You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
KİRALIK KONAK
KİTABIN YAZARI
Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU
YAYINEVİ VE ADRESİ
İletişim Yayınları Klodfarer Caddesi İletişim Han No: 7 Cağaloğlu 34400 İSTANBUL
BASIM TARİHİ
20. Baskı 1999 İSTANBUL
KİTABIN YAYIM MAKSADI
Türk toplumunun tarihsel gelişim sürecinde ilk belirtileri XVIII. Yüzyılda görülen ve tanzimatla somutlaşan batılılaşma hareketleri buna bağlı olarak hayat tarzı, değerler ahlak kısacası kültürel değişim.

KİTABIN ÖZETİ :
KİRALIK KONAK
Naim Efendi çok zengin, zengin olduğu kadarda hesaplı bir kişiydi. Babasından kalma bir servetti. Büyük bir ihtimamla idare ve muhafaza ediyordu. II. Abdülhamit döneminde devletin yüksek mevkilerinde bulundu. Bir çok defalar valiliklerde dolaştı. Şürayı Devlet Azası, Rüşümat Müdiri Umumisi oldu. İnkılaptan iki sene evvel dolaşık bir “TEVLİYET” (Mütevellilik) davası yüzünden istifasını verdi ve Hükümet işlerinden tiksinerek bir köşeye çekildi. Fakat memuriyet döneminden kalma bayramlaşma ve özel deftere imza olayını hiçbir zaman aksatmazdı.
Bütün çocukluğu, bütün gençliği İstanbul ‘un en kalabalık konağında geçen Naim Efendi eğlenceli meclisleri, ahbap arasındaki sohbetleri, misafirlere ziyafetleri çok severdi. Fakat öyle bir zaman yaşadı ki bunların hepsi yasaktı. Naim Efendi yeni sazdan, yeni şarkılardan zevk almak şöyle dursun, son senelerde yazılan ve konuşulan Türkçe’yi de anlamıyordu.
Bundan beş sene öncesine kadar karısı Nefise Hanımefendi yanı başında idi, rahatını huzurunu mümkün mertebe koruyordu. Zira, bu ihtiyar kadın ölünce evin içinde yalnız kaldı. O öldükten sonra yerine Sekine hanım geçti; fakat Sekine Hanım hiçbir cihetten annesine benzetmiyordu. Tabi ki babası gibi çekingen, içinde titiz, iradesiz, tembel bir kadındı; hususiyle kocasının nüfusuna ve çocuklarının arzularına son derece uyardı. Kocası ise kırk beş yaşında bir züppeden başka bir şey değildi.
Naim Efendinin damadı Düyunu Umumiye Müfettişlerinden Servet Bey, Naim Efendinin saflığından yararlanarak bütün iradesini konak içerisinde istediği gibi yürütüyordu. Servet Beyin oğlu Cemil henüz yirmi yaşında bir mektup çocuğu olmasına rağmen Beyoğlu’ndaki büyük lokantaların, gazinoların, barların sadık gediklisi idi. Bu yaşında bir çok zevkleri vardı. Biraderinin küçük sırlarında vakıf olan Seniha ise son çıkan moda gazetelerinin resimlerine benzerdi. Körpe ince ve çolak vücudu ipek böcekleri gibi daima biçim değiştirme, başkalaşma içerisindeydi.
Pazartesi günleri Seniha’nın çay günleridir. Avrupa’nın bütün kibar kadınları gibi o günleri giyinir; kuşanır ve tam beşte konağın salonunda nadir görülen bir hanımefendi vakariyle ziyaretçilerini beklerdi. Seniha salonun bir köşesinde iki genç kızla halasının torunu Hakkı Celis’in kendisine okuduğu şiirleri dinler, gözüküyordu. Bu genç kendisinden iki ay küçük olmasına rağmen ve bir çok şiiri bazı mecmualarda çıkmasına rağmen ona parmakları mürekkep lekeli ve pantolonunun dizleri çıkmış zavallı bir mektep çocuğu gibi görünmekten kurtulamıyordu. Saat beşe henüz gelmişti ki; Faik Bey konağı ziyarete geldi. Faik Bey Cemil’in yakın arkadaşları arasındaydı. Kumral, zayıf, uzun saçları iyi taranmış bir gençti. Küçük yaşından beri Avrupa’nın muhtelif şehirlerinde dolaşmış, oturmuş olduğu için hareketlerinde hiç sahte görülmeyen bir frenk zarafeti ve kıvraklığı vardı. Faik Bey ile Seniha arasındaki münasebetin bir arkadaşlık derecesinden fazla olduğunu genç kızın bütün erkek ve kadın arkadaşları bili verirlerdi.
Fakat, buna da hafif bir flört manasını verirlerdi. Zira Faik Bey, pek çapkın bir delikanlı ve Seniha, pek şuh bir genç kızdı. Günden güne aralarındaki sevgi çoğalmaya başladı. Faik Bey için Seniha’yı sevmek birdenbire vazgeçilmeyen ihtiyarlardan biri oluverdi. O şimdi kumara ne kadar düşkün ise, Seniha’yı da o kadar arıyor. Seniha’ya kendini o kadar düşkün hissediyordu. Dört günlük bir ayrılıktan sonra sabah Faik Bey konağa geldi. Henüz herkes uykudaydı. Saçları karma karışık, yüzü sapsarıydı. Yanaklarında üç günlük bir sakal, toz renginde bir kir tabakası vardı. Seniha ne var? Ne oldu? Demek isteyen gözlerle Faik Bey’ i süzdü. Faik Bey sessiz bir şekilde hiçbir şey söylemiyordu. Seniha daha sonra kardeşi Cemil’ den öğrendiği kadarıyla Faik Bey’ in kumarda Üç yüz elli lira kaybettiğini ve paraya ihtiyacı olduğunu öğrendi. Cemil parayı Seniha’nın büyükbabasından istemesini söyledi. Seniha’nın bunun mümkün olmayacağını söylemesi üzerine Cemil Seniha’nın elmaslarını rehin koymasını istedi.
Seniha dolabını açtı içinden bir çekmece çıkardı. Çekmecenin içinden birkaç tane mahfaza aldı ve birer birer Cemil’e uzattı.
Ve hayatında ilk defa olarak ağır ve ciddi bir şekilde düşündü, kaldı. Hayat bir an içinde, ona çıplak ve en kaba haliyle görünmüştü. Bu dünyada her şey ne bayağı, ne beyhude, ne kirliydi... Bu dünyada güzellik bir hayal, sezgi bir efsane, asalet ve zerafet, insanın üstünde hafif bir cilaydı. En güzel bir yüze bir iskelet ifadesi vermek için iki gecelik bir uykusuzluk, bir sevgiyi bir alışverişe çevirmek için birkaç paket iskambil kağıdı, en zarif bir adamı bir dilenciye döndürmek için üç yüz elli liralık bir borç kafiydi.
Seniha kalbinin bu bir günlük imtihanından epeyce değişmiş çıktı. Aşktan evvel ki alaycı, havai, şuh ve işveli haline avdet etti.
Konağı kiraya verip kardeşi Selma Hanımefendinin yanına taşınma bahsi çıktığından beri Naim Efendi’ nin rahatı huzuru büsbütün kaçtı. Selma Hanımefendinin kararı o kadar katıydı ki hiçbir mazeretle bunun önüne geçmek kabil olmuyordu.
NAİM EFENDİ;
“Burada doğmuşum, burada yaşamışım, ihtiyarlamışım! Nasıl bırakır giderim? Diyordu.”
SELMA HANIM;
“Burada, fareler, örümcekler ortasında yapayalnız öleceğine, benim yanımda benim gözüm önünde ölürsün” diyordu.
Konak, Naim Efendiyle beraber, her gün biraz daha yıkılıp gidiyordu. Zili bozulan sokak kapısı ağır bir tokmakla vuruluyor ve bir çok gıcırtılarla mustarip bir hayvan gibi sarsıla açılıyordu.
SONUÇ
Kitabın Ana Fikri ve Kitap Hakkındaki Genel Değerlendirme :
Kiralık Konakta Osmanlı İmparatorluğunun çöküş dönemindeki toplumsal nedenler dile getirilir.
Kiralık Konak İmparatorluğun çöküş çanlarının kulak yırtan sesleri içinde, kuşaklar arasındaki değişen değer yargıların buna bağlı olarak da yaşam biçimlerinin çelişkisini sergileyen bir romandır.
Seniha – Faik – Hakkı Celis üçgeni romanın yapısının iskeletidir. Toplumsal rüzgarların savurduğu bu insanlar birer yaprak gibi uçuşuyorlar, hiç toprağa düşmüyorlar. Kiralık Konaktaki kahramanların ortak özelliklerinden biri de düşün-dükleri, ettikleri dünya ile gerçek yaşamları arasındaki bağlantısızlıklardır. Onlar için yaşamın her gerçeği birer beklenmeyen darbedir.
Konağın dağılıp satılığa çıkarılmasıyla biten roman bir zümrenin çöküntüsünün üç kuşaklık hikayesidir.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI:FATİH-HARBİYEKİTABIN YAZARITongueEYAMİ SAFAYAYIN EVİ:ÖTÜKENBASIM YILI:19731.KİTABIN KONUSU :Osmanlı medeniyetinin getirmiş olduğu geleneklerden sıyrılan yeni medeniyetin aile ve ailedeki bir birey üzerine etkisi. 2.KİTABIN ÖZETİ:Neriman ve Şinasi uzun yıllar beraber büyümüş komşu çocuklarıdır ve çok içli dışlıdırlar.Neriman ve Şinasi çoğu zamanlarını birlikte geçirir,birlikte evden çıkar,birlikte gezerlerdi.İkiside Fatih’deki Darüllelhana(güzel sanatlar fakültesi) giderlerdi.Oturdukları mahalle ,arkadaşları ve hatta Neriman’ın babası olan Faiz Bey de onları özdeşleştirmiş ve artık adeta nişanlı sayıyorlardı.Oturdukları Fatih, eski Osmanlı kültürünü hala yaşıyordu.Örneğin belli yer ve zamanlarda bilgi sahibi olan kişiler çeşitli konularda uzun tartışmalara girer,kültürel sohbetler ederlerdi.Faiz Bey ve Şinasi de musiki konusunda bu sohbetlere iştirak ederlerdi. Fakat Neriman bu kültürden hiç hoşnut değildi.O modernleşen yeni İstanbul’da yaşamak ve bu kültürden kurtulmak istiyordu ve birgün Macit’le tanıştı.Macit tam Neriman’ın arzu ettiği bir insandı.Modern giyiniyor,modern yaşıyordu.Neriman bu tanışıklıktan sonra kendini Şinasi’den uzak hissetmeye başladı.Artık ister istemez Şinasi’ye soğuk davranıyordu.Neriman’ın bu hali Şinasi’nin gözünden de kaçmış değildi.Bir gün darüllelhandan sonra Neriman’ın nereye gittiğini öğrenmek için onu takip etti ve gördü ki Neriman heyecanla Macit’e gidiyor.Bu olay Şinasi’nin dünyasını başına yıkmıştı.Artık o günden sonra Neriman’la konuşmamaya başladı.Birgün Macit Neriman’ı bir baloya davet etti.Neriman o güne kadar ne bir balo görmüş, ne de öyle bir yere gitmişti.Neriman baloya gitmek için çok arzuluydu fakat Faiz Bey’den izin alması hiç de kolay görünmüyordu çünkü Şinasi’yle arasının bozuk olduğunu bilen babası bu olaya çok üzülüyordu çünkü Şinasi’yi artık bir damadı gibi görüyordu.Ancak Neriman baloya gitmeyi çok istediğinden bunları göze almıştı.Babasına balo meselesini açtı ve izin alabildi fakat baloya Şinasi’siz gideceğini söyleyemedi çünkü o güne kadar hiç bir yere Şinasi’siz gitmemişti.Olayı ister istemez Şinasi’ye açtı ve Şinasi de baloya gitmeyi kabul etti.Ertesi gün Neriman baloya elbise için Beyoğlu’na gitti ve gitmişken fikir almak için teyzesinin kızlarına uğramayı düşündü.Oraya gittiğinde teyzesinin kızları ona bir hikaye anlattı.Hikaye şöyleydi:bir Rus kızı senelerce beraber olduğu sevgilisini zengin bir erkek için terk ediyor fakat aradığı saadeti bulamıyordu ve eski sevgilisine geri döndüğünde ise adam onu kabul etmiyor,bunun üzerine kız intihar ederek hayatına son veriyordu. Neriman bu hikayeyi duyunca koşarak evden çıktı ve duyduğu hikayeyi kendi yaşantısına uyarladı.Hikaye tıpkı kendi yaşantısının resmiydi.Daha sonra Macit’i düşündü:davranışları ne kadar da yapaydı.O güne kadar onu aldatmaktan başka birşey yapmamıştı.Bunun üzerine kararını verdi:baloya gitmeyecek,Macit’ten vazgeçecekti.Neriman samimi olmayan modern hayattan kurtulmuş Şinasi’ye geri dönmüştü.3.KİTABIN ANA FİKRİ: Toplumda yeni yerleşen batı medeniyetinin, kendi kültürümüzünde var olan samimiyeti taşımadığı.4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ: Neriman:Batı medeniyeti tutkunudur,öyleki bu tutku yüreğindeki sevgiliyi değiştirebilecek bir tutkudur. Şinasi:Kendi medeniyetinden vazgeçmek istemeyen ancak Neriman’a tutkusundan bazı ödünler veren bir karakterdir. Faiz Bey:Tıpa tıp Şinasi’nin özelliklerini taşımaktadır. Macit:Yeni yerleşen medeniyeti yaşayan,modern bir insandır5.ŞAHSİ GÖRÜŞLER:Kitap,bir roman için çok kısaydı ve sadece dört kişinin arasında geçiyordu.Fakat işlediği konu bakımından önemli mesajlar veriyordu.Toplumda yeni yerleşen batı medeniyetinin kültürümüzün bize yansıttığı samimiyeti vermediği anlatılıyor ve kendi kültürümüze geri dönüş imajı veriliyordu. Ama yine de bu kitap, Peyami Safa’nın okuduğum bir çok kitabının tadını vermedi.6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİTongueeyami Safa(1899- 15 Haziran 1961): Yazar. İstanbul'da doğdu. Meşhur şair İsmail Safa'nın oğludur. Düzenli bir öğrenim göremedi. Kendi kendisini yetiştirdi. 13 yaşında hayata atıldı. Posta Telgraf Nezaretinde çalıştı. Öğretmenlik (1914-1918), gazetecilik (1918-1961) yaptı. Hayatını yazıları ile kazandı. İstanbul'da öldü. Romanları: Gençliğimiz (1922), Şimşek (1923), Sözde Kızlar (1923), Mahşer (1924), Bir Akşamdı (1924), Süngülerin Gölgesinde (1924), Bir Genç Kız Kalbinin Cürmü (1925), Canan (1925), Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (1930), Fatih-Harbiye (1931), Atilla (1931), Bir Tereddüdün Romanı (1933), Matmazel Noralya'nın Koltuğu (1949), Yalnızız (1951), Biz İnsanlar (1959). Hikâyeleri: Hikâyeler (Halil Açıkgöz derledi, 1980). Oyunu: Gün Doğuyor (1932). İnceleme- denemeleri: Türk İnkılâbına Bakışlar (1938), Büyük Avrupa Anketi (1938), Felsefi Buhran (1939), Millet ve İnsan (1943), Mahutlar (1959), Mistisizm (1961), Nasyonalizm (1961), Sosyalizm (1961), Doğu-Batı Sentezi (1963), Sanat- Edebiyat-Tenkid (1970), Osmanlıca-Türkçe- Uydurmaca (1970), Sosyalizm-Marksizim- Komünizm (1971), Din-İnkılâp-İrtica (1971), Kadın-Aşk-Aile (1973), Yazarlar-Sanatçılar- Meşhurlar (1976), Eğitim-Gençlik-Üniversite (1976), 20. Asır- Avrupa ve Biz (1976). Ders Kitapları: Cumhuriyet Mekteplerine Millet Alfabesi (1929), Cumhuriyet Mekteplerine Alfabe (1929), Cumhuriyet Mekteplerine Kıraat (I-IV, 1929), Yeni Talebe Mektupları (1930), Büyük Mektup Nümuneleri (1932), Türk Grameri (1941), Dil Bilgisi (1942), Fransız Grameri (1942), Türkçe İzahlı Fransız Grameri (1948).
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTAP ADI
H HUZUR
K KİTABIN YAZARI
A AHMED HAMDİ TANPINAR
Y YAYIMEVİ VE ADRESİ
R İMGE YAYINEVİ
B BASIM YILI
A 1998




KİTAPIN KONUSU: Bir dünya görüşüne, bir hayat nizamına kavuşamamış Cumhuriyet aydınlarının "huzursuzlukları"nı dile getiren bir roman. Huzur'un kahramanlarından Mümtaz roman boyunca kendisini "huzur"a kavuşturacak bir "iç nizam"ı aramaktadır. Eserde hastalık, ölüm, tabiat, kozmik unsurlar, medeniyet, sosyal meseleler, çeşitli ruh halleri ve estetik fikirler içiçe verilir. Ancak bütün bunların üzerinde romana hakim olan Mümtaz'la Nuran'ın aşklarıdır. İstanbul bu aşkın yaşandığı çevre olmaktan çıkarak, âdeta bir roman kahramanı gibi ele alınır .


KİTABIN ÖZETİ:
Mümtaz, Nuran’a olduğu kadar,İstanbul’a da aşıktır.Huzur’da İstanbul sadece bir güzel şehir, roman kişilerinin içinde yaşadığı bir çevre degildir;başlı başına bir roman kişisidir, bir sevgilidir.Bir bu değil, elbette, Huzur.Birtakım sorunların özellikle tartışıldığı, temel sorunun Batı-Doğu çatışması biçiminde görüldüğü bir tarihsel dönem içinde gerçek bir “huzur”suzluğu yaşayan bir aydın kuşağının kendilerince bir yeni bileşime varmak çabalaının çok belirgin olduğu bir roman…Fakat ağır basan Mümtaz-Nuran ikilisinin aşkı oluyor.
Huzur, dört bölümdür.Birinci bölüm, Mümtaz’ın amcasının oğlu “İhsan “.”Bir ayağı sakat, çiçekbozuğu, gözlerinin içi gülen bir adam .”Mümtaz ‘ın ilk izlenimi budur.İhsan hakkında ufak tefek bilgiler veren bu bölüm ,gerçekte, Mümtaz’ın çoçukluk yıllarını, kişiliğinin oluşmasında etkisi olan olayları, İhsan’la karşılaştıktan sonraki fikri gelişmesini anlatır.
19. sayfada, bir geriye dönüşle Mümtaz’ın çoçukluğu anlatılır.Mümtaz, çoçukluğunda, savaşın dehşetini yaşamış, vurulan babasının ve kısa bir süre sonra ölen annesinin ölümünü görmüş, mahzun, yalnızlığı ve hayal kurmayı seven bir çoçuktur.
Mümtaz’la Nuran bir sene evvel, bir mayıs sabahı Ada vapurunda tanışmışlardır.Mümtaz Nuran’la tanışmadan önce çok kötü bir durumdaydı, kensine ölümü kurtuluş olarak gördügü zamanda Nuran’la tanışması onu Nuran’a olan sevgisini daha çok artırdı.
Mümtaz Nuran’ı sade güzel ve seven, sevilmekten hoşlanan kadın değildi.Herşeyden evvel çok iyi bir arkadaştı.Garip bir anlayışı, güzel şeyleri bilerek tadışı vardı.Musikiden iyi anlıyordu.
Nuran’ın Mümtaz’a karşı olan sevgisinde annelik hissi, aşk, hayranlık ve biraz da minnet vardı.Kitabın birinci bölümünde bunlar anlatılmaktadır.
Yazın bitmesi sanki Mümtaz’la Nuran’ın aşklarının da sona ermesidir:”Teşrin ortalarına doğru saadetleri yavaş yavaş gölgelenmeye başlamıştı.” Mümtaz yazı masasını, lambayı, kitaplarını düşündü.Plakalarını gözden geçirdi.Hepsi can sıkıcıydılar.Hayat, çok defa bir şeye asılmakla kabildir.Genç adam bu mucizeli bağlanışı hiç bir yerde bulamıyordu.”
Üçüncü bölüm”Suat”dır.Suat’ın,”Evet, bir adımda eski, yeni ne varsa hepsini silkip fırlatmalı.Bu bölümde uzun uzun musiki gecesi anlatılır.Nuran’ın Mümtaz’dan uzaklaşır gibi olması, Adile ve Yaşar çevresinde geçen geceler, Mümtaz’ın acıları “yarı vakitlerini yazı hatırlamakla” geçirmeleri ve sonunda Suat’ın bir Dostoyevski romanından çıkıp gelmişe benzeyen davranışı , Mümtaz’ın evinde kendini asarak Nuran’la Mümtaz’ın aşkına son darbeyi indirmesi…
Suat’ın intiharı Nuran’I çok etkiler Mümtaz’la evlenecekleri gün gördüğü bu sahne karşısında yıkılır, alır başını Bursa’ya gider.Suat yaşarken yapamadığını kendini öldürerek yapmıştır.
Dördüncü bölüm “Mümtaz “dır, ilk üç bölümün “muhassala”sı olan Mümtaz.Mümtaz’da Suat saplantısı ve ruhsal dengesizlik başlar.Nuran’ı kaybetmiştir.Mümtaz, Nuran’ı kaybederse çıldıracağını daha 166. sayfada söylemişti. Ve Mümtaz Nuran’ı kaybetmiştir.Mümtaz için dehşet verici olan ikinci şey, savaşın başlaması, kitabın son sayfasında gerçekleşir.”Yan pencerelerden birinde bir radyo, Hitler’in o gece verdiği hücum emrini tekrarlıyordu.İhsan da iyileşmeye başlamıştır;yani Mümtaz’ı ayakta tutmaya yarayan sorumluluk duygusu da dayanığını yitirmiştir.Sonunda Mümtaz çıldırır.
KİTABIN ANAFİKRİ:
Yaşamımızdaki tüm olumsuzluklara rağmen, yaşama azmimizi hiç bir zaman kaybetmemeliyiz.
KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE SAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Mümtaz:Küçük yaşta anne ve babasını kaybetmiştir. Amcaoğlu İhsan’ın yanında yaşamaktadır. Mümtaz’I n her şeyiyle İhsan ilgilenmiştir. Mümtaz hoşgörülü, sevecen, çalışkan bir insandır.
Nuran: Fahir’den boşandıktan sonra yaşama Mümtazla bağlanmıştır. İyi kalpli, dost canlısı, sempatik bir kişiliktir.
İhsan: Mümtaz’ın amcasının oğludur.Mümtaz’la yakından ilgilenmiştir. Ağır bir hastalık geçirmiştir. Babacan, hoşgörülü, kültürlü birisidir.
Macide: İhsan’ın karısıdır. Genellikle duygularıyla hareket eden iyi kalpli biridir.
Suat: Mümtaz’ın akrabasıdır ve Nuran’ın liseden arkadaşıdır.lise yıllarında Nuran’a aşıktır. Herkes tarafından hala sorumsuz bir insan gözüyle bakılmaktadır. Bu onu olumsuz yönde etkilemektedir.
KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitapta herkes kendinden birşeyler bulabilir sürükleyici bir anlatımı var insanlara kısa ip uçlarıyla daha sonra gerçekleşecek olaylar hakkında bilgi veriyor. Olaylar günümüzde de gerçekleşebilecek türdendir.Benim kanaatim ; herkesin bu kitabı okuması lazımdır.
KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Ahmet Hamdi Tanpınar, 23 Haziran 1901 tarihinde İstanbul'da doğdu.İstanbul'da Ravaz-i Maarif İbtidaisi'nde, Sinop ve Siirt rüşdiyelerinde, Vefa, Kerkük ve Antalya sultanilerinde öğrenim gördü. Baytar mektebini bırakarak girdiği İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nden 1923 yılında mezun oldu. Erzurum, Konya ve Ankara liseleriyle, Gazi Eğitim Enstitüsü ve Güzel Sanatlar Akademisi'nde edebiyat öğretmenliği yaptı, aynı akademide estetik ve sanat tarihi dersleri verdi (1932 - 1939). 1939 yılında İstanbul Üniversitesi'ne Yeni Türk Edebiyatı Profesörü olarak atandı. Maraş Milletvekili olarak 1942-1946 yıllarında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bulundu. Bir süre Milli Eğitim Müfettişliği yaptıktan ve Güzel Sanatlar Akademisinde eski görevinde çalıştıktan sonra 1949 yılında İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'ne yeniden döndü ve bu görevde iken 24 Ocak 1962 tarihinde İstanbul'da öldü.


Eserleri


HİKAYE KİTAPLARI;
Abdullah Efendinin Rüyaları (1943)
Yaz Yağmuru (1955)
Hikayeler (1983)

ROMANLARI;
Saatleri Ayarlama Enstitüsü (1962)
Sahnenin Dışındakiler (1973)
Mahur Beste (1975
Aydaki Kadın (1987)

DENEMELERİ;
Beş Şehir (1946)
Yahya Kemal (1961)
Edebiyat Üzerine Makaleler (1969)
Yaşadığım Gibi (1970)

ŞİİR KİTABI;
Şiirler (1961)
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : KORKUNÇ YILLAR
YAZARIN ADI : Cengiz DAĞCI
YAYIN EVİ VE ADRESİ : Ötüken Neşriyat A.Ş. Klodfarer Cad. 40/7
Divan Yolu-İSATNBUL
BASIM YILI : 1989
[Resim: www.zohreanaforum.com]



KİTABIN KONUSU : Sadık Turan adlı bir Kırım Tatarının Ruslar’layaşadıkları veİkinci Dünya Harbi sıralarında başından geçenler.


KİTABIN ÖZETİ : Yazar , Cengiz DAĞCI, Roma’da Sadık TURAN adlı biriyle karşılaşır,tanışır ve sohpet eder. Ertesi gün adresine uğradığında Sadık’ın kendisine bir paket bırakıp ayrıldığını öğrenir . Oradan ayrılır, merakla ve Sadık’ın ortadan kaybolmasından dolayı endişeyle paketi açar. Paketin içinde Sadık’ın anılarını yazdığı bir defter vardır. Okuduktan sonra anlaşılır ki Sadık TURAN yıllarca çektiği dertleri, sıkıntıları, kinini ve evine, milletine, topraklarına duyduğu özlemi bu sayfalara dökmüş, yazdıklarını da ilk defa Cengiz DAĞCI ile paylaşmış aynı zamanda bu ağır yükü yazara devrip Roma’dan ayrılmış. Defterin okunmasıyla bizde Sadık’ın başından geçenleri öğrenmekteyiz. Sadık TURAN’ın anıları, dertleri demek daha manâlı olucaktır, yemek masasında aldığı babasının milisler tarafından tutuklanıp götürüldüğü haberiyle başlımış. Götürülmler beyaz yüzlü, sarışın, iyi kalpli bir kadın olan öğretmeni Safiye hanım ve köyün yarsının tutuklanmasıyla devam etmiş. Babasının serbest bırakıldığı haberiyle Akmesçit’e taşınmışlar. Babası serbest bırakıldaktan sonra iki hafta işsiz dolaşmış ve bir gün yerde yatarken bulup onu evine alan bir müslüman kümese yerleşmesini sağlamış. Bir daha en son askare gitmeden 1939 yılında köyüne uğruyan Sadık evlerine Voronejli bir Rus aileinin yerleştiğini görmüş. Akmescit’e taşınmalarından geçen kısa bir süre sonra iki kardeşi hastalanıyor ve çok geçmeden ikisi de ölmüş. 16 yaşında babasının okumasını istediğini söylediği konuşması sonucunda Sadık 1937 yılında Kayabaşı Orta Mektebi’ne başlamış. Bahçesaray’daki Han Sarayı’nı gezerken yorulmuş ve bir ağacın gölgesinde oturunca yorgunluktan uyuya kalmış. Rüyasında kahve önünde yaşlı kişiler görüyor ve çocuklara anlattıkları hikayeyi dinlemiş. Muhabbet kurduğu dedelerden biri onu şehri gezdirmeye başlamış. Beraber engebeli, değişik yollardan şehri gören bir tepeye çıkmışlar. Dedenin Kazan’dan Ruslara karşı yardım istemek için geldiklerini söylediği atlılar sarayın kapılarından giriyormuş. Ardından da han ve askerleri çıkmış saraydan. Rusların çizmelerinin yürürken çıkardığı sesle Sadık düşünden uyanmış.1938’de taşındıkları yerde komşuları olan Süleyman diye bir arkadaş edinmiş. Bu sıralarda da Yeni Dünyasında yazarlığa başladığı için doktor olma hayalleri suya düşmüş. Süleyman askeri okula gitme kararına uyarken Sadık’I da yanında götürmek istemiş pek etkili olamamış. O vakitlerde askere çağrılınca babası bir konuşma yapmış ve Sadık’I ikna etmiş. Başta annesine askeri okula gidiceğini söylememişler, annesi normal askerliğini yapacağını sanmış. Gerçeği Sadık gittikten sonra öğrenmiş. Sadık ve Süleyman 1940 yılında teğmen rütbesiyle mezun olmup 54ncü tümen 94ncü taburun 2nci bölüğüne tayin olmuşlar. Krasnoye’de yapılan savunma sırasında evinden ayrı çektiği hasreti, milletinin birlik ve beraberliğinin önemini ve çarpışmalar sırasında yaşadıklarını anlatmış. Topçu olan Süleyman savunmada ölmüş. Daha sonra da aldığı özel görevde çavuşu vasilef ölmüş Sadık da esir düşmüş Almanlara. Almanların elindeyken Cevdet, Osman, Halil, Enver ve Mustafa isimli hemşerileri ile tanışmış. Kampta Mustafa çalışmaya gidip ekmek getiriyormuş. Almanlar esirleri başka yere sevk etmek için yola çıkardıklarında yolda Sadık’ın arkadaşları ölmüş. Sadık TURAN Almanların elinde yaıplan işkencelerden de bahsetmiş. Kamptayken daha önce görüştüğü Ermeni doktorla karşılaşmış. Ermeni O’na iş vermiş, hastahanenin yanında kalmasını sağlamış, ölüleri taşıyorlarmış. Ölülerin arsında kaybettiği Mustafa’nın cesedini bulması Sadık’ı çok üzülmüş. Karşılaştığı Azeri onu İskender alı başaşçılık yapan memeleketlisinin yanına götürnce Sadık da aşçılık yapmaya başlamış. Aşçılık çok rahat olduğu halde Alman çavuşu Şults gelip emir erliğini yapmasını önerdiğinde kabul etmiş. Bu noktadan sonra bir daha kampa dönmemiş, bir ahırda yatıp kalkarak kumandanlıkta çalışmaya başlamış. Bir gün sivil kıyafetli insanlar kumandanlık önünde toplanmış. Bu insanları toplamalarının nedeni savaşa katıldıklarını düşünmeleriymiş. Sadık tercümanlık yapmış. Bunun üzerine muhtarlardan köylülerin listesi istenip onlara tezkere yazılmış. Tezkere yazılan günlerden birinde O’nu hemşerisine götüren Azeri ile karşılaşmışınca Azerin kendisi adına da bir tezkere hazırlaması isteğinde bulunmuş. Karasızlık içinde birkaç gün geçirdikten sonra korkusuna rağmen içindeki sese dayanamayıp başkasının yerine Azeri’ye tezkere yazmış, gizlice vermiş. Alman askerleri Azeri’yi odaya kanlar içinde getirdiklerinde Buh ve Şults’un yanında Sadık da varmış. Bunun üzerine Azeri’ye işkence yapıp öldürmüşler. Şults, yüzbaşı ile çepheye çağrıldığını, Buh da O’nu ştalaga geri göndermek istemediğini kumandanlığa gönderebileceğini söylemiş. Bir iki gün sonra tren yolculuğunun ardından arabayla yanında alman askeri ile kumandanlığa varmış. Gittiği yerde çok nazik karşılanıp çay ikram edilmiş, temiz bir odada kalmış. Etrafta Rus subayları varmış ve çok rahat görünüyorlarmış. Ertesi gün komutanla görüştüğünde savaşı bitirebilmek için yardım istemişler. Başta reddetmesine karşı Alman subayı ikna etmiş. Sadık TURAN, Sadık KEMAL ismini alıp ştalaga geri götürülmüş. Sonraki gün Vinnitsa’dan trenle ayrılıp Volinsk’deki Ostrova kampına varmış. Kaldığı barakada Türkistanllılar varmış ve Türkistan için ordu kurduklarından söz ediyorlarmış. Sadık TURAN da bu kuruluşa katılmış, Rus üniformalarını çıkartıp Alman üniformalarını giymiş.SADık anılarını burada noktalamış.




KİTABIN ANA FİKRİ : Sadık TURAN’ın anıları herkese millet sevgisini ve devleti için yaşamayı anlatıyor. Bütün karşılaştığı güçlüklere göğüs gererek yaşamak ve memleketine dönmek için mücadele vermiştir.

KİTAPTAKİ ŞAHISLARI DEĞERLENDİRME :
Sadık TURAN : Küçük yaşta sorunlarla karşılaşıp, savaşı gören ve yıllarca evinden uzakta sürgün yaşıyan Tatar Türkü.
Bekir : Sadık Turanın yaşayan tek kardaşi. Sadık askeri okula gittikten sonra hiç görüşememişler.
Süleyman : Sadık’ın komşusu daha sonra askeri okulda beraberler ve aynı cepheye tayin oluyorlar. Milli duguları Sadık’tan daha zayıf kendini daha çok düşünen biri.
İvan Aleksandroviç ŞİŞKOF : Askeri ıkuldaki Rus komiseri. Sadık ve Süleyman’ın yüzüne gülsede onlar hakkında değişik düşüncelere sahip. Rus çıkarları için herşeyi yapabilen biri.
Grişa : Balıkçı rus Kırımlı. Kırımlı olduğu için Sadık’a yakınlık duyuyor, O’nun için kendini feda edip yaşamını yitiriyor.
Şults : Alman çavuşu. Sadık’a iyi davranıyor. Dürüst davranan biri.

KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER : Cengiz DAĞCI, Sadık TURAN karekteriyle milliyetçilik duygularını, Rus baskısı altında çektiklerini ve İkinci Dünya Savaşı yıllarını çok güzel anlatmış. Buna karşı sanatına değişik yanlı düşüncelerini karıştırması atmosferi dağıtmış.

[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI :NEVA

KİTABIN YAZARI :Ilgın OLUT
YAYIN EVİ VE ADRESİBig Grinünya Yayıncılık/İSTANBUL
BASIM YILI :1998


1-KİTABIN KONUSU :
Kitapta çok genişçe yer verilmekte olan gençlik yılları sendromu yaşanmaktadır.Yazarın bunu bu kitapta ne kadar iyi işlediğini görmakteyiz.Sonu acıda bitse kitap bize gençlik yıllarındaki bir erkek ve kızın ilişkilerini tam anlamıyla anlatıyor.


2-KİTABIN ÖZETİ :
İlk olarak yolculuğumuza İzmir’de başlıyoruz.Lise yıllarındaki dört delikanlıyı tanıyoruz.Hepsinin kendine göre hayalleri var.Bütün gençler şehirlerindeki bir üniversitede okumak istiyor.Ama Ilgın illede İstanbul’u istiyor.Babasıda ünlü bir doktor olan Ilgın İstanbulda bir tıp fakültesini kazanıyor.İlk dört senesi çeşitli deneyimlerle geçiyor.Hep hayalindeki gerçek kızı arıyor.En sonunda istediği gerçek kızı Neva’yı buluyor.Birlikte çok mutlu oluyorlar.Hatta işleri o kadar ciddiye vardırıyorlar ki ailelerinide tanıştırıp nişanlanıyorlar.Tan evlenme arifesindeyken Neva’nın gençlik yıllarında yaptığı çok küçük bir hatadan kavga ediyorlar ve Neva intihar ediyor.Ilgın doğal olarak yıkılıyor ve kitap sona eriyor.


3-KİTABIN ANAFİKRİ :
Kitapta verilmek olan çok kuvvetli iki olay var.Birincisi kesinlikle başkalarını geçiş olan gençlik hataları yüzünden yargılamayın.İkincisi hayata bakarken daha geniş bir pencereden uzanın.


4-OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

Olaylar ve şahıslar yazar tarafından çok ince elenip sık döşensede akıcı kitap içerisinde çok iyi ayırt edilebiliyor.


5-ŞAHSİ GÖRÜŞLER :
Bana göre kitap konusu bakımından çok güzel bir kitap.Güzel olmasının iki nedeni var.Birincisi verilen olayın gerçekten alınmasıdır.İkincisi yaşanılan olayların herkesin başına gelinebilir olmasıdır.


6-YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ :
Yazarın fazla bir yazarlık deneyimi olmadığını okuyan herkes anlayabilir.Ama yazar kitabında çağrışım tekniğiyle yazması hatasını azda olsa örtüyor.Yazarımız İzmir doğumludur.Bu kitap onun ilk denemesedir.Halen Ankara’da doktorluk yapıyor.

[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
Lider ve Demagog
KİTABIN YAZARI
Şevket Süreyya AYDEMİR
YAYIN EVİ VE ADRESİ
Remzi Kitapevi A.Ş.Selvili Mescit Sok.No.:3 / 34440Cağaloğlu / İSTANBUL
BASIM TARİHİ
Eylül 1997
KİTABIN YAYIM MAKSADI
Türkiye’de uzun yıllar boyunca temelde değişiklikler olmadığını görüpte karamsarlığa düşenlere; Türk milletinin büyük önderi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün yolunda yürüyerek yeni ufuklara ve modern türkiye’ye ulaşılabileceğini anlatmaktır.

KİTABIN ÖZETİ :
LİDER VE DEMAGOG :
Lider, bir önder şahsiyettir. Demagog ise liderin taklitçisi, siyaset adına oyun bozanlık yapan sahtecisidir. Bu sahtekarlar, eğitimden yoksun yada eğitimi yetersiz ülkelerde hiçbir vicdan sorumluluğu duymadan halk önünde esen rüzgara göre konuşan, kendine geçer akçe saydığı ucuz sloganlarla halk önünde düzenbazlık yapanlardır. Örneğin; bizdeki din ticaretini ustaca yapanlar Demagoglardır. Onlar eyyamcı, günün ve değişen rüzgarların karaktersiz adamlarıdır. Önder şahsiyet olan lider ise kendisine Tanrı’nın sunduğu kabiliyetlerle beraber ömrü boyunca edinilen kültürlerin, yaşanılan tecrülererin bir ürünüdür.
Lider kendini bildiği gibi, hem içinden geldiği toplumu, hemde dünyanın gidişini gerçek durum ve sorunlarıyla bilir. Bu husus onu macera atılımları ve demagojik akımlardan korur. Liderde eylem ve bilgi disiplini vardır. İşte bu disiplin onun karakterini oluşturur. Bu karakter, hem onu güçlendirir hemde inanılan ve önder bir insan yapar.
Ülkemizde bugün için demagoglar sahnededir. Ancak bunlar yalnız değildir. Halkın sağduyusu ve yetişmekte olan aktif çocuklarımız oyunları bozabilecektir. Bugüne bakıpta ümitsizliğe düşülmemelidir, çünkü ümitsizliğe düşeceğimiz gün, iç ve dış düşmanlarımızın beklediği gündür.
(Makale 30 EYLÜL 1974’de Cumhuriyet Gazetesinde yayımlanmıştır.)
FİKİR ATATÜRKÇÜLÜGÜ VE KELİME ATATÜRKÇÜLÜĞÜ :
Fikirlerin ve doktrinlerin büyük talihsizliği, bir gün gelip kelimeleşmeleridir. İnsanlığa yeni fikirler getiren ve yeni doktrinleri veren düşünür ve önderlerinde bir gün gelip donmuş putlar haline sokulmalarıdır.
Şimdi Türkiyemizde fikirleri ve doktrinleri kelimeleştirme, fikir ve doktrinlerin önderlerini put haline getirmenin büyük gayretleri ile karşı karşıyayız. Bu çabalar ulu önder Atatürk’e yöneliyor. Dikkat etmeliyiz ki Atatürkçü fikirler, kelime Atatürkçülüğüne dönüştürülmeye çalışılıyor. Bilgisizlik, tembellik veya taassup yüzünden ne Atatürk’ü nede Atatürkçülüğü dondurmaya hakkımız yok. Biz asıl Atatürk’e yönelelim. Yalnız sözde kalan şekil ve suret haline getirilmiş Atatürk’e değil hakiki, yaşayan ve uzun süreli ilkeler koyan Atatürk’e…Çünkü hakiki Atatürkçülük; sadece O’nun adını haykırmak değil, Onu anlamak, izah etmek ve savunmaktır.
(Makale 24 OCAK 1962 tarihinde Yön Dergisinde yayımlanmıştır.)
KEMALİZM ORTA MALI DEĞİLDİR :
Ne liberalizm, ne sosyalizm, yalnız Kemalizm diyerek Atatürkçülüğü kendi maksatlarına uygun kullanmak isteyen menfaat gruplarının dikkati çekilerek, Atatürk’ün mirasının ortalık malı olmadığı, Kemalizmin ise bir eskici dükkanından kiralanan, kırk kalıba uydurulmuş bir elbise gibi, her boya, her boyaya uysun diye çekilip çekiştirilecek bir sahipsiz mal olmadığı vurgulanmaktadır.
( Makale 11 NİSAN 1962’de Yön Dergisinde Yayınlanmıştır.)
ARTIK DEVLETÇİLİK YETMEZ :
Türkiye’de devletçilik öldü diyen bir kısım siyasiler ve müteşebbisler; Atatürk’ü devletçiliğe mevbur eden tarihi, siyası, iktisadi zorlukları, yani tek kuruş sermaye yardımı görmeyen 1922-1929 Türkiye’sini bilmiyorlar. Atatürk’ün elinde doğan devletçilik kimlerin elinde ölüyor. Ancak yanlış olan bir husus var; devletçilik ne ölmüş, nede öldürülmüştür. 1945-1950 arasınad ihmal ve inkar 1950-1960 yılları arasında ise soysuzlaştırılmıştır. 27 Mayıs’tan sonrada uyuşturulmuştur. Şimdi ise kansız ve hastadır ama yaşamaktadır
Bu gün için eski devletçilik yetmeyecektir. Her sahayı içine alan özel teşebbüse yer veren, yalnız iktisadi bir devlet işletmeciliğinden çok, milli hayatın içinde sosyal bir düzen olacaktır.
(Makale 12 EYLÜL 1962’de Yön Dergiside Yayımlanmıştır.)
İNKAR EDİLMEK KAHRAMANLARIN KADERİ :
Mustafa Kemal Atatürk dünyaya gelmiş en büyük liderlerden biridir. Bize bıraktığı değerler ve müesseseler sayesinde Cumhuriyeti yaşıyoruz. Cumhuriyeti bize emanet eden bu lidere yapılan saldırılara karşı tek bir vücut halinde; duyarlı ve ilgili olmamız gerekmektedir. En önemli görevimiz budur. Kahramanlar daima yaşatılmalıdır.
(12 NİSAN 1970’de Cumhuriyet Gazetesinde Yayımlanmıştır.)
KIYAMET ALAMETLERİ :
Kıyamet dağların, taşların devrilmesi, dünyanın parçalanması demek değildir. Kimi ülkelerde sınıflar dolarken, ders saatlerinde kahvehaneler dolarsa, oralarda kitaplıklar çalışırken bizde boş kalırsa, oralarda kafaların içi olgunlaşırken bizde kafaların dışı saç sakal oyunları ile çirkinleştirilir ve değerli zamanlar yağmaya verilirse işte o zaman kıyamet kopmuştur.
(Makale 03 EYLÜL 1974’te Cumhuriyet Gazetesinde Yayınlanmıştır.)
ARTIK BİRAZ DİSİPLİN :
Demokrasi, bir halk eğitimi işidir. Eğitim eğer yetersiz ise, o rejimde demokrasi adına ya demagog, yada halktan kopmuş laf ebesi politikacılar konuşur.
Ülkenin ürettiği temel ürünlerin dışardan ithal edilmeye başlanması, ihrac edilen mallardan elde edilen gelirlerin petrol ödemelirine harcanması iktisadi tutsaklığın ta kendisidir. Bu olayların düzeltilip, disiplin altına alınması gerekmektedir. Bu da elbet hükümet denilen kuruluşun, her alanda haysiyet ve itibarını kurmak, korumak ve yerleştirmekle olur. Daha önceden gelen aksaklıklar, yetersizlikler olabilir. Ama bunlar ciddi bir devlet anlayışı ve gerçek bir devlet adamlığının “irade “ ve ileri görüşlülüğü ile, elbette ki düzeltilebilir. Bu koşul disiplinle olacaktır.
(Makale 11 KASIM 1974’de Cumhuriyet Gazetesinde Yayınlanmıştır.)
KAPTANLAR KAVGADA :
Devletin yaşantısında itici güç olacak yerde fren olmak durumuna düşülürse o rejimre bir düzensizlik ve şüphe pekala mümkün olacaktır.
Şu an Milli iradeyi temsil eden şahısların kaprisleri, şahsi yetersizlikleri, nazları ve afolunmaz hataları düşündürücüdür. Artık bir Milli seferberlik lazım, milletin duyduğu tedirginliği ortadan kaldırmak gerekmektedir. Buda parlamento sayesinde olacaktır. Parlamentonun içinde bulunanlar kaprislerini bırakmalı, çelişme ve dalaşma yerine sorunlara çözüm bulmalıdırlar.
(Makale 09 ARALIK 1974’de Cumhuriyet Gazetesinde Yayınlanmıştır.)
DOĞUM AĞRISI MI TÜKENİŞ Mİ ?
Milletçe yeniden uyanış, yeniden bir doğuş, yeniden bir düzenleme sağlayacak, laf ebeliği yapmayan, yeni insanlara, gerçek aydınlara gereksinim vardır.
Bugün memleketimizde, kavramlar öyle karışmış, akımlar öyle soysuzlaşmış ve adına politika denilen sefaletle, politikacı denilen şaşırmış insanlar öylesine birbirine girmiş, öylesine itibarsızlaşmışlardır ki, bu durumu Bizans’ın son günlerine benzeten yazarlar bile görülmüştür. İşte bu durum içerisinde;
Milletçe yeniden uyanış, yeniden bir doğuş, yeniden bir düzenleme sağlayacak, laf ebeliği yapmayan, yeni insanlara, gerçek aydınlara gereksinim var.
(Makale 22 MART 1976’da Cumhuriyet Gazetesinde Yayımlanmıştır.)
SONUÇ :
A. KİTABIN ANA FİKRİ :
Yazar Şevket Süreyya AYDEMİR, “Lider ve Demagog” isimli eserinde Türkiye Cumhuriyetinin, kuruluş yıllarından bu yana; büyük önder Atatürk ve Türkiye tarihindeki çatışmaları inceleyip bunlara ışık tutmaya çalışmıştır.
Yazar, eserinde; Türkiye Cumhuriyeti’ni bekleyen tehlikeleri ve tehditleri irdelemiş; zamanın aydınlarına ve gençlerine düşen görevleri açıklamış ve toplumu bu konularda uyarmıştır. Parlamenter sistem içindeki parçalanmaları, ileride kurulabilecek hükümetler açısından çıkabilecek tehlikeleri göz önüne sermiştir. Bunun yanında demokrasi rejimini bekleyen tehkileri de eserinde açıklamıştır.
Şevket Süreyya AYDEMİR’e göre gerçek aydın; hem bilginin ve fikrin bayrağını yüceltir, hem de çağdaşlık ve milliyetçiliğin tohumlarını ülkemizde filizlendirebilir.
B. KİTABIN GETİRDİĞİ YENİLİKLER :
Eser; yeni nesile Cumhuriyet ve demokrasiye kasteden tehlikeleri ve kurtuluş yollarını göstermektedir. Bu anlamda yeni nesile görevi hatırlatılmakta ve bu konuda ayrıntılı bilgi verilmektedir.
C. KİTAP HAKKINDA GENEL DEĞERLENDİRME VE TEKLİFLER :
Kitap, yazarın 1960 ve 1970’li yıllar arasındaki dönemden günümüzü görebilmesi, geçmişten bu güne tehditleri ortaya koyması açısından ilginçtir. TSK.personeline tavsiye edilebileceği değerlendirilmektedir.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : ATAÇAĞ

YAZAR ADI : Cem KAPYALI
YAYINEVİ : ADA KİTABEVİ
BASIM TARİHİ : 1996

1. KİTABIN KONUSU:

Kitapta, birçok sorunlarla karşılaştığımız günümüz Türkiyesi ile Osmanlı İmparatorluğu’nun son günlerinde ve Cumhuriyet’in başlarında canla başla mücadele etmiş olan genç Türkiye arasında bir karşılaştırma yapılmaktadır.


2. KİTABIN ÖZETİ:

Ataçağ, Can Kapyalı’nın 1905 ile 1938 yılları arasına koymuş olduğu addır. Gerçekten de bu dönem, Anadolu’nun bağrında doğan yeni bir çağdır. Artık “Hasta Adam” olarak kabul edilen; Osmanlı İmparatorluğu’nun yerine yepyeni, çağdaş bir cumhuriyet kurulmuştur.

Cem Kapyalı, bu kitapta olaylara farklı bir gözle bakıyor. Özellikle günümüz insanının dünyaya bakış açısı ile Kurtuluş Savaşı’nı destanlaştıran genç kuşak arasında bir değerlendirme yapıyor.

Osmanlı İmparatorluğu Mustafa Kemal Ataürk’ün; yetişme evresinde artık yitirilmiş bir devlettir. Büyük devletler (İngiltere, Fransa, Rusya) bu pastayı paylaşma planlarıyla yıllarca süren savaşlarla önce Macaristan’ı elimizden almışlar, daha sonra da çeşitli dalavereler ve propagandalarla 600 yıllık imparatorluğun göz bebeği Balkanların bağısız hale gelmiş Balkan devletleri tarafından ist6ila edilmesine göz yummuşlardır.

I.Dünya Savaşı yılları imparatorluğa son darbenin vurulduğu dönemdir. Tabi ki; Enver Paşa ve kurmayları İmparatorluğu birçok hayalle de olsa geri almayı amaçlıyordu. Bu uğurda Sarıkamış’da ve Suriye, Irak,Suveyş ve Yemen’de daha bıyığı terlememiş genç delikanlılar şehit oldu. Mustafa Kemal Bey’in Ataçağ’ı başlattığı Çanakkale Zaferi’yle tüm dünyaya tekrar Türk’ün azim ve kararını gördü.

Kurtuluş Savaşı; işgalci İtilaf Devletleri’nin doyumsuz isteklerinden ve Türk milletinin boyunduruk altına girmek istememesinden doğdu. Türk insanı, büyük bir çaba ve önderinin yol göstericiliğiyle bu ateş çemberinden 1923 yılında; hem özgürlüğünü tüm dünyaya ilan ettiği Lozan Antlaşması’nı, hem de yepyeni, çağdaş bir cumhuriyeti doğurdu.

Yıl 1996, kitabın yazıldığı tarih; Türk insanı Atalarının bıraktığı azmi ve kararlılığı kaybetmek üzere. Ama halen Türk Ordusu’nun önderliğinde bir çağ devam etmekte: O da ATAÇAĞ…


3. KİTABIN ANAFİKRİ:

Geçmişimize bakarak öncelikle sistemimizi tekrar gözden geçirmeli ve yeni oluşumlarla, yeni anlayışlarla yepyeni bir demokrasi anlayışı oluşturmalıyız. Yani Atatürk’ün bize 1938’de bırakmış olduğu çalışkanlık meşalesini tekrar yakmalı ve bu meşaleyle yeni ufukları aydınlatmalıyız.

4. YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ:

Can Kapyalı, 1929 yılında İstanbul’da doğdu. Babası bir subaydı. Ankara Üniversitesi Dil-tarih-coğrafya bölümünü bitiren Can Kapyalı birçok tiyatro eseri sundu. 1996 yılında babasına ve ailesine ithafen Ataçağ adlı kitabını yazdı. Halen Ankara’da oturmakta olan Can Kapyalı evli ve iki çocuk babasıdır.

5. ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

Yazarın biz gençleri etkilemeyi bir uslupla kitabı kaleme alması beni çok etkiledi. Özellikle Kurtuluş Savaşı yıllarında dedelerimizin çektikleri acıları okumak beni heyecanlandırdı. Bir anda Atatürk’ün yanında olmayı arzuladım. O’nun emir subayı olarak bu tarihe mal olmuş savaşa katılmak benim tüm düşünce dünyamı değiştirebilirdi. Savaşların içinde yoğrulmuş bir milletin, torunu olan bizler geçmişimize daha çok önem vermeliyiz. Tarihimize sırt çevirmeyerek onu okumalı, ondan ders almalı ve gelecek kuşaklara güçlü, gelişmiş bir devlet bırakmak için çalışmalıyız.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.