ADI: GELİBOLU
YAZARI: Buket UZUNER
SAYFA SAYISI: 318
BASKI YILI: 1998
BASILDIĞI YER: Remzi Kitabevi
KONUSU: Çanakkale Savaşlarında şehit olan dedesinin kayıp mezarını bulmak için uğraşan Yenizelandalı Viktorianın öyküsü…
1. ESERİN KISA ÖZETİ:
Viktoria Taylor Çanakkle savaşlarında şehit olan dedesinin mezarını bulmak amacıyla Yenizelanda’dan Geliboluy’a gelmiştir. Rehberi Mehmet ile gelibolunun küçük köylerinde gezen Viki bir köy kahvesinde, adına özel bir köşe hazırlanan , Çanakkale savaşlarınd şehit düşmüş olan Ali Osman Taylar’ın resmini görünce bu kişinin dedesi olduğunu iddia eder. Ancak köy halkı vatan için savaşmış ve kanını akıtmış Türk şehidi Ali Osman Taylar’a yapılan bu davranışı çok büyük bir hakaret olarak karşılar ve Viktoria’yı derhal köyden uzaklaştırırlar. Bu olaydan tüm Türkiyenin tv ve basın sayesinde kısa sürede haberi olur. Viktoria bu iddiasını kanıtlamak için Ali Osmanın halen hayatta olan kızı ile görüşmek için elinden gelen herşeyi yapar. Ali Osmanın kızı olan Beyaz Taylar adeta ayaklı bir tarihtir. Çok inatçı olan bu kadın, dış görünüşünün zıttına çok zeki ve biligilidir. Viktoria ile konuşurken tercüman kullanmadan kendisi ingilizce konuşmaktadır. Viki beyaz halanın inadını kırmayı başarır ve onunla görüşür. Bu görüşmeden sonra gerçekler birbir ortaya çıkar. Ali Osman Taylar aslında bir anzak askeridir ve savaşta ağır yaralanmıştır. Onu bir çukurun içerisinde hareketsiz halde bulan Beyazın annesi yaralarını iyileştirmiş ve iyi bir duruma getirmiştir.Bir süre sonra da evlenmişlerdir. Viktoria, Ali Osmanın torunudur aslında. İşte tüm bunlar Beyaz hala sayesinde birbir ortaya çıkmıştır. Viktoria iddiasında haklıdır ve bunu uzun ve zor uğraşlardan sonra kanıtlamayı başarmıştır. Ancak bu olay ne basına ne de köy halkına bu şekilde aktarılmamıştır. Çünkü onların tepkisi ile karşılaşabilir ve bunu kabullenmeyebililerdi. Doğruyu yalnızca üç kişi biliyrdu. Victoria, Beyaz hala ve Beyaz halanın yeğeni Ali Osman.
3.MUHTEVA BİLGİSİ:
a)Eserdeki kişilerin tasviri:
Beyaz Taylar: Çok inatçı ve sert bir kişiliğe sahiptir. Ancak bu sert kişiliğin altında bambaşka duygusal bir insan daha vardır aslında. Babasından aldığı bilgileri kendi çabaları ile geliştirmiştir. Bu nedenle çok bilgili ve zekidir. Ancak okulu elinde olamayan nedenlerle yarıda bırakmıştır.
Viktoria: Fiziksel olarak; Uzun boylu, biraz zayıf, uzun saçlı ve güzel br turist kızıdır. Manevi değerlerine sıkısıkıya bağlıdır. Bu yüzden dedesinin mezarını bulabilmek için elinden geleni yapmıştır.
b)Olayın geçtiği yer ve zaman: Olay Çanakkale’nin Gelibolu yarımadasında geçmektededir. Eserin içinde mektuplara yer verilliş . Bu mektuplar Birimci dünya savaşında yazılmıştır.Ancak Kitap geçen olay 1993-1995 yılları arasında geçiyor.
c)Anafikir: Başkaları ne derse desin herzaman kendi fikirlerimizin arkasında olamalıyız.
d)Tür Bilgisi: Bu eser bir romandır. Roman, düz yazı biçiminde yazılan ve öyküye göre daha uzun olan bir edebiyat türüdür. Romanın en yaygın ve en kısa tanımlarından birisi budur. Roman, kişi ve olaylar aracılığıyla geçmişin ve bu günün gerçek yaşamını, az ya da çok karmaşık bir örgü içinde anlatan bir edebiyat türü olarak tanımlanır. Bazı tanımlamalara göre ise roman bir düş ürünüdür. Gerçek yaşama uygun olabileceği gibi uygun olmayabilirde; romancı kendi kafasında kurduğu bir dünyayı yansıtabilir. Romanda serüven; gelenek. Görenek ve kişilerin incelenmesi duyguların ve tutkuların çözümlemeleri vardır. Bütün bu tanımlamalar ve nitelemeler çağdaş roman içinde geçerli olmakla birlikte, daha çok 19. yy romanının özelliklerine dayanır.
5.ESER HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞ:[/U[U]] Eser Tarihsel bir roman özelliği taşıyor. Ancak tamamen bir kurgu.Buket Uzunerin akıcı anlatımı sayesinde okuyucuyu kesinlikle sıkmıyor. Sayfa sayısı fazla olmasına rağmen bir solukta okunabiliyor.
4. YAZAR HAKKINDA BİLGİ:[/U[U]] Gazetelerde yazdığı köşe yazıları ile tanınan Buket Uzuner son zamanlarda yazdığı akıcı kitapları ile adından çokça söz ettirmiştir. Yazar hakkında ayrıntılı bir bilgi yoktur.
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI: CADI
KİTABIN YAZARI: HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR
YAYINEVİ VE ADRESİ: Özgür Yayınları Ankara Cad. 31/2 Cağaloğlu-istanbul.
BASIM YILI: Altıncı Basım/ Ekim 1996
KİTABIN KONUSU: Binnaz Hanım, öldükten sonra dirilerek, ölümünden sonra hemen evlenen kocası Naşit Nefi Efendi’ye yaşamı zehir eder.
KİTABIN ANA FİKRİ: Hüseyin Rahmi’nin, ****fizik bir polisiye biçiminde başlayan ,sonunda olayı akılcı bir çözüme bağlayan Cadı romanında, evlilik kurumu kadar, ****fizik dünya görüşüde eleştirilmektedir.
KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Eser batıl şeylere inan ve bir takım fantastik unsurların etkisinde kalan tipleri, ruhçuluk ve bu nedenle ruhçuluğa inan kimselerin geçirdikleri sarsıntıları konu almaktadır.
ŞAHISLAR:
Naşit Nefi Efendi: Kalem müdürü olarak hali vakti yerinde bir İstanbul beyefendisi.
Binnaz Hanım: Naşit Nefi Efendinin eceliyle ölen ilk eşi. Ruhlar aleminden yalıya ziyaretleri yaptığı sanılan cadı.
Şükriye Hanım: Bir kaza sonucu yalının bahçesinde ölen Naşit Nefi Efendi’nin ikinci eşinden sonraki eşi.
İrfan Kadın:Yalının emektar hizmetçisi.
Gülendam: Çocukların bakıcısı.
[BNesip İle Ragibe:[/B] Naşit Efendi’nin ilk karısından olan çocukları.
Fikriye Hanım: Naşit Efendini dördüncü eş adayı. Tek çocuklu taze dul.
Emine Hanım: Eşi öldükten sonra evine yerleştiği dayısının eşi.
Aramdi Hanım: Yan yalının sahibi Binnaz’ın ölmeden önceki en iyi arkadaşı.
Kadir Bey: Aramdil Hanım’ın büyük oğlu. Esrarı açıklığa kavuşturan kişi.
KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitapta ****fizik ve karmaşık bir olay üzerinde durulmasına rağmen genelde toplum üzerideki tahliller dikkati çekmekte. Bununla birlikte bu tahliler okuyucuyu esas konudan uzaklaştırıp bu tahlilere yöneltmekte.Bundan dolayı esas olaylar,gerilim,akış bir anda durağanlaşmakta okuyucuyla konu arasındaki etkileşim kesilmektedir.
Kitapta yazar, akılcı çözümün dışına çıkmamış kitabıda akılcı bir çözümle bitirmiştir. Kitap tahlilleri,olayları değerlendirişindeki akılclıkla; getirdiği sosyal,toplumsal,psikoljik eleştirilerle iyi bir eser olarak nitelendirilebilir. Ancak eser konu olarak gerilim tarzında olmasına rağmen bunu için gerekli muhteva,akış ve etkiliyeceliğe sahip değildir. Şuda unutulmamlıdırki tür olarak gerilim tarzı roman dünya edebiyatındaki türdaşlarına nazaran Türk romancılığında gelişmiş bir tarz değildir.
KİTAP YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Romanımızda doğalcılığın ve gerçekçiliğin en önemli kavşaklarından biri olan Hüseyin Rahmi Gürpınar, sanat yaşamı boyunca hep aklın ve mantığın yanında olmuş; romanlarıyla , öyküleriyle, yazılarıyla, toplumun çağdaşlaşması yolunda. Yobazlığa,gericiliğe,bağnazlığa, sömürücülüğe karşı savaşmıştır. Onu böylesine verimli, çok okunan bir yazar yapan da bu özelliği olmuştur. Hüseyin Rahmi, Türk topllumunun büyük bir dönüşüm sürecine girdiği bir dönemde, yani doğru zamanda ortaya çıkmış bir düşünür-yazardır.
YAPITLARI:
Roman: Şık (1889), İffet (1896), Mürebbiye(1899), Bir Muadele-I Sevda (1899), Tesadüf(1900), Nimetşinas (1901), Şipsevdi (1911), Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç (1912), Gulyabani (1912), Cadı (1912), Hakka Sığındık (1919), Toraman (1919), Hayattan Sayfalar (1919), Son Arzu (1922), Cehennemlik (1924), Efsuncu Baba (1924), Ben Deli miyim? (1925), Billur Kalp (1926), Tutuşmuş Gönüller (1926), Evlere Şenlik Kynanam Naasıl Kudurdu? (1927), Muhabbet Tılsımı (1928), Mezarından Kalkan Şehit (1929), Kokotlar Mektebi (1929), Şeytan İşi (1933), Utanmaz Adam (1934), Eşkiya İninde (1935), Kesik Baş (1942), Gönül Bir Yeldeğirmenidir Sevda Öğütür (1943), Ölüm Bir Kurtuluş mudur? (1946), Deli Filozof (1964), Acı Gülüş (1967), Namuslu Kokotlar (1973).
Öykü: Kadınlar Vaizi(1920), Meyhanede Hanımlar (1924), Namusla Açlık Meselesi (1933), Katil Buse (1933), İki Hödüğün Seyehati (1933), Tünelden İlk Çıkış (1934), Gönül Ticareti (1939), Melek Sanmıştım Şeytanı (1943), Eti Senin Kemiği Benim (1963).
Oyun: Hazan Bülbülü (1916), Kadın Erkekleşince (1933), İki Damla Yaş (1973), Tokuşan Kafalar (1973).
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KiTABıN ADI: HANDAN
YAZARı: HALIDE EDIp ADIVAR
YAYıNEVi VE ADRESi: Atlas Kitabevi Narlıbahçe Sok. 9 No:1 Çağaloğlu/lsTANBUL
BASIM YILI: ARALIK 1994
1. KiTABIN KONUSU:
20. yüzyılın başında ıstanbul'da yaşayan bir ailenin çok değerli,akılıllı,sevimli bir kızının çileli hayatı ve onun çevresindeki insanların ondan etkilenip birbirlerine yazdıkları mektupları içeren bir kitap.
2. KiTABIN ÖZETi:
Refik Cemal,Cemal Bey'in baldızı Neriman ile evlenecektir.Neriman Cemal Bey'in kızlarıyla yaşıttır ve onlarla büyümüş,alafranga bir çocukluk geçirmiştir.
Ayrıca ailenin Handan adında bir kızı vardır.Herkesin gözbebeği olan Handan, insanları çabuk etkileyebilen, kendisini sevdiren bir kızdır.Neriman'la kardeş gibi olan Handan, Nerimanı küçüklüğünden beri yetiştirmiş, onu benliği altına almış gibi etkilemiştir.Neriman onun uğruna herşeyini verecek, ölümü bile göze alabilecek durumdadır.
Evlilik zamanı Handan, kocasıHüsnü Paşa ile birlikte Paris'te yaşamaktadır.Handan, gençliğinde Nazım adında sosyalist birisini sever.Onun ideallerini ve amçlarını kendisinden üstün tutup daha çok seveceğini düşünen Handan, Nazım'ın evlenme teklifini reddeder ve Hüsnü Paşa ile evlenir.Nazım bu olay üzerine kendini asar ve ölümünün sorumlusu olarak Handan'I gösteren bir mektup bırakır.Handan bu olaydan sonra kendini hiç affetmez ve Hüsnü Paşa ile olan evliliği hep sorunlu olarak sürer.Zaten Hüsnü Paşa da onu sadece bir kadın olarak sevmekte, sık sık metres bulup değiştirmektedir.Ayrıca bunları Handan'a rahatça söyleyebilmekte ve metreslerinin ne kadar güzelolduklarını anlatabilmektedir.Herkes tarafından taparcasına sevilen Handan, önceleri buna dayanır.Hayatınl sevmediği Hüsnü Paşa'ya adar.Onunla olan sorunlarını kapatmaya çalışır ve evliliğini sürdürmek için elinden geleni yapar. Fakat bu çabası onun gençliğini alır.Sonunda üç aydır
kendisinden ayrı yaşayan Hüsnü Paşa'nın gönderdiği ağır ithamlarla dolu olan mektubu okuyunca beyninden gelen bir sorunla hasta olur.hafızasını kaybetmiş eskiden kalan hiçbir şeyi hatırlayamaz olmuştur.D'na hastalığı boyunca çok sevdiği Neriman ve kocası Refik Cemal bakar. Hüsnü Paşa ise yurtdışında metresleri ile eğlenmektedir.Bu olayonu pek ilgilendirmez.Neriman hamile olduğu için Refik Cemalonunla kalır ve Handan iki ay ıtalya'da konsultasyonlara tabii olur. Yanında sadece bir hastabakıcı ve Refik Cemal kalır.Handan, bu süre zarfında refik Cemal'e aşık olmuştur.Ayrıca Refik Cemal'de ona deliccesine severek tutulmuştur.ancak evli olduğu ve karısını çok sevdiği için ızdırap duyar, kendisini yer bitirir.Bir süre sonra Handan'ın hafızası yavaş yavaş yerine gelir.Canından çok sevdiği Neriman'ın kocasına, Refik'e aşık olduğunu anlayınca üzüntüsünden vefat eder.
3. KiTABıN ANA KONUSU:
Önemli olanın sevgi ve bağlılık olduğu. Bu yüzden insanların sevdikleri ve sevmeye devam edbilecekleri insanlarla evlenmeleri gerektiği vurgulanıyor.
4. KiTAPTAKi OLAYLARıN VE ŞAHısLARıN DEĞERLENDiRiLMESi:
1. HANDAN: Insanları çok çabuk etkileyebilen, yeterince güzel, akıılı, okumayı seven birisidir. Alafranga bir hayat yaşamıştır. Çok sabırlı ve duygusal bir insandır.
2. REFIK CEMAL: Kültürlü, utangaç ve ilgili birisidir.Ailesini ve
karısını çok sevmektedir.Ayrıca Handan'a aşık olmuştur.
3. HÜSNÜ PAŞA: Kadınları sadece eğlence malzemesi olarak
Gören, evliliğin anlamı olmadığını düşünen, zengin bir
adamdır.
4. NERIMAN: Güzel, vefalı, çok kültürlü olmayan, okumayı çok
sevmeyen sıradan birisidir.Handan'l herşeyden çok sevmekte
adeta kendini ona admaktadır.
5. KiTAP HAKKıNDAKi ŞAHSi GÖRÜŞLER:
Inasan ilişkileri hakında açıklayıcı fikirler sunan kitap, duygusal ağırlıkta eserleri seven kişiler için okunulması gerken bir eserdir. Ancak kitabın dili akıcı değildir.
6. KiTABıN YAZARı HAKKINDA KISA BiLGi:
HAL/DE EDIp ADIVAR: Meşrutiyet ve Cumhuriyet devrinin
..
tanınmış edebıyatçllarındandır.1882'de ıstanbul'da doğmuştur.Amerikan Kız Kolejini bitiren ilk Türk kızıdır.1901'de koleji bitirince pozitif bilimleri hocası Salih Zeki ile evlenmiştir.ilk romanı Heyula'yı 1908'de neşreder.Salih Zeki'nin ikinci defa evlenmesi üzerine ondan ayrılır (1910).Mütareke yıllarında Anadolu'ya geçerek yeni kocası Dr. Adnan Adıvar'la Atatürke yardım ederler. Bu yıllardaki gözlemleri birçok eserinin temelini oluşturur. Yurt dışında 15 sene geçirdikten sonra istanbul'a dönen Halide Edip,1950-1954 arasıızmir milletvekili olarak TBMM'ye girmiş, 9 Ocak 1964'de ıstanbul'da vefat etmiştir.
ESERLERi: Raik'in Anne'si(1908), Heyula(1909), Yeni Turan (1912), Dağa çıkan Kurt(1922), Ateşten Gömlek(1922), Vurun Kahpeye(1923), Sinekli Bakkal(1935), Tatarcık(1938), Sonsuz Panayır(1946), Türk'ün Ateşle imtihanl(1959)...
YAZARı: HALIDE EDIp ADIVAR
YAYıNEVi VE ADRESi: Atlas Kitabevi Narlıbahçe Sok. 9 No:1 Çağaloğlu/lsTANBUL
BASIM YILI: ARALIK 1994
1. KiTABIN KONUSU:
20. yüzyılın başında ıstanbul'da yaşayan bir ailenin çok değerli,akılıllı,sevimli bir kızının çileli hayatı ve onun çevresindeki insanların ondan etkilenip birbirlerine yazdıkları mektupları içeren bir kitap.
2. KiTABIN ÖZETi:
Refik Cemal,Cemal Bey'in baldızı Neriman ile evlenecektir.Neriman Cemal Bey'in kızlarıyla yaşıttır ve onlarla büyümüş,alafranga bir çocukluk geçirmiştir.
Ayrıca ailenin Handan adında bir kızı vardır.Herkesin gözbebeği olan Handan, insanları çabuk etkileyebilen, kendisini sevdiren bir kızdır.Neriman'la kardeş gibi olan Handan, Nerimanı küçüklüğünden beri yetiştirmiş, onu benliği altına almış gibi etkilemiştir.Neriman onun uğruna herşeyini verecek, ölümü bile göze alabilecek durumdadır.
Evlilik zamanı Handan, kocasıHüsnü Paşa ile birlikte Paris'te yaşamaktadır.Handan, gençliğinde Nazım adında sosyalist birisini sever.Onun ideallerini ve amçlarını kendisinden üstün tutup daha çok seveceğini düşünen Handan, Nazım'ın evlenme teklifini reddeder ve Hüsnü Paşa ile evlenir.Nazım bu olay üzerine kendini asar ve ölümünün sorumlusu olarak Handan'I gösteren bir mektup bırakır.Handan bu olaydan sonra kendini hiç affetmez ve Hüsnü Paşa ile olan evliliği hep sorunlu olarak sürer.Zaten Hüsnü Paşa da onu sadece bir kadın olarak sevmekte, sık sık metres bulup değiştirmektedir.Ayrıca bunları Handan'a rahatça söyleyebilmekte ve metreslerinin ne kadar güzelolduklarını anlatabilmektedir.Herkes tarafından taparcasına sevilen Handan, önceleri buna dayanır.Hayatınl sevmediği Hüsnü Paşa'ya adar.Onunla olan sorunlarını kapatmaya çalışır ve evliliğini sürdürmek için elinden geleni yapar. Fakat bu çabası onun gençliğini alır.Sonunda üç aydır
kendisinden ayrı yaşayan Hüsnü Paşa'nın gönderdiği ağır ithamlarla dolu olan mektubu okuyunca beyninden gelen bir sorunla hasta olur.hafızasını kaybetmiş eskiden kalan hiçbir şeyi hatırlayamaz olmuştur.D'na hastalığı boyunca çok sevdiği Neriman ve kocası Refik Cemal bakar. Hüsnü Paşa ise yurtdışında metresleri ile eğlenmektedir.Bu olayonu pek ilgilendirmez.Neriman hamile olduğu için Refik Cemalonunla kalır ve Handan iki ay ıtalya'da konsultasyonlara tabii olur. Yanında sadece bir hastabakıcı ve Refik Cemal kalır.Handan, bu süre zarfında refik Cemal'e aşık olmuştur.Ayrıca Refik Cemal'de ona deliccesine severek tutulmuştur.ancak evli olduğu ve karısını çok sevdiği için ızdırap duyar, kendisini yer bitirir.Bir süre sonra Handan'ın hafızası yavaş yavaş yerine gelir.Canından çok sevdiği Neriman'ın kocasına, Refik'e aşık olduğunu anlayınca üzüntüsünden vefat eder.
3. KiTABıN ANA KONUSU:
Önemli olanın sevgi ve bağlılık olduğu. Bu yüzden insanların sevdikleri ve sevmeye devam edbilecekleri insanlarla evlenmeleri gerektiği vurgulanıyor.
4. KiTAPTAKi OLAYLARıN VE ŞAHısLARıN DEĞERLENDiRiLMESi:
1. HANDAN: Insanları çok çabuk etkileyebilen, yeterince güzel, akıılı, okumayı seven birisidir. Alafranga bir hayat yaşamıştır. Çok sabırlı ve duygusal bir insandır.
2. REFIK CEMAL: Kültürlü, utangaç ve ilgili birisidir.Ailesini ve
karısını çok sevmektedir.Ayrıca Handan'a aşık olmuştur.
3. HÜSNÜ PAŞA: Kadınları sadece eğlence malzemesi olarak
Gören, evliliğin anlamı olmadığını düşünen, zengin bir
adamdır.
4. NERIMAN: Güzel, vefalı, çok kültürlü olmayan, okumayı çok
sevmeyen sıradan birisidir.Handan'l herşeyden çok sevmekte
adeta kendini ona admaktadır.
5. KiTAP HAKKıNDAKi ŞAHSi GÖRÜŞLER:
Inasan ilişkileri hakında açıklayıcı fikirler sunan kitap, duygusal ağırlıkta eserleri seven kişiler için okunulması gerken bir eserdir. Ancak kitabın dili akıcı değildir.
6. KiTABıN YAZARı HAKKINDA KISA BiLGi:
HAL/DE EDIp ADIVAR: Meşrutiyet ve Cumhuriyet devrinin
..
tanınmış edebıyatçllarındandır.1882'de ıstanbul'da doğmuştur.Amerikan Kız Kolejini bitiren ilk Türk kızıdır.1901'de koleji bitirince pozitif bilimleri hocası Salih Zeki ile evlenmiştir.ilk romanı Heyula'yı 1908'de neşreder.Salih Zeki'nin ikinci defa evlenmesi üzerine ondan ayrılır (1910).Mütareke yıllarında Anadolu'ya geçerek yeni kocası Dr. Adnan Adıvar'la Atatürke yardım ederler. Bu yıllardaki gözlemleri birçok eserinin temelini oluşturur. Yurt dışında 15 sene geçirdikten sonra istanbul'a dönen Halide Edip,1950-1954 arasıızmir milletvekili olarak TBMM'ye girmiş, 9 Ocak 1964'de ıstanbul'da vefat etmiştir.
ESERLERi: Raik'in Anne'si(1908), Heyula(1909), Yeni Turan (1912), Dağa çıkan Kurt(1922), Ateşten Gömlek(1922), Vurun Kahpeye(1923), Sinekli Bakkal(1935), Tatarcık(1938), Sonsuz Panayır(1946), Türk'ün Ateşle imtihanl(1959)...
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI: DOSTLUĞUN GÜCÜ
KİTABIN YAZARI: Alan Loy Mc GINNIS
YAYINEVİ VE ADRESİ: Beyaz Yayınları-Nuru Osmaniya Cad. Kardeşler Han. No:3 İSTANBUL
BASIM YILI: 1999
1.KİTABIN KONUSU: insanların kendilerini karşısındaki insanlara sevdirmenin yolları ve bunda en önemli rolü olan dostluğu konu almıştır.
2.KİTABIN ÖZETİ :
"Dostluğun gücü" isimli bu kitap, dört ana bölümden oluşmuştur. Bu bölümler;
- İlişkileri derinleştirmenin beş yolu,
- Yakınlık kurmanın beş yolu,
- İlişkiye zarar vermeden olumsuz duygularla başa çıkmanın iki yolu,
-İlişkilerin kötüye gitmesi durumunda karşılaşabileceğimiz durumlar.
Yazar birinci bölümde; insanların çok zengin, iyi bir işinin, iyi bir eşinin olması durumunda bile çoğu kez mutlu olamadıklarını gözlemlemiştir. Bu insanların mutlu olabilmeleri için; sıkıntılı günlerinde ya da zamanlarında en az onun sıkıntılarını paylaşabilecek bir yakını ya da dostunun olmasını, hiç haber vermeden evine ziyaret edebilecek dostunun bulunmasını, ihtiyacı olduğunda kendine borç verebilecek birinin ya da birilerinin bulunması gerektiğini dile getirmiştir.
Yazar; yakınları açısından gerçek mutluluğu dostların miktarında değil, değerinde ve seçilmiş olmasında olabileceğini dile getirmiştir. Yazar; ayrıca mutlu olabilmek için sevginin, şeffaf olmanın, dürüstlüğün, sıcak olmanın, duygularınızı zaman zaman açığa vurma cesareti göstermenin şart olduğunu ortaya koymuştur.
Yazar; mutlu ve güçlü olabilmek için sevgi boyutunun önemli olduğunu, bunun zaman zaman nezaket kuralları ile zaman zaman bir hediye ya da gösterilecek olan tebessümle elde edilebileceğini, bizlere küçük gibi gelen bu duyguların karşı tarafa müthiş etkili olduğu kanaatindedir.
Yazar; her zaman yönlendirici olmanın dostlukların gelişmesini önlediğini, dostlukların kalıcı olması için eleştirilerin ölçülü ve dikkatli olmasını, herkesi olduğu gibi kabul etme gereğini, başka ilişkileri teşvik edici şekilde olunmasının gerekliliğini ortaya koymuş, bunu örneklerle anlatmıştır. İnsanlarla yakınlık kurmak için; dokunma sanatını, övme sanatını, etkili konuşma sanatını iyi kullanmak gerektiğini, çocuklarla nasıl konuşulması gerekliliğinin önemli olduğunu, onlara onların anlayacağı dilden konuşarak onlarla mükemmel iletişim kurulabileceğini ve onların çok şeyler yapabileceği mesajının verilebilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Yazar; öfke gösterdiğimiz takdirde karşı tarafında gösterebileceğini ve hazırlıklı olmamız gerektiğini, daima iyi bir dinleyici olunmasının gerekli olduğunu, bu sayede kendilerinin dinlendiğini farkeden kişiler; kendilerine değer verildiğini düşünerek müthiş bir motive ile hem işlerine hem de hayata bağlanacaklardır demiştir.
Dostlukların güçlü, etkili ve kalıcı olmasını istiyorsak; daima ben merkezli olmamalı, zaman zaman başkalarının da fikirlerine hürmet etmeli, onları dinlemeli, kontrol bendeci olmamalıyız. Tüm bunlarla beraber, kendimizi daima başkalarının kontrolüne de bırakmamalıyız. Bu durum karşımızdakilerin güvenini sarstığı gibi bizlerin durumunu zedeler.
Bu değerlendirmelerin yanında kendimizi, olaylardan ve insanlardan uzak tutarak onların bize ihtiyaç duymasını bekleyemeyiz. Kısaca; "Kendisine ihtiyaç duyulmasına ihtiyaç duyan yönlendirici" durumunda da kalmamalıyız. Dostluk ve arkadaşlığınızın güçlü olmasını çok istersek; eleştirilerimizde dikkatli olmalı, kabul etme lisanını kullanmalı, dostları "Tek" olmaları için cesaretlendirmeli, yalnızlığa izin verilmeli, başka ilişkileri teşvik etmeli, ilişkilerdeki değişikliğe hazır olunmalıdır.
Dostlukların güçlü olmaları istenirse; iyi bir konuşmacı olmalıyız. İyi bir konuşmacı olmak için önce iyi dinleyen olmalıyız. Çünkü; "Kalbe giden yol, kulaktan geçer" sözü daima güzelliğini korumuştur. Tavsiye verilirken tedbirli olunmalı ve dinlerken güven ortamı oluşturulmalıdır.
Sonuç olarak; yazar, dost kazanmak için, sevginin, sabrın, güvenin, övmenin, nezaketli olmanın, iyi bir dinleyici olmanın, ölçülü eleştiri yapmanın, izin verme sanatının bulunması ve iyi kullanılması gerekliliğini ortaya koymuş ve etkili, ölçülü örneklerle bu fikirlerini pekiştirmiştir
3.KİTABIN ANA FİKRİ: Yaşam dostluklarla güçlenir. Sevmek ve sevilmek var olmanın en büyük mutluluğudur.
4.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Kitabı beğendim. Bu tarzda kitapları okumayı da seviyorum son zamanlarda kitabın yazarına ait olan kitapları okuyorum. Bu ve diğer kitapları kişiliği geliştiriyor ve nasıl davranmamız gerektiğini karşımızdaki insanlara karşı nasıl tutum geliştirmemiz gerektiğini anlatıyor.
KİTABIN YAZARI: Alan Loy Mc GINNIS
YAYINEVİ VE ADRESİ: Beyaz Yayınları-Nuru Osmaniya Cad. Kardeşler Han. No:3 İSTANBUL
BASIM YILI: 1999
1.KİTABIN KONUSU: insanların kendilerini karşısındaki insanlara sevdirmenin yolları ve bunda en önemli rolü olan dostluğu konu almıştır.
2.KİTABIN ÖZETİ :
"Dostluğun gücü" isimli bu kitap, dört ana bölümden oluşmuştur. Bu bölümler;
- İlişkileri derinleştirmenin beş yolu,
- Yakınlık kurmanın beş yolu,
- İlişkiye zarar vermeden olumsuz duygularla başa çıkmanın iki yolu,
-İlişkilerin kötüye gitmesi durumunda karşılaşabileceğimiz durumlar.
Yazar birinci bölümde; insanların çok zengin, iyi bir işinin, iyi bir eşinin olması durumunda bile çoğu kez mutlu olamadıklarını gözlemlemiştir. Bu insanların mutlu olabilmeleri için; sıkıntılı günlerinde ya da zamanlarında en az onun sıkıntılarını paylaşabilecek bir yakını ya da dostunun olmasını, hiç haber vermeden evine ziyaret edebilecek dostunun bulunmasını, ihtiyacı olduğunda kendine borç verebilecek birinin ya da birilerinin bulunması gerektiğini dile getirmiştir.
Yazar; yakınları açısından gerçek mutluluğu dostların miktarında değil, değerinde ve seçilmiş olmasında olabileceğini dile getirmiştir. Yazar; ayrıca mutlu olabilmek için sevginin, şeffaf olmanın, dürüstlüğün, sıcak olmanın, duygularınızı zaman zaman açığa vurma cesareti göstermenin şart olduğunu ortaya koymuştur.
Yazar; mutlu ve güçlü olabilmek için sevgi boyutunun önemli olduğunu, bunun zaman zaman nezaket kuralları ile zaman zaman bir hediye ya da gösterilecek olan tebessümle elde edilebileceğini, bizlere küçük gibi gelen bu duyguların karşı tarafa müthiş etkili olduğu kanaatindedir.
Yazar; her zaman yönlendirici olmanın dostlukların gelişmesini önlediğini, dostlukların kalıcı olması için eleştirilerin ölçülü ve dikkatli olmasını, herkesi olduğu gibi kabul etme gereğini, başka ilişkileri teşvik edici şekilde olunmasının gerekliliğini ortaya koymuş, bunu örneklerle anlatmıştır. İnsanlarla yakınlık kurmak için; dokunma sanatını, övme sanatını, etkili konuşma sanatını iyi kullanmak gerektiğini, çocuklarla nasıl konuşulması gerekliliğinin önemli olduğunu, onlara onların anlayacağı dilden konuşarak onlarla mükemmel iletişim kurulabileceğini ve onların çok şeyler yapabileceği mesajının verilebilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Yazar; öfke gösterdiğimiz takdirde karşı tarafında gösterebileceğini ve hazırlıklı olmamız gerektiğini, daima iyi bir dinleyici olunmasının gerekli olduğunu, bu sayede kendilerinin dinlendiğini farkeden kişiler; kendilerine değer verildiğini düşünerek müthiş bir motive ile hem işlerine hem de hayata bağlanacaklardır demiştir.
Dostlukların güçlü, etkili ve kalıcı olmasını istiyorsak; daima ben merkezli olmamalı, zaman zaman başkalarının da fikirlerine hürmet etmeli, onları dinlemeli, kontrol bendeci olmamalıyız. Tüm bunlarla beraber, kendimizi daima başkalarının kontrolüne de bırakmamalıyız. Bu durum karşımızdakilerin güvenini sarstığı gibi bizlerin durumunu zedeler.
Bu değerlendirmelerin yanında kendimizi, olaylardan ve insanlardan uzak tutarak onların bize ihtiyaç duymasını bekleyemeyiz. Kısaca; "Kendisine ihtiyaç duyulmasına ihtiyaç duyan yönlendirici" durumunda da kalmamalıyız. Dostluk ve arkadaşlığınızın güçlü olmasını çok istersek; eleştirilerimizde dikkatli olmalı, kabul etme lisanını kullanmalı, dostları "Tek" olmaları için cesaretlendirmeli, yalnızlığa izin verilmeli, başka ilişkileri teşvik etmeli, ilişkilerdeki değişikliğe hazır olunmalıdır.
Dostlukların güçlü olmaları istenirse; iyi bir konuşmacı olmalıyız. İyi bir konuşmacı olmak için önce iyi dinleyen olmalıyız. Çünkü; "Kalbe giden yol, kulaktan geçer" sözü daima güzelliğini korumuştur. Tavsiye verilirken tedbirli olunmalı ve dinlerken güven ortamı oluşturulmalıdır.
Sonuç olarak; yazar, dost kazanmak için, sevginin, sabrın, güvenin, övmenin, nezaketli olmanın, iyi bir dinleyici olmanın, ölçülü eleştiri yapmanın, izin verme sanatının bulunması ve iyi kullanılması gerekliliğini ortaya koymuş ve etkili, ölçülü örneklerle bu fikirlerini pekiştirmiştir
3.KİTABIN ANA FİKRİ: Yaşam dostluklarla güçlenir. Sevmek ve sevilmek var olmanın en büyük mutluluğudur.
4.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Kitabı beğendim. Bu tarzda kitapları okumayı da seviyorum son zamanlarda kitabın yazarına ait olan kitapları okuyorum. Bu ve diğer kitapları kişiliği geliştiriyor ve nasıl davranmamız gerektiğini karşımızdaki insanlara karşı nasıl tutum geliştirmemiz gerektiğini anlatıyor.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : ÇALIKUŞU
KİTABIN YAZARI : REŞAT NURİ GÜNTEKİN
KİTABIN YAYIN EVİ : ÖTÜKEN
KİTABIN SAYFASI : 195
KİTABIN BASIM TARİHİ : 1982
KİTABIN ANA FİKRİ : Zor şartlara rağmen, insanlar isterlerse her
zorluğun üstesinden gelebilirler.
KİTABIN ÖZETİ
Feride bir subayın kızıdır. Pek küçükken annesini,babasını kaybetmiş. Erenköyü’nde Kozyatağı’ndaki teyzesinin koruyuculuğunda büyümüştür. Teyzesi ,onu Notre Dame de Sion Fransız kız lisesinde okutmuştur. Besime Teyze’ninoğlu kamuran, sarışın, yakışıklı bir gençtir. Çalıkuşuna, benzeyen bu canlı;cıvıl cıvıl , haşarı kızı sever . Onu sık sık okulda ziyaret eder . Feride’nin yaramazlıkları tarife sığar gibi değildir. Hem herkes onun elinden yaka silker, el’aman der,hem de kise ondan vazgeçmez . Çalıkuşu adı zaten bu hallerinden dolayı ona takılmıştır . Kamuran ,Feride’yi almayı aklına koyarmuştur . ama düğünden üç gün evvel , çarşaflı bir genç hanım Feride’yi ziyaret eder ve Kamuran’ın İsviçre’de bulunduğu sırada , Münevver adında genç bir kadına evlenme vaadinde bulunduğunu söyler. Mektuplarını verir . Münevver de Kamuran’ı sevmiştir . Bunun üzerine Feride köşkten kaçar . Herkes onun yeni bir delilik icadettiğini sanadursun ,emektar bir kadının evine sığınan Feride , lise diplomasından cesaret alarak Anadolu’da bir öğretmenlik ister. Bunu başarır da . Bir kasaba emrine öğretmen verilir . O günden sonra da başından geçenleri bir mektup defterine not etmeye başlar. Kasabada boş yer olmadığı için kendisini Zeyniler Köyü denilen ücra , kuş uçmaz , kervan geçmez, hiçbir öğretmenin gitmeyi kabul etmediği ilkel bir yere verirler . Orada küçük Vehbi ve bilhassa Munise , öğrencilerinden birkaçı , onun tesellisi olurlar . Bütün kız çocuklarını da Ayşe ve Zehra adıyla guruplanabileceği şu köyde , Munise adı , Feride’ye çok cana yakın gelir . Kızı evlat edinmek ister . Munise , köyün sevmediği kötü kadının kızıdır . Kadın birini sevdiği için Munise’nin babası , köyden bir kadınla evlenmiş , Munise’nin anasını boşamıştır. Arasıra gelir , kızını kaçamak olarak görürmüş . Çalıkuşu , birçok maceradan sonra Munise’yi evlt edinmeği başarır .
İkisi gayet tatlı bir ömür sürmeğe başlarlar. Bir posta soygununda yaralanan birini köy odasına getiriler . Feride orada yaşlı bir askeri doktorla tanışır . Hayrullah bey , dotor , böyle bir yerde aklından bile geçmeyecek bir öğretmen bulmuş olmaktan o kadar çok şaşırır ki , işin içinde bir bit yenği olduğunu hemen anlar ve Feride’nin daha iyi bir yere nakledilmesi için gerekli teşebbüslere , el altından girişir . Bir teftiş sonunda Feride’nin okulu kapatılır ve Çalıkuşu Zeyniler’den ayrılmak zorunda kalır . Vilayet merkezindeki Kız Öğretmen Okulu’na Fransızca öğretmeni tayin edilir . Her gittiği yerde güzelliği birtakım olaylara yol açtığından barınması geçekten güçleşmiştir . Böylece birkaç yer dolaşıp birkaç evlenme teklifini tersleyerek nihayat Kuşadası’na gelir . Doktor Harullah Bey de emekliye ayrılmış , oraya yerleşmiştir . Yaşlı dost , kızın elinden tutar. Ona yardım eder , onu korur . Munise bu arada iyice bütümüş , süsüne düşkün bir kız oluştur . Doktorun bir uzak köye, hastaya gittiği bir sırada hastalanır ; Nezle zannedilen hastalık difteriridir. Munise’cik kuşpalazından ölür.
Kader Feride’yi sanki bütün sevdiklerinden ayırmaya ahdetmiştir. Munise’den sonra çevrenin baskısı , dedikodusu o kadar artar ki, Hayrullah Bey hiç olmazsa gförünüşü kurtarmak maksadı ile Feride’yi alır,
Onunla kağıt üzerinde evlenir . Bir müddet geçince Hayrullah Bey’de, zaten yaşlı olduğundan ölür. Yalnız ölmeden önce Feride’den ailesinin yanına döneceğine dair söz alır. Onun defterini okumuş , başına gelenlerin sebeplerini öğrenmiştir . Feride’nin kaybolduğu sandığı defteri , Hayrullah Bey tarafından sıkı sıkıya saklanmış , ayrı bir zarfa konularak Kamuran’a mahsus bir emanet şekline sokulmuştur . Feride , rahmetli kocasının vasiyetini yerine getirmek için ne oldoğunu bilmeden bu emaneti Kamuran’a teslim eder .
Feride’nin dönüşünden en çok memnun olan , Kamuran’nın babası Aziz Bey’dir . O bu dönüşte hayırlı bir alamet görür . Feride , birkaç günlüğüne iznli olarak gelmiştir . Kendisine kalırsamutlaka yine vazifesine gidecektir . Kamuran , vaktiyle verdiği söze bağlı kalmış , Münevver’le evlenmiştir . Amakadın zaten hasta olduğu için kısa bir zaman sonra ölmüştür . Kamuran , kızkardeşi Müjgan’la bir gece sabaha kadar gözlerini kırpmadan Feride’nin defterini okuduktan sonra aklını başına toplar , Hayrullah Bey’in yazılı tavsiyesini yerine getirmeyi , Feride’yi bir daha ne olursa olsun , hiç bir sebeple kaçırmamayı karalaştırır .
Nitekim , Feride gideceği gün , bütün hazırlıklar tamamdır . Kamuran , güya onu almak için gelen arabadan iner ve Feride’ye içini açar . Aynı sersemliği iki defa tekrarlamayacağını söyleyerek gitmesine engel olur .
KİŞİLER VE KAREKTERİSTİK ÖZELLİKLERİ
FERİDE (ÇALIKUŞU) : Fransız mektebinden mezun ; çok güzel, haşarı , cıvl cıvıl , yaramaz , duygusal ve akıllı , canayakın ,sevimli eski bir istanbul kızıdır.
KAMURAN : Feride’nin teyzesinin çok kibar , yakışıklı , sarışışın, yüksek öğrenimli ,fakat zenginliğinden dolayı herhangi bir işte uğraşmayan oğludur .
DOKTOR HAYRULLAH : Cana yakın , iyi kalpli , yaşlı ,sevimli , biraz inatçı ve sinirli biridir.Hayatını insanların mutluluğuna adamıştır .
MUNİSE :Küçük sarışın ve güzel bir köy kızıdır . Güzel olduğu kadarzeki ve nazik bir kızdır . Feride’nin yalnız geçen günlerinin tek dayanağı olmuştur .
MÜJGAN :Feride’nin teyzesinin kızıdır . Dürüst ve içten bir arkadaştır .Feride’nin mutluluğu için en çok çalışan kimselerden biridir . Kamuran’la Feride’yi o barıştırır .
YÜZBAŞI :Çalıkuşu’nu seven fakat karşılık görmeyen bu durumdan ruhsal bunalıma düşen bir askerdir .
REŞAT NURİ GÜNTEKİN
[IMG]file:///C:/DOCUME~1/winxp/LOCALS~1/Temp/msohtml1/01/clip_image002.jpg[/IMG]
[B]
[/B]
25 Kasım 1889 tarihinde İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi' ni bitirdi (1912). Bursa' da başladığı (1913) öğretmenlik hayatına çeşitli okullarda devam etti. Milli Eğitim müfettişi (1931), Çanakkale milletvekili (1933-43), Paris Kültür Ateşesi ve emekli (1954) oldu, kanser tedavisi için gittiği Londra' da öldü. İstanbul' da Karacaahmet Mezarlığı'nda gömülü. Yazı hayatına Birinci Dünya Savaşı sonlarında (1917) başlayan, ilk eseri de Eski Ahbap (uzun hikaye) 1917' de basılan Reşat Nuri, 1918' de tiyatro eleştiri ve araştırmaları yayımlarken bir yandan da hikayeler (Şair Dergisi, 1918/19; Nedim Dergisi, 1919; Büyük Mecmua, 1919) yazıyordu. Çalıkuşu' nun Vakit gazetesinde tefrikasıyla (1922) geniş bir ün kazandı. Çok hareketli bir eser olan Çalışkuşu' nda Anadolu, ilk idealist ve aydın kızı Feride' ye kavuştu, geniş ölçüde romana girdi. Bu roman az okumuş ve aydın, iki sınıfı da, doğal ve canlı diliyle kendine bağladı. Reşat Nuri' nin hemen bütün romanlarında dekor olarak taşra kasaba ve şehirleri çevre, tip, çeşitli problem ve görüşleriyle Anadolu atmosferi görülür. Romanlarında sosyal ve hissi konuları işleyen yazar, küçük hikayelerinde bunların yanına mizahı da ekledi Yazdığı, çevirdiği, kitap biçimine girmiş veya dergi, gazete sayfalarında, tiyatro repertuarlarında kalmış tüm eserlerinin toplamı yüzü bulur; bunlardan 19 tanesi telif romandır, 7 tanesi hikaye kitabı. Yazdığı, çevirdiği, uyarladığı, oynanmış, basılmadan kalmış oyunlarının sayısı roman ve hikaye kitaplarının sayısını da aşar. 7 Aralık 1956'da İstanbul'da öldü
ESERLERİ:
Gizli El (1922), Çalıkuşu (1922), Damga (1924), Dudaktan Kalbe (1925), Akşam Güneşi (1926), Bir Kadın Düşmanı (1927), Yeşil Gece (1928),Acımak (1928), Yaprak Dökümü (1930), Kızılcık Dalları (1932), Gökyüzü (1935), Eski Hastalık (1938), Ateş Gecesi (1942), Değirmen (1944), Miskinler Tekkesi (1946), Harabelerin Çiçeği (1953), Kavak Yelleri (1950), Son Sığınak (1961),Kan Davası (1955),
HİKAYELERİ
Tanrı Misafiri (1927), Sönmüş Yıldızlar (1927), Leyla ile Mecnun (1928), Olağan İşler (1930)
KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLERİM :
Kitap akıcı ve akıcı olmasının yanıda, okurla arasında sıkı bir bağ kuran sürükleyici bir romandır .Gerçeklerle ve acılarla dolu bir yaşam öyküsüdür . Tüm arkadaşlrıma tavsiye edebileceğim bir romandır .
KİTABIN YAZARI : REŞAT NURİ GÜNTEKİN
KİTABIN YAYIN EVİ : ÖTÜKEN
KİTABIN SAYFASI : 195
KİTABIN BASIM TARİHİ : 1982
KİTABIN ANA FİKRİ : Zor şartlara rağmen, insanlar isterlerse her
zorluğun üstesinden gelebilirler.
KİTABIN ÖZETİ
Feride bir subayın kızıdır. Pek küçükken annesini,babasını kaybetmiş. Erenköyü’nde Kozyatağı’ndaki teyzesinin koruyuculuğunda büyümüştür. Teyzesi ,onu Notre Dame de Sion Fransız kız lisesinde okutmuştur. Besime Teyze’ninoğlu kamuran, sarışın, yakışıklı bir gençtir. Çalıkuşuna, benzeyen bu canlı;cıvıl cıvıl , haşarı kızı sever . Onu sık sık okulda ziyaret eder . Feride’nin yaramazlıkları tarife sığar gibi değildir. Hem herkes onun elinden yaka silker, el’aman der,hem de kise ondan vazgeçmez . Çalıkuşu adı zaten bu hallerinden dolayı ona takılmıştır . Kamuran ,Feride’yi almayı aklına koyarmuştur . ama düğünden üç gün evvel , çarşaflı bir genç hanım Feride’yi ziyaret eder ve Kamuran’ın İsviçre’de bulunduğu sırada , Münevver adında genç bir kadına evlenme vaadinde bulunduğunu söyler. Mektuplarını verir . Münevver de Kamuran’ı sevmiştir . Bunun üzerine Feride köşkten kaçar . Herkes onun yeni bir delilik icadettiğini sanadursun ,emektar bir kadının evine sığınan Feride , lise diplomasından cesaret alarak Anadolu’da bir öğretmenlik ister. Bunu başarır da . Bir kasaba emrine öğretmen verilir . O günden sonra da başından geçenleri bir mektup defterine not etmeye başlar. Kasabada boş yer olmadığı için kendisini Zeyniler Köyü denilen ücra , kuş uçmaz , kervan geçmez, hiçbir öğretmenin gitmeyi kabul etmediği ilkel bir yere verirler . Orada küçük Vehbi ve bilhassa Munise , öğrencilerinden birkaçı , onun tesellisi olurlar . Bütün kız çocuklarını da Ayşe ve Zehra adıyla guruplanabileceği şu köyde , Munise adı , Feride’ye çok cana yakın gelir . Kızı evlat edinmek ister . Munise , köyün sevmediği kötü kadının kızıdır . Kadın birini sevdiği için Munise’nin babası , köyden bir kadınla evlenmiş , Munise’nin anasını boşamıştır. Arasıra gelir , kızını kaçamak olarak görürmüş . Çalıkuşu , birçok maceradan sonra Munise’yi evlt edinmeği başarır .
İkisi gayet tatlı bir ömür sürmeğe başlarlar. Bir posta soygununda yaralanan birini köy odasına getiriler . Feride orada yaşlı bir askeri doktorla tanışır . Hayrullah bey , dotor , böyle bir yerde aklından bile geçmeyecek bir öğretmen bulmuş olmaktan o kadar çok şaşırır ki , işin içinde bir bit yenği olduğunu hemen anlar ve Feride’nin daha iyi bir yere nakledilmesi için gerekli teşebbüslere , el altından girişir . Bir teftiş sonunda Feride’nin okulu kapatılır ve Çalıkuşu Zeyniler’den ayrılmak zorunda kalır . Vilayet merkezindeki Kız Öğretmen Okulu’na Fransızca öğretmeni tayin edilir . Her gittiği yerde güzelliği birtakım olaylara yol açtığından barınması geçekten güçleşmiştir . Böylece birkaç yer dolaşıp birkaç evlenme teklifini tersleyerek nihayat Kuşadası’na gelir . Doktor Harullah Bey de emekliye ayrılmış , oraya yerleşmiştir . Yaşlı dost , kızın elinden tutar. Ona yardım eder , onu korur . Munise bu arada iyice bütümüş , süsüne düşkün bir kız oluştur . Doktorun bir uzak köye, hastaya gittiği bir sırada hastalanır ; Nezle zannedilen hastalık difteriridir. Munise’cik kuşpalazından ölür.
Kader Feride’yi sanki bütün sevdiklerinden ayırmaya ahdetmiştir. Munise’den sonra çevrenin baskısı , dedikodusu o kadar artar ki, Hayrullah Bey hiç olmazsa gförünüşü kurtarmak maksadı ile Feride’yi alır,
Onunla kağıt üzerinde evlenir . Bir müddet geçince Hayrullah Bey’de, zaten yaşlı olduğundan ölür. Yalnız ölmeden önce Feride’den ailesinin yanına döneceğine dair söz alır. Onun defterini okumuş , başına gelenlerin sebeplerini öğrenmiştir . Feride’nin kaybolduğu sandığı defteri , Hayrullah Bey tarafından sıkı sıkıya saklanmış , ayrı bir zarfa konularak Kamuran’a mahsus bir emanet şekline sokulmuştur . Feride , rahmetli kocasının vasiyetini yerine getirmek için ne oldoğunu bilmeden bu emaneti Kamuran’a teslim eder .
Feride’nin dönüşünden en çok memnun olan , Kamuran’nın babası Aziz Bey’dir . O bu dönüşte hayırlı bir alamet görür . Feride , birkaç günlüğüne iznli olarak gelmiştir . Kendisine kalırsamutlaka yine vazifesine gidecektir . Kamuran , vaktiyle verdiği söze bağlı kalmış , Münevver’le evlenmiştir . Amakadın zaten hasta olduğu için kısa bir zaman sonra ölmüştür . Kamuran , kızkardeşi Müjgan’la bir gece sabaha kadar gözlerini kırpmadan Feride’nin defterini okuduktan sonra aklını başına toplar , Hayrullah Bey’in yazılı tavsiyesini yerine getirmeyi , Feride’yi bir daha ne olursa olsun , hiç bir sebeple kaçırmamayı karalaştırır .
Nitekim , Feride gideceği gün , bütün hazırlıklar tamamdır . Kamuran , güya onu almak için gelen arabadan iner ve Feride’ye içini açar . Aynı sersemliği iki defa tekrarlamayacağını söyleyerek gitmesine engel olur .
KİŞİLER VE KAREKTERİSTİK ÖZELLİKLERİ
FERİDE (ÇALIKUŞU) : Fransız mektebinden mezun ; çok güzel, haşarı , cıvl cıvıl , yaramaz , duygusal ve akıllı , canayakın ,sevimli eski bir istanbul kızıdır.
KAMURAN : Feride’nin teyzesinin çok kibar , yakışıklı , sarışışın, yüksek öğrenimli ,fakat zenginliğinden dolayı herhangi bir işte uğraşmayan oğludur .
DOKTOR HAYRULLAH : Cana yakın , iyi kalpli , yaşlı ,sevimli , biraz inatçı ve sinirli biridir.Hayatını insanların mutluluğuna adamıştır .
MUNİSE :Küçük sarışın ve güzel bir köy kızıdır . Güzel olduğu kadarzeki ve nazik bir kızdır . Feride’nin yalnız geçen günlerinin tek dayanağı olmuştur .
MÜJGAN :Feride’nin teyzesinin kızıdır . Dürüst ve içten bir arkadaştır .Feride’nin mutluluğu için en çok çalışan kimselerden biridir . Kamuran’la Feride’yi o barıştırır .
YÜZBAŞI :Çalıkuşu’nu seven fakat karşılık görmeyen bu durumdan ruhsal bunalıma düşen bir askerdir .
REŞAT NURİ GÜNTEKİN
[IMG]file:///C:/DOCUME~1/winxp/LOCALS~1/Temp/msohtml1/01/clip_image002.jpg[/IMG]
[B]
[/B]
25 Kasım 1889 tarihinde İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi' ni bitirdi (1912). Bursa' da başladığı (1913) öğretmenlik hayatına çeşitli okullarda devam etti. Milli Eğitim müfettişi (1931), Çanakkale milletvekili (1933-43), Paris Kültür Ateşesi ve emekli (1954) oldu, kanser tedavisi için gittiği Londra' da öldü. İstanbul' da Karacaahmet Mezarlığı'nda gömülü. Yazı hayatına Birinci Dünya Savaşı sonlarında (1917) başlayan, ilk eseri de Eski Ahbap (uzun hikaye) 1917' de basılan Reşat Nuri, 1918' de tiyatro eleştiri ve araştırmaları yayımlarken bir yandan da hikayeler (Şair Dergisi, 1918/19; Nedim Dergisi, 1919; Büyük Mecmua, 1919) yazıyordu. Çalıkuşu' nun Vakit gazetesinde tefrikasıyla (1922) geniş bir ün kazandı. Çok hareketli bir eser olan Çalışkuşu' nda Anadolu, ilk idealist ve aydın kızı Feride' ye kavuştu, geniş ölçüde romana girdi. Bu roman az okumuş ve aydın, iki sınıfı da, doğal ve canlı diliyle kendine bağladı. Reşat Nuri' nin hemen bütün romanlarında dekor olarak taşra kasaba ve şehirleri çevre, tip, çeşitli problem ve görüşleriyle Anadolu atmosferi görülür. Romanlarında sosyal ve hissi konuları işleyen yazar, küçük hikayelerinde bunların yanına mizahı da ekledi Yazdığı, çevirdiği, kitap biçimine girmiş veya dergi, gazete sayfalarında, tiyatro repertuarlarında kalmış tüm eserlerinin toplamı yüzü bulur; bunlardan 19 tanesi telif romandır, 7 tanesi hikaye kitabı. Yazdığı, çevirdiği, uyarladığı, oynanmış, basılmadan kalmış oyunlarının sayısı roman ve hikaye kitaplarının sayısını da aşar. 7 Aralık 1956'da İstanbul'da öldü
ESERLERİ:
Gizli El (1922), Çalıkuşu (1922), Damga (1924), Dudaktan Kalbe (1925), Akşam Güneşi (1926), Bir Kadın Düşmanı (1927), Yeşil Gece (1928),Acımak (1928), Yaprak Dökümü (1930), Kızılcık Dalları (1932), Gökyüzü (1935), Eski Hastalık (1938), Ateş Gecesi (1942), Değirmen (1944), Miskinler Tekkesi (1946), Harabelerin Çiçeği (1953), Kavak Yelleri (1950), Son Sığınak (1961),Kan Davası (1955),
HİKAYELERİ
Tanrı Misafiri (1927), Sönmüş Yıldızlar (1927), Leyla ile Mecnun (1928), Olağan İşler (1930)
KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLERİM :
Kitap akıcı ve akıcı olmasının yanıda, okurla arasında sıkı bir bağ kuran sürükleyici bir romandır .Gerçeklerle ve acılarla dolu bir yaşam öyküsüdür . Tüm arkadaşlrıma tavsiye edebileceğim bir romandır .
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
Konu: Mütareke dönemi İstanbul’unda işgal kuvvetleri işbirlikçisi Sami Bey ailesi ve onlarla yerli ve yabancı kahramanların ilişkisi...
Sodom ve Gomore
Romanda yer alan Sami Bey’in ailesi,yurdum insanın ortak özellikleri taşımaz.Sami Bey işi nedeniyle yabancılarla haşır neşir olan biridir.Biricik kızı Leyla Amerikan kolejinde okumuş ve milli terbiye almamıştır.Ailesi hakim olan Leyla,mili varlığından kopuk olduğundan işgalcilerle yaklaşabilmek için adeta yarışır.
Yetişkin nesil olarak Sami Bey ve eşi,Makbule Hanım,Nuriye Hanım,Azize Hanım ve Atıf Bey birbirlerine yakın insanlardır.Aynı semtlerde oturur,aynı kimselerle görüşür,aynı toplantılara katılırlar.Kendi benliğini unutan bu insanlar yabancılara yakınlıklarıyla değer kazandıklarını zanneden kozmopolitlerdir.
Leyla birçok fırsatı babasının çevresi dolayısıyla kazanmıştır.Leyla’nın annesi aile içinde silik kalır.O Sami Bey’e ve Leyla’ya müdahale edecek güçte değildir.Çoğu yerlere zorunda olduğu için gitmiştir.
Necdet ise yetişme ve yaşam tarzı bakımından Leyla’dan farklıdır.Bu çökmüş sistemde ,kendi memleketinde bir yabancı gibidir.Onun çevresi bambaşkadır,lakin onu bu kötü çevreye Leyla bağlar.Halısının kızı olan nişanlısının İngiliz hayranlığı onun İngiliz düşmanlığını körükler.O,topluma ait ve milli olan harekete yönelmeye başarır.Bu yüzden bir uyanışı ve oluşu temsil eder.
Leyla İngiliz subaylarından Captain Jackson Read ile flört etmeye can atar.Necdet ise koyu bir İngiliz düşmanıdır.Onun için “Bir İngiliz’e uzaktan selam vermek,...”bile dayanılmaz bir azaptır.Bunun sebepleri ise şöyle sıralar “İzmir’i kanlı bir et parçası gibi Yunanlıların önüne atmış””Türk milletinin bütün teneffüs menfezlerini tıkamış”olması.Nişanlısının evine girer girmez,İngilizlerin kötü kokularını eve sinmiş olduğunu fark ederek tepki gösterir,ama Sami Bey anlamamazlıktan gelir.Leyla’nın onların tekrar gelebileceklerini söylemesi Necdet’i çıldırtır,annesinin uyarısı üzerine şunları söyler ”Bilmiyorum,bilmiyorum,bütün kadınlar gibi sende Jackson Read’i kıskanıyorsun!”der.
“Sami Bey,Tanzimat devrinin meydana attığı o biçim alafranga Türklerdendir ki Türk’ten gayrı her milletin sözüne inanırlar. ve Türkiye’ye ait meselelerinin mutlaka başkaları tarafından halledilebileceğine kanidirler”
Leyla’nın Read ile telefon konuşması,Necdet için bardağı taşıran son damla olur ve hemen kendini sokağa atar.Şimdi o,”bir melun kızdan,bir cadıdan”kaçmaktadır.Fakat nereye gittiğini bilmez.Onu telefon konuşması esnasında boğmadığı için kahrolur.O zaten aşklarını yeterli bulmaz.Avrupa dönüşünde bir gün onlara “Siz birbirinizin olacaksınız”derler ve her şey bununla olup biter.
Bu olaylara rağmen,bir hafta geçmeden,Nuriye Hanım’ın verdiği çayda buluşurlar.Ama Miss Fany Moore Türk’lerde evlenme adetine dair konuşurken tatsızlık çıkar ve sert bir şekilde Leyle oradan ayrılır.
Bir mektupla affını diler”Beni affet Necdet!Ben deli kızın biriyim.Beni sevmek bana tahammül etmek demektir.”Necdet’in bittiğini yazması üzerine Leyla Necdet’in evine gider.Evde baş başa kaldıklarında,Necdet’in zayıflığı ortaya çıkar ve Leyla bundan yararlanmayı bilir.
Leyla Necdet’in zaafıdır.Ondaki şekli değişikliklerin bile farkına çok geç varır.Kesile kesile “tıpkı haşarı oğlanın başına” dönen saçların şekli karşısında cadaloz demekten kendini alamaz.Fakat biraz sonra karşısında ağlayarak güçsüzlüğünü gösterir.Leyla’nın gösterdiği mazeretleri tabii saymaya başlar.
Necdet onların aralarına katılmaya razı olduğu halde,yabancılardan nefretini gerektirecek hareketlerden bir türlü kurtulamaz.Bir akşam Ocaklı arkadaşı doktor Cemal Kami ile yeni açılan Moskovite’de yemek yemeğe giderler.Arkadaşının yanında Captain Marlow ve ahbaplarının tatsızlık çıkarması Necdet’i üzer.
Leyla yaptığı çılgınlıklar için annesi ve babasının ihtarları karşısında elinden eksik olmayan renk renk sigara ağızlıklarını sallayarak dalga geçer.Read’in onu bu derece şımartması hanımlara daima malzeme olur.
Necdet,Major Will’in yalısına gelmekle ilk olarak bir İngiliz’in evine ayak basmış olur.Nefret ettiği kimseler arasında Leyla’nın tavırlarını kontrol edebilmeyi tek gaye sayar.Leyla fırsatı kollayarak yine Read ile bahçeye çıkar.Necdet onları takip eder.Bahçede onların yalnız bulunmalarına tahammül edemeyerek ortaya çıkar ve Read ile kapışır.Leyla araya girerek skandalı önlemeye çalışır.Fakat onların üçünün bir salona girmeleri ve yüzlerinin şekli her şeyi ortaya koyar.Necdet çareyi çekilip gitmekte bulur.Bu hareket Leyla’ya bir tokattan daha ağır gelir.
Leyla Jackson Read’i eskisi kadar yakın bulmamaya başlar.Fakat İngiliz zabiti bunun farkına bile varmaz ve eskisi gibi Sami Bey’in evine teklifsizce girip çıkmaya devam eder.Azize Hanım bile kocasının ilgisizliğinden şikayetle Captain Marlow’a yaklaşır.Oysa Marlow,Atıf Bey’le münasebetlerini artırarak cinsi sapıklıkta aradığını bulur. Jackson Read’ın Nail Paşa’nın karısı Şehnaz Sultan ile olan yakınlığını da önemsemeyen Leyla genç zabitin “ihtiyacı” ve “ihtirası” olur.Necdet ise önüne geçemediği olayların kendisini alıp götürmesini ister.
Leyla ile Necdet ,Rus barının açılışında uzaktan uzağa görüşürler.Necdet onun bir Türk kızı olduğunu, üstelik nişanlısı ve akrabası olduğunu yanındakilere açıklamanın ıstırabını yaşar.Bardan çıkarken ona en ağır hakarette bulunur
Madam Jimson kocasının ölümünden sonra çevresine olan hakimiyetini artırır.Leyla’yı kıskanarak onu tamamen yalnız bırakmak ister.Eski aşığı Jackson Read’i yeniden kendine bağlar.Leyla’nın babası Düyun-i Umumiye’de Fransızlara yakınlığı ile tanınan biri olduğu halde,Madam Jimson’ın organize ettiği davete çağrılmamalarını baba-kız bir türlü anlayamazlar.Leyla kimin parmağı olduğunu anlayabilmek için “samimi ve artistik bir müsamere”vermeye karar verir.Ne var ki, bundan beklediğini bulamaz.Leyla’nın davetinin böyle sonuçlanmasında yine Madam Jimson’ın ihtirası rol oynar.Bitkin olan Leyla’nın iyileşebilmesi için Sami Bey Dr.Jean Prade’i çağırır.Doktorda bir Avrupa seyahatini uygun görür.Fakat doktor sevgilisi Jimson’ı memnun edebilmek için durumu hemen ona yetiştirir.Leyla bilmemekle beraber bu seyahatin maddi yükünü Necdet çeker.
Necdet yabancı zabitlere yaklaşan Türk kızlarının her birini bir Leyla olarak görür.Bir gün tramvayda korkunç bir facia ile karşılaşır.
“İki bacağı kesilmiş bir Türk askeri kendisine sığınacak bir yer ararken sürüne sürüne tramvaya bindi.Tam o sırada şuh ve fıkırdak bir kız ile bir İngiliz zabiti girdi.Girer girmez oturan iki kişiyi kaldıran zabitin yanında olan kız yanlışlıkla yerde sürünen zavallı kötürüm askerinin eline iskarpinlerinin sivri topuklarıyla basması, o gazinin feryat etmesine sebebiyet verdi.Bu hayasız hareketinden mahcup olmayan kız, bir de söyleniverdi.”
Leyla ve Nermin gibi nicelerinden biri olan şımarık kız ve o malül insan büyük bir tezat oluşturur.O malülle beraber., nice topuklar Necdet’in ciğerine saplanır.O kızın Leyla’dan, kendisinin de o kötürümden farklı biri olmadığını anlar ve yine kızı boğamadığından leyla karşısında zaafa uğrar.Necdet Anadolu’ya sığınarak avunur.Nitekim Cemil Kami Anadolu’daki milli güçlerin birkaç güne kadar İstanbul’a geleceğini bildirir.
Türk ordusunun İzmir’e girişi ve İstanbul üzerinden Trakya’ya geçişi, işgal kuvvetlerini şaşırtır. Anlı şanlı galip zabitler büyük bir panik içinde bir an önce İstanbul’dan ayrılmayı beklerler.İyileşerek dönen Leyla’yı görmek için Sami Beylerinin kapısını çalan Jackson Read’e kapı açılmaz.Lakin keyfi kaçan Sami Bey şu lafları sarf eder”Bu çok devam etmez,göreceksiniz.İngiltere yeni tedbirler almak mecburiyetinde kalacaktır.
Başta bireysel duyguları hakim olan Necdet,görüp geçirdiği sayısız olayların etkisiyle zayıflıktan kurtularak, kendisini bağlayan bireysel şuuru milli şuur içinde eriterek hakiki bir milliyetperver olmayı başarır.Bu yeni Necdet, kozmopolit Sami Bey’leri tanımaz.İyileşerek dönen ve kendisini avuçları içine almayı çalışan işgal kuvvetlerinden artakalan Leyla da artık onun için hiçbir şeydir.
Romanın Kahramanları:
Leyla : Fiziki olarak gayet çekici ve güzel,ruhi olarak hırslı,hava atmayı seven,eğlenceye düşkün, menfaatçi, ve İngiliz hayranı şımarık kolejli kız
Necdet : Ruhi olarak zayıf bir karakter,Leyla’ya karşı bir zaafı var.Tahsilli, Avrupa yüzü görmüş, İngiliz düşmanı, yirmi beşlerinde ,köksüz,korkak,yabancılaşmış,duygularının tutsağı aydın bir tip
C.J.Read: Hali vakti yerinde,yakışıklı,aşk delisi kadınlardan başını alamayan bir züppe İngiliz zabiti
C.Marlow: ”İntelligence Service” görevlisi, son derece akıllı,ama bedensel tutkularının esiri,bir İngiliz zabiti
Sami bey: Düyun-i Umumiye’de işgalcilerle arası iyi olan bir memur,mandaterliği savunuyor
Miss Fany Moore: Girişken bir Amerikan gazete yazarı
Zaman : Birinci Dünya Savaşı yılları
Mekan :İstanbul’daki partiler,gazinolar,barlar(Şişli,Nişantaşı,Beyoğlu...)
Üslup:
1) Bu insanlarının çoğunu genel özellikleriyle çizerken,romanın gelişimi içinde ağırlık yüklediği kahramanların (Necdet ve Leyla) fiziksel ve ruhsal yapıları üzerinde yeterince durur.
2) Sodom ve Gomore’de aşağıda kimi örnekleri okuyacağımız bağlamalara bolca rastlanması romanın tekniğini bozucu düzeydedir:
“Nihayet günün birinde..” ”Önceki bölümde geçen konuşmanın üzerinden on gün ya geçmiş,ya geçmemişti ki”, ”Lakin biraz önce söylediğim gibi...”
3) Yer yerde yazarın Balzac romanına özgü özdeyişlere başvurarak bilgelik merakına kapıldığı görülür:
Şuh bir kadın için başarılarını aleme göstermek ayrı sevinç,ayrı bir zevk değil midir?
Zira ruhlarımız çok kere bize haber vermeksizin kendi kendiliğinden olgunlaşmasını bilir.
4) Bu gibi kusurlara karşın, Sodom ve Gomore’nin tümcenin yapısı, kurgusu ve yan olayların düzenlenişi yönlerinden Yakup Kadri’nin önceki romanlarını aştığı söylenebilir.
Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU
Doğum/Ölüm : 27.3.1889 - 13.12.1974
Doğum Yeri : Kahire
İlk ve orta öğrenimini Manisa, İzmir ve İskenderiye’de tamamladı, İstanbul’a geldi (1908). Peyam (1915) ve İkdam (1916...) gazetelerine makale ve hikayeler yazdı. Milli Mücadele yıllarında Anadolu’ya, Mustafa Kemal saflarına geçti. Milletvekili; Tiran (1934), Prag (1936), Lahey (1939), Bern (1942) elçisi oldu. Ulus gazetesinde (Ankara) başyazarlık yaptı, sonuncu Manisa milletvekilliği dört sene sürdü (1961-1965). Ölümünde Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı bulunuyordu. Cenazesi İsanbul’a getirildi, Beşiktaş’ta Yahya Efendi Mezarlığı’na gömüldü.
Yazı hayatına Fecriati topluluğunda romantik-realist hikaye ve mensur şiirle başlayan (1909); deneme, makale, oyun, monografi ve anı türlerinde eserler bırakmış olan Yakup Kadri, yaygın şöhretini romanlarıyla sağladı. Tarih ve toplum olaylarından her birini bir romanına konu edinerek, Tanzimat devriyle Atatürk Türkiyesi arasındaki dönem ve kuşakların geçirdikleri sosyal değişim ve bunalımlarını, yaşayış ve görüş farklarını işledi; düşünceye ve teze dayanan özlü eserler verdi.
Pek çoğu yabancı dillere de çevirilmiş ve tükendikçe yeni baskıları yapılagelen eserleri, türlerine ve ilk basım yıllarına göre şöyledir: Hikaye kitapları: Bir Serencam (1913), Milli Savaş Hikayeleri (1947), Hikayeler (il hikayeleri, 1985; Der.: Dr. N. Akı)
Romanları: Kiralık Konak (1922), Nur Baba (1922), Hüküm Gecesi (1927), Sodom ve Gomore (1928), Yaban (1932), Ankara (1934), Bir Sürgün (1937), Panorama (iki cilt, 1953/54), Hep O Şarkı (1956)
Nesirler ve Yazıları: Erenlerin Bağından (1922), Kadınlık ve Kadınlarımız (1923), Ergenekon (1929, iki cilt), Okun Ucundan (ilk ikisi ile birlikte, 1940), Alp Dağlarınan ve Miss Chalfrin’in Albümünden (1942). Monografiler: Ahmet Haşim (1934), Atatürk (1946)
Anıları: Anamın Kitabı (çocukluk anıları, 1957), Vatan Yolunda (Kurtuluş Savaşı anıları, 1958), Gençlik ve Edebiyat Hatıraları (1969), Zoraki Diplomat (elçilik anıları,1955), Politikada 45 Yıl (siyaset anıları, 1968).Oyunları: Tiyatro Eserleri (4 oyun, 1984)
En ünlü eseri Yaban romanı, C.H.P. 1942 Roman Mükafatı’nda ikincilik kazanmıştı.
Atilla Özkırımlı’nın baskıya hazırladığı Bütün Eserleri İletişim Yayınları’nda çıkıyor (19. cilt, 1990).
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : ATEŞTEN GÖMLEK
KİTABIN YAZARI : HALİDE EDİP ADIVAR
YAYIN EVİ VE BASIM TARİHİ :ÖZGÜR YAYIN EVİ-1997
KONUSU : Milli Mücadele sırasında Ayşe, Peyami ve İhsan arasında geçen acıklı bir aşk hikayesi.
KİTABIN ÖZETİ
Peyami,dışişleri mesleğini seçen bir gençtir. Bacaklarını katbetmiştir. Hatıralarını yazdığı sıralarda, kafatası da açılacak, içerde kaldığı sanılan bir kurşun aranacaktır.
Peyami’nin uzak bir akrabası olan Ayşe, İzmir’den, onunla evlendirilmek üzere İstanbul’a davet edilmiş, ama Peyami istememiştir.Bunun üzerine, onuruna çok düşkün olan Ayşe, bir daha hiç bir zaman Peyami’yle evlenmemeyi aklına koymuştur. Nitekim bir başkasıyla evlenir.Ayşe’nin kardeşi Cemal subaydır.Harbiye Nezaretindeki Binbaşı İhsan’la Mütareke’nin ilk zamanlarından beri çok iyi anlaşmaktadırlar.Peyami’nin annesi, Şişli’deki salonuyla o günlerin kibar kadını, tanınmış kadını, sözgeçiren bir kadındır. Kadınlar arasındaki propagandayı o idare eder. İstanbul’da çeşit çeşit inanç, türlü türlü çalışma vardır. Özellikle manda taraftarları, ülkeyi bir başka yabancı devletin boyunduruğu altına koymak için çok çalışmaktadırlar. Bir gün İzmir’e Yunanlıların girdiği haberi gelir. Ayşe’nin kocasını, küçük oğlunu, birçok suçsuz insanla birlikte süngülemişler, delik deşik etmişlerdir. Ayşe, kalkar İstanbul’a Peyami’lere gelir.
Günün birinde Sultanahmet meydanında büyük bir miting yapılır. Mitinge kadın erkek, çoluk çocuk katılmıştır; asıl gelenler İstanbul’un arka mahalle insanlarıdır. Minarelerin arasına çok büyük, siyah bayraklar asılmıştır. Orada halk, ülke kurtuluncaya kadar dövüşmeye, sanki ant içmeye gelmişlerdir.
İşte bu büyük toplantıdan sonra İhsan’la Cemal Anadolu’ya geçerler. Peyami şiddetli bir tifoya yakalandıktan sonra, ayşe ile birlikte kağnıya atlayıp Kandıra köyünde bulunan İhsan’ın yanına giderler. Bir çete kurmuşlardır. Ulusal harekete karşı koymak isteyen köyleri yola getirirler. Peyami’i ,dilbilgisinden yararlanmak üzere, mütercim olarak milli müdafaya verirler. Ankara’ya gelir. Ayşe hemşire olmuş, Eskişehir’e gitmiştir. İhsan, çelikten bir insan gibi, yorulmak bilmeden didinir, çalışır. Hepsi Ayşe’nin, İzmir kızının peşinde, İzmir yolunda ölmeye söz vemişlerdir. Bu sıtmayla sanki üstlerine ateşten bir gömlek giymişlerdir. Peyami, büyük bir uğraştan sonra kendini İhsan’ın komutası altındaki birliğe verdirir. İhsan, bir akşam Peyami’ye Ayşe’yi nasıl yana yana sevdiğini anlatır. İkinci İnönü Savaşı’nda alayının başında, başını kurşunlara uzatarak ölümü beklemiştir. Metristepede göğsünden bir kurşun yiyerek bayıldığı an her şeyin bittiğine hükmetmiştir. Çok kan kaybetmiştir. Hastanede yer olmadığı için İhsan’ı bir otelde, küçük bir odaya yatırırlar. Ayşe sabahları gelir, yarasını gözden geçirir, çarşaflarını değiştirir, derecesini alır. İhsan, öğleye kadar hep bunun yaşamakla vakit geçirir. Bir akşam, Ayşe ile, İzmir’e girecekleri günü konuşurlar. İzmir’e ilk giren kendisi olmak şartıyla Ayşe’den kendisiyle evlenmesini ister. Ayşe bu sözü vermeden, mantosunu kapar, kaçmaya başlar. İhsan, yarasını açarak intihara teşebbüs eder. Ayşe de ister istemez geri dönmek zorunda kalır.
Rastlantılar İhsan’a fena bir oyun oynar. Hava değişimi için Ankara’ya gönderilir. Orada, ihsan’ın isteğine aykırı olarak, bir amca kızını onunla evlendirmeye kalkarlar. İhsan bunu kabul etmez, ama dönüşte, trene binerken amcasının kızına, onu öperek veda eder. İşte kötü rastlantı burada kendini gösterir; Ayşe, bu sahneyi görmüştür. İzmir’in kızı, o günden sonra İzmir’den başka hiçbir şey düşünmez olur. İhsan’da yırtıcı bir savaş başlamıştır; dışından düşmanlarla içinden kendi kendisiyle savaşmaktadır. İhsan, bir saldırı sırasında, tırmandığı tepenin en yüksek noktasında bir makinalı ateşiyle vurulur. Peyami’nin kolları arasında hayata veda eder.
Hemşire Ayşe bu saldırıda vurulanlar arasındadır. Peyami, bir sedye içinde bir asker kaputu altında onu bulur. Hemşire gömleği kana bulanmıştır. Sol kaşının üztünden iri bir yara almıştır. Hemşirenin şehit oluşu hazindir: Sıhhiye bölüğünde çalışırken komutanın şehit düştüğü haberi gelir. Bunu duyar duymaz fırlar, ileri, en ileri hatta kadar koşar. Yakalayamazlar. Bir yop mermisi parçasının isabetiyle vurulur.
Peyami, Ayşe’yi de İhsan’ı da Gökçepınarda yan yana gömdürür. Niyeti İzmir’e en önce girip, bunu Gökçepınarda yatan Ayşe’ye anlatmaktır. Çünkü, Peyamiye göre Ayşe hiç kimseyi sevmemiştir. Onun seveceği insan, İzmir’ e ilk girecek olan insandır.
Peyami’nin hatıra defteri burada biter. Ameliyattan sonra, Cebeci hastanesinin iki doktoru bu konuda konuşurlar. Yedek asteğmen Peyami Efendi’nin kağıtlari incelenmiştir. Ne İhsan isminde bir alay komutanı bulunmuştur, ne de Ayşe adında bir hemşire. Peyami’nin akrabası da bulunmamıştır. Bunun üzerine iki doktor, hatıra defterindeki olayların, kafasına kurşun girmesinden ileri gelme hayaller olduğuna karar verirler.
ANAFİKİR : Bir amaç doğrultusunda insanları motive edebilmek oldukça önemlidir ve amaç için her yol kullanılabilir.
ŞAHISLAR :
Peyami: savaş sırasında kafasında yaralanan biri zamanında yapmadığı işlerden dolayı büyük üzüntü doyan, muhtemelen psikolojik sorunları olan biri.
İhsan: ayşe’ye karşı çok samimi duygular besleyen fakat savaş sırasında bunları açıklayamayan dolayısıyla kendi içinde çetışma yaşayan biri.
Cemal: oldukça iyi niyetli, yaşam dolu bir insan.
Ayşe: milli duyguları çok kabarık olan bu yüzden kendi ilişkilerini feda eden biri.
KİTABIN YAZARI HAKKINDA : istanbul’da doğdu. Öğrenimini Amerikan Kız Koleji’nde tamamladı. Felsefe, sosyoloji, matematik dersleri aldı. Matematik öğretmeni Salih Zeki ile ilk evliliğini yaptı. Öğretmenliklerde bulundu. Kocasının ölümü üzerine Dr. Adna Adıvar ile evlendi. Halide Onbaşı diye anılarak, ordu içinde kendine iyi bir unvan sağladı. Uzun yıllar Avrupa ve Amerika’da yaşadı. Döndükten sonra İstanbul Üniversitesi’ne İngiliz Edebiyatı Profesörü oldu. Romanlarında ingiliz edebiyatının etkisi açıkça görülür. İlk romanlarında aşk ve akdın psikolojisi üzerinde duran yazar, sonraki eserlerinde yurt ve ulus sevgisine yönelik eserler yazdı. İstanbul’da öldü.
ESERLERİ:
MOR SALKIMLI EV
ATEŞTEN GÖMLEK
VURUN KAHPEYE
YOLPALAS CİNAYETİ
HAYAT PARÇALARI
SİNEKLİ BAKKAL
DAĞA ÇIKAN KURT
ZEYNO’NUN OĞLU
DÖNER AYNA, SEVDA SOKAĞI
MEV’UT HÜKÜM
ESER HAKKINDA DÜŞÜNCELER: Romanın kurgusu oldukça kuvvetlidir. Şahısların olaylar karşısındaki tavırları, ruh halleri öyle güzel tasvir edilmiş ki kendinizi romanın içinde sanıyorsunuz. Olayın geliş süreci, mekanın ve zamanın uyuşu romanı sürükleyici hale getiriyor. Cümleler biraz osmanlıcaya kaçsa da anlaşılması kolay. Raman süresince yapılan geri dönüşler, açıklamalar ayrı bir ahenk katmış.
KİTABIN YAZARI : HALİDE EDİP ADIVAR
YAYIN EVİ VE BASIM TARİHİ :ÖZGÜR YAYIN EVİ-1997
KONUSU : Milli Mücadele sırasında Ayşe, Peyami ve İhsan arasında geçen acıklı bir aşk hikayesi.
KİTABIN ÖZETİ
Peyami,dışişleri mesleğini seçen bir gençtir. Bacaklarını katbetmiştir. Hatıralarını yazdığı sıralarda, kafatası da açılacak, içerde kaldığı sanılan bir kurşun aranacaktır.
Peyami’nin uzak bir akrabası olan Ayşe, İzmir’den, onunla evlendirilmek üzere İstanbul’a davet edilmiş, ama Peyami istememiştir.Bunun üzerine, onuruna çok düşkün olan Ayşe, bir daha hiç bir zaman Peyami’yle evlenmemeyi aklına koymuştur. Nitekim bir başkasıyla evlenir.Ayşe’nin kardeşi Cemal subaydır.Harbiye Nezaretindeki Binbaşı İhsan’la Mütareke’nin ilk zamanlarından beri çok iyi anlaşmaktadırlar.Peyami’nin annesi, Şişli’deki salonuyla o günlerin kibar kadını, tanınmış kadını, sözgeçiren bir kadındır. Kadınlar arasındaki propagandayı o idare eder. İstanbul’da çeşit çeşit inanç, türlü türlü çalışma vardır. Özellikle manda taraftarları, ülkeyi bir başka yabancı devletin boyunduruğu altına koymak için çok çalışmaktadırlar. Bir gün İzmir’e Yunanlıların girdiği haberi gelir. Ayşe’nin kocasını, küçük oğlunu, birçok suçsuz insanla birlikte süngülemişler, delik deşik etmişlerdir. Ayşe, kalkar İstanbul’a Peyami’lere gelir.
Günün birinde Sultanahmet meydanında büyük bir miting yapılır. Mitinge kadın erkek, çoluk çocuk katılmıştır; asıl gelenler İstanbul’un arka mahalle insanlarıdır. Minarelerin arasına çok büyük, siyah bayraklar asılmıştır. Orada halk, ülke kurtuluncaya kadar dövüşmeye, sanki ant içmeye gelmişlerdir.
İşte bu büyük toplantıdan sonra İhsan’la Cemal Anadolu’ya geçerler. Peyami şiddetli bir tifoya yakalandıktan sonra, ayşe ile birlikte kağnıya atlayıp Kandıra köyünde bulunan İhsan’ın yanına giderler. Bir çete kurmuşlardır. Ulusal harekete karşı koymak isteyen köyleri yola getirirler. Peyami’i ,dilbilgisinden yararlanmak üzere, mütercim olarak milli müdafaya verirler. Ankara’ya gelir. Ayşe hemşire olmuş, Eskişehir’e gitmiştir. İhsan, çelikten bir insan gibi, yorulmak bilmeden didinir, çalışır. Hepsi Ayşe’nin, İzmir kızının peşinde, İzmir yolunda ölmeye söz vemişlerdir. Bu sıtmayla sanki üstlerine ateşten bir gömlek giymişlerdir. Peyami, büyük bir uğraştan sonra kendini İhsan’ın komutası altındaki birliğe verdirir. İhsan, bir akşam Peyami’ye Ayşe’yi nasıl yana yana sevdiğini anlatır. İkinci İnönü Savaşı’nda alayının başında, başını kurşunlara uzatarak ölümü beklemiştir. Metristepede göğsünden bir kurşun yiyerek bayıldığı an her şeyin bittiğine hükmetmiştir. Çok kan kaybetmiştir. Hastanede yer olmadığı için İhsan’ı bir otelde, küçük bir odaya yatırırlar. Ayşe sabahları gelir, yarasını gözden geçirir, çarşaflarını değiştirir, derecesini alır. İhsan, öğleye kadar hep bunun yaşamakla vakit geçirir. Bir akşam, Ayşe ile, İzmir’e girecekleri günü konuşurlar. İzmir’e ilk giren kendisi olmak şartıyla Ayşe’den kendisiyle evlenmesini ister. Ayşe bu sözü vermeden, mantosunu kapar, kaçmaya başlar. İhsan, yarasını açarak intihara teşebbüs eder. Ayşe de ister istemez geri dönmek zorunda kalır.
Rastlantılar İhsan’a fena bir oyun oynar. Hava değişimi için Ankara’ya gönderilir. Orada, ihsan’ın isteğine aykırı olarak, bir amca kızını onunla evlendirmeye kalkarlar. İhsan bunu kabul etmez, ama dönüşte, trene binerken amcasının kızına, onu öperek veda eder. İşte kötü rastlantı burada kendini gösterir; Ayşe, bu sahneyi görmüştür. İzmir’in kızı, o günden sonra İzmir’den başka hiçbir şey düşünmez olur. İhsan’da yırtıcı bir savaş başlamıştır; dışından düşmanlarla içinden kendi kendisiyle savaşmaktadır. İhsan, bir saldırı sırasında, tırmandığı tepenin en yüksek noktasında bir makinalı ateşiyle vurulur. Peyami’nin kolları arasında hayata veda eder.
Hemşire Ayşe bu saldırıda vurulanlar arasındadır. Peyami, bir sedye içinde bir asker kaputu altında onu bulur. Hemşire gömleği kana bulanmıştır. Sol kaşının üztünden iri bir yara almıştır. Hemşirenin şehit oluşu hazindir: Sıhhiye bölüğünde çalışırken komutanın şehit düştüğü haberi gelir. Bunu duyar duymaz fırlar, ileri, en ileri hatta kadar koşar. Yakalayamazlar. Bir yop mermisi parçasının isabetiyle vurulur.
Peyami, Ayşe’yi de İhsan’ı da Gökçepınarda yan yana gömdürür. Niyeti İzmir’e en önce girip, bunu Gökçepınarda yatan Ayşe’ye anlatmaktır. Çünkü, Peyamiye göre Ayşe hiç kimseyi sevmemiştir. Onun seveceği insan, İzmir’ e ilk girecek olan insandır.
Peyami’nin hatıra defteri burada biter. Ameliyattan sonra, Cebeci hastanesinin iki doktoru bu konuda konuşurlar. Yedek asteğmen Peyami Efendi’nin kağıtlari incelenmiştir. Ne İhsan isminde bir alay komutanı bulunmuştur, ne de Ayşe adında bir hemşire. Peyami’nin akrabası da bulunmamıştır. Bunun üzerine iki doktor, hatıra defterindeki olayların, kafasına kurşun girmesinden ileri gelme hayaller olduğuna karar verirler.
ANAFİKİR : Bir amaç doğrultusunda insanları motive edebilmek oldukça önemlidir ve amaç için her yol kullanılabilir.
ŞAHISLAR :
Peyami: savaş sırasında kafasında yaralanan biri zamanında yapmadığı işlerden dolayı büyük üzüntü doyan, muhtemelen psikolojik sorunları olan biri.
İhsan: ayşe’ye karşı çok samimi duygular besleyen fakat savaş sırasında bunları açıklayamayan dolayısıyla kendi içinde çetışma yaşayan biri.
Cemal: oldukça iyi niyetli, yaşam dolu bir insan.
Ayşe: milli duyguları çok kabarık olan bu yüzden kendi ilişkilerini feda eden biri.
KİTABIN YAZARI HAKKINDA : istanbul’da doğdu. Öğrenimini Amerikan Kız Koleji’nde tamamladı. Felsefe, sosyoloji, matematik dersleri aldı. Matematik öğretmeni Salih Zeki ile ilk evliliğini yaptı. Öğretmenliklerde bulundu. Kocasının ölümü üzerine Dr. Adna Adıvar ile evlendi. Halide Onbaşı diye anılarak, ordu içinde kendine iyi bir unvan sağladı. Uzun yıllar Avrupa ve Amerika’da yaşadı. Döndükten sonra İstanbul Üniversitesi’ne İngiliz Edebiyatı Profesörü oldu. Romanlarında ingiliz edebiyatının etkisi açıkça görülür. İlk romanlarında aşk ve akdın psikolojisi üzerinde duran yazar, sonraki eserlerinde yurt ve ulus sevgisine yönelik eserler yazdı. İstanbul’da öldü.
ESERLERİ:
MOR SALKIMLI EV
ATEŞTEN GÖMLEK
VURUN KAHPEYE
YOLPALAS CİNAYETİ
HAYAT PARÇALARI
SİNEKLİ BAKKAL
DAĞA ÇIKAN KURT
ZEYNO’NUN OĞLU
DÖNER AYNA, SEVDA SOKAĞI
MEV’UT HÜKÜM
ESER HAKKINDA DÜŞÜNCELER: Romanın kurgusu oldukça kuvvetlidir. Şahısların olaylar karşısındaki tavırları, ruh halleri öyle güzel tasvir edilmiş ki kendinizi romanın içinde sanıyorsunuz. Olayın geliş süreci, mekanın ve zamanın uyuşu romanı sürükleyici hale getiriyor. Cümleler biraz osmanlıcaya kaçsa da anlaşılması kolay. Raman süresince yapılan geri dönüşler, açıklamalar ayrı bir ahenk katmış.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi