KİTABIN ADI: SODOM VE GOMORE
KİTABIN YAZARI: YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU
YAYINEVİ VE ADRESİ: BİLGİ YAYINEVİ -SAKARYA CADDESİ NO:8 YENİŞEHİR/ANKARA
BASIM YILI: 1966
1.KİTABIN KONUSU: İşgal altında, başı boş gününü gün etmeye bakan bir şehrin, İstanbul’un öyküsüdür.
2.KİTABIN ÖZETİ:
Olaylar İstanbul’da geçmektedir. İngiliz zabiti olan Captain Gerald Jackson Read yakın zamanda tanışmış olduğu Sami Bey’le samimiyetini artırmıştır. Onun evinde verilen davete katılır. Sami Bey’in kızı Leyla ile aralarında samimi bir münasebet vardır ve günden güne artmaktadır. Captain Gerald Jackson Read gösterişli ve güçlü birisidir.
Leyla’nın dayısının oğlu olan Necdet ayrıca Leyla’nın nişanlısıdır. Tahsilini Fransa ve Almanya’da yapmıtır. Bu yüzden kendisinde biraz İngiliz düşmanlığı vardır. Leyla ile Captain Gerald Jackson Read’in samimi münasebetlerinden biraz rahatsızdır. Leyla’ya karşı bu yüzden tavır takınır. Zaten sıksık aralarında böyle anlaşmazlık ve küskünlükler oluyordu. Necdet Leyla’dan mektup alır, yaptıklarının hatalı olduğunu fakat Captain’in tanınmışlığı nedeniyle onunla samimi olmasının ilgileri kendi üzerine çekeceğini düşünür.
Leyla ilerleyen günlerde bir gece Necdet’i odasında ziyaret eder. Necdet’in odasısın duvarları Leyla’nın resimleriyle kaplıdır, her her tarafta Leyla’dan bir hatıra vardır. Leyla hala Necdet’i sevmaektedir ve Necdet’i buna inandırır. Necdet Leyla’yı saçlarından tutarak öper, o gece araları düzelmiştir.
İlerleyen günlerde Leyla ile Captain at gezintilerine çıkarlar ayrıca Sami Bey’lere daha sık gelmektedir. Necdet bu olayları fark eder ve Leyla ikinci bir ziyaretle aralarını düzeltir.
Leyla gerek ailesi yüzünden gerekse Captain ile münasebetlerinden dolayı şımarmıştır. Bu da ona tepki gösterenlere yol açmaktadır. Bunlardan birisi de Nermin’dir. Nermin 18 yaşına girmiştir ve ilgilerin Leyla üzerinde olması onu kıskandırır. Birgün Nermin mektep arkadaşlarının birisinden Major Will’in Yeniköy’de yalı tuttuğunu öğrenir. Bir davet verecektir. Nermin davetliler arasında kendi ismini göremeyince kızar ve Major Willle konuşur, bir nevi ona hesap sorar. Major Will ise Leyla’yı davet ettiği için tatsızlık çıkmamasını ister ve bu yüzden Nermin’i davet etmediğini söyler. Bu konuşmadan sonra Nermin de davetliler arasına girer. Beklene gün gelir. Misafirler toplanmıştır ve Major Will yalısını tanıtmaya başlar.
Gecenin ilerleyen saatlerinde Leyla, Captain ve Necdet karanlığın içinden belirirler. Herkesin gözü onlardadır. Ama Necdet çok kötü haldedir, belli ki aralarında kötü olaylar olmuştur.
Major Will davet sonunda arabasız ve erkeksiz kadınları evlerine götürmek ister. Leyla Captainle, Azize Hanım Captain Marlowla, Madam Jimson da Major Willle evlerine gider. Yolda Major Will’in arabası bozulur, bu yolda geriye dönüş yoktur. Bu sırada Madam Jimsonla Captain Read konuşurlar. Madam Jimson Captain Read’e Leylayla olan münasebetinin hoş olmadığını söyler.
Gecede olan olaylardan Necdet Captain’i düelloya davet eden bir mektup yazar. Leyla bunu öğrenir ve Necdetle konuşur. Necdet Leyla’ya çok kızgındır. Daha sonra Leyla Captain’i ziyaret eder ve tarziye karşılığında Necdet’i affeder.
Captain Marlow Azize Hanım’ın eşi Atıf Beyle tanışırlar ve iyi ahbap olurlar. Atıf Bey onu eve davet eder. Azize Hanım Captain Marlowdan hoşlanır ve kendisine yaklaşmak için kocasıyla arkadaşlık kurduğunu zanneder, ama hiç de öyle değildir. Marlow ona yüz vermez. İlerleyen saatlerde evden ayrılırlar, Marlow’un evine giderler. Atıf Bey’in isteği üzerine o geceden sonra Marlow bıyıklarını tıraş eder. Ertesi gün Marlow Captain Readle karşılaşır. Captain Read onunla dertleşir ve Şehnaz Sultan’a aşık olduğunu anlatır. Şehnaz Sultan Major Will’in davetindeki gecede arbasının bozulduğu yerdeki sarayın sahibiydi.
Leyla kendi isminin Şehnaz Sultan ve Captain Readle anılmasına sevinir. Öte yandan Necdet olayları takip edemez sadece akışına bırakır.
Birgün Leylayla Necdet konuşmaya başlar, nişanlıdırlar. Leyla evlilik hakkında konuşur, Necdet ise nişanlı olduklarının bile farkında değildir açıkçası. Captainle olan münasebetinden dolayı soğumuştur.
Bu arada Madam Jimson’un eşi Mösyö Jimson ölür. Ölümü üzerine madam jimson kabuğuna çekilircesine biraz yalnız kalmıştır ve gençleşmiştir.
Öte yandan Leyla kendisine azalan ilgiden şikayetçidir ve ilgi toplamak için davet verirler evlerinde. Bu davette Leyla kötüleşir, sinir krizi geçirir. Davet bittikten sonra kötüleşir. Aradan zaman geçer Leyla’da değişen birşey yoktur. Sami Bey Dr. Jean Preda’yı çağırır ve doktor Leyla’yı kontrol eder ve sorunun kafada olduğunu söyler. Doktor Madam Jimson’u tanıyordur ve Leyla’nın durumunu Madam Jimson’a bildirir, bu sırada Madam Jimson’un yanına Captain Read gelir. Haberi öğrenir ve Leyla’yı ziyaret eder. Captain’a karşı iyi görünmek için ayağa kalkar hasta olamdığına inandırır, captain gittikten sonra yine kötüleşir. Bunun üzerine kısa bir süre için yurt dışına tedaviye gider, Leyla. Döndüğünde ise İstanbul çok değişmiş olarak gelir gözüne.
Necdetle bir akşam davette karşılaşırlar. Leyla Necdet’e yaklaşmaya çalışır ama Necdet yüz vermez. Leyla’nın ısrarlarına dayanamayarak daveti beraber terkederler. Necdet’in evine gitmek ister ve odasını görmek ister. Fakat Necdet odasının artık değiştiğini söyler, Leyla’dan eser kalmamıştır O’nun için. Bunun üzerine Leyla Necdet’ten kendisini evine götürmesini ister. Necdet bu teklifi kabul eder, eve gelince Leyla Necdet’i içeriye davet eder fakat Necdet girmez. Kısa bir konuşmadan sonra Necdet Leyla’i öper ve oradan ayrılır.
3.KİTABIN ANA FİKRİ: Asla kişilikle ilgili sorunlar ortaya çıkarmamalıyız .
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
LEYLA: İlginin üzerinde olmasını isteyen bazı karmaşık duyguları olan, Necdet ve Captain Gerald Jackson Read arasında kalan bir sosyete kızıdır. Güzelliği ile dikkatleri üzerine çekmiştir. Olayın asıl kahramanlarındandır.
NECDET: Leyla’nın dayısının oğludur ayrıca onun nişanlısıdır. Tahsilinin bir kısmını Fransa’da, bir kısmını da Almanya’da yapmıştır. Ayrıca Necdet’te İngiliz düşmanlığı vardır.
CAPTAİN GERALD JACKSON READ: İngiliz subayıdır. Zaman içinde Türk kızlarıyla ilişkiye girmiştir.
CAPTAİN MARLOW: Captain Gerald Jackson Read’in çocukluk yıllarından beri tanıdığı yakın bir arkadaşıdır.
MAJOR WİLL: Bir İngiliz subayıdır. Kadınlardan hoşlanan ve çoğu davetlerde Türkleri kendine hayran bırakmaya çalışan birisidir.
MADAM JİMSON : Güzelliğiyle Beyoğlu’da ilgi gören güzel bir kadındır. Captain Gerald Jackson Read’in ilk göz ağrısıdır.
DR. JEAN PREDA : Tanınmış bir sinir hekimidir.
5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Bence kitabın edebi yönü güzel zaten yazar da belli bir kariyere sahiptir. Ama kitabın akışı içinde olaylar daha ilginç hale getirilebilirdi ve daha heyecanlı olabilirdi.,
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:
YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU: Yazar Kahire’de doğdu. Manisa’nın Karaosmanoğulları ailesindendir. Öğrenimini bir Fransız okulunda tamamladı. II. Meşrutiyetin ilanından sonra İstanbul’a geldi. Fecr-I Ati topluluğuna katıldı. Çeşitli gazete ve dergilerde yazmaya başladı. Üsküdar İdadi (lise)’sinde felsefe dersleri okuttu. Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu’ya geçerek Batı Cephesi’nde bulundu. Millevekili oldu. Elçilik görevlerinde bulundu. Deneme, makale, oyun, anı türlerinde eserler veren Yakup Kadri,daha çok romanlarıyla tanındı. Romanlarının konusunu tarihsel ve toplumsal olaylar oluşturur.
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
Kitabın Adı :Hayvan Mezarlığı
Kitabın Yazarı :Stephen KING
Yayın Evi ve Adresi :Altın kitaplar yayınevi. Celal Ferdi Gökçay sk. Nebioğlu İşhanı Cağaloğlu/İSTANBUL.
Basım Yılı :1990
1. Kitabın konusu: Büyülü bir hayvan mezarlığının Creed ailesi üzerindeki etkisi.
2. Kitabın özeti:
Louis karısı ve iki çocuğu ile Chicago’dan Ludlow’da ormanın hemen yanında bulunan bir eve taşındı. Eve yerleştiler ve daha sonra yan komşuları ile tanıştılar. Komşuları çok yaşlı bir çiftti. Jud ve Norma Crandall. Kısa süre sonra Jud ile Louis ahbab oldular. Her akşam birlikte bira içip Ludlow hakkında konuşuyorlardı. Louis ve ailesi bir hafta sonu evlerinin bahçesinde oturuyorlardı, Jud aileyi görüp yanlarına gitti ve onlara yakında bulunan hayvan mezarlığını görmek isteyip istemediklerini sordu. Louis Eileen’nin çok istemesi üzerine teklifi kabul etti. Jud ve bütün aile yola koyuldular. Yarım saat sonra hayvan mezarlığına vardılar. Jud Louis ve ailesine, aşağıda bulunan kasabadaki çocukların hayvanları öldüğü zaman hayvanlarını buraya gömdüklerini söyledi. Hayvan mezarlığı çocuklar tarafından güzelce düzenlenmişti. Etraftaki gereksiz ot ve çalılıklar çocuklar tarafından koparılmıştı. Jud Eileen’i buraya tek başına gelmeye kalkışırsa ormanın içinde kaybolacağı konusunda uyardı. Hayvan mezarlığını gördükten sonra bütün aile ve Jud eve döndü. Evin kedisi Church kapının önünde Eileen’i bekliyordu aslında Church evin değil Eileen’in kedisiydi. Eileen kedisini o kadar çok seviyordu ki bazı akşamlar kedisi ile birlikte yatıyordu. Evi yerleştirme işi yaklaşık bir hafta sürdü ve daha sonra Louis asıl mesleği olan doktorluğa başladı. Yakında bulunan bir üniversitede rahatsızlanan öğrencileri tedavi ediyordu.
Birgün kafası yarılmış Pascow adında bir öğrenci revire getirildi, fakat Louis daha öğrenciyi muayene edemeden öğrenci öldü. Daha ilk gününde böyle bir durumla karşılaşması Louis’i çok etkilemişti. Louis her akşam Jud’un yanına gidiyor, birkaç bira içip gündelik hayat hakkında konuşuyorlardı. Jud seksen yaşında o bölgenin en yaşlı insanıydı. Louis işe başladıktan birkaç ay sonra Rachel iki çocuğu ile Chicago’ya babasının yanına ziyarete gitti. Louis kayınbirader’i ile arası iyi olmadığı için ziyarete gitmedi. Ertesi sabah Jud Louis’i telefonla aradı ve church’un anayolun kenarında kımıldamadan durduğunu ve ölmüş olabileceğini söyledi. Louis kedinin yanına gitti ve kedinin bir kamyon çarpması sonucu öldüğünü anladı fakat kedinin öldüğünü Eileen’a söyleyemezdi. Eileen her akşam evi arayıp babası ile konuşuyor ve kedisinin nasıl olduğunu soruyordu. Jud bunları öğrenince Louis’e vakit kaybetmeden kediyi bir poşete koymasını, yanına bir kazma kürek alıp kendisini takip etmesini söyledi. Jud hayvan mezarlığı yoluna girdi ve hiç konuşmadan yoluna devan etti. Hayvan mezarlığını geçip farklı bir yola girdiler. Jud hala hiçbirşey konuşmuyordu ta ki ağaçlardan oluşan tepe gibi bir yere gelinceye kadar. Tepe ağaç dallarından oluşuyordu ve burayı aşmak çok zor görünüyordu. Jud Louis’e aşağı hiç bakmadan dümdüz yürümesini söyledi ve önden kendisi hareket etti. Tepede sihirli bir şeyler vardı. Jud zorlanmadan tepeye çıkabiliyordu. Daha sonra Louis de hareketlendi ve sanki birşeyler kendisini yukarıya doğru çekiyordu. Tepeyi kolayca aştılar ve aşağı indiler. Aşağı indiklerinde Jud Louis’e kedi için bir çukur kazmasını istedi. Louis hiçbirşey sormadan çukuru kazdı ve kediyi gömdü ve eve doğru yürümeye başladılar.
Eve vardıklarında Jud kediyi gömdükleri yerin eskiden Kızılderelilerin toprakları olan büyülü bir yer olduğunu söyledi. Jud oraya gömülen hayvanların tekrar cankandığını fakat bazı özelliklerini kaybettiklerini söyledi. Jud da köpeği öldüğü zaman onu büyülü yere gömmüş ve köpek tekrar canlanmıştı, fakat toprak kokuyordu ve uyuz gibi davranıyordu. Eski hareketliliği kalmamıştı. Bazı arkadaşlarının hayvanları canlandıktan sonra çok değişmiş ve etrafa zarar vermişti. Büyülü hayvan mezarlığının sırrını kimse çözememişti. Louis, eğer kedi sabah döndüğünde etrafa zarar verirse onu tekrar öldürecekti, fakat eskisi gibi olusa öldürmeyecekti. En azından kedinin gerçek bir kopyası evde duracaktı. Eileen bunu farketse bile bu durum onu kedinin öldüğünü öğrenmesinden daha az etkileyecekti. Kedi eve eski hali ile dönmüştü. Jud’un söylediği gibi toprak kokuyor ve uyuz davranıyordu. Rachell ve çocuklar eve döndüklerinde Eileen kedideki değişimi farketti, fakat kedinin yaşlandığını düşünerek kimseye birşey sormadı. Artık kediyle yatmıyordu çünkü kedi sürekli toprak kokuyordu. Kısa süre sonra ailede bütün işler bir raya oturdu. Eileen her sabah okula gidiyor ve öğleden sonra geliyordu. Louis her sabah işe gidip akşam geliyordu ve üç yaşında olan Gage her gün biraz daha büyüyordu. Son günlerde babası ile sürekli kovalamaca oynuyorlardı. Bir hafta sonu bütün aile evlerinin bahçesinde piknik yapıyordu. Gage bir ara ailenin yanından uzaklaştı. Louis Gage’in uzaklaştığını farkedince arkasından durması için bağırdı ve arkasından koşmaya başladı. Gage anayola doğru ilerliyordu, babasının sesini duyunca kovalamaca oynadıklarını sanıp daha da hızlanmaya başladı. Louis oğlunun yola çıkmasını engelleyemedi ve Gage yola çıktığı anda bir tanker ona çarptı. Gage yirmi metre ileriye uçtu, narin başı vücudundan koptu.
Louis ve ailesi bir hafta bu olayın şokundan kurtulamadı. Eileen kardeşinin fotoğrafını almış ve elinden hiç bırakmıyordu. Bir hafta sonra Gage’in cenaze töreni vardı. Cenaze töreni bittiğinde Louis’in kafası çok karışıktı. Gage’in yokluğuna kendisini alıştıramıyordu. Aklında sürekli hayvan mezarlığı fikri dolaşıyordu. Kediyi gömmüştü ve kedi tekrar canlanmıştı. Uyuz hareketleri ve toprak kokması dışında kötü bir tarafı yoktu. Ayrıca büyülü bir şey onu hayvan mezarlığına doğru çekiyordu. Uzun süre düşündükten sonra karısını ve kızını olayın şokunu üzerlerinden atmaları bahanesi ile Chicago’ya gönderdi ve oğlunu hayvan mezarlığına götürmeye karar verdi. Çok zor şartlar altında oğlunu mezarlıktan kaçırıp hayvan mezarlığına götürdü. Oğlunun ölümünden dokuz gün geçmişti. Eve döndüğünde vücudunun hiçbir yeri tutmuyordu. Sabah uyandığında Gage eğer etrafa zarar verirse ailesinin haberi olmadan onu öldürecekti. Yattı ve hemen uyudu. O gece Eileen ve Rachell Chicago’da bulunuyordu. Eileen rüyasında babası ile ilgili kötü bir rüya gördü ve annesinden babasının yanına gitmesini istedi. Rachell da Louis’in kendilerini evden uzaklaştırması konusunda süpheleri vardı ve hemen evi aramaya karar verdi. Evi aradı fakat kimse cevap vermiyordu, belirli peryotlarla tekrar aradı fakat cevap veren yoktu. O gece yola koyuldu ve sabaha doğru evin önüne vardı. Arabadan indiğinde Jud’un evinin kapısının açık olduğunu farketti ve başına birşey gelmiş olabileceğini düşünüp içeri girdi. Giriş katını dolaştı fakat kimse yoktu. İkinci kata çıktı ve mutfağın kapısının açık olduğunu farketti. Mutfağa gittiğinde Jud Crandall’ın ölü vücudunu gördü. Cesedin yanında Gage duruyordu. Gage annesini görünce elleri arkada annesine doğru koşmaya başladı ve yanına geldiğinde elindeki neşter ile boğazını kesti. Jud’u da Gage öldürmüştü. Neşteri ise kendi evlerine gidip babasının çantasından almıştı. Louis sabah kalktığında Jud’un kapısının önündeki arabayı gördü ve içinde bir kuşku oluştu. Aşağı kata inip dört şırınga içine morfin doldurdu ve bu arada çantasında neşterinin bulunmadığını farketti. Jud’un evine doğru hareketlendi. Şırıngalardan bir tanesi ile Church’u öldürdü ve yoluna devam etti. Jud’un evine girdi ikinci katın mutfağına geldiğinde adeta şok olmuştu. Jud ve karısı yerde ölü olarak yatıyordu. Bir süre karısına baktı ve sonra mutfaktan çıktı. On metre ilerisinde Gage elleri arkasında babasına doğru yaklaşıyordu. Louis Gage’in elini yakaladı ve şırıngaların ikisini oğluna sapladı. Şırıngalardakimorfin miktarı çok fazlaydı ve Gage hemen öldü. Bu arada Louis cesedin hayvan mezarlığına ne kadar geç gömülürse o kadar çok zararlı olduğunu farketti. Karısını dışarıya çıkarıp evi yaktı. Vakit kaybetmden karısını hayvan mezarlığına götürdü ve gömdü. Sabah olduğunda eski karısı geri dönmüştü.
3. Kitabın ana fikri:
Louis Creed’in kedisi ve oğlunu kaybettikten sonra onları hayvan mezarlığına gömmesi ve bu olyın sonuçları .
4.Kitaptaki olayların ve şahısların değerlendirilmesi:
Louis Creed:
Creed ailesinin babası. Ludlow kasabası yakınlarında bir üniversitede doktor olarak çalışıyor. Ailesine çok bağlı ve çabuk sinirlenen bir kişiliğe sahip.
Rachell Creed:
Louis’in karısı. Çocukların eğitimi ile çok ilgilenen, aile bağları çok kuvvetli ve ayrıca çabuk sinirlenen bir kişiliğe sahip.
Eileen :
Creed ailesinin tek kızı. Kedisini çok sever ve ayrı kalmaya dayanamaz.
Gage :
Creed ailesinin en küçük bireyi. Konuşmatı ve yürümeyi yeni yeni öğrenmeye başlayan bir kişi.
Jud Crandall:
Kasabanın en tecrübeli ve en yaşlı kişisi. Çok soğukkanlı bir kişi. Louis’e kasabaya alışmasında ve hayvan mezarlığı ile tanışmasında yardımcı oldu.
Norma Crandall:
Jud’un karısı. Romatizmalarından rahatsız ve çok yaşlı bir kişi.
5.Kitap hakkındaki şahsi görüşler:
Kitap baştan sona heyecan ve devamını merak edici bir biçimde anlatılmış çok akıcı bir kitap. Kişilerin psikolojik durumları ve içinde bulundukları sosyal durum iyi bir şekilde aktarılmış, fakat kitabın sonunda sanki kişide tam bir sonuca ulaşılmamış gibi bir his uyandırıyor.
6.Kitabın yazarı hakkında bilgi:
Stephen King 1947 yılında Portland'da doğdu. Annesi ve babası ayrıldıktan sonra, ağabeyi David ile annesinin yanında büyüdü. 1973 yılı baharında "Göz" adlı romanı yayınlandı.
Zamanla kısa hikayelerden roman yazmaya, ardından da senaryo çalışmalarına yöneldi. Bir süre, senaryosunu yazdığı filmlerde hem oyunculuk, hem yönetmenlik yaptı. 1974'te Colorado'ya taşınan King, burada "Medyum" adlı kitabını yazdı ve 1975 yazında yeniden Maine'e döndü. Aynı yıl içinde "Mahşer" adlı yapıtını kaleme aldı. Eserleriyle, birçok ödül kazanan Stephen King korku-gerilim dalında bir klasik olmuştur. Ülkemizde de büyük bir hayran kitlesine sahip olan King; "Kujo, Hayvan Mezarlığı, Christine, Tepki ve Sadist" gibi birçok unutulmaz yapıta imzasını atmıştır. King'in Richard Bachman takma adıyla yazdığı az sayıda kitabı da bulunmaktadır.
En iyi romanları: King'in neredeyse tüm eserleri dünyada büyük bir beğeni toplamış ve tamamına takını en çok satanlar listelerinde aylarca 1 numara olmuştur. Bununla birlikte subjektif bir yorumla en iyi eserleri şu şekilde sıralanabilir:
1- O
2- Sis
3- Tılsım
4- Medyum
5- Ejderhanın Gözleri
6- Mahşer
7- Gerekli Şeyler
8- Hayvan Mezarlığı
9- Christine
10- Kujo Ayrıca bu listeye dahil edilmemesine rağmen bir seri olan Kara Kule serisinin de geniş bir hayran topluluğu olduğunu ve farklı bir türde kaleme alındığı için, klasik King okumayan kişilerden bile milyonlarca okuyucusu olduğunu belirtmek gerekir.
Kitabın Yazarı :Stephen KING
Yayın Evi ve Adresi :Altın kitaplar yayınevi. Celal Ferdi Gökçay sk. Nebioğlu İşhanı Cağaloğlu/İSTANBUL.
Basım Yılı :1990
1. Kitabın konusu: Büyülü bir hayvan mezarlığının Creed ailesi üzerindeki etkisi.
2. Kitabın özeti:
Louis karısı ve iki çocuğu ile Chicago’dan Ludlow’da ormanın hemen yanında bulunan bir eve taşındı. Eve yerleştiler ve daha sonra yan komşuları ile tanıştılar. Komşuları çok yaşlı bir çiftti. Jud ve Norma Crandall. Kısa süre sonra Jud ile Louis ahbab oldular. Her akşam birlikte bira içip Ludlow hakkında konuşuyorlardı. Louis ve ailesi bir hafta sonu evlerinin bahçesinde oturuyorlardı, Jud aileyi görüp yanlarına gitti ve onlara yakında bulunan hayvan mezarlığını görmek isteyip istemediklerini sordu. Louis Eileen’nin çok istemesi üzerine teklifi kabul etti. Jud ve bütün aile yola koyuldular. Yarım saat sonra hayvan mezarlığına vardılar. Jud Louis ve ailesine, aşağıda bulunan kasabadaki çocukların hayvanları öldüğü zaman hayvanlarını buraya gömdüklerini söyledi. Hayvan mezarlığı çocuklar tarafından güzelce düzenlenmişti. Etraftaki gereksiz ot ve çalılıklar çocuklar tarafından koparılmıştı. Jud Eileen’i buraya tek başına gelmeye kalkışırsa ormanın içinde kaybolacağı konusunda uyardı. Hayvan mezarlığını gördükten sonra bütün aile ve Jud eve döndü. Evin kedisi Church kapının önünde Eileen’i bekliyordu aslında Church evin değil Eileen’in kedisiydi. Eileen kedisini o kadar çok seviyordu ki bazı akşamlar kedisi ile birlikte yatıyordu. Evi yerleştirme işi yaklaşık bir hafta sürdü ve daha sonra Louis asıl mesleği olan doktorluğa başladı. Yakında bulunan bir üniversitede rahatsızlanan öğrencileri tedavi ediyordu.
Birgün kafası yarılmış Pascow adında bir öğrenci revire getirildi, fakat Louis daha öğrenciyi muayene edemeden öğrenci öldü. Daha ilk gününde böyle bir durumla karşılaşması Louis’i çok etkilemişti. Louis her akşam Jud’un yanına gidiyor, birkaç bira içip gündelik hayat hakkında konuşuyorlardı. Jud seksen yaşında o bölgenin en yaşlı insanıydı. Louis işe başladıktan birkaç ay sonra Rachel iki çocuğu ile Chicago’ya babasının yanına ziyarete gitti. Louis kayınbirader’i ile arası iyi olmadığı için ziyarete gitmedi. Ertesi sabah Jud Louis’i telefonla aradı ve church’un anayolun kenarında kımıldamadan durduğunu ve ölmüş olabileceğini söyledi. Louis kedinin yanına gitti ve kedinin bir kamyon çarpması sonucu öldüğünü anladı fakat kedinin öldüğünü Eileen’a söyleyemezdi. Eileen her akşam evi arayıp babası ile konuşuyor ve kedisinin nasıl olduğunu soruyordu. Jud bunları öğrenince Louis’e vakit kaybetmeden kediyi bir poşete koymasını, yanına bir kazma kürek alıp kendisini takip etmesini söyledi. Jud hayvan mezarlığı yoluna girdi ve hiç konuşmadan yoluna devan etti. Hayvan mezarlığını geçip farklı bir yola girdiler. Jud hala hiçbirşey konuşmuyordu ta ki ağaçlardan oluşan tepe gibi bir yere gelinceye kadar. Tepe ağaç dallarından oluşuyordu ve burayı aşmak çok zor görünüyordu. Jud Louis’e aşağı hiç bakmadan dümdüz yürümesini söyledi ve önden kendisi hareket etti. Tepede sihirli bir şeyler vardı. Jud zorlanmadan tepeye çıkabiliyordu. Daha sonra Louis de hareketlendi ve sanki birşeyler kendisini yukarıya doğru çekiyordu. Tepeyi kolayca aştılar ve aşağı indiler. Aşağı indiklerinde Jud Louis’e kedi için bir çukur kazmasını istedi. Louis hiçbirşey sormadan çukuru kazdı ve kediyi gömdü ve eve doğru yürümeye başladılar.
Eve vardıklarında Jud kediyi gömdükleri yerin eskiden Kızılderelilerin toprakları olan büyülü bir yer olduğunu söyledi. Jud oraya gömülen hayvanların tekrar cankandığını fakat bazı özelliklerini kaybettiklerini söyledi. Jud da köpeği öldüğü zaman onu büyülü yere gömmüş ve köpek tekrar canlanmıştı, fakat toprak kokuyordu ve uyuz gibi davranıyordu. Eski hareketliliği kalmamıştı. Bazı arkadaşlarının hayvanları canlandıktan sonra çok değişmiş ve etrafa zarar vermişti. Büyülü hayvan mezarlığının sırrını kimse çözememişti. Louis, eğer kedi sabah döndüğünde etrafa zarar verirse onu tekrar öldürecekti, fakat eskisi gibi olusa öldürmeyecekti. En azından kedinin gerçek bir kopyası evde duracaktı. Eileen bunu farketse bile bu durum onu kedinin öldüğünü öğrenmesinden daha az etkileyecekti. Kedi eve eski hali ile dönmüştü. Jud’un söylediği gibi toprak kokuyor ve uyuz davranıyordu. Rachell ve çocuklar eve döndüklerinde Eileen kedideki değişimi farketti, fakat kedinin yaşlandığını düşünerek kimseye birşey sormadı. Artık kediyle yatmıyordu çünkü kedi sürekli toprak kokuyordu. Kısa süre sonra ailede bütün işler bir raya oturdu. Eileen her sabah okula gidiyor ve öğleden sonra geliyordu. Louis her sabah işe gidip akşam geliyordu ve üç yaşında olan Gage her gün biraz daha büyüyordu. Son günlerde babası ile sürekli kovalamaca oynuyorlardı. Bir hafta sonu bütün aile evlerinin bahçesinde piknik yapıyordu. Gage bir ara ailenin yanından uzaklaştı. Louis Gage’in uzaklaştığını farkedince arkasından durması için bağırdı ve arkasından koşmaya başladı. Gage anayola doğru ilerliyordu, babasının sesini duyunca kovalamaca oynadıklarını sanıp daha da hızlanmaya başladı. Louis oğlunun yola çıkmasını engelleyemedi ve Gage yola çıktığı anda bir tanker ona çarptı. Gage yirmi metre ileriye uçtu, narin başı vücudundan koptu.
Louis ve ailesi bir hafta bu olayın şokundan kurtulamadı. Eileen kardeşinin fotoğrafını almış ve elinden hiç bırakmıyordu. Bir hafta sonra Gage’in cenaze töreni vardı. Cenaze töreni bittiğinde Louis’in kafası çok karışıktı. Gage’in yokluğuna kendisini alıştıramıyordu. Aklında sürekli hayvan mezarlığı fikri dolaşıyordu. Kediyi gömmüştü ve kedi tekrar canlanmıştı. Uyuz hareketleri ve toprak kokması dışında kötü bir tarafı yoktu. Ayrıca büyülü bir şey onu hayvan mezarlığına doğru çekiyordu. Uzun süre düşündükten sonra karısını ve kızını olayın şokunu üzerlerinden atmaları bahanesi ile Chicago’ya gönderdi ve oğlunu hayvan mezarlığına götürmeye karar verdi. Çok zor şartlar altında oğlunu mezarlıktan kaçırıp hayvan mezarlığına götürdü. Oğlunun ölümünden dokuz gün geçmişti. Eve döndüğünde vücudunun hiçbir yeri tutmuyordu. Sabah uyandığında Gage eğer etrafa zarar verirse ailesinin haberi olmadan onu öldürecekti. Yattı ve hemen uyudu. O gece Eileen ve Rachell Chicago’da bulunuyordu. Eileen rüyasında babası ile ilgili kötü bir rüya gördü ve annesinden babasının yanına gitmesini istedi. Rachell da Louis’in kendilerini evden uzaklaştırması konusunda süpheleri vardı ve hemen evi aramaya karar verdi. Evi aradı fakat kimse cevap vermiyordu, belirli peryotlarla tekrar aradı fakat cevap veren yoktu. O gece yola koyuldu ve sabaha doğru evin önüne vardı. Arabadan indiğinde Jud’un evinin kapısının açık olduğunu farketti ve başına birşey gelmiş olabileceğini düşünüp içeri girdi. Giriş katını dolaştı fakat kimse yoktu. İkinci kata çıktı ve mutfağın kapısının açık olduğunu farketti. Mutfağa gittiğinde Jud Crandall’ın ölü vücudunu gördü. Cesedin yanında Gage duruyordu. Gage annesini görünce elleri arkada annesine doğru koşmaya başladı ve yanına geldiğinde elindeki neşter ile boğazını kesti. Jud’u da Gage öldürmüştü. Neşteri ise kendi evlerine gidip babasının çantasından almıştı. Louis sabah kalktığında Jud’un kapısının önündeki arabayı gördü ve içinde bir kuşku oluştu. Aşağı kata inip dört şırınga içine morfin doldurdu ve bu arada çantasında neşterinin bulunmadığını farketti. Jud’un evine doğru hareketlendi. Şırıngalardan bir tanesi ile Church’u öldürdü ve yoluna devam etti. Jud’un evine girdi ikinci katın mutfağına geldiğinde adeta şok olmuştu. Jud ve karısı yerde ölü olarak yatıyordu. Bir süre karısına baktı ve sonra mutfaktan çıktı. On metre ilerisinde Gage elleri arkasında babasına doğru yaklaşıyordu. Louis Gage’in elini yakaladı ve şırıngaların ikisini oğluna sapladı. Şırıngalardakimorfin miktarı çok fazlaydı ve Gage hemen öldü. Bu arada Louis cesedin hayvan mezarlığına ne kadar geç gömülürse o kadar çok zararlı olduğunu farketti. Karısını dışarıya çıkarıp evi yaktı. Vakit kaybetmden karısını hayvan mezarlığına götürdü ve gömdü. Sabah olduğunda eski karısı geri dönmüştü.
3. Kitabın ana fikri:
Louis Creed’in kedisi ve oğlunu kaybettikten sonra onları hayvan mezarlığına gömmesi ve bu olyın sonuçları .
4.Kitaptaki olayların ve şahısların değerlendirilmesi:
Louis Creed:
Creed ailesinin babası. Ludlow kasabası yakınlarında bir üniversitede doktor olarak çalışıyor. Ailesine çok bağlı ve çabuk sinirlenen bir kişiliğe sahip.
Rachell Creed:
Louis’in karısı. Çocukların eğitimi ile çok ilgilenen, aile bağları çok kuvvetli ve ayrıca çabuk sinirlenen bir kişiliğe sahip.
Eileen :
Creed ailesinin tek kızı. Kedisini çok sever ve ayrı kalmaya dayanamaz.
Gage :
Creed ailesinin en küçük bireyi. Konuşmatı ve yürümeyi yeni yeni öğrenmeye başlayan bir kişi.
Jud Crandall:
Kasabanın en tecrübeli ve en yaşlı kişisi. Çok soğukkanlı bir kişi. Louis’e kasabaya alışmasında ve hayvan mezarlığı ile tanışmasında yardımcı oldu.
Norma Crandall:
Jud’un karısı. Romatizmalarından rahatsız ve çok yaşlı bir kişi.
5.Kitap hakkındaki şahsi görüşler:
Kitap baştan sona heyecan ve devamını merak edici bir biçimde anlatılmış çok akıcı bir kitap. Kişilerin psikolojik durumları ve içinde bulundukları sosyal durum iyi bir şekilde aktarılmış, fakat kitabın sonunda sanki kişide tam bir sonuca ulaşılmamış gibi bir his uyandırıyor.
6.Kitabın yazarı hakkında bilgi:
Stephen King 1947 yılında Portland'da doğdu. Annesi ve babası ayrıldıktan sonra, ağabeyi David ile annesinin yanında büyüdü. 1973 yılı baharında "Göz" adlı romanı yayınlandı.
Zamanla kısa hikayelerden roman yazmaya, ardından da senaryo çalışmalarına yöneldi. Bir süre, senaryosunu yazdığı filmlerde hem oyunculuk, hem yönetmenlik yaptı. 1974'te Colorado'ya taşınan King, burada "Medyum" adlı kitabını yazdı ve 1975 yazında yeniden Maine'e döndü. Aynı yıl içinde "Mahşer" adlı yapıtını kaleme aldı. Eserleriyle, birçok ödül kazanan Stephen King korku-gerilim dalında bir klasik olmuştur. Ülkemizde de büyük bir hayran kitlesine sahip olan King; "Kujo, Hayvan Mezarlığı, Christine, Tepki ve Sadist" gibi birçok unutulmaz yapıta imzasını atmıştır. King'in Richard Bachman takma adıyla yazdığı az sayıda kitabı da bulunmaktadır.
En iyi romanları: King'in neredeyse tüm eserleri dünyada büyük bir beğeni toplamış ve tamamına takını en çok satanlar listelerinde aylarca 1 numara olmuştur. Bununla birlikte subjektif bir yorumla en iyi eserleri şu şekilde sıralanabilir:
1- O
2- Sis
3- Tılsım
4- Medyum
5- Ejderhanın Gözleri
6- Mahşer
7- Gerekli Şeyler
8- Hayvan Mezarlığı
9- Christine
10- Kujo Ayrıca bu listeye dahil edilmemesine rağmen bir seri olan Kara Kule serisinin de geniş bir hayran topluluğu olduğunu ve farklı bir türde kaleme alındığı için, klasik King okumayan kişilerden bile milyonlarca okuyucusu olduğunu belirtmek gerekir.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
Kitabın Adı :Korkunç Yıllar
Kitabın Yazarı :Cengiz DAĞCI
Yayın Evi ve Adresi :Ötüken Yayınevi ötüken neşriyat A.Ş klodfarer cad. 40/7 Divanyolu/İSTANBUL
Basım Yılı :1989
1. Kitabın konusu:İkinci Dünya Savaşında Kırım Tatarlarının çektiği acılar, millet ve aile sevgisi.
2. Kitabın özeti:
Yazar adı Cengiz, Kırım Tatarlarından. Roma’da yaşadığı yıllar içinde Sadık Turan adında bir Kırımlı ile tanışıyor. Sadık’ın dertli olduğunu anlıyor ve anlatmasını sağlıyor. Bir sonraki gün tekrar görüşmek üzere ayrılıyorlar fakat Sadık Cengiz’in kaldığı otele üzerinde kendi imzasının bulunduğu hatıra kitabını bir daha dönmeyeceği mesajını vererek bırakıyor. Cengiz otele geldiğinde kötü haberi alıyor ve çok üzülüyor.
Aradan yedi yıl geçtiğinde Cengiz Londra’da bulunuyordu. Bir gün kendisine Sadık’ın Uruguay’da öldüğü haberi geliyor. Bu olaydan sonra Cengiz Sadık’ın hatıralar kitabını tekrar okumaya karar veriyor ve hikaye başlıyor.
Sadık ailesi ile birlikte Kırım’ın ufak bir köyünde yaşar. Bir akşam vakti eve gelen bir kadın tarafından babasının kazak askerleri tarafından götürüldüğü haberini aldı. Sadık annesi, kardeşleri Bekir, Esma ve Sabri ile çok zor şartlar altında iki sene geçirdiler ve daha sonra Akmesçit’e taşındılar. Babası Mustafa’nın serbest kaldığı haberini bir arabacıdan duydular. Babası iki ay sonra iş ve ev buldu ve ailesini yanına çağırdı. Kaldıkları ev kış için uygun değildi ve kış mevsimi ile birlikte Esma ile Sabri soğuktan hastalanıp öldüler. Kış mevsimi sona erdiğinde Sadık da kendisine bir iş buldu. Bir kaç sene sonra aile ekonomik açıdan rahata kavuştu. Bu sırada Rusya 2.Dünya Savaşına hazırlanıyor ve Kırım Tatarları üzerinde baskı uyguluyordu. Köylerden bazı zamanlar yirmi yaş ve üstü tetişkinleri toplayıp esir kamplarına götürüyor ve bir kaç sene sonra serbest bırakılıyordu. Babası yurdun bu zorlukları aşması için okumuş gençlerre ihtiyaç olduğunu biliyordu ve bu yüzden Sadık’ı mektebe göndermeye karar verdi. Sadık ise ailesinin bu zor şartlarda kendisi için yapacağı masrafı da düşünüp çok çalışmaya başladı. İlerde doktor olup Kırım Tatarlarına faydalı olmayı istiyordu fakat okulu bitirdikten sonra yeni dünya gazatesinde işe başlaması onun doktor olma isteğini söndürdü. Bir müddet sonra okul arkadaşı Süleyman ile aynı gün askere çağrıldı. Askerlik merkezine gittiklerinde İvan Aleksandroviç Şişkof adında bir subay Sadık ile Süleymanı karşıladı, onlara iyi bir tahsile sahip olduklarını bildiği için orta subay olma teklifini iletti. Sadık eğer redderse ailesine zarar vereceklerini bildiği için Süleyman ile birlikte bu teklifi kabul etmek zorunda kaldı.
1938 yılının kışı, Odesa Orta Kumandan Okulunda okumaya başladılar. İki sena sonra ikisi de mezun oldu ve bir hafta izinden sonra Sadık 57nci tümenin 94ncü taburunun 2nci bölük komutanlığına Süleyman ise 3ncü bölük komutanlığına getirildi. Bu süreç içerinde Sadık evi ile sürekli mektuplaşıyor. Kardeşi Bekir mektuplarında annesinin Sadık’ı çok özlediğini ve sık sık mektup göndermesini istediğini söylüyordu.
Sadık birliklerde sürekli Kırgız, Özbek ve diğer Türk askerlerini arıyor. Onlarla kendi ana dilinde konuşup biraz teselli bulmak istiyordu. Bir süre sonra Almanların Rus topraklarına saldırdığı, yani savaşın başladığı bildirildi. Sadık toplam sekiz tankı bulunan tank bölüğü komutanlığına, Süleyman ise topçu bölüğü komutanlığına getirildi.
Roma’da bulunduğu yıllarda hatıralarını yazarken çektiği acılar bazen onun hatıraları yazmasını engelliyordu. Acılarını dindirebilmek için doktorlara tedavi oluyor ve bu sayade hatıralarına devam ediyordu.
Bir hafta sonra batı Ukrayna’nın bir köyüne intikal etmişlerdi. Yeni tabur komutanı Almanlarla temas halinde bulunan General Maksimenkoya destek olması için Sadık’ı görevlendirmişti. Sadık’ın elinde bulunan tanklar Rusların sahip olduğu en eski tanklar olan b27’ler idi.
Sadık aldığı emre göre kırkıncı kilometrede, Kotovsk-Balta arasında cephe tutan Maksimenko’nun kuvvetlerine katılacaktı fakat daha altıncı kilometrede Alman topçuları bütün tankları etkisiz hale getirdi. Çatışmadan sadece Sadık ve yedi askeri kurtulabildi. Almanların tankları altıncı kilometrede karşılamasının nedeni Maksimenko’nun yüzellibin askeri ile birlikte Alman saflarına katılmasıydı.
Sadık yedi askeri ile birlikte geri birliklere doğru yola çıktı. Uzun bir yürüyüş sonunda ulaştı ve karargah çadırını bulup içeri girdi. Orada kendisi askere yazılırken tanıştığı Rus subay Şişkof’u gördü ve kendini biraz daha rahatlamış hissetti. Daha sonra Şişkof’tan Süleyman’ın ilerideki tepenin arkasında topları ile mevziilendiğini öğrendi. Sadık o gün Süleyman ile telefonda görüşüp biraz teselli bulmuştu fakat Süleymanın görevini düşündükçe üzülüyordu. Süleyman Alman mevziilerine çok yakındı ve görevi onları oyalayıp vakit kazanmaktı.
Almanlar Rus cephelerine saldırdı. Süleyman Almanlara büyük kayıplar verdi fakat üç gün sonra yeri keşfedildi ve Alman topçuları tarafından yok edildi. Alman topçuları tepeyi bombalarken tepeden kendi istikametine doğru yaklaşan bir asker gördü. Asker Tatardı ve Süleyman’ın topçu bombaları ile değil Rus askerleri tafafından öldürüldüğünü söyledi. Sadık beyninden vurulmuşa döndü.
Almanlar cepheyi yarmış hızla ilerliyorlardı. Şişkof Sadık’a Aleksandrovka’da bulunan tahta köprüyü yakıp Almanların köprüden geçişini engellemesini emretmişti. Bu sırada Rus destek birlikler geldi ve köprüyü yakmamasını emretti. Köprüden destek birlikler geçecekti fakat Almanlar köprüye çok yakındı. Bu yüzden Şişkof Sadık’a bir takım askerle köprüden bir kilometre ilerde mevziilenmesini ve yeni emir gelmedikçe geri çekilmemesine emretti. Kısa bir süre sonra Almanlar saldırıya geçti ve Sadık’ı esir aldı. Sadık’ın hatıra kitabında buraya kadar olan parça birinci bölüm olarak ayrılmıştı. Çünkü bundan sonra hayatı değişiyordu. Çok uzun bir süre esir olarak yaşayacaktı.
Sadık’ı önce bir ahıra kapatmışlardı. Ahır çok kalabalıktı hatta bir ara içeride Şişkof’u da görmüştü. Daha sonra Sadık’ı Uman kampına götürdüler. Demir parmaklıklarla kapatılmış bir esir kampına attılar. Sadık esir kampının meydanında ilerliyor ve konuşabilecek birlaç Tatar arıyordu. Bu arada etraftaki esirlerin üzerlerindeki bitleri öldürmekle meşgul olduklarını görüyordu. Biraz daha dolaştıktan sonra yakında bulunan bir duvarın dibinde oturan Tatarları gördü ve yanlarına hareket etti. Tatarlardan bir tanesi Mustafa Onbaşı diye çağrılıyordu. Tek başına on kişinin işini yapabildiği için Almanlar onu her gün çalıştırmak için götürür ve normalden fazla ekmek verip esir kampına bırakırlardı. O da yamekleri Tatarlarla paylaşır böylece kimse aç kalmazdı. Bir süre sonra başka bir kampa götürülmek üzere bütün esirler yola koyuldu. Yolculuk umduklarından çok daha uzun sürdü, Mustafa ve Sadık dışında bütün Tatarlar yolda öldü. Sonunda yeni kamp yerine vardılar ve barakalara yerleştirildiler.
Sadık barakalarda kış soğuğunda yaşama mücadelesi veriyordu fakat sonra dayanamayarak barakadan kaçmaya teşebbüs etti. Bir alman askeri tarafından yakalandı, normalde öldürülmesi gerekiyorken uzun süre dövüldükten sonra zindana götürüldü. Kısa bir süre sonra tekrar barakaya götürüldü fakat bu sırada Gürcü bir doktor tarafından barakadan çıkarıldı. Artık esir kampında ölenleri çukurlara taşıyordu. Bir gün ölüleri taşırken Mustafa Onbaşıyı gördü ve uzun süre onu aklından silemedi. Bir ara Alman bir komutan tarafından beğenildi ve komutan Şults’un yanına yardımcı olarak atandı. Artık çok rahattı fakat bir süre sonra Şults’un tayini çıktı ve Sadık boşlukta kaldı. Sadık içinden kendisini tekrar barakaya atcaklarını ve orada öleceğini düşünüyordu. Bunların hiçbiri olmadı ve gece yarısı bir trenle kamp bölgesinden götürüldü. Sadık trende giderken içinde garip duygular oluştu, kendisinin nereye götürüldüğünü bilmiyor ve sormaya da cesaret edemiyordu. Gece yarısı tren durdu ve iki alman nezaretinde bir kamyona götürüldü. Yaklaşık bir gün kamyon yolculuğundan sonra beyaz boyalı, güzel bahçeli bir binanın önüne yaklaştılar. Kamyondan inerken çok iyi rusça konuşan bir Alman Sadık’ı karşıladı. Alman asker hazırlıksız karşıladıkları için Sadık’tan özür diledi.
Sadık hiçbirşey anlamıyordu, çok yorgundu ve bir an önce uyumak istiyordu. Alman, Sadık’ı beyaz çarşaflı çok rahat bir yatağa götürdü. Sabah saat onda komutan ile görüşmesi olduğunu söyleyerek odadan çıktı. Sadık sabah uyandığında her tarafta rus askerleri vardı. Kısa süreli bir şaşkınlıktan sonra orasının casus okulu gibi bir yer olduğunu farketti. Alman asker saat onda Sadık’ı komutanın karşısına çıkarttı. Sadık başta casusluğu reddetti fakat Alman subayın Tatar, Kırkız,Özbek ve diğer Türklerin aynı çatı altında toplanması ve Ruslara karşı özgürlüklerini elde etmeleri ile ilgili anlattığı planları dinleyince görevi kabul etti. Daha sonra bütün Türklerin bir arada toplandığı bir bölgeye gönderildi. Karşılaştığı bütün Türkmenlerin ülkelerini kurtarma adına yaptıklarını görünce çok memnun olmuştu.
Bu olaydan sonra hatıra kitabında Roma’da Cengiz adında bir Kırımlı’nın kaldığını ve onunla mutlaka görüşmesi gerektiğini yazıyordu.
3. Kitabın ana fikri:Kırım Tatarlarının çok zor şartlarda dahi hep birbirlerine destek olmaları ve Ruslara karşı verdikleri egemenlik ve onur savaşı.
4. Kitaptaki olayların ve şahısların değerlendirilmesi:
Sadık TURAN:
Kırım Tatarlarından. İkinci Dünya Savaşında ailesinden ve memleketinden ayrıldı ve bir daha geri dönemedi. Savaşta Almanlara esir düştü. Savaş sona erene kadar esir hayatı yaşadı. Memleketini ve ailesini tekrar göremediği için çok büyük acilar çekti. Savaştan sonra Roma’ya kaçtı.
Bekir:
Sadık’ın en büyük kardeşi. Bir süre esir kampında kaldı ve daha sonra Arjantin’e kaçtı.
Esma:
Sadık’ın bir başka kardeşi. Soğuktan hastalanıp küçük yaşta öldü.
Sabri:
Esma ile birlikte o da küçük yaşta soğuktan yaşlanıp öldü.
Mustafa:
Ailenin babası. Zor şartlar altında ailesini sürekli korudu. Eğitim ve öğretime önem verdiği için zor şartlar altında Sadık’ı okuttu.
Süleyman:
Sadık’ın okul arkadaşı. Sürekli subay olmak istedi ve en iyi arkadaşı olan Sadık ile subay oldu. Sadık’a göre milli duygulardan biraz daha uzak.
5. Kitap hakkındaki şahsi görüşler:
Kitapta Kırım Tatarlarının İkinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrası nasıl eziyetlere maruz kaldığını ve bu eziyetler karşısında milli benliklerini, geleneklerini nasıl sürdürdükleri çok iyi bir şekilde aktarılmış. Kitap çok fazla ayrıntıya girmeden akıcı ve öz bir biçimde yazılmış.
6. Kitabın yazarı hakkında bilgi:
Cengiz Dağcı Türk romancısı(Kızıltaş köyü, Kırım [Yalta] 1920). Kırım Pedagoloji enstitüsünde okudu. İkinci dünya savaşına Ukrayna cephesinde tank teğmeni olarak katıldı; Almanlara esir düştü (1941). Savaştan sonra Londra’ya yerleşti, ticarete atıldı. Romanlarında kırım Türklerinin yaşayışlarını ve ikinci dünya savaşını konu edindi: Korkunç Yıllar(1956). Yurdunu Kaybeden Adam(1957). Onlar da İnsandı (1958). Ölüm ve Korku Günleri (1962). O Topraklar Bizimdi(1966)
Kitabın Yazarı :Cengiz DAĞCI
Yayın Evi ve Adresi :Ötüken Yayınevi ötüken neşriyat A.Ş klodfarer cad. 40/7 Divanyolu/İSTANBUL
Basım Yılı :1989
1. Kitabın konusu:İkinci Dünya Savaşında Kırım Tatarlarının çektiği acılar, millet ve aile sevgisi.
2. Kitabın özeti:
Yazar adı Cengiz, Kırım Tatarlarından. Roma’da yaşadığı yıllar içinde Sadık Turan adında bir Kırımlı ile tanışıyor. Sadık’ın dertli olduğunu anlıyor ve anlatmasını sağlıyor. Bir sonraki gün tekrar görüşmek üzere ayrılıyorlar fakat Sadık Cengiz’in kaldığı otele üzerinde kendi imzasının bulunduğu hatıra kitabını bir daha dönmeyeceği mesajını vererek bırakıyor. Cengiz otele geldiğinde kötü haberi alıyor ve çok üzülüyor.
Aradan yedi yıl geçtiğinde Cengiz Londra’da bulunuyordu. Bir gün kendisine Sadık’ın Uruguay’da öldüğü haberi geliyor. Bu olaydan sonra Cengiz Sadık’ın hatıralar kitabını tekrar okumaya karar veriyor ve hikaye başlıyor.
Sadık ailesi ile birlikte Kırım’ın ufak bir köyünde yaşar. Bir akşam vakti eve gelen bir kadın tarafından babasının kazak askerleri tarafından götürüldüğü haberini aldı. Sadık annesi, kardeşleri Bekir, Esma ve Sabri ile çok zor şartlar altında iki sene geçirdiler ve daha sonra Akmesçit’e taşındılar. Babası Mustafa’nın serbest kaldığı haberini bir arabacıdan duydular. Babası iki ay sonra iş ve ev buldu ve ailesini yanına çağırdı. Kaldıkları ev kış için uygun değildi ve kış mevsimi ile birlikte Esma ile Sabri soğuktan hastalanıp öldüler. Kış mevsimi sona erdiğinde Sadık da kendisine bir iş buldu. Bir kaç sene sonra aile ekonomik açıdan rahata kavuştu. Bu sırada Rusya 2.Dünya Savaşına hazırlanıyor ve Kırım Tatarları üzerinde baskı uyguluyordu. Köylerden bazı zamanlar yirmi yaş ve üstü tetişkinleri toplayıp esir kamplarına götürüyor ve bir kaç sene sonra serbest bırakılıyordu. Babası yurdun bu zorlukları aşması için okumuş gençlerre ihtiyaç olduğunu biliyordu ve bu yüzden Sadık’ı mektebe göndermeye karar verdi. Sadık ise ailesinin bu zor şartlarda kendisi için yapacağı masrafı da düşünüp çok çalışmaya başladı. İlerde doktor olup Kırım Tatarlarına faydalı olmayı istiyordu fakat okulu bitirdikten sonra yeni dünya gazatesinde işe başlaması onun doktor olma isteğini söndürdü. Bir müddet sonra okul arkadaşı Süleyman ile aynı gün askere çağrıldı. Askerlik merkezine gittiklerinde İvan Aleksandroviç Şişkof adında bir subay Sadık ile Süleymanı karşıladı, onlara iyi bir tahsile sahip olduklarını bildiği için orta subay olma teklifini iletti. Sadık eğer redderse ailesine zarar vereceklerini bildiği için Süleyman ile birlikte bu teklifi kabul etmek zorunda kaldı.
1938 yılının kışı, Odesa Orta Kumandan Okulunda okumaya başladılar. İki sena sonra ikisi de mezun oldu ve bir hafta izinden sonra Sadık 57nci tümenin 94ncü taburunun 2nci bölük komutanlığına Süleyman ise 3ncü bölük komutanlığına getirildi. Bu süreç içerinde Sadık evi ile sürekli mektuplaşıyor. Kardeşi Bekir mektuplarında annesinin Sadık’ı çok özlediğini ve sık sık mektup göndermesini istediğini söylüyordu.
Sadık birliklerde sürekli Kırgız, Özbek ve diğer Türk askerlerini arıyor. Onlarla kendi ana dilinde konuşup biraz teselli bulmak istiyordu. Bir süre sonra Almanların Rus topraklarına saldırdığı, yani savaşın başladığı bildirildi. Sadık toplam sekiz tankı bulunan tank bölüğü komutanlığına, Süleyman ise topçu bölüğü komutanlığına getirildi.
Roma’da bulunduğu yıllarda hatıralarını yazarken çektiği acılar bazen onun hatıraları yazmasını engelliyordu. Acılarını dindirebilmek için doktorlara tedavi oluyor ve bu sayade hatıralarına devam ediyordu.
Bir hafta sonra batı Ukrayna’nın bir köyüne intikal etmişlerdi. Yeni tabur komutanı Almanlarla temas halinde bulunan General Maksimenkoya destek olması için Sadık’ı görevlendirmişti. Sadık’ın elinde bulunan tanklar Rusların sahip olduğu en eski tanklar olan b27’ler idi.
Sadık aldığı emre göre kırkıncı kilometrede, Kotovsk-Balta arasında cephe tutan Maksimenko’nun kuvvetlerine katılacaktı fakat daha altıncı kilometrede Alman topçuları bütün tankları etkisiz hale getirdi. Çatışmadan sadece Sadık ve yedi askeri kurtulabildi. Almanların tankları altıncı kilometrede karşılamasının nedeni Maksimenko’nun yüzellibin askeri ile birlikte Alman saflarına katılmasıydı.
Sadık yedi askeri ile birlikte geri birliklere doğru yola çıktı. Uzun bir yürüyüş sonunda ulaştı ve karargah çadırını bulup içeri girdi. Orada kendisi askere yazılırken tanıştığı Rus subay Şişkof’u gördü ve kendini biraz daha rahatlamış hissetti. Daha sonra Şişkof’tan Süleyman’ın ilerideki tepenin arkasında topları ile mevziilendiğini öğrendi. Sadık o gün Süleyman ile telefonda görüşüp biraz teselli bulmuştu fakat Süleymanın görevini düşündükçe üzülüyordu. Süleyman Alman mevziilerine çok yakındı ve görevi onları oyalayıp vakit kazanmaktı.
Almanlar Rus cephelerine saldırdı. Süleyman Almanlara büyük kayıplar verdi fakat üç gün sonra yeri keşfedildi ve Alman topçuları tarafından yok edildi. Alman topçuları tepeyi bombalarken tepeden kendi istikametine doğru yaklaşan bir asker gördü. Asker Tatardı ve Süleyman’ın topçu bombaları ile değil Rus askerleri tafafından öldürüldüğünü söyledi. Sadık beyninden vurulmuşa döndü.
Almanlar cepheyi yarmış hızla ilerliyorlardı. Şişkof Sadık’a Aleksandrovka’da bulunan tahta köprüyü yakıp Almanların köprüden geçişini engellemesini emretmişti. Bu sırada Rus destek birlikler geldi ve köprüyü yakmamasını emretti. Köprüden destek birlikler geçecekti fakat Almanlar köprüye çok yakındı. Bu yüzden Şişkof Sadık’a bir takım askerle köprüden bir kilometre ilerde mevziilenmesini ve yeni emir gelmedikçe geri çekilmemesine emretti. Kısa bir süre sonra Almanlar saldırıya geçti ve Sadık’ı esir aldı. Sadık’ın hatıra kitabında buraya kadar olan parça birinci bölüm olarak ayrılmıştı. Çünkü bundan sonra hayatı değişiyordu. Çok uzun bir süre esir olarak yaşayacaktı.
Sadık’ı önce bir ahıra kapatmışlardı. Ahır çok kalabalıktı hatta bir ara içeride Şişkof’u da görmüştü. Daha sonra Sadık’ı Uman kampına götürdüler. Demir parmaklıklarla kapatılmış bir esir kampına attılar. Sadık esir kampının meydanında ilerliyor ve konuşabilecek birlaç Tatar arıyordu. Bu arada etraftaki esirlerin üzerlerindeki bitleri öldürmekle meşgul olduklarını görüyordu. Biraz daha dolaştıktan sonra yakında bulunan bir duvarın dibinde oturan Tatarları gördü ve yanlarına hareket etti. Tatarlardan bir tanesi Mustafa Onbaşı diye çağrılıyordu. Tek başına on kişinin işini yapabildiği için Almanlar onu her gün çalıştırmak için götürür ve normalden fazla ekmek verip esir kampına bırakırlardı. O da yamekleri Tatarlarla paylaşır böylece kimse aç kalmazdı. Bir süre sonra başka bir kampa götürülmek üzere bütün esirler yola koyuldu. Yolculuk umduklarından çok daha uzun sürdü, Mustafa ve Sadık dışında bütün Tatarlar yolda öldü. Sonunda yeni kamp yerine vardılar ve barakalara yerleştirildiler.
Sadık barakalarda kış soğuğunda yaşama mücadelesi veriyordu fakat sonra dayanamayarak barakadan kaçmaya teşebbüs etti. Bir alman askeri tarafından yakalandı, normalde öldürülmesi gerekiyorken uzun süre dövüldükten sonra zindana götürüldü. Kısa bir süre sonra tekrar barakaya götürüldü fakat bu sırada Gürcü bir doktor tarafından barakadan çıkarıldı. Artık esir kampında ölenleri çukurlara taşıyordu. Bir gün ölüleri taşırken Mustafa Onbaşıyı gördü ve uzun süre onu aklından silemedi. Bir ara Alman bir komutan tarafından beğenildi ve komutan Şults’un yanına yardımcı olarak atandı. Artık çok rahattı fakat bir süre sonra Şults’un tayini çıktı ve Sadık boşlukta kaldı. Sadık içinden kendisini tekrar barakaya atcaklarını ve orada öleceğini düşünüyordu. Bunların hiçbiri olmadı ve gece yarısı bir trenle kamp bölgesinden götürüldü. Sadık trende giderken içinde garip duygular oluştu, kendisinin nereye götürüldüğünü bilmiyor ve sormaya da cesaret edemiyordu. Gece yarısı tren durdu ve iki alman nezaretinde bir kamyona götürüldü. Yaklaşık bir gün kamyon yolculuğundan sonra beyaz boyalı, güzel bahçeli bir binanın önüne yaklaştılar. Kamyondan inerken çok iyi rusça konuşan bir Alman Sadık’ı karşıladı. Alman asker hazırlıksız karşıladıkları için Sadık’tan özür diledi.
Sadık hiçbirşey anlamıyordu, çok yorgundu ve bir an önce uyumak istiyordu. Alman, Sadık’ı beyaz çarşaflı çok rahat bir yatağa götürdü. Sabah saat onda komutan ile görüşmesi olduğunu söyleyerek odadan çıktı. Sadık sabah uyandığında her tarafta rus askerleri vardı. Kısa süreli bir şaşkınlıktan sonra orasının casus okulu gibi bir yer olduğunu farketti. Alman asker saat onda Sadık’ı komutanın karşısına çıkarttı. Sadık başta casusluğu reddetti fakat Alman subayın Tatar, Kırkız,Özbek ve diğer Türklerin aynı çatı altında toplanması ve Ruslara karşı özgürlüklerini elde etmeleri ile ilgili anlattığı planları dinleyince görevi kabul etti. Daha sonra bütün Türklerin bir arada toplandığı bir bölgeye gönderildi. Karşılaştığı bütün Türkmenlerin ülkelerini kurtarma adına yaptıklarını görünce çok memnun olmuştu.
Bu olaydan sonra hatıra kitabında Roma’da Cengiz adında bir Kırımlı’nın kaldığını ve onunla mutlaka görüşmesi gerektiğini yazıyordu.
3. Kitabın ana fikri:Kırım Tatarlarının çok zor şartlarda dahi hep birbirlerine destek olmaları ve Ruslara karşı verdikleri egemenlik ve onur savaşı.
4. Kitaptaki olayların ve şahısların değerlendirilmesi:
Sadık TURAN:
Kırım Tatarlarından. İkinci Dünya Savaşında ailesinden ve memleketinden ayrıldı ve bir daha geri dönemedi. Savaşta Almanlara esir düştü. Savaş sona erene kadar esir hayatı yaşadı. Memleketini ve ailesini tekrar göremediği için çok büyük acilar çekti. Savaştan sonra Roma’ya kaçtı.
Bekir:
Sadık’ın en büyük kardeşi. Bir süre esir kampında kaldı ve daha sonra Arjantin’e kaçtı.
Esma:
Sadık’ın bir başka kardeşi. Soğuktan hastalanıp küçük yaşta öldü.
Sabri:
Esma ile birlikte o da küçük yaşta soğuktan yaşlanıp öldü.
Mustafa:
Ailenin babası. Zor şartlar altında ailesini sürekli korudu. Eğitim ve öğretime önem verdiği için zor şartlar altında Sadık’ı okuttu.
Süleyman:
Sadık’ın okul arkadaşı. Sürekli subay olmak istedi ve en iyi arkadaşı olan Sadık ile subay oldu. Sadık’a göre milli duygulardan biraz daha uzak.
5. Kitap hakkındaki şahsi görüşler:
Kitapta Kırım Tatarlarının İkinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrası nasıl eziyetlere maruz kaldığını ve bu eziyetler karşısında milli benliklerini, geleneklerini nasıl sürdürdükleri çok iyi bir şekilde aktarılmış. Kitap çok fazla ayrıntıya girmeden akıcı ve öz bir biçimde yazılmış.
6. Kitabın yazarı hakkında bilgi:
Cengiz Dağcı Türk romancısı(Kızıltaş köyü, Kırım [Yalta] 1920). Kırım Pedagoloji enstitüsünde okudu. İkinci dünya savaşına Ukrayna cephesinde tank teğmeni olarak katıldı; Almanlara esir düştü (1941). Savaştan sonra Londra’ya yerleşti, ticarete atıldı. Romanlarında kırım Türklerinin yaşayışlarını ve ikinci dünya savaşını konu edindi: Korkunç Yıllar(1956). Yurdunu Kaybeden Adam(1957). Onlar da İnsandı (1958). Ölüm ve Korku Günleri (1962). O Topraklar Bizimdi(1966)
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
Kitabın Adı :Ateşten Gömlek Kitabın Yazarı :Halide Edip Adıvar Yayın Evi ve Adresi :Halit Işıklıgil Kağıtçılık ve Kitapçılık - İstanbul Basım Yılı :1954 1. Kitabın konusu: İzmirli Ayşe etrafında, Anadolu da, önce çetelerle başlayan, sonra düzenli ordu ile devam eden ve zaferle sonuçlanan Türk Kurtuluş savaşının hikâyesi anlatılır. 2. Kitabın özeti: Romanın hemen hemen tamamı Peyami'nin hatıra defterinden ibarettir. Peyami, Ankara'da Cebeci hastanesinde yatarken,4 teşrinisani ile 17 kanunuevvel tarihleri arasında, kırk üç gün zarfında hatırladıklarını bir deftere yazmıştır. İzmir'in işgali sırasında kocası ve oğlu Yunanlılar tarafından öldürülen Ayşe, bir İtalyan ailenin yanına sığınır; sonra da onların yardımıyla İstanbul'a akrabalarından olan Peyami'nin annesi’nin evine gelir. Hariciye kaleminde memur olan Peyami de bu evde kalmaktadır. Bir müddet sonra Gedikpaşa da başka bir eve, kendi evine taşınır. Protesto mitingleri yapılmaktadır. İstanbul da birbirinden farklı çevrelerde, bir mücadele arzusu uyanmaktadır. Tam bu günlerde, İstanbul, İngilizler tarafından işgal edilir. İşgalciler, kendilerine muhalif olanların ileri gelenlerini sürgüne göndermeye başlar. Ayşe'nin evi aranır. Ayşe, İstanbullu gençlerin gözünde İzmir'in ve kurtuluşun sembolüdür. Peyami ve arkadaşı İhsan, Ayşe ile birlikte, Kuvva-yı Milliye'ye katılmak üzere Anadolu'ya geçerler. Peyami ile İhsan, hastabakıcılık yapan Ayşe'yi içten içe sevmektedirler. Önce Adapazarı, Geyve civarında Halife ordusuyla çarpışırlar. Çeteler de birbirleriyle kavga etmektedirler. Kimi padişah taraftarı, kimi Kuvva-yı Milliye'yi benimsemiştir. Bu arada Mehmet Çavuş aralarına katılır. Peyami de artık bir işe yaramak ve Ayşe'nin gözünde değer kazanmak için savaşa fiilen katılmak ister ve Mehmet Çavuştan silah kullanmayı öğrenir. Doğançay'dan sonra Eskişehir'e giderler. Kezban da arkalarından; daha doğrusu İhsan'ın arkasından gider. Kezban , İhsan'ı, Mehmet Çavuş'ta Kezban'ı sevmektedir. Mehmet Çavuş Peyami'yi yaralamak pahasına Kezban'ı kaçırır. Bu arada İhsan ve peyami Konya isyanını bastırmakla görevlendirilirler. Mehmet Çavuş artık karşı cephededir ve onun hazırladığı bir pusuya düşerler. İhsan Kezban'ın yardımıyla pusudan kurtulur, Mehmet Çavuş yakalanıp asılır ve Kezban kayıplara karışır. Peyami Ankara'ya tayin edilir; İhsan alay kumandanı olur. Birinci ve ikinci İnönü savaşları kazanılır. Sakarya savaşı başlar. Peyami tekrar cepheye döner ve bir top mermisiyle bacaklarını kaybeder. İhsan ile Ayşe de vurulurlar. Bir çadırda yanyana iki sedye de yatmaktadırlar. Onları bir köyün küçük ve sessiz mezarlığına yanyana gömerler. Peyami "İşte İzmir'i aldınız, İzmir'e girdiniz" diye düşünür. Cemal de şehit düşer. Roman'ın sonuna eklenen bir nottan, Peyami'nin Ankara Cebeci hastanesinde, kafasındaki kurşun çıkarılırken vefat ettiğini öğreniriz. 3.Kitabın ana fikri:Hem vatanın içinde bulunduğu felâketi hem de bu felaketi yaşayan; aşkları,ihtirasları, kıskançlıkları ve vazifeleri arasında kalan insanların ruh çatışmalarını da ifade etmektedir. 4. Kitaptaki olayların ve şahısların değerlendirilmesi
eyami: Romanda anlatılan olayları hatıra defterinden öğrendiğimiz bir hariciye memuru. Ayşe'ye duyduğu aşk yüzünden olaylara karışan ve kendini bir anda Milli Mücadele'nin içinde bulan bir genç.Cemal: Ayşe'nin ağabeyi. Milli mücadele'nin önemli subaylarından birisi. Daha o yıllarda cumhuriyetçi fikirlere sahip.Ayşe: İzmir'in ve Kurtuluş'un bir sembolü olarak görülen genç bir kadın. Kocası ve oğlu İzmir'in işgali sırasında Yunanlılar tarafından öldürülünce, önce İstanbul'a gelir; oradan da Anadolu'ya geçerek Milli Mücadeleye bir hemşire olarak katılır. Cephe de, ön safhalar da hizmet görür.İhsan: Cemal'in ve Peyami'nin arkadaşı. Milli Mücadeleye ilk katılanlardan birisidir. Albaylığa kadar yükselir. Ayşeyi sevmektedir. Birinci ve İkinci İnönü savaşlarına katılır. Sakarya savaşında şehit olur. Ayşe ile birlikte küçük bir köyün mezarlığına gömülürler.Mehmet Çavuş: Şahsi kini dolayısıyla çeteci olmuştur. Rumeli de Bulgar çeteleri ile vuruşmuş; Padişah'a düşmanlığı sebebiyle Milli Mücadele'ye katılmıştır. Kezban'a aşık olunca, onun ardından gider. Kezban'ı kaçırır. Fakat Kezban' ın İhsan'ı sevmiş olmasını gururuna yediremeyip Kuvva-yı Milli'yeden ayrılır.Bir isyan girişimi sırasında İhsan tarafından yakalanıp, asılır.Kezban: Anası ve Babası Yunanlılar tarafından öldürülmüş bir köylü kızı. İhsan'ı seviyor. Ve bu aşkın çekiciliği ile onun ardından giderek Milli Mücadele'ye katılıyor. Hem kıskanç hem fedakâr bir genç kız. 5. Kitap hakkında şahsi görüşler:Romanda teferruat boldur. Bir yolculuk olanca teferruatı ile anlatılmış. Bir cephenin bulunduğu yerden alınıp başka bir yere götürülmesi sayfalar sürüyor. Bütün bunlara rağmen, romanın bütün kusurlarını örten bir realizm, okuyanı hayran bırakan bir dürüstlük ve inanmışlık var. 6. Kitabın yazarı hakkında bilgi: XX. yüzyıl romancılarından(İstanbul 1884- İstanbul 9 Ocak 1964). Üsküdar Amerikan Kız Kolejini bitirdi(1901).Milli Mücadele’ye katıldı; onbaşı ve çavuş rütbeleri aldı.1939 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde İngiliz Dili ve Edebiyatı profesörlüğüne getirildi.1950-1954 döneminde İzmir milletvekili oldu. Milli Mücadele’yi, Osmanlı Devleti’nin son dönemini, İstanbul’un mahalli hayatını aksettiren romanlar yazdı.Sinekli Bakkal romanı onun en çok okunan ve basılan romanlarımızın başında gelir. Romanları dışındaki eserleri:Hikaye: Harap Mâbetler(1911), Dağa Çıkan Kurt(1922), İzmir’den Bursa’ya(1922), Kubbede Kalan Hoş Sada(1938). Hatıra: Türk’ün Ateşle İmtihanı(1962), Mor Salkımlı Ev(1963). Tiyatro: Kenen Çobanları(1918), Maske ve Ruh(1945).
eyami: Romanda anlatılan olayları hatıra defterinden öğrendiğimiz bir hariciye memuru. Ayşe'ye duyduğu aşk yüzünden olaylara karışan ve kendini bir anda Milli Mücadele'nin içinde bulan bir genç.Cemal: Ayşe'nin ağabeyi. Milli mücadele'nin önemli subaylarından birisi. Daha o yıllarda cumhuriyetçi fikirlere sahip.Ayşe: İzmir'in ve Kurtuluş'un bir sembolü olarak görülen genç bir kadın. Kocası ve oğlu İzmir'in işgali sırasında Yunanlılar tarafından öldürülünce, önce İstanbul'a gelir; oradan da Anadolu'ya geçerek Milli Mücadeleye bir hemşire olarak katılır. Cephe de, ön safhalar da hizmet görür.İhsan: Cemal'in ve Peyami'nin arkadaşı. Milli Mücadeleye ilk katılanlardan birisidir. Albaylığa kadar yükselir. Ayşeyi sevmektedir. Birinci ve İkinci İnönü savaşlarına katılır. Sakarya savaşında şehit olur. Ayşe ile birlikte küçük bir köyün mezarlığına gömülürler.Mehmet Çavuş: Şahsi kini dolayısıyla çeteci olmuştur. Rumeli de Bulgar çeteleri ile vuruşmuş; Padişah'a düşmanlığı sebebiyle Milli Mücadele'ye katılmıştır. Kezban'a aşık olunca, onun ardından gider. Kezban'ı kaçırır. Fakat Kezban' ın İhsan'ı sevmiş olmasını gururuna yediremeyip Kuvva-yı Milli'yeden ayrılır.Bir isyan girişimi sırasında İhsan tarafından yakalanıp, asılır.Kezban: Anası ve Babası Yunanlılar tarafından öldürülmüş bir köylü kızı. İhsan'ı seviyor. Ve bu aşkın çekiciliği ile onun ardından giderek Milli Mücadele'ye katılıyor. Hem kıskanç hem fedakâr bir genç kız. 5. Kitap hakkında şahsi görüşler:Romanda teferruat boldur. Bir yolculuk olanca teferruatı ile anlatılmış. Bir cephenin bulunduğu yerden alınıp başka bir yere götürülmesi sayfalar sürüyor. Bütün bunlara rağmen, romanın bütün kusurlarını örten bir realizm, okuyanı hayran bırakan bir dürüstlük ve inanmışlık var. 6. Kitabın yazarı hakkında bilgi: XX. yüzyıl romancılarından(İstanbul 1884- İstanbul 9 Ocak 1964). Üsküdar Amerikan Kız Kolejini bitirdi(1901).Milli Mücadele’ye katıldı; onbaşı ve çavuş rütbeleri aldı.1939 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde İngiliz Dili ve Edebiyatı profesörlüğüne getirildi.1950-1954 döneminde İzmir milletvekili oldu. Milli Mücadele’yi, Osmanlı Devleti’nin son dönemini, İstanbul’un mahalli hayatını aksettiren romanlar yazdı.Sinekli Bakkal romanı onun en çok okunan ve basılan romanlarımızın başında gelir. Romanları dışındaki eserleri:Hikaye: Harap Mâbetler(1911), Dağa Çıkan Kurt(1922), İzmir’den Bursa’ya(1922), Kubbede Kalan Hoş Sada(1938). Hatıra: Türk’ün Ateşle İmtihanı(1962), Mor Salkımlı Ev(1963). Tiyatro: Kenen Çobanları(1918), Maske ve Ruh(1945).
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
[FONT=Palatino][FONT=Courier New]KİTABIN YAZARI Hakan EVRENSEL
[FONT=Palatino][FONT=Courier New]YAYINEVİ VE ADRESİ Ümit Yayıncılık Ltd.Şti.Konur Sok.27 / Kızılay
[FONT=Palatino][FONT=Courier New]BASIM TARİHİ MART 1999
[FONT=Courier New]
[FONT=Courier New]
[FONT=Courier New]
[FONT=Courier New]KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:
[FONT=Courier New] Hakan Evrensel askerlik mesleğini seçmesini sebebini şöyle açıklar: “Yapacağım mesleğin en zoru olmasını seçmemden sonra, mademki en zorunu seçtim o zaman piyade olayım.” der veGünüydoğu’ya görevi gereği ve kendisinin de çok büyük isteğiyle yollanır. Emekliye ayrılmasını mütakip, gazeteciliğe başlar ve başından geçen acı tecrübeleri yazmaya koyulur.
[FONT=Courier New]KİTABIN ÖZETİ :
[FONT=Courier New]
[FONT=Courier New]GÜNEYDOĞU
[FONT=Courier New] Adından da anlşılacağı üzere Kitabın bu bölümünde Güneydoğu Anadolu bölgesinde görev yapan bir subayla yapılan söyleşi anlatılmaktadır. Bu söyleşide ismi geçmeyen subay anılarını anlatırken belkide bütün söyleşi boyunca anlatılmak isteneni bir cümle ile özetlemektedir. Cümlesinde "ÇATIŞMA BİR ADAMIN BAŞININ ÜSTÜNDEN MERMİ GEÇMESİ DEMEKTİR." Sözü ile çatışmanın ehemmiyetini diğer bir cümlesinde ise "BELKİ ANLATABİLİRİM AMA TAHAYYÜL EDEMEZSİNİZ. BUNDA SİZİN YA DA BENİM SUÇUM YOK. YAŞAMAYAN BİLMEZ."Sözleri ile de oradaki çalışma kurallarını, moral durumunu bütün bunları da içine alan askerlik sanatının gerçeklerini özetlemektedir.
[FONT=Courier New] Yazara askerler hakkında neler söyleyebileceği sorulduğunda şunları söylemektedir. "Her halde dünyanın hiçbir ordusunda askere giden adamı düğüne gider gibi davul ve zurna ile uğurlamazlar. Bakın; bize gelen çocukların çoğunun elleri kınalıdır. Bunun sebebi ise şudur; Anadoluda kına üç şeye yakılır; Allah'a kurban olsun diye koyuna, kocasına kurban olsun diye geline ve vatana kurbana olsun diye askere giden gençlere..."
[FONT=Courier New]ÇİFT ÇORAP
[FONT=Courier New] Bu bölümde Güneydoğuda görev yapan askeri birliklerden her hangi birinde bir
[FONT=Courier New]timin yanında bulunan herkesin sevdiği, tim içerisinde maskot haline gelen bir köpeğin yaptıkları anlatılmaktadır. Köpek dört ayağının patilerinin beyazlığı yüzünden çift çorap adını almıştır. Köpek, herhangi bir eğitim almamasına rağmen birlikle beraber operasyona gider, operasyon-larda bir ciddiyet içerisinde askerlerin en önünde ve sessizce hareket ederdi. Bir dereden geçmek gerektiğinde önce çift çorap geçer o kısa bir araştırmadan sonra en sığ yerini bulur, timler de onun geçtiği yerden giderdi. Gece baskınlarına karşı nöbetçileri uyarır, yaptığı hareketlerle sanki tehlikenin yakınında olduğunu haber verirdi.
[FONT=Courier New]TIRMANMA
[FONT=Courier New] Tim komutanı 5-6 saatlik mesafedeki bir tepede bulunan birliğe telsiz jeneratörlerini çalıştırabilmek için mazot ve orada bulunan personele erzak götürmekle görevlidir. Birliğin önünde yürürken köy korucusu mazot tenekesini taşıyan eşek, erzak taşıyan katırlar bulunmaktadır. Birliğini birerli kol halinde ve birbiri arkasından el yardımı ile ve sırt çantalarından tutunarak intikal ettirmeye çalışmaktadır. İntikal esnasında eşek 20-30 m.lik bir yardan aşağı yuvarlanır, eşek orada ölür. Eşeğin taşıdığı mazot tenekelerini yardan yukarı orada hazır bulunan korucu ve erler tarafından sırtlanarak yukarı çıkartılması ve görev yerine götürülmesi anlatılmaktadır.
[FONT=Courier New]ANIT
[FONT=Courier New] Kitapta hiçbir birliğin, karakolun, köyün, mezranın, kişilerin isim ve sıfatı verilmemektedir. Bahse konu olan karakolda baskın esnasında bir er karakolun önünde bir kaya parçası üzerinde şehit olmuştur. Birlik personeli o taşı oradan alarak altına başka taşlarla doldurup bir anıt haline getirmişler, üzerine kırmızı boyalarla Türk bayrağı şeklinde resim yapmışlardır. Anıtı yapanda Erzurumlu dadaş bir askerdir. Anıtı yaparken hiç konuşmamış, hep bir şeyler mırıldanmıştır. Personelin moral ve motivasyonunu düzeltmek için anıt bir merasim töreniyle açılmıştır. Açılış gününü takip eden birkaç gün içinde anıtı yapan, yaparken de hiç gülmeyen dadaşın bu anıtın yanında şehit düştüğü ve birlik komutanının bir daha hiç anıt yaptırmadığı anlatılmaktadır.
[FONT=Courier New]GÖREV
[FONT=Courier New] Bu bölümde bir tim komutanının timini göreve hazırlarken nelere dikkat ettiği anlatılmaktadır. Birlik komutanı birliğini motive edebilmek için en önde ve tüm zorluklara rağmen yağmur çamur, sıcak soğuk, gece gündüz demeden teçhizatını kuşanarak PKK'ya ve doğa şartlarına karşı verdiği mücadele anlatılmaktadır. Birliğini hazırlarken personelin üzerindeki mataraların plastikten ses yapmayan malzemeden olmasına, personel üzerindeki künye, kimlik vb. malzemelerin teröristlerin eline geçtiğinde aleyhimize kullanabileceği her hangi bir belgenin dahi olmaması gerektiğine dikkat ederek birliğe görev emrini verir ve ilk adımını attığında kaç kişiyle göreve çıkıp kaç kişiyle geri dönebileceğini düşünmekten kendisini alamadığı anlatılmaktadır.
[FONT=Courier New]AYAKLAR
[FONT=Courier New] Bu bölümde bir askerin en önemli organının ayakları olduğu anlatılmaktadır. Bütün operasyonlarda insanları taşıyan tek organdır. Onlar için silahtan bile önemlidir. Çünkü ayaklar olmasa hiçbir yere intikal edilemez, hiçbir intikalden de geri dönülemez. Bu bölümde istihkak olarak dağıtılan askeri botların nedenli sorun yarattığı ince bir mizahla anlatılmaktadır. Yabancı ülkelerde üretilen bazı botların nedenli sağlam oldukları, anti personel mayınlardan bile ayakları koruyabildiği, kendilerinde de bu vb. teçhizatın olmasının faydalı olacağı anlatılmaktadır.
[FONT=Courier New]MAYIN
[FONT=Courier New] Bu bölümde anlatılan, operasyon esnasında Kuzey Irak sınırındaki yamaç üzerinde birlik hareket halinde iken bir erin anti personel mayınına basarak ayağından yaralanması anlatılmaktadır. Ayrıca yaralı askeri almaya gelen helikopter pilotunun yoğun ateşe maruz kalmasına rağmen bir kaya parçasının üzerine inmeye çalışması birlik komutanına yaralıyı almadan oradan havalanmayacağını, tim komutanı ve askerlerin yoğun ateşe karşı yaralı askeri helikoptere taşımaları , helikopterin mayınlı bölgede inecek yeri olmadığı için askeri kollarından sallayarak helikopterin içine atmaları ve yaralı askerin ayak parmaklarındaki tarak kemiğinden yaralanmasına rağmen damarlarında oluşan hava baloncuğunun kalbine ulaşması sonucu Şehit olması anlatılmaktadır.
[FONT=Courier New]ÇATIŞMA
[FONT=Courier New] Bu bölümde yeri ve bölgesi belirtilmeyen bir yerde PKK'lı teröristler ile girilen bir çatışma anı anlatılmaktadır. Bir tepede teröristlerle sıcak temas sağlanmış, teröristler birliklerin üzerine RPG-7 roketatar ve kalaşnikof tüfekleriyle ateş ettiği, Mehmetçikte ellerinde bulunan G-3 piyade tüfeği ile gelen ateşe karşılık verdiği, bu esnada F-16 uçakları ve COBRA helikopterlerinin bölgeye ulaştıklarının görüldüğü, F-16 uçakların attığı bombalar sıcak temasta çok yakında bulunan birliği de ses ve blanst etkisiyle etkilediği, hatta atılan bombadan sonra oluşan toz bulutunun mantar şeklini aldığını ve toz bulutunun dağılmasının yarım saat sürdüğünü bunun da teröristleri gözden kaçırmaya sebep olduğunu, bu esnada mevzide bulunan iki erin Kanas silahı ile ağır yaralandığını, bunları gören iki er onları geriye çekebilmek için sürünerek yaralı askerlerin bulunduğu tepeye ulaşmak istediği, teröristler tekrar Kanasla ateş ederek bu iki eri de vurduğu anlatılmaktadır. Ayrıca genç bir subay memleketine izine gider. İzninin ikinci gününde eşiyle birlikte Ankara Kızılay meydanında dolaşan genç subay bir anda patlama sesiyleyere atlar. Yattığı yerden bu sesin havan mı roket mi, havanın ve roketin ilk patlama anımı yoksa düştüğü anımı diye düşünürken baş ucunda dizleri üzerine çökük omuzundan kendisini şefkatle ve göz yaşları içinde kaldırmaya çalışan eşini görür ve o an patlamanın bir araba egzosunun sesi olduğunu [FONT=Courier New]anlar [B]1] [FONT=Courier New].
[FONT=Courier New]
[FONT=Courier New]
[FONT=Courier New]TÖREN
[FONT=Courier New] Bir Tabur Komutanının Şehit olan bir askerinin cenazesini memleketine ötürüp ailesine teslim etmesi için genç bir subaya emir vermesi ve bu subay'ın bu zor görevi kendisine vermemesi için tabur komutanını ikna etmeye çalışması, kendisini en ağır görevlere hatta tek başına operasyona bile gitmeye razı olduğunu söyler. Ancak emri alır ve şehit er'in cenazesini alarak yola çıkar. Bu
[FONT=Courier New]görevin zor da olsa yerine getirildiği anlatılmaktadır. [B]2] [B]3] [B]4]
[FONT=Courier New]
[FONT=Courier New]YER VE KİŞİLERİN TAHLİLİ:
[FONT=Courier New]
[FONT=Courier New] Kitabın büyük çoğunluğu Güneydoğu’da geçiyor. Daha çok bu bölgenin coğrafi yapısının bir ekisi olarak yazarımızın asker olması nedeniyle olaylar arazide cereyan ediyor. Dağlar, tepeler, karakollardan bir de bakmışınız ki kendinizi Ankara’nın göbeğinde buluvermişiniz. Büyük oranda çatışmalar içeren kitap insanı oralara götürmekle kalmıyor, aynı zamanda insanı buralardan soğutuyor.
[FONT=Courier New] Kişiler kendi birliğine ait olan insanlar, ancak az da olsa sivil insanlar ve teröristlerden de bahsedilmiş. Onların fiziki ve ruhsal durumunu çok iyi açıklayan yazarımız genelde bu kişilerin ruhsal potresinde başarılı.
[FONT=Courier New]
[FONT=Courier New]KİTABIN ANAFİKRİ VE DÜŞÜNCELERİM
[FONT=Courier New]
[FONT=Courier New] Kitap ülkemizin başlıca sorunlarından birine bizim göremediğimiz açıdan bakmış. Çoğulukla insanın gözlreini dolduracak nitelikteki kitabımız, yazım dili veye akıcılığı açısından çok iyi düzeyde değil. Ancak yazar bunu yazarken bu amaçta olmadığı da belli. Kitabı ilk aldığımda gelen tepkilere göre de kitaptan etkileneceğim açıktı. Zaten bu kitabı okuyanların da bu kitabı sanatsal niteliği açısından okumadığı biliniyor. Özllikle de gelezek için hazırlanan subaylar olarak bizlere hayata hazırlanmamızın önemini kavratabilecek kadar önemli bir yapıt.
[FONT=Courier New]
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTAP ADI
KUMARBAZ
YAZAR
F.DOSTOYEVSKİ
YAYINEVİ
VARLIK YAYINLARI
BASIM YILI
1984
KİTABIN KONUSU:
Tüm umutlarını kumara ve yaşlı büyükannelerinden kalacak olan mirasa bağlayan bir ailenin yanında öğretmen olarak çalışan bir genç ile ailenin üvey kızı olan güzel fakat bir o kadar da kaprisli genç kız arasındaki aşkı anlatan bir kitap.
KİTABIN ÖZETİ:
Fransa’da yaşamakta olan bir Rus Generali ve ailesinin yanında öğretmen olarak çalışan Aleskey İvanoviç iki hafta süren bir ayrılıktan sonra, General’in yanına geri döner. Bu süre zarfındaotele birkaç tanıdık sima gelmiştir. Bunlardan birisi İvanoviç’in hiç hoşlanmadığı Fransız, diğeri ise İvanoviç ile sıkı bir dostluğu olan Mister Astley’dir. Zamanla Fransız’ın otelde bulunuş nedenini anlamaya başlamıştır. General’in, Fransız2a yüklü bir miktar borcu vardır ve bu borcu da uzun süredir hasta olan Rusya’daki zengin halasından kalacak mirasla ödemeyi düşünüyordur.
İvanoviç’in General’in üvey kızı Polina’ya olan sevgisi gün geçtikçe artıyor ve ona daha çok bağlanıyordu. Fakat Polina ona karşı tutarsız davranışlar sergililer. Kimi zaman samimi, kimi zaman da küçümser tavırlar takınır. Ayrıca Fransız ile Polina arasındaki yakınlaşma da İvanoviç’in gözünden kaçmamıştır.
Zaman zaman Plina ve İvanoviç yürüyüşe çıkıyor ve dertleşiyordu. İşte bunlardan birinde Polina’nın yine asiliği tutmuş ve İvanoviç’e, kendisine bağlılığını göstermesi için, şehrin hatrı sayılır kişilerinden olan Baron ve Barones’e Almanca birşeyler söylemesini emreder. Fakat onun bu sözleri Baron tarafından kaba olarak değerlendirilir. Bu olayın ardından Baron’un şikayeti üzerine General İvanoviç’I işinden atar. Fakat bu esnada beklenmedik bir olay gerçekleşir. General ve ailesinin uzun süredir ölecek diye haber beklediği Rusya’daki halaları gelmiştir.
Bu olay ivanoviç’in işine yaramıştır. Çünkü Büyükanneonu seviyor ve güveniyordu. Büyükanne zengin, bir o kadar da huysuz bir kadındır. Zamanla Büyükanne oradaki kumarhanelere gitmeya başlar. Tabiki yanında da bu konu hakkında daha önceden bilgisi olan vardır. İkl günlerde herşey yolundadır, fakat günler geçtikçe Büyükanne kaybetmeye başlar. Sonunda Büyükanne’nin paraları tükenmiş ve Rusya’ya dönmeye karar vermiştir. Giderken yanında Polina’yı da götürmek ister ama Polina kabul etmez.
Bir gün İvanoviç odasına geldiğinde odasında Polina’yı görür. Daha önce hiç yaşanmamış bu olay karşısında İvanoviç şaşkınlığını gizleyemez. Polina İvanoviç’e, yüklü bir miktar paraya ihtiyacı olduğunu söyler. O anda İvanoviç’in aklına birşey gelmiştir. Kumar. Elindeki bütün parayla rulet oynar ve şansının yardımıyla iki yüz bin ruble kazanır. Fakat otele döndüğünde Polina’yı perişan bir halde bulur. O günden sonra Polina ,Mister Astley’in yanında tedavi olmaya başlar. İvanoviç’de General’in sevgilisiyle Pariste iki aylık güzel bir hayat yaşar.daha sonra eski sefil hayatına geri döner. Günler böyle geçip giderken İvanoviç Hamburg’da Mister Astley ile karşılaşır. Bu karşılaşmanın ardından İvanoviç, Polina’nın kendisini ne kadar çok sevdiğini anlar ve yeni bir hayata başlar.
[B] ANAFİKRİ: [/B]
İnsanlar sürekli birbiriyle ilişkide bulunan varlıklardır ve bu ilişki içinde para önemli bir yer tutmaktadır. Fakat insanın kendi alınteriyle kazanmadığı bir para ona hiçbir fayda sağlamaz.
[B] KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ: [/B]
İvanoviç : Maddi açıdan fakir bir kişi olmasına rağmen kendisini geliştirmiş, bilgili ve insanları tanıyabilen, zeki bir kişi.
Polina : Herkesin dikkatini çekebilecek kadar güzel ama onlara yüz vermeyecek kadar ciddi, kendi isteklerini başkalarına kabul ettirebilecek genç bir kadın.
General : Geçmişte asker olarak görev yapmış ollmasından kaynaklanan sert yapısına rağmen insanlardan çabuk etkilenen, hayalci bir insan.
Büyükanne : Zenginliği sayesinde herkese hükmedebilen, yaşlı, huysuz fakat hırslı bir kadın.
[B] ŞAHSİ GÖRÜŞ: [/B]
Kitap başlangıçta tasvirlerle dolu sıkıcı bir kitap gibi gelebiliyor. Fakat Dostoyevski’nin usta uslübu ile okuyucu olayları daha iyi kavrayıp, kendisini kahramanların yerine koyabiliyor. Ayrıca beklenmeyen olay kurgusu ile şaşırtıcı bir kitap olarak değerlendirilebilir.
YAZARIN HAYATI:
Rus edebiyatının en büyüklerinden olan Dostovyevski, 1821 Moskova doğumludur. Orta sınıf bir aileden gelen yazarın babası, yoksullar hastanesinde cerrahtı. Dostovyevski ilk eğitimini ailesinden aldı. Romanlarının tümünde, ailesinin çektiği sıkıntıların ve tanık oldukları yoksulluğun etkisi görülebilir. Çok çalkantılı geçmiştir Dostovyevski’nin hayatı. 17 yaşında askeri akademiye girmiş ama oradaki katı disipline uyamayıp ayrılmış, Norodniklerin siyasi görüşlerini benimsemiş, 1849’da idama mahkum edilmiş ve tam idam sehpasında öğrenmiştir cezasının sürgüne çevrildiğini. Ölümün kıyısından dönen ve Sibirya’daki sürgün yaşantısında zor günler geçiren Dostovyevski’nin siyasi görüşlerinin temelden farklılaştığını söyleyebiliriz. Kişiliğini derinden etkileyen epilepsi nöbetlerinin sıklaşması da bu tarihte başlar. Artık mistik bir dünya görüşü egemendir Dostovyevski’nin metinlerine.
Bu günlerde Orhan Pamuk’un editörlüğünde başlayan Dostovyevski dizisinin ilk kitabı olarak yayınlanan “Ecinniler”, Dostovyevski’nin Norodnik ve ateist geçmişine dair bir özeleştiridir. Sürgün dönüşü; aşkları, evlilikleri, Avrupa seyahatleri, kumar tutkusu ve geçim sıkıntıları, Turgenyef’le olan çekişmelerleriyle geçirdi ömrünü bu büyük yazar. Çoğu kitabını yayıncılardan aldığı “kaporalar” nedeniyle çok kısa sürelerde tamamladı ve bugün dünyanın en çok satan yazarları arasında olan Dostovyevski, 1881 yılında geçim sıkıntıları içinde hayata veda etti.
Çevrenin baskılarından kaçmak için -genç yaşta-kitaplara sığınmış, dünya edebiyatından özellikle romantiklerden etkilenmişti. Romanlarında fantazya, gerilim, cinayet, korku gibi temaları kullanan ; E.T.A.Hoffmann, Schiller, Goethe, Sheakspeare, Balzac ve Dickens en sevdiği yazarlardı. Dostovyevski’de, bu saydığım yazarların izlerini kolaylıkla bulabiliriz. İlk romanı “İnsancıklar”ı 1846 yılında yazdı. O yıllarda Rus edebiyatını yönlendiren eleştirmen Belinski tarafından beğenilen “İnsancıklar”, sıradan, yoksul, çaresiz insanların hayatını anlatır. Henüz gözlemlerini yansıtma aşamasındadır Dostovyevski.
Sürgün cezasına çarptırılana kadar, sadece hikayeler yazarak sürdürdü edebiyat yaşantısını. Sibiryada ise eline alabileceği tek kitap İncildi. Yazmaya ve Petesburg’a 1959 yılında, yine hikayeleriyle döndü. 1861’de, kendi çıkardığı dergide “Ezilenler”in tefrikasına başladı. Ancak, Dostovyevski’ye eski ününü geri veren kitabı, Sibirya hayatını anlattığı “Bir Ölü Evinden Anılar”(1861) oldu. Kaybedilen özgürlük teması, özgürlük peşinde koşan Rus aydınları tarafından övgü ile karşılandı. Bu övgü, 1864 yılında yazdığı “Yer Altından Notlar”a kadar sürdü. Dostovyevski’nin çağdaşı sosyalist aydınları hicvettiği bu kısa romanın aldığı tepkiler estetik değil, politik nedenlere dayalıydı. Turgenyef’le Dostovyevski arasındaki gerilim hem romana hem de tartışmalara yansımıştı. Oysa, “Yer Altından Notlar”, çaresiz insanın hayat karşısında tutunamamasının, ruhsal olarak yaralanmasının, varoluşunu dünyaya haykırmak isterken giderek kabuğuna çekilmesinin hikayesidir. Dostovyevski’nin daha sonra işleyeceği birçok felsefi ve ahlaki problem, bu romanla başlamıştır.
Artık “büyük romanlar” dönemi açılmıştır Dostovyevski’nin yazarlık kariyerinde. “Suç ve Ceza” 1866’da yayınlanır. Onu “Kumarbaz”(1866), “Budala”(1869), “Ebedi Koca”(1870), “Ecinniler”(1872) ve “Karamazof Kardeşler” izleyecektir. Bütün bu romanlarına rağmen, siyasi eğilimleri nedeniyle “söylem” dışı kalan Dostovyevski,ölümünden kısa bir süre önce -Puşkin’in ölüm yıldönümünde yaptığı parlak konuşmayla- iade-i itibar görür. Devlet tarafından tehlikeli, aydınlar tarafından gerici bulunan Dostovyevski, -hiç değilse- cenaze merasiminde yalnız kalmamıştır...!
KUMARBAZ
YAZAR
F.DOSTOYEVSKİ
YAYINEVİ
VARLIK YAYINLARI
BASIM YILI
1984
KİTABIN KONUSU:
Tüm umutlarını kumara ve yaşlı büyükannelerinden kalacak olan mirasa bağlayan bir ailenin yanında öğretmen olarak çalışan bir genç ile ailenin üvey kızı olan güzel fakat bir o kadar da kaprisli genç kız arasındaki aşkı anlatan bir kitap.
KİTABIN ÖZETİ:
Fransa’da yaşamakta olan bir Rus Generali ve ailesinin yanında öğretmen olarak çalışan Aleskey İvanoviç iki hafta süren bir ayrılıktan sonra, General’in yanına geri döner. Bu süre zarfındaotele birkaç tanıdık sima gelmiştir. Bunlardan birisi İvanoviç’in hiç hoşlanmadığı Fransız, diğeri ise İvanoviç ile sıkı bir dostluğu olan Mister Astley’dir. Zamanla Fransız’ın otelde bulunuş nedenini anlamaya başlamıştır. General’in, Fransız2a yüklü bir miktar borcu vardır ve bu borcu da uzun süredir hasta olan Rusya’daki zengin halasından kalacak mirasla ödemeyi düşünüyordur.
İvanoviç’in General’in üvey kızı Polina’ya olan sevgisi gün geçtikçe artıyor ve ona daha çok bağlanıyordu. Fakat Polina ona karşı tutarsız davranışlar sergililer. Kimi zaman samimi, kimi zaman da küçümser tavırlar takınır. Ayrıca Fransız ile Polina arasındaki yakınlaşma da İvanoviç’in gözünden kaçmamıştır.
Zaman zaman Plina ve İvanoviç yürüyüşe çıkıyor ve dertleşiyordu. İşte bunlardan birinde Polina’nın yine asiliği tutmuş ve İvanoviç’e, kendisine bağlılığını göstermesi için, şehrin hatrı sayılır kişilerinden olan Baron ve Barones’e Almanca birşeyler söylemesini emreder. Fakat onun bu sözleri Baron tarafından kaba olarak değerlendirilir. Bu olayın ardından Baron’un şikayeti üzerine General İvanoviç’I işinden atar. Fakat bu esnada beklenmedik bir olay gerçekleşir. General ve ailesinin uzun süredir ölecek diye haber beklediği Rusya’daki halaları gelmiştir.
Bu olay ivanoviç’in işine yaramıştır. Çünkü Büyükanneonu seviyor ve güveniyordu. Büyükanne zengin, bir o kadar da huysuz bir kadındır. Zamanla Büyükanne oradaki kumarhanelere gitmeya başlar. Tabiki yanında da bu konu hakkında daha önceden bilgisi olan vardır. İkl günlerde herşey yolundadır, fakat günler geçtikçe Büyükanne kaybetmeye başlar. Sonunda Büyükanne’nin paraları tükenmiş ve Rusya’ya dönmeye karar vermiştir. Giderken yanında Polina’yı da götürmek ister ama Polina kabul etmez.
Bir gün İvanoviç odasına geldiğinde odasında Polina’yı görür. Daha önce hiç yaşanmamış bu olay karşısında İvanoviç şaşkınlığını gizleyemez. Polina İvanoviç’e, yüklü bir miktar paraya ihtiyacı olduğunu söyler. O anda İvanoviç’in aklına birşey gelmiştir. Kumar. Elindeki bütün parayla rulet oynar ve şansının yardımıyla iki yüz bin ruble kazanır. Fakat otele döndüğünde Polina’yı perişan bir halde bulur. O günden sonra Polina ,Mister Astley’in yanında tedavi olmaya başlar. İvanoviç’de General’in sevgilisiyle Pariste iki aylık güzel bir hayat yaşar.daha sonra eski sefil hayatına geri döner. Günler böyle geçip giderken İvanoviç Hamburg’da Mister Astley ile karşılaşır. Bu karşılaşmanın ardından İvanoviç, Polina’nın kendisini ne kadar çok sevdiğini anlar ve yeni bir hayata başlar.
[B] ANAFİKRİ: [/B]
İnsanlar sürekli birbiriyle ilişkide bulunan varlıklardır ve bu ilişki içinde para önemli bir yer tutmaktadır. Fakat insanın kendi alınteriyle kazanmadığı bir para ona hiçbir fayda sağlamaz.
[B] KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ: [/B]
İvanoviç : Maddi açıdan fakir bir kişi olmasına rağmen kendisini geliştirmiş, bilgili ve insanları tanıyabilen, zeki bir kişi.
Polina : Herkesin dikkatini çekebilecek kadar güzel ama onlara yüz vermeyecek kadar ciddi, kendi isteklerini başkalarına kabul ettirebilecek genç bir kadın.
General : Geçmişte asker olarak görev yapmış ollmasından kaynaklanan sert yapısına rağmen insanlardan çabuk etkilenen, hayalci bir insan.
Büyükanne : Zenginliği sayesinde herkese hükmedebilen, yaşlı, huysuz fakat hırslı bir kadın.
[B] ŞAHSİ GÖRÜŞ: [/B]
Kitap başlangıçta tasvirlerle dolu sıkıcı bir kitap gibi gelebiliyor. Fakat Dostoyevski’nin usta uslübu ile okuyucu olayları daha iyi kavrayıp, kendisini kahramanların yerine koyabiliyor. Ayrıca beklenmeyen olay kurgusu ile şaşırtıcı bir kitap olarak değerlendirilebilir.
YAZARIN HAYATI:
Rus edebiyatının en büyüklerinden olan Dostovyevski, 1821 Moskova doğumludur. Orta sınıf bir aileden gelen yazarın babası, yoksullar hastanesinde cerrahtı. Dostovyevski ilk eğitimini ailesinden aldı. Romanlarının tümünde, ailesinin çektiği sıkıntıların ve tanık oldukları yoksulluğun etkisi görülebilir. Çok çalkantılı geçmiştir Dostovyevski’nin hayatı. 17 yaşında askeri akademiye girmiş ama oradaki katı disipline uyamayıp ayrılmış, Norodniklerin siyasi görüşlerini benimsemiş, 1849’da idama mahkum edilmiş ve tam idam sehpasında öğrenmiştir cezasının sürgüne çevrildiğini. Ölümün kıyısından dönen ve Sibirya’daki sürgün yaşantısında zor günler geçiren Dostovyevski’nin siyasi görüşlerinin temelden farklılaştığını söyleyebiliriz. Kişiliğini derinden etkileyen epilepsi nöbetlerinin sıklaşması da bu tarihte başlar. Artık mistik bir dünya görüşü egemendir Dostovyevski’nin metinlerine.
Bu günlerde Orhan Pamuk’un editörlüğünde başlayan Dostovyevski dizisinin ilk kitabı olarak yayınlanan “Ecinniler”, Dostovyevski’nin Norodnik ve ateist geçmişine dair bir özeleştiridir. Sürgün dönüşü; aşkları, evlilikleri, Avrupa seyahatleri, kumar tutkusu ve geçim sıkıntıları, Turgenyef’le olan çekişmelerleriyle geçirdi ömrünü bu büyük yazar. Çoğu kitabını yayıncılardan aldığı “kaporalar” nedeniyle çok kısa sürelerde tamamladı ve bugün dünyanın en çok satan yazarları arasında olan Dostovyevski, 1881 yılında geçim sıkıntıları içinde hayata veda etti.
Çevrenin baskılarından kaçmak için -genç yaşta-kitaplara sığınmış, dünya edebiyatından özellikle romantiklerden etkilenmişti. Romanlarında fantazya, gerilim, cinayet, korku gibi temaları kullanan ; E.T.A.Hoffmann, Schiller, Goethe, Sheakspeare, Balzac ve Dickens en sevdiği yazarlardı. Dostovyevski’de, bu saydığım yazarların izlerini kolaylıkla bulabiliriz. İlk romanı “İnsancıklar”ı 1846 yılında yazdı. O yıllarda Rus edebiyatını yönlendiren eleştirmen Belinski tarafından beğenilen “İnsancıklar”, sıradan, yoksul, çaresiz insanların hayatını anlatır. Henüz gözlemlerini yansıtma aşamasındadır Dostovyevski.
Sürgün cezasına çarptırılana kadar, sadece hikayeler yazarak sürdürdü edebiyat yaşantısını. Sibiryada ise eline alabileceği tek kitap İncildi. Yazmaya ve Petesburg’a 1959 yılında, yine hikayeleriyle döndü. 1861’de, kendi çıkardığı dergide “Ezilenler”in tefrikasına başladı. Ancak, Dostovyevski’ye eski ününü geri veren kitabı, Sibirya hayatını anlattığı “Bir Ölü Evinden Anılar”(1861) oldu. Kaybedilen özgürlük teması, özgürlük peşinde koşan Rus aydınları tarafından övgü ile karşılandı. Bu övgü, 1864 yılında yazdığı “Yer Altından Notlar”a kadar sürdü. Dostovyevski’nin çağdaşı sosyalist aydınları hicvettiği bu kısa romanın aldığı tepkiler estetik değil, politik nedenlere dayalıydı. Turgenyef’le Dostovyevski arasındaki gerilim hem romana hem de tartışmalara yansımıştı. Oysa, “Yer Altından Notlar”, çaresiz insanın hayat karşısında tutunamamasının, ruhsal olarak yaralanmasının, varoluşunu dünyaya haykırmak isterken giderek kabuğuna çekilmesinin hikayesidir. Dostovyevski’nin daha sonra işleyeceği birçok felsefi ve ahlaki problem, bu romanla başlamıştır.
Artık “büyük romanlar” dönemi açılmıştır Dostovyevski’nin yazarlık kariyerinde. “Suç ve Ceza” 1866’da yayınlanır. Onu “Kumarbaz”(1866), “Budala”(1869), “Ebedi Koca”(1870), “Ecinniler”(1872) ve “Karamazof Kardeşler” izleyecektir. Bütün bu romanlarına rağmen, siyasi eğilimleri nedeniyle “söylem” dışı kalan Dostovyevski,ölümünden kısa bir süre önce -Puşkin’in ölüm yıldönümünde yaptığı parlak konuşmayla- iade-i itibar görür. Devlet tarafından tehlikeli, aydınlar tarafından gerici bulunan Dostovyevski, -hiç değilse- cenaze merasiminde yalnız kalmamıştır...!
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : YALNIZIZ
KİTABIN YAZARI : Peyami SAFA
YAYINEVİ VE ADRESİ : ÖTÜKEN NEŞRİYAT A.Ş.
İstiklal Cad. Ankara Han 99/3 80060 Beyoğlu/İSTANBUL
BASIM YILI:2000
HAZIRLAYANIN :
İMZASI :
ADI VE SOYADI : Fatih KABAN
APOLET NUMARASI : 4125
KISMI : 78
TARİH : 13 MART 2002
ANAFİKİR :
Peyami Safa, bu eserinde insanlığı materyalizmin kör çenberini kırmağa, kendini kaybettiği ruhunu bulmaya çağırmaktadır. Asrımızda insanın bütün problemleri bu noktada düğümlenmektedir. Ve Allah'ı bilmedikçe, insanlık buhrandan buhrana yuvarlanacak, huzur ve sükun bulamayacaktır.
Herşey Selmin’in yemeklere iştirak etmemesi, sonrasında hamile olduğunu söylemesi ile başlar. Selmin Fransa’ya gidecek ve orada çocuğunu doğuracaktır.Olaylar Selmin’in baba adayını söylememesi ile daha da arapsaçına döner. Selmin’in dayısı olan Samim ise Selmin’in okul arkadaşı olan Meral’e tutulmuştur. Selmin ile sürekli görüşerek Meral hakkında konuşurlar.
Samim’in tuttuğu günlükte Meral’e ait düşünceleri, onla geçirdiği günlerde ne yaptığı yazılıdır. Bunu okuyan Mefharet, baba adayı olarak Samim’I görür. Besim ile birlikte olayları yorumlayarak tam bir çıkmaza girerler. Selmin’in dikkat çekmek amacıyla yaptığı bu davranışların asılsız olduğu ortaya çıkınca herşey açığa kavuşur.
Okulu bırakıp zengin bir Fransız ile evlenerek Fransa’ya giden ve arkasından pek çok söylentiler çıkan Feriha(Selmin ve Meral’in okul arkadaşı), Türkiye’ye gelmiş ve Meral ile görüşmek istemişti. Meral’e sürekli Paris’I anlatıyor, oradaki şaşalı hayattan bahsediyordu. Meral’in bu tür şeylerden çok kolay etkileneceği aşikardı. Samim; bunun farkına varmış, Meral’i Feriha’dan uzak tutmak için herşeyi yapıyordu.
Samim , dünyevi zevklerinin farkına varmış, bunlarla hareket etmenin yararsız olacağının farkına varmıştı. Ona göre insan kendini tanıdığı sürece bu dünyadan zevk alabilirdi. Yoksa mutluluk göz boyamayla, yiyeceklerle, içkilerle,
yatlar- katlarla elde edilecek şey değildi…
Meral kendini hayat yolunun tam ortasında buldu. Samim’I istiyordu, çünkü onun yanında kendini var hissediyor ve rahatlıyordu. Feriha’ya hayır diyemiyordu… Feriha’ya takılıp hayatın dertlerini unutmak, sadece eğlenmek istiyordu…
Bu düşünceler arasında boğuşurken dayanamadı ve feriha’nın yanına gitti. Beraber otelin gazinosuna gittiler. Ve müzik eşliğinde eğlenmeye başladılar. Teadüfen bir arkadaşıyla oraya eğlenmeye giden Besim ile karsılasırlar. Kısa süreli bir şaşkınlıktan sonra dans etmeye başlarlar.
Besim’in bu olayları akşam abisine söylemesiyle çılgına dönen ve olaylara br anlam veremeyen Samim, Meral’i unutmaya söz verir… Söz verir ama onu bir türlü aklından çıkaramaz. İçi içini yer durur. Geceleri uyuyamaz…
Olanları ferhat’ın da öğrenmesiyle Meral, ailesi tarafından sıkıştırılmaya başlar. Meral burada kararını vermiştir: Feriha’yla beraber Fransa’ya gidecek ve orada zengin bir koca bulacaktır. Abisinin onu odasına kilitlemesi ile tüm düşünceleri suya düşer.
Kilitli odada yaptıklarını düşünen Meral, pişmanlık duymaya başlar. Yaptıklarının kendine ve ailesine yakışmayan davranışlar olduğunun farkına varır. Samim’I düşününür. Onu ne çok özlediğini anlar. Sigara içmek ister ama çakmağının gazı bitmiştir. Duvardaki gaz lambasıyla sigarayı yakmayı düşünür. Çakmaktaşı ile sigarasını yakar. Fakat bu arada elindeki şişe yere düşer ve kırılır. Biranda yatak,halılar ve kıyafetleri alevler içinde kalır. Diri diri yanarak can verir.Herkesi üzen bu ölüm kafalarda intihar olarak kalır.
[B]Peyami SAFA[/B]
(1899- 15 Haziran 1961): Yazar. İstanbul'da doğdu. Meşhur şair İsmail Safa'nın oğludur. Düzenli bir öğrenim göremedi. Kendi kendisini yetiştirdi. 13 yaşında hayata atıldı. Posta Telgraf Nezaretinde çalıştı. Öğretmenlik (1914-1918), gazetecilik (1918-1961) yaptı. Hayatını yazıları ile kazandı. İstanbul'da öldü.
Kardeşi İlhami ile Yirminci Asır adlı bir akşam gazetesi çıkardı. Bu gazetede "Asrın hikâyeleri" ilk hikâyelerini imzasız yayınladı (1919), Kültür Haftası (21 sayı, 15 Ocak-3 Haziran 1936) ve Türk Düşüncesi (63 sayı, 1953-1960) adlarında iki de dergi çıkardı. Tasvir-i Efkâr, Cumhuriyet, Milliyet, Tercüman, Son Havadis gazetelerinde yazdı. Çok sevdiği oğlu Merve'yi askerliğini yaptığı sıra kaybetmesi Peyami Safa'yı çok sarstı. Bu olaydan birkaç ay sonra İstanbul'da öldü. Edirnekapı Şehitliği'nde gömülüdür.
Peyami Safa kendi kendisini yetiştirmiş ender şahsiyetlerden biridir. Fransızcayı Fransızca gramer kitabı yazabilecek kadar öğrenmiştir. 43 yıl hiç durmadan yazdı. Güçlü bir fikir adamı, romancı ve polemikçidir. Nâzım Hikmet Ran, Nurullah Ataç, Zekeriya Sertel, Muhsin Ertuğrul, Aziz Nesin'le polemiğe giriştir.
Öldüğü zaman Son Havadis gazetesi baş yazarı idi.
Peyami Safa halk için yazdığı edebi değeri olmayan romanlarını "Server Bedi" imzası ile yayınladı. Sayıları 80'i bulan bu eserler arasında; Cumbadan Rumbaya (1936) romanıyla, Cingöz Recai polis hikâyeleri dizisi en ünlüleridir. Ayrıca ders kitapları da yazdı. Peyami Safa'nın fıkra ve makalelerinde sağlam bir mantık dokusu ve inandırıcılık görülür. Romanlarında olaydan çok tahlile önem verdi. Toplumumuzdaki ahlâk çöküntüsünü, medeniyetin yarattığı bocalamayı, nesiller ve sosyal çevreler arasındaki çatışmayı dile getirdi. Zıt kavramları, duygu ve düşünce tezadını ustaca işledi.
Romanları: Gençliğimiz (1922), Şimşek (1923), Sözde Kızlar (1923), Mahşer (1924), Bir Akşamdı (1924), Süngülerin Gölgesinde (1924), Bir Genç Kız Kalbinin Cürmü (1925), Canan (1925), Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (1930), Fatih-Harbiye (1931), Atilla (1931), Bir Tereddüdün Romanı (1933), Matmazel Noralya'nın Koltuğu (1949), Yalnızız (1951), Biz İnsanlar (1959).
Hikâyeleri: Hikâyeler (Halil Açıkgöz derledi, 1980). Oyunu: Gün Doğuyor (1932).
İnceleme- denemeleri: Türk İnkılâbına Bakışlar (1938), Büyük Avrupa Anketi (1938), Felsefi Buhran (1939), Millet ve İnsan (1943), Mahutlar (1959), Mistisizm (1961), Nasyonalizm (1961), Sosyalizm (1961), Doğu-Batı Sentezi (1963), Sanat- Edebiyat-Tenkid (1970), Osmanlıca-Türkçe- Uydurmaca (1970), Sosyalizm-Marksizim- Komünizm (1971), Din-İnkılâp-İrtica (1971), Kadın-Aşk-Aile (1973), Yazarlar-Sanatçılar- Meşhurlar (1976), Eğitim-Gençlik-Üniversite (1976), 20. Asır- Avrupa ve Biz (1976).
Ders Kitapları: Cumhuriyet Mekteplerine Millet Alfabesi (1929), Cumhuriyet Mekteplerine Alfabe (1929), Cumhuriyet Mekteplerine Kıraat (I-IV, 1929), Yeni Talebe Mektupları (1930), Büyük Mektup Nümuneleri (1932), Türk Grameri (1941), Dil Bilgisi (1942), Fransız Grameri (1942), Türkçe İzahlı Fransız Grameri (1948).Beşir Ayvazoğlu, Peyami, Hayatı, Sanatı Felsefesi Dramı'nı yayınladı (1998).
[FONT=AAZ_TimesRoman] abicim nasilsin??? canavar gibiyim ben,ya hic biseye kizamiorum,empati yoluyla insanlari daa ii anliorum... onlara kizdigim zamanlarda onlarin bana yaklasirken empati yapmamalari oluyo,,, ya heralde yapmicaz,onlar koru korune,basitce,yasiyorlar diorum.yasamis olmak ici
[FONT=AAZ_TimesRoman]
[FONT=AAZ_TimesRoman]
[FONT=AAZ_TimesRoman] soruna cevap veriyim hemen ve hi. vakit
[FONT=AAZ_TimesRoman] > gecirmeden.iyiyim.her~eye ve bana rapmen
[FONT=AAZ_TimesRoman] > tahmininde yan}lmad}n " ya fati proje ile
[FONT=AAZ_TimesRoman] > ura~}yom"
[FONT=AAZ_TimesRoman] > hem bi tane yetmiyo 2-3 proje ile
[FONT=AAZ_TimesRoman] > ura~}yom.hayat}mda yapmad}g}m takdimi
[FONT=AAZ_TimesRoman] > hayat}mda kat}lmad}g}m toreni hayat}mda
[FONT=AAZ_TimesRoman] > yemedipim zoka,f}rga ve bilimum alameti bu
[FONT=AAZ_TimesRoman] > sene yedim.gusel taraf}.."..........de
[FONT=AAZ_TimesRoman] > diil"
[FONT=AAZ_TimesRoman] > B]T]YOOOOO.....
[FONT=AAZ_TimesRoman] > bunu solerken senin ad}na uzuldum ama sende
[FONT=AAZ_TimesRoman] > me~galeni bulmu~sun.bu noktada da sevindim.
[FONT=AAZ_TimesRoman] > mutlusun am bir konuda hatal}s}n.
[FONT=AAZ_TimesRoman] > ankara hala cirkin iprenc bir sehir.onu
[FONT=AAZ_TimesRoman] > senin igin boyayan,eline pastel boyalar}n}
[FONT=AAZ_TimesRoman] > alan bir arkada~}n olmas} senin sans}n
)) [FONT=AAZ_TimesRoman] > sen gusel kalbin gusel olduktan sonra her
[FONT=AAZ_TimesRoman] > sey her kes guseldir.bunu da unutma emi
[FONT=AAZ_TimesRoman] > siir konusuna gelince iskenderin yazd}g}
[FONT=AAZ_TimesRoman] > veya dusundugu seylere siir demek
[FONT=AAZ_TimesRoman] > zoruma ,kelimelere h|kmetmesi ise hosuma
[FONT=AAZ_TimesRoman] > gidiyo.bir nevi kompoz}syon yaz}yo
[FONT=AAZ_TimesRoman] > bence.insanlar}n siir denilince ne anlad}g}
[FONT=AAZ_TimesRoman] > da bu noktada onemli.o kelimeleri ben s}raya
[FONT=AAZ_TimesRoman] > dizip sana okutsayd}m amma sacmalam}s}n be
[FONT=AAZ_TimesRoman] > abi diyebilirdin (abilere ole solenmez ama
) [FONT=AAZ_TimesRoman] > nesem cok konustum,asl}nda bole uzaktan
[FONT=AAZ_TimesRoman] > uzaktan konusmak senin tarz}n.yan}m}za
[FONT=AAZ_TimesRoman] > gelmeler abi bi cay }smarlada igelim demek
[FONT=AAZ_TimesRoman] > yok.peki ala...
[FONT=AAZ_TimesRoman] > ho~ kal...
[FONT=AAZ_TimesRoman] > ba~ ba~~~~..
[FONT=AAZ_TimesRoman] >
[FONT=AAZ_TimesRoman] >
[FONT=AAZ_TimesRoman] > > abicim nas}lsiniz???
[FONT=AAZ_TimesRoman] > > upuzun bi zaman oldu gorusmeyeli.he mail
[FONT=AAZ_TimesRoman] > de
[FONT=AAZ_TimesRoman] > > atmiosunuz bu aralar. ya fati proje ile
[FONT=AAZ_TimesRoman] > > ugrasiyorum der gibisiniz. nese
[FONT=AAZ_TimesRoman] > istediginiz
[FONT=AAZ_TimesRoman] > > bisey var mi benden???
[FONT=AAZ_TimesRoman] > > ya bi hatun var.ne bilim ankarayi
[FONT=AAZ_TimesRoman] > sevdirdi
[FONT=AAZ_TimesRoman] > > bana. haftasonlari beraberiz.
[FONT=AAZ_TimesRoman] > > geziyoruz.tavla oynuyoruz,arasira bar
[FONT=AAZ_TimesRoman] > ortami
[FONT=AAZ_TimesRoman] > > muzik falan... evine gidiyorum patestes
[FONT=AAZ_TimesRoman] > > kizartmasi yapia.yanina bira acioz.abicim
[FONT=AAZ_TimesRoman] > > valla harika bisey.her konuda aciksozlu
[FONT=AAZ_TimesRoman] > > olarak goruslerimizi tart}sabilioruz
[FONT=AAZ_TimesRoman] > onunla.
[FONT=AAZ_TimesRoman] > > bilmiom sevgi denebilir mi???
[FONT=AAZ_TimesRoman] > > ama cok hosland}g}m gercek... g}tt}g} yere
[FONT=AAZ_TimesRoman] > > kadar art}k...
[FONT=AAZ_TimesRoman] > > s}z nab}onuz??? son gunler yaklas}o. ya
[FONT=AAZ_TimesRoman] > > kolay deil,sorumluluklar art}o bi gunde...
[FONT=AAZ_TimesRoman] > >
[FONT=AAZ_TimesRoman] > >
[FONT=AAZ_TimesRoman] > > he gecen gonderdiginiz siir vardi ya
[FONT=AAZ_TimesRoman] > > k.iskenderden... cok hosuma gitti.o tarzda
[FONT=AAZ_TimesRoman] > > baska siir-sair var mi tavsiye ettiginiz???
[FONT=AAZ_TimesRoman] > > he neyi hosuma gitti onuda soluyeyim:
[FONT=AAZ_TimesRoman] > > adam acik acik yazmis-soylemi~... ya dogal
[FONT=AAZ_TimesRoman] > > olmasi etkiliyo. oldugu gibi gorunuyo,ya
[FONT=AAZ_TimesRoman] > ada
[FONT=AAZ_TimesRoman] > > gorundugu g}b} oluyo.neyse o!!!
[FONT=AAZ_TimesRoman] > > benim istedigim bu
[FONT=AAZ_TimesRoman] > > iste,sunilikten,yapmaciliktan,yalakaliktan
[FONT=AAZ_TimesRoman] > > uzak bi yasam...
[FONT=AAZ_TimesRoman] > > bilmem anlatabildim mi???
[FONT=AAZ_TimesRoman] > > kendinize ii bakin,gorusmek uzere...
[FONT=AAZ_TimesRoman] > >
[FONT=AAZ_TimesRoman] > >
[FONT=AAZ_TimesRoman] > > *******************
[FONT=AAZ_TimesRoman] > > K]ZMAK;
[FONT=AAZ_TimesRoman] > > baskalarinin hatalarindan dolayi kendini
[FONT=AAZ_TimesRoman] > > cezalandirmaktir...
[FONT=AAZ_TimesRoman] > > cicero
[FONT=AAZ_TimesRoman] > > ******************
[FONT=AAZ_TimesRoman] > >
[FONT=AAZ_TimesRoman] >
[FONT=AAZ_TimesRoman]
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi