayısı ailenin perişan olmasına olmasına sebep olmuş,ayrıca savaşın başlaması bu perişanlığı artırmıştır.Aile maddi bakımdan çok büyük bir sıkıntıya girmiş,bunun yanında konağı satıp İstanbul’daki evlerine taşınmak zorunda kalmıştır.
Savaşın çıktığı sıralar Mustafa Kemal İstanbul’da kalarak önemli işler başarmaya imkan olmayacağını anlamıştı.Atatürk silah arkadaşlarının evinde toplantı yaparak fikir alış verişinde bulunuyordu.Atatürk Füreya’nın babasının evinde yaptığı gizli toplantılar esnasında Füreya’yla tanışır.Daha sonra babası Atatürk’ün yanında savaşır ve daha sonra ordu komutanı olarak atanır.Bir süre sonra Atatürk Hakkiye hanımın yakın arkadaşı Latife hanımla evlendi ve ertesi gün Füreya’ların evine geldiklerinde defterine şunları yazdı:’Görüyorum ki çok çalışkan bir insansınız.Millet sizden çok şey bekliyor.Siz çalışıp birşeyler vermelisiniz memlekete.’Füreya defterini kutsal bir emanet gibi gögsünün üzerine bastırıp odasına çıktı.
Erken yaşta evlenen Füreya ,eşinin kötü davranışları yüzünden çocuğunu kaybederek bunalıma girer.Tedavi ile bunalımı atlatan Füreya ilk evliliğini bitirir.
İkinci evliliğini, Atatürk’ün çok yakın arkadaşlarından olan Kılıç Ali ile ailesinin itirazlarına rağmen gerçekleştirir.Kılıç Ali yaşca kendisinden büyük olduğundan bu evlilik onları protokol içerisine sokar.Atatürk’ün vefatı kocasın derinden etkiler.
Eşini motive etmek için büyük bir çaba gösteren Füreya, verem teşhisi ile hastahaneye yatırılır.Adadaki evde bir yıla yakın süre tedavi amaçlı kalır.Hastalığın ilerlemeye başlaması üzerine İsviçre’deki bir hastaneye yatar.Tedavi devam ederken ressam olan teyzesi Fahrünissa’nın yönlendirmesi ile kendisini seramiğin içerisinde bulur.Önceleri çamur ile olaya başlar.
Tedavi için Fransa’ya gönderildiğinde seramik ile iç içe olur.Bir sergi açar,artık o ünlü bir seramik sanatçısıdır.TC’nin ilk bayan seramik sanatçısı olur.Hayatının devam eden günlerinde hem hastalığı ile hem de seramik ile uğraşır.Dünya çapında ödüller,burslar alır.
Çok tehlikeli bir ameliyatla hasta ciğerlerinden birini aldırır.Erkek kardeşinin kızı olan Sara’yı gelinlerinin itirazına rağmen evlat edinir.Çocuklara duyduğu özlemi onunla gidermeye çalışır.Füreya da yurdun çeşitli yerlerinde ölümsüz sanat eserleri yaratır.
Bundan sonraki yaşantısı tamamen sanata ve seramiğe yönelik olur.Seramik adına Türkiye’deki bir çok ilki gerçekleştirir ve daha sonra 87 yaşında vefat eder.
3. KİTABIN ANA FİKRİ:
Sanatçıların hayatlarının normal insanların hayatlarından farklı olduğu, yaşamlarının mücadele,heyecan ve sevgi dolu olduğunu bize açıkcagösteriyor.Ayrıca bir Türk sanatçının yapabileceklerinin ne kadar fazla olduğu belirtiliyor.
4.OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
FÜREYA:Hayatının tamamını yakınını seramik sanatçılığına adamış, kurallara meydan okuyabilen, risk almayı seven, yapılmamışı yapmaya çalışan bir kişiliği vardır. Aynı zamanda ülkesine güzel hizmetlerde bulunmuş ve fiziksel olarak güzel ve çok alımlı bir yapıya sahiptir.
KILIÇ ALİ: Hayatının büyük bir bölümünü Atatürk’e adamış ve zamanla daha üst makamlara yükselmiş bir askerdir. Füreya ile aralarındaki yaş farkının fazla olmasına rağmen ve onu sevmiş ve saygı duymuştur. Fedakarlığı seven bir yapısı vardır. Olgun kişiliği etrafını etkilemesine yardımcı olmuştur.
FAHRÜNİSSA: Füreya’nın seramiğe başlamasına neden olan en önemli kişidir. Sevecen ve canlı olması etrafınca beğenilmesine neden olmuştur. Ömrü boyunca Füreya’nın yanında yer almıştır.
HAKKİYE HANIM: Annesi. Ailesi tarafından zorla evlendirilmiştir.
5. KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLERİM:
Bukitap sadece Cumhuriyet Devrinin ilk kadın seramik sanatçısı olan Füreya’nın hayatını anlatmakla kalmıyor bununla beraber Osmanlının son dönemi ve Cumhuriyetin ilk yıllarındaki olaylara tanıklık etmesi yönünden bize geniş bilgiler vererek aydınlanmamızı sağlıyor. Okuyacaklar için yararlı bir kitap olacağına inanıyorum.
6. YAZARIN HAYATI:
Arnavutköy Amerikan Kız Koleji Edebiyat bölümünü bitirdi. Çeşitli gazete ve dergilerde editör ve muhabir olarak çalıştı. Uzun yıllar televizyon, reklam ve sinema filmlerinde sahne yapımcısı, sanat yönetmeni ve senarist olarak görev yaptı. Öykülerden oluşan ilk kitabı Güneşe Dön Yüzünü 1984 yılında yayınlandı. Bu kitaptaki "Gülizar" adlı öyküyü, Kırık Bebek adı ile senaryolaştırıldı ve bu sinema filmi 1986 yılının Kültür Bakanlığı Ödülü’nü kazandı. 1986’da sahne yapımcılığını ve sanat yönetmenliğini üstlendiği Ayaşlı ve Kiracıları adlı dizideki çalışmasıyla Tiyatro Yazarları Derneği’nin En İyi Sanat Yönetmeni Ödülü’nü kazandı. 1996 yılında Münir Nureddin Selçuk’un yaşam öyküsünün anlatıldığı Bir Tatlı Huzur adlı kitabı yayınlandı. Aynı yıl, Foto Sabah Resimleri adıl öyküsü Haldun Taner Öykü Ödülü’nü, bir yıl sonra aynı adı taşıyan kitabı Sait Fait Hikâye Armağa’nı kazandı. 1997’de yayınlanan Adı; Aylin adlı biyografik romanı ile, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından yılın yazarı seçildi. 1998 yılında Geniş Zamanlar adlı öykü kitabı, 1999’da İletişim Fakültesi tarafından yılın romanı seçilmiş olan Sevdalinka ve 2000’de yine bir biyografik roman olan Füreya yayınlandı.
KİTAPLARI;
Güneşe Dön Yüzünü (1984) , Bir Tatlı Huzur (1996), Bir Tatlı Huzur (1996),
Bir Tatlı Huzur (1996), Adı; Aylin (1997), Geniş Zamanlar (1998),Sevdalinka (1999)
Füreya (2000)
FÜREYA
KİTABIN YAZARI
AYŞE KULİN
YAYINEVİ VE ADRESİ
REMZİ
BASIM YILI
2000
1.KİTABIN KONUSU:
Cumhuriyet döneminin ünlü seramik sanatçısının hayatı anlatılmaktadır.
2.KİTABIN ÖZETİ :
Şakir Paşanın ikinci evliliğinden olan Füreya zengin bir ailenin şımarık bir kızıdır ve mutlu bir hayat sürmektedir.Konakta dedesinden miras kalan
Kalabalık bir ailede büyümektedir.Bir kaza sonucu büyük babasını vuran büyük dayısı ailenin perişan olmasına olmasına sebep olmuş,ayrıca savaşın başlaması bu perişanlığı artırmıştır.Aile maddi bakımdan çok büyük bir sıkıntıya girmiş,bunun yanında konağı satıp İstanbul’daki evlerine taşınmak zorunda kalmıştır.
Savaşın çıktığı sıralar Mustafa Kemal İstanbul’da kalarak önemli işler başarmaya imkan olmayacağını anlamıştı.Atatürk silah arkadaşlarının evinde toplantı yaparak fikir alış verişinde bulunuyordu.Atatürk Füreya’nın babasının evinde yaptığı gizli toplantılar esnasında Füreya’yla tanışır.Daha sonra babası Atatürk’ün yanında savaşır ve daha sonra ordu komutanı olarak atanır.Bir süre sonra Atatürk Hakkiye hanımın yakın arkadaşı Latife hanımla evlendi ve ertesi gün Füreya’ların evine geldiklerinde defterine şunları yazdı:’Görüyorum ki çok çalışkan bir insansınız.Millet sizden çok şey bekliyor.Siz çalışıp birşeyler vermelisiniz memlekete.’Füreya defterini kutsal bir emanet gibi gögsünün üzerine bastırıp odasına çıktı.
Erken yaşta evlenen Füreya ,eşinin kötü davranışları yüzünden çocuğunu kaybederek bunalıma girer.Tedavi ile bunalımı atlatan Füreya ilk evliliğini bitirir.
İkinci evliliğini, Atatürk’ün çok yakın arkadaşlarından olan Kılıç Ali ile ailesinin itirazlarına rağmen gerçekleştirir.Kılıç Ali yaşca kendisinden büyük olduğundan bu evlilik onları protokol içerisine sokar.Atatürk’ün vefatı kocasın derinden etkiler.
Eşini motive etmek için büyük bir çaba gösteren Füreya, verem teşhisi ile hastahaneye yatırılır.Adadaki evde bir yıla yakın süre tedavi amaçlı kalır.Hastalığın ilerlemeye başlaması üzerine İsviçre’deki bir hastaneye yatar.Tedavi devam ederken ressam olan teyzesi Fahrünissa’nın yönlendirmesi ile kendisini seramiğin içerisinde bulur.Önceleri çamur ile olaya başlar.
Tedavi için Fransa’ya gönderildiğinde seramik ile iç içe olur.Bir sergi açar,artık o ünlü bir seramik sanatçısıdır.TC’nin ilk bayan seramik sanatçısı olur.Hayatının devam eden günlerinde hem hastalığı ile hem de seramik ile uğraşır.Dünya çapında ödüller,burslar alır.
Çok tehlikeli bir ameliyatla hasta ciğerlerinden birini aldırır.Erkek kardeşinin kızı olan Sara’yı gelinlerinin itirazına rağmen evlat edinir.Çocuklara duyduğu özlemi onunla gidermeye çalışır.Füreya da yurdun çeşitli yerlerinde ölümsüz sanat eserleri yaratır.
Bundan sonraki yaşantısı tamamen sanata ve seramiğe yönelik olur.Seramik adına Türkiye’deki bir çok ilki gerçekleştirir ve daha sonra 87 yaşında vefat eder.
3. KİTABIN ANA FİKRİ:
Sanatçıların hayatlarının normal insanların hayatlarından farklı olduğu, yaşamlarının mücadele,heyecan ve sevgi dolu olduğunu bize açıkcagösteriyor.Ayrıca bir Türk sanatçının yapabileceklerinin ne kadar fazla olduğu belirtiliyor.
4.OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
FÜREYA:Hayatının tamamını yakınını seramik sanatçılığına adamış, kurallara meydan okuyabilen, risk almayı seven, yapılmamışı yapmaya çalışan bir kişiliği vardır. Aynı zamanda ülkesine güzel hizmetlerde bulunmuş ve fiziksel olarak güzel ve çok alımlı bir yapıya sahiptir.
KILIÇ ALİ: Hayatının büyük bir bölümünü Atatürk’e adamış ve zamanla daha üst makamlara yükselmiş bir askerdir. Füreya ile aralarındaki yaş farkının fazla olmasına rağmen ve onu sevmiş ve saygı duymuştur. Fedakarlığı seven bir yapısı vardır. Olgun kişiliği etrafını etkilemesine yardımcı olmuştur.
FAHRÜNİSSA: Füreya’nın seramiğe başlamasına neden olan en önemli kişidir. Sevecen ve canlı olması etrafınca beğenilmesine neden olmuştur. Ömrü boyunca Füreya’nın yanında yer almıştır.
HAKKİYE HANIM: Annesi. Ailesi tarafından zorla evlendirilmiştir.
5. KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLERİM:
Bukitap sadece Cumhuriyet Devrinin ilk kadın seramik sanatçısı olan Füreya’nın hayatını anlatmakla kalmıyor bununla beraber Osmanlının son dönemi ve Cumhuriyetin ilk yıllarındaki olaylara tanıklık etmesi yönünden bize geniş bilgiler vererek aydınlanmamızı sağlıyor. Okuyacaklar için yararlı bir kitap olacağına inanıyorum.
6. YAZARIN HAYATI:
Arnavutköy Amerikan Kız Koleji Edebiyat bölümünü bitirdi. Çeşitli gazete ve dergilerde editör ve muhabir olarak çalıştı. Uzun yıllar televizyon, reklam ve sinema filmlerinde sahne yapımcısı, sanat yönetmeni ve senarist olarak görev yaptı. Öykülerden oluşan ilk kitabı Güneşe Dön Yüzünü 1984 yılında yayınlandı. Bu kitaptaki "Gülizar" adlı öyküyü, Kırık Bebek adı ile senaryolaştırıldı ve bu sinema filmi 1986 yılının Kültür Bakanlığı Ödülü’nü kazandı. 1986’da sahne yapımcılığını ve sanat yönetmenliğini üstlendiği Ayaşlı ve Kiracıları adlı dizideki çalışmasıyla Tiyatro Yazarları Derneği’nin En İyi Sanat Yönetmeni Ödülü’nü kazandı. 1996 yılında Münir Nureddin Selçuk’un yaşam öyküsünün anlatıldığı Bir Tatlı Huzur adlı kitabı yayınlandı. Aynı yıl, Foto Sabah Resimleri adıl öyküsü Haldun Taner Öykü Ödülü’nü, bir yıl sonra aynı adı taşıyan kitabı Sait Fait Hikâye Armağa’nı kazandı. 1997’de yayınlanan Adı; Aylin adlı biyografik romanı ile, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından yılın yazarı seçildi. 1998 yılında Geniş Zamanlar adlı öykü kitabı, 1999’da İletişim Fakültesi tarafından yılın romanı seçilmiş olan Sevdalinka ve 2000’de yine bir biyografik roman olan Füreya yayınlandı.
KİTAPLARI;
Güneşe Dön Yüzünü (1984) , Bir Tatlı Huzur (1996), Bir Tatlı Huzur (1996),
Bir Tatlı Huzur (1996), Adı; Aylin (1997), Geniş Zamanlar (1998),Sevdalinka (1999)
Füreya (2000)
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
Fazladan Bir Adam
KİTABIN YAZARI
Jonathan AMES
YAYINEVİ VE ADRESİ
İletişim Yayınları Cağaloğlu / İSTANBUL
BASIM TARİHİ
1998
KİTABIN YAYIM MAKSADI
Louis Ives Adlı Birinin Centilmen Olma Çabaları
KİTABIN ÖZETİ :
Louis Ives, Princeton’ da bir lisede İngilizce öğretmeniydi. Bir gün okulda bulduğu sütyen hayatını değiştirdi. Sütyeni üzerinde denerken umulmadık bir şekilde okul müdürünün karısı tarafından görüldü ve sene sonunda okuldan kovuldu. Kovulduktan sonra Princeton’ da bir süre işsiz gezen Ives, bu durumdan sıkıldı ve burada kendisine yer olmadığını düşündü. Yeni bir iş bulması gerekmekteydi. Bu düşüncelerle New York’ a taşınmayı ve bir centilmen gibi yaşamayı tasarladı. New York’ ta ucuz bir otel odası kiralayacak ve iyi bir iş bulacaktı. Bu amaçlarla New York’ a geldi ve gazete ilanlarına bakmaya başladı. İlanlardan birisi dikkatini çekti ve verilen numarayı aradı. İlan Henry Harrison adında biri tarafından verilmişti. Ives verilen adrese gitti, Mr.Harrison’ la gerekli şartları konuştu ve anlaştı. Kiralamaya karar verdi ve birkaç gün sonra da odasına taşındı. Mr. Harrison biraz yaşlı birisiydi ancak dinçti. Yaşlı bayan arkadaşları vardı ve genellikle her akşam yemeklere ve davetlere giderdi. Ayrıca öğretmenlik yapmaktaydı. Ives’ e göre o gerçek bir centilmendi ve onun gibi centilmen olmayı istiyordu.
Louis Ives taşındıktan bir süre sonra Terra adlı bir çevre dergisinde işe girdi. İşi ve aldığı maaş fena değildi. Bu arada Ives, Henry’ den centilmenliğin püf noktalarını öğreniyordu. İki ev arkadaşı birbirlerini daha iyi tanımaya çalışıyorlardı. Henry, Ives’ ın bir Yahudi olduğunu öğrenir ama bunu sorun yapmaz.
Ives çocukluğundan beri kadınlara ilgi duyuyordu. Onlar gibi olmak, onların nasıl davrandıklarını bilmek istiyordu. Bunun için bazen annesinin çamaşırlarını giyiyordu. Kadın olmak nasıl bir şeydi? Bunu merak ediyordu. Okuldan kovulmasına neden olan olayda bu merakı yüzündendi. New York’ a taşınınca da bu merakından vazgeçmedi. Gazete ilanlarından faydalanarak transseksüellerle travestilere hizmet veren "Sally’s" adında bir kulübe gitmeye başladı. Bu arada bütün bunları Henry’ den sakladı. Kulüpte Wendy ve Miss Pepper aldı transseksüellerle tanıştı. Bir süre sonra kendi kişiliğine kızarak bu kulübe gitmemeye kara verdi ve gitmedi de.
Ives’ ın New York’ ta bir teyzesi vardı. Şükran günü teyzesini aradı ve onu ziyarete gitti. Teyzesi bu ziyaretten son derece memnun oldu. Birlikte çok güzel vakit geçirdiler. Ives tekrar geleceğine dair söz vererek teyzesinden ayrıldı. Bu arada Henry her yıl olduğu gibi yine okullar kapanınca Florida’ ya gitmeyi planlamaktadır. Ancak bir gün arabasıyla kaza yapar. Henry, arabasının kendisini Florida’ ya götüremeyeceğine karar verir. Bunun için yeni ve ucuz bir araba satın almak ister ancak bir türlü bulamaz.
Henry, Florida’ da Lois adında bir kadının evinde kalıyordu. Ancak şimdilerde araları bozuktu. Henry hem aralarındaki soğukluğu gidermek hem de Lois’ in evine kendini davet ettirmek için onunda olduğu bir davete giderler. Ancak Lois’ den gerekil yakınlığı bulamazlar. Henry’ nin bütün bu olaylara canı sıkılır ve araba park etme yüzünden Ives’ a bağırır. Ives buna alınır ve bir süre Ives ve Henry birbirlerine soğuk davrandılar. Ives biraz da Henry ile karşılaşmamak için geceleri yine Sally’s’e gitmeye başlar. Aslında Ives Henry’ yi çok sevmekteydi ve onun centilmenliğine hayrandı.
Bu arada okullar kapanmak üzereydi ve Henry’ nin Florida’ ya gitmesi gerekiyordu. Bu amaçla Henry, Ives ile arasındaki sessizliği bozar ve ondan arabasını ister. Ives, Henry’ nin bu isteğini reddeder. Bu reddetme aralarının tekrar bozulmasına neden olmadı. Henry yılmadan Noel’ e kadar araba aradı ama yoktu.
Noeli Ives teyzesinin evinde, Henry ise Philadelphia’ da geçirdi. Henry, Ives ile birlikte Noel dönüşünde de araba aradı ama bulamadı. Noel akşamı Henry siyatiği yüzünden rahatsızlandı. Ancak komşusu Gershon sayesinde iyileşti. Birkaç gün sonra Henry Florida’ daki bayan arkadaşını onun evinde kalmaya ikna etti ve Florida’ ya gitti. Bu ani gidiş Ives’i üzmüştü.
Ives bir gün aynı yerde çalıştığı Mary’ nin yeni aldığı sütyeni çalmıştı. Onu üzerinde denemek istiyordu. Bunun için erkekleri kadın kılığına sokan bir kadına gitti. Ives kadın kılığına girmiş, istediği olmuştu. Ama o bunu istemesine rağmen pek de hoşuna gitmemişti. O kadın olmak yerine kadınlar tarafından sevilmek istiyordu.
Henry okulların açılma zamanına doğru yeni bir arabayla eve döndü. Ives onun dönmesine sevinmişti. Her ikisi de tekrar davetlere gitmeye başladılar. Ives artık Sally’s’ e gitmiyordu. Bu davetlerin en önemlisi Henry’ nin yakın arkadaşı Mrs. Cudlip’ in davetleriydi. Hatta bir keresinde Ives tek başına Mrs. Cudlip’ e refakatçılık yapmıştı ve bundan hoşlanmıştı.
İlk baharı’ ın ilk günlerinde Henry’ nin eski kiracısı Bellman onu düğününe davet etti. Henry bu davete uydu. Evde yalnız kalan Ives biraz da Henry’ nin gitmesine üzüldüğü için Sally’s’ e gitti ve orada tanıştığı bir transseksüel kızı eve getirdi. Düğünden erken dönen Henry, Ives’ ı transseksüel kızla çıplak olarak evde gördü. Henry bu duruma kızdı ve Ives’ i evden kovdu. Ertesi sabah eve taşınmak üzere geldiğinde Henry’ nin kızgınlığı geçmişti. Durumu normal karşıladı. Bu Ives’ ın moralini yerine getirdi. Dostlukları daha da pekişti ve birlikte bir yaz Rusya’ ya gitmeye karar verdiler.
Fazladan Bir Adam
KİTABIN YAZARI
Jonathan AMES
YAYINEVİ VE ADRESİ
İletişim Yayınları Cağaloğlu / İSTANBUL
BASIM TARİHİ
1998
KİTABIN YAYIM MAKSADI
Louis Ives Adlı Birinin Centilmen Olma Çabaları
KİTABIN ÖZETİ :
Louis Ives, Princeton’ da bir lisede İngilizce öğretmeniydi. Bir gün okulda bulduğu sütyen hayatını değiştirdi. Sütyeni üzerinde denerken umulmadık bir şekilde okul müdürünün karısı tarafından görüldü ve sene sonunda okuldan kovuldu. Kovulduktan sonra Princeton’ da bir süre işsiz gezen Ives, bu durumdan sıkıldı ve burada kendisine yer olmadığını düşündü. Yeni bir iş bulması gerekmekteydi. Bu düşüncelerle New York’ a taşınmayı ve bir centilmen gibi yaşamayı tasarladı. New York’ ta ucuz bir otel odası kiralayacak ve iyi bir iş bulacaktı. Bu amaçlarla New York’ a geldi ve gazete ilanlarına bakmaya başladı. İlanlardan birisi dikkatini çekti ve verilen numarayı aradı. İlan Henry Harrison adında biri tarafından verilmişti. Ives verilen adrese gitti, Mr.Harrison’ la gerekli şartları konuştu ve anlaştı. Kiralamaya karar verdi ve birkaç gün sonra da odasına taşındı. Mr. Harrison biraz yaşlı birisiydi ancak dinçti. Yaşlı bayan arkadaşları vardı ve genellikle her akşam yemeklere ve davetlere giderdi. Ayrıca öğretmenlik yapmaktaydı. Ives’ e göre o gerçek bir centilmendi ve onun gibi centilmen olmayı istiyordu.
Louis Ives taşındıktan bir süre sonra Terra adlı bir çevre dergisinde işe girdi. İşi ve aldığı maaş fena değildi. Bu arada Ives, Henry’ den centilmenliğin püf noktalarını öğreniyordu. İki ev arkadaşı birbirlerini daha iyi tanımaya çalışıyorlardı. Henry, Ives’ ın bir Yahudi olduğunu öğrenir ama bunu sorun yapmaz.
Ives çocukluğundan beri kadınlara ilgi duyuyordu. Onlar gibi olmak, onların nasıl davrandıklarını bilmek istiyordu. Bunun için bazen annesinin çamaşırlarını giyiyordu. Kadın olmak nasıl bir şeydi? Bunu merak ediyordu. Okuldan kovulmasına neden olan olayda bu merakı yüzündendi. New York’ a taşınınca da bu merakından vazgeçmedi. Gazete ilanlarından faydalanarak transseksüellerle travestilere hizmet veren "Sally’s" adında bir kulübe gitmeye başladı. Bu arada bütün bunları Henry’ den sakladı. Kulüpte Wendy ve Miss Pepper aldı transseksüellerle tanıştı. Bir süre sonra kendi kişiliğine kızarak bu kulübe gitmemeye kara verdi ve gitmedi de.
Ives’ ın New York’ ta bir teyzesi vardı. Şükran günü teyzesini aradı ve onu ziyarete gitti. Teyzesi bu ziyaretten son derece memnun oldu. Birlikte çok güzel vakit geçirdiler. Ives tekrar geleceğine dair söz vererek teyzesinden ayrıldı. Bu arada Henry her yıl olduğu gibi yine okullar kapanınca Florida’ ya gitmeyi planlamaktadır. Ancak bir gün arabasıyla kaza yapar. Henry, arabasının kendisini Florida’ ya götüremeyeceğine karar verir. Bunun için yeni ve ucuz bir araba satın almak ister ancak bir türlü bulamaz.
Henry, Florida’ da Lois adında bir kadının evinde kalıyordu. Ancak şimdilerde araları bozuktu. Henry hem aralarındaki soğukluğu gidermek hem de Lois’ in evine kendini davet ettirmek için onunda olduğu bir davete giderler. Ancak Lois’ den gerekil yakınlığı bulamazlar. Henry’ nin bütün bu olaylara canı sıkılır ve araba park etme yüzünden Ives’ a bağırır. Ives buna alınır ve bir süre Ives ve Henry birbirlerine soğuk davrandılar. Ives biraz da Henry ile karşılaşmamak için geceleri yine Sally’s’e gitmeye başlar. Aslında Ives Henry’ yi çok sevmekteydi ve onun centilmenliğine hayrandı.
Bu arada okullar kapanmak üzereydi ve Henry’ nin Florida’ ya gitmesi gerekiyordu. Bu amaçla Henry, Ives ile arasındaki sessizliği bozar ve ondan arabasını ister. Ives, Henry’ nin bu isteğini reddeder. Bu reddetme aralarının tekrar bozulmasına neden olmadı. Henry yılmadan Noel’ e kadar araba aradı ama yoktu.
Noeli Ives teyzesinin evinde, Henry ise Philadelphia’ da geçirdi. Henry, Ives ile birlikte Noel dönüşünde de araba aradı ama bulamadı. Noel akşamı Henry siyatiği yüzünden rahatsızlandı. Ancak komşusu Gershon sayesinde iyileşti. Birkaç gün sonra Henry Florida’ daki bayan arkadaşını onun evinde kalmaya ikna etti ve Florida’ ya gitti. Bu ani gidiş Ives’i üzmüştü.
Ives bir gün aynı yerde çalıştığı Mary’ nin yeni aldığı sütyeni çalmıştı. Onu üzerinde denemek istiyordu. Bunun için erkekleri kadın kılığına sokan bir kadına gitti. Ives kadın kılığına girmiş, istediği olmuştu. Ama o bunu istemesine rağmen pek de hoşuna gitmemişti. O kadın olmak yerine kadınlar tarafından sevilmek istiyordu.
Henry okulların açılma zamanına doğru yeni bir arabayla eve döndü. Ives onun dönmesine sevinmişti. Her ikisi de tekrar davetlere gitmeye başladılar. Ives artık Sally’s’ e gitmiyordu. Bu davetlerin en önemlisi Henry’ nin yakın arkadaşı Mrs. Cudlip’ in davetleriydi. Hatta bir keresinde Ives tek başına Mrs. Cudlip’ e refakatçılık yapmıştı ve bundan hoşlanmıştı.
İlk baharı’ ın ilk günlerinde Henry’ nin eski kiracısı Bellman onu düğününe davet etti. Henry bu davete uydu. Evde yalnız kalan Ives biraz da Henry’ nin gitmesine üzüldüğü için Sally’s’ e gitti ve orada tanıştığı bir transseksüel kızı eve getirdi. Düğünden erken dönen Henry, Ives’ ı transseksüel kızla çıplak olarak evde gördü. Henry bu duruma kızdı ve Ives’ i evden kovdu. Ertesi sabah eve taşınmak üzere geldiğinde Henry’ nin kızgınlığı geçmişti. Durumu normal karşıladı. Bu Ives’ ın moralini yerine getirdi. Dostlukları daha da pekişti ve birlikte bir yaz Rusya’ ya gitmeye karar verdiler.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI:KORKUNÇ YILLAR
KİTABIN YAZARI:CENGİZ DAĞCI
BASIM YERİ VE YAYIN EVİ:İSTANBUL MATBAA VARLIK YAYINEVİ
BASIM YILI:1975
1.KİTABIN KONUSU:Milli duyguları ve vatan sevgisi çok yüksek olan birinin vatanına kavuşmak ve rus baskısından kurtulmak için verdiği çabayı anlatıyor.
2.KİTAP ÖZETİ: Sâdık, Kırım'da, Akmesçit'e bağlı Kızıltaş köyünde doğmuştur. Kızıltaş Karadeniz kıyısında şirin bir köydür. Ama Ruslar burada yaşayan Türkleri rahat bırakmazlar. Sık sık baskınlar düzenleyerek köyün, Kırım çapında da milletin ileri gelenlerini, aydınları tutuklayıp sürerler veya hapse atarlar. Rusların hedefi; diliyle, diniyle, medeniyetiyle Türk kültürünü yok etmektir. Camileri yıkarlar, tarihi eserleri harabederler. Sık sık alfabe değiştirerek Türk dilini unutturmaya, Türklerin birbirleriyle irtibatlarını kesmeye çalışırlar.
Kırım Türk'lerinin orta yaşlıları milliyetçidirler. Bu duyguyu evlâtlarına da aşılarlar, onlara "Kuzu Kurpeç" ve "Çora Batır" gibi kahramanlık destanlarıyla, "Siyer-i Nebi" gibi dini kitapları anlatırlar ve okurlar. Sâdık'ın babası Hüseyin Ağa da bu çeşit Kırımlılardandır. Mekteplerde dine ve milliyetçiliğe —bilhassa Türk milliyetçiliğine— insafsızca hücumlar yapılmasına rağmen, evlerdeki aile mektepleri, çocukların büyük bir ekseriyetini Türk milliyetçisi olarak yetiştirir. Sadık da, bu aile mekteplerinde yetişen milliyetçi gençlerdendir.
Tabii resmi mekteplerin tesirinde kalıp, Rus'lara hizmet eden Kırımlılar da mevcuttur. Korkunç Yıllardaki Süleyman, bu kategorideki gençlerdendir. Fakat bunlar da hâdiselere tam nüfuz ettikten sonra, ekseriya yaşlı neslin fikirlerine sahip olurlar. Korkunç Yıllardaki Süleyman ve O Topraklar Bizimdi romanındaki Selim, gerçeklerle karşılaştıktan sonra hep Türk milliyetçiliğine iltica ederler. Bu dört eserde ihanetini sürdüren tek şahıs, O Topraklar Bizimdi'deki Salavat Morcan'dır.
Sâdık ailesiyle birlikte önce, Akmesçil'le bir tavuk kümesine yerleşir. Sonra orta kumandan mektebine giderek Rus ordusunda subay olur. İkinci dünya harbine tank teğmeni olarak katılır. Ukrayna'da Almanlara esir düşer. Esir kamplarında çeşitli meşakkatler çeker. Ama bu kamplardaki esir Türkler arasında çok kuvvetli bir bağlılık vardır. Birbirlerine hayatları pahasına yardım ederler. Bu eserlerde dikkati çeken bir husus da, Kırım topraklarında doğup büyümüş olanların -Ermeni, Yahudi, Rum veya Rus olsun- birbirlerine vatan bağlarıyla bağlı olmaları ve yardımlaşmalarıdır.
Sâdık esir kamplarında, bir Kırımçak'ın (Kırımlı Yahudi) yardımıyla hemşehrilerini bulur, yine Kırımlı bir Ermeni'nin yardımıyla zindandan kurtulur. Kırımlı İskender'in yardımıyla da ahçı olur. Bu, onun esaret hayatının dönüm noktasıdır. Alıcılıktan sonra bir Alman başçavuşunun emir eri olur. Onun hizmetinde bulunur. Başçavuş cepheye tayin olunca da Sâdık'ı Alman casus mektebine götürüp, Rusya'da Almanlar hesabına casusluk yapmasını teklif ederler. Sâdık bunu reddedince, onu yeni teşkil edilen Türkistan ordusuna götürürler. Roman Almanların düzenledikleri, bir toplantıda, Türkistanlıların üzerlerindeki Rus üniformalarının yakılıp, Alman üniformalarının giyilmesiyle son bulur.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:Tüm baskılara ve zulumlara rağmen gerçekten inanmış bir milletin, vatan ve millet sevgisinin hiç bir zaman yok edilemiyeceğini anlatıyor.
4.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:Kitapta sadık TURHA’NIN yaşadığı zor günler çok güzel anlatılmış.Esir kampından kaçış ve sonra tekrar savaşa girmesi okuyucuyu heyecan içinde bırakan bir anlatımla yazılmış.
5.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Kırım'ın Yalta şehrinin Kızıltaş köyünde doğdu. Çocukluğu kıtlık, yoksulluk, deprem gibi tabii afetler yanında Rus emperyalizminin zulmü ve büyük baskılar altında geçti. İlköğrenimi köyünde ve Akmescit'te yaptı. aynı şehirde ortaokulu bitirdi (1938). Kırım Pedagoji Enstitüsü ikinci sınıfında iken İkinci Dünya Savaşı çıktı.1940 yılında Sovyet ordusunda subay olarak II. Dünya Savaşı'na katıldı. 1941'de Ukrayna cephesinde Almanlara tank teğmeni rütbesi ile esir düştü. Almanların yenilmesi üzerine esir kampından kurtularak müttefik devletler safına sığındı. 1946'da Londra'ya yerleşti. 1990'da kalp ameliyatı geçirene kadar Londra'da bir lokanta işletti.
Eserlerinde Kırım Türklerinin Rusların zulmü altındaki hayatını anlatır. Türk edebiyatının en güçlü yazarlarındandır. Hüzünlü bir üslûbu vardır. Romanlarında Kırım Türklerinin 1928'den sonra Sovyet komünist emperyalizminin boyunduruğu altında çektiği acıları dile getirir, bir yurdun gasp edilişini anlatır. Aslında konularında büyük sömürü savaşlarında savuşan mantığın boşluğunu dolduran toplumsal çılgınlığın içinde insanın kendini arayışı, zulme başkaldırma haysiyetinin kazanılması gibi evrensel boyutlar vardır. Bunun yanında anlatılan olayların gerçekten yaşanmış olması da eserlerine ayrı bir kuvvet katmaktadır.
Eserleri Varlık Yayınları ve son yıllarda da Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanmıştır.
ESRLERİ: (1957) , Onlar da İnsandı (1958) , Ölüm ve K: Korkunç Yıllar (1956) , Yurdunu Kaybeden Adam orku Günleri (1962) , O Topraklar Bizimdi (1966) , Kolhozda Hayat (1966) , Dönüş (1968) , Genç Temuçin (1969) , Badem Dalına Asılı Bebekler (1970) , Üşüyen Sokak (1972), Anneme Mektuplar (1988), Benim Gibi Biri (1988), Yoldaşlar (1992), Hatıralar (1995), Biz Beraber Geçtik Bu Yolu (1996), Yansılar I (1988), Yansılar II (1990), Yansılar III (1991), Yansılar IV (1993),Yansılar V , Yansılardan Kalan, Ben ve İçimdeki Ben (1994), Haluk'un Defterinden Londra Mektupları (1996), Hatıralarda Cengiz Dağcı (1998), Bay Markus' un Kopeği, Bay John Marple'ın Son Yolculuğu, Oy Markus Oy, Regina (2000), Rüyalarda Ana ve Küçük Alimcan (Bir Kırım Öyküsü) (2001).
KİTABIN YAZARI:CENGİZ DAĞCI
BASIM YERİ VE YAYIN EVİ:İSTANBUL MATBAA VARLIK YAYINEVİ
BASIM YILI:1975
1.KİTABIN KONUSU:Milli duyguları ve vatan sevgisi çok yüksek olan birinin vatanına kavuşmak ve rus baskısından kurtulmak için verdiği çabayı anlatıyor.
2.KİTAP ÖZETİ: Sâdık, Kırım'da, Akmesçit'e bağlı Kızıltaş köyünde doğmuştur. Kızıltaş Karadeniz kıyısında şirin bir köydür. Ama Ruslar burada yaşayan Türkleri rahat bırakmazlar. Sık sık baskınlar düzenleyerek köyün, Kırım çapında da milletin ileri gelenlerini, aydınları tutuklayıp sürerler veya hapse atarlar. Rusların hedefi; diliyle, diniyle, medeniyetiyle Türk kültürünü yok etmektir. Camileri yıkarlar, tarihi eserleri harabederler. Sık sık alfabe değiştirerek Türk dilini unutturmaya, Türklerin birbirleriyle irtibatlarını kesmeye çalışırlar.
Kırım Türk'lerinin orta yaşlıları milliyetçidirler. Bu duyguyu evlâtlarına da aşılarlar, onlara "Kuzu Kurpeç" ve "Çora Batır" gibi kahramanlık destanlarıyla, "Siyer-i Nebi" gibi dini kitapları anlatırlar ve okurlar. Sâdık'ın babası Hüseyin Ağa da bu çeşit Kırımlılardandır. Mekteplerde dine ve milliyetçiliğe —bilhassa Türk milliyetçiliğine— insafsızca hücumlar yapılmasına rağmen, evlerdeki aile mektepleri, çocukların büyük bir ekseriyetini Türk milliyetçisi olarak yetiştirir. Sadık da, bu aile mekteplerinde yetişen milliyetçi gençlerdendir.
Tabii resmi mekteplerin tesirinde kalıp, Rus'lara hizmet eden Kırımlılar da mevcuttur. Korkunç Yıllardaki Süleyman, bu kategorideki gençlerdendir. Fakat bunlar da hâdiselere tam nüfuz ettikten sonra, ekseriya yaşlı neslin fikirlerine sahip olurlar. Korkunç Yıllardaki Süleyman ve O Topraklar Bizimdi romanındaki Selim, gerçeklerle karşılaştıktan sonra hep Türk milliyetçiliğine iltica ederler. Bu dört eserde ihanetini sürdüren tek şahıs, O Topraklar Bizimdi'deki Salavat Morcan'dır.
Sâdık ailesiyle birlikte önce, Akmesçil'le bir tavuk kümesine yerleşir. Sonra orta kumandan mektebine giderek Rus ordusunda subay olur. İkinci dünya harbine tank teğmeni olarak katılır. Ukrayna'da Almanlara esir düşer. Esir kamplarında çeşitli meşakkatler çeker. Ama bu kamplardaki esir Türkler arasında çok kuvvetli bir bağlılık vardır. Birbirlerine hayatları pahasına yardım ederler. Bu eserlerde dikkati çeken bir husus da, Kırım topraklarında doğup büyümüş olanların -Ermeni, Yahudi, Rum veya Rus olsun- birbirlerine vatan bağlarıyla bağlı olmaları ve yardımlaşmalarıdır.
Sâdık esir kamplarında, bir Kırımçak'ın (Kırımlı Yahudi) yardımıyla hemşehrilerini bulur, yine Kırımlı bir Ermeni'nin yardımıyla zindandan kurtulur. Kırımlı İskender'in yardımıyla da ahçı olur. Bu, onun esaret hayatının dönüm noktasıdır. Alıcılıktan sonra bir Alman başçavuşunun emir eri olur. Onun hizmetinde bulunur. Başçavuş cepheye tayin olunca da Sâdık'ı Alman casus mektebine götürüp, Rusya'da Almanlar hesabına casusluk yapmasını teklif ederler. Sâdık bunu reddedince, onu yeni teşkil edilen Türkistan ordusuna götürürler. Roman Almanların düzenledikleri, bir toplantıda, Türkistanlıların üzerlerindeki Rus üniformalarının yakılıp, Alman üniformalarının giyilmesiyle son bulur.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:Tüm baskılara ve zulumlara rağmen gerçekten inanmış bir milletin, vatan ve millet sevgisinin hiç bir zaman yok edilemiyeceğini anlatıyor.
4.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:Kitapta sadık TURHA’NIN yaşadığı zor günler çok güzel anlatılmış.Esir kampından kaçış ve sonra tekrar savaşa girmesi okuyucuyu heyecan içinde bırakan bir anlatımla yazılmış.
5.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Kırım'ın Yalta şehrinin Kızıltaş köyünde doğdu. Çocukluğu kıtlık, yoksulluk, deprem gibi tabii afetler yanında Rus emperyalizminin zulmü ve büyük baskılar altında geçti. İlköğrenimi köyünde ve Akmescit'te yaptı. aynı şehirde ortaokulu bitirdi (1938). Kırım Pedagoji Enstitüsü ikinci sınıfında iken İkinci Dünya Savaşı çıktı.1940 yılında Sovyet ordusunda subay olarak II. Dünya Savaşı'na katıldı. 1941'de Ukrayna cephesinde Almanlara tank teğmeni rütbesi ile esir düştü. Almanların yenilmesi üzerine esir kampından kurtularak müttefik devletler safına sığındı. 1946'da Londra'ya yerleşti. 1990'da kalp ameliyatı geçirene kadar Londra'da bir lokanta işletti.
Eserlerinde Kırım Türklerinin Rusların zulmü altındaki hayatını anlatır. Türk edebiyatının en güçlü yazarlarındandır. Hüzünlü bir üslûbu vardır. Romanlarında Kırım Türklerinin 1928'den sonra Sovyet komünist emperyalizminin boyunduruğu altında çektiği acıları dile getirir, bir yurdun gasp edilişini anlatır. Aslında konularında büyük sömürü savaşlarında savuşan mantığın boşluğunu dolduran toplumsal çılgınlığın içinde insanın kendini arayışı, zulme başkaldırma haysiyetinin kazanılması gibi evrensel boyutlar vardır. Bunun yanında anlatılan olayların gerçekten yaşanmış olması da eserlerine ayrı bir kuvvet katmaktadır.
Eserleri Varlık Yayınları ve son yıllarda da Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanmıştır.
ESRLERİ: (1957) , Onlar da İnsandı (1958) , Ölüm ve K: Korkunç Yıllar (1956) , Yurdunu Kaybeden Adam orku Günleri (1962) , O Topraklar Bizimdi (1966) , Kolhozda Hayat (1966) , Dönüş (1968) , Genç Temuçin (1969) , Badem Dalına Asılı Bebekler (1970) , Üşüyen Sokak (1972), Anneme Mektuplar (1988), Benim Gibi Biri (1988), Yoldaşlar (1992), Hatıralar (1995), Biz Beraber Geçtik Bu Yolu (1996), Yansılar I (1988), Yansılar II (1990), Yansılar III (1991), Yansılar IV (1993),Yansılar V , Yansılardan Kalan, Ben ve İçimdeki Ben (1994), Haluk'un Defterinden Londra Mektupları (1996), Hatıralarda Cengiz Dağcı (1998), Bay Markus' un Kopeği, Bay John Marple'ın Son Yolculuğu, Oy Markus Oy, Regina (2000), Rüyalarda Ana ve Küçük Alimcan (Bir Kırım Öyküsü) (2001).
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
YABAN
KİTABIN YAZARI
YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU
YAYIN EVİ VE ADRESİ
BERİKAN YAYINLARI
BASIM YILI
1990
1.KİTABIN KONUSU: Ahmet celal adında bir yedek subayın bir köyde yaşadıklarını anlatır.
2.KİTABIN ÖZETİ:
. Yakup Kadri Karaosmanoglu romanci kisiliginin en güçlü asamasini "Yaban" romani ile vurgular. Romanin ana konusu Kurtulus Savasi dönemindeki köy gerçegiyle bir Türk aydininin karsi karsiya gelmesidir. Romanin kahramani Ahmet Celal, Çanakkale'de aldigi bir kursun yarasiyla sag kolunu kaybeder. Harp malulü bir gazi olarak yapayalnizdir. Istanbul'un isgali üzerine hizmet eri Mehmet Ali'nin Porsuk çayi yöresindeki köyüne gider. Sehirden her gün gazete getirterek coskuyla savasi izler. Firsat buldukça köylülere durumun önemini anlatir. Köylüler agalarina baglidirlar. Onun yalan yanlis sözlerinin etkisiyle Ahmet Celal'i dinlemezler. O köyde umdugu yakinligi bulamaz.
Köylülere göre Ahmet Celal bir yabandir. Konusmasi, tavirlari, giyimi, düsünceleri, duyarligiyla onlarin dünyalarinin disindadir. Kafasindaki, benligindeki acilardan kurtulmak için buraya gelmistir. Ama olaylar bunun olanaksiz oldugunu gösterir. Ilk günden beri köye uyum saglamaya çalisir. Fakat nedenini bilmedigi etkenlerden dolayi uyum saglayamaz. M.Ali'ye göre bunun sebebi, her gün tras olmak, bu dagin basinda sabah aksam dis firçalamak, saç taramak ve geceleri kitap okumaktir. Ama bunlar A.Celal'in tutkularidir. Ahmet Celal'in bu ilk defa Türk köylüsüyle karsi karsiya gelmesidir. Yoksulluk, cahillik ve pislik içerisinde yüzen köylülerimizin yürekler acisi durumuyla adeta soke olur. Çiplak doganin ortasindaki bu köyde herkes, çikarci Salih Aga'nin buyrugu altindadir. O ne derse olur. Yillar yili emek verdigi hizmet eri Mehmet Ali bile subayina degil, agasina inanir. Mehmet Ali'nin anasi Zeynep Kadin ile kardesi Ismail, Ahmet Celal'in bulabildigi dostlaridir. Ailenin reisi olan Zeynep Kadin, zor kosullarda bile bir mese kütügü kadar saglamdir. Ismail yasina göre daha çocuksu ve cüce görünüslüdür.
Bütün bu olumsuz durumlara üzülen genç Subay bunalim geçirir. Hava almak için çiktigi bir günde komsu köyden bir kiza elinde olmayarak asik olur. Bu askini Donkisot ile Dulcine'ye benzetir.
Köyde Mustafa Kemal'in açtigi Kurtulus Savasini anlatmaya çalisan Ahmet Celal'a kimse inanmaz. Köy halki baska anlayis içindedir. Her yil köye gelen Seyh Yusuf'un zehirli düsünceleri, köylünün inançlari olur. Ahmet Celal, okumus ile okumamis insanlar arasindaki o derin uçurumu tüm çiplakligi ile yasar. Anadolu'nun yüzyillar boyunca ihmal edilmisligini anlar. Hergün olup bitenleri ani defterine yazar. Öte yandan, Yunanlilar köyleri yagmalar, atese verir, halka iskence ederler. Bir gün Ahmet Celal'in bulundugu köye girerler. Köylüler kaçarak dereye gizlenirler. Ahmet Celal ise, herseye karsin, Türk askerlerinin gelecegine ve Zaferin onlardan yana olacagina inanir. Düsman onlari kolaylikla bulur, yakalayip köy meydaninda öldürür. Ahmet Celal ile Emine de vardir aralarinda. Genç subay, bir ara, karisikliktan yararlanarak Emine'nin elini tutar, birlikte kosmaya baslarlar. Düsman ates açar, ikisi de yaralanirlar. Zorlukla köyün mezarligina ulasirlar. Orada sabaha kadar beklerler. Ertesi gün yola çikacaklardir. Fakat Emine yürüyecek halde degildir yarasi agirdir. Ahmet Celal yazdigi bir defteri kizin eline sikistirir. Bilinmeyen bir gelecege dogru umutsuzca yürür gider.
3.KİTABIN ANA FİKRİ: romanda köy insaninin kendi iliskilerini ve toplumsal olaylar karsisindaki tavrini islemiştir.
4.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Romanda belirtildigine göre, sehirden gelmis her aydin, köylü için bir "Yaban"dir. Eserin birçok yerlerinde yukardaki örneklerde görüldügü üzere köylü-aydin iliskisi üzerine, roman sinirini asip makale sinirina giren ve yazarin kisiligini açikça ortaya koyan sahifeler vardir. Yazarin deyimiyle "hikayeyi bölük pörçük eden bu feryadimsi hutbeler" ve bu çesit olaylarla Yaban'in hemen her tarafi tiklim tiklim doludur. Bu tutum, realist bir eserde, roman teknigi bakimindan bagislanamayacak önemli bir kusurdur.(7) Ahmet Celal köylülerle kaynasip kendini yenilemek istemektedir. "Onlar gibi olmak, onlar gibi oturup kalkmak, onlarin diliyle konusmak. Haydi bunlarin hepsini yapayim. Fakat onlar gibi nasil düsünebilirim? gibi sorularla bunun bir yerde imkansiz oldugunu vurgular. Kisi ile toplum arasindaki uyum tek dis görünüsle olmaz. Kisi düsünce ve hissetme yönüyle ayni olmalidir. Romanin tezine bu açidan bakilinca degisik bir vurgulama ortaya çikiyor. Aydin ile köylü arasindaki uzakligin romanin tezi oldugunu ileri süren elestirmenler, bu kopuklugu, Osmanli döneminde oldugu gibi, yalnizca kültür ikilesmesinden dogan bir kopukluk gibi görüyorlar. Karaosmanoglu bunu da dile getiriyor kuskusuz, ama Yaban'da vurgulanan karsitlik, vatani kurtarmak için savasan ilerici aydinlarla Kurtulus savasi'na inanmayan gerici köylüler arasindadir. Ahmet Celal ile köylüleri ayri dünyalarin insani yapan, okumus kentli ile cahil köylü arasindaki farkli tutumlardir
5.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ: Yirminci yüzyil edebiyatinin büyük romancisi 27 Mart 1889'da Kahire'de dogdu. Manisa'nin taninmis bir ailesi olan Karaosmanogullari'ndan Abdülkadir Bey'in ogludur. Ortaokul ikinci sinifina kadar Manisa'da okudu. 1903'de Izmir Idadisi'ne (Lisesi'ne) girdi. Sonra ailesiyle birlikte gittigi Misir'da, Fransiz koleji'ne devam etti (1906-1908). Istanbul'a gelerek Fecr-i Ati topluluguna katildi (1909). Bir yandan gazete ve dergilere makale ve hikayeler yaziyor, öte yandan edebiyat ve felsefe ögretmenligi yapiyordu (1910-1917). Kurtulus Savasi yillarinda Anadolu'ya geçti. Sakarya'yi, Bati Cephesi'ni dolasti. Zafer sonu Mardin ve Manisa'dan birkaç kere milletvekili seçildi. Aylik fikir dergisi "Kadro'yu" çikardi (1932-1934). Sirasiyla Tiran, Prag, Lahey, Bern elçiliklerinde bulundu (1934-1942). Emekliye ayrildiktan sonra, verimli bir yazi hayatina atildi. Ulus gazetesi basyazari, Kurucu Meclis üyesi oldu. Manisa milletvekilligi yapti (1961-1965). Anadolu Ajansi Yönetim Kurulu Baskanligi (1965-1974) görevinin yanisira yazarligini sürdürürken Ankara'da öldü (13 Aralik 1974). Istanbul'da Besiktas'taki Yahya Efendi mezarliginda annesinin yaninda topraga verildi.
Yakup Kadri Karaosmanoglu eserlerinde Türk toplumunun Tanzimat'tan Atatürk Türkiyesi dönemlerindeki yasantisini iyi sekilde yansitan, hikaye, makale ve roman yazarimizdir. Anlatiminda kendine özgü bir sanatçi olarak taninmistir. Romanlarinda birbirini tamamliyan bireysel ve toplumsal hayat zinciri tasvir edilir. Yapitlarinda çogunlukla, içinde yasadigi toplumun sorunlari üstünde düsünür. Anadolucu, Atatürkçü, Devletçi, Laik bir görüs içerisindedir. Romanlarindaki tiplerin çogu, iç dünyalari zengin, kötümser, düzensizlik kurbani, törelere, geleneklere bagli kisilerdir. Çözümlemeci, tasvirci, fikir ve tezci yönleri derhal dikkati çeker. Servet-i Fûnûn etkisiyle agirlasan ilk dili, ulusal edebiyat akimini benimsedikten sonra berraklasir. Siir, deneme, makale, ani, monografi, hikaye, tiyatro ve roman türlerinde yazmistir.
(1) Yakup Kadri'nin sanat anlayisinda iki dönem vardir. Birinci dönemde, yazar "Edebiyat-i Cedide "den "Fecr-i Ati"ye geçen "Sanat,sanat içindir" ilkesini benimsemistir. Ikinci dönemde (1916'dan sonra), toplumsal olaylarin etkisiyle, topluma yönelmis, "Sanat, toplumun malidir" görüsüne ulasmistir. Bu dönemde yazdigi hikayelerinde, çogunlukla, Balkan Savasi, Birinci Dünya Savasi ve Kurtulus Savasi ile ilgili gözlemlerinden yararlanmistir.(1)
Romanlari: Kiralik Konak, Nur Baba (1922), Hüküm Gecesi (1927), Sodom ve Gomore (1928), Yaban (1932), Ankara (1934), Bir Sürgün (1937), Panorama (1954) Hikayeleri: Bir Serencam (1913), Rahmet (1922), Milli Savas Hikayeleri (1947) Çesitli Makaleleri: Izmir'den Bursa'ya, Kadinlik ve Kadinlarimiz, Seçme Yazilar ve Ergenekon.
Oyunlari: Nirvana, Veda, Saganak ve Magara'dir.
Mensur Siirleri: Erenlerin Bagindan ve Okun Ucundan'dir.
(1) Cevdet Kudret, Türk edebiyatinda hikaye ve roman s,103
YABAN
KİTABIN YAZARI
YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU
YAYIN EVİ VE ADRESİ
BERİKAN YAYINLARI
BASIM YILI
1990
1.KİTABIN KONUSU: Ahmet celal adında bir yedek subayın bir köyde yaşadıklarını anlatır.
2.KİTABIN ÖZETİ:
. Yakup Kadri Karaosmanoglu romanci kisiliginin en güçlü asamasini "Yaban" romani ile vurgular. Romanin ana konusu Kurtulus Savasi dönemindeki köy gerçegiyle bir Türk aydininin karsi karsiya gelmesidir. Romanin kahramani Ahmet Celal, Çanakkale'de aldigi bir kursun yarasiyla sag kolunu kaybeder. Harp malulü bir gazi olarak yapayalnizdir. Istanbul'un isgali üzerine hizmet eri Mehmet Ali'nin Porsuk çayi yöresindeki köyüne gider. Sehirden her gün gazete getirterek coskuyla savasi izler. Firsat buldukça köylülere durumun önemini anlatir. Köylüler agalarina baglidirlar. Onun yalan yanlis sözlerinin etkisiyle Ahmet Celal'i dinlemezler. O köyde umdugu yakinligi bulamaz.
Köylülere göre Ahmet Celal bir yabandir. Konusmasi, tavirlari, giyimi, düsünceleri, duyarligiyla onlarin dünyalarinin disindadir. Kafasindaki, benligindeki acilardan kurtulmak için buraya gelmistir. Ama olaylar bunun olanaksiz oldugunu gösterir. Ilk günden beri köye uyum saglamaya çalisir. Fakat nedenini bilmedigi etkenlerden dolayi uyum saglayamaz. M.Ali'ye göre bunun sebebi, her gün tras olmak, bu dagin basinda sabah aksam dis firçalamak, saç taramak ve geceleri kitap okumaktir. Ama bunlar A.Celal'in tutkularidir. Ahmet Celal'in bu ilk defa Türk köylüsüyle karsi karsiya gelmesidir. Yoksulluk, cahillik ve pislik içerisinde yüzen köylülerimizin yürekler acisi durumuyla adeta soke olur. Çiplak doganin ortasindaki bu köyde herkes, çikarci Salih Aga'nin buyrugu altindadir. O ne derse olur. Yillar yili emek verdigi hizmet eri Mehmet Ali bile subayina degil, agasina inanir. Mehmet Ali'nin anasi Zeynep Kadin ile kardesi Ismail, Ahmet Celal'in bulabildigi dostlaridir. Ailenin reisi olan Zeynep Kadin, zor kosullarda bile bir mese kütügü kadar saglamdir. Ismail yasina göre daha çocuksu ve cüce görünüslüdür.
Bütün bu olumsuz durumlara üzülen genç Subay bunalim geçirir. Hava almak için çiktigi bir günde komsu köyden bir kiza elinde olmayarak asik olur. Bu askini Donkisot ile Dulcine'ye benzetir.
Köyde Mustafa Kemal'in açtigi Kurtulus Savasini anlatmaya çalisan Ahmet Celal'a kimse inanmaz. Köy halki baska anlayis içindedir. Her yil köye gelen Seyh Yusuf'un zehirli düsünceleri, köylünün inançlari olur. Ahmet Celal, okumus ile okumamis insanlar arasindaki o derin uçurumu tüm çiplakligi ile yasar. Anadolu'nun yüzyillar boyunca ihmal edilmisligini anlar. Hergün olup bitenleri ani defterine yazar. Öte yandan, Yunanlilar köyleri yagmalar, atese verir, halka iskence ederler. Bir gün Ahmet Celal'in bulundugu köye girerler. Köylüler kaçarak dereye gizlenirler. Ahmet Celal ise, herseye karsin, Türk askerlerinin gelecegine ve Zaferin onlardan yana olacagina inanir. Düsman onlari kolaylikla bulur, yakalayip köy meydaninda öldürür. Ahmet Celal ile Emine de vardir aralarinda. Genç subay, bir ara, karisikliktan yararlanarak Emine'nin elini tutar, birlikte kosmaya baslarlar. Düsman ates açar, ikisi de yaralanirlar. Zorlukla köyün mezarligina ulasirlar. Orada sabaha kadar beklerler. Ertesi gün yola çikacaklardir. Fakat Emine yürüyecek halde degildir yarasi agirdir. Ahmet Celal yazdigi bir defteri kizin eline sikistirir. Bilinmeyen bir gelecege dogru umutsuzca yürür gider.
3.KİTABIN ANA FİKRİ: romanda köy insaninin kendi iliskilerini ve toplumsal olaylar karsisindaki tavrini islemiştir.
4.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Romanda belirtildigine göre, sehirden gelmis her aydin, köylü için bir "Yaban"dir. Eserin birçok yerlerinde yukardaki örneklerde görüldügü üzere köylü-aydin iliskisi üzerine, roman sinirini asip makale sinirina giren ve yazarin kisiligini açikça ortaya koyan sahifeler vardir. Yazarin deyimiyle "hikayeyi bölük pörçük eden bu feryadimsi hutbeler" ve bu çesit olaylarla Yaban'in hemen her tarafi tiklim tiklim doludur. Bu tutum, realist bir eserde, roman teknigi bakimindan bagislanamayacak önemli bir kusurdur.(7) Ahmet Celal köylülerle kaynasip kendini yenilemek istemektedir. "Onlar gibi olmak, onlar gibi oturup kalkmak, onlarin diliyle konusmak. Haydi bunlarin hepsini yapayim. Fakat onlar gibi nasil düsünebilirim? gibi sorularla bunun bir yerde imkansiz oldugunu vurgular. Kisi ile toplum arasindaki uyum tek dis görünüsle olmaz. Kisi düsünce ve hissetme yönüyle ayni olmalidir. Romanin tezine bu açidan bakilinca degisik bir vurgulama ortaya çikiyor. Aydin ile köylü arasindaki uzakligin romanin tezi oldugunu ileri süren elestirmenler, bu kopuklugu, Osmanli döneminde oldugu gibi, yalnizca kültür ikilesmesinden dogan bir kopukluk gibi görüyorlar. Karaosmanoglu bunu da dile getiriyor kuskusuz, ama Yaban'da vurgulanan karsitlik, vatani kurtarmak için savasan ilerici aydinlarla Kurtulus savasi'na inanmayan gerici köylüler arasindadir. Ahmet Celal ile köylüleri ayri dünyalarin insani yapan, okumus kentli ile cahil köylü arasindaki farkli tutumlardir
5.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ: Yirminci yüzyil edebiyatinin büyük romancisi 27 Mart 1889'da Kahire'de dogdu. Manisa'nin taninmis bir ailesi olan Karaosmanogullari'ndan Abdülkadir Bey'in ogludur. Ortaokul ikinci sinifina kadar Manisa'da okudu. 1903'de Izmir Idadisi'ne (Lisesi'ne) girdi. Sonra ailesiyle birlikte gittigi Misir'da, Fransiz koleji'ne devam etti (1906-1908). Istanbul'a gelerek Fecr-i Ati topluluguna katildi (1909). Bir yandan gazete ve dergilere makale ve hikayeler yaziyor, öte yandan edebiyat ve felsefe ögretmenligi yapiyordu (1910-1917). Kurtulus Savasi yillarinda Anadolu'ya geçti. Sakarya'yi, Bati Cephesi'ni dolasti. Zafer sonu Mardin ve Manisa'dan birkaç kere milletvekili seçildi. Aylik fikir dergisi "Kadro'yu" çikardi (1932-1934). Sirasiyla Tiran, Prag, Lahey, Bern elçiliklerinde bulundu (1934-1942). Emekliye ayrildiktan sonra, verimli bir yazi hayatina atildi. Ulus gazetesi basyazari, Kurucu Meclis üyesi oldu. Manisa milletvekilligi yapti (1961-1965). Anadolu Ajansi Yönetim Kurulu Baskanligi (1965-1974) görevinin yanisira yazarligini sürdürürken Ankara'da öldü (13 Aralik 1974). Istanbul'da Besiktas'taki Yahya Efendi mezarliginda annesinin yaninda topraga verildi.
Yakup Kadri Karaosmanoglu eserlerinde Türk toplumunun Tanzimat'tan Atatürk Türkiyesi dönemlerindeki yasantisini iyi sekilde yansitan, hikaye, makale ve roman yazarimizdir. Anlatiminda kendine özgü bir sanatçi olarak taninmistir. Romanlarinda birbirini tamamliyan bireysel ve toplumsal hayat zinciri tasvir edilir. Yapitlarinda çogunlukla, içinde yasadigi toplumun sorunlari üstünde düsünür. Anadolucu, Atatürkçü, Devletçi, Laik bir görüs içerisindedir. Romanlarindaki tiplerin çogu, iç dünyalari zengin, kötümser, düzensizlik kurbani, törelere, geleneklere bagli kisilerdir. Çözümlemeci, tasvirci, fikir ve tezci yönleri derhal dikkati çeker. Servet-i Fûnûn etkisiyle agirlasan ilk dili, ulusal edebiyat akimini benimsedikten sonra berraklasir. Siir, deneme, makale, ani, monografi, hikaye, tiyatro ve roman türlerinde yazmistir.
(1) Yakup Kadri'nin sanat anlayisinda iki dönem vardir. Birinci dönemde, yazar "Edebiyat-i Cedide "den "Fecr-i Ati"ye geçen "Sanat,sanat içindir" ilkesini benimsemistir. Ikinci dönemde (1916'dan sonra), toplumsal olaylarin etkisiyle, topluma yönelmis, "Sanat, toplumun malidir" görüsüne ulasmistir. Bu dönemde yazdigi hikayelerinde, çogunlukla, Balkan Savasi, Birinci Dünya Savasi ve Kurtulus Savasi ile ilgili gözlemlerinden yararlanmistir.(1)
Romanlari: Kiralik Konak, Nur Baba (1922), Hüküm Gecesi (1927), Sodom ve Gomore (1928), Yaban (1932), Ankara (1934), Bir Sürgün (1937), Panorama (1954) Hikayeleri: Bir Serencam (1913), Rahmet (1922), Milli Savas Hikayeleri (1947) Çesitli Makaleleri: Izmir'den Bursa'ya, Kadinlik ve Kadinlarimiz, Seçme Yazilar ve Ergenekon.
Oyunlari: Nirvana, Veda, Saganak ve Magara'dir.
Mensur Siirleri: Erenlerin Bagindan ve Okun Ucundan'dir.
(1) Cevdet Kudret, Türk edebiyatinda hikaye ve roman s,103
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
Bir Kadın Düşmanı.
KİTABIN YAZARI
REŞAT NURİ GÜNTEKİN
YAYIN EVİ VE ADRESİ
İNKİLAP ve AKA KİTABEVLERİ KOLL ŞTİ. İsatabul,Ankara caddesi,No.95
BASIM YILI
1982
1. KİTABIN KONUSU : İnsanarası ilişkiler,insanlar,sevgi,hayalkırıklığı
2. KİTABIN ÖZETİ :
Babası Paşa olan Sara annesiyle birlikte ,İstanbul’da oturmakatalar.İstanbul gece hayatıyla şöhret olmasına ragmen Sara bir türlü şehire alışamamkta ve hemde babasını özlemekte.Babasına gitmek için ona mektuplar yazar.Fakat babası kızıyla aynı fikirde değil buna havaların soğuk olması neden olur. Zavalı kızcağız işlerinin düzgün gitmendiği için üzülüyor ve geceleri ağlıyor.Bu sıralarda Saranın dayısı olan Vassat Bey kızı Vesime’yi, Avrupada Hukuk fakultesinde mezun olan genç Remzi Beyle evlendirmeye karar verir ve bu düğüne Sara’yı da davet eder.Onların oturan kasaba Marmara denizinin kıyısında bir küçük kasabaydaıdı.Kasaba küçük olmasına rağmen zenginlerle dolu idi,Sara’nın dayısı da onların birisilerinden.Düğün alayını ,dünyanın en zengin ,en alaylı bir tiyatro kumpanyasına benzetmek için etraf baya uğraşmakta.Sara kasabada kendini iyi hissetmeye.yeni arkadaşlar edinmeye başlar.Arkadaşlarının arasında da sporcuların reisi,bir kadın düşman-Homongolos bulunmakta.Etraftakilerin Homongolos hakkında kötü şeyleri söylediklerine inanarak,Saranın içinde bir nefret duygusu ,ona karşı nir intikam alma isteği fayda olur.Bu intikam sadece kandisi için değil ,tüm kadınlığın adınaydı ve o artık açıkç.a Hamongolosa karşı gerçekten ,ciddice planlar kurarak ,kasabadaki genç kızlarla birlikte Ziya Bey’e savaş açar.Sara’nın maksadı :kadınları sevmeyen Homongolosa ,kendini sevdirerek,ayaklarının altına getirmek ve böylece dehşetli bir intikam almaktır.Daha önceden kurduğu planları ardarda gerçekleştirmeye başlar,fakat bir türlü düşündügü gibi olmamakta.Bu arada düğün hazırlıkları sona erip,Remzi Bey’le Vesime evleniyorlar.Düğünde yaşlılar ile gençler düğün manzarasını süslemekte.Bunların arasında tabi ki sporcular ve onların reisi- Homongolos bulunmakta.Olayların sonunda Sara hanım ‘’ Kadın düşmanını’’ mağlup eder.Konuşma sırasında son dakikada elini tutasken titreyen parmakları can çekişen hastaların eli gibi soğuk olması ,bunu ispatlamakta.O gece ‘’ Yarın sana ziyarete geleceğim’’-diyerek Homongolos ayrılıyor.Fakat o günden sonra Sara Hanım Homongolosu sadece onun mezarında görür.Çünküm Homongolosfeci bir kaza neticesinde ölüyor.Kitabın sonunda ‘’ölüm öyle bir şey ki ,insanı en büyük düşmanlarıla barıştırıyor.’’diyen Sara Hanımın üzücü cümleleriyle bitiyor.
3. KİTABIN ANA FİKRİ : Trajedi,hayat acımasızlıkları
4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
5. [B]Sara ,28 yaşında kendine kapanık,hayatı.doğayı,çocukları seven evlenmemiş genç bir kadın. [/B]
[B]Adnan Paşa ,Tüm hayatını askerliğe veren dürüst ailesini seven bir adam.Saranın babası. [/B]
[BNermine ,Sara’nın arkadaşı.Olayın başından sonuna kadar Sarayla mektuplaşmakta ve onaunla dertlerini paylaşmakta.. [/B]
[B]Remzi Bey , Sara’nın dayısının kızının eşi.Vesimeyi kendisinden çok seven ,iyi bir genç. [/B]
[B]Vesime ,Remzi Bey’in eşi. [/B]
[B]Homongolos , (Bir kadın düşmanı),sporcuların hakiki reisidir. [/B]
6. KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER : Bu kitap SSBC dönemindeki
kapalı olarak o dönemdeki sistemi anlatmaktadır.SSBC’de olan herşeyi kültür kaynaşmasını, 2’ Dünya Savaşını ,beklentilerini…
7. KİTABIN YAZAR HAKKINDAKI KISA BİLGİ :
SOLJENİTSİN ,1918’de Don kıyılarındaki Rostov’da doğdu . Babasını çok küçük yaşında yitirdiğinden öğrenim ve eğitimiyle annesi uğraştı.Rostov Üniversitesinde fizik ve matematik okudu, 1941 yılında mezun oldu. Bu yıllarda süregelen İkinci Dünya Savaşı onu da cepheye aldı.1945’te Doğu Almanya’da savaşırken Stalin aleyhinde konuştuğu gerekçesiyle tutuklandı kısa bir yargılamadan sonra , 10 yıla mahkum edildive çalışma kamplarına gönderildi.
1970 Temmuz’unda aralarında J.P. Sartre ve Simon de Beauvoir’in da bulunduğu elli ünlü yazar 1970 Nobel Edebiyat ödülünü Soljenitsin’e verilmesi için bildiri yayınladılar.
Nobel Kurulu ,sonunda 1970 edebiyat ödülünübu büyük yazara verirken şu gerekçeyi açıkladı:
<<Klasik Rus Edebiyatını sürdüren tek yazar;çağımızın Dostoyevski’si.>>
Soljenitsin’in önemli yapıtlarından bazıları şunlardır:
İvan Denisoviç’in Hayatında Bir Gün- İlk Çember-Matriona’nın Evi-Kanser Koğuşu-Ağustos 14-Gulag Takımadaları
Bir Kadın Düşmanı.
KİTABIN YAZARI
REŞAT NURİ GÜNTEKİN
YAYIN EVİ VE ADRESİ
İNKİLAP ve AKA KİTABEVLERİ KOLL ŞTİ. İsatabul,Ankara caddesi,No.95
BASIM YILI
1982
1. KİTABIN KONUSU : İnsanarası ilişkiler,insanlar,sevgi,hayalkırıklığı
2. KİTABIN ÖZETİ :
Babası Paşa olan Sara annesiyle birlikte ,İstanbul’da oturmakatalar.İstanbul gece hayatıyla şöhret olmasına ragmen Sara bir türlü şehire alışamamkta ve hemde babasını özlemekte.Babasına gitmek için ona mektuplar yazar.Fakat babası kızıyla aynı fikirde değil buna havaların soğuk olması neden olur. Zavalı kızcağız işlerinin düzgün gitmendiği için üzülüyor ve geceleri ağlıyor.Bu sıralarda Saranın dayısı olan Vassat Bey kızı Vesime’yi, Avrupada Hukuk fakultesinde mezun olan genç Remzi Beyle evlendirmeye karar verir ve bu düğüne Sara’yı da davet eder.Onların oturan kasaba Marmara denizinin kıyısında bir küçük kasabaydaıdı.Kasaba küçük olmasına rağmen zenginlerle dolu idi,Sara’nın dayısı da onların birisilerinden.Düğün alayını ,dünyanın en zengin ,en alaylı bir tiyatro kumpanyasına benzetmek için etraf baya uğraşmakta.Sara kasabada kendini iyi hissetmeye.yeni arkadaşlar edinmeye başlar.Arkadaşlarının arasında da sporcuların reisi,bir kadın düşman-Homongolos bulunmakta.Etraftakilerin Homongolos hakkında kötü şeyleri söylediklerine inanarak,Saranın içinde bir nefret duygusu ,ona karşı nir intikam alma isteği fayda olur.Bu intikam sadece kandisi için değil ,tüm kadınlığın adınaydı ve o artık açıkç.a Hamongolosa karşı gerçekten ,ciddice planlar kurarak ,kasabadaki genç kızlarla birlikte Ziya Bey’e savaş açar.Sara’nın maksadı :kadınları sevmeyen Homongolosa ,kendini sevdirerek,ayaklarının altına getirmek ve böylece dehşetli bir intikam almaktır.Daha önceden kurduğu planları ardarda gerçekleştirmeye başlar,fakat bir türlü düşündügü gibi olmamakta.Bu arada düğün hazırlıkları sona erip,Remzi Bey’le Vesime evleniyorlar.Düğünde yaşlılar ile gençler düğün manzarasını süslemekte.Bunların arasında tabi ki sporcular ve onların reisi- Homongolos bulunmakta.Olayların sonunda Sara hanım ‘’ Kadın düşmanını’’ mağlup eder.Konuşma sırasında son dakikada elini tutasken titreyen parmakları can çekişen hastaların eli gibi soğuk olması ,bunu ispatlamakta.O gece ‘’ Yarın sana ziyarete geleceğim’’-diyerek Homongolos ayrılıyor.Fakat o günden sonra Sara Hanım Homongolosu sadece onun mezarında görür.Çünküm Homongolosfeci bir kaza neticesinde ölüyor.Kitabın sonunda ‘’ölüm öyle bir şey ki ,insanı en büyük düşmanlarıla barıştırıyor.’’diyen Sara Hanımın üzücü cümleleriyle bitiyor.
3. KİTABIN ANA FİKRİ : Trajedi,hayat acımasızlıkları
4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
5. [B]Sara ,28 yaşında kendine kapanık,hayatı.doğayı,çocukları seven evlenmemiş genç bir kadın. [/B]
[B]Adnan Paşa ,Tüm hayatını askerliğe veren dürüst ailesini seven bir adam.Saranın babası. [/B]
[BNermine ,Sara’nın arkadaşı.Olayın başından sonuna kadar Sarayla mektuplaşmakta ve onaunla dertlerini paylaşmakta.. [/B]
[B]Remzi Bey , Sara’nın dayısının kızının eşi.Vesimeyi kendisinden çok seven ,iyi bir genç. [/B]
[B]Vesime ,Remzi Bey’in eşi. [/B]
[B]Homongolos , (Bir kadın düşmanı),sporcuların hakiki reisidir. [/B]
6. KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER : Bu kitap SSBC dönemindeki
kapalı olarak o dönemdeki sistemi anlatmaktadır.SSBC’de olan herşeyi kültür kaynaşmasını, 2’ Dünya Savaşını ,beklentilerini…
7. KİTABIN YAZAR HAKKINDAKI KISA BİLGİ :
SOLJENİTSİN ,1918’de Don kıyılarındaki Rostov’da doğdu . Babasını çok küçük yaşında yitirdiğinden öğrenim ve eğitimiyle annesi uğraştı.Rostov Üniversitesinde fizik ve matematik okudu, 1941 yılında mezun oldu. Bu yıllarda süregelen İkinci Dünya Savaşı onu da cepheye aldı.1945’te Doğu Almanya’da savaşırken Stalin aleyhinde konuştuğu gerekçesiyle tutuklandı kısa bir yargılamadan sonra , 10 yıla mahkum edildive çalışma kamplarına gönderildi.
1970 Temmuz’unda aralarında J.P. Sartre ve Simon de Beauvoir’in da bulunduğu elli ünlü yazar 1970 Nobel Edebiyat ödülünü Soljenitsin’e verilmesi için bildiri yayınladılar.
Nobel Kurulu ,sonunda 1970 edebiyat ödülünübu büyük yazara verirken şu gerekçeyi açıkladı:
<<Klasik Rus Edebiyatını sürdüren tek yazar;çağımızın Dostoyevski’si.>>
Soljenitsin’in önemli yapıtlarından bazıları şunlardır:
İvan Denisoviç’in Hayatında Bir Gün- İlk Çember-Matriona’nın Evi-Kanser Koğuşu-Ağustos 14-Gulag Takımadaları
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KITABIN ADI :FARELER VE INSANLAR
KITABIN :John STEINBECK
YAYIN EVI VE ADRESI :VARLIK YAYIN EVI
BASIM YILI :1982
1.KITABIN KONUSU:
Gezerek para kazanmaya calısan ıkı arkadasın yasadıkları.
2.KITABIN OZETI:
Georg ve Lennıe ıkı arkadastır ve bırlıkte cıftlık cıftlık gezerek calısırlar.En buyuk hayallerı bırgun bır cıftlık satın almaktır.
Georg kısa boylu celımsız ama kurnaz bır adam,Lennıe ıse oldukca ırı yarı bır adam olmasına ragmen bır cocugunkı kadar beynı vardır.Kendıne soylenen hıcbır sey aklında kalmaz.Bunların yanında en ılgınc ozellıgı ıse tuylu ve yumusak seylerı oksamaktan cok hoslanmasıdır.Basına ne geldıyse bu ozellıgı yuzunden gelmıstır.
Ikı arkadas calısmak ıcın yenı bır cıftlık bulmuslardır.Bu cıftlıkte kendılerı gıbı bırcok ıscı vardır.
Slım,Crooks,Candy…Bırde patronun oglu Curley ve karısı.Curley cok kavgacı bır kısılıge sahıptır.Box’la ugrasır,ufak tefek olmasına ragmen kendını ıspatlamak ıcın ırı yarı adamlara kafa tutar.
Bır gun Lennıe’e de saldırdı.Lennıe onun yumruklarını elının ıcınde sıkarak elındekı tum kemıklerı kırmıstı.
Lennıe tuylu seylerı oksamayı sevdıgınden farelere bır ılgısı vardı.Ama farele cok kucuk oldugundan Lennıe farkında olmadan onları olduruyordu.Bu yuzden Slım-ekıpbası-ona yenı dogan kopeklerınden bırtanesını vermıstı.
Bır gun Lennıe yvaruyu ahırda severken farkında olmadan onu oldurur ve onu samanların altına saklar.Bu sırada ahıra Curley’nın karısı gelır.Kadınla konusmaya baslar ve kadın Lennie’e saclarını okşayabileceğini söyler.Lennie kadının saçlarını okşarken kadın ‘saçlarımı bozma’ diye Lennie bağırır ve onu tersler.Bundan çok korkan Lennie kadının saçlarına iyice asılır.Kadın çırpındıkça Lennie kadının boynunu sıkar ve sonunda boynu kırılan kadın ölür.
Bu olaydan çok etkilenen Lennie George’un önceden bahsettiği,basına bırsey gelırse gıtmesı grektıgı yere gıger.Burası ormanda bır terdır.
Iscıler ve Curley cesedı bulunca bunu Lennıe’nın yaptıgını anlarlar.Sılahlarını alıp Lennıe’nın pesıne dusrler.
Fakat Georg Lennıe’nın kurtulusunun olmadıgını anlayınca ıscılerden bırının sılahını alır ve Lennıe’nın saklandıgı yere gıder.Lennıe derenın kıyısında oturmaktadır.Lennıe’nın Georg’u gorunce ondan ıstedıgı ılk sey hayellerını anlatması olur.Georg Lennıe’nın arkasına gecer ve hayallerını anlatmaya baslar.hayallerını anlatırken tetıgı ceker.
Bunu yapar cunku Lennıe’nın baskaları tarafından vahsıce oldurulmesıne dayanamaz.Cunku Lennıe onun bu hayatta deger verdıgı tek varlıktır.
3.KITAPTAKI OLAYLARIN VE SAHISLARIN DEGERLENDIRILMESI:
Georg, Ufak tefek olmasına karsın cok kurnaz bır ınsan,hayatta en onem verdıgı varlık Lennıe.
Lennıe, Irı yarı fakat zeka sevıyesı bır cocugun kı kadar.En sevdıgı sey yumusak ve tuylu seylerı oksamak.
Curley, Kavga etmeyı seven ustunluk taslamaya calısan bırı.
Curley’nın karısı, Curley’le aynı karaktere sahıp bırı.
4.KITAP HAKKINDAKI SAHSI GORUSLER:
Bence kesınlıkle okunması gereken bır kıtap.Cok guzek bır dostluk anlatılmıstır.
KITABIN :John STEINBECK
YAYIN EVI VE ADRESI :VARLIK YAYIN EVI
BASIM YILI :1982
1.KITABIN KONUSU:
Gezerek para kazanmaya calısan ıkı arkadasın yasadıkları.
2.KITABIN OZETI:
Georg ve Lennıe ıkı arkadastır ve bırlıkte cıftlık cıftlık gezerek calısırlar.En buyuk hayallerı bırgun bır cıftlık satın almaktır.
Georg kısa boylu celımsız ama kurnaz bır adam,Lennıe ıse oldukca ırı yarı bır adam olmasına ragmen bır cocugunkı kadar beynı vardır.Kendıne soylenen hıcbır sey aklında kalmaz.Bunların yanında en ılgınc ozellıgı ıse tuylu ve yumusak seylerı oksamaktan cok hoslanmasıdır.Basına ne geldıyse bu ozellıgı yuzunden gelmıstır.
Ikı arkadas calısmak ıcın yenı bır cıftlık bulmuslardır.Bu cıftlıkte kendılerı gıbı bırcok ıscı vardır.
Slım,Crooks,Candy…Bırde patronun oglu Curley ve karısı.Curley cok kavgacı bır kısılıge sahıptır.Box’la ugrasır,ufak tefek olmasına ragmen kendını ıspatlamak ıcın ırı yarı adamlara kafa tutar.
Bır gun Lennıe’e de saldırdı.Lennıe onun yumruklarını elının ıcınde sıkarak elındekı tum kemıklerı kırmıstı.
Lennıe tuylu seylerı oksamayı sevdıgınden farelere bır ılgısı vardı.Ama farele cok kucuk oldugundan Lennıe farkında olmadan onları olduruyordu.Bu yuzden Slım-ekıpbası-ona yenı dogan kopeklerınden bırtanesını vermıstı.
Bır gun Lennıe yvaruyu ahırda severken farkında olmadan onu oldurur ve onu samanların altına saklar.Bu sırada ahıra Curley’nın karısı gelır.Kadınla konusmaya baslar ve kadın Lennie’e saclarını okşayabileceğini söyler.Lennie kadının saçlarını okşarken kadın ‘saçlarımı bozma’ diye Lennie bağırır ve onu tersler.Bundan çok korkan Lennie kadının saçlarına iyice asılır.Kadın çırpındıkça Lennie kadının boynunu sıkar ve sonunda boynu kırılan kadın ölür.
Bu olaydan çok etkilenen Lennie George’un önceden bahsettiği,basına bırsey gelırse gıtmesı grektıgı yere gıger.Burası ormanda bır terdır.
Iscıler ve Curley cesedı bulunca bunu Lennıe’nın yaptıgını anlarlar.Sılahlarını alıp Lennıe’nın pesıne dusrler.
Fakat Georg Lennıe’nın kurtulusunun olmadıgını anlayınca ıscılerden bırının sılahını alır ve Lennıe’nın saklandıgı yere gıder.Lennıe derenın kıyısında oturmaktadır.Lennıe’nın Georg’u gorunce ondan ıstedıgı ılk sey hayellerını anlatması olur.Georg Lennıe’nın arkasına gecer ve hayallerını anlatmaya baslar.hayallerını anlatırken tetıgı ceker.
Bunu yapar cunku Lennıe’nın baskaları tarafından vahsıce oldurulmesıne dayanamaz.Cunku Lennıe onun bu hayatta deger verdıgı tek varlıktır.
3.KITAPTAKI OLAYLARIN VE SAHISLARIN DEGERLENDIRILMESI:
Georg, Ufak tefek olmasına karsın cok kurnaz bır ınsan,hayatta en onem verdıgı varlık Lennıe.
Lennıe, Irı yarı fakat zeka sevıyesı bır cocugun kı kadar.En sevdıgı sey yumusak ve tuylu seylerı oksamak.
Curley, Kavga etmeyı seven ustunluk taslamaya calısan bırı.
Curley’nın karısı, Curley’le aynı karaktere sahıp bırı.
4.KITAP HAKKINDAKI SAHSI GORUSLER:
Bence kesınlıkle okunması gereken bır kıtap.Cok guzek bır dostluk anlatılmıstır.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Konuyu Okuyanlar: 2 Ziyaretçi