Yazar:
Zekai
Pir Sultan Abdal
Ãşık ile ma’şuk bir yere gelse
Aşkın kitabını ellere olsa
Sual olunursa cevabın verse
Ağız nedir dudak nedir dil nedir
Gönlümde bir mânâ yazıp dururum
Aşkın gemisini düzüp dururum
Arab’ı Acem’i gezip dururum
Derya nedir umman nedir sel nedir
Dört kardaşız bir gömlekte yatarız
Gömlek birdir bir vücuda çatarız
Kendimizi ateşlere atarız
Ateş nedir duman nedir kül nedir
Evveli Muhammed âhiri Ali
Erenler kurdular erkânı yolu
Üç yüz altmış altı servinin dalı
Bahçesinde bülbül nedir gül nedir
Din Muhammed dini, taptuğum tapu
Yıkılır mı Hakk’ın kurduğu yapı
Kırk sekiz bahçedir on iki kapı
Eşiği bekleyen iki kul nedir
Pirimden bir haber geldi duramam
Menzilim ıraktır belki varamam
PİR SULTAN’ım aşkı elden koyamam
Cümlesin vücutta buldum bil nedir
Ãşık ile ma’şuk bir yere gelse
Aşkın kitabını ellere olsa
Sual olunursa cevabın verse
Ağız nedir dudak nedir dil nedir
Gönlümde bir mânâ yazıp dururum
Aşkın gemisini düzüp dururum
Arab’ı Acem’i gezip dururum
Derya nedir umman nedir sel nedir
Dört kardaşız bir gömlekte yatarız
Gömlek birdir bir vücuda çatarız
Kendimizi ateşlere atarız
Ateş nedir duman nedir kül nedir
Evveli Muhammed âhiri Ali
Erenler kurdular erkânı yolu
Üç yüz altmış altı servinin dalı
Bahçesinde bülbül nedir gül nedir
Din Muhammed dini, taptuğum tapu
Yıkılır mı Hakk’ın kurduğu yapı
Kırk sekiz bahçedir on iki kapı
Eşiği bekleyen iki kul nedir
Pirimden bir haber geldi duramam
Menzilim ıraktır belki varamam
PİR SULTAN’ım aşkı elden koyamam
Cümlesin vücutta buldum bil nedir
Forum:
Deyiş ve Nefesler
369
Yorum
Yazar:
Zekai
İhlasla Talipsen pirini Hak'la,
Din Muhammed İman ALi değilmi,
İncil,Tevrat,Zebur,Kur'an'ı Yokla,
Din Muhammed,İman ALi Değilmi.
Kur'an da Okunur Ali'nin İsmi,
Doğrunun Dostudur Erkanın Cismi,
Lahmike Lahmı cismike cismi,
Din Muhammed,İman ALi Değilmi.
Matem Aylarında Cekelim Yası,
Oniki İmamların Hası Hulusu,
Hasan İle Hüseyin Dedesi,
Din Muhammed,İman ALi Değilmi.
Derviş Muhammed'im Sevdi Onları,
Alnında Yıldızı balkıyor nuru,
Horasan'dan Gelen erlerin Piri,
Hünkar Hacı Bektaş Veli değilmi.
Din Muhammed İman ALi değilmi,
İncil,Tevrat,Zebur,Kur'an'ı Yokla,
Din Muhammed,İman ALi Değilmi.
Kur'an da Okunur Ali'nin İsmi,
Doğrunun Dostudur Erkanın Cismi,
Lahmike Lahmı cismike cismi,
Din Muhammed,İman ALi Değilmi.
Matem Aylarında Cekelim Yası,
Oniki İmamların Hası Hulusu,
Hasan İle Hüseyin Dedesi,
Din Muhammed,İman ALi Değilmi.
Derviş Muhammed'im Sevdi Onları,
Alnında Yıldızı balkıyor nuru,
Horasan'dan Gelen erlerin Piri,
Hünkar Hacı Bektaş Veli değilmi.
Forum:
Deyiş ve Nefesler
3
Yorum
Yazar:
Zekai
İLHAN SELÇUK'UN SON FETVASI: TÜRBANCILIK SAHTECİLİĞİN TESETTÜRÜDÜR!
09 Ocak 2008 Çarşamba
Cumhuriyet yazarı İlhan Selçuk, Kur'an referanslı türban yazılarına bir yenisini daha ekledi.
İlhan Selçuk/Cumhuriyet
Türbancılık Sahteciliğin Tesettürüdür...
Cumhuriyet yazarı İlhan Selçuk'un 'Kur'an-ı Kerim referanslı' türban yazılarına bir yenisi daha eklendi. Aynı konuda bir süredir yazılar yazan Hürriyet yazarı Özdemir İnce'nin dünkü yazısına da göndermelerde bulunan Selçuk, yine türbanlıları kızdıracak.
KUR'AN HÜKÜMLERİ Mİ CUMHURİYET YASALARI MI?
Türkiye bugün öyle bir noktaya gelmiştir ki halka açık seçik sorulması gerekiyor:
Kuranıkerim'in tümüyle ve bütün buyruklarıyla uygulanmasını istiyor musunuz?..
Evet mi?..
Hayır mı?..
Çünkü ülkemizde Müslümanlık siyasetinin aldatıcı görüntüsü altında, dinciler, büyük bir sahteciliği politika olarak yürütüyorlar...
KUR'AN'I KERİM BİR ANAYASADIR
Kuranıkerim bir anayasadır; kamu hukukunu da özel hukuku da saptayan kuralları düzenler...
Türkiye'nin çağdaşlaşması, uygarlaşması, demokrasiye geçebilmesi için Kuran'ın kimi buyruklarının ve kurallarının yürürlükten kaldırılması gerekiyordu...
Atatürk devrimi budur...
Atatürk'e düşmanlığı çok partili rejimin olanaklarından yararlanarak demokrasi maskesi altında yürütmeye çalışan İslamcı takımı, ülkenin bugün vardığı aşamada açık seçik yanıt vermeye zorlanmalıdır:
Çok mu Müslümandırlar?..
Atatürk devrimleri kadınlara erkekle eşit miras hakkı tanıdı...
Evlilikte erkeğin 'boş ol' diye tek tümceyle kadını boşamasını yürürlükten kaldırdı...
Kadına nafaka hakkı tanıdı..
Kadına oy hakkı sağladı..
Kadının kafasına türbanı geçiren erkek tahakkümünün İslamcılığı, Kuranıkerim'in buyruklarına göre, kadını ikinci sınıf insan mı sayacaktır?.. Yoksa cümle âlemi aptal mı sayıyor?..
*
Atatürk'e düşmanlıkla İslamcı sahtekârlık birlikte, kol kola, el ele yürüyor... Türkiye, dincilerin toplumu, halkı, ulusu, kutsal İslamı kullanarak kim vurduya getirmesine olanak tanımayacak...
Bunun içindir ki Kuranıkerim'i açık seçik öğrenmek ve öğretmek İslamcıların sahteciliğini ortaya çıkarmak için en gerçekçi ve doğru yöntemdir.
09 Ocak 2008 Çarşamba
Cumhuriyet yazarı İlhan Selçuk, Kur'an referanslı türban yazılarına bir yenisini daha ekledi.
İlhan Selçuk/Cumhuriyet
Türbancılık Sahteciliğin Tesettürüdür...
Cumhuriyet yazarı İlhan Selçuk'un 'Kur'an-ı Kerim referanslı' türban yazılarına bir yenisi daha eklendi. Aynı konuda bir süredir yazılar yazan Hürriyet yazarı Özdemir İnce'nin dünkü yazısına da göndermelerde bulunan Selçuk, yine türbanlıları kızdıracak.
KUR'AN HÜKÜMLERİ Mİ CUMHURİYET YASALARI MI?
Türkiye bugün öyle bir noktaya gelmiştir ki halka açık seçik sorulması gerekiyor:
Kuranıkerim'in tümüyle ve bütün buyruklarıyla uygulanmasını istiyor musunuz?..
Evet mi?..
Hayır mı?..
Çünkü ülkemizde Müslümanlık siyasetinin aldatıcı görüntüsü altında, dinciler, büyük bir sahteciliği politika olarak yürütüyorlar...
KUR'AN'I KERİM BİR ANAYASADIR
Kuranıkerim bir anayasadır; kamu hukukunu da özel hukuku da saptayan kuralları düzenler...
Türkiye'nin çağdaşlaşması, uygarlaşması, demokrasiye geçebilmesi için Kuran'ın kimi buyruklarının ve kurallarının yürürlükten kaldırılması gerekiyordu...
Atatürk devrimi budur...
Atatürk'e düşmanlığı çok partili rejimin olanaklarından yararlanarak demokrasi maskesi altında yürütmeye çalışan İslamcı takımı, ülkenin bugün vardığı aşamada açık seçik yanıt vermeye zorlanmalıdır:
Çok mu Müslümandırlar?..
Atatürk devrimleri kadınlara erkekle eşit miras hakkı tanıdı...
Evlilikte erkeğin 'boş ol' diye tek tümceyle kadını boşamasını yürürlükten kaldırdı...
Kadına nafaka hakkı tanıdı..
Kadına oy hakkı sağladı..
Kadının kafasına türbanı geçiren erkek tahakkümünün İslamcılığı, Kuranıkerim'in buyruklarına göre, kadını ikinci sınıf insan mı sayacaktır?.. Yoksa cümle âlemi aptal mı sayıyor?..
*
Atatürk'e düşmanlıkla İslamcı sahtekârlık birlikte, kol kola, el ele yürüyor... Türkiye, dincilerin toplumu, halkı, ulusu, kutsal İslamı kullanarak kim vurduya getirmesine olanak tanımayacak...
Bunun içindir ki Kuranıkerim'i açık seçik öğrenmek ve öğretmek İslamcıların sahteciliğini ortaya çıkarmak için en gerçekçi ve doğru yöntemdir.
Forum:
Güncel Olaylar
4
Yorum
Yazar:
Zekai
9 Ocak
1937 - Atatürk'ün, saat 16.00'da trenle Ankara'dan İstanbul'a hareketi, Eskişehir'de trenden inerek Orduevi'ni ziyareti, daha sonra trene dönüşü.
1936 - Dil, Tarih ve Coğrafya Okulu Ankara'da Atatürk'ün de katıldığı bir törenle öğretime başladı.
Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'nin açılışı, ilk ders Prof. Afet İnan tarafından verilmiştir.
Atatürk'ün, Ankara Halkevi salonunda "Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinin açılış törenini izlemesi (Açılış konuşmasını Millî Eğitim Bakanı Saffet Arıkan yapmış, ilk dersi Afet (İnan) vermiştir.
Atatürk'e suikast hazırlamak suçundan sanık 8 kişinin Ankara Ağır Ceza Mahkemesi'nde duruşmalarının başlaması (Sanıklar, 17 Şubat 1936 günü delil yetersizliği sebebiyle beraat ettiklerinden serbest bırakılmışlardır).
1935 - Atatürk'ün, öğleye doğru Marmara Köşkü'ne gidişi, daha sonra Anadolu Kulübü'ne gelişi ve geç saatlerde Çankaya'ya dönüşü.
1934 - Atatürk'ün, Çankaya'da Macar Elçisi Michel Yungerth Arnöthy'nin güven mektubunu, Romanya Elçisi Jean P. Carp'ın da veda mektubunu kabulü.
1932 - Atatürk'ün, yeni Cumhurbaşkanlığı binasını gezmesi, saat 15.00'de otomobille şehirde bir gezinti yaparak Rasim Ferit (Talay) ve Kılıç Ali Beylerin evlerine uğradıktan sonra akşam Çankaya'ya dönüşü.
1925 - Atatürk'ün, Konya'da "Musul Tetkik Heyeti"ni kabulü ve görüşmesi.
1924 - Atatürk'ün, İzmir'de Belediye'yi ziyareti, ilgililerle görüşmesi.
1922 - Atatürk'ün, Fevkalâde Harp Encümeni kurulmasıyla ilgili kanun teklifi nedeniyle Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin gizli oturumunda konuşması: "...Şunu açıkça söylemek istiyorum ki, gerçekten böyle bir fevkalâde encümenin sizin arzu ettiğiniz şeyleri yapacağına ben emin değilim. Yapılmış ve yapılacak olan işleri görmek için bunun kurulmasına taraftarım. Bu encümen de görecektir ki, azamî derecede yapılacak iş, ancak yapılabilen işlerden ibarettir. Bunu görecekler ve Yüksek Heyetinizi bu suretle tatmin edeceklerdir."
Atatürk'ün, "New York Times" muhabiri Clair Price'ı Ankara'da kabulü. [Kocatürk]
1921 - I. İnönü Savaşı başladı. (6 -10 Ocak 1921)
Yunan kuvvetleri ilerlemeye devam ederek Bozöyük önlerinden İnönü'ye kadar geldi. Bilecik ve Bozüyük'ün Yunanlılar tarafından işgali.
Yunanlıların İnönü mevzilerinde taarruza başlaması ve Batı cephesi ordularıyla şiddetli çatışmalar olması.
1920 - Kuvay-i Milliye'ci Yahya Kaptan Gebze'de, İstanbul Hükümetinin adamlarınca öldürüldü.
Atatürk'ün, Yunanlıların resmî veya gayriresmî, Aydın Vilâyeti'nin kendilerine bağladığını ilân ihtimaline karşı "Yunanlıları memleketten çıkarmak için uygulanacak plan" hakkında komutanlara gizli telgrafı.
Atatürk'ün, İstanbul'da toplanacak meclis için milletvekillerinin, görüşmek üzere Ankara'ya gitmelerinin tehirini isteyen bir grup milletvekiline, Harbiye Nazın Cemal Paşa aracılığıyla cevap telgrafı: "Ankara'ya gelmenin yanlış yorumlara uğrayacağına dair, Harbiye Nazırı Paşa aracılığıyla bildirilen görüşlerinizi öğrendik. Mesele vatan ve milletin hayatıyla ilgilidir. Millî Meclisle, millî örgüte dayalı kuvvetli bir grup oluşturulmaz ve Sivas Kongresi'yle milletin cihana ilhan ettiği kararlar, Meclisin büyük çoğunluğu tarafından bir inanç ve ilke olarak kabul edilmezse, millî hizmetimizin temin edeceği başarı boşa gider. Memleket bir felâkete maruz kalabilir. Bu nedenle bir takım vatansız ve dinsizlerin propagandaları, bizim için uyulacak bir kural olamaz. Gaye, milletin ve vatanın kurtuluşudur. Bir iki gün için Ankara'ya gelişleriyle karşılıklı görüşme ve işbirliği yapılması bizce pek önemlidir."
Atatürk'ün Erzurum'dan milletvekili seçilmesi nedeniyle Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Erzurum Merkez Heyeti'ne teşekkür telgrafı: "Erzurum halkı muhterem hemşehrilerim tarafından gösterilen yakınlık, sevgi ve güvene teşekkürü görev sayarım."
1918 - İlk, Brest-Litovsk antlaşması (Orta Avrupa imparatorlukları ve Ukrayna)
Alman-Rus görüşmelerinin kesilmesi.
Türk ordusunun Doğu Anadolu'da ilerlemeye başlaması.
Trabzon'un geri alınması.
1916 - Müttefikler'in Seddülbahir'i tahliyesi. İngiliz birliklerinin Gelibolu'dan çekilmeleri.
İngilizlerin, Seddülbahir bölgesinden de çekilmeleri (İngilizler daha önce 19/20 Aralık 1915 gecesi Anafartalar-Arıburnu bölgesinden çekilmişlerdi).
I. Dünya Savaşı, Gelibolu Yarımadası:
Mustafa Kemal önderliğindeki Türk Ordusu tüm cephelerde savaşı kazanmış ve 9 Ocak 1916 tarihinde İttifak Devletleri Gelibolu Yarımadası'ndan tamamen çıkartılmıştır.
5. Ordu Komutanı Mareşal Liman von Sanders'in -İngilizlerin Gelibolu yarımadasından çekilip gitmeleri üzerine- sabah 8.45'de Alçıtepe'den Başkomutanlık Vekâleti'ne telgrafı: "Tanrı'ya şükür, Gelibolu yarımadası tamamen düşmandan temizlenmiştir.
1937 - Atatürk'ün, saat 16.00'da trenle Ankara'dan İstanbul'a hareketi, Eskişehir'de trenden inerek Orduevi'ni ziyareti, daha sonra trene dönüşü.
1936 - Dil, Tarih ve Coğrafya Okulu Ankara'da Atatürk'ün de katıldığı bir törenle öğretime başladı.
Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'nin açılışı, ilk ders Prof. Afet İnan tarafından verilmiştir.
Atatürk'ün, Ankara Halkevi salonunda "Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinin açılış törenini izlemesi (Açılış konuşmasını Millî Eğitim Bakanı Saffet Arıkan yapmış, ilk dersi Afet (İnan) vermiştir.
Atatürk'e suikast hazırlamak suçundan sanık 8 kişinin Ankara Ağır Ceza Mahkemesi'nde duruşmalarının başlaması (Sanıklar, 17 Şubat 1936 günü delil yetersizliği sebebiyle beraat ettiklerinden serbest bırakılmışlardır).
1935 - Atatürk'ün, öğleye doğru Marmara Köşkü'ne gidişi, daha sonra Anadolu Kulübü'ne gelişi ve geç saatlerde Çankaya'ya dönüşü.
1934 - Atatürk'ün, Çankaya'da Macar Elçisi Michel Yungerth Arnöthy'nin güven mektubunu, Romanya Elçisi Jean P. Carp'ın da veda mektubunu kabulü.
1932 - Atatürk'ün, yeni Cumhurbaşkanlığı binasını gezmesi, saat 15.00'de otomobille şehirde bir gezinti yaparak Rasim Ferit (Talay) ve Kılıç Ali Beylerin evlerine uğradıktan sonra akşam Çankaya'ya dönüşü.
1925 - Atatürk'ün, Konya'da "Musul Tetkik Heyeti"ni kabulü ve görüşmesi.
1924 - Atatürk'ün, İzmir'de Belediye'yi ziyareti, ilgililerle görüşmesi.
1922 - Atatürk'ün, Fevkalâde Harp Encümeni kurulmasıyla ilgili kanun teklifi nedeniyle Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin gizli oturumunda konuşması: "...Şunu açıkça söylemek istiyorum ki, gerçekten böyle bir fevkalâde encümenin sizin arzu ettiğiniz şeyleri yapacağına ben emin değilim. Yapılmış ve yapılacak olan işleri görmek için bunun kurulmasına taraftarım. Bu encümen de görecektir ki, azamî derecede yapılacak iş, ancak yapılabilen işlerden ibarettir. Bunu görecekler ve Yüksek Heyetinizi bu suretle tatmin edeceklerdir."
Atatürk'ün, "New York Times" muhabiri Clair Price'ı Ankara'da kabulü. [Kocatürk]
1921 - I. İnönü Savaşı başladı. (6 -10 Ocak 1921)
Yunan kuvvetleri ilerlemeye devam ederek Bozöyük önlerinden İnönü'ye kadar geldi. Bilecik ve Bozüyük'ün Yunanlılar tarafından işgali.
Yunanlıların İnönü mevzilerinde taarruza başlaması ve Batı cephesi ordularıyla şiddetli çatışmalar olması.
1920 - Kuvay-i Milliye'ci Yahya Kaptan Gebze'de, İstanbul Hükümetinin adamlarınca öldürüldü.
Atatürk'ün, Yunanlıların resmî veya gayriresmî, Aydın Vilâyeti'nin kendilerine bağladığını ilân ihtimaline karşı "Yunanlıları memleketten çıkarmak için uygulanacak plan" hakkında komutanlara gizli telgrafı.
Atatürk'ün, İstanbul'da toplanacak meclis için milletvekillerinin, görüşmek üzere Ankara'ya gitmelerinin tehirini isteyen bir grup milletvekiline, Harbiye Nazın Cemal Paşa aracılığıyla cevap telgrafı: "Ankara'ya gelmenin yanlış yorumlara uğrayacağına dair, Harbiye Nazırı Paşa aracılığıyla bildirilen görüşlerinizi öğrendik. Mesele vatan ve milletin hayatıyla ilgilidir. Millî Meclisle, millî örgüte dayalı kuvvetli bir grup oluşturulmaz ve Sivas Kongresi'yle milletin cihana ilhan ettiği kararlar, Meclisin büyük çoğunluğu tarafından bir inanç ve ilke olarak kabul edilmezse, millî hizmetimizin temin edeceği başarı boşa gider. Memleket bir felâkete maruz kalabilir. Bu nedenle bir takım vatansız ve dinsizlerin propagandaları, bizim için uyulacak bir kural olamaz. Gaye, milletin ve vatanın kurtuluşudur. Bir iki gün için Ankara'ya gelişleriyle karşılıklı görüşme ve işbirliği yapılması bizce pek önemlidir."
Atatürk'ün Erzurum'dan milletvekili seçilmesi nedeniyle Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Erzurum Merkez Heyeti'ne teşekkür telgrafı: "Erzurum halkı muhterem hemşehrilerim tarafından gösterilen yakınlık, sevgi ve güvene teşekkürü görev sayarım."
1918 - İlk, Brest-Litovsk antlaşması (Orta Avrupa imparatorlukları ve Ukrayna)
Alman-Rus görüşmelerinin kesilmesi.
Türk ordusunun Doğu Anadolu'da ilerlemeye başlaması.
Trabzon'un geri alınması.
1916 - Müttefikler'in Seddülbahir'i tahliyesi. İngiliz birliklerinin Gelibolu'dan çekilmeleri.
İngilizlerin, Seddülbahir bölgesinden de çekilmeleri (İngilizler daha önce 19/20 Aralık 1915 gecesi Anafartalar-Arıburnu bölgesinden çekilmişlerdi).
I. Dünya Savaşı, Gelibolu Yarımadası:
Mustafa Kemal önderliğindeki Türk Ordusu tüm cephelerde savaşı kazanmış ve 9 Ocak 1916 tarihinde İttifak Devletleri Gelibolu Yarımadası'ndan tamamen çıkartılmıştır.
5. Ordu Komutanı Mareşal Liman von Sanders'in -İngilizlerin Gelibolu yarımadasından çekilip gitmeleri üzerine- sabah 8.45'de Alçıtepe'den Başkomutanlık Vekâleti'ne telgrafı: "Tanrı'ya şükür, Gelibolu yarımadası tamamen düşmandan temizlenmiştir.
Forum:
Atatürk ve Ulusal Mücadele
62
Yorum
Yazar:
T U N Ç
![[Resim: ADTL.jpg]](http://www.jurnalturk.com/foto/ADTL.jpg)
Atatürk’ün ‘Alevi’ olduğu, ölmeseydi Alevilere haklarını vereceği şayialarının yanı sıra Durumu abartıp Atatürk’ü neredeyse ’13. İmam’ mertebesinde gören Aleviler bile var.
Taraf Gazetesi'nden Cafer Solgun'un hazırladığı 'Aleviler'in Cumhuriyet ve Laiklikle İmtihanı' adlı yazı dizisinde ilginç saptamalar yer aldı
Bunlardan en iddialısı Atatürk'ün 13. İmam olduğu inancı, diğeri ise Alevi Dedesinin Alevi genç kızların da yakında türbana ve kara çarşafa gireceği endişesi...
İşte Cafer Solgun'un yazı disinin sunuş bölümü ve ilginç görüşler:
"KONU NEYDİ?
Muharrem Dede’nin, duvarlarını 12 İmam resimleri, Atatürk büstü ve Türk bayraklarının süslediği makamında, söyleşiden önce biraz sohbet etme imkanımız oldu. Elazığlı olduğunu söyledi. Benim Dersim, Ovacık’lı olduğumu öğrendiğinde ise, “aslen ben de Ovacık’lıyım” dedi. Bunu neden baştan söylemeyişini, “çok eskiden ailesinin Elazığ’a göç etmesine” bağladı. Hemen ardından, “Dersimli olunca başka şeyler düşünüyorlar” diyerek güldü. Muharrem Dede ile görüşmemiz, aklıma geçen yıl, o zaman çalıştığım bir TV kanalı için haber yapmaya gittiğim Gazi Mahallesi’ndeki cem evinin dedesini getirdi.
İstanbul İdare Mahkemesi, bir Alevi yurttaşın başvurusu üzerine, bütün Alevi velilerine emsal teşkil edecek önemli bir karar vermiş ve “eğer istemiyorsa din dersine girmeyebilir” demişti. (Valilik sonradan bu kararı tecil etti.) Gazi Cem Evi dedesinden bu durumu değerlendirmesini istemiştim. Ben dedenin “bu kararın alınmasında geç bile kalınmıştır, hemen bu yönde gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır” şeklinde görüşler beyan edeceğini düşünürken, o, dönemin cumhurbaşkanına hiç ilgisi yokken övgüler düzmeye başladı. Sonra uzunca bir Atatürk güzellemesi yaptı. Bazı Alevilerin Atatürk’ü neredeyse “13. İmam” mertebesinde gördüklerini de biliyordum. Acıklı bir durumdu. Zorunlu din dersi uygulamasını getiren 12 Eylül askeri cuntası idi. Ama yine de “Allah devletimize, ordumuza zeval vermesin” durumu söz konusu idi.
Gazi Cem Evi’nden çıktığımda, kapıda “devrimciler” vardı. Onlar da görüşlerini söylemek istediler. Biri cebinden çıkardığı bir broşürden, içerisinde bolca “emperyalizm, neo-liberalizm” kavramları geçen cümleler okumaya çalıştı. “Devrimciler” bir telden, dede bir başka telden çalınca, çareyi sokaktan insanların görüşlerini almakta bulmuştum. Konuyla ilgili konuşanlar da sadece onlar olmuştu zaten. Alevilerin cem evlerinin “ibadethane” olarak kabul edilmesini talep etmesi ne denli doğru ve haklı ise, cem evi ve dedelerimizin mevcut durumunu neden ve sonuçlarıyla birlikte sorgulamaları da, bir o kadar Aleviler açısından ertelenemez bir ihtiyaç…"
Gelelim yazı dizisinde bugün yer verilen görüşlerden bazılarına:
“AZİZ ATATÜRK’ÜMÜZ YAŞASAYDI…”
VELİ AKSOY: Şahulu Suyltan Vakfı Dedesi
Cumhuriyet, Aleviler için, kim için olursa olsun, ulusal bir devlettir. Aziz Atatürk’ümüz bizlere cumhuriyeti kurdu, güzel bir yaşam tarzı bıraktı. Tabii kanunlar, yasalar çıktı. Herkese haklarını veren bir anayasamız var. Anayasa diyor ki, herkes inancında, ibadetinde hürdür, kimse kimseyi inancından ötürü kınayamaz. Ama her nedense bu yasa yürürlüğe girerek Alevi inancına taraftar olmadı. Hatta parlamenterler de tartışmışlardır. Bir sonuç elde edilemedi… Aleviler camiye gitmediler. Hangi hükümet gelse, tabii ‘Alevi’ diyen olmuştur, ama hakları verilmedi. Günümüze kadar çok partiler geldi geçti. DP’den bu yana devam ediyor. Ben yaşadım bunları. Hiçbiri Alevilere haklarını vermedi, ‘ibadetini yap’ demedi. Her kul, Allaha giden yolu kendi seçer. Bu yol ne camiden, ne kiliseden, ne havradan, ne cem evinden geçer. Ama Aleviler bugün cem evlerini açarak, bu dünyada hesabını veriyor.
Tabii devlet bu kanunu çıkardı Cumhuriyet devrinde, tekke ve zaviyelerin kapatılması için. O zaman Nakşiler vardı, Osmanlıdan kalan birçok tarikat vardı. Bunlar da yaşamıyor artık; o zaman kapatıldı. Aziz Atatürk’ümüz bu konuda ‘seninkini kapattım, Alevilerinkini açık tutacağım’ demedi. Ama son zamanlarında, hasta yatağında şöyle bir ifade buyuruyor, diyor ki; ‘Aleviler siz kendinizi hazırlayın, Hacı Bektaş dergahını açmak için parlamenterle konuşacağım, haklarınızı vereceğim’. Ama ne yazık ki Hatay olayları, kendisinin hastalığı buna imkan vermemiştir.
Aleviler, laiklik
Tabii, Atatürk’ten bu yana bir laiklik tanımı yok. Laiklik demek cumhuriyetçilik demektir. Herkes ibadetinde hürdür. Ama ne yazık ki gelen hükümetler bunu engellemiştir. Örneğin din dersleri sadece imam-ı Adem mezhebi üzerinedir. Yani hiçbir mezhebin görüşleri okunmadan, Diyanet kendi müfredatına göre veriyor. Alevi çocukları asimile edilmek isteniyor. Okullarda bunu yapıyorlar. Biz diyoruz ki kendi müfredatımızı kendimiz koyarak ya da ailesi içinde eğitim alınırsa, din dersinden daha fazla güzellik getirir. Ama kabul edilmiyor. Bunların hiçbiri din dersi değil. Din dersi demek, Hz. Muhammed’in yaşadığı günün dersini vermektir. Namazdır, oruçtur, hacdır, şudur-budur değil. Bunlar hükümetlerin getirdiği bir düzenden ibarettir.
Almanya’daki dizi film, Alevilere büyük bir hakarettir. Cumhuriyet olmazsa, laiklik olmazsa, bu mu olsun? Bunun için haykırıyoruz. Reha Çamuroğlu’nun Muharrem iftarı var. Başbakan da gelecekmiş. Bunlar Alevileri asimile etmekten başka bir şeye yaramaz.
‘Açılım’ın sesi hoş, ama…
Sesi hoş geliyor. Sevgili Reha Çamuroğlu’nun bu hareketi sevindirici, ama inandırıcı olmuyor. Başbakan’ın ayrı bir toplantı yaparak Alevilerin haklarını kamuoyu önünde açıklaması gerekir. Yoksa oruç açmakla olmaz. Fikrinize katılmamak (konferans-bn.) mümkün değil. Haklar-hukuklar makul seviyeye getirilmeli. Ama Alevilerin de kendi içinde, barış içinde birleşmeleri gerekiyor. Ama her yerden bir ses çıkarsa, toplumu rencide eder. Konferans yapılmalı, makul istekler de devletin önüne konur. Mantıklıdır.
Partiler ve politika
Partiler, malumunuz, politiktir. İnönü’ye soruyorlar, bu politika nedir diye, diyor ki, ‘Yunanca bir terimdir. Yalanı çok doğruca inandırmaktır’. Siyasi partilerin Alevilere şirin görünmeleri, oy kapmak içindir. Bir de Türk-Kürt diyorlar. Hepimiz Ali’nin sancağı altındayız. Bizde Türk-Kürt zihniyeti, ayrımcılık yok.”
MUHARREM DEDE’NİN KORKUSU: ALEVİLER BU GİDİŞLE KARA ÇARŞAFA GİRECEKLER
MUHARREM ERCAN: Şahkulu Sultan Vakfı Dedesi
Burası Türkiye’de kurulmuş olan ilk Alevi dergahıdır. 1969da kurulmuş. Türkiye’nin her yarinden Aleviler ziyarete gelirler. Tarih boyunca Emevi, Abbasi, Osmanlı saltanatında baskı gördük. Türkiye Cumhuriyeti döneminde laiklik geldi. Diyanet tarikatlara karşı kuruldu, ama sonradan sadece Hanefilere hizmet etti. 130 bin kadrosu var, ama bir tane Alevi-Bektaşi bulamazsın. Her dönemde TV’lere çıkıp “kardeşiz” derler, ama iş icraata gelince, bir şey yok. Söylemek kolay, ama icraat önemli. Demirel de cumhurbaşkanı iken Hacı Bektaş’ı ziyaret etmiş ve ‘siz bizim birinci vatandaşımızsınız’ demişti. Ama gerisi gelmedi. Ben Reha Çamuroğlu’nun sırrına eremedim. Eskiden ‘yoldaş’tı, şimdi ise Alevileri AKP’nin arka bahçesi yapmak istiyor. Ben onun ‘vazifeli’ olduğunu düşünüyorum. Ama Alevi toplumu cahil değil. Onların peşinden gitmez. Böyleleri de çıkar, ama benim, bizim paraya pula ihtiyacımız yok. Alevileri asimile etmek istiyorlar
Önce Hacı Bektaş’ı Alevilere verin
Aleviliğin tanımlanması lazım. Alevilik ayrı bir din, mezhep değil. Biz İslamız. Onun bir koluyuz. Bizim ibadetimiz, Ehlibeyt’in yoludur. Onlarınki Muaviye’nin, Yezid’in fetvalarının yoludur. Kitapta 5 vakit namaz yok, ramazan orucu yok. O dönemde hükümdarlık onlarda. Mezhepler de yoktu önceleri.Abbasilerde ortaya çıktı. Alevi yurttaşlarımızın katıldığı Hacı Bektaşi Veli, hala Alevilere verilmemiştir. Orası Müzeler müdürlüğünün emri altında. Öncelikle cem evlerinin Hacı Bektaşi Veli dergahının bize teslim edilmesi lazım. Zorunlu din derslerinin kaldırılması lazım. Baskı illa vurmak kırmak değil. Düşünceler üzerinde baskı kuruluyor. Çocuklarımız okuldan gelip bize ‘din dersi öğretmeni öyle söylemiyor’ diyerek sorular soruyor. Biz camiye karşı değiliz, onlar da bize karşı olmasınlar.
Diyanet işlerinin kuruşu tarikatların önünü kapatmak içindi. Şimdi tarikatçılara hizmet ediyor, Hizbullahçıları savunan kadroları var, rejimi değiştirmek isteyenler var. Her inanç kendi masraflarını karşılasın, nasıl biz yıllardır kendi masraflarımızı kendimiz karşılıyorsak camilere de öyle yapılsın. Kadrolaşma var. Ben de vatanın öz evladıyım, bizim vergilerlimizle onların maaşları ödeniyor. 30 bin kadro da bize versinler. Diyanetin bütçesi kaç tane bakanlıktan fazla, bir de diyanet vakfı var. Trilyonlarca bütçesi var. Ekonomisi kuvvetli. Biz de o güç yok. Ama Alevilere para verilmesini de istemiyoruz, kimine verecek, kimine vermeyecekler Alevileri böyle yaparak birbirine düşürecekler. Biz zorunlu din derslerin kaldırılmasını, diyanetin eğer kaldırılmıyorsa özerk hale getirilmesini istiyoruz. Bu yasal düzenlemeleri çıkarmaları bir günlük iş. Cem evlerini de tanısınlar.
Türkiye laik mi, değil mi?
Düzen laik değil. Diyaneti istemiyoruz aslında. Ahmet Necdet Sezer şanstı. Diyanet cemaatlere karşı kurulmuştu. Biz cemaat değiliz. Ama Türkiye o aşamaya gelmemiş, özerk olsun o zaman. Haklısın, bir çelişki var. Ama Doğu Anadolu’da töre olayları var, bunları da unutmamak lazım. Ama diyanetten maaş alıp siyasal İslamcılık yapacak, biz bunu kabul etmiyoruz…. Alevi toplumu şeriata da darbelere de karşıdır. Ama gücümüz yetmiyor. Bir olmazsak diri de olamayız.
Alevilerin geleceği
Biz olmayız, her toplum birlik olur, biz olmayız. Mesela Nurcusu, Fetullahçısı gereğinde birleşiyor, ama bizde herkes akıllı, herkes her şeyi biliyor, öyle olunca kimse kimseyi dinlemiyor. Tıkanıp kalıyoruz, keşke herkes sizin dediğiniz gibi düşünse, bir araya gelip toplansak. Maalesef içimizde Hızır paşalar var. 100 tane dernek var. Bunlar tabanla alakası olmayan dernekler, Ehlibeyt Vakfı bilmem ne. Çoğu tabela derneği. Federasyon da oluyorlar. Alevi toplumu adına geleceğimizi aydınlık görmüyorum. Alevilik İslam dışı diyenler de çıktı. Tüm Alevi kuruluşları bir olalım desek, kimse olmuyor. Kendi sorunlarımızı içimizde çözemiyoruz. Alevi gençlerimiz yakında türbana da, kara çarşafa da girer bu gidişle, Ramazan orucu da tutarlar. 12 imamda eğlence yapanlar da oluyor (TARAF GAZETESİ-HABER7)
09.01.2008 - 19:39
Sevgili arkadaşlar,
tarihin hiçbir döneminde Alevi insanları üzerine, bu kadar açık ve fütursuzca oyunlar oynanmadı. Görüldüğü üzere Aleviliğin bütün kutsallarına dört bir yandan saldırılıyor ve dejenere edilmeye çalışılıyor.
Önce bir kesim Hz.Ali'nin Alevilikteki pozisyonunu tartışmaya açtı; şimdi de Atatürk'ün Alevi toplumundaki yeri konusunda Alevi insanlarının kafaları karıştırılmaya çalışılmaktadır.
Sağduyulu, bilinçli ve uyanık olunmalıdır.
Forum:
Alevi Haber
3
Yorum
Yazar:
Bilim
Böyle eşsiz bir siteye üye olmaktan onur duyarım.
Site yöneticilerimizin sitenin ismine yakışır şekilde dürüst, tarafsız hareket edeceğine inancım tamdır.
Erleri, Pirleri, "Gerçekleri"yle daha Fransız İhtilalinden yüzyıllar önce insan hakları kavramını yalnızca ortaya koymayıp uygulayan, insan haklarının beşiği, insanlığın "yüzakı" olan Alevilik, aslıyla ortaya konulsun, onu yaratan gerçeklerin dilinden özünü bulsun...
Canlar Merhaba!!!
Site yöneticilerimizin sitenin ismine yakışır şekilde dürüst, tarafsız hareket edeceğine inancım tamdır.
Erleri, Pirleri, "Gerçekleri"yle daha Fransız İhtilalinden yüzyıllar önce insan hakları kavramını yalnızca ortaya koymayıp uygulayan, insan haklarının beşiği, insanlığın "yüzakı" olan Alevilik, aslıyla ortaya konulsun, onu yaratan gerçeklerin dilinden özünü bulsun...
Canlar Merhaba!!!
Yazar:
Mahir B.
Yazan güzel yazmış, besteleyen güzel bestelemiş valla ne diyelim, ortaya güzel bir çalışma çıkmış:
Olur mu cahil olur mu Hasan Hüseyin Ölür mü?
Hülya bozkaya - deyiş
Olur mu cahil olur mu Hasan Hüseyin Ölür mü?
Hülya bozkaya - deyiş
Forum:
Resim ve Videolar
7
Yorum
Yazar:
Zekai
Ali'ye şirk Koşanlar Kafirdir.
Kün!" deyince var eyledi on sekiz bin alemi
Hem yazandır, hem bozandır, levhi mahfuz kalemi
Külli dertlerin dermanı, yaraların melhemi
Hem sakidir, hem bakidir nur – u Rahman’ım Ali
Yetiş carımıza kurtar medet mürvet ya Ali
Şah-ı Merdan cûşa geldi, sırrın aşikar eyledi:
"Yağmuru yağdıran benim" deyi Ömer´e söyledi
Ol demde şimşek balkıyıp yedi sema gürledi
Hem sakidir, hem bakidir nur-ı Rahman´ın Ali
Yetiş carımıza kurtar meded mürüvvet ya Ali
Adem vardı Hak Muhammed katına dedi: "eyle beyan,
Hz. Ali midir ol arşa gürleyan,
çarh-ı gerdunun elinden sırr-ı hikmet eyleyen?"
Hak Muhammed buyurdu ki: "Yektir Ali, bir" dedi
"Hem evveli, hem ahiri, her şeye kadir" dedi
Ali´ye şirk koşanlar mutlaka kafir" dedi
Kün!" deyince var eyledi on sekiz bin alemi
Hem yazandır, hem bozandır, levhi mahfuz kalemi
Külli dertlerin dermanı, yaraların melhemi
Hem sakidir, hem bakidir nur – u Rahman’ım Ali
Yetiş carımıza kurtar medet mürvet ya Ali
Şah-ı Merdan cûşa geldi, sırrın aşikar eyledi:
"Yağmuru yağdıran benim" deyi Ömer´e söyledi
Ol demde şimşek balkıyıp yedi sema gürledi
Hem sakidir, hem bakidir nur-ı Rahman´ın Ali
Yetiş carımıza kurtar meded mürüvvet ya Ali
Adem vardı Hak Muhammed katına dedi: "eyle beyan,
Hz. Ali midir ol arşa gürleyan,
çarh-ı gerdunun elinden sırr-ı hikmet eyleyen?"
Hak Muhammed buyurdu ki: "Yektir Ali, bir" dedi
"Hem evveli, hem ahiri, her şeye kadir" dedi
Ali´ye şirk koşanlar mutlaka kafir" dedi
Forum:
Deyiş ve Nefesler
8
Yorum
Yazar:
donanma44
"Muhammed Mustafa’nın dördüncü amcası Halil Peygamberdir. Halil Peygamber’in nesli şöyle töremiştir. Mübarek üç defa evlenmiş üçünden de çocuğu doğmamıştır.
Peygamberler içinde bu mübarek Çok zengin ve varlıklı olandır. Diğerlerinden ayrıcalığı budur üç nişanının adları sırası ile şöyledir: Birincisi Kamer Ana, ikincisi Şemsi Ana, üçüncüsü Elif Ana'dır. Üçüncü nişanı Elif Ana, Hz. Ali’nin halasıdır. Halil Peygamber’in mal varlığı deve ve koyun sürüsüdür. Koyunlarının çobanı ise Musa Peygamber’dir, Musa Peygamber Halil Peygamberin kardeşi eytullah’ın oğludur.
![[Resim: kurban-bayramı-zöhre-ana.jpg]](https://www.zohreanaforum.com/uploads/2024/kurban-bayramı-zöhre-ana.jpg)
HALİL PEYGAMBER VE KURBAN BAYRAMININ ANLATIMI
Halil peygamber’in uzun bir zaman çocuğu olmadığı için Arafat dağının yüzeyine çıkar orada sarı bir taşın Üzerinde Allah’a yalvarır, dua eder gözyaşı döker dönermiş.
Allah’ım bana bir oğlan ver, sen yüzümü güldür, kör ocağımı yaktır, onu yedi sene bana sevdir. Yedisinden sonra hakka kurban edeyim diye dılek tutarmış.
"Bir oğlan ver sen yüzüm güldür
Yedi sene sen onu sevdir
kör ocağım yaktır
Yedi yaşından sonra sen Hakka kurban verdir."
Bu dua ve yalvarışları Allah tarafından kabul edilmiş ve rüyasında Bozatlı Hızır şöyle demiş:
"Ya Halil Arafat Dağ’ındaki ettiğin dualar kabul edilmiştir. Senin bir oğlun olacak adı İsmail konacak ruhu Abdullah’ın ruhu olacak kör ocağını yakacak ancak onu yedisinde bıçağa yatırıp Hakka kurban edeceksin, çünkü dileğini böyle diledin der ve rüyanı kimseye deme yalnız Ak olukta suya anlat der. Bu rüyanın üstüne Halil Peygamber yerinden kalkar eline su güğümünü alarak doğru pınara giderek abdest’ini alır selafatını getirir suya rüyasını söyler. Suya söylemesinin nedeni ise ’Suyun büyüklüğü mürşit’tir. Mürşit Ali’dir. Hayır ola, hayırlar karşı çıka bugün Ben Muhammed Mustafa Bozatlı Hızırı gördüm bana bir oğlun olacak ruhu Abdullah’ın ruhu olacak adı İsmail konacak, kör ocağını yakacak yedisinden sonra Hakka kurban edilecek’ dedi. Bunun karşılığını beklerim deyince kırmızı bir cennet elması gelerek güğüme düştü, niyaz vererek elmayı alıp evine döndü, sabah kahvaltısından sonra hiç bir şeyi anlatmadan üçüncü karısı Elif Ana’ya kalk güğümdeki elmayı al getir dedi ve bu elmayı dört parçaya bölüp hak lokması diyerek paylaştırdı.
İlk Önce büyük karısı Kamer’e uzattı o elmayı kabuğunu soyda ver dedi. Sıra ikinci karısı Şemsi’ye gelmişti oda karnını yarda ver yani Çekirdeklerini al dedi, üçüncü karısı Elif Ana ise elmayı hiç bir şey demeden alıp yedi.
Halil Peygamber bir hafta sonra perşembe sabahı yerinden kalkıp rüyasını yeni görmüş gibi sofra başında anlattı. ’Ben bugün Muhammed’i gördüm, senin bir oğlun olacak adı İsmail konacak ruhu Abdullah’ın ruhu olacak kör ocağını yakacak yedi yaşında Hakka kurban edilecek’ dedi. O zaman üçüncü karısı Elif Ana sevinçle yerinden kalkarak, ’Ya Halil o Çocuk benden ben vereceğim sana, kökü senden dalı benden İsmail benden doğacak dedi’ O zaman büyük kuması Kamer ve katırancanın kızı ne olacak dedi, ikinci kuması Şemsi Ana kör ocağın bumu yakacak diye ses ettiler.
Bu olaydan kırk gün sonra yediği elmadan Elif Ana hamile kaldı dokuz ay bittikten sonra dokuz gün daha geçti. Bu süre içerisinde Elif Ana’ya saygı ve hürmet ederek İsmail’in doğumunu beklediler. Nisan ayının on beşinde perşembe gecesi üç anneleri ekmek yaparken Elif Ana’nın sancısı tuttu o zaman Halil peygamber rüyada bebeği Muhammed verdiği için doğru ona gitti. ’Ya topal meliyke sen yetiş’ diyerek Adila Ana’dan yardım istedi. O mübarek biz göçüyoruz, diyerek yardıma geldi. Bu kelime batından zahire Çocukla annesinin kurtulmasıdır. Birinci sancı değil ikinci sancı Üzerine İsmail doğunca alnında zöhre yıldızı parladı ve ağlamaya başladı.
Bu ağlaması annem, babam kimdir? sahip çıksın demesidir. Bu ağlamanın Üzerine Elif ana sevinçle Şu deyişi söyledi.
İsmail’im doğdu dünyalara nam yapsın
Büyüsünde babasına dam yapsın
Düğün kuram cümle âleme Şan yapsın
Bugün Kadir Mevla’m güldürdün beni
diyerek kundağı bağrına bastı öptü, sevdi, sevincinden ağladı, sonra kumalarına dönerek bizim ağzımız tatlandı seven dostlarınki de tatlansın unları ekmek tahtalarını kaldırmayın İsmail’in helvasını verin dedi gözaydına gelen dostlara helva yapıp verdiler.
Nisan ayının on beşinde siftah namaz helvası vermesi sevaptır. Bunun bir sebebi oğlan çocuklarının doğuşunda verilir. Doğumun dokuz ay, dokuz gün gitmesinin nedeni Halil Peygamber’in sabrının denenmesidir. Erkek çocuğun geç dünyaya gelmesi buradan kalmıştır.
İsmail bundan sonra üç annesinin sevgisi ile büyümeye başlar, Çok zeki akıllı güzel bir Çocuk olur. Gün geçtikte babası Halil Peygamber bir türlü huzur bulamıyordu. Çünkü İsmail ikrarlı idi. Kurban edilme korkusu rahat vermiyordu. İsmail’e kıyamıyordu. Bu arada İsmail yedi yaşını doldurmuştu. Bir gün yine Halil Peygamber’in rüyasına giren Muhammed şunları dedi:
’Ya Halil sen Allah’a asi geliyorsun. İsmail yedisini Çoktan bitirdi sekizine bastı. İkrarında durmadın. Hani İsmail’i kurban edecektin’ dedi.
Bu rüyanın Üzerine Halil Peygamber yerinden fırlayarak kalktı. Büyük karısı Kamer Ana’ya kalk İsmail’in ellerini kınala, eline bal ve yağdan azık ver. Arafat’a gönder, bugün İsmail’in rüyasını gördüm dedi. Babana azık götür diye, sal. Sakın kendini keseceğimi deme, dedi. Annesi Elif Ana karalar giyerek yasa büründü.
Halil Peygamber, Elif ananın tülbendini aldı. İsmail’in ellerini bağlamak için ip aldı. Birde bıçak alarak yola çıktı. Kamer Ana İsmail’in ellerini kınaladı ve baban Arafat’ta odun kesiyor babana azık götür diye söyleyince, İsmail Çok zeki olduğundan annesinin boynuna sarıldı, o zaman büyük annene git dedi. İsmail Çekimser durdu ve Kamer Ana İsmail’e laf vurdu. ’katranı kaynatsan olur mu Şeker cinsini s...ğim cinsine Çeker’ dedi. Bu söz "Elif Ana’nın anne ve babası katran kazanının başında insanları acımadan yakıyor, bana mı acır" anlamına gelmektedir. Bu söze karşılık İsmail yola çıktı. Kendi kendine söylenerek tuna nehrine varınca su kükredi ve iblis olan Şeytan İsmail’in önüne çıktı.
’Ya İsmail baban Arafat’ta odun kesmiyor, seni kesecek sakın gitme’ dedi. İsmail bu söze "sen kimsin kesiyorsa, babam kesiyor kör gözüne lanet olsun Haktan aldı sözü Hakka veriyor", dedi. Üç defa sudan yol istedi, üç defa önüne geçti yol vermedi. İsmail gecikince Halil İbrahim’e malum oldu ve nehre gelerek İsmail’in elini bağlıyacağı ipi atarak, ipten tutun geç diye suya bırakmak istedi. Yine kıyamadı karşıya geçerek bağrına bastı ve sudan geçirdi. Keseceği yere getirdi. Oradaki vaziyeti gören İsmail hemen anladı ve babasına Selam allöyküm baba işin kolay gelsin dedi. İsmail'in bu lafı Üzerine Halil İbrahim gözlerinden kanlı yaşlar akıttı. Dılek dilediği taşı mezar etti, meşe ağaçlarından teneşir tahtası yaptı, İsmail’e oğlum annen sana deve yününden yatak yapacak. Onun için tahtalı yapıyorum. Yatta bir boyunu ölçeyim, dedi. Bu sözü ikilemeyen İsmail hemen uzandı o zaman annesinin tülbendini gözlerine bağladı, ellerini iple bağlayınca İsmail:
’Ya baba ben sana karşı koymuyorum. Sen Hakka verdiğin sözü yerine getiriyorsun. Gözlerimi çöz, gözümün içine bakarak beni kes’ dedi. Ve Halil İbrahim bıçağı eline alarak İsmail’i kesmeye başladı, fakat İsmail sanki taş olmuş bıçak işlemiyordu o zaman Halil İbrahim, Çok hırslanarak
"Ya mübarek hem istersin hem kesmezsin nedir senin sırrın" diyerek, elindeki bıçağı taşa vurdu. Taş ikiye bölündü, iki dizinin üstüne geldi. O zaman Hak tarafından büyük bir emirle Cebrail olan melek ile Mikail olan melekler Allah’a sığınarak İsmail’e yardım istedi. O zaman Allah’ın arslanı Ali’dir diyerek, Ali’ye başvuruldu. ’Ya Ali bize bir yol göster, İsmail’i Halil bu sefer nerdeyse şeytanın hırsıyla kesecektir ne dersin sen Allah’a bir sığın deyince’ Ali:
’İsmail sudan geldi, suya gidecektir. Çünkü Halil eksik dılek, diledi. İsmail’i dilerken sen dileğimi ver, ben onu Hakka kurban keseyim’ dedi. ’dileği böyle kabul oldu’ dedi.
’Ya Ali sen bilirsin, sen Allah’ın arslanısın tekrar bir sığın Ali sırrı arı sırrı, Allah’ın sırrı sendedir’ dediler. O zaman Ali Arafat dağı’nın üstünde Musa Peygamberin önündeki Kara Koyunun mor kuzusunu yetiştirin neredeyse İsmail kesilecektir, dedi. İki melek Mikail ve Cebrail kurt donunda Musa’ya gözüktüler, koyunu boğarak kuzuyu aldılar.
Halil Peygamber’in sol kolundan tutarak Halil dıleklerin kabul oldu. İsmail’in yerine kurban getirdik, diyerek kuzuyu bıraktılar.
Ama o da bir can olduğu için koyun kuzusuna acı bir sesle melemeye başladı. Halil İbrahim Çok büyük bir acı ile ağlayarak koyunun kuzusuna
"Ben senide kesemem. Ama bu emir Haktan geldi. Hakkındır", diyerek kendi döşlerini bıçakla dilerek al kanlara boyadı ve dize gelerek kuzunun sağ gözünü ve sağ ayağını Öperek gözlerini bağladı hellallaştı.
Kurban bayramında koyunun bağlanması bunun içindir. Daha sonra İsmail’in gözünü bağladığı tülbendi kuzunun gözüne bağladı hem ağladı hem Şu duasını okuyarak başladı (Üç Kulfu bir Elham ve Kelimeyi Şahadet getirdi, salafatla kurban duasını okudu) ve kuzuyu kesti.
ENZ-İ BESMELE
Enz-Ü billahimine Şeytan-i racim Bismillah-i Rahma-ni Rahim velahavle vela kuvvet illa billa Ali ulazım
KULFU DUASI
Kulfu Allah-Ü ahet Allah-Ü samet velem yelit velem yulet velem ya küllehü küfen ahat (üç defa okunur)
ELHAM DUASI:
elhamdülillahi Rabbil Alemin errahmanirrahi Maliki yevmüddin iyyake na-büdi ve iyyake nestain sıradel müstakim sıradellezine en amte gayrül mağdubi veladdalin.
KELİMEYİ ŞAHADET:
EŞ hed-Ü enla ilahe illallah hakbirsin Muhammedi Resurullah Ali’yi Ali yullah Veliyi Kabey yullah mürşidi Kamil Kamili mürşidullah
SELAFAT
allahümme Salli Ala Seydine Muhammed ve Ala Ali Seydine Muhammed. Dedikten sonra kurban duasına geçti.
Babamın adı Halil adım İsmail
Yavrumun yerine veriyom Cebrail
kurbanımı kabul eyle Hızır
Allahü Ekber, Allahü Ekber, Allahü Ekber
destur pir diyerek kuzuyu kesti ve kuzunun, İsmail’in koyunun üstüne Şu dörtlükleri söyledi:
Musam Tur dağında koyun güdüyo
Üç kurt geldi nasibimi ver diyo
Kuzuyu ver koyun geri gel diyo
Koyun gel meleme vazgeç kuzudan
Koyun meler kuzusuna süt verir
İsmail’im taş üstünde can verir
Haktan geldi bu emire ne denir
Koyun gel meleme vazgeç kuzudan
Yum yavrumda bağlıyayaım gözlerin
Haktan aldım Hakka verem sözlerin
Elif Anan dövsün iki dizlerin
Koyun gel meleme vazgeç kuzudan
Kara koyun mor kuzuya meledi
Altın tasdan su getirip iç dedi
Halil sen gel bu kuzudan geç dedi
Koyun gel meleme vazgeç kuzudan
İsmail’im seni Haktan istedim
Yağa yatırıp ben balınan besledim
Nenni yavrum sen sesini kes dedim
Koyun gel meleme vazgeç kuzudan
Elif Ana Üryan büryan dağlandı
Yas tutupta karaları bağlandı
İsmail’im ip içinde bağlandı
Koyun gel meleme vazgeç kuzundan
Acı olur İsmail’im acısı
İçerimden çıkmaz bıçak sızısı
Halil bugün kesti körpe kuzusu
Koyun gel meleme vazgeç kuzundan
Bu dörtlükleri söyleyerek kuzuyu kesti. Devenin bir yanına İsmail’i diğer yanına kuzuyu üstüne de yaptığı teneşiri yükledi. Hem sevindi, hem ağlayarak eve döndüğünü duyan dostları gözaydına geldiler, Haktan gelen kuzuyu pişirerek ziyaretine gelen dostlarına Hak lokması olarak verdi, yanında kebap hurması ve gül suyu ikram etti.
Çoğu insan Halil İbrahim’e inanmadı iftira attı, koyun sürüsü kendisinin Çoban kardeşinin oğlu kuzuyu Haktan geldi diyerek bizleri kandırıyor, dediler.
Halil Peygamber bundan sonra deve keserek İsmail'in sünnet düğününü yaptı, Muhammed Mustafa kirvesi oldu. Bu nedenle kirvelik kutsaldır ve Hakta yeri vardır.
İsmail’in şanı böylece tüm dünyaya yayıldı. Halil İbrahim’in Haktan gelen emir Üzerine oğlu İsmail’i Kurban etmeye hazırladığı gün olarak 15 TEMMUZ KURBAN BAYRAMI OLARAK KALDI.
Bu bayramda kesilen kurbanlar öksüz, dul, fakirlere pişirilerek yedirilir ya da çiğden dağıtılır. Yalnız sağ budu kurbanı kesene kısmettir. Bu kurbanı zevk ederek piknik ve eğlence Şeklinde yemesi, evlere kavurma yapılıp saklanması günahtır. Ayrıca kurban ortak kesilemez. Çünkü İsmail’e kurban tek indi. Maddi durumu iyi olan bir kişinin her sene kesmesi sevaptır. Ortak kurban kesmesi günahtır.
İsmail on beş yaşına gelince eli iş tuttu. Sanatı dam (cem evi) yapmaktı. Bu mesleği babasının rüyasında Muhammed Mustafa verdi, doğumunda Elif Ana’da oğlunun dam yapmasını dilemişti. Bu nedenle annesinin de dileğini yerine getirmiş oldu.
İsmail, Muhammed Mustafa’nın hem amcasının oğlu hem de bacanağıdır.
Gelin Ey Dostlarım Bayramlaşalım
Pir Sultan Olmuşum Dağlar Aşarım
Derya Umman Gibi Taşıp Coşarım
İsmail’im Söyler Bu Da Benim Başarım
Bugün Arifedir Kına Yakarım
Deve Oldum Her Dergaha Ikarım
Kesilir Kurbanlar Candan Bıkarım
Hak İçin Kesen Yok Haram Sayarım
El Gördüye Kurban Kesip Can Yakma
Azdırıp Kulları Kullara Takma
Irzına Göz Koyup Yuvasını Yıkma
Yılandır Yavrusu Zöhrem Ağusuz Sanma
İste Zöhrem Ben Dersini Vereyim
Uzat Yavrum O Dilini Yiyeyim
Tığla Kurbanları Senden Dileyim
Bunca Can Yaktılar Nasıl Güleyim
İsmail’im Söyler Bağlandı Kolum
Kesildi Kurbanım Sebeplen Kulum
Çığrışır Öksüzler Yuvada Dulum
Cebinde Yoktur Ki Metelik Pulum
Arafat Dağları Sin Sin Siniler
İnsanlarla Gezer Bütün Periler
Toplandı Bugün Kırklar Yediler
Şahımerdan Ali Pirim Dediler
Yatırdım İsmail’i Taşın Üstüne
Cebrail Selamın Başım Üstüne
Kesildi Hüseyin Gönlüm Töslüye
Kanlı Yaşlar Saçar Anam Hüsniye
Almadım İsmail Baharım Yazım
Elimde Tesbihim Dilimdir Sazım
Daha Pek Körpesin Kıyamam Kuzum
Çözüldü Bağlarım Tutmuyo Dizim
Mezar Eştim Sana dılek Taşını
Akıttım Gözümden Kanlı Yaşımı
Filte Filte Ettim Kendi Döşümü
Nere Koyam Yavrum Kesem Başını
Üçüncü Elif’tir Muradım Veren
Kesilmeden Yavrum Mor Kuzun Gelen
İsmail’imin Acısı Ciğerim Delen
Cebrail Aleyselam Selamı Veren
Kılavuz Kuşumu Saldım Yanıma
Uyumuyor Zöhrem Derin Uykuda
Kurbanını Keserler Boşu Boşuna
Kavurma Ederler Kendi Aşına
Memleketim Yozgat Yemen’dir İlim
Horasan Köyünden Geliyor Pirim
Kırklar Binasında Var Oldu Yerim
Sıfatı Zöhre Ana Ali’dir Dilim.
Kaynak: Pir Zöhre Ana- Mehtaptaki Erenler Kitabı
Peygamberler içinde bu mübarek Çok zengin ve varlıklı olandır. Diğerlerinden ayrıcalığı budur üç nişanının adları sırası ile şöyledir: Birincisi Kamer Ana, ikincisi Şemsi Ana, üçüncüsü Elif Ana'dır. Üçüncü nişanı Elif Ana, Hz. Ali’nin halasıdır. Halil Peygamber’in mal varlığı deve ve koyun sürüsüdür. Koyunlarının çobanı ise Musa Peygamber’dir, Musa Peygamber Halil Peygamberin kardeşi eytullah’ın oğludur.
![[Resim: kurban-bayramı-zöhre-ana.jpg]](https://www.zohreanaforum.com/uploads/2024/kurban-bayramı-zöhre-ana.jpg)
HALİL PEYGAMBER VE KURBAN BAYRAMININ ANLATIMI
Halil peygamber’in uzun bir zaman çocuğu olmadığı için Arafat dağının yüzeyine çıkar orada sarı bir taşın Üzerinde Allah’a yalvarır, dua eder gözyaşı döker dönermiş.
Allah’ım bana bir oğlan ver, sen yüzümü güldür, kör ocağımı yaktır, onu yedi sene bana sevdir. Yedisinden sonra hakka kurban edeyim diye dılek tutarmış.
"Bir oğlan ver sen yüzüm güldür
Yedi sene sen onu sevdir
kör ocağım yaktır
Yedi yaşından sonra sen Hakka kurban verdir."
Bu dua ve yalvarışları Allah tarafından kabul edilmiş ve rüyasında Bozatlı Hızır şöyle demiş:
"Ya Halil Arafat Dağ’ındaki ettiğin dualar kabul edilmiştir. Senin bir oğlun olacak adı İsmail konacak ruhu Abdullah’ın ruhu olacak kör ocağını yakacak ancak onu yedisinde bıçağa yatırıp Hakka kurban edeceksin, çünkü dileğini böyle diledin der ve rüyanı kimseye deme yalnız Ak olukta suya anlat der. Bu rüyanın üstüne Halil Peygamber yerinden kalkar eline su güğümünü alarak doğru pınara giderek abdest’ini alır selafatını getirir suya rüyasını söyler. Suya söylemesinin nedeni ise ’Suyun büyüklüğü mürşit’tir. Mürşit Ali’dir. Hayır ola, hayırlar karşı çıka bugün Ben Muhammed Mustafa Bozatlı Hızırı gördüm bana bir oğlun olacak ruhu Abdullah’ın ruhu olacak adı İsmail konacak, kör ocağını yakacak yedisinden sonra Hakka kurban edilecek’ dedi. Bunun karşılığını beklerim deyince kırmızı bir cennet elması gelerek güğüme düştü, niyaz vererek elmayı alıp evine döndü, sabah kahvaltısından sonra hiç bir şeyi anlatmadan üçüncü karısı Elif Ana’ya kalk güğümdeki elmayı al getir dedi ve bu elmayı dört parçaya bölüp hak lokması diyerek paylaştırdı.
İlk Önce büyük karısı Kamer’e uzattı o elmayı kabuğunu soyda ver dedi. Sıra ikinci karısı Şemsi’ye gelmişti oda karnını yarda ver yani Çekirdeklerini al dedi, üçüncü karısı Elif Ana ise elmayı hiç bir şey demeden alıp yedi.
Halil Peygamber bir hafta sonra perşembe sabahı yerinden kalkıp rüyasını yeni görmüş gibi sofra başında anlattı. ’Ben bugün Muhammed’i gördüm, senin bir oğlun olacak adı İsmail konacak ruhu Abdullah’ın ruhu olacak kör ocağını yakacak yedi yaşında Hakka kurban edilecek’ dedi. O zaman üçüncü karısı Elif Ana sevinçle yerinden kalkarak, ’Ya Halil o Çocuk benden ben vereceğim sana, kökü senden dalı benden İsmail benden doğacak dedi’ O zaman büyük kuması Kamer ve katırancanın kızı ne olacak dedi, ikinci kuması Şemsi Ana kör ocağın bumu yakacak diye ses ettiler.
Bu olaydan kırk gün sonra yediği elmadan Elif Ana hamile kaldı dokuz ay bittikten sonra dokuz gün daha geçti. Bu süre içerisinde Elif Ana’ya saygı ve hürmet ederek İsmail’in doğumunu beklediler. Nisan ayının on beşinde perşembe gecesi üç anneleri ekmek yaparken Elif Ana’nın sancısı tuttu o zaman Halil peygamber rüyada bebeği Muhammed verdiği için doğru ona gitti. ’Ya topal meliyke sen yetiş’ diyerek Adila Ana’dan yardım istedi. O mübarek biz göçüyoruz, diyerek yardıma geldi. Bu kelime batından zahire Çocukla annesinin kurtulmasıdır. Birinci sancı değil ikinci sancı Üzerine İsmail doğunca alnında zöhre yıldızı parladı ve ağlamaya başladı.
Bu ağlaması annem, babam kimdir? sahip çıksın demesidir. Bu ağlamanın Üzerine Elif ana sevinçle Şu deyişi söyledi.
İsmail’im doğdu dünyalara nam yapsın
Büyüsünde babasına dam yapsın
Düğün kuram cümle âleme Şan yapsın
Bugün Kadir Mevla’m güldürdün beni
diyerek kundağı bağrına bastı öptü, sevdi, sevincinden ağladı, sonra kumalarına dönerek bizim ağzımız tatlandı seven dostlarınki de tatlansın unları ekmek tahtalarını kaldırmayın İsmail’in helvasını verin dedi gözaydına gelen dostlara helva yapıp verdiler.
Nisan ayının on beşinde siftah namaz helvası vermesi sevaptır. Bunun bir sebebi oğlan çocuklarının doğuşunda verilir. Doğumun dokuz ay, dokuz gün gitmesinin nedeni Halil Peygamber’in sabrının denenmesidir. Erkek çocuğun geç dünyaya gelmesi buradan kalmıştır.
İsmail bundan sonra üç annesinin sevgisi ile büyümeye başlar, Çok zeki akıllı güzel bir Çocuk olur. Gün geçtikte babası Halil Peygamber bir türlü huzur bulamıyordu. Çünkü İsmail ikrarlı idi. Kurban edilme korkusu rahat vermiyordu. İsmail’e kıyamıyordu. Bu arada İsmail yedi yaşını doldurmuştu. Bir gün yine Halil Peygamber’in rüyasına giren Muhammed şunları dedi:
’Ya Halil sen Allah’a asi geliyorsun. İsmail yedisini Çoktan bitirdi sekizine bastı. İkrarında durmadın. Hani İsmail’i kurban edecektin’ dedi.
Bu rüyanın Üzerine Halil Peygamber yerinden fırlayarak kalktı. Büyük karısı Kamer Ana’ya kalk İsmail’in ellerini kınala, eline bal ve yağdan azık ver. Arafat’a gönder, bugün İsmail’in rüyasını gördüm dedi. Babana azık götür diye, sal. Sakın kendini keseceğimi deme, dedi. Annesi Elif Ana karalar giyerek yasa büründü.
Halil Peygamber, Elif ananın tülbendini aldı. İsmail’in ellerini bağlamak için ip aldı. Birde bıçak alarak yola çıktı. Kamer Ana İsmail’in ellerini kınaladı ve baban Arafat’ta odun kesiyor babana azık götür diye söyleyince, İsmail Çok zeki olduğundan annesinin boynuna sarıldı, o zaman büyük annene git dedi. İsmail Çekimser durdu ve Kamer Ana İsmail’e laf vurdu. ’katranı kaynatsan olur mu Şeker cinsini s...ğim cinsine Çeker’ dedi. Bu söz "Elif Ana’nın anne ve babası katran kazanının başında insanları acımadan yakıyor, bana mı acır" anlamına gelmektedir. Bu söze karşılık İsmail yola çıktı. Kendi kendine söylenerek tuna nehrine varınca su kükredi ve iblis olan Şeytan İsmail’in önüne çıktı.
’Ya İsmail baban Arafat’ta odun kesmiyor, seni kesecek sakın gitme’ dedi. İsmail bu söze "sen kimsin kesiyorsa, babam kesiyor kör gözüne lanet olsun Haktan aldı sözü Hakka veriyor", dedi. Üç defa sudan yol istedi, üç defa önüne geçti yol vermedi. İsmail gecikince Halil İbrahim’e malum oldu ve nehre gelerek İsmail’in elini bağlıyacağı ipi atarak, ipten tutun geç diye suya bırakmak istedi. Yine kıyamadı karşıya geçerek bağrına bastı ve sudan geçirdi. Keseceği yere getirdi. Oradaki vaziyeti gören İsmail hemen anladı ve babasına Selam allöyküm baba işin kolay gelsin dedi. İsmail'in bu lafı Üzerine Halil İbrahim gözlerinden kanlı yaşlar akıttı. Dılek dilediği taşı mezar etti, meşe ağaçlarından teneşir tahtası yaptı, İsmail’e oğlum annen sana deve yününden yatak yapacak. Onun için tahtalı yapıyorum. Yatta bir boyunu ölçeyim, dedi. Bu sözü ikilemeyen İsmail hemen uzandı o zaman annesinin tülbendini gözlerine bağladı, ellerini iple bağlayınca İsmail:
’Ya baba ben sana karşı koymuyorum. Sen Hakka verdiğin sözü yerine getiriyorsun. Gözlerimi çöz, gözümün içine bakarak beni kes’ dedi. Ve Halil İbrahim bıçağı eline alarak İsmail’i kesmeye başladı, fakat İsmail sanki taş olmuş bıçak işlemiyordu o zaman Halil İbrahim, Çok hırslanarak
"Ya mübarek hem istersin hem kesmezsin nedir senin sırrın" diyerek, elindeki bıçağı taşa vurdu. Taş ikiye bölündü, iki dizinin üstüne geldi. O zaman Hak tarafından büyük bir emirle Cebrail olan melek ile Mikail olan melekler Allah’a sığınarak İsmail’e yardım istedi. O zaman Allah’ın arslanı Ali’dir diyerek, Ali’ye başvuruldu. ’Ya Ali bize bir yol göster, İsmail’i Halil bu sefer nerdeyse şeytanın hırsıyla kesecektir ne dersin sen Allah’a bir sığın deyince’ Ali:
’İsmail sudan geldi, suya gidecektir. Çünkü Halil eksik dılek, diledi. İsmail’i dilerken sen dileğimi ver, ben onu Hakka kurban keseyim’ dedi. ’dileği böyle kabul oldu’ dedi.
’Ya Ali sen bilirsin, sen Allah’ın arslanısın tekrar bir sığın Ali sırrı arı sırrı, Allah’ın sırrı sendedir’ dediler. O zaman Ali Arafat dağı’nın üstünde Musa Peygamberin önündeki Kara Koyunun mor kuzusunu yetiştirin neredeyse İsmail kesilecektir, dedi. İki melek Mikail ve Cebrail kurt donunda Musa’ya gözüktüler, koyunu boğarak kuzuyu aldılar.
Halil Peygamber’in sol kolundan tutarak Halil dıleklerin kabul oldu. İsmail’in yerine kurban getirdik, diyerek kuzuyu bıraktılar.
Ama o da bir can olduğu için koyun kuzusuna acı bir sesle melemeye başladı. Halil İbrahim Çok büyük bir acı ile ağlayarak koyunun kuzusuna
"Ben senide kesemem. Ama bu emir Haktan geldi. Hakkındır", diyerek kendi döşlerini bıçakla dilerek al kanlara boyadı ve dize gelerek kuzunun sağ gözünü ve sağ ayağını Öperek gözlerini bağladı hellallaştı.
Kurban bayramında koyunun bağlanması bunun içindir. Daha sonra İsmail’in gözünü bağladığı tülbendi kuzunun gözüne bağladı hem ağladı hem Şu duasını okuyarak başladı (Üç Kulfu bir Elham ve Kelimeyi Şahadet getirdi, salafatla kurban duasını okudu) ve kuzuyu kesti.
ENZ-İ BESMELE
Enz-Ü billahimine Şeytan-i racim Bismillah-i Rahma-ni Rahim velahavle vela kuvvet illa billa Ali ulazım
KULFU DUASI
Kulfu Allah-Ü ahet Allah-Ü samet velem yelit velem yulet velem ya küllehü küfen ahat (üç defa okunur)
ELHAM DUASI:
elhamdülillahi Rabbil Alemin errahmanirrahi Maliki yevmüddin iyyake na-büdi ve iyyake nestain sıradel müstakim sıradellezine en amte gayrül mağdubi veladdalin.
KELİMEYİ ŞAHADET:
EŞ hed-Ü enla ilahe illallah hakbirsin Muhammedi Resurullah Ali’yi Ali yullah Veliyi Kabey yullah mürşidi Kamil Kamili mürşidullah
SELAFAT
allahümme Salli Ala Seydine Muhammed ve Ala Ali Seydine Muhammed. Dedikten sonra kurban duasına geçti.
Babamın adı Halil adım İsmail
Yavrumun yerine veriyom Cebrail
kurbanımı kabul eyle Hızır
Allahü Ekber, Allahü Ekber, Allahü Ekber
destur pir diyerek kuzuyu kesti ve kuzunun, İsmail’in koyunun üstüne Şu dörtlükleri söyledi:
Musam Tur dağında koyun güdüyo
Üç kurt geldi nasibimi ver diyo
Kuzuyu ver koyun geri gel diyo
Koyun gel meleme vazgeç kuzudan
Koyun meler kuzusuna süt verir
İsmail’im taş üstünde can verir
Haktan geldi bu emire ne denir
Koyun gel meleme vazgeç kuzudan
Yum yavrumda bağlıyayaım gözlerin
Haktan aldım Hakka verem sözlerin
Elif Anan dövsün iki dizlerin
Koyun gel meleme vazgeç kuzudan
Kara koyun mor kuzuya meledi
Altın tasdan su getirip iç dedi
Halil sen gel bu kuzudan geç dedi
Koyun gel meleme vazgeç kuzudan
İsmail’im seni Haktan istedim
Yağa yatırıp ben balınan besledim
Nenni yavrum sen sesini kes dedim
Koyun gel meleme vazgeç kuzudan
Elif Ana Üryan büryan dağlandı
Yas tutupta karaları bağlandı
İsmail’im ip içinde bağlandı
Koyun gel meleme vazgeç kuzundan
Acı olur İsmail’im acısı
İçerimden çıkmaz bıçak sızısı
Halil bugün kesti körpe kuzusu
Koyun gel meleme vazgeç kuzundan
Bu dörtlükleri söyleyerek kuzuyu kesti. Devenin bir yanına İsmail’i diğer yanına kuzuyu üstüne de yaptığı teneşiri yükledi. Hem sevindi, hem ağlayarak eve döndüğünü duyan dostları gözaydına geldiler, Haktan gelen kuzuyu pişirerek ziyaretine gelen dostlarına Hak lokması olarak verdi, yanında kebap hurması ve gül suyu ikram etti.
Çoğu insan Halil İbrahim’e inanmadı iftira attı, koyun sürüsü kendisinin Çoban kardeşinin oğlu kuzuyu Haktan geldi diyerek bizleri kandırıyor, dediler.
Halil Peygamber bundan sonra deve keserek İsmail'in sünnet düğününü yaptı, Muhammed Mustafa kirvesi oldu. Bu nedenle kirvelik kutsaldır ve Hakta yeri vardır.
İsmail’in şanı böylece tüm dünyaya yayıldı. Halil İbrahim’in Haktan gelen emir Üzerine oğlu İsmail’i Kurban etmeye hazırladığı gün olarak 15 TEMMUZ KURBAN BAYRAMI OLARAK KALDI.
Bu bayramda kesilen kurbanlar öksüz, dul, fakirlere pişirilerek yedirilir ya da çiğden dağıtılır. Yalnız sağ budu kurbanı kesene kısmettir. Bu kurbanı zevk ederek piknik ve eğlence Şeklinde yemesi, evlere kavurma yapılıp saklanması günahtır. Ayrıca kurban ortak kesilemez. Çünkü İsmail’e kurban tek indi. Maddi durumu iyi olan bir kişinin her sene kesmesi sevaptır. Ortak kurban kesmesi günahtır.
İsmail on beş yaşına gelince eli iş tuttu. Sanatı dam (cem evi) yapmaktı. Bu mesleği babasının rüyasında Muhammed Mustafa verdi, doğumunda Elif Ana’da oğlunun dam yapmasını dilemişti. Bu nedenle annesinin de dileğini yerine getirmiş oldu.
İsmail, Muhammed Mustafa’nın hem amcasının oğlu hem de bacanağıdır.
Gelin Ey Dostlarım Bayramlaşalım
Pir Sultan Olmuşum Dağlar Aşarım
Derya Umman Gibi Taşıp Coşarım
İsmail’im Söyler Bu Da Benim Başarım
Bugün Arifedir Kına Yakarım
Deve Oldum Her Dergaha Ikarım
Kesilir Kurbanlar Candan Bıkarım
Hak İçin Kesen Yok Haram Sayarım
El Gördüye Kurban Kesip Can Yakma
Azdırıp Kulları Kullara Takma
Irzına Göz Koyup Yuvasını Yıkma
Yılandır Yavrusu Zöhrem Ağusuz Sanma
İste Zöhrem Ben Dersini Vereyim
Uzat Yavrum O Dilini Yiyeyim
Tığla Kurbanları Senden Dileyim
Bunca Can Yaktılar Nasıl Güleyim
İsmail’im Söyler Bağlandı Kolum
Kesildi Kurbanım Sebeplen Kulum
Çığrışır Öksüzler Yuvada Dulum
Cebinde Yoktur Ki Metelik Pulum
Arafat Dağları Sin Sin Siniler
İnsanlarla Gezer Bütün Periler
Toplandı Bugün Kırklar Yediler
Şahımerdan Ali Pirim Dediler
Yatırdım İsmail’i Taşın Üstüne
Cebrail Selamın Başım Üstüne
Kesildi Hüseyin Gönlüm Töslüye
Kanlı Yaşlar Saçar Anam Hüsniye
Almadım İsmail Baharım Yazım
Elimde Tesbihim Dilimdir Sazım
Daha Pek Körpesin Kıyamam Kuzum
Çözüldü Bağlarım Tutmuyo Dizim
Mezar Eştim Sana dılek Taşını
Akıttım Gözümden Kanlı Yaşımı
Filte Filte Ettim Kendi Döşümü
Nere Koyam Yavrum Kesem Başını
Üçüncü Elif’tir Muradım Veren
Kesilmeden Yavrum Mor Kuzun Gelen
İsmail’imin Acısı Ciğerim Delen
Cebrail Aleyselam Selamı Veren
Kılavuz Kuşumu Saldım Yanıma
Uyumuyor Zöhrem Derin Uykuda
Kurbanını Keserler Boşu Boşuna
Kavurma Ederler Kendi Aşına
Memleketim Yozgat Yemen’dir İlim
Horasan Köyünden Geliyor Pirim
Kırklar Binasında Var Oldu Yerim
Sıfatı Zöhre Ana Ali’dir Dilim.
Kaynak: Pir Zöhre Ana- Mehtaptaki Erenler Kitabı
Forum:
İnanç ve İbadetlerimiz
49
Yorum
Yazar:
Zekai
Nefes harceyleme salma araya
bir özün bilmeze bildiremezsin
müşteri olmadan gelip geçene
gel al demeyinen aldıramazsın
ne güzel kapıdır görünen kapı
ordan gelir geçer kulların hepi
yüzbin emek çeksen yapılmaz yapı
kumdan duvar örme kaldıramazsın
derviş ali'm der ki koyman hayini
herkes beğenmiştir kendi huyunu
dibi delik kaba hakkın suyunu
taşıyıp yorulma dolduramazsın
Gelici’den1 gel olunca bizlere
Sana güvenirim İmam Hüseyin
Armağansız nasıl varam katına?
Sana güvenirim İmam Hüseyin
Felek tabancasın çekip vurunca
Gözümün güherin yere dökünce
Can toplanıp kafesinden çıkınca
Sana güvenirim İmam Hüseyin
Yakamı yırtıp da bağrım açınca
Fırkatınan kefenciğim biçince
Can toplanıp kafesinden uçunca
Sana güvenirim İmam Hüseyin
Derviş Ali’m çok yalvardı pirine
İnşallah uğratmaz sırat yoluna
Mümin kulların gelir gül cemaline
Sana güvenirim İmam Hüseyin
Yeri göğü arşı kürsü yaradan
Men Ali'den başka Tanrı görmedim
Yaradub kulunun kısmetin veren
Men Ali'den başka Tanrı görmedim
Bin bir ismi vardır bir ismi Allah
Eğer inanmazsan hem vallah billah
Ademi görmüşüm elhamdülillah
Men Ali'den başka Tanrı görmedim
Cennet-i alanın altundur taşı
Her ne görür isen hikmettir işi
Yüz yiğirmi dört bin nebiler başı
Men Ali'den başka Tanrı görmedim
Ali gibi er gelmedi cihane
Ana da buldular dürlü bahane
Yedi kez uğradım ulu divane
Men Ali'den başka Tanrı görmedim
Derviş Ali'm bu ikrara beli dir
Dilim söyler ama kendim delidir
Allah bir Muhammed Tanrı Ali'dir
Men Ali'den başka Tann görmedim
Ta ezelden meyil verdik bu sırra
Mayası Hak'dandır boyandık nura
Arşdan yüz dört kitab inince yere
Kur'an Muhammed'e inen Ali'dir
Ali'm Zülfikar'ı ele alınca
Şeriatı tarikatta bulunca
Kudüs-Şerif cami'ine girince
Temcid ezanı okuyan Ali'dir
Şems ü Kamer zuhur etti cihane
Sofu yoktur tuttuğu iş bahane
Yarın varılınca ulu divane
Divanda suçunu soran Ali'dir
Kim getürdü muvafıkı cemine
La'net olsun ol Yezid'in şanına
Taliblik etmedi kerem Kanına
Yezid'i dergahdan süren Ali'dir
Dergaha akıyor pınarın başı
Alnında yıldızı tuğradır başı
İmam Hasan on iki imamlar başı
Güneş Hüseyn dersin veren Ali'dir
İmam Zeynal kalbimizde salavat
Şah imam Bakır'dan bulduk mahabbet
Ca'fer'i görünce artıyor firkat
Serimi sevdaya salan Ali'dir
Kazım-ı Musa Rıza'ya varalım
Taki Naki Askeri'yi görelim
On iki imamlara yüzler sürelim
İmamları candan seven Ali'dir
Hasan Askeri'nin açıldı bahtı
Doksan bin erle kıla hucceti
Menşurun sahibi Muhammed
Mehdi Kıyamda yarasın saran Ali'dir
İsa peygamberim Şam'a girince
Yer ve gök titredi Ali gelince
Ali'm Zülfikar'ı ele alınca
Yezid'i bölük bölük eden Ali'dir
Gel hey Derviş Ali'm Hızır üstadım
Muhammed Ali'den vardır küşadım
Yedi derya gibi artar feryadım
İçüp serçeşmeden kanan Ali'dir
bir özün bilmeze bildiremezsin
müşteri olmadan gelip geçene
gel al demeyinen aldıramazsın
ne güzel kapıdır görünen kapı
ordan gelir geçer kulların hepi
yüzbin emek çeksen yapılmaz yapı
kumdan duvar örme kaldıramazsın
derviş ali'm der ki koyman hayini
herkes beğenmiştir kendi huyunu
dibi delik kaba hakkın suyunu
taşıyıp yorulma dolduramazsın
Gelici’den1 gel olunca bizlere
Sana güvenirim İmam Hüseyin
Armağansız nasıl varam katına?
Sana güvenirim İmam Hüseyin
Felek tabancasın çekip vurunca
Gözümün güherin yere dökünce
Can toplanıp kafesinden çıkınca
Sana güvenirim İmam Hüseyin
Yakamı yırtıp da bağrım açınca
Fırkatınan kefenciğim biçince
Can toplanıp kafesinden uçunca
Sana güvenirim İmam Hüseyin
Derviş Ali’m çok yalvardı pirine
İnşallah uğratmaz sırat yoluna
Mümin kulların gelir gül cemaline
Sana güvenirim İmam Hüseyin
Yeri göğü arşı kürsü yaradan
Men Ali'den başka Tanrı görmedim
Yaradub kulunun kısmetin veren
Men Ali'den başka Tanrı görmedim
Bin bir ismi vardır bir ismi Allah
Eğer inanmazsan hem vallah billah
Ademi görmüşüm elhamdülillah
Men Ali'den başka Tanrı görmedim
Cennet-i alanın altundur taşı
Her ne görür isen hikmettir işi
Yüz yiğirmi dört bin nebiler başı
Men Ali'den başka Tanrı görmedim
Ali gibi er gelmedi cihane
Ana da buldular dürlü bahane
Yedi kez uğradım ulu divane
Men Ali'den başka Tanrı görmedim
Derviş Ali'm bu ikrara beli dir
Dilim söyler ama kendim delidir
Allah bir Muhammed Tanrı Ali'dir
Men Ali'den başka Tann görmedim
Ta ezelden meyil verdik bu sırra
Mayası Hak'dandır boyandık nura
Arşdan yüz dört kitab inince yere
Kur'an Muhammed'e inen Ali'dir
Ali'm Zülfikar'ı ele alınca
Şeriatı tarikatta bulunca
Kudüs-Şerif cami'ine girince
Temcid ezanı okuyan Ali'dir
Şems ü Kamer zuhur etti cihane
Sofu yoktur tuttuğu iş bahane
Yarın varılınca ulu divane
Divanda suçunu soran Ali'dir
Kim getürdü muvafıkı cemine
La'net olsun ol Yezid'in şanına
Taliblik etmedi kerem Kanına
Yezid'i dergahdan süren Ali'dir
Dergaha akıyor pınarın başı
Alnında yıldızı tuğradır başı
İmam Hasan on iki imamlar başı
Güneş Hüseyn dersin veren Ali'dir
İmam Zeynal kalbimizde salavat
Şah imam Bakır'dan bulduk mahabbet
Ca'fer'i görünce artıyor firkat
Serimi sevdaya salan Ali'dir
Kazım-ı Musa Rıza'ya varalım
Taki Naki Askeri'yi görelim
On iki imamlara yüzler sürelim
İmamları candan seven Ali'dir
Hasan Askeri'nin açıldı bahtı
Doksan bin erle kıla hucceti
Menşurun sahibi Muhammed
Mehdi Kıyamda yarasın saran Ali'dir
İsa peygamberim Şam'a girince
Yer ve gök titredi Ali gelince
Ali'm Zülfikar'ı ele alınca
Yezid'i bölük bölük eden Ali'dir
Gel hey Derviş Ali'm Hızır üstadım
Muhammed Ali'den vardır küşadım
Yedi derya gibi artar feryadım
İçüp serçeşmeden kanan Ali'dir
Forum:
Deyiş ve Nefesler
3
Yorum
Hoşgeldin, Ziyaretçi
Forumda Ara
Forum İstatistikleri
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 1061 aktif kullanıcı var.
Baidu, Bing, Facebook, Google, Yandex
(0 Üye - 1056 Ziyaretçi)
Son Yazılanlar
Seni hiç unutmadık, Unutm...
Son Yorum:
donanma44
•
05/08/2026, 15:07
Müzik Yayın İzin Belgesi ...
Son Yorum:
donanma44
•
22/07/2026, 01:53
Alevi oldukları için öldü...
Son Yorum:
donanma44
•
19/07/2026, 19:19
3. Alevilik ve Bektaşilik...
Son Yorum:
donanma44
•
19/07/2026, 19:15
Van MYK Belgesi Nereden v...
Son Yorum:
donanma44
•
19/07/2026, 19:09
Ağrı MYK Belgesi: Artun B...
Son Yorum:
donanma44
•
25/06/2026, 23:35
Kübra Par, Alevilerle ilg...
Son Yorum:
donanma44
•
03/06/2026, 00:52
Alevi ve Bektaşi Öğrencil...
Son Yorum:
donanma44
•
03/06/2026, 00:48
Alevi örgütlerinden Kılıç...
Son Yorum:
donanma44
•
27/05/2026, 23:00
Kalfalık Belgesi Nasıl Al...
Son Yorum:
donanma44
•
15/05/2026, 23:57