KİTABIN ADI YABAN
KİTABIN YAZARI Yakup Kadri karaosmanoğlu
YAYIN EVİ VE ADRESİ İletişim yayınları Cağaloğlu/İSTANBUL
BASIM YILI 33.BASKI 1998
KİTABIN KONUSU :
Birinci Dünya Savaşı’nda sakatlanan bir kişinin kahyasının köyünde yaşadığı olayları anlatıyor.
KİTABIN ÖZETİ :
Bu kitapta olaylar, Birinci Dünya Savaşında kolunu kaybetmiş birinin kahyasının köyüne gitmesiyle başlar. Bu kişi gittiği köyde kısa bir süre sonra devamlı hor görülmeye başlanır. Bunun nedeni bu kişinin köy halkından ayrı kültürde yetişmiş olması ve sakat olan kolundan dolayıdır. Bu köydekiler oldukça geri kalmış insanlardır. Belli bir süre sonra bu adamı Yaban diye çağırmaya başlarlar. Yaban köyde kahyasının evinde kalmaktadır fakat bir süre sonra köydekiler Yaban’ın köyden ayrılması için kahyanın annesi baskı yapmaya başlarlar. Fakat Yaban köyde kalmak istemektedir. Bunun nedeni ise bir gün köy çeşmesinde karşılaştığı Emine adlı güzel bir kıza aşık olmasıdır. Oysa emine Yaban’ı hiç sevmemektedir. Çünkü Emine kahyanın kardeşini sevmektedir. Bu arada Yaban köydekilere kendini kabul ettirmeye çalışır, ama bunda başarılı olamaz.
Kahyanın annesi olan Zeynep Kadın yüzünden kahya evden çok soğur ve Bekir Çavuş’un köyün hemen dışında olan küçük , eski ve köhne olan bir eve taşınır. Yaban’ın başından birçok olaylar geçer.
Yaban uzun süren savaşlar sonra bir parça huzur bulmak için geldiği bu köyde bir türlü huzur bulamaz. Hatta belli bir süre sonra ilerleyişi durdurulamayan düşman askerleri bu köye kadar ilerler. Düşman askerleri ilk olarak dağda rastladıkları çobanı öldürürler ve köyü basarlar. Köylüler buna hiç ses çıkarmazlar. Muhtar düşman askerlerine Yaban ‘ın bir gazi olduğunu söyler. Düşman subayları da
Yaban’ın yanına gidip onunla konuşurlar. Konuşmada alaylı bir biçimde Yaban’ı cepheden kaçmakla suçlarlar ve kendilerinin durdurulamayacaklarını söylerler. Bu Yaban’ı çok sarsar. Belli bir süre sonra Türk askerleri buraya gelir ve köy civarlarında sıcak çatışmalar başlar. Türk askerlerini durduramayacağı anlayan düşman köyü yakıp yıkıp terk etmeye başlarlar. Köyden kaçmaya başlayan Yaban şans Emine ile karşılaşıyor ve onla beraber kaçmaya başlarlar. Tehlikeden kurtulduktan sonra köyde yaşadıklarını kitap haline getiren Yaban bu kitabı Emine’ye verip onu köyüne gönderirken kendine yeni bir yaşam kurmak üzere yola çıkar.
KİTABIN ANAFİKRİ:
Ne kadar güçlükle karşılaşırsak karşılaşalım hiçbir zaman kendi doğrularımızı terk etmemeliyiz. Çevremizde ki insanları da aydınlatmaya çalışmalıyız.
KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Yaban: Savaşta tek kolunu kaybetmiş, genç , oldukça zeki , çağdaş, bilinçli ve inatçı bir kişidir.
Mehmet Ali: Genç,orta boylu ,sadık bir kişidir
Emine:Genç , güzel , cahil , bir kızdır.
Muhtar:Yaşlı, bencil , çıkarcı,tutucu bir kişidir.
KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitapta yazar olaylar kendi başından geçiyormuş gibi anlatıyor. Olaylar sürükleyici ve okuyucuyu devamlı merak içinde bırakıyor. Sade bir dilde ve akıcı bir şekilde yazılmış.
YAZAR:
Hayatı : Yakup Kadri Karaosmanoğlu , 27 Mart 1889 yılında Kahire’de doğdu. İlköğrenimine Fevziye Mekteb’i İptidasında başladı ama babasının ölümü nedeniyle okuldan ayrılmak zorunda kaldı. 1906 yılında girdiği sınavla Freres ‘ler okulunda ortaöğretimini bitirdi.1912 yılında yakalandığı hastalık yüzünden 3 yıl İsviçre’de tedavi gördü. 1913 yılında ilk hikaye kitabı olan “Bir Seremcam “yayınlandı.bir ara politikaylada uğraşan Yakup Kadri 13 Aralık 1974’ Ankara’da öldü.
Eserleri:
Hikaye: Bir Seremcam 1913 ,Rahmet 1923, milli savaş hikayeleri 1947.
Roman:Kiralık Konak (1922) ,Nur Baba (1922), Hüküm Gecesi (1927), Sodom Ve Gomore (1928), Yaban (1932), Ankara (1934), Bir Sürgün (1937), Panorama (1953-1954) ,Hep O Şarkı (1956).
Anı: Zoraki Diplomat (1955) ,Anamın Kitabı (1957), Vatan Yolunda (1958) , Politikada 45 Yıl (1968), Geçlik ve Edebiyat Hatıraları (1969).
Monografi: Ahmet Haşim (1934), Atatürk (1946).
Tiyatro Eserleri: Nirvana(1909)Veda,sağanak(1929),Mağara(1934).
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
ADI AYLİN
KİTABIN YAZARI
Ayşe KULİN
YAYINEVİ VE ADRESİ
Remzi Kitapevi AŞ. Selvili Mescit Sok.3 CAĞALOĞLU / İSTANBUL
BASIM TARİHİ
1999
1.KİTABIN KONUSU : Sıradışı bir yaşayış ve kişiliğe sahip bir Türk Kadını’nın yaşam öyküsü
İşte bu kitap, kökleri Giritli Deli Mustafa Naili Paşaya kadar uzanan bir ailenin kızı olan Aylin DEVRİMEL ‘in fırtınalı yaşamının öyküsüdür.
Lise yıllarında uzun boylu ve sıka bir kız olan Aylin zamanla güzelleşmiş ve bir gün Esma teyzesinin daveti üzerine Paris’te bir otelde buluşurlar otelde prens olduğu söylenen bir Arap’la tanışır ve bu tanışmanın sonunda prensle görkemli bir yaşantı için evlenir Prenses olur. Ancak ; Prens Senusi doğu kültürü ile yetiştiği için batı kültürü ile yetişen Aylin’e ters gelmekte zamanla Aylin’in özgürlüğü kısıtlanmaktadır, evliliğe başladığı gibi sakin değil büyük bir kaçışla son bulur; yaz sonunda Aylin, ablası Nilüferle Cenevre ye gider. Yaşamanın ideali olan tıp okumaya karar verir ve büyük uğraşlar vererek Neuchatel Üniversitesine kayıt yaptırır. ihtişamlı hayatından sıyrılarak sade bir öğrenci olur.
Daha sonra fizik ve kimya derslerinde yardımcı olan Jean-Pierre ile evlenir. İki öğrencinin bu evliliği zaman içinde Aylin’in dış görüntüsünde olduğu kadar iç dünyasını da değiştirecektir. Aylin Jean-Pierre ile birlikte yaşadığı günlerde gerçek zenginliğin dış dünyanın görkemli vitrinlerinde değil de insanlığın iç aleminde bulunduğunu öğrenecektir. Okul sonunda Jean-Pierre Nos Alamus’taki nükleer araştırma merkezinden geri çeviremeyeceği bir teklif alır. Aylin de New Rachel Hospital Medical Center’dan teklif alır ve ayrılırlar.
Aylin çok ciddiye aldığı bu işine büyük bir heyecanla başlar. New Rachel’de tanıştığı Afganistanlı genç meslektaşı Azim’in karısı 11 yaşından beri arkadaşı olan Zeynep TARZI çıkar. Aylin, Zeynep ve Azim ile gittiği Afgan sefahati kokteylinde Paswak adındaki Birleşmiş Milletlerin Afgan esiri ile tanışır. Paswak evli olmasına rağmen Aylin ile arasında duygusal bir bağ oluşmuştur.
Aylin kaderin ağlarını onlar için giderek daha çileli iplerle örmekte olduğunu nihayet görmeye başlar; ya sevdiği adamın peşinde dünyayı adım adım dolaşacak ya da mesleğini ön plana alacaktır. Sonunda Aylin’in sağduyusu aşkına galip gelir. Arkadaşı Azim’in vasıtası ile kendi meslektaşı olan Michel RAMODİSLİ ile tanışır. Aylin’in çocuk isteğine karşılık Michel dinine ve geleneklerine çok bağlı olduğunu doğacak çocuğun Yahudi kültürüne göre yetiştirilebileceğini söyler ;fakat Aylin bunu bile sorun etmez. Aylin’e göre insanları dinlerine, ırklarına ve dillerine göre ayırmak çok saçma idi ona göre insan, insan olduğu için çok değerli idi onun insan sevgisini bir din veya ırk engelleyemezdi. Aylin çocuk yapma isteğinden 6 düşük yaptıktan sonra vazgeçecektir.
Michel bir gün, arkadaşının evinde Barbara adında bir bayanla tanışır ve bu tanışma evliliklerinin sonunu getirir. Aylin sıkıntılı bir zamanında vardığı karar sonucunda kocasını kaybettiği için hem üzgün hem de suçluluk duygusu içerisindedir.
Bir süre sonra Amerikan ordusuna katılarak Körfez savaşında ruh sağlığı bozulan hastaları tedavi eden doktor olmayı düşünür bu nedenle Oklahoma’ya körfez savaşında zarar görmüş askerleri tedaviye gider.Aylin Üniformasını ilk kez 1992’nin soğuk bir Ocak gününde giydi.
Aylin bir hastası üzerinde çalışırken Amerikan ordusunun askerlerini cesaretlendirmesi için verdiği ilaçların yan etkisi sonucu hastanın bu duruma geldiğini saptadı ve bu sonucu tez bir halde askeri yetkililere bildirdi. Aylin’in verdiği bu sonucu askeri yetkililer daha önceden bildiğinden Aylin’in bu olayın üstüne gitmemesini istediler ve onu uyarırlar. Sözleşmesinin bitmesinin ardından Albay rütbesindeyken ordudan ayrılır.Ordudan ayrılmasından sonra 19 Ocak 1995 Perşembe günü evinin bahçesinde o sabah evini temizlemeye gelen hizmetçisi tarafından kendi arabasının altında ölü bulunur. Zengin, ünlü ve saygın insanların yaşadığı mahallede yerel polis ve yerel yöneticiler mahallenin adını polisiye bir olaya karıştırmamak için dosyayı apar topar denebilecek bir hızla kapattılar teşhis ise “Freak Accident” yani Garip bir kaza idi.
3.KİTABIN ANA FİKRİ : Büyük ülkelerin kendi çıkarları uğruna , arada kalan milletleri kendi çıkarları için kullanmaları.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Aylin : Sıradışı bir kişiliğe sahip batı kültüre ile yetişen ve tekrar tekrar evlenen başarılı bir psikolog.
Nilüfer : Aylin’in ablası ve fedakar bir insan
Michel Radomisli : Aylin’in son kocası
Prens Senusi : Aylin’in ilk kocası . Prens olduğu söylense de silah kaçakçısı olduğu sanılmaktadır.
6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ: Ayşe KULİN, eserlerinde daha çok kadınların egemen olduğu,feminist bir yazardır. 1995 yılında milliyet gazetesi roman dülünü almıştır.SEVDALİNKA ,FÜREYA,GENİŞ ZAMANLAR ,KÖPRÜ ,GÜNEŞE DÖN YÜZÜNÜ diğer eserleridir.
ADI AYLİN
KİTABIN YAZARI
Ayşe KULİN
YAYINEVİ VE ADRESİ
Remzi Kitapevi AŞ. Selvili Mescit Sok.3 CAĞALOĞLU / İSTANBUL
BASIM TARİHİ
1999
1.KİTABIN KONUSU : Sıradışı bir yaşayış ve kişiliğe sahip bir Türk Kadını’nın yaşam öyküsü
2. KİTABIN ÖZETİ : Aylin, Amerikan kız kolejini bitirdikten sonra, eğitimini tamamlamak üzere Paris’e gider; bundan sonraki yaşamını bir uçtan diğer uca, baş döndürücü bir hızla akarak geçirir, Libyalı bir prensle evlenir, Prenses olur. Tıp okuyup ünlü bir psikiyatrist olur. Tekrar tekrar evlenir, ama evliliklerinden sıkılıp, Amerikan ordusuna Albay rütbesiyle Subay olur...
Lise yıllarında uzun boylu ve sıka bir kız olan Aylin zamanla güzelleşmiş ve bir gün Esma teyzesinin daveti üzerine Paris’te bir otelde buluşurlar otelde prens olduğu söylenen bir Arap’la tanışır ve bu tanışmanın sonunda prensle görkemli bir yaşantı için evlenir Prenses olur. Ancak ; Prens Senusi doğu kültürü ile yetiştiği için batı kültürü ile yetişen Aylin’e ters gelmekte zamanla Aylin’in özgürlüğü kısıtlanmaktadır, evliliğe başladığı gibi sakin değil büyük bir kaçışla son bulur; yaz sonunda Aylin, ablası Nilüferle Cenevre ye gider. Yaşamanın ideali olan tıp okumaya karar verir ve büyük uğraşlar vererek Neuchatel Üniversitesine kayıt yaptırır. ihtişamlı hayatından sıyrılarak sade bir öğrenci olur.
Daha sonra fizik ve kimya derslerinde yardımcı olan Jean-Pierre ile evlenir. İki öğrencinin bu evliliği zaman içinde Aylin’in dış görüntüsünde olduğu kadar iç dünyasını da değiştirecektir. Aylin Jean-Pierre ile birlikte yaşadığı günlerde gerçek zenginliğin dış dünyanın görkemli vitrinlerinde değil de insanlığın iç aleminde bulunduğunu öğrenecektir. Okul sonunda Jean-Pierre Nos Alamus’taki nükleer araştırma merkezinden geri çeviremeyeceği bir teklif alır. Aylin de New Rachel Hospital Medical Center’dan teklif alır ve ayrılırlar.
Aylin çok ciddiye aldığı bu işine büyük bir heyecanla başlar. New Rachel’de tanıştığı Afganistanlı genç meslektaşı Azim’in karısı 11 yaşından beri arkadaşı olan Zeynep TARZI çıkar. Aylin, Zeynep ve Azim ile gittiği Afgan sefahati kokteylinde Paswak adındaki Birleşmiş Milletlerin Afgan esiri ile tanışır. Paswak evli olmasına rağmen Aylin ile arasında duygusal bir bağ oluşmuştur.
Aylin kaderin ağlarını onlar için giderek daha çileli iplerle örmekte olduğunu nihayet görmeye başlar; ya sevdiği adamın peşinde dünyayı adım adım dolaşacak ya da mesleğini ön plana alacaktır. Sonunda Aylin’in sağduyusu aşkına galip gelir. Arkadaşı Azim’in vasıtası ile kendi meslektaşı olan Michel RAMODİSLİ ile tanışır. Aylin’in çocuk isteğine karşılık Michel dinine ve geleneklerine çok bağlı olduğunu doğacak çocuğun Yahudi kültürüne göre yetiştirilebileceğini söyler ;fakat Aylin bunu bile sorun etmez. Aylin’e göre insanları dinlerine, ırklarına ve dillerine göre ayırmak çok saçma idi ona göre insan, insan olduğu için çok değerli idi onun insan sevgisini bir din veya ırk engelleyemezdi. Aylin çocuk yapma isteğinden 6 düşük yaptıktan sonra vazgeçecektir.
Michel bir gün, arkadaşının evinde Barbara adında bir bayanla tanışır ve bu tanışma evliliklerinin sonunu getirir. Aylin sıkıntılı bir zamanında vardığı karar sonucunda kocasını kaybettiği için hem üzgün hem de suçluluk duygusu içerisindedir.
Bir süre sonra Amerikan ordusuna katılarak Körfez savaşında ruh sağlığı bozulan hastaları tedavi eden doktor olmayı düşünür bu nedenle Oklahoma’ya körfez savaşında zarar görmüş askerleri tedaviye gider.Aylin Üniformasını ilk kez 1992’nin soğuk bir Ocak gününde giydi.
Aylin bir hastası üzerinde çalışırken Amerikan ordusunun askerlerini cesaretlendirmesi için verdiği ilaçların yan etkisi sonucu hastanın bu duruma geldiğini saptadı ve bu sonucu tez bir halde askeri yetkililere bildirdi. Aylin’in verdiği bu sonucu askeri yetkililer daha önceden bildiğinden Aylin’in bu olayın üstüne gitmemesini istediler ve onu uyarırlar. Sözleşmesinin bitmesinin ardından Albay rütbesindeyken ordudan ayrılır.Ordudan ayrılmasından sonra 19 Ocak 1995 Perşembe günü evinin bahçesinde o sabah evini temizlemeye gelen hizmetçisi tarafından kendi arabasının altında ölü bulunur. Zengin, ünlü ve saygın insanların yaşadığı mahallede yerel polis ve yerel yöneticiler mahallenin adını polisiye bir olaya karıştırmamak için dosyayı apar topar denebilecek bir hızla kapattılar teşhis ise “Freak Accident” yani Garip bir kaza idi.
3.KİTABIN ANA FİKRİ : Büyük ülkelerin kendi çıkarları uğruna , arada kalan milletleri kendi çıkarları için kullanmaları.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Aylin : Sıradışı bir kişiliğe sahip batı kültüre ile yetişen ve tekrar tekrar evlenen başarılı bir psikolog.
Nilüfer : Aylin’in ablası ve fedakar bir insan
Michel Radomisli : Aylin’in son kocası
Prens Senusi : Aylin’in ilk kocası . Prens olduğu söylense de silah kaçakçısı olduğu sanılmaktadır.
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Kitap her ne kadar sürükleyici bir anlatım tarzına sahip olsa da yabancı kültürlerin yaşayış tarzını aşılaması açısından edebi olarak olmasa da sosyal değerler açısından kötü bir kitap.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
YAZARI
Nikolay (Vasilyevich)GOGOL
KİTABIN ADI
Ölü Canlar
YAYIN EVİ
Sosyal Yayınları
BASIM YILI
Mart 1983
1-KİTABIN KONUSU :
Ölü köle alan bir adamın başında geçen olayları bir mizah içinde anlatıyor.
2-KİTABIN ÖZETİ :
N.......... kentinin merkezindeki büyük hana bir yolcu oldukça güzel, küçük, yaylı bir araba ile gelir. İlk etapta bu kimsenin ilgisini çekmez. Gelen şahıs Pavel İvanoviç ÇİÇİKOV’dur. Kendisini danışman, çiftlik sahibi ve iş için yolculuk eden biri olarak tanıtır. Tez elden kentin ileri gelenleriyle tanışır: Vali, polis memuru, yargıç, savcı, çiftlik sahipleri vs. ve gittiği her yerde kendini görgülü bir salon adamı olarak gösterir; konusu ne olursa olsun her konuşmada canlı, ilgi uyandırıcı sözler söyler.
Her gün akşam toplantılarına, yemeklere gider hoş vakit geçirir. Sıra kent dışı ziyaretlere geldiğinde ise işe önce çiftlik sahibi Manilov ile Sobakeviç’ten başlar. Önce Manilov’un çiftliğine gider. Manilov ailesi üzerinde çok iyi izlenimler bırakır. Yemekten sonra çalışma odasına geçip iş konularında konuşmaya başlarlar. Çiçikov öncelikle Manilov’a kaç tane kölesi olduğunu, en son sayımı hükümete ne zaman verdiğini, kaç kölenin öldüğü gibi sıradan sorular sorar. Ancak o kadar çok ölen olmuştur ki Manilov bile sayısını kahyadan öğrenir. Ancak Çiçikov bunların listesini isteyince ortalık birden gerginleşir ve Manilov bunu niçin istediğini sorar. Çiçikov ne diyeceğini şaşırır ve ancak “Köylü satın almak istiyorum.” diyebilir. Daha sonra toparlayarak ölmüş olan köleleri almak istediğini söyler.
ÇİÇİKOV’un aldığı köleler kentte günün konusu olur. Köylülerin başka bir yere götürülüp yerleştirilmesinin karlı bir iş olmadığı üstüne bir çok yorumlar yapılır, bir çok düşünceler, görüşler ileri sürülür. Kimi de, Çiçikov’un köylülerine egemen olan başkaldırma ruhunun kökünden kazınması için başvurulacak çareleri sayıp döktüler. Bu düşünceler çeşit çeşitti. Bir kısmı, son kerte zor ve baskı kullanılması gereğini ileri sürüyor, bir kısmı ise tam tersine merhametli davranmayı öğütlüyordu. Posta müdürü ise Çiçikov’a kutsal bir görev düştüğünü O’nun bir çeşit “baba” yerinde olduğunu, hatta köylülerini eğitimden yararlandırmasını söylüyor bu sırada Lancaster’in önerdiği karşılıklı eğitim sistemini övüyordu.
Kentteki insanların tümü iyi kalpli, konuksever insanlardır. Onlarla birlikte yemek yiyen ya da Whist oynayan biri hemen dostları olup çıkar. Hele bu kişi Çiçikov gibi iyi huylu terbiyeli, kendini sevdirmenin büyük gizini bilen biri olursa. Çiçikov kentte o kadar sevilmiştir ki bir türlü ayrılıp gitmenin yolunu bulamaz. Her zaman “bizimle bir haftacık daha kalın, Pavel İvanoviç” gibi sözlerle karşılaşır. Kısacası kentte el üstünde tutulur. Ama kentin bayanları üzerinde bıraktığı etki çok daha güçlü, çok daha şaşırtıcıdır.
Çiçikov’un baloya gelişi büyük mutluluk uyandırır. Bütün gözler O’na çevrilir ve herkes O’nun yanına toplanır. Herkese, her sorulana yanıt yetiştirir.Bayanlar yerini alır almaz “Acaba yüzlerinden, gözlerinden mektubu yazanın kim olduğunu anlayabilir miyim? diyerek onları süzmeye başlar. Ancak hiçbirinde böyle bir yüz ifadesi yoktur. Çiçikov O’nu bulmaya kararlıdır. Bayanlarla sohbeti koyulaştırır. Ancak tam o sırada, kötü bir sürpriz; Nozdriev salona girer. Çiçikov’un çok aptal bir insan olduğunu çünkü ölü can aldığını haykırır. Önce insanlar pek aldırış etmezler. Ancak bu hikaye kulaktan kulağa yayıldıkça insanlar itibar etmeye başlarlar. Olay o kadar yayılır ki herkes Çiçikov’un valinin kızını kaçırmak için bunu yaptığını düşünmeye başlarlar. Ancak her iki olay arasında hiçbir bağlantı kuramazlar. Sonunda kentte iki parti kurulur. Erkekler partisi ve kadınlar partisi. Erkekler, sadece ölü canlarla; kadınlar ise sadece valinin kızının kaçırılmasıyla ilgilenirler. Kısacası bütün kent olayı çözmek için seferber olur. Bu arada Çiçikov hasta olduğu için evden dışarı çıkamaz ve olaylardan haberdar olamamıştır. Dışarı çıktığında ise bütün insanların ona karşı tavırları değişmiştir. Kısa sürede olayları öğrenir. Buna canı sıkılır ve kenti terk eder ...
2. BÖLÜM :
Çiçikov günler sonra Rusya’nın uçsuz bucaksız topraklarında dolaşırken cennet bahçelerini andıran çiftlikten gözünü alamaz ve çiftlik sahibi ile tanışmak için evine gider. Çiftlik sahibi Tientietnikov’dur. Okulu bitirdikten sonra bir süre memurluk yapar, müdürünün üstlerine farklı, astlarına farklı davranışı onu çileden çıkarır ve dayanamayıp ona hakaretlerde bulunur. Böylece işine son verilir. Tekrar çiftliğine dönerek aldığı eğitimle köylüsünü eğitip daha fazla verim elde etmek için çabalar. Köylüsüne toprak vererek hem kendisi için hem de çiftlik için çalışmasını sağlar. Onlara mümkün olduğunca iyi davranır, daha fazla boş zaman sağlar. Ancak gün geçtikçe verimin düştüğünü, köylünün davranışının değiştiğini fark eder. Zamanla iyice sıkılır. Her şeyden elini eteğini çeker. İşte tam bu sırada Çiçikov’la tanışır ve bir süre kendisiyle kalmasını ister. Çiçikov bunu kabul ederek tez elden çevre çiftlikleri gezerek çiftlik sahipleri ile tanışır. Ölü canlar satın alır. Tek hayali bir çiftlik sahibi olmaktır. Gittiği yerlerde çiftlik sahiplerinin eğitimli ve işten anlayan insanlar oldukları gözünden kaçmaz. Söylenenleri bir bir aklında tutar bu konular üzerinde geceler süren tartışmalara girer. Konuşmaların çoğu Köylünün eğitilmesi ve bilimsel yöntemlerle tarımın geliştirilmesi üzerinedir.
Bu arada Çiçikov ölü can almaya devam eder. Ancak bunları yaşıyor gibi göstermeyi de unutmaz. Çiçikov bu yolculuktan çok karlı çıkmıştır. 300 bin Ruble kadar para biriktirmiştir. Ancak yaptığı kanunsuz işler maliye memurlarına, valiye ve hatta prense kadar gitmiştir. Prens tarafından hapse atılır. Arkadaşı Murazov ona yardım edeceğini söyler ancak bunun karşılığı olarak bütün kötü alışkanlıklarından vazgeçmesini ister. Çiçikov isteği kabul eder. Prens ise hiç istemediği halde Murakov’u kıramaz ve Çiçikov’u serbest bırakır. Ancak tüm ülkeyi saran bir hastalık gibi rüşvet, ahlaksızlık ve dolandırıcılık almış başını gitmiştir.
Genel vali tüm memurları toplantıya çağırarak bu durumu gündeme getirir. Tüm insanların bu alışkanlıklardan vazgeçmesini, aksi taktirde bir çok kişinin işten atılacağını ve durumun Çar’a bildirileceğini söyler. Vali sözlerini şöyle bitirir. “Sahteciliğin hiçbir ceza, önlem ve yaptırım ile ortadan kaldırılamayacağını bilirim. Çünkü sahteciliğin kökleri ruhumuzun ta derinliklerine kadar sokulmuş ve rüşvet alma, olağan bir hak durumuna girmiştir. Düşman karşısında nasıl silaha sarılmışsak, namussuzluk ve sahteciliğe karşı da ayaklanmamız gerektiğini herkes anlamadıkça kötülükleri ortadan kaldırmamıza olanak yoktur ...”
Eğer Çiçikov’un kişiliğinin ahlak yönü sorulursa; erdemli ve kusursuz bir kahraman olmadığı açıkça anlaşılır. Ancak O “İşini Bilen” biri diyebiliriz. Kolay yoldan mal edinme ve kazanç hırsı çoğu kişiye göre kusurdur ve saygıdeğer işlerden sayılmaz.
3-KİTABIN ANAFİKRİ :
Bir insanın hırsı uğruna neler yapacağı ve bunları yaparken yanlış yollara saparsak eninde sonunda foyamızın ortaya çıkacağı anlatılıyor.
4-KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARI DEĞERLENDİRİLMESİ :
[COLOR=windowtext] Çiçikov zengin olmak için herşeyi yapabilecek ve göze alabilecek bir kişiliğe sahip.Tientietnikov ise çifte standartı sevmeyen dürüst bir insandır.
5-KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER
Kitapta çokça olay yaşandığından sürükleyici ve zevkli bir kitap.İnsanı sıkan uzun tasvirler ve uzun açıklamalara fazla yer verilmemiş.O yüzden okunması insana güzel gelebilecek bir kitap.
6-KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ
Kısa süren yaşamı süresince 19.yüzyıl Rus edebiyatı üzerinde derin izler bırakan Gogol, 1809 yılında Ukrayna’da küçük bir toprak sahibi ailenin çocuğu olarak doğdu. Küçük yaşta babasını yitirdi ve annesi tarafından büyütüldü. Liseyi bitirdikten sonra Saint Petesburg’a gitti, bir süre devlet memurluğu yaptı, Ukrayna folkloru üzerine çalışmaları ile dikkat çekip Petesburg üniversitesinde tarih dersleri vermek için davet edilse de, yarım kaldı bu uğraşı. Gogol’ün hezeyan düzeyindeki dinsel inançları ve çözemediği cinsel sorunları ile hayatla barışık olmayan bir kişiliği vardı.
Roman ve hikayeleri ile bir anda dikkatleri üzerinde topladı. Özellikle “Müfettiş”(1836) oyunu ve “Palto”(1842) hikayesi, Rusya’nın siyasi ve toplumsal meselelerine yönelik eleştirileri -Rus sosyal demokrat eleştirmen Bielinski ve arkadaşlarından- övgü topladı. İlginçtir ki Çar da beğenmişti “Müfettiş”i..! Oyununun sahnelenmesinden kısa bir süre sonra Rusya’dan ayrılan Gogol Roma’ya yerleşti. Buradan yazdığı yazılarında giderek muhafazakar bir tavır takınması Rusya’daki arkadaşları ile arasının açılmasına yol açtı ve zaten hassas bir dengede duran iç dünyasını iyice alt üst etti. 1852 yılında geçirdiği bir sinir krizi ile en büyük eseri “Ölü Canlar”ı yaktı, odasına kapandı ve bir kaç gün içerisinde öldü. Neyse ki, metnin ilk bölümü uşağı tarafından kurtarılmıştı.
Nikolay (Vasilyevich)GOGOL
KİTABIN ADI
Ölü Canlar
YAYIN EVİ
Sosyal Yayınları
BASIM YILI
Mart 1983
1-KİTABIN KONUSU :
Ölü köle alan bir adamın başında geçen olayları bir mizah içinde anlatıyor.
2-KİTABIN ÖZETİ :
N.......... kentinin merkezindeki büyük hana bir yolcu oldukça güzel, küçük, yaylı bir araba ile gelir. İlk etapta bu kimsenin ilgisini çekmez. Gelen şahıs Pavel İvanoviç ÇİÇİKOV’dur. Kendisini danışman, çiftlik sahibi ve iş için yolculuk eden biri olarak tanıtır. Tez elden kentin ileri gelenleriyle tanışır: Vali, polis memuru, yargıç, savcı, çiftlik sahipleri vs. ve gittiği her yerde kendini görgülü bir salon adamı olarak gösterir; konusu ne olursa olsun her konuşmada canlı, ilgi uyandırıcı sözler söyler.
Her gün akşam toplantılarına, yemeklere gider hoş vakit geçirir. Sıra kent dışı ziyaretlere geldiğinde ise işe önce çiftlik sahibi Manilov ile Sobakeviç’ten başlar. Önce Manilov’un çiftliğine gider. Manilov ailesi üzerinde çok iyi izlenimler bırakır. Yemekten sonra çalışma odasına geçip iş konularında konuşmaya başlarlar. Çiçikov öncelikle Manilov’a kaç tane kölesi olduğunu, en son sayımı hükümete ne zaman verdiğini, kaç kölenin öldüğü gibi sıradan sorular sorar. Ancak o kadar çok ölen olmuştur ki Manilov bile sayısını kahyadan öğrenir. Ancak Çiçikov bunların listesini isteyince ortalık birden gerginleşir ve Manilov bunu niçin istediğini sorar. Çiçikov ne diyeceğini şaşırır ve ancak “Köylü satın almak istiyorum.” diyebilir. Daha sonra toparlayarak ölmüş olan köleleri almak istediğini söyler.
ÇİÇİKOV’un aldığı köleler kentte günün konusu olur. Köylülerin başka bir yere götürülüp yerleştirilmesinin karlı bir iş olmadığı üstüne bir çok yorumlar yapılır, bir çok düşünceler, görüşler ileri sürülür. Kimi de, Çiçikov’un köylülerine egemen olan başkaldırma ruhunun kökünden kazınması için başvurulacak çareleri sayıp döktüler. Bu düşünceler çeşit çeşitti. Bir kısmı, son kerte zor ve baskı kullanılması gereğini ileri sürüyor, bir kısmı ise tam tersine merhametli davranmayı öğütlüyordu. Posta müdürü ise Çiçikov’a kutsal bir görev düştüğünü O’nun bir çeşit “baba” yerinde olduğunu, hatta köylülerini eğitimden yararlandırmasını söylüyor bu sırada Lancaster’in önerdiği karşılıklı eğitim sistemini övüyordu.
Kentteki insanların tümü iyi kalpli, konuksever insanlardır. Onlarla birlikte yemek yiyen ya da Whist oynayan biri hemen dostları olup çıkar. Hele bu kişi Çiçikov gibi iyi huylu terbiyeli, kendini sevdirmenin büyük gizini bilen biri olursa. Çiçikov kentte o kadar sevilmiştir ki bir türlü ayrılıp gitmenin yolunu bulamaz. Her zaman “bizimle bir haftacık daha kalın, Pavel İvanoviç” gibi sözlerle karşılaşır. Kısacası kentte el üstünde tutulur. Ama kentin bayanları üzerinde bıraktığı etki çok daha güçlü, çok daha şaşırtıcıdır.
Çiçikov’un baloya gelişi büyük mutluluk uyandırır. Bütün gözler O’na çevrilir ve herkes O’nun yanına toplanır. Herkese, her sorulana yanıt yetiştirir.Bayanlar yerini alır almaz “Acaba yüzlerinden, gözlerinden mektubu yazanın kim olduğunu anlayabilir miyim? diyerek onları süzmeye başlar. Ancak hiçbirinde böyle bir yüz ifadesi yoktur. Çiçikov O’nu bulmaya kararlıdır. Bayanlarla sohbeti koyulaştırır. Ancak tam o sırada, kötü bir sürpriz; Nozdriev salona girer. Çiçikov’un çok aptal bir insan olduğunu çünkü ölü can aldığını haykırır. Önce insanlar pek aldırış etmezler. Ancak bu hikaye kulaktan kulağa yayıldıkça insanlar itibar etmeye başlarlar. Olay o kadar yayılır ki herkes Çiçikov’un valinin kızını kaçırmak için bunu yaptığını düşünmeye başlarlar. Ancak her iki olay arasında hiçbir bağlantı kuramazlar. Sonunda kentte iki parti kurulur. Erkekler partisi ve kadınlar partisi. Erkekler, sadece ölü canlarla; kadınlar ise sadece valinin kızının kaçırılmasıyla ilgilenirler. Kısacası bütün kent olayı çözmek için seferber olur. Bu arada Çiçikov hasta olduğu için evden dışarı çıkamaz ve olaylardan haberdar olamamıştır. Dışarı çıktığında ise bütün insanların ona karşı tavırları değişmiştir. Kısa sürede olayları öğrenir. Buna canı sıkılır ve kenti terk eder ...
2. BÖLÜM :
Çiçikov günler sonra Rusya’nın uçsuz bucaksız topraklarında dolaşırken cennet bahçelerini andıran çiftlikten gözünü alamaz ve çiftlik sahibi ile tanışmak için evine gider. Çiftlik sahibi Tientietnikov’dur. Okulu bitirdikten sonra bir süre memurluk yapar, müdürünün üstlerine farklı, astlarına farklı davranışı onu çileden çıkarır ve dayanamayıp ona hakaretlerde bulunur. Böylece işine son verilir. Tekrar çiftliğine dönerek aldığı eğitimle köylüsünü eğitip daha fazla verim elde etmek için çabalar. Köylüsüne toprak vererek hem kendisi için hem de çiftlik için çalışmasını sağlar. Onlara mümkün olduğunca iyi davranır, daha fazla boş zaman sağlar. Ancak gün geçtikçe verimin düştüğünü, köylünün davranışının değiştiğini fark eder. Zamanla iyice sıkılır. Her şeyden elini eteğini çeker. İşte tam bu sırada Çiçikov’la tanışır ve bir süre kendisiyle kalmasını ister. Çiçikov bunu kabul ederek tez elden çevre çiftlikleri gezerek çiftlik sahipleri ile tanışır. Ölü canlar satın alır. Tek hayali bir çiftlik sahibi olmaktır. Gittiği yerlerde çiftlik sahiplerinin eğitimli ve işten anlayan insanlar oldukları gözünden kaçmaz. Söylenenleri bir bir aklında tutar bu konular üzerinde geceler süren tartışmalara girer. Konuşmaların çoğu Köylünün eğitilmesi ve bilimsel yöntemlerle tarımın geliştirilmesi üzerinedir.
Bu arada Çiçikov ölü can almaya devam eder. Ancak bunları yaşıyor gibi göstermeyi de unutmaz. Çiçikov bu yolculuktan çok karlı çıkmıştır. 300 bin Ruble kadar para biriktirmiştir. Ancak yaptığı kanunsuz işler maliye memurlarına, valiye ve hatta prense kadar gitmiştir. Prens tarafından hapse atılır. Arkadaşı Murazov ona yardım edeceğini söyler ancak bunun karşılığı olarak bütün kötü alışkanlıklarından vazgeçmesini ister. Çiçikov isteği kabul eder. Prens ise hiç istemediği halde Murakov’u kıramaz ve Çiçikov’u serbest bırakır. Ancak tüm ülkeyi saran bir hastalık gibi rüşvet, ahlaksızlık ve dolandırıcılık almış başını gitmiştir.
Genel vali tüm memurları toplantıya çağırarak bu durumu gündeme getirir. Tüm insanların bu alışkanlıklardan vazgeçmesini, aksi taktirde bir çok kişinin işten atılacağını ve durumun Çar’a bildirileceğini söyler. Vali sözlerini şöyle bitirir. “Sahteciliğin hiçbir ceza, önlem ve yaptırım ile ortadan kaldırılamayacağını bilirim. Çünkü sahteciliğin kökleri ruhumuzun ta derinliklerine kadar sokulmuş ve rüşvet alma, olağan bir hak durumuna girmiştir. Düşman karşısında nasıl silaha sarılmışsak, namussuzluk ve sahteciliğe karşı da ayaklanmamız gerektiğini herkes anlamadıkça kötülükleri ortadan kaldırmamıza olanak yoktur ...”
Eğer Çiçikov’un kişiliğinin ahlak yönü sorulursa; erdemli ve kusursuz bir kahraman olmadığı açıkça anlaşılır. Ancak O “İşini Bilen” biri diyebiliriz. Kolay yoldan mal edinme ve kazanç hırsı çoğu kişiye göre kusurdur ve saygıdeğer işlerden sayılmaz.
3-KİTABIN ANAFİKRİ :
Bir insanın hırsı uğruna neler yapacağı ve bunları yaparken yanlış yollara saparsak eninde sonunda foyamızın ortaya çıkacağı anlatılıyor.
4-KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARI DEĞERLENDİRİLMESİ :
[COLOR=windowtext] Çiçikov zengin olmak için herşeyi yapabilecek ve göze alabilecek bir kişiliğe sahip.Tientietnikov ise çifte standartı sevmeyen dürüst bir insandır.
5-KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER
Kitapta çokça olay yaşandığından sürükleyici ve zevkli bir kitap.İnsanı sıkan uzun tasvirler ve uzun açıklamalara fazla yer verilmemiş.O yüzden okunması insana güzel gelebilecek bir kitap.
6-KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ
Kısa süren yaşamı süresince 19.yüzyıl Rus edebiyatı üzerinde derin izler bırakan Gogol, 1809 yılında Ukrayna’da küçük bir toprak sahibi ailenin çocuğu olarak doğdu. Küçük yaşta babasını yitirdi ve annesi tarafından büyütüldü. Liseyi bitirdikten sonra Saint Petesburg’a gitti, bir süre devlet memurluğu yaptı, Ukrayna folkloru üzerine çalışmaları ile dikkat çekip Petesburg üniversitesinde tarih dersleri vermek için davet edilse de, yarım kaldı bu uğraşı. Gogol’ün hezeyan düzeyindeki dinsel inançları ve çözemediği cinsel sorunları ile hayatla barışık olmayan bir kişiliği vardı.
Roman ve hikayeleri ile bir anda dikkatleri üzerinde topladı. Özellikle “Müfettiş”(1836) oyunu ve “Palto”(1842) hikayesi, Rusya’nın siyasi ve toplumsal meselelerine yönelik eleştirileri -Rus sosyal demokrat eleştirmen Bielinski ve arkadaşlarından- övgü topladı. İlginçtir ki Çar da beğenmişti “Müfettiş”i..! Oyununun sahnelenmesinden kısa bir süre sonra Rusya’dan ayrılan Gogol Roma’ya yerleşti. Buradan yazdığı yazılarında giderek muhafazakar bir tavır takınması Rusya’daki arkadaşları ile arasının açılmasına yol açtı ve zaten hassas bir dengede duran iç dünyasını iyice alt üst etti. 1852 yılında geçirdiği bir sinir krizi ile en büyük eseri “Ölü Canlar”ı yaktı, odasına kapandı ve bir kaç gün içerisinde öldü. Neyse ki, metnin ilk bölümü uşağı tarafından kurtarılmıştı.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
MİLLİ SAVAŞ VE HİKAYELERİ
YAZARI
Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU
YAYIN EVİ
ELİF MATBAASI / ANKARA
BASIM YILI
1990
1.KİTABIN KONUSU:
Genellikle savaş döneminde yaşanan olayları , köylünün yaşadıklarını , çekilen zorlukları anlatıyor. Ayrıca kitapta bir kızın sevgilisine yazdığı mektupta yer almaktadır. Kitapta bundan ayrı birkaç mektup daha vardır.
2.KİTABIN ÖZETİ:
SES DUYAN KIZ :
Yazar ve aekadaşı bir köye giderler yolda dinlenmek için mola verirler. Yazar hayvanını bir söğüt ağacına bağlamak ister ama arkadaşı izin vermez. Ve sebebini anlatmaya başlar.
Oranın bir türbe olduğunu ve oraya hayvan bağlamanın orada yatanı rahatsız edeceğini söyler. ‘Ses Duyan Kız ‘ türbesi diye anıldığını söyler. Kızın sevgilisi askerde şehit olduktan sonra kız kıimsenin duymadığı sesler duyar. Kızın gerçek adı Emine’dİr. Kız herkesi cenge gitmeye çağırır. Köylü kızı zaptedemez köyün meydanında bağırıp çağırır. Kız beş altı gün sonra gece vakti evden kaçar ve kaybolur. Bir sabah çoban onu o söğüt ağacının altında bulur. Dürter ama kız uyanmaz çünkü ölmüştür. O günden sonra genç sevgililer hep orayı ziyaret ederler ve harbe giden sevgililerinin dönüp dönmeyeceğini sorarlar ve Ses Duyan Kız onlara cevap verir. Yazar da dendemek için bağırır ama karşıki kayalar onun sesini ona iade ederler.
DÜNYA GÖZÜ VE AHİRET SESLERİ :
Düşmanın kontrolü altında olan bir köyde yaşayan Hacı Arif Efendinin Türk askerini son bir kez görmek için nasıl heyecanlandığını ve başına neler geldiğini anlatıyor.
Hacı Arif Efendi rumlar üzüldükçe harbin başladığını düşünerek sevinir onlar sevindiğinde tekrar ümitsizliğe kapılır. Bir ara Türk süvarileri köye gelir buna çok sevinir ama hemen köyü terkedince hevesi kursağında kalır. Bir gün dışardan gelen gürültüler üzerine Türk askerlerinin trenle geldiğini duyar ve hemen istasyona gider. Ama bunlar düşman askeridir ve kalabalığı dipciklerle vurarak dağıtırlar. O da baya darbe alır kaçarken yere düşer ve kendinden geçer. Ölmek üzereyken Türk askerlerinin sesini duyar. Askerler bakar ve hiçbir şey söylemeksizin ruhunu teslim eder.
Ayrıca kitapta Teslim Teslim , Issız Köy Ve Dilsiz Kız , Küçük Neron , Bir Meczup , Hem Katil Hem Müttehim , Güvercin Avı , Utanç , Hasretten Hasrete , Hüseyin Çavuş , Muhacir Kerim Ağa , Katmerli Bir Hiyanet , Düşmana İltihak ,Ceviz , On Dört Yaşında Bir Adam , Köyünü Kaybeden Kadın , Bir Şehit Mezadı ,Garip Bir Benzeyiş , Bir Hastane Koğuşunda , Bir Beyoğlu Dönüşü , Gizli Posta , Gizli Posta II , Gizli Posta III , Bir Yurt Yergisi , Talih , Bir Kör Göz Ve Kör Bir Gönül ve Sikkenin Tersi adlı hikayeler de bulunmaktadır.
3.KİTABIN ANAFİKRİ:
Kitapta savaş zamanında insanların milli duygularını kaybetmediğini ve hayatı pahasına kendilerini ezdirmediğini anlatıyor.
4.KİTAPTAKİ OLAYLAR VE ŞAHISLARINN DEĞERLENDİRİLMESİ :
Kitap birden fazla hikayeden oluştuğu için belli bir karekter yoktur. Kitapta yazar kendi düşüncelerini karakterlere canlandırttığı için karakterler yazarın kendisidir. Yazar da cesur milletini seven ve onu hayatından üstün tutan bir kişi görüntüsündedir.
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitapta milli duyguları uyandıracak hikayeler var. Kitap kısa kısa hikayelerden oluştuğu için insanı sıkıntıya sokmuyor ve insan okurken büyük bir zevk alıyor. Kitapta biz zamani gençliğine ders olacak birçok hikaye mevcut. Her türk gencinin okuması gereken kitaplardan biri diye düşünüyorum.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Yazı hayatına Fecriati topluluğunda romantik-realist hikaye ve mensur şiirle başlayan (1909); deneme, makale, oyun, monografi ve anı türlerinde eserler bırakmış olan Yakup Kadri, yaygın şöhretini romanlarıyla sağladı. Tarih ve toplum olaylarından her birini bir romanına konu edinerek, Tanzimat devriyle Atatürk Türkiyesi arasındaki dönem ve kuşakların geçirdikleri sosyal değişim ve bunalımlarını, yaşayış ve görüş farklarını işledi; düşünceye ve teze dayanan özlü eserler verdi.
Pek çoğu yabancı dillere de çevirilmiş ve tükendikçe yeni baskıları yapılagelen eserleri, türlerine ve ilk basım yıllarına göre şöyledir: Hikaye kitapları: Bir Serencam (1913), Milli Savaş Hikayeleri (1947), Hikayeler (il hikayeleri, 1985; Der.: Dr. N. Akı)
Romanları: Kiralık Konak (1922), Nur Baba (1922), Hüküm Gecesi (1927), Sodom ve Gomore (1928), Yaban (1932), Ankara (1934), Bir Sürgün (1937), Panorama (iki cilt, 1953/54), Hep O Şarkı (1956)
Nesirler ve Yazıları: Erenlerin Bağından (1922), Kadınlık ve Kadınlarımız (1923), Ergenekon (1929, iki cilt), Okun Ucundan (ilk ikisi ile birlikte, 1940), Alp Dağlarınan ve Miss Chalfrin’in Albümünden (1942). Monografiler: Ahmet Haşim (1934), Atatürk (1946)
Anıları: Anamın Kitabı (çocukluk anıları, 1957), Vatan Yolunda (Kurtuluş Savaşı anıları, 1958), Gençlik ve Edebiyat Hatıraları (1969), Zoraki Diplomat (elçilik anıları,1955), Politikada 45 Yıl (siyaset anıları, 1968).Oyunları: Tiyatro Eserleri (4 oyun, 1984)
En ünlü eseri Yaban romanı, C.H.P. 1942 Roman Mükafatı’nda ikincilik kazanmıştı.
MİLLİ SAVAŞ VE HİKAYELERİ
YAZARI
Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU
YAYIN EVİ
ELİF MATBAASI / ANKARA
BASIM YILI
1990
1.KİTABIN KONUSU:
Genellikle savaş döneminde yaşanan olayları , köylünün yaşadıklarını , çekilen zorlukları anlatıyor. Ayrıca kitapta bir kızın sevgilisine yazdığı mektupta yer almaktadır. Kitapta bundan ayrı birkaç mektup daha vardır.
2.KİTABIN ÖZETİ:
SES DUYAN KIZ :
Yazar ve aekadaşı bir köye giderler yolda dinlenmek için mola verirler. Yazar hayvanını bir söğüt ağacına bağlamak ister ama arkadaşı izin vermez. Ve sebebini anlatmaya başlar.
Oranın bir türbe olduğunu ve oraya hayvan bağlamanın orada yatanı rahatsız edeceğini söyler. ‘Ses Duyan Kız ‘ türbesi diye anıldığını söyler. Kızın sevgilisi askerde şehit olduktan sonra kız kıimsenin duymadığı sesler duyar. Kızın gerçek adı Emine’dİr. Kız herkesi cenge gitmeye çağırır. Köylü kızı zaptedemez köyün meydanında bağırıp çağırır. Kız beş altı gün sonra gece vakti evden kaçar ve kaybolur. Bir sabah çoban onu o söğüt ağacının altında bulur. Dürter ama kız uyanmaz çünkü ölmüştür. O günden sonra genç sevgililer hep orayı ziyaret ederler ve harbe giden sevgililerinin dönüp dönmeyeceğini sorarlar ve Ses Duyan Kız onlara cevap verir. Yazar da dendemek için bağırır ama karşıki kayalar onun sesini ona iade ederler.
DÜNYA GÖZÜ VE AHİRET SESLERİ :
Düşmanın kontrolü altında olan bir köyde yaşayan Hacı Arif Efendinin Türk askerini son bir kez görmek için nasıl heyecanlandığını ve başına neler geldiğini anlatıyor.
Hacı Arif Efendi rumlar üzüldükçe harbin başladığını düşünerek sevinir onlar sevindiğinde tekrar ümitsizliğe kapılır. Bir ara Türk süvarileri köye gelir buna çok sevinir ama hemen köyü terkedince hevesi kursağında kalır. Bir gün dışardan gelen gürültüler üzerine Türk askerlerinin trenle geldiğini duyar ve hemen istasyona gider. Ama bunlar düşman askeridir ve kalabalığı dipciklerle vurarak dağıtırlar. O da baya darbe alır kaçarken yere düşer ve kendinden geçer. Ölmek üzereyken Türk askerlerinin sesini duyar. Askerler bakar ve hiçbir şey söylemeksizin ruhunu teslim eder.
Ayrıca kitapta Teslim Teslim , Issız Köy Ve Dilsiz Kız , Küçük Neron , Bir Meczup , Hem Katil Hem Müttehim , Güvercin Avı , Utanç , Hasretten Hasrete , Hüseyin Çavuş , Muhacir Kerim Ağa , Katmerli Bir Hiyanet , Düşmana İltihak ,Ceviz , On Dört Yaşında Bir Adam , Köyünü Kaybeden Kadın , Bir Şehit Mezadı ,Garip Bir Benzeyiş , Bir Hastane Koğuşunda , Bir Beyoğlu Dönüşü , Gizli Posta , Gizli Posta II , Gizli Posta III , Bir Yurt Yergisi , Talih , Bir Kör Göz Ve Kör Bir Gönül ve Sikkenin Tersi adlı hikayeler de bulunmaktadır.
3.KİTABIN ANAFİKRİ:
Kitapta savaş zamanında insanların milli duygularını kaybetmediğini ve hayatı pahasına kendilerini ezdirmediğini anlatıyor.
4.KİTAPTAKİ OLAYLAR VE ŞAHISLARINN DEĞERLENDİRİLMESİ :
Kitap birden fazla hikayeden oluştuğu için belli bir karekter yoktur. Kitapta yazar kendi düşüncelerini karakterlere canlandırttığı için karakterler yazarın kendisidir. Yazar da cesur milletini seven ve onu hayatından üstün tutan bir kişi görüntüsündedir.
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitapta milli duyguları uyandıracak hikayeler var. Kitap kısa kısa hikayelerden oluştuğu için insanı sıkıntıya sokmuyor ve insan okurken büyük bir zevk alıyor. Kitapta biz zamani gençliğine ders olacak birçok hikaye mevcut. Her türk gencinin okuması gereken kitaplardan biri diye düşünüyorum.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Yazı hayatına Fecriati topluluğunda romantik-realist hikaye ve mensur şiirle başlayan (1909); deneme, makale, oyun, monografi ve anı türlerinde eserler bırakmış olan Yakup Kadri, yaygın şöhretini romanlarıyla sağladı. Tarih ve toplum olaylarından her birini bir romanına konu edinerek, Tanzimat devriyle Atatürk Türkiyesi arasındaki dönem ve kuşakların geçirdikleri sosyal değişim ve bunalımlarını, yaşayış ve görüş farklarını işledi; düşünceye ve teze dayanan özlü eserler verdi.
Pek çoğu yabancı dillere de çevirilmiş ve tükendikçe yeni baskıları yapılagelen eserleri, türlerine ve ilk basım yıllarına göre şöyledir: Hikaye kitapları: Bir Serencam (1913), Milli Savaş Hikayeleri (1947), Hikayeler (il hikayeleri, 1985; Der.: Dr. N. Akı)
Romanları: Kiralık Konak (1922), Nur Baba (1922), Hüküm Gecesi (1927), Sodom ve Gomore (1928), Yaban (1932), Ankara (1934), Bir Sürgün (1937), Panorama (iki cilt, 1953/54), Hep O Şarkı (1956)
Nesirler ve Yazıları: Erenlerin Bağından (1922), Kadınlık ve Kadınlarımız (1923), Ergenekon (1929, iki cilt), Okun Ucundan (ilk ikisi ile birlikte, 1940), Alp Dağlarınan ve Miss Chalfrin’in Albümünden (1942). Monografiler: Ahmet Haşim (1934), Atatürk (1946)
Anıları: Anamın Kitabı (çocukluk anıları, 1957), Vatan Yolunda (Kurtuluş Savaşı anıları, 1958), Gençlik ve Edebiyat Hatıraları (1969), Zoraki Diplomat (elçilik anıları,1955), Politikada 45 Yıl (siyaset anıları, 1968).Oyunları: Tiyatro Eserleri (4 oyun, 1984)
En ünlü eseri Yaban romanı, C.H.P. 1942 Roman Mükafatı’nda ikincilik kazanmıştı.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
HUZUR
KİTABIN YAZARI
Ahmet Hamdi TANPINAR
YAYIN EVİ VE ADRESİ
Remzi Kitapevi AŞ. / Selvili Mescit Sok. No:3 Cağaloğlu/İSTANBUL
BASIM YILI
Nisan, 1973
1.KİTABIN KONUSU :
Mümtaz ile Nuran’ın aşkı cevresinde Doğu ile Batı, eski ile yeni, geçmişin değerleriyle var olan değerler, aşk ile toplumsal sorumluluklar arasındaki çatışmayı ve bu çatışmanın doğurduğu bunalım.
2.KİTABIN ÖZETİ :
Kitap İHSAN, NURAN, SUAT ve MÜMTAZ başlıkları altında 4 bölümdür.
[B]İHSAN : [/B]
Bu bölümde Mümtaz’ın küçük yaşta ailesini kaybetmesi, İstanbul’a, amcasının oğlu İhsan’a gelmesi ve İhsan’ın Mümtaz’a olan etkisi anlatılır.
Mümtaz, S… şehrinde yaşarken oturdukları ev Rumlar tarafından işgal edilir ve babası öldürülür. Annesi ile A… şehrine gelirler. Burada annesi de hastalanarak ölür. Mümtaz’ı akrabaları İstanbul’a gönderirler. İstanbul’da kendisinden 28 yaş büyük amcasının oğlu İhsanlarda kalır. İhsan Macide ile evlenir, Ahmet ve Sabiha isminde çocukları olur. Mümtaz okuma alışkanlığını, tarihe ilgi duymayı, sosyal düşünebilimeyi İhsan sayesinde öğrenir. Mümtaz gençlik döneminin ilk aşkını Nuran’a karşı yaşar. Nuran, Fahri’den boşanmış bir kızı olan dul bir kadındır. İhsan amansız bir hastalığa yakalanır. Macide de yaşlandığı için evin tüm işleri Mümtaz’a kalır. Bir gün Nuran Mümtaz’dan ayrılır ve eski kocasına geri döner.
NURAN :
Bu bölümde Mümtaz ile Nuran’ın tanışmaları ve yaşadıkları olaylar anlatılır.
Bir gün Mümtaz vapurda Nuran’la karşılaşır ve birbirlerine ilgi duyarlar. Nuran Fahri’den geçimsizlik sebebiyle ayrılmıştır. Sebebi Fahri’nin Nuran’ı aldatmasıdır. Nuran’ın 7 yaşında Fatma isimli bir kızı vardır. Evlenmeden önce Suat ile flört etmiştir. Boşandıktan sonra Suat’ın hastalandığını öğrenir. Mümtaz Suat’ı hayata döndürmek için elinden geleni yapar. Bu arada Suat’ın Nuran’a olan sevgisi bitmemiştir. Mümtaz Suat’I kıskanmaya başlar; fakat Nuran’la Mümtaz’ın ilişkileri gelişir ve birliktelikleri İstanbul’un çeşitli semtlerinde dolaşarak devam eder.
SUAT :
Bu bölümde Suat’ın yaşadığı bunalım, Nuran’a olan sevgisi ve Mümtaz ile olan ilişkisi anlatılır.
Mümtaz ev halkıyla beraber arkadaşlarını yemeğe davet eder. Hem musiki dinlemek hem de felekten bir gece geçirmek için hazırlanırlar. Yemeğe Suat biraz geç gelir ve çok düşünceli bir şekilde kenara oturur. Misafirler birer birer evi boşaltırlar. Suat ise kendini içkiye verir ve sarhoş olup saçma sapan konuşmaya başlar. Konuşmasında Allah’ı tanımadığını üstüne basarak belirtir. Suat’ın hastalığı inancı ve Nuran’a olan aşkı ile ilgilidir. Daha sonra evden dışarı çıkar. Bir gün Suat Mümtaz’a bir mektup bırakır ve kendini asarak intihar eder. Bu olay Mümtaz ile Nuran’ın arasının açılmasına sebep olur ve evlenecekleri yerde ayrılmak zorunda kalırlar.
MÜMTAZ :
Bu bölümde Mümtaz’ın Suat’ın ölümünden sonraki ruhsal durumu anlatılır.
Suat’ın ölümünden sonra Mümtaz çok düşünceli bir hale gelir. Bir yandan İstanbul’un çeşitli semtlerinde dolaşarak toplumsal açıdan insanların durumlarının, kendisi için ne anlama geldiğini anlamaya çalışır, diğer tarafta ülkenin savaşa girip girmeyeceği, Hitler’in Almanya’daki baskısı, dünya devletlerinin durumu konuşulur. Mümtaz’ın arkadaşları savaşın çıkacağını düşünürler. Mümtaz ise bunu istemez. Çünkü arkasında bırakacağı ve sorumluluk duyduğu kişileri düşünür. Mümtaz, Nuran’dan ayrıldıktan sonra Suat’ın ölümünden kendisini sorumlu tutar. Her gittiği yerde onu görmeye ve sesini işitmeye başlar. Hep kendisini takip ettiğini sanır. Mümtaz Suat’tan kaçmaya başlar en sonunda eve gelir. Evde bir doktor vardır. İhsan’ın iyi olduğunu söyler; fakat doktor Mümtaz’a Suat’ın kendisi olarak gözükür. Mümtaz kendini kaybederek yaşadığı bu psikolojik bunalım sonucu ölür.
[B] [/B]
3.KİTABIN ANAFİKRİ :
Geçmiş değerlerin yarattığı kültür ile Batı kültürü arasındaki ilişki ve aşkın toplum üzerindeki etkisi insanların yaşam tarzlarını değiştirir.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :
MÜMTAZ : Küçük yaşta ailesini kaybetmiş, İstanbul’da amcasının oğlu İhsan’ın yanında yetişmiş, tarihe ve toplumsal hayata önem veren, sevdiği kişiye bağlılığı kusursuz olan genç, yakışıklı birisir.
NURAN : 7 yaşında bir kızı olan güzel, alımlı yaşadığı olaylardan çabuk etkilenen dul bir kadındır.
SUAT : Nuran evlenmeden önce aşkı tanıyan daha sonra Nuran’ın evlenmesiyle içine kapanan; fakat aşkı hiç bitmeyen, bu sebepten dolatı ölümü göze alan birisidir.
İHSAN : Mümtaz’ın yetişmesinde büyük pay sahibi olan ; fakat Nuran’dan ayrılması sebebiyle hastalanarak yatağa düşün yaşlı birisidir.
5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER :
1930 yılların toplumsal hayatını ve İstanbul’u bir aşk hikayesi ile anlatmıştır. Akıcı bir üslupla tasvirlere bol yer verilmiştir; fakat dili biraz ağır olarak yazılmıştır.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ :
Ahmet Hamdi TANPINAR 23 Hazian 1901’de İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitirdi. Çesitli üniversitelerde öğretim elemanı olarak çalıştı. 1942 ‘de CHP’den Kahraman Maraş milletvekili seçildi. Görevi bitince üniversiteye geri döndü. Yazar 24 Ocak 1962’de İstanbul’da öldü. Öğretmeni Yahya Kemal’den çok etkilenmiştir; fakat ilk eserlerinde Ahmet Haşim’in izleri görülür. Nedeni annesinin yokluğundan duyduğu acıyı içedönük bakış açısıyla eserlerinde belirtmesidir. Yazarın; Mahur Beste, Huzur, Sahnenin Dışındakiler, Saatleri Ayarlama Enstitüsü ve Aydaki Kadın isimli romanları; Abdullah Efendi’nin Rüyaları ve Yaz Yağmuru adlı öykü kitapları ayrıca Beş Şehir, Edebiyat Üzerine Makaleler ve Yaşadığım Gibi isimli kitapları vardır.
HUZUR
KİTABIN YAZARI
Ahmet Hamdi TANPINAR
YAYIN EVİ VE ADRESİ
Remzi Kitapevi AŞ. / Selvili Mescit Sok. No:3 Cağaloğlu/İSTANBUL
BASIM YILI
Nisan, 1973
1.KİTABIN KONUSU :
Mümtaz ile Nuran’ın aşkı cevresinde Doğu ile Batı, eski ile yeni, geçmişin değerleriyle var olan değerler, aşk ile toplumsal sorumluluklar arasındaki çatışmayı ve bu çatışmanın doğurduğu bunalım.
2.KİTABIN ÖZETİ :
Kitap İHSAN, NURAN, SUAT ve MÜMTAZ başlıkları altında 4 bölümdür.
[B]İHSAN : [/B]
Bu bölümde Mümtaz’ın küçük yaşta ailesini kaybetmesi, İstanbul’a, amcasının oğlu İhsan’a gelmesi ve İhsan’ın Mümtaz’a olan etkisi anlatılır.
Mümtaz, S… şehrinde yaşarken oturdukları ev Rumlar tarafından işgal edilir ve babası öldürülür. Annesi ile A… şehrine gelirler. Burada annesi de hastalanarak ölür. Mümtaz’ı akrabaları İstanbul’a gönderirler. İstanbul’da kendisinden 28 yaş büyük amcasının oğlu İhsanlarda kalır. İhsan Macide ile evlenir, Ahmet ve Sabiha isminde çocukları olur. Mümtaz okuma alışkanlığını, tarihe ilgi duymayı, sosyal düşünebilimeyi İhsan sayesinde öğrenir. Mümtaz gençlik döneminin ilk aşkını Nuran’a karşı yaşar. Nuran, Fahri’den boşanmış bir kızı olan dul bir kadındır. İhsan amansız bir hastalığa yakalanır. Macide de yaşlandığı için evin tüm işleri Mümtaz’a kalır. Bir gün Nuran Mümtaz’dan ayrılır ve eski kocasına geri döner.
NURAN :
Bu bölümde Mümtaz ile Nuran’ın tanışmaları ve yaşadıkları olaylar anlatılır.
Bir gün Mümtaz vapurda Nuran’la karşılaşır ve birbirlerine ilgi duyarlar. Nuran Fahri’den geçimsizlik sebebiyle ayrılmıştır. Sebebi Fahri’nin Nuran’ı aldatmasıdır. Nuran’ın 7 yaşında Fatma isimli bir kızı vardır. Evlenmeden önce Suat ile flört etmiştir. Boşandıktan sonra Suat’ın hastalandığını öğrenir. Mümtaz Suat’ı hayata döndürmek için elinden geleni yapar. Bu arada Suat’ın Nuran’a olan sevgisi bitmemiştir. Mümtaz Suat’I kıskanmaya başlar; fakat Nuran’la Mümtaz’ın ilişkileri gelişir ve birliktelikleri İstanbul’un çeşitli semtlerinde dolaşarak devam eder.
SUAT :
Bu bölümde Suat’ın yaşadığı bunalım, Nuran’a olan sevgisi ve Mümtaz ile olan ilişkisi anlatılır.
Mümtaz ev halkıyla beraber arkadaşlarını yemeğe davet eder. Hem musiki dinlemek hem de felekten bir gece geçirmek için hazırlanırlar. Yemeğe Suat biraz geç gelir ve çok düşünceli bir şekilde kenara oturur. Misafirler birer birer evi boşaltırlar. Suat ise kendini içkiye verir ve sarhoş olup saçma sapan konuşmaya başlar. Konuşmasında Allah’ı tanımadığını üstüne basarak belirtir. Suat’ın hastalığı inancı ve Nuran’a olan aşkı ile ilgilidir. Daha sonra evden dışarı çıkar. Bir gün Suat Mümtaz’a bir mektup bırakır ve kendini asarak intihar eder. Bu olay Mümtaz ile Nuran’ın arasının açılmasına sebep olur ve evlenecekleri yerde ayrılmak zorunda kalırlar.
MÜMTAZ :
Bu bölümde Mümtaz’ın Suat’ın ölümünden sonraki ruhsal durumu anlatılır.
Suat’ın ölümünden sonra Mümtaz çok düşünceli bir hale gelir. Bir yandan İstanbul’un çeşitli semtlerinde dolaşarak toplumsal açıdan insanların durumlarının, kendisi için ne anlama geldiğini anlamaya çalışır, diğer tarafta ülkenin savaşa girip girmeyeceği, Hitler’in Almanya’daki baskısı, dünya devletlerinin durumu konuşulur. Mümtaz’ın arkadaşları savaşın çıkacağını düşünürler. Mümtaz ise bunu istemez. Çünkü arkasında bırakacağı ve sorumluluk duyduğu kişileri düşünür. Mümtaz, Nuran’dan ayrıldıktan sonra Suat’ın ölümünden kendisini sorumlu tutar. Her gittiği yerde onu görmeye ve sesini işitmeye başlar. Hep kendisini takip ettiğini sanır. Mümtaz Suat’tan kaçmaya başlar en sonunda eve gelir. Evde bir doktor vardır. İhsan’ın iyi olduğunu söyler; fakat doktor Mümtaz’a Suat’ın kendisi olarak gözükür. Mümtaz kendini kaybederek yaşadığı bu psikolojik bunalım sonucu ölür.
[B] [/B]
3.KİTABIN ANAFİKRİ :
Geçmiş değerlerin yarattığı kültür ile Batı kültürü arasındaki ilişki ve aşkın toplum üzerindeki etkisi insanların yaşam tarzlarını değiştirir.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :
MÜMTAZ : Küçük yaşta ailesini kaybetmiş, İstanbul’da amcasının oğlu İhsan’ın yanında yetişmiş, tarihe ve toplumsal hayata önem veren, sevdiği kişiye bağlılığı kusursuz olan genç, yakışıklı birisir.
NURAN : 7 yaşında bir kızı olan güzel, alımlı yaşadığı olaylardan çabuk etkilenen dul bir kadındır.
SUAT : Nuran evlenmeden önce aşkı tanıyan daha sonra Nuran’ın evlenmesiyle içine kapanan; fakat aşkı hiç bitmeyen, bu sebepten dolatı ölümü göze alan birisidir.
İHSAN : Mümtaz’ın yetişmesinde büyük pay sahibi olan ; fakat Nuran’dan ayrılması sebebiyle hastalanarak yatağa düşün yaşlı birisidir.
5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER :
1930 yılların toplumsal hayatını ve İstanbul’u bir aşk hikayesi ile anlatmıştır. Akıcı bir üslupla tasvirlere bol yer verilmiştir; fakat dili biraz ağır olarak yazılmıştır.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ :
Ahmet Hamdi TANPINAR 23 Hazian 1901’de İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitirdi. Çesitli üniversitelerde öğretim elemanı olarak çalıştı. 1942 ‘de CHP’den Kahraman Maraş milletvekili seçildi. Görevi bitince üniversiteye geri döndü. Yazar 24 Ocak 1962’de İstanbul’da öldü. Öğretmeni Yahya Kemal’den çok etkilenmiştir; fakat ilk eserlerinde Ahmet Haşim’in izleri görülür. Nedeni annesinin yokluğundan duyduğu acıyı içedönük bakış açısıyla eserlerinde belirtmesidir. Yazarın; Mahur Beste, Huzur, Sahnenin Dışındakiler, Saatleri Ayarlama Enstitüsü ve Aydaki Kadın isimli romanları; Abdullah Efendi’nin Rüyaları ve Yaz Yağmuru adlı öykü kitapları ayrıca Beş Şehir, Edebiyat Üzerine Makaleler ve Yaşadığım Gibi isimli kitapları vardır.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
Uzun-Beyaz-Bulut GELİBOLU
KİTABIN YAZARI
Buket UZUNER
YAYIN EVİ VE ADRESİ
Remzi Kitapevi AŞ. / Selvili Mescit Sok. No:3 Cağaloğlu/İSTANBUL
BASIM YILI
Ekim, 2001
1.KİTABIN KONUSU :
Çanakkale Savaşları’nda ölen büyük dedesinin kayıp mezarını aramak için Gelibolu’ya gelen Yeni Zelandalı genç bir kadın ve Çanakklale Milli Parkı’nda bastonuyla dolaşan ninenin seksen beş yıllık sırrı.
2.KİTABIN ÖZETİ :
Turist rehberi Mehmet 2000 yılının Mart ayında, Yeni Zelandalı Victoria Taylor’ı –kısaca Viki- Çanakkale’nin Eceyaylası köyüne getirir. Viki köylülere Çanakkale Savaşları’nda bir Türk kahramanı olan Gazi Alican Çavuş’un kendi büyük dedesi Alistair John Taylor olduğunu söyler. Köylüler buna çok şaşırır ve inanmazlar. Sonra Viki’yi, Gazi Alican Çavuş’un Yeni Zelanda anlamına gelen Uzun, Beyaz, Bulut isimli çocuklarından tek kızı Beyaz Hala ile yüzleştirirler. Beyaz Hala Mehmet’i köylülerle dışarıda bırakarak sadece Viki’yi evine alır. Viki’nin elinde büyük dedesinin savaşta ölmediğine dair kanıt olarak gördüğü mektuplar vardır. Beyaz Hala da babasının en yakın silah arkadaşı Teğmen Ali Osman Bey’in mektuplarını çıkarır ve birbirlerine okurlar. Bu mektuplardan biri Yeni Zelanda’ya diğeri ise İstanbul’a yazılmış farklı mektuplardır; fakat her ikisinde de savaş hakkıdaki düşünceler aynıdır. Sonunda Beyaz Hala Teğmen Ali Osman Bey’in, psikolojik dengesini kaybeden Viki’nin büyük dedesini Anzak cephesinden Türk cephesine doğru koşarken ölümden kurtarıp, şehit düştüğünü ve artık ülkesine dönemeyecek durumda olan Alistair John Taylor’un üniformaları değiştirerek Eceyaylası köyünde Gazi Alican Çavuş lakabıyla yaşadığını söyler. Viki böylece büyük dedesinin Gazi Alican Çavuş; Beyaz Hala’nın öz büyük halası olduğunu öğrenir. Böyle bir olayı duyan televizyon kanalları köye gelirler. Bunun üzerine Beyaz Hala İstanbul’dan aslında M.İ.T. ajanı olan avukat kardeşi Bulut’u çağırır. Bulut, Viki’ye bu gerçeğin açıklanmaması gerektiğini yoksa tarihin bilinen yüzünün değişebileceğini söyler. Bir basın toplantısı yapılır ve Viki bu gerçeği açığa çıkarmamak için büyük dedesinin Gazi Alican Çavuş olamayacağını belirtir. Beyaz Hala bu duruma çok sevinir. Tatil süresi biten Viki daha sık gelmek üzere ülkesine geri döner.
3.KİTABIN ANAFİKRİ :
Tarih düz okunacak bir metin değildir. Yaşanan ve yaşanmayan bazı tarihi olaylar kitaplarda yer alırken çarpıtmalara uğrar.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :
MEHMET : İşini severek yapan, yalnız yaptığı işle ilgilenen başarılı bir turist rehberi.
VİKİ : Gençliğini büyük dedesinin kayıp mezarını bulmak için geçiren, bu yüzden kendi özel yaşamıyla ilgilenemeyen 30 yaşında Yeni Zelandalı bir psikiyatris.
BEYAZ HALA : Babasını çok seven, onun ölümünden sonra evine kapanan, köylülerin ermiş olarak düşündüğü yaşlı bir kadındır.
5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER :
Savaşın anlamsızlığı, gizemi ve düşmanlığın ötesinde birleştirme mucizesi, sürükleyici bir dille yansıtılmış akıllara durgunluk veren bir kitap.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ :
1955’te Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nden mezun oldu. Biyolog olarak gittiği Norveç [FONT=HELVETICA] Bergen Üniversitesi'nde mikrobiyel ekoloji ve sosyoloji, ABD Michigan Üniversitesi'nde toplum sağlığı konularında yüksek lisans çalışmaları yaptı. FinlandiyaTampere Teknik Üniversitesi Su Teknolojisi Bölümü'nde ve O.D.T.Ü Çevre Mühendisliği Bölümü'nde araştırmacı olarak çalıştı, ders anlattı. Gezgin ve araştırmacı olan Uzuner’in eserleri birçok ülkede yayımlandı. Yazarın 2001 yılında beş yıla yakın bir çalışma sonu yayımladığı UZUN BEYAZ BULUT-GELİBOLU adlı son romanı bir ayda 50.000 okura ulaşmıştır.
Uzun-Beyaz-Bulut GELİBOLU
KİTABIN YAZARI
Buket UZUNER
YAYIN EVİ VE ADRESİ
Remzi Kitapevi AŞ. / Selvili Mescit Sok. No:3 Cağaloğlu/İSTANBUL
BASIM YILI
Ekim, 2001
1.KİTABIN KONUSU :
Çanakkale Savaşları’nda ölen büyük dedesinin kayıp mezarını aramak için Gelibolu’ya gelen Yeni Zelandalı genç bir kadın ve Çanakklale Milli Parkı’nda bastonuyla dolaşan ninenin seksen beş yıllık sırrı.
2.KİTABIN ÖZETİ :
Turist rehberi Mehmet 2000 yılının Mart ayında, Yeni Zelandalı Victoria Taylor’ı –kısaca Viki- Çanakkale’nin Eceyaylası köyüne getirir. Viki köylülere Çanakkale Savaşları’nda bir Türk kahramanı olan Gazi Alican Çavuş’un kendi büyük dedesi Alistair John Taylor olduğunu söyler. Köylüler buna çok şaşırır ve inanmazlar. Sonra Viki’yi, Gazi Alican Çavuş’un Yeni Zelanda anlamına gelen Uzun, Beyaz, Bulut isimli çocuklarından tek kızı Beyaz Hala ile yüzleştirirler. Beyaz Hala Mehmet’i köylülerle dışarıda bırakarak sadece Viki’yi evine alır. Viki’nin elinde büyük dedesinin savaşta ölmediğine dair kanıt olarak gördüğü mektuplar vardır. Beyaz Hala da babasının en yakın silah arkadaşı Teğmen Ali Osman Bey’in mektuplarını çıkarır ve birbirlerine okurlar. Bu mektuplardan biri Yeni Zelanda’ya diğeri ise İstanbul’a yazılmış farklı mektuplardır; fakat her ikisinde de savaş hakkıdaki düşünceler aynıdır. Sonunda Beyaz Hala Teğmen Ali Osman Bey’in, psikolojik dengesini kaybeden Viki’nin büyük dedesini Anzak cephesinden Türk cephesine doğru koşarken ölümden kurtarıp, şehit düştüğünü ve artık ülkesine dönemeyecek durumda olan Alistair John Taylor’un üniformaları değiştirerek Eceyaylası köyünde Gazi Alican Çavuş lakabıyla yaşadığını söyler. Viki böylece büyük dedesinin Gazi Alican Çavuş; Beyaz Hala’nın öz büyük halası olduğunu öğrenir. Böyle bir olayı duyan televizyon kanalları köye gelirler. Bunun üzerine Beyaz Hala İstanbul’dan aslında M.İ.T. ajanı olan avukat kardeşi Bulut’u çağırır. Bulut, Viki’ye bu gerçeğin açıklanmaması gerektiğini yoksa tarihin bilinen yüzünün değişebileceğini söyler. Bir basın toplantısı yapılır ve Viki bu gerçeği açığa çıkarmamak için büyük dedesinin Gazi Alican Çavuş olamayacağını belirtir. Beyaz Hala bu duruma çok sevinir. Tatil süresi biten Viki daha sık gelmek üzere ülkesine geri döner.
3.KİTABIN ANAFİKRİ :
Tarih düz okunacak bir metin değildir. Yaşanan ve yaşanmayan bazı tarihi olaylar kitaplarda yer alırken çarpıtmalara uğrar.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :
MEHMET : İşini severek yapan, yalnız yaptığı işle ilgilenen başarılı bir turist rehberi.
VİKİ : Gençliğini büyük dedesinin kayıp mezarını bulmak için geçiren, bu yüzden kendi özel yaşamıyla ilgilenemeyen 30 yaşında Yeni Zelandalı bir psikiyatris.
BEYAZ HALA : Babasını çok seven, onun ölümünden sonra evine kapanan, köylülerin ermiş olarak düşündüğü yaşlı bir kadındır.
5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER :
Savaşın anlamsızlığı, gizemi ve düşmanlığın ötesinde birleştirme mucizesi, sürükleyici bir dille yansıtılmış akıllara durgunluk veren bir kitap.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ :
1955’te Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nden mezun oldu. Biyolog olarak gittiği Norveç [FONT=HELVETICA] Bergen Üniversitesi'nde mikrobiyel ekoloji ve sosyoloji, ABD Michigan Üniversitesi'nde toplum sağlığı konularında yüksek lisans çalışmaları yaptı. FinlandiyaTampere Teknik Üniversitesi Su Teknolojisi Bölümü'nde ve O.D.T.Ü Çevre Mühendisliği Bölümü'nde araştırmacı olarak çalıştı, ders anlattı. Gezgin ve araştırmacı olan Uzuner’in eserleri birçok ülkede yayımlandı. Yazarın 2001 yılında beş yıla yakın bir çalışma sonu yayımladığı UZUN BEYAZ BULUT-GELİBOLU adlı son romanı bir ayda 50.000 okura ulaşmıştır.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
Korkunç Yıllar
YAZARI
Cengiz DAĞCI
YAYIN EVİ VE ADRESİ
Varlık Yayınları İSTANBUL
BASIM YILI
1975
1.KİTABIN KONUSU :
1940’lı yıllarda Kırım’da yaşayan bir Türk’ün hatıraları.
2. KİTABIN ÖZETİ :
Sadık küçük yaşta iken babası Ruslar tarafından hapishaneye götürülür. Bu olayın onun gelişiminde büyük etkisi olmuştur. Babası serbest kaldıktan sonra Sadık’ı zor koşullar altında okutur. Kırım’da öğretimine devam ederken Sovyetler Birliği’nden gelen heyet, devletlerine hizmet etmesi için subay olmasını ister. Arkadaşı Süleyman ile beraber subay olan Sadık, görevini icra ederken vatanında olumsuz gelişmeler olur. Bu olaylar Sadık’ı çok etkiler; fakat elinden birşey gelmez. Birgün Süleyman ile gezerken Rusların, Türk Bölgesi’nde mevzilendiğini, Almanların savaş açtığını haber alırlar. Aradan iki-üç ay geçtikten sonra Almanlar harpte üstünlük kurarlar. Bu arada Sadık, cephede Almanlara karşı savaşmakta, Rusların kendilerini çıkarları için kullandığını düşünmekte, bu nedenle de Ruslara karşı kin beslemektedir. Yine sıradan bir savaş gününde kahramanımız Almanlar tarafından esir alınır. Sadık gibi bir çok Türk’ü esir alan Almanlar, esirlere çeşitli işkenceler yapar, sonra da kampa alırlar. Aradan bir yıl geçer ve Alman safındaymış gibi görünen Şults Çavuş, Sadık’ı alır ve kamptan uzakta bulunan bir eve götürür. Ve orada Almanlar aleyhine çalışması için tehdit alır. Ardından “Türkistan Kampı”na götürülür. Orada savaşmaya kararlı kişilerle tanışır. Zaman geçtikten sonra aralarında Ruslar’a karşı savaşmaya karar verirler ve Alman üniformasıyla savaşa katılırlar. Bu nedenle Almanlar da onları esirlikten men ederler.
3.KİTABIN ANA FİKRİ :
Büyük ülkelerin birbirlerine üstünlük kurma isteği pahasına, arada kalan milletleri kendi çıkarları için kullanmaları.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
SADIK : Milletini ve vatanını çok seven, başarılı ve akıllı bir kişidir. Bu karakterdeki bir kişiyi heryerde görmemiz mümkündür. Okuduğumuz olaylar onun yaşantısından bir parçadır.
SÜLEYMAN : Sadık’ın en yakın arkadaşıdır ve para için ülkesinden uzak durur. Subaylık mesleğini parası için seçmiştir. Günümüzde sivil kişilerin parası için meslek seçtiğini görmekteyiz.
ŞULTS ÇAVUŞ : Alman Ordusu içinde Ruslar adına çalışan bir istihbaratçıdır. Ciddiyetini hiçbir zaman bozmayan bir kişiliği vardır.
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Yüzeysel olarak bahsettiğim, bu faciayı, insanın tüyleri ürpererek okuması sonunda medeniyet adı altında işlenen cinayetleri lanetle anmaması imkansızdır. Olaylar yaşayan kişinin direk anlatımı ile yazıldığı için kitapta yanlış bilgi bulunmamaktadır. Bu nedenle severek ve güvenerek okuyacağınız bir kitaptır.
6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Cengiz DAĞCI, 1920 Mart’ının 9ncu günü Kırımda Yalta şehrine yakın Kızıltaş Köyü’nde doğmuştur. Gençlik yıllarında Ruslar babasını götürmüş, kıtlık içinde yaşamışlardır. Akmescit Hapishanesine bir süre tutulduktan sonra kendi elleri ile kurtulmuşlar, ailesi ile zor şartlar altında yaşamışlardır. 1938 de ortaokulu bitirerek, Pedagoji Enstitüsüne girmiş, bitiremeden 1940 da askerliğe alınmıştır. 1941 de Ukrayna cephesinde esir düşmüş, esir kamplarından nasılsa kurtulabilmiştir. 1946 da Londraya gelmiş ve oarada evlenmiştir.
Korkunç Yıllar
YAZARI
Cengiz DAĞCI
YAYIN EVİ VE ADRESİ
Varlık Yayınları İSTANBUL
BASIM YILI
1975
1.KİTABIN KONUSU :
1940’lı yıllarda Kırım’da yaşayan bir Türk’ün hatıraları.
2. KİTABIN ÖZETİ :
Sadık küçük yaşta iken babası Ruslar tarafından hapishaneye götürülür. Bu olayın onun gelişiminde büyük etkisi olmuştur. Babası serbest kaldıktan sonra Sadık’ı zor koşullar altında okutur. Kırım’da öğretimine devam ederken Sovyetler Birliği’nden gelen heyet, devletlerine hizmet etmesi için subay olmasını ister. Arkadaşı Süleyman ile beraber subay olan Sadık, görevini icra ederken vatanında olumsuz gelişmeler olur. Bu olaylar Sadık’ı çok etkiler; fakat elinden birşey gelmez. Birgün Süleyman ile gezerken Rusların, Türk Bölgesi’nde mevzilendiğini, Almanların savaş açtığını haber alırlar. Aradan iki-üç ay geçtikten sonra Almanlar harpte üstünlük kurarlar. Bu arada Sadık, cephede Almanlara karşı savaşmakta, Rusların kendilerini çıkarları için kullandığını düşünmekte, bu nedenle de Ruslara karşı kin beslemektedir. Yine sıradan bir savaş gününde kahramanımız Almanlar tarafından esir alınır. Sadık gibi bir çok Türk’ü esir alan Almanlar, esirlere çeşitli işkenceler yapar, sonra da kampa alırlar. Aradan bir yıl geçer ve Alman safındaymış gibi görünen Şults Çavuş, Sadık’ı alır ve kamptan uzakta bulunan bir eve götürür. Ve orada Almanlar aleyhine çalışması için tehdit alır. Ardından “Türkistan Kampı”na götürülür. Orada savaşmaya kararlı kişilerle tanışır. Zaman geçtikten sonra aralarında Ruslar’a karşı savaşmaya karar verirler ve Alman üniformasıyla savaşa katılırlar. Bu nedenle Almanlar da onları esirlikten men ederler.
3.KİTABIN ANA FİKRİ :
Büyük ülkelerin birbirlerine üstünlük kurma isteği pahasına, arada kalan milletleri kendi çıkarları için kullanmaları.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
SADIK : Milletini ve vatanını çok seven, başarılı ve akıllı bir kişidir. Bu karakterdeki bir kişiyi heryerde görmemiz mümkündür. Okuduğumuz olaylar onun yaşantısından bir parçadır.
SÜLEYMAN : Sadık’ın en yakın arkadaşıdır ve para için ülkesinden uzak durur. Subaylık mesleğini parası için seçmiştir. Günümüzde sivil kişilerin parası için meslek seçtiğini görmekteyiz.
ŞULTS ÇAVUŞ : Alman Ordusu içinde Ruslar adına çalışan bir istihbaratçıdır. Ciddiyetini hiçbir zaman bozmayan bir kişiliği vardır.
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Yüzeysel olarak bahsettiğim, bu faciayı, insanın tüyleri ürpererek okuması sonunda medeniyet adı altında işlenen cinayetleri lanetle anmaması imkansızdır. Olaylar yaşayan kişinin direk anlatımı ile yazıldığı için kitapta yanlış bilgi bulunmamaktadır. Bu nedenle severek ve güvenerek okuyacağınız bir kitaptır.
6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Cengiz DAĞCI, 1920 Mart’ının 9ncu günü Kırımda Yalta şehrine yakın Kızıltaş Köyü’nde doğmuştur. Gençlik yıllarında Ruslar babasını götürmüş, kıtlık içinde yaşamışlardır. Akmescit Hapishanesine bir süre tutulduktan sonra kendi elleri ile kurtulmuşlar, ailesi ile zor şartlar altında yaşamışlardır. 1938 de ortaokulu bitirerek, Pedagoji Enstitüsüne girmiş, bitiremeden 1940 da askerliğe alınmıştır. 1941 de Ukrayna cephesinde esir düşmüş, esir kamplarından nasılsa kurtulabilmiştir. 1946 da Londraya gelmiş ve oarada evlenmiştir.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Konuyu Okuyanlar: 11 Ziyaretçi