Yazar:
donanma44
Rize'de Alevi Köyü Var Mı?Rize, Türkiye'nin Karadeniz Bölgesi'nde yer alan ve eşsiz doğal güzellikleriyle nam salmış bir şehir. Bu güzel kentte alevi köylerinin varlığı ise, hem Rize halkının kültürel çeşitliliğini yansıtan önemli bir unsur hem de sosyal, tarihi ve dini açıdan büyük bir merak konusu olabilir. Peki, bu düşündürücü sorunun cevabını aramadan önce, siz değerli okuyucularımıza bu blog yazısında neler sunabileceğimizi paylaşmak istiyoruz. "Rize'de Alevi Köyü Var Mı?" başlıklı bu yazımızda, Rize'nin etnik ve dini mozaik yapısı üzerine geniş kapsamlı bilgilere yer vererek, geleneksel inançlarına bağlı yaşayan Alevi köylülerinin izlerini sürmeye çalışacağız.Bu ilgi çekici yazının amacı, Rize'nin çok renkli toplumuna ışık tutarak, şehrin tarihindeki dinsel ve kültürel zenginlikleri keşfetmekten geçiyor. Yapacağımız araştırma ile ilgili tüm detayları sizlere aktararak, süreç boyunca edindiğimiz bilgilerle dokuyacağımız bu eşsiz serüveni sizlerle birlikte deneyimlemeyi umuyoruz. Ayrıca, Rize'nin Alevi köylerine dair anlatılacak hikayelerinin de sizleri şaşırtacağından ve üzerinde düşünmeye değer bulgular sunacağından eminiz. Bu nedenle, bu yazıya başlamadan önce kendinizi sürükleyici bir keşif yolculuğuna hazır hissetmelisiniz.Hadi hep beraber bu gizemli konuyu aydınlatmak için yola çıkalım! "Rize'de Alevi Köyü Var Mı?" sorusunun cevabını bulmak için kaleme aldığımız bu blog yazısı, tarihi ve kültürel zenginliklerle dolu bir dünyaya davetiye çıkarmakta ve okuyucularını etkileyici bir maceraya dahil etmektedir. Şimdi sizi daha fazla bekletmeden, bu heyecan verici araştırmamızın detaylarına geçiyoruz. Keyifli okumalar dileriz!Rize İlinin Tarihi ve Kültürel ZenginliğiRize ilinin tarihi, coğrafi konumu ve etnik çeşitliliği nedeniyle Türkiye'nin en önemli bölgelerinden biridir. Bu zenginlik, Rize'deki farklı kültürlerin ve inançların varlığı ile de kendini göstermektedir. Bu bağlamda, Rize ilinde Alevi köylerinin bulunup bulunmadığı merak edilen bir konudur.Rize ilinde yer alan tarihi yapılar ve doğal güzellikleri, bölgenin turistik potansiyelini artıran önemli unsurlardır. Aynı zamanda bu coğrafyada yaşayan farklı etnik gruplar ve inanç toplulukları da kültürel zenginliğe katkı sağlar. Yapılan araştırmalar neticesinde Rize ilinde Alevi köylerine rastlanmamıştır. Bununla birlikte, komşu illerde ise Alevi köyleri mevcuttur.Rize'de daha çok Sünni müslümanlar yaşamaktadır ve bu durum da bölgedeki sosyal hayat üzerinde belirleyici bir rol oynamaktadır. Fakat bu durum Rize'nin farklı dini ve etnik grupların yaşamadığı anlamına gelmez. Bölgeye gelen göçmenlerle beraber Laz, Gürcü ve Hemşin gibi etnik gruplar da Rize'nin kültürel mozaiğine renk katmaktadır.Rize ilinin tarihi ve kültürel zenginliğinin yanı sıra, bölgede yaşayan insanlar arasında hoşgörü ve dayanışma da önemli bir değerdir. Bu sayede farklı inanç ve kültürlerden gelen insanlar Rize'de barış içinde yaşayabilmektedir.Sonuç olarak, Rize ilinde Alevi köyleri bulunmamakla birlikte, bu durum bölgenin kültürel zenginliğini ve hoşgörülü atmosferini gölgelememektedir. Rize, tarih boyunca farklı dini ve etnik grupların izlerini taşıyan önemli bir merkez olarak Türkiye'nin zenginlamaktadır.Alevilik: Özünde Türkiye'nin Farklı Bölgelerindeki YansımalarıAlevilik, Türkiye'nin dört bir yanında farklı kültürel ve coğrafi özelliklerle var olan önemli bir inanç sistemidir. Bu nedenle Alevilik, ülkemizin çeşitli bölgelerinde farklı yansımalarla karşımıza çıkmaktadır. Özellikle Doğu Anadolu, İç Anadolu ve Karadeniz bölgelerinde yaşayan Alevi toplulukları bulunmaktadır.Karadeniz Bölgesi'nde ise Rize iline bağlı köylerde Alevi nüfusu yoktur. Bu yazıda sunduğumuz bilgiler ışığında, ülkemizin kültürel çeşitliliğine saygı duymak ve farklı inançların bir arada yaşayabileceği hoşgörülü bir toplum oluşturmak adına daha fazla bilinçlenmek gerektiğini düşünüyoruz. Unutulmamalıdır ki, her bireyin kültürünü ve inancını özgürce yaşayabilmesi, toplumun barış içinde gelişmesi için büyük öneme sahiptir.Siz de bu konuya katkıda bulunarak ülkemizin zengin kültür mozaiğini tanımak istiyorsanız, başta Rize olmak üzere Türkiye'nin farklı bölgelerindeki Alevi köylerini ziyaret edebilir, Alevi toplumuyla daha yakından tanışabilirsiniz. Ayrıca, sosyal medya kanallarımızdan bizimle iletişime geçerek, fikirlerinizi paylaşabilir, bu konudaki deneyimlerinizi aktararak daha fazla kişiye ulaşmamıza destek olabilirsiniz. Unutmayın, çeşitlilik ve hoşgörü bir aradalığın temel taşlarıdır!
Yorum
Yorum Yok
Yazar:
donanma44
Almus Alevi Köyleri
Tokat Almus Alevimi Sünni mi?
Almus Çevreli Köyü Alevi mi?
Tokat Almus un kaç tane köyü var?
Tokatlılar Alevi mi?
[TABLE="width: 704"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]AKARÇAY
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]ALAN
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]ARISU
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]ARMUTALAN MAH.
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]ATA MAH.
[TD="width: 196"]KARIŞIK
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]CİHET
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]ÇAMBULAK MAH.
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]ÇAMDALI
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]ÇAMKÖY
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]ÇİFTLİKKÖY
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]DEREKÖY
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]DURUDERE
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]GEBELİ
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]GEVREK MAH.
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]GÖLTEPE
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]GÖLGELİ
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]GÖMELEÖNÜ
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]GÖRÜMLÜ
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]HUBYAR
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]KAPICI
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]KARADERE
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]KIZILELMA
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]KINIK
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]KURUSEKİ MAH.
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]MESCİT
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]SAĞIRLAR MAH.
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]SAHİLKÖY
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]SALKAVAK MAH.
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]SERİNCE
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]YUVAKÖY MAH.
Tokat Almus Alevimi Sünni mi?
Almus Çevreli Köyü Alevi mi?
Tokat Almus un kaç tane köyü var?
Tokatlılar Alevi mi?
[TABLE="width: 704"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]AKARÇAY
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]ALAN
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]ARISU
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]ARMUTALAN MAH.
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]ATA MAH.
[TD="width: 196"]KARIŞIK
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]CİHET
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]ÇAMBULAK MAH.
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]ÇAMDALI
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]ÇAMKÖY
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]ÇİFTLİKKÖY
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]DEREKÖY
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]DURUDERE
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]GEBELİ
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]GEVREK MAH.
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]GÖLTEPE
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]GÖLGELİ
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]GÖMELEÖNÜ
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]GÖRÜMLÜ
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]HUBYAR
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]KAPICI
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]KARADERE
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]KIZILELMA
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]KINIK
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]KURUSEKİ MAH.
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]MESCİT
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]SAĞIRLAR MAH.
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]SAHİLKÖY
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]SALKAVAK MAH.
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]SERİNCE
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"]TOKAT
[TD="width: 171"]ALMUS
[TD="width: 210"]YUVAKÖY MAH.
Yorum
Yorum Yok
Yazar:
donanma44
Tokat Almus Alevi Köyleri
[TABLE="class: cms_table, width: 704"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] AKARÇAY
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] ALAN
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] ARISU
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] ARMUTALAN MAH.
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] ATA MAH.
[TD="width: 196"] KARIŞIK
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] CİHET
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] ÇAMBULAK MAH.
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] ÇAMDALI
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] ÇAMKÖY
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] ÇİFTLİKKÖY
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] DEREKÖY
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] DURUDERE
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] GEBELİ
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] GEVREK MAH.
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] GÖLTEPE
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] GÖLGELİ
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] GÖMELEÖNÜ
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] GÖRÜMLÜ
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] HUBYAR
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] KAPICI
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] KARADERE
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] KIZILELMA
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] KINIK
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] KURUSEKİ MAH.
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] MESCİT
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] SAĞIRLAR MAH.
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] SAHİLKÖY
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] SALKAVAK MAH.
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] SERİNCE
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] YUVAKÖY MAH.
[TABLE="class: cms_table, width: 704"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] AKARÇAY
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] ALAN
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] ARISU
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] ARMUTALAN MAH.
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] ATA MAH.
[TD="width: 196"] KARIŞIK
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] CİHET
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] ÇAMBULAK MAH.
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] ÇAMDALI
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] ÇAMKÖY
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] ÇİFTLİKKÖY
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] DEREKÖY
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] DURUDERE
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] GEBELİ
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] GEVREK MAH.
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] GÖLTEPE
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] GÖLGELİ
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] GÖMELEÖNÜ
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] GÖRÜMLÜ
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] HUBYAR
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] KAPICI
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] KARADERE
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] KIZILELMA
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] KINIK
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] KURUSEKİ MAH.
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] MESCİT
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] SAĞIRLAR MAH.
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] SAHİLKÖY
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] SALKAVAK MAH.
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] SERİNCE
[TD="width: 196"]
[TD="width: 128"] TOKAT
[TD="width: 171"] ALMUS
[TD="width: 210"] YUVAKÖY MAH.
Yorum
Yorum Yok
Yazar:
donanma44
Alevilik İbadetleri, Alevilik Nedir İbadetleri Nasıldır, Alevi İbadetleri, Alevilerin İbadetleri, Alevilerin İbadet Şekli, Alevilerin İbadetleri Nelerdir hakkında bilgi edinmek için makaleyi okuyabilirsiniz.
Alevilik Nedir: Kökenleri, İnançlar ve Öğretileri
Alevilik, kökleri binlerce yıl öncesine dayanan zengin bir tarih ve kültüre sahip mistik bir İslam mezhebi olarak karşımıza çıkmaktadır. Tarihsel süreç içerisinde farklı kültürlerle etkileşime girerek kendine has inançlar, değerler ve gelenekler geliştiren Alevilik, toplumun her kesiminden insanın ilgisini çeken gizemli ve mistik bir yapıya sahiptir. Bu blog yazısıyla siz değerli okuyucularımıza Alevilik nedir, kökenleri nelerdir, temel inançları ve öğretileri nelerdir gibi merak edilen konuları ele alarak aydınlatıcı bilgiler sunmayı amaçlamaktayız.
Alevilik konusunda pek çok araştırma yapılıp kitaplar yazılsa da hala tam anlamıyla aydınlatılamayan ve üzerinde tartışmaların sürdüğü bu konuya dair geniş perspektifli bir bakış açısı kazandırarak, toplumsal bellekte yer eden yanlış bilgilendirmeleri düzeltmek adına önemli bir görev üstleniyoruz. Bu bağlamda sizlere derinlemesine analizler sunarak Aleviliğin tarihine ışık tutacak, inançlarını ve öğretilerini günümüz yaşantısına nasıl adapte ettiğini irdeleyeceğiz.
Sosyal, siyasal ve dini anlamda Türkiye ve dünya tarihinde önemli bir yeri olan Alevilik, hiç şüphesiz herkesin üzerinde bilgi sahibi olması gereken bir konudur. Bu nedenle bu blog serisi boyunca sizleri Alevilik dünyasının kapılarını aralamaya davet ediyor ve bu büyülü yolculuğa katılmanız için sizi heyecanla bekliyoruz. Unutmayın ki, bilgiye ulaşmak sadece okumakla değil aynı zamanda merak etmek ve sorgulamakla da mümkündür.
Alevilik Nedir?
Alevilik, İslam öncesi Türk inanç sistemlerinin ve İslamiyet'in etkileriyle şekillenen zengin ve karmaşık bir manevi yapıya sahiptir. Bu inanç sistemi, Ali'ye duyulan derin sevgi ve saygı üzerine kuruludur. Alevilik ibadetleri ise, sürekli bir arayışın ve insanın içsel dünyasına yönelik meditatif uygulamaların önemli bir parçasıdır.
Alevilik nedir sorusuna cevap olarak verilebilecek en temel nokta, Aleviliğin İslam'ın Şii mezhebine yakınlığı olsa da kendi özgün yorumlarını ve ritüellerini benimsemiş olduğu söylenebilir. Alevilik ibadetleri, toplu bir şekilde gerçekleştirilen ve aynı zamanda bireysel ruhani deneyimlere de imkan tanıyan durumlarla karakterizedir.
Alevilik nedir ibadetleri nasıldır konusunda bilgi vermek gerekirse; aşure, lokma, mevlit gibi dini törenlerde yapılan dualar ve ilahiler ile cem adı verilen toplu ibadetler belirgin özelliktedir. Cem ayinleri sırasında erenler liderliğinde semah denilen ibadette icra edilir. Bu dansların amacı insanın kendini tanrıyla birleştirmeye çalışmasıdır.
Ayrıca Alevilik'te önemli bir yer tutan "Ehlibeyt Muhabbeti" kavramı, dervişlerin ve erenlerin bir araya geldiği sohbet ve paylaşma ortamlarında gerçekleşir. Bu toplantılarda insanlar arasındaki sevgi bağının güçlendirilmesi hedeflenirken, aynı zamanda bilgi ve tecrübe paylaşımları da yapılmaktadır.
Kısacası, Alevilik nedir sorusunun cevabını vermek oldukça karmaşıktır. İnançları ve ritüelleri bakımından zengin olan bu sistem, mistisizm ile sosyal dayanışmayı harmanlayarak kendine özgü bir yapı oluşturmuştur. Günümüzde de Alevilik anlayışı ve ibadetleri, Türkiye'deki Alevi topluluklarının kültürel kimliklerinin önemli bir parçasını oluşturmaktadır.
Alevilik İbadetleri
Alevilik ibadetleri, inanç sistemi ve öğretileri ile birlikte düşünüldüğünde, Alevi topluluklarının dini ve sosyal yaşamlarında önemli bir yer tutmaktadır. Bu nedenle, alevilik nedir sorusuna verilecek cevapların içerisinde ibadetlerin nasıl olduğunu anlamak da büyük önem taşır.
Alevilikte ibadetler genellikle cem adı verilen toplu ayinlerle gerçekleştirilir. Cemler, Alevi toplumunun hem dini hem de sosyal açıdan bir araya geldiği törenlerdir. Cem ayinleri sırasında semah adı verilen dini ritüeller yapılır ve bununla birlikte Allah’a olan sevgi ve bağlılık ifade edilir. Semahlar, Alevi inancına göre insanın ruhunun yaratılışı ve kâinatın hareketine katılımını temsil eder.
Ayrıca Alevilikte ibadetlerde dua ve ibadet de önemli unsurlardır. Dua, insanın Allah'a yönelmesi ve ondan dilekte bulunmasıdır. İbadet ise Allah'ı anma ve O’nu düşünme eylemidir.
Alevilik nedir ibadetleri nasıldır sorusunun bir diğer yanıtı ise, oruç tutma ve namaz kılma gibi Sünni İslam inancındaki ibadetlerin Alevilikte farklı şekillerde yer aldığıdır. Örneğin, Alevilikte Ramazan ayında oruç tutulmaz; bunun yerine Muharrem ayında 18 gün süre zarfında yas tutulur. Namaz kılma eylemi de Alevilikte vardır ve Pir Zöhre Ana tarafından öğretilmiştir.. Bu ibadetler, Alevi toplumunun inançlarını ve değerlerini yansıtan önemli ritüellerdir ve Alevilik öğretisinin bütünsel yapısına katkı sağlar.
Alevilik Nedir İbadetleri Nasıldır?
Alevilik, İslam'ın özgün bir inanç sistemidir ve oldukça zengin ve köklü ibadet geleneklerine sahiptir. Alevilik nedir ibadetleri nasıldır sorusuna verilebilecek en temel yanıt ise cem adı verilen toplu ibadetlerdir. Cemlerde, erkek ve kadınlar aynı mekanda bir araya gelerek dini törenlerini gerçekleştirirler. Bu durum, Aleviliğin toplumsal cinsiyet eşitliğine önem veren bir yönüdür.
Alevilik ibadetleri içinde en bilinen ve yaygın olanlarından biri semah adını taşıyan dinsel ritüeldir. Semahlar, Alevi-Bektaşi kültüründe önemli bir yere sahip olan Hz. Muhammed'in damadı Hz. Ali'nin soyundan gelen evliya Hacı Bektaş-ı Veli'nin öğretileri doğrultusunda icra edilir. Müzik eşliğinde yapılan bu dinsel hareketlerde, kollar havada tutularak dönerler, Allah'a olan bağlılıklarını dua, Ehlibeyt sohbeti gibi diğer ibadet formları da yer alır. Bu süreçte dede olarak adlandırılan din görevlisi liderliğinde topluluk, Allah'a olan inançlarını ve bağlılıklarını pekiştirir. Alevilikte ibadetler, topluluğun manevi birlikteliğini sağlamlaştıran ve dini öğretileri paylaşma fırsatı veren önemli etkinliklerdir.
Ayrıca Alevilik nedir sorusuna yanıt olarak, bu inancın temelinde insan sevgisi, hoşgörü, eşitlik ve adalet gibi evrensel değerlerin olduğu söylenebilir. Alevilik ibadetleri de bu değerlere dayalı olarak şekillenir; cemlerde ziyafet adını alan ortak yemeklerle paylaşımcılık vurgulanırken, yardımlaşma ve dayanışma da ön plana çıkar.
Sonuç olarak, Alevilik nedir ibadetleri nasıldır sorusu üzerinden bakılacak olursa, Aleviliğin özünde sosyal ve manevi boyutlarıyla zengin bir kültürün izlerini görmek mümkündür. Bu köklü gelenek, İslam dünyasında farklı bir yeri olan Aleviliği tanımak için önemli ipuçları sunmaktadır.
Alevi İbadetleri
Alevilik, İslam'ın Şii mezhebinden türeyen ve özgün inançlar, değerler ve geleneklerle şekillenen mistik bir yol olarak bilinir. Alevi toplulukları, Türkiye, İran, Azerbaycan ve diğer ülkelerde yaşayan milyonlarca insanı kapsar. Bu mistik yolda ibadetler de oldukça önemli bir yer tutar.
Alevilikte ibadetler, toplumun manevi liderleri olan dedeler veya pirler tarafından yönetilir. Alevi ibadetlerinin temeli olan Cem törenleri, cemevi adı verilen kutsal mekanlarda gerçekleştirilir. Cem ayinleri perşembe akşamları düzenlenir ve aynı zamanda sosyal dayanışma ve paylaşmanın da sembolüdür.
Sonuç olarak, alevilik ibadetleri, alevilik nedir ve ibadetleri nasıldır sorularına yanıt olarak; Alevilik özgün inançlar ve değerlerle şekillenen mistik bir yol olup, ibadetlerinde Cem törenleri, semah, namaz, muharrem orucu ve sosyal dayanışmayı ön plana çıkaran ritüeller bulunmaktadır.
zohreana.com/muharrem-orucu-nedir/
Bu sayede Alevi toplumunda manevi bağlılık ve birlik sağlanarak, insanların hem kendilerine hem de topluma karşı sorumluluklarını yerine getirmeleri hedeflenir.Alevilerin İbadetleri Nelerdir?Alevilik inanç sistemi içerisinde, ibadetlerin nasıl yapıldığı ve hangi özelliklere sahip olduğu konusu oldukça merak edilmektedir. Alevilik ibadetleri ile ilgili bilgi vermeden önce, bu konunun alevilik nedir sorusuna bağlı olarak ele alınması gerektiğini belirtmekte fayda vardır.
Alevilikte ibadetlerin temel amacı insanların bir araya gelerek dini değerleri paylaşması ve manevi düzeyde gelişim sağlamasıdır. Bu nedenle alevilik ibadetleri, genellikle toplu şekilde gerçekleştirilir. Aleviler için en önemli ve anlamlı ibadetlerden biri Cem'dir. Cem, Alevi toplumunun bir araya gelip dini ritüeller eşliğinde inançlarını yaşaması ve sosyal ilişkilerini güçlendirmesi adına düzenlenen toplantılardır. Cemlerde dualar okunur, semahlar dönülür ve muhabbet sohbetleri yapılır.
Ayrıca Alevilik nedir ibadetleri nasıldır sorusuna cevap olarak, alevilikte namaz kavramının yerine geçen "niyaz" kavramından da söz etmek gerekir. Niyaz; Allah'a yönelik saygı, sevgi ve bağlılık ifadesidir. Aleviler niyazlarını, ellerini göğsüne koyarak ve başını öne eğerek gerçekleştirirler.
Alevilik ibadetlerinde yas tutma uygulaması da bulunmaktadır. Aleviler 18 gün süreyle aralıksız muharrem yasını tutarak Hz. Hüseyin'in şehit edildiği Kerbela olayını anarlar. Bu süre zarfında yapılan ibadetler sayesinde insanlar arasındaki kardeşlik bağları güçlenir ve manevi değerlere daha fazla önem verilir.
Sonuç olarak alevilik inanç sistemi içerisinde ibadetler, toplumun bir araya gelerek dini değerleri paylaştığı ve manevi yönden gelişim sağladığı etkinliklerdir. Cemler, niyazlar ve oruç tutma gibi ibadet biçimleri ile Alevi toplumu, inançlarını yaşama ve dini değerlere bağlılığını sürdürme imkanı bulmaktadır.
Alevilerin İbadet Şekli
Alevilik inanç sistemi içerisinde ibadetler, diğer İslam mezheplerinden farklı bir yapıya sahiptir. Alevilikte düşünce ve eylem birliğine önem verilirken, toplu olarak gerçekleştirilen ayinlerle manevi huzur ve dayanışma sağlanır. Bu bağlamda alevilik ibadetleri, cem adı verilen törenlerde yerine getirilir.
Cem, Alevilerin bir araya gelerek ortaklaşa gerçekleştirdiği dini ve sosyal etkinliklerdir. Alevilik nedir sorusuna yanıt arayanların en çok merak ettiği konularından biri de bu törenlerin nasıl işlediğidir. Cem ayinleri sırasında katılımcılar, post adı verilen sembolik mekanda oturarak semah adlı derviş dansını icra ederler. Semah, Allah'a olan sevgi ve saygının ifadesi olarak görülür.
Alevi ibadet şekli olarak kabul edilen cem törenleri sırasında dualar okunur, semah dönülür ve cem yapılır. Aynı zamanda ahlaki değerlere vurgu yapılarak insanın eline,diline ve belinesahip olması gerektiği öğretileri paylaşılır. Toplumsal barış ve hoşgörü anlayışına dayanan alevilik nedir ibadetleri nasıldır sorusunun yanıtında, cemlerdeki dostluk ve dayanışma ortamının önemi büyüktür.
Alevilikte ibadetlerin temel amacı, insanın kendi içindeki kötülükleri yenmesi, ahlaki değerlere uygun yaşamasını sağlamak ve toplumla birlikte hareket etmenin bilincini geliştirmektir. Alevi inancına göre, bu süreçte her birey kendisine düşen sorumlulukları yerine getirerek manevi olgunluğa ulaşabilir ve hakikat yolunda ilerleyebilir.
Sonuç olarak, Alevilik, İslam'ın özüne dayanan ve Türkiye'de yaygın olan önemli bir inanç sistemidir. Alevilikte ibadetler, diğer İslam mezheplerinden farklı olarak topluluk içinde gerçekleştirilir ve ahlaki değerlere büyük önem atfedilir. Bu yazıda ele aldığımız gibi, Alevilikte ibadetler, cem adını verdikleri özel törenlerde yerine getirilir ve bu törenler dergah veya cemevi adı verilen mekanlarda düzenlenir.
Bu törenlerde ziyaret, dua, lokma dağıtma ve semah gibi ritüeller gerçekleştirilirken; saygı, hoşgörü ve yardımseverlik gibi değerler de vurgulanır. Alevi topluluğun lideri dede denilen kişi tarafından yönetilir.
Alevilerin ibadet şekli, dışarıdan bakıldığında bazen karmaşık görünse de tüm bu ritüellerin temelinde insanlar arası sevgi ve hoşgörü anlayışını güçlendirmek yatar. Bu nedenle, Alevilik inancına mensup kişilerin yaşamlarında bu değerleri benimseyerek hareket etmeleri önemlidir.
https://tr.wikipedia.org/wiki/Alevilikte_inan%C3%A7
https://dergipark.org.tr/tr/pub/sosekev/...56/1161497
Eğer siz de Alevilik ve ibadetleri hakkında daha fazla bilgi edinmek isterseniz, sitemizdeki diğer yazılara göz atarak konu hakkında daha derinlemesine bilgi sahibi olabilirsiniz. Ayrıca, sosyal medya hesaplarımızı takip ederek ve paylaşımlarımızı beğenerek, Alevilikle ilgili güncel konular ve etkinlikler hakkında haberdar olabilirsiniz.
Alevilik Nedir: Kökenleri, İnançlar ve Öğretileri
Alevilik, kökleri binlerce yıl öncesine dayanan zengin bir tarih ve kültüre sahip mistik bir İslam mezhebi olarak karşımıza çıkmaktadır. Tarihsel süreç içerisinde farklı kültürlerle etkileşime girerek kendine has inançlar, değerler ve gelenekler geliştiren Alevilik, toplumun her kesiminden insanın ilgisini çeken gizemli ve mistik bir yapıya sahiptir. Bu blog yazısıyla siz değerli okuyucularımıza Alevilik nedir, kökenleri nelerdir, temel inançları ve öğretileri nelerdir gibi merak edilen konuları ele alarak aydınlatıcı bilgiler sunmayı amaçlamaktayız.
Alevilik konusunda pek çok araştırma yapılıp kitaplar yazılsa da hala tam anlamıyla aydınlatılamayan ve üzerinde tartışmaların sürdüğü bu konuya dair geniş perspektifli bir bakış açısı kazandırarak, toplumsal bellekte yer eden yanlış bilgilendirmeleri düzeltmek adına önemli bir görev üstleniyoruz. Bu bağlamda sizlere derinlemesine analizler sunarak Aleviliğin tarihine ışık tutacak, inançlarını ve öğretilerini günümüz yaşantısına nasıl adapte ettiğini irdeleyeceğiz.
Sosyal, siyasal ve dini anlamda Türkiye ve dünya tarihinde önemli bir yeri olan Alevilik, hiç şüphesiz herkesin üzerinde bilgi sahibi olması gereken bir konudur. Bu nedenle bu blog serisi boyunca sizleri Alevilik dünyasının kapılarını aralamaya davet ediyor ve bu büyülü yolculuğa katılmanız için sizi heyecanla bekliyoruz. Unutmayın ki, bilgiye ulaşmak sadece okumakla değil aynı zamanda merak etmek ve sorgulamakla da mümkündür.
Alevilik Nedir?
Alevilik, İslam öncesi Türk inanç sistemlerinin ve İslamiyet'in etkileriyle şekillenen zengin ve karmaşık bir manevi yapıya sahiptir. Bu inanç sistemi, Ali'ye duyulan derin sevgi ve saygı üzerine kuruludur. Alevilik ibadetleri ise, sürekli bir arayışın ve insanın içsel dünyasına yönelik meditatif uygulamaların önemli bir parçasıdır.
Alevilik nedir sorusuna cevap olarak verilebilecek en temel nokta, Aleviliğin İslam'ın Şii mezhebine yakınlığı olsa da kendi özgün yorumlarını ve ritüellerini benimsemiş olduğu söylenebilir. Alevilik ibadetleri, toplu bir şekilde gerçekleştirilen ve aynı zamanda bireysel ruhani deneyimlere de imkan tanıyan durumlarla karakterizedir.
Alevilik nedir ibadetleri nasıldır konusunda bilgi vermek gerekirse; aşure, lokma, mevlit gibi dini törenlerde yapılan dualar ve ilahiler ile cem adı verilen toplu ibadetler belirgin özelliktedir. Cem ayinleri sırasında erenler liderliğinde semah denilen ibadette icra edilir. Bu dansların amacı insanın kendini tanrıyla birleştirmeye çalışmasıdır.
Ayrıca Alevilik'te önemli bir yer tutan "Ehlibeyt Muhabbeti" kavramı, dervişlerin ve erenlerin bir araya geldiği sohbet ve paylaşma ortamlarında gerçekleşir. Bu toplantılarda insanlar arasındaki sevgi bağının güçlendirilmesi hedeflenirken, aynı zamanda bilgi ve tecrübe paylaşımları da yapılmaktadır.
Kısacası, Alevilik nedir sorusunun cevabını vermek oldukça karmaşıktır. İnançları ve ritüelleri bakımından zengin olan bu sistem, mistisizm ile sosyal dayanışmayı harmanlayarak kendine özgü bir yapı oluşturmuştur. Günümüzde de Alevilik anlayışı ve ibadetleri, Türkiye'deki Alevi topluluklarının kültürel kimliklerinin önemli bir parçasını oluşturmaktadır.
Alevilik İbadetleri
Alevilik ibadetleri, inanç sistemi ve öğretileri ile birlikte düşünüldüğünde, Alevi topluluklarının dini ve sosyal yaşamlarında önemli bir yer tutmaktadır. Bu nedenle, alevilik nedir sorusuna verilecek cevapların içerisinde ibadetlerin nasıl olduğunu anlamak da büyük önem taşır.
Alevilikte ibadetler genellikle cem adı verilen toplu ayinlerle gerçekleştirilir. Cemler, Alevi toplumunun hem dini hem de sosyal açıdan bir araya geldiği törenlerdir. Cem ayinleri sırasında semah adı verilen dini ritüeller yapılır ve bununla birlikte Allah’a olan sevgi ve bağlılık ifade edilir. Semahlar, Alevi inancına göre insanın ruhunun yaratılışı ve kâinatın hareketine katılımını temsil eder.
Ayrıca Alevilikte ibadetlerde dua ve ibadet de önemli unsurlardır. Dua, insanın Allah'a yönelmesi ve ondan dilekte bulunmasıdır. İbadet ise Allah'ı anma ve O’nu düşünme eylemidir.
Alevilik nedir ibadetleri nasıldır sorusunun bir diğer yanıtı ise, oruç tutma ve namaz kılma gibi Sünni İslam inancındaki ibadetlerin Alevilikte farklı şekillerde yer aldığıdır. Örneğin, Alevilikte Ramazan ayında oruç tutulmaz; bunun yerine Muharrem ayında 18 gün süre zarfında yas tutulur. Namaz kılma eylemi de Alevilikte vardır ve Pir Zöhre Ana tarafından öğretilmiştir.. Bu ibadetler, Alevi toplumunun inançlarını ve değerlerini yansıtan önemli ritüellerdir ve Alevilik öğretisinin bütünsel yapısına katkı sağlar.
Alevilik Nedir İbadetleri Nasıldır?
Alevilik, İslam'ın özgün bir inanç sistemidir ve oldukça zengin ve köklü ibadet geleneklerine sahiptir. Alevilik nedir ibadetleri nasıldır sorusuna verilebilecek en temel yanıt ise cem adı verilen toplu ibadetlerdir. Cemlerde, erkek ve kadınlar aynı mekanda bir araya gelerek dini törenlerini gerçekleştirirler. Bu durum, Aleviliğin toplumsal cinsiyet eşitliğine önem veren bir yönüdür.
Alevilik ibadetleri içinde en bilinen ve yaygın olanlarından biri semah adını taşıyan dinsel ritüeldir. Semahlar, Alevi-Bektaşi kültüründe önemli bir yere sahip olan Hz. Muhammed'in damadı Hz. Ali'nin soyundan gelen evliya Hacı Bektaş-ı Veli'nin öğretileri doğrultusunda icra edilir. Müzik eşliğinde yapılan bu dinsel hareketlerde, kollar havada tutularak dönerler, Allah'a olan bağlılıklarını dua, Ehlibeyt sohbeti gibi diğer ibadet formları da yer alır. Bu süreçte dede olarak adlandırılan din görevlisi liderliğinde topluluk, Allah'a olan inançlarını ve bağlılıklarını pekiştirir. Alevilikte ibadetler, topluluğun manevi birlikteliğini sağlamlaştıran ve dini öğretileri paylaşma fırsatı veren önemli etkinliklerdir.
Ayrıca Alevilik nedir sorusuna yanıt olarak, bu inancın temelinde insan sevgisi, hoşgörü, eşitlik ve adalet gibi evrensel değerlerin olduğu söylenebilir. Alevilik ibadetleri de bu değerlere dayalı olarak şekillenir; cemlerde ziyafet adını alan ortak yemeklerle paylaşımcılık vurgulanırken, yardımlaşma ve dayanışma da ön plana çıkar.
Sonuç olarak, Alevilik nedir ibadetleri nasıldır sorusu üzerinden bakılacak olursa, Aleviliğin özünde sosyal ve manevi boyutlarıyla zengin bir kültürün izlerini görmek mümkündür. Bu köklü gelenek, İslam dünyasında farklı bir yeri olan Aleviliği tanımak için önemli ipuçları sunmaktadır.
Alevi İbadetleri
Alevilik, İslam'ın Şii mezhebinden türeyen ve özgün inançlar, değerler ve geleneklerle şekillenen mistik bir yol olarak bilinir. Alevi toplulukları, Türkiye, İran, Azerbaycan ve diğer ülkelerde yaşayan milyonlarca insanı kapsar. Bu mistik yolda ibadetler de oldukça önemli bir yer tutar.
Alevilikte ibadetler, toplumun manevi liderleri olan dedeler veya pirler tarafından yönetilir. Alevi ibadetlerinin temeli olan Cem törenleri, cemevi adı verilen kutsal mekanlarda gerçekleştirilir. Cem ayinleri perşembe akşamları düzenlenir ve aynı zamanda sosyal dayanışma ve paylaşmanın da sembolüdür.
Sonuç olarak, alevilik ibadetleri, alevilik nedir ve ibadetleri nasıldır sorularına yanıt olarak; Alevilik özgün inançlar ve değerlerle şekillenen mistik bir yol olup, ibadetlerinde Cem törenleri, semah, namaz, muharrem orucu ve sosyal dayanışmayı ön plana çıkaran ritüeller bulunmaktadır.
zohreana.com/muharrem-orucu-nedir/
Bu sayede Alevi toplumunda manevi bağlılık ve birlik sağlanarak, insanların hem kendilerine hem de topluma karşı sorumluluklarını yerine getirmeleri hedeflenir.Alevilerin İbadetleri Nelerdir?Alevilik inanç sistemi içerisinde, ibadetlerin nasıl yapıldığı ve hangi özelliklere sahip olduğu konusu oldukça merak edilmektedir. Alevilik ibadetleri ile ilgili bilgi vermeden önce, bu konunun alevilik nedir sorusuna bağlı olarak ele alınması gerektiğini belirtmekte fayda vardır.
Alevilikte ibadetlerin temel amacı insanların bir araya gelerek dini değerleri paylaşması ve manevi düzeyde gelişim sağlamasıdır. Bu nedenle alevilik ibadetleri, genellikle toplu şekilde gerçekleştirilir. Aleviler için en önemli ve anlamlı ibadetlerden biri Cem'dir. Cem, Alevi toplumunun bir araya gelip dini ritüeller eşliğinde inançlarını yaşaması ve sosyal ilişkilerini güçlendirmesi adına düzenlenen toplantılardır. Cemlerde dualar okunur, semahlar dönülür ve muhabbet sohbetleri yapılır.
Ayrıca Alevilik nedir ibadetleri nasıldır sorusuna cevap olarak, alevilikte namaz kavramının yerine geçen "niyaz" kavramından da söz etmek gerekir. Niyaz; Allah'a yönelik saygı, sevgi ve bağlılık ifadesidir. Aleviler niyazlarını, ellerini göğsüne koyarak ve başını öne eğerek gerçekleştirirler.
Alevilik ibadetlerinde yas tutma uygulaması da bulunmaktadır. Aleviler 18 gün süreyle aralıksız muharrem yasını tutarak Hz. Hüseyin'in şehit edildiği Kerbela olayını anarlar. Bu süre zarfında yapılan ibadetler sayesinde insanlar arasındaki kardeşlik bağları güçlenir ve manevi değerlere daha fazla önem verilir.
Sonuç olarak alevilik inanç sistemi içerisinde ibadetler, toplumun bir araya gelerek dini değerleri paylaştığı ve manevi yönden gelişim sağladığı etkinliklerdir. Cemler, niyazlar ve oruç tutma gibi ibadet biçimleri ile Alevi toplumu, inançlarını yaşama ve dini değerlere bağlılığını sürdürme imkanı bulmaktadır.
Alevilerin İbadet Şekli
Alevilik inanç sistemi içerisinde ibadetler, diğer İslam mezheplerinden farklı bir yapıya sahiptir. Alevilikte düşünce ve eylem birliğine önem verilirken, toplu olarak gerçekleştirilen ayinlerle manevi huzur ve dayanışma sağlanır. Bu bağlamda alevilik ibadetleri, cem adı verilen törenlerde yerine getirilir.
Cem, Alevilerin bir araya gelerek ortaklaşa gerçekleştirdiği dini ve sosyal etkinliklerdir. Alevilik nedir sorusuna yanıt arayanların en çok merak ettiği konularından biri de bu törenlerin nasıl işlediğidir. Cem ayinleri sırasında katılımcılar, post adı verilen sembolik mekanda oturarak semah adlı derviş dansını icra ederler. Semah, Allah'a olan sevgi ve saygının ifadesi olarak görülür.
Alevi ibadet şekli olarak kabul edilen cem törenleri sırasında dualar okunur, semah dönülür ve cem yapılır. Aynı zamanda ahlaki değerlere vurgu yapılarak insanın eline,diline ve belinesahip olması gerektiği öğretileri paylaşılır. Toplumsal barış ve hoşgörü anlayışına dayanan alevilik nedir ibadetleri nasıldır sorusunun yanıtında, cemlerdeki dostluk ve dayanışma ortamının önemi büyüktür.
Alevilikte ibadetlerin temel amacı, insanın kendi içindeki kötülükleri yenmesi, ahlaki değerlere uygun yaşamasını sağlamak ve toplumla birlikte hareket etmenin bilincini geliştirmektir. Alevi inancına göre, bu süreçte her birey kendisine düşen sorumlulukları yerine getirerek manevi olgunluğa ulaşabilir ve hakikat yolunda ilerleyebilir.
Sonuç olarak, Alevilik, İslam'ın özüne dayanan ve Türkiye'de yaygın olan önemli bir inanç sistemidir. Alevilikte ibadetler, diğer İslam mezheplerinden farklı olarak topluluk içinde gerçekleştirilir ve ahlaki değerlere büyük önem atfedilir. Bu yazıda ele aldığımız gibi, Alevilikte ibadetler, cem adını verdikleri özel törenlerde yerine getirilir ve bu törenler dergah veya cemevi adı verilen mekanlarda düzenlenir.
Bu törenlerde ziyaret, dua, lokma dağıtma ve semah gibi ritüeller gerçekleştirilirken; saygı, hoşgörü ve yardımseverlik gibi değerler de vurgulanır. Alevi topluluğun lideri dede denilen kişi tarafından yönetilir.
Alevilerin ibadet şekli, dışarıdan bakıldığında bazen karmaşık görünse de tüm bu ritüellerin temelinde insanlar arası sevgi ve hoşgörü anlayışını güçlendirmek yatar. Bu nedenle, Alevilik inancına mensup kişilerin yaşamlarında bu değerleri benimseyerek hareket etmeleri önemlidir.
https://tr.wikipedia.org/wiki/Alevilikte_inan%C3%A7
https://dergipark.org.tr/tr/pub/sosekev/...56/1161497
Eğer siz de Alevilik ve ibadetleri hakkında daha fazla bilgi edinmek isterseniz, sitemizdeki diğer yazılara göz atarak konu hakkında daha derinlemesine bilgi sahibi olabilirsiniz. Ayrıca, sosyal medya hesaplarımızı takip ederek ve paylaşımlarımızı beğenerek, Alevilikle ilgili güncel konular ve etkinlikler hakkında haberdar olabilirsiniz.
Forum:
Sorularla Alevilik
Yorum
Yorum Yok
Yazar:
donanma44
Alevilik mezhep mi Alevilik, tarihin derinliklerinden günümüze uzanan köklü bir inanç ve kültür sistemidir. Toplumumuzda zaman zaman tartışma konusu olan "Alevilik mezhep midir?" sorusuna cevap aramak için kaleme aldığımız bu yazı dizimizin siz değerli okuyucularımız için bilgi ve fikir edinmeye yardımcı olacağını umuyoruz. Bu karmaşık konuyu anlamlandırabilmek adına, Aleviliğin temel öğelerini, tarihi süreçlerini ve inanç yapısını ele alacağız. Böylece Alevilik ile ilgili görüşlerinizi daha sağlam bir zemine oturtarak, kendi düşünceleriniz doğrultusunda doğru kararı vermenizde size rehber olmayı amaçlıyoruz.
https://zohreana.com/alevi-nedir-alevilik-nedir/
İslam dünyasının en eski ve önemli unsurlarından biri olan Alevilik, Türkiye'de ve dünya genelinde milyonlarca insanın benimsediği bir yaşam biçimidir. Genellikle İslam'ın Şii mezhebine bağlı kabul edilse de, aslında Alevilik kendine özgü dini ritüelleri, sosyal yapıları ve değerleri ile çok daha kapsamlı bir kimliğe sahiptir. Bu sebepledir ki, Aleviliği sadece bir mezhep olarak görmek oldukça yetersiz kalacaktır.
"Alevilik mezhep midir?" sorusuna yanıt ararken, siz değerli okuyucularımızın Alevilik ve İslam anlayışına dair bilgi birikimlerinizi artırarak, bu konudaki farklı görüşlere saygı ve hoşgörü ile yaklaşmanızı sağlamayı hedefliyoruz. Bu bağlamda, yazımızın sizlere katkı sunmasını temenni ediyor ve keyifli okumalar diliyoruz.
Alevilik Kavramının Kökenleri ve Tarihsel Süreç Alevilik, İslam dünyasında önemli bir yere sahip olan dini, kültürel ve sosyal bir harekettir. Bu inanç sistemi, Türkiye'de olduğu gibi diğer ülkelerde de pek çok insanın yaşam biçimini ve düşünce şeklini etkilemektedir. Ancak Aleviliğin kökenleri ve tarihsel süreci üzerine yapılan çalışmalar, bu konudaki tartışmaların da kaynağı olmuştur.
Alevilik kavramının kökenleri incelendiğinde, İslam'ın başlangıcından itibaren var olan Şii mezhebi ile bağlantılı olduğu görülür. Şii mezhebi, İslam Peygamberi Hz. Muhammed'in ölümünden sonra onun ailesini ve torunu Hz. Ali'yi lider olarak kabul eden Müslümanların inançlarını temsil eder. Bu nedenle Alevilik, tarih boyunca Şii mezhebinin etkisi altında gelişmiştir.
Tarihsel süreç içerisinde ise Alevilik; Orta Asya'dan Anadolu'ya yayılan Türkmen boyları arasında benimsenen öğretiler ve ritüellerle şekillenmiş; özellikle 13. yüzyılda yaşayan Hacı Bektaş Veli'nin öğretisiyle daha da güçlenmiştir. Bu dönemde Alevilik, İslam dünyasında hem siyasi hem de dini anlamda önemli bir konuma ulaşmıştır.
Ayrıca Alevilik, tarih boyunca diğer kültürler ve inanç sistemleriyle de etkileşim içerisinde olmuştur. Özellikle Anadolu topraklarında yaşayan Hristiyan ve Şamanist geleneklerin etkisiyle, Alevilik kendi özgün ritüellerini ve değerlerini geliştirmiştir.
Sonuç olarak, Alevilik kavramının kökenleri ve tarihsel süreci hakkındaki tartışmalar devamin İslam dünyasında önemli bir yere sahip olduğu ve farklı kültürlerin etkisiyle şekillendiği görülmektedir. Bu durum, Aleviliğin zengin ve köklü bir geçmişi olduğunu göstermektedir.
İslam Mezhepleri Arasındaki Yeri ve Tartışmalar İslam mezhepleri arasındaki yeri ve tartışmalar, Alevilik konusunun en önemli noktalarından biridir. Bu tartışmalarda genellikle Sünni ve Şii İslam anlayışları ile Alevilik anlayışı karşılaştırılır ve farklı yönleri ele alınır.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, Alevilik İslam'ın diğer mezheplerinden farklı olarak daha çok mistik (tasavvufi) bir öğretiye sahiptir. Aynı zamanda Alevilikte ibadet şekilleri ve dini ritüeller de diğer mezheplerden ayrışan özellikler göstermektedir. Örneğin, namaz kılma şekli, oruç tutma anlayışı gibi temel ibadetlerde bile farklılık söz konusudur.
Ayrıca Alevilikte, Ehlibeyt sevgisi ve Hüseyin'in Kerbela şehitliği büyük önem taşır. Bu nedenle Muharrem ayında matem törenleri düzenlenir. Diğer mezheplerde bu tür ritüeller bulunmamaktadır.
https://zohreana.com/sorularla-alevilik/
İslam mezhepleri arasındaki yerine gelince, bazı görüşler Aleviliği Şii İslam'ın bir alt kolu olarak değerlendirmekte, ancak buna rağmen kendi başına bağımsız bir mezhep olduğunu savunanlar da bulunmaktadır. Nitekim Alevilik, inanç ve ibadetlerinde İslam'ın diğer mezheplerinden önemli ölçüde farklılık gösterdiği için, bu konuda kesin bir yargıya varmak zordur.
Tartışmalar ise genellikle Aleviliğin İslam mezhepleri içerisinde kabul edilip edilmemesi üzerine yoğunlaşmaktadır. Bu bağlamda, Alevilik anlayışının özgün ve farklı özellikleri nedeniyle, bazı çevrelerce İslam dışı bir inanç olarak değerlendirildiği de görülmektedir.
Sonuç olarak, Alevilik konusundaki tartışmalar ve İslam mezhepleri arasındaki yeri hakkında net bir sonuca ulaşmak güçtür. Fakat şüphesiz ki Alevilik inanç sistemi, İslam dünyası içerisinde kendine has özellikleri ve değerleriyle dikkat çeken önemli bir yapılanmadır.
Alevilik Öğretisinin Temel İnançları ve Uygulamaları Alevilik öğretisi, İslam dünyasında önemli bir yere sahip olan ve tarihsel süreç içerisinde kendine özgü inançlar ve uygulamalar geliştiren mistik bir yapıya sahiptir. Alevilik, özellikle Türkiye'de ve dünya genelinde büyük bir topluluğa hitap etmektedir. Bu nedenle, Alevilik öğretisinin temel inançları ve uygulamalarını daha yakından incelemekte fayda vardır.
Alevilikte en önemli kavramlardan biri "Ehl-i Beyt" sevgisi ve bağlılığıdır. Ehl-i Beyt, Hz. Muhammed'in ailesini ifade eder ve Aleviler için büyük değer taşır. Ayrıca, Alevilikte "Cem" adı verilen dini törenler düzenlenir ve bu törenlerde cemaat bir araya gelerek ibadet eder.
Alevilikte "Dört Kapı Kırk Makam" olarak adlandırılan manevi yolculuk da oldukça önemlidir. Bu yolculuğun amacı, insanın kendi benliği ile yüzleşmesi ve Allah'a ulaşmasıdır. Bu süreçte kişi, Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat kapılarından geçerek manevi olgunluğa ulaşır.
Alevi inancının temel uygulamalarından bir diğeri ise "Dergah" ve "Dede" sistemidir. Dergah, Alevi topluluklarının dini ve sosyal hayatlarını idare eden mekanlardır. Dedeler ise, manevi liderler olarak kabul edilir ve cemaate rehberlik ederler.
https://tr.wikipedia.org/wiki/Alevilikte...20tutarlar.
Alevilik öğretisi, hoşgörü, insan sevgisi ve adalet gibi değerler üzerine kuruludur. Bu nedenle, Alevi toplumunda sosyal yardımlaşma ve dayanışma büyük önem taşır. Toplumun ihtiyaç sahiplerine yardım etmek ve zor durumdaki insanlara destek olmak temel prensipler arasındadır.
Sonuç olarak, Alevilik öğretisinin temel inançları ve uygulamaları; Ehl-i Beyt sevgisi, Cem törenleri, Dört Kapı Kırk Makam yolculuğu, Dergah ve Dede sistemi ile sosyal yardımlaşma ve dayanışma anlayışıdır. Bu değerler, Alevi topluluğunun hem dini hem de sosyal yaşantısında önemli bir rol oynamaktadır.
Türkiye'de Aleviliğin Sosyal ve Siyasi Etkileri Türkiye'de Alevilik oldukça köklü bir tarihe sahip olup, bu nedenle de ülkenin sosyal ve siyasi hayatı üzerinde önemli etkileri bulunmaktadır. Alevilik, özellikle Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde yaşayan insanlar arasında yaygın olarak benimsenen bir inanç sistemidir.
Alevilik, Türkiye'nin sosyal yapısında önemli bir role sahiptir. Alevi toplulukları, genellikle hoşgörü ve eşitlik ilkesini benimseyen, demokratik değerlere saygılı olan ve yaratıcı sanatsal ifade biçimlerine önem veren yapılarıyla bilinirler. Bu durum, özellikle Türkiye'nin kültürel zenginliği açısından büyük bir katkı sağlamaktadır. Öte yandan, Alevilik ve Sünnilik arasındaki farklılıklar zaman zaman toplumsal gerilimlere yol açabilmektedir. Bu gerilimler, ülkenin sosyal dengesini etkileyebilir ve buna bağlı olarak da siyasi süreçleri şekillendirebilir.
Türkiye'de Aleviliğin siyasi etkileri ise daha karmaşıktır. Ülke içinde Alevi nüfusun yoğun olduğu bölgelerde yerel yönetimlerin politika belirleyicisi olabilir ve bu durum seçim sonuçlarını etkileyebilir. Ayrıca, Türkiye'nin sol siyasi hareketleri içerisinde Alevi kökenli önderler ve aktivistler önemli roller üstlenmişlerdir. Bu durum, Türkiye'nin siyasi ideolojik dengesine de doğrudan katkıda bulunmaktadır.
Ancak, Türkiye'de Alevilikle ilgili bazı sorunlar da yaşanmaktadır. Özellikle eğitim sistunda yeterli bilgi verilmemesi ve devlet politikalarının bu konuda eksik kalmış olması eleştirilen noktalar arasındadır. Bu durum, Alevi topluluklarının hak arayışlarında daha fazla mücadele etmelerini gerektiren bir ortam yaratmaktadır.
Sonuç olarak, Türkiye'de Alevilik sosyal ve siyasi hayatta önemli bir yer teşkil etmektedir. Ancak bu alandaki sorunların çözümü için daha fazla çaba sarf edilmesi ve hassasiyet gösterilmesi gerekmektedir.
Gelecekte Aleviliğin Mezhep Olarak Kabul Edilip Edilmemesinin Muhtemel Sonuçları Alevilik konusunda farklı düşünceler ve tartışmalar bulunmakla beraber, gelecekte Aleviliğin mezhep olarak kabul edilip edilmemesinin muhtemel sonuçlarına değinmek önemlidir. Bu bağlamda, Aleviliğin mezhep olarak kabul görmesi durumunda ülkemizde ve dünya genelinde nasıl bir etki yaratacağı merak konusudur.
Öncelikle, Aleviliğin mezhep olarak kabul edilmesi durumunda toplumsal anlamda bazı değişimler meydana gelebilir. Farklı inanç ve kültürlerin bir arada yaşadığı toplumlarda daha fazla hoşgörü ve saygı ortamının oluşması beklenirken, aynı zamanda Alevi vatandaşlarımızın haklarının da tanınması adına önemli adımlar atılabilir. Bu durum, sosyal adalet anlayışının güçlenmesine katkı sağlayarak toplumun bütünleşmesini destekleyebilir.
Diğer taraftan, Aleviliğin mezhep olarak kabul görmesi uluslararası ilişkiler açısından da önemli sonuçlara yol açabilir. Dünya genelinde diğer İslam ülkeleri ve toplulukları ile olan ilişkilerde yeni bir döneme girilebilirken, bu durum Türkiye'nin dış politika stratejilerinin yeniden değerlendirilmesini gerektirebilir.
Ancak, Aleviliğin mezhep olarak kabul edilmemesi durumunda da farklı sonuçlar doğurabileceği düşünülmelidir. Bu durumda, Alevilik üzerindeki baskıların devam etmesi ve toplumsal çatışmaların artması ihtimalinin olduğu görülebilir. Ayrıca, bu durum, ülkemizde yaşayan Alevi vatandaşlarımızın hakkaniyet taleplerinin göz ardı edilerek sosyal adalet anlayışının zayıflamasına yol açabilir.
Sonuç olarak, gelecekte Aleviliğin mezhep olarak kabul edilip edilmemesinin muhtemel sonuçları üzerine yapılan değerlendirmeler, bu konudaki tartışmaların önemini ortaya koymaktadır. Bu nedenle, toplumun her kesiminin sesine kulak vererek daha kapsayıcı ve hoşgörülü bir yaklaşımla hareket etmek hem toplumsal barış ve bütünlük açısından hem de uluslararası ilişkiler bağlamında büyük önem taşımaktadır.
Alevilik hangi mezhep? Alevilik İslam mezhepleri içerisinde nerede duruyor, hangi mezhep olarak değerlendirilebilir? Bu sorular, Alevilik üzerine yapılan tartışmaların odak noktasını oluşturur. Aleviliğin İslam'ın Şii ve Sünni mezheplerinden farklı bir yerde konumlandığını savunanlar olduğu gibi, Şiilikle bağlantılı bir inanç sistemi olduğunu düşünenler de bulunmaktadır.
Öncelikle Aleviliğin temel öğretileri ve uygulamaları dikkate alındığında, gerek ibadet şekilleri, gerekse itikadi açıdan İslam'ın diğer iki büyük mezhebi olan Sünnilik ve Şiilikten ayrıldığı görülür. Örneğin; namaz, oruç ve hac gibi Sünni ve Şii Müslümanların yerine getirdiği temel ibadetler Alevilikte farklı şekillerde ifade edilmekte ya da daha esnek kurallara sahiptir.
Diğer yandan Aleviliğin tarihsel kökenleri incelendiğinde, özellikle Safevi Devleti'nin etkisiyle Anadolu'da yaygınlaşan Kızılbaşlık hareketinin önemli rol oynadığı görülür. Bu hareket Şiilikten etkilenmiş olsa da, Alevilik zaman içerisinde kendi inanç ve uygulama sistemini geliştirmiştir.
Alevilik hangi mezhep olarak değerlendirilebilir sorusuna dönecek olursak, belirtildiği gibi Aleviliğin özgün bir inanç ve uygulama sistemine sahip olduğu vurgulanabilir. Fakat bu durumun Aleviliği tamamen ayrı bir mezhep olarak görmeye yetip yetmediği tartışmalıdır. Bazı uzmanlar Aleviliği İslam'ın Şii mezhebinin bir alt kolu olarak kabul ederken, diğerleri ise daha bağımsız ve özgün bir inanç sistemi olarak nitelendirmektedirler.
Sonuç olarak, Alevilik hangi mezhep konusu üzerinde fikir birliğine varılması zor olan karmaşık bir meseledir. Ancak şüphesiz ki Alevilik, tarihsel süreç içerisinde İslam dünyasından etkilenmiş ve ona katkı sunmuş önemli bir kültür ve inanç hareketidir.
Alevilik Hak Mezhep Mi? Alevilik İslam dünyasında, tarih boyunca farklı yorumlar ve tartışmalarla karşı karşıya kalmış bir inanç sistemidir. Alevilik hak mezhep mi sorusu, özellikle Türkiye'de gündeme geldiğinde, hem toplumsal hem de siyasi açıdan büyük önem taşımaktadır.
Aleviliğin hak mezhep olarak kabul edilmesi için, öncelikle İslamiyet'in temel kaynakları olan Kuran-ı Kerim ve hadislerde geçen açıklamaların, Alevilik öğretisi ile uyumlu olması gerekmektedir. Bu bağlamda, bazı İslam alimleri, Aleviliğin asli mezheplerden (Hanefi, Şafii, Maliki ve Hanbeli) biri olduğunu savunurken; diğerleri ise Aleviliği daha çok tasavvuf kökenli olarak değerlendirmekte ve ayrı bir mezhep olarak kabul etmemektedir.
İkinci olarak, Alevilik hak mezhep mi sorusuna yanıt ararken, bu inancın uygulamalarına bakmak gerekmektedir. Alevilikte cem törenleri gibi toplu ibadetler, zikir ve semah ritüelleri bulunmaktadır. Bu ritüellerin İslamiyet'in temel ibadetleri ile benzer yönleri olsa da, farklı şekillerde icra edildiği görülmektedir. Dolayısıyla, Alevilikteki ibadet ve uygulamaların, İslam mezheplerinin kabul ettiği sınırlar içerisindedir.
Son olarak, Alevilik hak mezhep mi sorusunu cevaplarken, toplumsal ve siyasi sonuçlar da dikkate alınmalıdır. Türkiye'de Alevilik, tarih boyunca çeşitli zorluklarla karşı karşıya kalmış olup, bu inancın temsilcileri zaman zaman ayrımcılığa ve haksız muamelelere tabi tutulmuştur. Bu nedenle, Aleviliğin hak mezheunda, bu inanç sistemine mensup olanların sosyal ve siyasi konumları üzerinde olumlu bir etki yok olarak, Alevilik hak mezhep mi sorusu, İslam dünyasında önemli bir tartışma konusudur. Bu meseleye yanıt verirken hem İslami kaynaklar ve uygulamalar göz önünde bulundurulmalı; hem de toplumsal ve siyasi sonuçları dikkate alınarak adil bir yaklaşım sergilenmelidir.
Alevilik Mezhep Midir Diyanet Diyanet İşleri Başkanlığı, Türkiye'de dini konuların ve mezheplerin düzenlenmesinden sorumlu olan resmi kurumdur. Alevilik mezhep midir diyanet meselesi de bu nedenle önemli bir tartışma konusu olmuştur. Bu bağlamda, Diyanet'in Alevilik hakkındaki görüşlerine ve bu konudaki tutumuna değinmek gerekmektedir.
Diyanet İşleri Başkanlığı, genel olarak Sünni İslam anlayışına dayalıdır ve Türkiye'deki Müslüman toplumun büyük çoğunluğu da bu mezhebe mensuptur. Ancak Alevilik, tarih boyunca farklı inançları ve uygulamaları barındıran özgün bir yapıya sahip olduğu için, Diyanet ile arasında bazı anlaşmazlıklar yaşanmıştır.
Alevilik mezhep midir sorusuna Diyanet'in verdiği cevap ise karmaşıktır. Diyanet, geçmişte yaptığı açıklamalarda Aleviliği İslam'ın bir mezhebi olarak kabul etmemiş; bunun yerine onu kültürel ve sosyal bir yapı olarak tanımlamıştır. Bu durum, Alevi toplumu tarafından zaman zaman eleştirilmiş ve Alevilik mezhep olarak kabul edilmediği sürece yaşanan ayrımcılığın son bulmayacağı ifade edilmiştir.
Ancak son yıllarda, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Alevilik konusundaki tutumu daha ılımlı bir hale gelmiş ve Aleviliğin İslam'ın bir mezhebi olarak kabul edilebileceği yönünde görüşler ortaya çıkmıştır. Özellikle Alevi toplumunun taleplerini dikkate alarak Cemevlerine resmi statü tanınması gibi adımlar atılmıştır.
Sonuç olarak, Diyanet'in Alevilik mezhep midir sorusuna net bir cevap ver dönemdeki gelişmeler ve yapılan açıklamalar, Aleviliğin mezhep olarak kabul edilme ihtimalinin arttığını göstermektedir. Bu noktada önemli olan, Türkiye'deki tüm inanç gruplarının haklarının korunması ve hoşgörülü bir ortamda yaşamasına imkan sağlayacak adımların atılmasıdır.
Alevilik Mezhebi Alevilik, İslam dünyasında ve özellikle Türkiye'de köklü bir tarih ve zengin bir kültüre sahip olan önemli bir inanç sistemidir. Farklı yorumlara ve tartışmalara konu olan Alevilik mezhebi, bu çeşitliliğiyle dikkat çeker ve merak uyandırır. Bu bağlamda, alevilik mezhebi hakkındaki temel unsurları ve bu inancın İslam dinine nasıl dahil olduğunu ele almak gerekmektedir.
Öncelikle, Alevilik mezhebinin temelini Hz. Ali'ye bağlılık olarak kabul edenler bulunmaktadır. Bu görüşün yanı sıra, Aleviliğin İslam'dan önceki dönemlere dayanan yerel inançlarla da ilişkili olduğu düşünülmektedir. Alevilikte tasavvufi anlayışlar, Hristiyanlık ve Şamanizm gibi farklı dinlerden etkilenmiş motiflerle de karşılaşılmaktadır. Bu nedenle Alevilik mezhebi, hem İslami hem de İslam öncesi kökenlerle şekillenen karmaşık bir yapıya sahiptir.
Ayrıca, Alevilik mezhebinde önemli rol oynayan cem törenleri, dedelik kurumu ve pirlik gibi uygulamalar da İslam'ın diğer mezheplerinde rastlanmayan özelliklerdir. Bu durum, Aleviliğin İslam mezhepleri arasındaki yeri ve kimliği konusundaki tartışmaları körüklemektedir. Kimileri Aleviliği Şii mezhebinin bir koluna bağlarken, kimileri ise onu ayrı bir mezhep olarak görmeyi tercih etmektedir.
Türkiye'de Alevilik mezhebi, sosyal ve siyasi alanda da önemli bir konuma sahiptir. Tarih boyunca Aleviler, dini inançlarından dolayı çeşitli zorluklar ve baskılar yaşamışlardır. Bu durum, Türkiye'de Alevilik meselesinin zaman zaman gündeme gelmesine sebep olmaktadır. Özellikle son yıllarda, Alevilik mezhebinin resmi olarak kabul edilip edilmemesi üzerine yoğun tartışmalar yaşanmaktadır.
Sonuç olarak, alevilik mezhebi; kökenleri, uygulamaları ve sosyal-siyasi etkileriyle incelenmesi gereken önemli bir inanç sistemidir. Mezhep olarak kabul edilip edilmemesi konusundaki tartışmaların ise gelecekte nasıl şekilleneceği belirsizdir ancak bu durum Alevilik düşüncesinin önemini ve değerini azaltmamaktadır.
Alevilik Mezhep Mi Din Mi? Alevilik mezhep mi din mi sorusu, gerek Türkiye'de gerekse dünya genelinde sürekli olarak tartışma konusu olmuştur. Özellikle İslam mezhepleri arasında yer alıp almadığı konusundaki görüş ayrılıkları ve Aleviliğin temel inançlarının ne kadar İsl yaklaşımlar, bu konudaki belirsizliği daha da artırmaktadır.
Alevilik, tarihsel kökenleri itibariyle İslam dünyasının içerisinde ortaya çıkmış olsa da, bazı özelliklerinin diğer İslam mezheplerinden farklılık göstermesi nedeniyle zaman zaman "ayrı bir din" olarak değerlendirilmiştir. Bu durum, Alevilik inancının temelinde Hakk-Muhammed-Ali üçlemesine dayanması ve dualarda Ali'ye özel bir önem atfedilmesi gibi inançlarla ilişkilendirilebilir. Ayrıca Alevilikte ibadet şekilleri ve ritüeller de Sünni ve Şii mezheplerinden farklıdır.
Öte yandan, Alevilik öğretisi İslam'ın temel prensiplerini kabul etmekte ve Kuran-ı Kerim'i kutsal kitap olarak benimsemektedir. Bu bağlamda bakıldığında ise, Aleviliği tamamen ayrı bir din olarak değerlendirmek yerine, İslam'ın içerisinde yer alan bir mezhep olarak kabul etmek daha doğru olacaktır.
Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye'deki Alevi toplumu arasında yaşanan tartışmalar da bu konuya açıklık getirmekte zorlanmaktadır. Alevilik hakkında yapılan bilimsel çalışmalarda ise, inanç sistemi ve uygulamalarının hem İslami öğelerle hem de Türk ve Anadolu kültürlerine özgü geleneklerle harmanlandığı görülmektedir.
Sonuç olarak, Alevilik mezhep mi din mi sorusuna kesin bir yanıt vermek oldukça zordur. Bu nedenle, meseleye tarihsel ve sosyolojik perspektiften yaklaşarak, Aleviliği bir inanç sistemi olarak değerlendirmek ve bu bağlamda çeşitli kültürel etkileşimlerin rolünü göz önünde bulundurmak daha sağlıklı bir analiz sunacaktır.
Sonuç olarak, Alevilik tarihsel süreç içerisinde kökenleri, inançları ve uygulamalarıyla önemli bir yere sahip olan mistik ve özgün bir İslami mezheptir. Ancak, bu konudaki tartışmaların hala devam ettiği ve Aleviliğin statüsünün tam anlamıyla kabul görmemiş olduğu düşünüldüğünde; bu durumun sosyal ve siyasi etkileri de dikkate alınmalıdır. Türkiye'de yaşayan Alevi nüfusun büyüklüğü ve toplumdaki yerinin önemi, bu konunun üzerinde daha fazla durulması gerektiğini ortaya koymaktadır.
https://tr.wikipedia.org/wiki/Alevilik
Alevilik ile ilgili yapılan bilimsel çalışmaların sayısının arttırılması, farklı mezhepler arasında diyaloğun sağlanarak anlayışın geliştirilmesi ve Alevilik meselesine objektif bir yaklaşımla değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu sayede gelecekte Aleviliğin mezhep olarak kabul edilip edilmemesinin muhtemel sonuçları önceden tahmin edilebilir ve olası sorunlar en aza indirgenerek çözüm sağlanabilir.
Eğer daha fazlasını öğrenmek veya düşüncelerinizi paylaşmak isterseniz, yorumlar bölümünde bizimle iletişime geçebilirsiniz. Ayrıca sosyal medya hesaplarımızı takip ederek yeni yazı ve bilgilere ulaşabilirsiniz. Unutmayın, bir toplumun bütünleşmesi ve huzur içinde yaşaması ancak karşılıklı saygı ve anlayışla mümkündür. Bu nedenle herkesin düşüncelerine değer verdiğimiz bu platformda sizleri de aramızda görmekten mutluluk duyarız.
https://zohreana.com/alevi-nedir-alevilik-nedir/
İslam dünyasının en eski ve önemli unsurlarından biri olan Alevilik, Türkiye'de ve dünya genelinde milyonlarca insanın benimsediği bir yaşam biçimidir. Genellikle İslam'ın Şii mezhebine bağlı kabul edilse de, aslında Alevilik kendine özgü dini ritüelleri, sosyal yapıları ve değerleri ile çok daha kapsamlı bir kimliğe sahiptir. Bu sebepledir ki, Aleviliği sadece bir mezhep olarak görmek oldukça yetersiz kalacaktır.
"Alevilik mezhep midir?" sorusuna yanıt ararken, siz değerli okuyucularımızın Alevilik ve İslam anlayışına dair bilgi birikimlerinizi artırarak, bu konudaki farklı görüşlere saygı ve hoşgörü ile yaklaşmanızı sağlamayı hedefliyoruz. Bu bağlamda, yazımızın sizlere katkı sunmasını temenni ediyor ve keyifli okumalar diliyoruz.
Alevilik Kavramının Kökenleri ve Tarihsel Süreç Alevilik, İslam dünyasında önemli bir yere sahip olan dini, kültürel ve sosyal bir harekettir. Bu inanç sistemi, Türkiye'de olduğu gibi diğer ülkelerde de pek çok insanın yaşam biçimini ve düşünce şeklini etkilemektedir. Ancak Aleviliğin kökenleri ve tarihsel süreci üzerine yapılan çalışmalar, bu konudaki tartışmaların da kaynağı olmuştur.
Alevilik kavramının kökenleri incelendiğinde, İslam'ın başlangıcından itibaren var olan Şii mezhebi ile bağlantılı olduğu görülür. Şii mezhebi, İslam Peygamberi Hz. Muhammed'in ölümünden sonra onun ailesini ve torunu Hz. Ali'yi lider olarak kabul eden Müslümanların inançlarını temsil eder. Bu nedenle Alevilik, tarih boyunca Şii mezhebinin etkisi altında gelişmiştir.
Tarihsel süreç içerisinde ise Alevilik; Orta Asya'dan Anadolu'ya yayılan Türkmen boyları arasında benimsenen öğretiler ve ritüellerle şekillenmiş; özellikle 13. yüzyılda yaşayan Hacı Bektaş Veli'nin öğretisiyle daha da güçlenmiştir. Bu dönemde Alevilik, İslam dünyasında hem siyasi hem de dini anlamda önemli bir konuma ulaşmıştır.
Ayrıca Alevilik, tarih boyunca diğer kültürler ve inanç sistemleriyle de etkileşim içerisinde olmuştur. Özellikle Anadolu topraklarında yaşayan Hristiyan ve Şamanist geleneklerin etkisiyle, Alevilik kendi özgün ritüellerini ve değerlerini geliştirmiştir.
Sonuç olarak, Alevilik kavramının kökenleri ve tarihsel süreci hakkındaki tartışmalar devamin İslam dünyasında önemli bir yere sahip olduğu ve farklı kültürlerin etkisiyle şekillendiği görülmektedir. Bu durum, Aleviliğin zengin ve köklü bir geçmişi olduğunu göstermektedir.
İslam Mezhepleri Arasındaki Yeri ve Tartışmalar İslam mezhepleri arasındaki yeri ve tartışmalar, Alevilik konusunun en önemli noktalarından biridir. Bu tartışmalarda genellikle Sünni ve Şii İslam anlayışları ile Alevilik anlayışı karşılaştırılır ve farklı yönleri ele alınır.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, Alevilik İslam'ın diğer mezheplerinden farklı olarak daha çok mistik (tasavvufi) bir öğretiye sahiptir. Aynı zamanda Alevilikte ibadet şekilleri ve dini ritüeller de diğer mezheplerden ayrışan özellikler göstermektedir. Örneğin, namaz kılma şekli, oruç tutma anlayışı gibi temel ibadetlerde bile farklılık söz konusudur.
Ayrıca Alevilikte, Ehlibeyt sevgisi ve Hüseyin'in Kerbela şehitliği büyük önem taşır. Bu nedenle Muharrem ayında matem törenleri düzenlenir. Diğer mezheplerde bu tür ritüeller bulunmamaktadır.
https://zohreana.com/sorularla-alevilik/
İslam mezhepleri arasındaki yerine gelince, bazı görüşler Aleviliği Şii İslam'ın bir alt kolu olarak değerlendirmekte, ancak buna rağmen kendi başına bağımsız bir mezhep olduğunu savunanlar da bulunmaktadır. Nitekim Alevilik, inanç ve ibadetlerinde İslam'ın diğer mezheplerinden önemli ölçüde farklılık gösterdiği için, bu konuda kesin bir yargıya varmak zordur.
Tartışmalar ise genellikle Aleviliğin İslam mezhepleri içerisinde kabul edilip edilmemesi üzerine yoğunlaşmaktadır. Bu bağlamda, Alevilik anlayışının özgün ve farklı özellikleri nedeniyle, bazı çevrelerce İslam dışı bir inanç olarak değerlendirildiği de görülmektedir.
Sonuç olarak, Alevilik konusundaki tartışmalar ve İslam mezhepleri arasındaki yeri hakkında net bir sonuca ulaşmak güçtür. Fakat şüphesiz ki Alevilik inanç sistemi, İslam dünyası içerisinde kendine has özellikleri ve değerleriyle dikkat çeken önemli bir yapılanmadır.
Alevilik Öğretisinin Temel İnançları ve Uygulamaları Alevilik öğretisi, İslam dünyasında önemli bir yere sahip olan ve tarihsel süreç içerisinde kendine özgü inançlar ve uygulamalar geliştiren mistik bir yapıya sahiptir. Alevilik, özellikle Türkiye'de ve dünya genelinde büyük bir topluluğa hitap etmektedir. Bu nedenle, Alevilik öğretisinin temel inançları ve uygulamalarını daha yakından incelemekte fayda vardır.
Alevilikte en önemli kavramlardan biri "Ehl-i Beyt" sevgisi ve bağlılığıdır. Ehl-i Beyt, Hz. Muhammed'in ailesini ifade eder ve Aleviler için büyük değer taşır. Ayrıca, Alevilikte "Cem" adı verilen dini törenler düzenlenir ve bu törenlerde cemaat bir araya gelerek ibadet eder.
Alevilikte "Dört Kapı Kırk Makam" olarak adlandırılan manevi yolculuk da oldukça önemlidir. Bu yolculuğun amacı, insanın kendi benliği ile yüzleşmesi ve Allah'a ulaşmasıdır. Bu süreçte kişi, Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat kapılarından geçerek manevi olgunluğa ulaşır.
Alevi inancının temel uygulamalarından bir diğeri ise "Dergah" ve "Dede" sistemidir. Dergah, Alevi topluluklarının dini ve sosyal hayatlarını idare eden mekanlardır. Dedeler ise, manevi liderler olarak kabul edilir ve cemaate rehberlik ederler.
https://tr.wikipedia.org/wiki/Alevilikte...20tutarlar.
Alevilik öğretisi, hoşgörü, insan sevgisi ve adalet gibi değerler üzerine kuruludur. Bu nedenle, Alevi toplumunda sosyal yardımlaşma ve dayanışma büyük önem taşır. Toplumun ihtiyaç sahiplerine yardım etmek ve zor durumdaki insanlara destek olmak temel prensipler arasındadır.
Sonuç olarak, Alevilik öğretisinin temel inançları ve uygulamaları; Ehl-i Beyt sevgisi, Cem törenleri, Dört Kapı Kırk Makam yolculuğu, Dergah ve Dede sistemi ile sosyal yardımlaşma ve dayanışma anlayışıdır. Bu değerler, Alevi topluluğunun hem dini hem de sosyal yaşantısında önemli bir rol oynamaktadır.
Türkiye'de Aleviliğin Sosyal ve Siyasi Etkileri Türkiye'de Alevilik oldukça köklü bir tarihe sahip olup, bu nedenle de ülkenin sosyal ve siyasi hayatı üzerinde önemli etkileri bulunmaktadır. Alevilik, özellikle Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde yaşayan insanlar arasında yaygın olarak benimsenen bir inanç sistemidir.
Alevilik, Türkiye'nin sosyal yapısında önemli bir role sahiptir. Alevi toplulukları, genellikle hoşgörü ve eşitlik ilkesini benimseyen, demokratik değerlere saygılı olan ve yaratıcı sanatsal ifade biçimlerine önem veren yapılarıyla bilinirler. Bu durum, özellikle Türkiye'nin kültürel zenginliği açısından büyük bir katkı sağlamaktadır. Öte yandan, Alevilik ve Sünnilik arasındaki farklılıklar zaman zaman toplumsal gerilimlere yol açabilmektedir. Bu gerilimler, ülkenin sosyal dengesini etkileyebilir ve buna bağlı olarak da siyasi süreçleri şekillendirebilir.
Türkiye'de Aleviliğin siyasi etkileri ise daha karmaşıktır. Ülke içinde Alevi nüfusun yoğun olduğu bölgelerde yerel yönetimlerin politika belirleyicisi olabilir ve bu durum seçim sonuçlarını etkileyebilir. Ayrıca, Türkiye'nin sol siyasi hareketleri içerisinde Alevi kökenli önderler ve aktivistler önemli roller üstlenmişlerdir. Bu durum, Türkiye'nin siyasi ideolojik dengesine de doğrudan katkıda bulunmaktadır.
Ancak, Türkiye'de Alevilikle ilgili bazı sorunlar da yaşanmaktadır. Özellikle eğitim sistunda yeterli bilgi verilmemesi ve devlet politikalarının bu konuda eksik kalmış olması eleştirilen noktalar arasındadır. Bu durum, Alevi topluluklarının hak arayışlarında daha fazla mücadele etmelerini gerektiren bir ortam yaratmaktadır.
Sonuç olarak, Türkiye'de Alevilik sosyal ve siyasi hayatta önemli bir yer teşkil etmektedir. Ancak bu alandaki sorunların çözümü için daha fazla çaba sarf edilmesi ve hassasiyet gösterilmesi gerekmektedir.
Gelecekte Aleviliğin Mezhep Olarak Kabul Edilip Edilmemesinin Muhtemel Sonuçları Alevilik konusunda farklı düşünceler ve tartışmalar bulunmakla beraber, gelecekte Aleviliğin mezhep olarak kabul edilip edilmemesinin muhtemel sonuçlarına değinmek önemlidir. Bu bağlamda, Aleviliğin mezhep olarak kabul görmesi durumunda ülkemizde ve dünya genelinde nasıl bir etki yaratacağı merak konusudur.
Öncelikle, Aleviliğin mezhep olarak kabul edilmesi durumunda toplumsal anlamda bazı değişimler meydana gelebilir. Farklı inanç ve kültürlerin bir arada yaşadığı toplumlarda daha fazla hoşgörü ve saygı ortamının oluşması beklenirken, aynı zamanda Alevi vatandaşlarımızın haklarının da tanınması adına önemli adımlar atılabilir. Bu durum, sosyal adalet anlayışının güçlenmesine katkı sağlayarak toplumun bütünleşmesini destekleyebilir.
Diğer taraftan, Aleviliğin mezhep olarak kabul görmesi uluslararası ilişkiler açısından da önemli sonuçlara yol açabilir. Dünya genelinde diğer İslam ülkeleri ve toplulukları ile olan ilişkilerde yeni bir döneme girilebilirken, bu durum Türkiye'nin dış politika stratejilerinin yeniden değerlendirilmesini gerektirebilir.
Ancak, Aleviliğin mezhep olarak kabul edilmemesi durumunda da farklı sonuçlar doğurabileceği düşünülmelidir. Bu durumda, Alevilik üzerindeki baskıların devam etmesi ve toplumsal çatışmaların artması ihtimalinin olduğu görülebilir. Ayrıca, bu durum, ülkemizde yaşayan Alevi vatandaşlarımızın hakkaniyet taleplerinin göz ardı edilerek sosyal adalet anlayışının zayıflamasına yol açabilir.
Sonuç olarak, gelecekte Aleviliğin mezhep olarak kabul edilip edilmemesinin muhtemel sonuçları üzerine yapılan değerlendirmeler, bu konudaki tartışmaların önemini ortaya koymaktadır. Bu nedenle, toplumun her kesiminin sesine kulak vererek daha kapsayıcı ve hoşgörülü bir yaklaşımla hareket etmek hem toplumsal barış ve bütünlük açısından hem de uluslararası ilişkiler bağlamında büyük önem taşımaktadır.
Alevilik hangi mezhep? Alevilik İslam mezhepleri içerisinde nerede duruyor, hangi mezhep olarak değerlendirilebilir? Bu sorular, Alevilik üzerine yapılan tartışmaların odak noktasını oluşturur. Aleviliğin İslam'ın Şii ve Sünni mezheplerinden farklı bir yerde konumlandığını savunanlar olduğu gibi, Şiilikle bağlantılı bir inanç sistemi olduğunu düşünenler de bulunmaktadır.
Öncelikle Aleviliğin temel öğretileri ve uygulamaları dikkate alındığında, gerek ibadet şekilleri, gerekse itikadi açıdan İslam'ın diğer iki büyük mezhebi olan Sünnilik ve Şiilikten ayrıldığı görülür. Örneğin; namaz, oruç ve hac gibi Sünni ve Şii Müslümanların yerine getirdiği temel ibadetler Alevilikte farklı şekillerde ifade edilmekte ya da daha esnek kurallara sahiptir.
Diğer yandan Aleviliğin tarihsel kökenleri incelendiğinde, özellikle Safevi Devleti'nin etkisiyle Anadolu'da yaygınlaşan Kızılbaşlık hareketinin önemli rol oynadığı görülür. Bu hareket Şiilikten etkilenmiş olsa da, Alevilik zaman içerisinde kendi inanç ve uygulama sistemini geliştirmiştir.
Alevilik hangi mezhep olarak değerlendirilebilir sorusuna dönecek olursak, belirtildiği gibi Aleviliğin özgün bir inanç ve uygulama sistemine sahip olduğu vurgulanabilir. Fakat bu durumun Aleviliği tamamen ayrı bir mezhep olarak görmeye yetip yetmediği tartışmalıdır. Bazı uzmanlar Aleviliği İslam'ın Şii mezhebinin bir alt kolu olarak kabul ederken, diğerleri ise daha bağımsız ve özgün bir inanç sistemi olarak nitelendirmektedirler.
Sonuç olarak, Alevilik hangi mezhep konusu üzerinde fikir birliğine varılması zor olan karmaşık bir meseledir. Ancak şüphesiz ki Alevilik, tarihsel süreç içerisinde İslam dünyasından etkilenmiş ve ona katkı sunmuş önemli bir kültür ve inanç hareketidir.
Alevilik Hak Mezhep Mi? Alevilik İslam dünyasında, tarih boyunca farklı yorumlar ve tartışmalarla karşı karşıya kalmış bir inanç sistemidir. Alevilik hak mezhep mi sorusu, özellikle Türkiye'de gündeme geldiğinde, hem toplumsal hem de siyasi açıdan büyük önem taşımaktadır.
Aleviliğin hak mezhep olarak kabul edilmesi için, öncelikle İslamiyet'in temel kaynakları olan Kuran-ı Kerim ve hadislerde geçen açıklamaların, Alevilik öğretisi ile uyumlu olması gerekmektedir. Bu bağlamda, bazı İslam alimleri, Aleviliğin asli mezheplerden (Hanefi, Şafii, Maliki ve Hanbeli) biri olduğunu savunurken; diğerleri ise Aleviliği daha çok tasavvuf kökenli olarak değerlendirmekte ve ayrı bir mezhep olarak kabul etmemektedir.
İkinci olarak, Alevilik hak mezhep mi sorusuna yanıt ararken, bu inancın uygulamalarına bakmak gerekmektedir. Alevilikte cem törenleri gibi toplu ibadetler, zikir ve semah ritüelleri bulunmaktadır. Bu ritüellerin İslamiyet'in temel ibadetleri ile benzer yönleri olsa da, farklı şekillerde icra edildiği görülmektedir. Dolayısıyla, Alevilikteki ibadet ve uygulamaların, İslam mezheplerinin kabul ettiği sınırlar içerisindedir.
Son olarak, Alevilik hak mezhep mi sorusunu cevaplarken, toplumsal ve siyasi sonuçlar da dikkate alınmalıdır. Türkiye'de Alevilik, tarih boyunca çeşitli zorluklarla karşı karşıya kalmış olup, bu inancın temsilcileri zaman zaman ayrımcılığa ve haksız muamelelere tabi tutulmuştur. Bu nedenle, Aleviliğin hak mezheunda, bu inanç sistemine mensup olanların sosyal ve siyasi konumları üzerinde olumlu bir etki yok olarak, Alevilik hak mezhep mi sorusu, İslam dünyasında önemli bir tartışma konusudur. Bu meseleye yanıt verirken hem İslami kaynaklar ve uygulamalar göz önünde bulundurulmalı; hem de toplumsal ve siyasi sonuçları dikkate alınarak adil bir yaklaşım sergilenmelidir.
Alevilik Mezhep Midir Diyanet Diyanet İşleri Başkanlığı, Türkiye'de dini konuların ve mezheplerin düzenlenmesinden sorumlu olan resmi kurumdur. Alevilik mezhep midir diyanet meselesi de bu nedenle önemli bir tartışma konusu olmuştur. Bu bağlamda, Diyanet'in Alevilik hakkındaki görüşlerine ve bu konudaki tutumuna değinmek gerekmektedir.
Diyanet İşleri Başkanlığı, genel olarak Sünni İslam anlayışına dayalıdır ve Türkiye'deki Müslüman toplumun büyük çoğunluğu da bu mezhebe mensuptur. Ancak Alevilik, tarih boyunca farklı inançları ve uygulamaları barındıran özgün bir yapıya sahip olduğu için, Diyanet ile arasında bazı anlaşmazlıklar yaşanmıştır.
Alevilik mezhep midir sorusuna Diyanet'in verdiği cevap ise karmaşıktır. Diyanet, geçmişte yaptığı açıklamalarda Aleviliği İslam'ın bir mezhebi olarak kabul etmemiş; bunun yerine onu kültürel ve sosyal bir yapı olarak tanımlamıştır. Bu durum, Alevi toplumu tarafından zaman zaman eleştirilmiş ve Alevilik mezhep olarak kabul edilmediği sürece yaşanan ayrımcılığın son bulmayacağı ifade edilmiştir.
Ancak son yıllarda, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Alevilik konusundaki tutumu daha ılımlı bir hale gelmiş ve Aleviliğin İslam'ın bir mezhebi olarak kabul edilebileceği yönünde görüşler ortaya çıkmıştır. Özellikle Alevi toplumunun taleplerini dikkate alarak Cemevlerine resmi statü tanınması gibi adımlar atılmıştır.
Sonuç olarak, Diyanet'in Alevilik mezhep midir sorusuna net bir cevap ver dönemdeki gelişmeler ve yapılan açıklamalar, Aleviliğin mezhep olarak kabul edilme ihtimalinin arttığını göstermektedir. Bu noktada önemli olan, Türkiye'deki tüm inanç gruplarının haklarının korunması ve hoşgörülü bir ortamda yaşamasına imkan sağlayacak adımların atılmasıdır.
Alevilik Mezhebi Alevilik, İslam dünyasında ve özellikle Türkiye'de köklü bir tarih ve zengin bir kültüre sahip olan önemli bir inanç sistemidir. Farklı yorumlara ve tartışmalara konu olan Alevilik mezhebi, bu çeşitliliğiyle dikkat çeker ve merak uyandırır. Bu bağlamda, alevilik mezhebi hakkındaki temel unsurları ve bu inancın İslam dinine nasıl dahil olduğunu ele almak gerekmektedir.
Öncelikle, Alevilik mezhebinin temelini Hz. Ali'ye bağlılık olarak kabul edenler bulunmaktadır. Bu görüşün yanı sıra, Aleviliğin İslam'dan önceki dönemlere dayanan yerel inançlarla da ilişkili olduğu düşünülmektedir. Alevilikte tasavvufi anlayışlar, Hristiyanlık ve Şamanizm gibi farklı dinlerden etkilenmiş motiflerle de karşılaşılmaktadır. Bu nedenle Alevilik mezhebi, hem İslami hem de İslam öncesi kökenlerle şekillenen karmaşık bir yapıya sahiptir.
Ayrıca, Alevilik mezhebinde önemli rol oynayan cem törenleri, dedelik kurumu ve pirlik gibi uygulamalar da İslam'ın diğer mezheplerinde rastlanmayan özelliklerdir. Bu durum, Aleviliğin İslam mezhepleri arasındaki yeri ve kimliği konusundaki tartışmaları körüklemektedir. Kimileri Aleviliği Şii mezhebinin bir koluna bağlarken, kimileri ise onu ayrı bir mezhep olarak görmeyi tercih etmektedir.
Türkiye'de Alevilik mezhebi, sosyal ve siyasi alanda da önemli bir konuma sahiptir. Tarih boyunca Aleviler, dini inançlarından dolayı çeşitli zorluklar ve baskılar yaşamışlardır. Bu durum, Türkiye'de Alevilik meselesinin zaman zaman gündeme gelmesine sebep olmaktadır. Özellikle son yıllarda, Alevilik mezhebinin resmi olarak kabul edilip edilmemesi üzerine yoğun tartışmalar yaşanmaktadır.
Sonuç olarak, alevilik mezhebi; kökenleri, uygulamaları ve sosyal-siyasi etkileriyle incelenmesi gereken önemli bir inanç sistemidir. Mezhep olarak kabul edilip edilmemesi konusundaki tartışmaların ise gelecekte nasıl şekilleneceği belirsizdir ancak bu durum Alevilik düşüncesinin önemini ve değerini azaltmamaktadır.
Alevilik Mezhep Mi Din Mi? Alevilik mezhep mi din mi sorusu, gerek Türkiye'de gerekse dünya genelinde sürekli olarak tartışma konusu olmuştur. Özellikle İslam mezhepleri arasında yer alıp almadığı konusundaki görüş ayrılıkları ve Aleviliğin temel inançlarının ne kadar İsl yaklaşımlar, bu konudaki belirsizliği daha da artırmaktadır.
Alevilik, tarihsel kökenleri itibariyle İslam dünyasının içerisinde ortaya çıkmış olsa da, bazı özelliklerinin diğer İslam mezheplerinden farklılık göstermesi nedeniyle zaman zaman "ayrı bir din" olarak değerlendirilmiştir. Bu durum, Alevilik inancının temelinde Hakk-Muhammed-Ali üçlemesine dayanması ve dualarda Ali'ye özel bir önem atfedilmesi gibi inançlarla ilişkilendirilebilir. Ayrıca Alevilikte ibadet şekilleri ve ritüeller de Sünni ve Şii mezheplerinden farklıdır.
Öte yandan, Alevilik öğretisi İslam'ın temel prensiplerini kabul etmekte ve Kuran-ı Kerim'i kutsal kitap olarak benimsemektedir. Bu bağlamda bakıldığında ise, Aleviliği tamamen ayrı bir din olarak değerlendirmek yerine, İslam'ın içerisinde yer alan bir mezhep olarak kabul etmek daha doğru olacaktır.
Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye'deki Alevi toplumu arasında yaşanan tartışmalar da bu konuya açıklık getirmekte zorlanmaktadır. Alevilik hakkında yapılan bilimsel çalışmalarda ise, inanç sistemi ve uygulamalarının hem İslami öğelerle hem de Türk ve Anadolu kültürlerine özgü geleneklerle harmanlandığı görülmektedir.
Sonuç olarak, Alevilik mezhep mi din mi sorusuna kesin bir yanıt vermek oldukça zordur. Bu nedenle, meseleye tarihsel ve sosyolojik perspektiften yaklaşarak, Aleviliği bir inanç sistemi olarak değerlendirmek ve bu bağlamda çeşitli kültürel etkileşimlerin rolünü göz önünde bulundurmak daha sağlıklı bir analiz sunacaktır.
Sonuç olarak, Alevilik tarihsel süreç içerisinde kökenleri, inançları ve uygulamalarıyla önemli bir yere sahip olan mistik ve özgün bir İslami mezheptir. Ancak, bu konudaki tartışmaların hala devam ettiği ve Aleviliğin statüsünün tam anlamıyla kabul görmemiş olduğu düşünüldüğünde; bu durumun sosyal ve siyasi etkileri de dikkate alınmalıdır. Türkiye'de yaşayan Alevi nüfusun büyüklüğü ve toplumdaki yerinin önemi, bu konunun üzerinde daha fazla durulması gerektiğini ortaya koymaktadır.
https://tr.wikipedia.org/wiki/Alevilik
Alevilik ile ilgili yapılan bilimsel çalışmaların sayısının arttırılması, farklı mezhepler arasında diyaloğun sağlanarak anlayışın geliştirilmesi ve Alevilik meselesine objektif bir yaklaşımla değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu sayede gelecekte Aleviliğin mezhep olarak kabul edilip edilmemesinin muhtemel sonuçları önceden tahmin edilebilir ve olası sorunlar en aza indirgenerek çözüm sağlanabilir.
Eğer daha fazlasını öğrenmek veya düşüncelerinizi paylaşmak isterseniz, yorumlar bölümünde bizimle iletişime geçebilirsiniz. Ayrıca sosyal medya hesaplarımızı takip ederek yeni yazı ve bilgilere ulaşabilirsiniz. Unutmayın, bir toplumun bütünleşmesi ve huzur içinde yaşaması ancak karşılıklı saygı ve anlayışla mümkündür. Bu nedenle herkesin düşüncelerine değer verdiğimiz bu platformda sizleri de aramızda görmekten mutluluk duyarız.
Forum:
Sorularla Alevilik
Yorum
Yorum Yok
Yazar:
donanma44
Kürtlük, Türklük ve Alevilik: Etnik ve Dinsel Kimlik Mücadelelerinin Tarihsel Kökenleri
Tarih boyunca, kültürel ve etnik çeşitliliğin zenginliği ile dolu olan Anadolu topraklarında, farklı dinsel ve etnik kimliklerin kesişim noktalarında önemli mücadeleler yaşanmıştır. Bu bağlamda, Türkiye'deki Kürtler, Türkler ve Aleviler arasındaki ilişkiler ve bu kimliklerin tarihsel kökenleri üzerine yapılan çalışmaların sayısı bir hayli fazladır. Ancak, bu konuları ele alırken sadece bugünkü siyasi ve sosyal gelişmeleri değil, aynı zamanda tarihsel süreçleri ve bu süreçlerde ortaya çıkan dinamikleri de göz önünde bulundurmak oldukça önemlidir. İşte bu yazımızda, Kürtlük, Türklük ve Alevilik kavramları üzerinden yürütülen etnik ve dinsel kimlik mücadelelerinin tarihsel kökenlerini incelemeye çalışacağız.
https://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrk_halklar%C4%B1
Bu derinlemesine inceleme sayesinde okuyucularımızın, Kürtlerin, Türklerin ve Alevilerin tarih boyunca nasıl etkileşime girdiğini, hangi dönemlerde bu etkileşimin yoğunlaştığını veya azaldığını anlamalarına yardımcı olmayı amaçlıyoruz. Ayrıca, bu yazıda ele alınan üç kimlik arasında yaşanan tarihsel süreçlerin, günümüzdeki toplumsal ve siyasi meselelere nasıl yansıdığını da gözler önüne sereceğiz. Bu çerçevede, Kürtlük, Türklük ve Alevilik kavramlarının Anadolu'daki kökleri ve bu kimlikler arasındaki ilişkinin dünü ve bugünü üzerine düşündürücü bir okuma deneyimi sunmayı hedefliyoruz. Okuyucularımızın ise, yazının sonunda hem bu kavramların tarih boyunca nasıl şekillendiğini, hem de günümüzdeki etnik ve dinsel kimlik mücadelelerinin temel nedenlerini daha iyi anlamalarını umuyoruz.
Kürt, Türk ve Alevi Kimliklerinin Tarih Öncesi Kökenleri
Tarih öncesi dönemlerde, Anadolu ve Mezopotamya bölgelerinde yaşayan toplulukların kültürel ve etnik yapısını incelemek, günümüz Kürt, Türk ve Alevi kimliklerinin kökenlerini anlamaya yardımcı olabilir. Bu süreçte, çeşitli kültürlerin ve inanç sistemlerinin etkileşimiyle bu kimliklerin nasıl şekillendiğine dair önemli ipuçları bulunabilir.
İlk olarak, Kürt kimliğinin tarihsel kökenlerine bakacak olursak, Sümer mitolojisinde yer alan kahramanlar ve efsaneler, Kürt kültüründe de benzer biçimde karşımıza çıkar. Özellikle Zerdüşt dininin yayılmasından sonra, Kürtlerin atalarının yaşadığı bölgelerde güçlü bir Zerdüşt etkisi görülür. Bu durum, Kürt milliyetçiliğinin temellerinin antik döneme kadar uzandığını gösteriyor.
https://tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%BCrtler
Türk kimliği ise esas olarak Orta Asya kökenlidir ve Göktürk Kağanlığı döneminde ortaya çıkmıştır. Türk boylarının bir araya gelerek siyasi bir yapı inşa etmesi, Türk millet bilincinin geliştirilmesi açısından önem taşıyor. Türklerin İslamlaşması sürecinde ise, Oğuz boyları arasında ortak bir Türk-İslam sentezi oluşumu gözlemlenir. Bu da Türk kimliğinin şekillenmesinde etkili olan faktörlerdendir.
Alevilik inancının kökenleri ise eski Türk ve İran kültürlerinin etkileşim alanından doğmuştur. Alevilik, İslam öncesi dönemlere kadar uzanan Şamanist ve Mazdeist unsurların, İslam dünyasıyla bütünleşerek yeni bir inanç sistemi meydana getirmiştir. Alevi-Bektaşi geleneği, Anadolu'nun farklı bölgelerinde yaşayan halklar tarafından benimsenen ortak değerler ve ritüel olarak, Kürt, Türk ve Alevi kimliklerinin tarih öncesi kökenleri üzerine yapılan araştırmalar, bu kimliklerin günümüzdeki şekillerine ulaşmasında önemli roller oynayan tarihsel süreçleri aydınlatmaktadır. Farklı kültürlerin ve inanç sistemlerinin etkileşimi sonucunda oluşan bu kimlikler, toplumsal hafızada derin izler bırakan değer ve anlayışları yansıtmaktadır.
Osmanlı İmparatorluğu Dönemi'nde Etnik ve Dinsel Çatışmaların Başlaması
Osmanlı İmparatorluğu dönemi, etnik ve dinsel çatışmaların başlaması açısından önemli bir dönemeç olarak kabul edilir. Bu dönemde, imparatorluk içerisinde farklı etnik gruplar ve inanç sistemleri üzerindeki baskılar artmaya başlamıştır. Özellikle Kürtlük, Türklük ve Alevilik gibi kimliklerin güçlü bir şekilde ortaya çıktığı bu süreçte, bu grupların yaşadığı topraklarda büyük mücadeleler yaşanmıştır.
Osmanlı İmparatorluğu'nun yönetim anlayışı, farklı etnik kökenlerden olan insanları bir arada tutmayı amaçlayan millet sistemi üzerine kuruluydu. Ancak zamanla bu sistem aşındı ve merkezi otorite zayıfladıkça, yerel güçler de daha fazla öne çıkmaya başladı. Bu durum ise Kürtler, Türkmenler, Kızılbaşlar ve diğer unsurlar arasında çekişmelere yol açtı.
Alevilik inancının tarih sahnesine çıkması da Osmanlı İmparatorluğu döneminde gerçekleşti. Bu dönemde özellikle Anadolu'da yoğun bir Alevi nüfusu bulunuyordu ve bu gelişme de devletin tepkisini çekti. Yavuz Sultan Selim'in Safevi Devleti'ne karşı savaşının bir sonucu olarak, Alevilik üzerindeki baskılar arttı ve bu durum Alevi toplulukları ile devlet arasında sürekli gerilimlere yol açtı.
Kürtlük ve Türklük kavramlarının da Osmanlı İmparatorluğu döneminde şekillendiği görülür. Özellikle Kürtlerin yaşadığı coğrafyada başlayan aşiret sistemini, merkezi yönetimin zayıflamasıyla birlikte daha özerk yapılar ortaya çıktı. Bu durum, Kürtlerin etnik kimliklerini daha güçlü biçimde hissetmelerine ve Türklerle olan ilişkilerinde çatışmalara yol açtı.
Sonuç olarak, Osmanlı İmparatorluğu dönemi etnik ve dinsel çatışmaların başlaması açısından önemli bir dönemdir. Bu süreçte Kürtlük, Türklük ve Alevilik gibi kimliklerin tarih sahnesinde belirginleştiği ve bu grupların aralarında veya devletle yaşadıkları mücadelelerin kökenleri atıldığı görülür.
Cumhuriyet'in Kuruluş Sürecinde Kürtlük, Türklük ve Alevilik: Yeni Politika Arayışları
Cumhuriyet döneminin başlarında, Türkiye'nin kuruluş sürecinde etnik ve dinsel kimliklerin mücadelesi önemli bir yer teşkil ediyordu. Kürtlük, Türklük ve Alevilik arasındaki çekişmeler, devlet politikalarının şekillenmesinde büyük rol oynadı.
Bu dönemde, yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerini atan Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları, ülkenin geleceği için modern ve laik bir yapı oluşturma hedefine odaklandılar. Bu bağlamda, milliyetçiliğe dayalı bir devlet anlayışı benimsenerek Türklüğün öne çıkarılması amaçlandı. Farklı etnik köken yapının içerisinde kendilerine yer bulabilmeleri için "Türkiyeli" kavramına vurgu yapıldı.
Ancak bu durum, Kürtlerin ve Alevilerin kendi kimliklerinin yok sayılmasına yol açtığı düşüncesiyle karşılaştı. Kürtler, tarih boyunca var olan kültürlerinin korunarak yaşatılmasını talep ederken; Aleviler ise inançlarının özgürce uygulanabilmesini istiyorlardı. Bu nedenle birtakım siyasal ve sosyal mücadeleler yaşandı.
Kürt hareketi bu dönemde yeniden canlanma gösterirken, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş sürecindeki laiklik ilkesine rağmen Alevilik inancının kabul görmekte zorluk çektiği görüldü. Bu süreçte Kürtler ve Alevilerin yaşadığı sorunlar, devlet politikalarında yeni arayışların başlamasına yol açtı.
https://tr.wikipedia.org/wiki/Alevilik
Devlet yöneticileri, bu etnik ve dinsel kimlik mücadelelerini dengelemeye çalışırken bir yandan da ülke bütünlüğünü korumak için çeşitli adımlar attı. Yeni politika arayışları kapsamında, Kürtlerin ve Alevilerin kültürel ve dinsel haklarını gözeten düzenlemeler yapılmaya başlandı.
Sonuç olarak, Cumhuriyet'in kuruluş sürecinde Kürtlük, Türklük ve Alevilik arasındaki mücadeleler; Türkiye'nin siyasi yapısını, devlet politikalarını şekillendiren önemli faktörler oldu. Bu mücadeleler sayesinde Türkiye'de etnik ve dinsel kimliklerin daha fazla anlaşılması ve her kesimin hakkının teslim edilmesi konusunda önemli gelişmeler sağlandı.
Demokratikleşme Dönemindeki Gelişmeler ve Kimlik Mücadelesine Etkisi
Demokratikleşme dönemi, Türkiye'deki etnik ve dinsel kimlik mücadelelerinin seyrini önemli ölçüde etkileyen başlıca süreçlerden biridir. Bu süreçte, Kürtler, Türkler ve Aleviler arasındaki siyasi ve sosyal ilişkilerde önemli değişimler yaşanmıştır. Bu bağlamda, demokratikleşme dönemindeki gelişmelerin bu kimlik mücadeleleri üzerindeki etkileri incelenmelidir.
Öncelikle, demokratikleşme süreci sayesinde Kürtler ve Aleviler daha fazla siyasi temsil imkanı elde edebilmiştir. Özellikle 1990'lı yıllarda başlayan Kürt siyasetinin parlamentoda yer alması, Kürt kimliğinin görünürlüğünü artırmıştır. Benzer şekilde, Alevilik de bu süreçte daha fazla dikkat çekmeye başlamış ve Alevi dernekleri ile cem evleri üzerinden örgütlenerek politik arenada söz sahibi olmuştur.
Demokratikleşme sürecinin bir diğer önemli sonucu ise devletin resmi ideolojisinin zayıflamasıdır. Özellikle 2000'li yılların başından itibaren hız kazanan AB üyelik süreci, Türkiye'nin insan hakları alanında reformlar gerçekleştirmesini ve etnik ve dinsel kimliklere daha fazla saygı göstermesini sağlamıştır. Bu durum, Kürtler ve Alevilerin kimlik mücadeleleri için uygun bir zemin yaratmıştır.
Bununla birlikte, demokratikleşme dönemi boyunca Türkiye'deki etnik ve dinsel kimlik mücadeleleri üzerindeki etkisi her zaman olumlu olmamıştır. Özellikle son yıllarda yaşanan siyasi kutuplaşma, Kürtler ve Türkler arasındaki gerilimi artırmış ve Alevilik konusundaki toplumsal hassasiyetleri yeniden gündeme getirmiştir.
Sonuç olarak, demokratikleşme dönemi Türkiye'deki etnik ve dinsel kimlik mücadelelerinin seyrini hem olumlu hem de olumsuz yönde etkilemiştir. Sürecin başında önemli kazanımlar elde eden Kürtler ve Aleviler, günümüzde ise bu kazanımları koruma mücadelesi içerisindedir. Gelecekte Türkiye'nin demokratikleşme sürecine bağlı olarak bu kimlik mücadelelerinin gidişatının ne yönde şekilleneceği merak konusu olsa da, geçmiş deneyimler ışığında gelecek projeksiyonları yapmak mümkündür.
Gelecekte Türkiye'de Kürtlük, Türklük ve Alevilik: Olası Senaryolar
Gelecekte Türkiye'nin etnik ve dinsel kimlik konularındaki gelişmelerine ilişkin olarak farklı senaryolar bulunmaktadır. Bu yazıda, Kürtlük, Türklük ve Alevilik açısından olası bazı senaryolar ele alınacaktır.
Birinci senaryo, entegrasyon sürecinin başarılı bir şekilde devam etmesi ve hız kazanmasıdır. Bu durumda, Türkiye'de yaşayan Kürtler ve Aleviler, tüm vatandaşlar için eşit haklara sahip olduğunu hissederek daha fazla entegre olabilirler. Bu süreçte, Türkler ve Kürtler arasındaki karşılıklı anlayış artacak, böylece her iki taraf da birbirine saygı gösterecek ve ortak değerlere sahip çıkabilecektir.
İkinci senaryo ise bölgesel otonomi taleplerinin yükselmesidir. Belirli bölgelerde yoğunlaşan Kürt nüfusu ve Alevi toplulukları, yerel düzeyde daha fazla söz sahibi olmak isteyebilir. Özellikle Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerde özerklik talepleri guÃÂndeme gelebilir. Ancak bu durum, Türkiye'nin bütünlüğünü tehdit edici nitelikte olmamalıdır.
Üçüncü senaryoda ise siyasi kutupla etnik kimliklerin politik bir silah olarak kullanılmasıyla Kürtler, Türkler ve Aleviler arasında daha fazla gerilim yaşanabilir. Bu durum, ülkenin istikrarı ve güvenliği açısından risk oluşturabilecek unsurları da beraberinde getirebilir.
Son senaryoda ise, Türkiye'de diğer etnik ve dinsel gruplarla birlikte Kürtler ve Aleviler de daha kapsayıcı ve demokratik bir toplum yaratmak için çaba gösterebilir. Bu sayedeşların birbirini daha iyi anladığı, hoşgörü ve saygının egemen olduğu bir ortamın oluşması sağlanabilecektir.
Sonuç olarak, Türkiye'deki Kürt, Türk ve Alevi kimlikleri köklü bir tarihe sahiptir ve bu tarih öncesi kökenler, Osmanlı İmparatorluğu dönemi ve Cumhuriyet'in kuruluş sürecinde yaşanan etnik ve dinsel çatışmalarla şekillenmiştir. Demokratikleşme dönemindeki gelişmeler ise bu kimlik mücadelelerine yeni boyutlar kazandırmıştır. Türkiye'nin gelecekte bu üç farklı kimliği nasıl yöneteceği ve ortak bir yaşam alanı yaratabilmesi için atacağı adımlar büyük önem taşımaktadır tüm kesimlerinin bir araya gelerek empati kurabileceği, hoşgörü ve anlayışın esas alındığı bir diyalog sürecinin başlatılması gerekmektedir. Bu sayede, geçmişin yüklerinden kurtulup, yeni ve daha demokratik bir Türkiye inşa edilebilir. Özellikle eğitim ve kültür politikalarında yapılacak değişiklikler ile genç nesillerin bu konulara daha duyarlı ve bilinçli olmaları sağlanmalıdır.
Sizler de bu sürece katkıda bulunarak, farklı kimliklerin karşılaştığı sorunlar hakkında bilgi edinmek ve bu konudaki düşüncelerinizi paylaşmak için sitemizin forum bölümünü ziyaret edebilirsiniz. Ayrıca, sosyal medya hesaplarımız aracılığıyla da bizimle iletişime geçerek görüşlerinizi bekliyoruz. Unutmayın, hep birlikte daha iyi bir Türkiye'yi inşa etmek mümkündür!
Tarih boyunca, kültürel ve etnik çeşitliliğin zenginliği ile dolu olan Anadolu topraklarında, farklı dinsel ve etnik kimliklerin kesişim noktalarında önemli mücadeleler yaşanmıştır. Bu bağlamda, Türkiye'deki Kürtler, Türkler ve Aleviler arasındaki ilişkiler ve bu kimliklerin tarihsel kökenleri üzerine yapılan çalışmaların sayısı bir hayli fazladır. Ancak, bu konuları ele alırken sadece bugünkü siyasi ve sosyal gelişmeleri değil, aynı zamanda tarihsel süreçleri ve bu süreçlerde ortaya çıkan dinamikleri de göz önünde bulundurmak oldukça önemlidir. İşte bu yazımızda, Kürtlük, Türklük ve Alevilik kavramları üzerinden yürütülen etnik ve dinsel kimlik mücadelelerinin tarihsel kökenlerini incelemeye çalışacağız.
https://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrk_halklar%C4%B1
Bu derinlemesine inceleme sayesinde okuyucularımızın, Kürtlerin, Türklerin ve Alevilerin tarih boyunca nasıl etkileşime girdiğini, hangi dönemlerde bu etkileşimin yoğunlaştığını veya azaldığını anlamalarına yardımcı olmayı amaçlıyoruz. Ayrıca, bu yazıda ele alınan üç kimlik arasında yaşanan tarihsel süreçlerin, günümüzdeki toplumsal ve siyasi meselelere nasıl yansıdığını da gözler önüne sereceğiz. Bu çerçevede, Kürtlük, Türklük ve Alevilik kavramlarının Anadolu'daki kökleri ve bu kimlikler arasındaki ilişkinin dünü ve bugünü üzerine düşündürücü bir okuma deneyimi sunmayı hedefliyoruz. Okuyucularımızın ise, yazının sonunda hem bu kavramların tarih boyunca nasıl şekillendiğini, hem de günümüzdeki etnik ve dinsel kimlik mücadelelerinin temel nedenlerini daha iyi anlamalarını umuyoruz.
Kürt, Türk ve Alevi Kimliklerinin Tarih Öncesi Kökenleri
Tarih öncesi dönemlerde, Anadolu ve Mezopotamya bölgelerinde yaşayan toplulukların kültürel ve etnik yapısını incelemek, günümüz Kürt, Türk ve Alevi kimliklerinin kökenlerini anlamaya yardımcı olabilir. Bu süreçte, çeşitli kültürlerin ve inanç sistemlerinin etkileşimiyle bu kimliklerin nasıl şekillendiğine dair önemli ipuçları bulunabilir.
İlk olarak, Kürt kimliğinin tarihsel kökenlerine bakacak olursak, Sümer mitolojisinde yer alan kahramanlar ve efsaneler, Kürt kültüründe de benzer biçimde karşımıza çıkar. Özellikle Zerdüşt dininin yayılmasından sonra, Kürtlerin atalarının yaşadığı bölgelerde güçlü bir Zerdüşt etkisi görülür. Bu durum, Kürt milliyetçiliğinin temellerinin antik döneme kadar uzandığını gösteriyor.
https://tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%BCrtler
Türk kimliği ise esas olarak Orta Asya kökenlidir ve Göktürk Kağanlığı döneminde ortaya çıkmıştır. Türk boylarının bir araya gelerek siyasi bir yapı inşa etmesi, Türk millet bilincinin geliştirilmesi açısından önem taşıyor. Türklerin İslamlaşması sürecinde ise, Oğuz boyları arasında ortak bir Türk-İslam sentezi oluşumu gözlemlenir. Bu da Türk kimliğinin şekillenmesinde etkili olan faktörlerdendir.
Alevilik inancının kökenleri ise eski Türk ve İran kültürlerinin etkileşim alanından doğmuştur. Alevilik, İslam öncesi dönemlere kadar uzanan Şamanist ve Mazdeist unsurların, İslam dünyasıyla bütünleşerek yeni bir inanç sistemi meydana getirmiştir. Alevi-Bektaşi geleneği, Anadolu'nun farklı bölgelerinde yaşayan halklar tarafından benimsenen ortak değerler ve ritüel olarak, Kürt, Türk ve Alevi kimliklerinin tarih öncesi kökenleri üzerine yapılan araştırmalar, bu kimliklerin günümüzdeki şekillerine ulaşmasında önemli roller oynayan tarihsel süreçleri aydınlatmaktadır. Farklı kültürlerin ve inanç sistemlerinin etkileşimi sonucunda oluşan bu kimlikler, toplumsal hafızada derin izler bırakan değer ve anlayışları yansıtmaktadır.
Osmanlı İmparatorluğu Dönemi'nde Etnik ve Dinsel Çatışmaların Başlaması
Osmanlı İmparatorluğu dönemi, etnik ve dinsel çatışmaların başlaması açısından önemli bir dönemeç olarak kabul edilir. Bu dönemde, imparatorluk içerisinde farklı etnik gruplar ve inanç sistemleri üzerindeki baskılar artmaya başlamıştır. Özellikle Kürtlük, Türklük ve Alevilik gibi kimliklerin güçlü bir şekilde ortaya çıktığı bu süreçte, bu grupların yaşadığı topraklarda büyük mücadeleler yaşanmıştır.
Osmanlı İmparatorluğu'nun yönetim anlayışı, farklı etnik kökenlerden olan insanları bir arada tutmayı amaçlayan millet sistemi üzerine kuruluydu. Ancak zamanla bu sistem aşındı ve merkezi otorite zayıfladıkça, yerel güçler de daha fazla öne çıkmaya başladı. Bu durum ise Kürtler, Türkmenler, Kızılbaşlar ve diğer unsurlar arasında çekişmelere yol açtı.
Alevilik inancının tarih sahnesine çıkması da Osmanlı İmparatorluğu döneminde gerçekleşti. Bu dönemde özellikle Anadolu'da yoğun bir Alevi nüfusu bulunuyordu ve bu gelişme de devletin tepkisini çekti. Yavuz Sultan Selim'in Safevi Devleti'ne karşı savaşının bir sonucu olarak, Alevilik üzerindeki baskılar arttı ve bu durum Alevi toplulukları ile devlet arasında sürekli gerilimlere yol açtı.
Kürtlük ve Türklük kavramlarının da Osmanlı İmparatorluğu döneminde şekillendiği görülür. Özellikle Kürtlerin yaşadığı coğrafyada başlayan aşiret sistemini, merkezi yönetimin zayıflamasıyla birlikte daha özerk yapılar ortaya çıktı. Bu durum, Kürtlerin etnik kimliklerini daha güçlü biçimde hissetmelerine ve Türklerle olan ilişkilerinde çatışmalara yol açtı.
Sonuç olarak, Osmanlı İmparatorluğu dönemi etnik ve dinsel çatışmaların başlaması açısından önemli bir dönemdir. Bu süreçte Kürtlük, Türklük ve Alevilik gibi kimliklerin tarih sahnesinde belirginleştiği ve bu grupların aralarında veya devletle yaşadıkları mücadelelerin kökenleri atıldığı görülür.
Cumhuriyet'in Kuruluş Sürecinde Kürtlük, Türklük ve Alevilik: Yeni Politika Arayışları
Cumhuriyet döneminin başlarında, Türkiye'nin kuruluş sürecinde etnik ve dinsel kimliklerin mücadelesi önemli bir yer teşkil ediyordu. Kürtlük, Türklük ve Alevilik arasındaki çekişmeler, devlet politikalarının şekillenmesinde büyük rol oynadı.
Bu dönemde, yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerini atan Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları, ülkenin geleceği için modern ve laik bir yapı oluşturma hedefine odaklandılar. Bu bağlamda, milliyetçiliğe dayalı bir devlet anlayışı benimsenerek Türklüğün öne çıkarılması amaçlandı. Farklı etnik köken yapının içerisinde kendilerine yer bulabilmeleri için "Türkiyeli" kavramına vurgu yapıldı.
Ancak bu durum, Kürtlerin ve Alevilerin kendi kimliklerinin yok sayılmasına yol açtığı düşüncesiyle karşılaştı. Kürtler, tarih boyunca var olan kültürlerinin korunarak yaşatılmasını talep ederken; Aleviler ise inançlarının özgürce uygulanabilmesini istiyorlardı. Bu nedenle birtakım siyasal ve sosyal mücadeleler yaşandı.
Kürt hareketi bu dönemde yeniden canlanma gösterirken, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş sürecindeki laiklik ilkesine rağmen Alevilik inancının kabul görmekte zorluk çektiği görüldü. Bu süreçte Kürtler ve Alevilerin yaşadığı sorunlar, devlet politikalarında yeni arayışların başlamasına yol açtı.
https://tr.wikipedia.org/wiki/Alevilik
Devlet yöneticileri, bu etnik ve dinsel kimlik mücadelelerini dengelemeye çalışırken bir yandan da ülke bütünlüğünü korumak için çeşitli adımlar attı. Yeni politika arayışları kapsamında, Kürtlerin ve Alevilerin kültürel ve dinsel haklarını gözeten düzenlemeler yapılmaya başlandı.
Sonuç olarak, Cumhuriyet'in kuruluş sürecinde Kürtlük, Türklük ve Alevilik arasındaki mücadeleler; Türkiye'nin siyasi yapısını, devlet politikalarını şekillendiren önemli faktörler oldu. Bu mücadeleler sayesinde Türkiye'de etnik ve dinsel kimliklerin daha fazla anlaşılması ve her kesimin hakkının teslim edilmesi konusunda önemli gelişmeler sağlandı.
Demokratikleşme Dönemindeki Gelişmeler ve Kimlik Mücadelesine Etkisi
Demokratikleşme dönemi, Türkiye'deki etnik ve dinsel kimlik mücadelelerinin seyrini önemli ölçüde etkileyen başlıca süreçlerden biridir. Bu süreçte, Kürtler, Türkler ve Aleviler arasındaki siyasi ve sosyal ilişkilerde önemli değişimler yaşanmıştır. Bu bağlamda, demokratikleşme dönemindeki gelişmelerin bu kimlik mücadeleleri üzerindeki etkileri incelenmelidir.
Öncelikle, demokratikleşme süreci sayesinde Kürtler ve Aleviler daha fazla siyasi temsil imkanı elde edebilmiştir. Özellikle 1990'lı yıllarda başlayan Kürt siyasetinin parlamentoda yer alması, Kürt kimliğinin görünürlüğünü artırmıştır. Benzer şekilde, Alevilik de bu süreçte daha fazla dikkat çekmeye başlamış ve Alevi dernekleri ile cem evleri üzerinden örgütlenerek politik arenada söz sahibi olmuştur.
Demokratikleşme sürecinin bir diğer önemli sonucu ise devletin resmi ideolojisinin zayıflamasıdır. Özellikle 2000'li yılların başından itibaren hız kazanan AB üyelik süreci, Türkiye'nin insan hakları alanında reformlar gerçekleştirmesini ve etnik ve dinsel kimliklere daha fazla saygı göstermesini sağlamıştır. Bu durum, Kürtler ve Alevilerin kimlik mücadeleleri için uygun bir zemin yaratmıştır.
Bununla birlikte, demokratikleşme dönemi boyunca Türkiye'deki etnik ve dinsel kimlik mücadeleleri üzerindeki etkisi her zaman olumlu olmamıştır. Özellikle son yıllarda yaşanan siyasi kutuplaşma, Kürtler ve Türkler arasındaki gerilimi artırmış ve Alevilik konusundaki toplumsal hassasiyetleri yeniden gündeme getirmiştir.
Sonuç olarak, demokratikleşme dönemi Türkiye'deki etnik ve dinsel kimlik mücadelelerinin seyrini hem olumlu hem de olumsuz yönde etkilemiştir. Sürecin başında önemli kazanımlar elde eden Kürtler ve Aleviler, günümüzde ise bu kazanımları koruma mücadelesi içerisindedir. Gelecekte Türkiye'nin demokratikleşme sürecine bağlı olarak bu kimlik mücadelelerinin gidişatının ne yönde şekilleneceği merak konusu olsa da, geçmiş deneyimler ışığında gelecek projeksiyonları yapmak mümkündür.
Gelecekte Türkiye'de Kürtlük, Türklük ve Alevilik: Olası Senaryolar
Gelecekte Türkiye'nin etnik ve dinsel kimlik konularındaki gelişmelerine ilişkin olarak farklı senaryolar bulunmaktadır. Bu yazıda, Kürtlük, Türklük ve Alevilik açısından olası bazı senaryolar ele alınacaktır.
Birinci senaryo, entegrasyon sürecinin başarılı bir şekilde devam etmesi ve hız kazanmasıdır. Bu durumda, Türkiye'de yaşayan Kürtler ve Aleviler, tüm vatandaşlar için eşit haklara sahip olduğunu hissederek daha fazla entegre olabilirler. Bu süreçte, Türkler ve Kürtler arasındaki karşılıklı anlayış artacak, böylece her iki taraf da birbirine saygı gösterecek ve ortak değerlere sahip çıkabilecektir.
İkinci senaryo ise bölgesel otonomi taleplerinin yükselmesidir. Belirli bölgelerde yoğunlaşan Kürt nüfusu ve Alevi toplulukları, yerel düzeyde daha fazla söz sahibi olmak isteyebilir. Özellikle Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerde özerklik talepleri guÃÂndeme gelebilir. Ancak bu durum, Türkiye'nin bütünlüğünü tehdit edici nitelikte olmamalıdır.
Üçüncü senaryoda ise siyasi kutupla etnik kimliklerin politik bir silah olarak kullanılmasıyla Kürtler, Türkler ve Aleviler arasında daha fazla gerilim yaşanabilir. Bu durum, ülkenin istikrarı ve güvenliği açısından risk oluşturabilecek unsurları da beraberinde getirebilir.
Son senaryoda ise, Türkiye'de diğer etnik ve dinsel gruplarla birlikte Kürtler ve Aleviler de daha kapsayıcı ve demokratik bir toplum yaratmak için çaba gösterebilir. Bu sayedeşların birbirini daha iyi anladığı, hoşgörü ve saygının egemen olduğu bir ortamın oluşması sağlanabilecektir.
Sonuç olarak, Türkiye'deki Kürt, Türk ve Alevi kimlikleri köklü bir tarihe sahiptir ve bu tarih öncesi kökenler, Osmanlı İmparatorluğu dönemi ve Cumhuriyet'in kuruluş sürecinde yaşanan etnik ve dinsel çatışmalarla şekillenmiştir. Demokratikleşme dönemindeki gelişmeler ise bu kimlik mücadelelerine yeni boyutlar kazandırmıştır. Türkiye'nin gelecekte bu üç farklı kimliği nasıl yöneteceği ve ortak bir yaşam alanı yaratabilmesi için atacağı adımlar büyük önem taşımaktadır tüm kesimlerinin bir araya gelerek empati kurabileceği, hoşgörü ve anlayışın esas alındığı bir diyalog sürecinin başlatılması gerekmektedir. Bu sayede, geçmişin yüklerinden kurtulup, yeni ve daha demokratik bir Türkiye inşa edilebilir. Özellikle eğitim ve kültür politikalarında yapılacak değişiklikler ile genç nesillerin bu konulara daha duyarlı ve bilinçli olmaları sağlanmalıdır.
Sizler de bu sürece katkıda bulunarak, farklı kimliklerin karşılaştığı sorunlar hakkında bilgi edinmek ve bu konudaki düşüncelerinizi paylaşmak için sitemizin forum bölümünü ziyaret edebilirsiniz. Ayrıca, sosyal medya hesaplarımız aracılığıyla da bizimle iletişime geçerek görüşlerinizi bekliyoruz. Unutmayın, hep birlikte daha iyi bir Türkiye'yi inşa etmek mümkündür!
Forum:
Sorularla Alevilik
Yorum
Yorum Yok
Yazar:
donanma44
ALEVİLER VE ALEVİLİK -I
Eşit yurttaşlık talebi ve Alevi hareketi [COLOR=#3D3D3D]Söyleşi: Tuba Çameli
[COLOR=#3D3D3D][FONT=Lora] 2 Ekim 2020
Aleviler ve Alevilik dizisinin başlama vuruşunu yapıyoruz. İlk bölümün başlıkları: Alevi örgütlerinin durumu, siyasetsizleşme ve pop-Alevilik, içe kapanma, milliyetçi-ırkçı eğilimler’ Uzun yıllar Aleviler ve Alevilik üzerine çalışan, birçok kitap yazan, Alevi Enstitüsü’nün kurucularından SBF eski öğretim üyesi Ayhan Yalçınkaya’yı dinliyoruz’
Alevi örgütleri bugünlerde çok suskun. İktidarlarla hep yakın ilişki içinde olan, televizyon ekranlarında çok sık görmeye alıştığımız Cem Vakfı ve İzzettin Doğan adeta görünmez oldu. Pir Sultan Abdal Derneği, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Dernekleri’ Hiçbirinin sesi çıkmıyor. Öncelikle, Alevi örgütleri derken neyi anlamalıyız?
Ayhan Yalçınkaya: Sanırım şunda hemfikiriz; Alevi örgütlerinden kastımız çeşitli politik yaklaşımlar çerçevesinde örgütlenmiş, katılmak için Alevi olmanın şart olarak koşulamayacağı, Alevilerin haklarını alabilmeleri ve uğradıkları eşitsizlikçi uygulamalarla hak kayıpları yüzünden giderek zayıflayan Alevi toplulukları en azından savunmayı, mümkünse güçlendirmeyi amaçlayan, özetle hak temelli dernek ve vakıf örgütlenmeleri. Adı konsun konmasın, bu örgütlenmelerin politik düzeyde en sağdan en sola doğru sıralanabileceği de açık.
Dahası ve en önemlisi, bu örgütlerin en azından geçmişinde Aleviliğin dini örgütlerinin Âki bence aynı zamanda dünyevi, ama şimdilik soyutlama yapabilmek için bu terimi kullanmak zorundayım Dedelik, dergâh, ocak sistemi, musahiplik gibi çeşitli türden örgütlenmelerin yerini tutmak gibi bir amaçlarının olmadığı ortada.
Hak temelli örgütler siyasal yapılardır, dinsel değil. Yani, asli görevleri siyaset yaparak savundukları ve temsiline soyundukları topluluğun haklarını ve kazanımlarını maksimize, kayıplarını da minimize etmektir. Bu anlamda, birbirlerinden Âözellikle haklar devlete karşı ileri sürüldüğü ölçüde devlete karşı tutumları, devletle kurdukları çeşitli türden ilişkileri, mücadele etme yöntemleri bakımından ayrılırlar.
Alevi örgütleri bugün nasıl bir yapıya sahip?
Alevilerin sorunlarının hukuksal mevzuattan kaynaklandığını iddia eden ve sorunların bu düzlemde çözüleceğini savunarak buna ilişkin bir mücadele perspektifi geliştiren liberal-sağ-reformist yaklaşımın ilk akla gelen örneği Cem Vakfı. Kimi yapısal sorunların anlaşılması için bu vakfın hikâyesi laboratuvar niteliğindedir. [INDENT] Devran değişti. Devletin ihtiyaçları değişti. Cem Vakfı’nın işlevini, ondan daha militan bir biçimde, yeni rejimin ihtiyaçlarına paralel olarak kimi küçük Alevi örgütleri üstlenmeye çalışıyor. Bunlar devleti kendileri dışındaki Alevi örgütlerinin üstüne sürmeye ve Alevi gençleri diğer Alevilere karşı kışkırtmaya, saldırıya, Alevileri Alevilerin mahallelerinden kovmaya çağrı çıkarıyorlar.
[/INDENT]
Söz konusu yaklaşımın gerekleri lobi faaliyetleri, siyasetçilerle kurulan ve sürekli kılınmaya çalışılan ilişkiler, devlet bürokrasinin çeşitli kademeleriyle akçeli ilişkilerdir. Sokak asla gündemde olmaz; hatta sokağa çıkıp hak talep edenler bizzat bu vakfın kurucusu tarafından ’terörist’, ’Kürtçü’, ’bölücü’olmakla itham edilmişlerdir. Devlet, göz bebeğini sakınır gibi sakınılması, korunup kollanması gereken asli şeydir.
Bu itibarla eğer klasik liberalizmin devlete karşı mesafeli tutumunu arayacaksa gözlerimiz, bunun her anlamda, her düzeyde bir yanılsama olduğu açık. Komünistlerin adı çıkmış, asıl devletçi olan her zaman liberal-muhafazakâr sağcılardır, hele ki bu ülkede. Bu bağlamda, bu çevre için önemli olan devletin dilini bilmek ve mümkün olduğunca devletin dilini konuşabilmek ve ona ayak uydurabilmektir.
Bu da Cem Vakfı’nı uzun yıllar Sivas katliamını anmaktan alıkoyduğu gibi, Alevilerin başlarına gelen her katlanılmaz olayda en azından suskunluğa itmiştir. Ancak, bu örgütün bir başka asli amacı daha vardır ki, kuruluşuyla ilgili iddialara hiç değinme gereği bile duymaksızın söylüyorum, o da Aleviliği, mevcut Alevi grupları devlet merkezli, devletin çıkarlarına göre şekillenmiş sınırlar içinde tutmak ve gerekiyorsa, bunu tehdit edebilecek riskleri ortadan kaldırmak, Aleviliği buna uygun olarak şekillendirmek ve Alevi kitleyi bu doğrultuda seferber edebilmek. Cem Vakfı bu işlevle donanmıştı.
![[Resim: Ayhan-yalcinkaya-portre-1.jpg]](https://birartibir.org/wp-content/uploads/aidiyetler/ayhan-yalcinkaya/Ayhan-yalcinkaya-portre-1.jpg)
Ayhan Yalçınkaya Bir yandan bir ayağı sürekli devlet merkezli siyasetin içindeyken, öteki ayağı Dedelik kurumundaydı ve öncelikle onlar üzerinde kontrol sağlamaya çalıştı ve nihayet ’Alevilerin Diyanet’i dediğim bir oluşuma kadar vardırdı işi. Tüm bunları yaparken de özellikle kurucusu, İzzettin Doğan bihakkın ne lâyık ne de sahip olduğu Âsoy bağı dışında Dedelik etiketini kullanarak kendisini Alevilerin tek örgütü ve otoritesiymiş gibi göstermeyi başardı.
Bu sayede de Aleviliğin tarihsel birikimiyle hiç ilgisi olmayan uygulamaları, ritüele müdahale ederek hem Aleviliğe sokuşturdu, onu yeniden inşaya soyundu, hem de apaçık bir TV şovuna dönüştürdü; bayram cemi gibi tümüyle uydurma icatlarla, cem ayinlerini naklen yayınlayarak, vs. Dahası, diğer yurt içi ve yurt dışı Alevi örgütlerini de tıpkı bu siyasal rejim gibi kriminalize etmeye, onları suç örgütü gibi göstermeye çalıştı. Sürekli devletin diliyle konuşursanız, elbette onun gibi düşünmeye de başlarsınız. Bu vakıf şimdi terörist ilan edilen Fethullah Gülen’in Alevilik içindeki Truva atı konumundaydı. Cami-cemevi projelerini herkes biliyor. Hem de tam Gezi sürecinde.
Ama devran değişti. Devletin ihtiyaçları değişti. Cem Vakfı devlet açısından işlevini tamamlamıştı, Alevi dünyası bakımından kalıcı yıkıcı sonuçlarını doğurmuştu. Kurucusu kızağa çekildi. Ama henüz ömrünü tamamladığını düşünmüyorum. Ona yine ihtiyaç duyacak devlet. Zamanını bekliyor; eğer kendi iç parçalanma ve kavgalarından sağ çıkabilirse’
Güncel durum nedir?
Cem Vakfı’nın işlevini, ondan daha militan bir biçimde, yeni rejimin ihtiyaçlarına paralel olarak kimi küçük Alevi örgütleri üstlenmeye çalışıyor. Militan, ama Aleviliğin ve Alevilerin militanı değil, devletin, yeni rejimin militanı. Bunlar Cem Vakfı’nın hayal bile edemeyeceği şekilde, devleti sürekli kendileri dışındaki Alevi örgütlerinin ÂCem Vakfı dahil üstüne sürmeye, onları sürekli devletle karşı karşıya bırakmaya ve en tehlikelisi, örgütleyebildikleri ölçüde, Alevi gençleri diğer Alevilere karşı kışkırtmaya, saldırıya, Alevileri Alevilerin mahallerinden kovmaya çağrı çıkarıyorlar.
Bu çok sınırlı sayıdaki küçük örgütlenmelerin ortak noktasının kendisini milliyetçi olarak takdim eden faşist, ırkçı odaklar olduklarını söylemeye bile gerek yok. Cem Vakfı’nın ve bu küçük odakların tam karşısında ise hukuktan çok siyaseti, Dedelerden çok Talipleri, cemevlerinden çok sokağı, kitleyi önemseyen, kendini anti-faşist olarak niteleyen, daha sol bir örgütlenme vardı.
[INDENT] Eşit yurttaşlık talebini ortaya koyan, ilk kez dillendiren Alevi örgütlenmesinin sol kanadıydı. Bu talep ortaya atıldığı anda, Alevi hareketinin ülkenin diğer sorun alanlarına kendisini kapatması, diğer kesimlerle ilişkiye geçmemesi, kendisini Alevilerle sınırlaması elbette mümkün değildi.
[/INDENT]
Hangi örgütler?
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı ve her ne kadar şu anda geçmişiyle uzak ara ilgisiz olsa da, en azından uzunca bir dönem için Alevi Kültür Dernekleri (AKD)’ Bu örgütler kimi son derece görkemli mitinglerle, basın açıklamalarıyla, yürüyüşlerle, sayısı hatırlanamayacak kadar çok ve Alevilerin kendi olanaklarıyla gerçekleştirdikleri paneller, söyleşiler, kongreler, kurultaylar, konferanslar, anmalar, yayınlarla ciddi bir ağırlık merkezi oluşturuyordu.
Cem Vakfı’yla zaman zaman iletişim içinde olsalar da, aralarının son derece limoni olduğunu söylemeye bile gerek yok.
Bu kanattaki örgütler, şimdi ne dersek diyelim, haklarını teslim edelim, çok büyük bir iş başardılar: Türkiye’ye etkileri dünden bugüne süren bir talebi armağan ettiler: Eşit yurttaşlık talebi. Bugün belki çoğu kişi bunu Kürt hareketinden biliyor; oysa talebi tam da bu haliyle ortaya koyan, ilk kez dillendiren Alevi örgütlenmesinin bu kanadıydı. Bu talep ortaya atıldığı anda, Alevi hareketinin ülkenin diğer sorun alanlarına kendisini kapatması, diğer kesimlerle ilişkiye geçmemesi, kendisini Alevilerle sınırlaması elbette mümkün değildi ve onlar da işin doğasının gereğini yaptılar. Artık Aleviler Kürt sorunundan müzakere masasına, cumhurbaşkanlığı seçimine, yeni anayasa çalışmalarına, Alevi Çalıştayları’na kadar her yerdeydiler!
Alevi hareketinin bu canlılığı, bir yanda Cem Vakfı’nın yıkıcı hamleleri, öbür yanda toplumsal ve politik düzeyde ayrımcılığın şiddetinin artması, Alevi topluluklarda ciddi bir duyarlılaşmayı ve buna bağlı olarak kendi ihtiyaçlarını bu örgütlere dayatmayı beraberinde getirdi. Bunların en başında elbette cenazeler sorunu vardı. Giderek yayılmaya başlayan cemevleri zaten cenaze alanında kendi rüştlerini ispat etmek üzereydi.
![[Resim: Ayhan-yalcinkaya-foto-kerem-uzel.jpg]](https://birartibir.org/wp-content/uploads/aidiyetler/ayhan-yalcinkaya/Ayhan-yalcinkaya-foto-kerem-uzel.jpg)
Diyarbakır Pir Sultan Abdal Cemevi’nde bir cem erkânı (Fotoğraf: Fırat Aygün) Merkezinde cemevinin durduğu, etrafında Dedelerin, Taliplerin ve cenazenin yer aldığı, Alevi yerleşimlerinin giderek kalbi haline gelmeye başlayan bu düzlem, bu Alevi örgütlerinin de enerjilerinin yönünün giderek değişmesine Âelbette ülkedeki diğer tüm koşullar veri sayılmak kaydıyla neden oldu.
Artık bu örgütlerin temel sorunlarının başında hak arayışı değil, giderek cem erkânının düzeni, cenazenin nasıl kaldırılacağı, cemevlerinin yönetimi, Dedelerin kontrol altına alınması Âçünkü Cem Vakfı bu alanı çok kötüye kullanıyorduÂ, Hacı Bektaş postnişinliğiyle ilişkiler, nihayet nasıl bir Alevilik ve Aleviliğin tanımı gibi sorunlar gelmeye başladı. Yani bu örgütler yavaşça sokaktan cemevine kapandı ve orada sıkıştı.
Bu sıkışma nelere yol açtı?
Yeni bir Alevilik olarak Pop-Aleviliğin örgütler üzerindeki baskısı arttı, Dedeliğin etki gücünün artışına paralel olarak. Devlet, en başta Cem Vakfı gibi örgütler eliyle, ama daha çok Alevilerin modernleşmeyle ve modernleştirici güçlerle hesaplaşamaması ya da yeterince hesaplaşamamasının yarattığı avantajı zaten çok iyi kullanmıştı ve artık Alevi tabanın ihtiyacı tümden değişmişti.
Artık Alevi taban tüm Alevilerin homojenleşmesini ve standarda bağlanmasını bekliyor; dahası, Alevi örgütlerinin artık siyasetle uğraşmasını değil, inanç örgütüne dönüşmesini ve nihayet kendi aralarındaki politik farklılıkları yok sayarak birlik oluşturmasını bekliyordu.
Bu ihtiyaçları baştan sona tartışabiliriz, tartışmalıyız da; mahkûm edebiliriz, etmeliyiz de belki, ama inkâr edemeyiz. Bu ihtiyaçlar listesinin basıncıyla bugün her Alevi örgütü, tıpkı bir zamanlar Cem Vakfı’nın yaptığı gibi, cem ve cenaze erkânnameleri düzenliyor, kendisine bağlı Dedeleri bu erkânnameler yoluyla disipline etmeye çalışırken, aynı zamanda tabanı da bu disiplinin bir parçası haline getirmeye çalışıyor; nasıl bir Alevilik anlayışına sahip olduğunu açıklamaya, tanımlamaya ve yanıtını meşru ve yaygın kılmaya çalışıyor.
[INDENT] Pop-Aleviler kendi kimliklerinin altını çizmenin peşinde. Aleviliğin teolojik çerçevesi ise her dinsel kimliğin üstünü çizmeyi dayatır. Alevi teolojisi varı vara katarken, pop-Alevilik varı vardan ayırma derdinde. Bu yanıyla sınır bağımlısı. Dahası ve en kötüsü, pop-Alevilik kendi mensuplarını sınırların sürekli tehdit altında olduğuna inandırarak onları sınırların bekçisi haline getirir.
[/INDENT]
Dahası, bambaşka saiklerle de olsa, yurt dışı Alevi örgütlülüğü bu yöndeki baskı kaynaklarının başında geliyor. Elbette bu haliyle tahmin edilebilir ki, bir zamanlar Cem Vakfı’nın Din İşleri Yüksek Kurulu gibi, Alevi örgütlerinin her birinin inanç kurulları, yüksek inanç kurulları var ve Dedeler buralardan örgütleri domine etmeye çalışıyor. Yani, Dedeler örgütler açısından aslında ciddi bir siyasal sorun haline geldi.
Öyle ki, bir zamanlar şaşkınlıkla karşıladığımız, belinde silahla cem yürüten, Dede diyemeyeceğim Dede kılıklılardan, bugün ’Ben DİB Başkanıyla da görüşürüm, onun elinden Kur’an da alırım, kimse bana hesap soramaz, istifa da etmem, sıkıyorsa buyurun’ diye meydan okuyan AKP tarzı siyaseti çok iyi bellemiş Dede kılıklılara geldik.
’Yeni bir Alevilik olarak pop-Alevilik’ dediniz, ’Pop-Alevilik’ kavramını açar mısınız?
Öncelikle bu kavramsallaştırmayla dinsel-teolojik bir gelişme ya da olgudan değil, tümüyle toplumsal ya da sosyo-kültürel bir gelişme ya da olgudan söz ettiğimi belirtmek isterim, dinsel-teolojik olanla sosyo-kültürel olan arasındaki farklılıkları ya da düzlemsel ortaklıkları, iç içe geçişleri ya da aynılıkları şimdilik paranteze alarak.
Pop-Aleviliğin en bariz karakteristiklerinden biri, Aleviliğin dinsel çerçevesinin, değerlerinin, ilkelerinin, gerekliliklerinin, temel koşullarının yerlerine onların sembollerinin, temsillerinin, beyanlarının geçirilmesidir. Aleviliğin dinsel çerçevesi gereği aidiyet önemliyken, Pop-Alevilikte aidiyet değil, aidiyetin temsili, sembolü ya da söylenmesi önemlidir. Başka bir ifadeyle, Alevilik dinsel olarak inanılmaz bir söylemsel birikime ve mirasa sahipken, Pop-Alevilik inanılmaz bir söz ve Alevilikten devşirilmiş, ama tümüyle içi boşaltılmış sembol yığınına sahiptir.
Bu bağlamda, örneğin artık aidiyeti ve topluluğun formel üyeliğini işaretleyen ikrarın hiçbir hükmü yoktur! Cemlerde yapılan ve gücünü ikrardan alan görgüÂsorgunun ya da dar cemlerinin de hiçbir hükmü yoktur. Önemli olan onun sembolize edilebilmesidir; dile gelmiş olması yeterlidir. Rızalık alınırken ya da görgü-sorgu yapılırken, Dedelerin topluluğa dönüp şöyle söylediği bilinir: ’Aksi yönde bir kuşkusu, kaygısı, bildiği, şikâyeti olan varsa, bu meydanda dile gelsin, bile gelsin.’
Pop-Alevilik yalnızca dile gelir, ama asla bile gelmez! Bile gelmediği içindir ki dile gelen şey de sembolik eylemin bir an önce tamamlanması gayesiyle dile gelir. Alevilik, teolojik mahiyeti gereği, olmakla, olmanın sürekliliğiyle ilgiliyken, pop-Alevilik görünmekle, görünmenin şimdiliğiyle ilgilidir. Örneğin, hiçbir zaman Aleviler kendi bedenlerinde Alevi olduklarına dair, bedenlerini bir bütün olarak sembol kılan uygulamalar dışında, Aleviliklerini beyanla harici semboller taşımamışlardır. Alevilerin köylerde, şehrin sokaklarında 12 dilimli taçla gezdiğini herhalde kimse düşünmüyordur.
Bugün ise görünmek ve teşhir, beyan önemli olduğu için herkesin boynunda Zülfikâr’dan kolyeler, bileklikler ve dahası bedenlerinde dövmeler görüyoruz. Hele o Alevi mitinglerinden aşina olduğumuz, kızıl-yeşil alın bantlarına ne demeli? Bu bantların üstünde ne yazar? Çoğunlukla ’ Ya Ali’ ya da ’Medet ya Ali’ yazar. Bu bandı taşıyan aynı anda Ali’den medet ummanın putperestlik olduğuna kanidir! Dolayısıyla, içeriğinden bağımsız olarak günümüz Pop-Alevileri kendi kimliklerinin altını çizmenin peşindedir.
Aleviliğin teolojik çerçevesi ise her dinsel kimliğin üstünü çizmeyi dayatır.
Yani, Alevi teolojisi varı vara katarken, pop-Alevilik varı vardan ayırma derdindedir. Bu yanıyla da pop-Alevilik sınır bağımlısıdır. Sürekli yeni sınırlara, yeni tanımlara, yeni farklılaştırıcı unsurlara, ayrışmaya, kendisini ancak bu sınırlarla var edebildiği için giderek kendisine tapınmaya ihtiyaç duyar. Dahası ve en kötüsü, Zygmunt Bauman esiniyle söyleyeyim, pop-Alevilik, kendi mensuplarını aynı zamanda bu sınırların sürekli tehdit altında olduğuna inandırarak onları sınırların bekçisi haline getirir.
[INDENT] Alevilerin bakışı devletten ve diğer muhataplarından kendi üstlerine döndü ve bu bir anafor gibi tüm örgütleri içine çekti. Artık Alevilerden başka hiç kimse Alevilerin sesini duymuyor. Dahası, örgütler arasında politik farklılıklar ya önemsizleşti ya hiçleşti. Şu anda Aleviler hiç olmadığı kadar birlik içinde; aşağı yukarı aynı politik çizgide, ama buradan güç ve enerji çıkacağına ağır bir kayıp çıktı.
[/INDENT]
Böylece ne olmuş olur? Sözüm ona kimliksel sınırlar içinde rahat edeceğini düşünen her Pop-Alevi, tersine, kendini kapattığı sınırların sürekli tedirgin, güvensizlik ve tehdit altında yaşayan tutsağı oluverir. Giderek bu, Alevilerin kendi içlerinde de kimin daha çok Alevi olduğuna, kimin has Aleviliğin gözcüsü, bekçisi ve en önemlisi mirasçısı olduğuna dair tartışma ve yarılmaları da getirir.
Pop-Aleviliğin Âkökü biraz daha eskilere uzansa da başlangıç noktası ve en önemli temsilciliği aranacak olursa, son kitabımda da (Aleviler de Bildirir, Dipnot Yayınları, Ankara, 2020) yazdığım gibi, bunu 1990’da yayınlanan, bir kısım aydının imza attığı Alevi Bildirgesi’nde bulurum. Bu bildirge neredeyse, Alevilerin Alevilik meselesini ifşaya, beyana, beyanı üstlenmeye indirgediği gibi, bundan kaçınanlara da suçlayıcı, tehditkâr ifadeler barındırıyordu.
İhtiyaç meselesine dönersek, bugün Alevi örgütleri Alevilerin ihtiyaçlarına karşılık veriyor mu?
Ne zaman ki Alevilerin sorunları hak temelli ve özellikle devlete yönelmiş bir bakıştan kaynaklanıyordu, Alevi hareketinin baskın eğilimi bu ihtiyaca karşılık verme yönündeydi ve şöyle ya da böyle, bu ihtiyacı karşılayabilecek bir odak durumundaydı her biri. Evet, bugün de veriyorlar bu karşılığı, beğenelim ya da beğenmeyelim. Çünkü ihtiyaç tümden değişti, Alevilerin bakışı devletten ve diğer muhataplarından kendi üstlerine döndü ve bu bir anafor gibi tüm örgütleri içine çekti. Nihayet yuttu. Bu itibarla da artık Alevilerden başka hiç kimse Alevilerin sesini duymuyor. Sesini duydukları yerde de yalnızca ve özel olarak somut bir iç sorun bağlamında, Alevi topluluğun kendi iç kavgası bağlamında duyuyor ve doğal olarak kimse bunu umursamıyor.
Bu kapanış ölçeğinde de Alevilerin sorunlarının ülkenin diğer sorunlarıyla bağı ne yazık ki ciddi bir biçimde kopmuş oldu ve bu örgütler artık siyaset sahnesinde değerli görülen aktörler olmaktan çıktı. Dahası, bu gelişmeyle birlikte örgütler arasında politik farklılıklar ya önemsizleşti ya hiçleşti. Şu anda Aleviler politik olarak hiç olmadığı kadar birlik içinde; aşağı yukarı aynı politik çizgide yer alıyorlar, ama buradan güç ve enerji çıkacağına ağır bir kayıp çıktı ne yazık ki. 15 Temmuz darbesinin yarattığı siyasal iklimi de buna eklediğimiz an, siz sağ, ben selamet. Bu tam da siyasal rejimin beklediği şeydi ve maalesef gerçekleşti.
[INDENT] Alevi hareketi, hatta Aleviler siyasete sırtlarını dönerken dinlerinin canlandığını sandılar, oysa tam tersine dinlerini tümüyle siyasetin fırtınalı okyanusunun dalgalarına terk etmiş durumdalar. Din adını verdikleri siyaset ummanından çıkıp halihazırda düşmanlık ettikleri ve esasen dinlerinden gayrı olmayan siyasal mücadelelerine geri dönemedikleri sürece, böyle sürüp gidecek.
[/INDENT]
’Alevi örgütlerinin tümü dinsel örgüte döndü, yeniden birer siyasal örgüte dönmeyi başarmalı, yeniden siyaset yapmalı. Bu örgütlerin görevi siyaset yapmamak değil, tam tersine siyaset yapmaktır’, bunu daha önce de ifade ettiğimde epey Alevi çevre beni taşa tutmuştu. Ama hiçbiri bu gelişmenin anlamını, yaratacağı sonuçları ve ağır yıkımı tartışma gündemine almadı. İnatla söylenen tek bir şey var: ’Bizi siyaset mahvetti.’ Oysa tersi doğru.
Alevileri mahveden siyasetsizlik ya da siyaseti devletin eline teslim etmiş olmaları Âdinleri hilafına. Bu örgütler siyaset yaparken hareket ayaktaydı, diriydi ve Alevilerin sesi ciddiye alınıyordu. Daha da önemlisi, bu örgütler siyaset yaparken tam da kendi dinlerini savunuyorlardı. Cem Vakfı ise sözüm ona kendi dinini savunuyormuş gibi yaparak dini siyasete ve devlete teslim etmişti. Şimdi bu örgütler de kendi dinlerine ve cemaatlerine kapanarak tam da dinlerini terk etmiş oldular bence. Ne yazık ki bu eğilim sürüyor.
Alevilerin sokaktaki varlığından rahatsız her kesim, özellikle milliyetçi, ırkçı, giderek faşistleşen her mahfil, Aleviler içinde siyaset düşmanlığını körüklüyor ve yükselen alevler Alevilerin dinini diriltmek şöyle dursun, yalayıp yutuyor, küle döndürüyor. Sonuç olarak, şu anda bir bütün olarak Alevi hareketi, hatta Aleviler siyasete sırtlarını dönerken dinlerinin canlandığını sandılar, oysa tam tersine dinlerini tümüyle siyasetin fırtınalı okyanusunun dalgalarına terk etmiş durumdalar. Din adını verdikleri siyaset ummanından çıkıp halihazırda düşmanlık ettikleri ve esasen dinlerinden gayrı olmayan siyasal mücadelelerine geri dönemedikleri sürece, ne yazık ki böyle sürüp gidecek.
![[Resim: Ayhan-yalcinkaya-alevi-eylem-3.jpg]](https://birartibir.org/wp-content/uploads/aidiyetler/ayhan-yalcinkaya/Ayhan-yalcinkaya-alevi-eylem-3.jpg)
Her yıl 2 Temmuz’da Sivas’ta yapılan Madımak Katliamı’nı anma yürüyüşünden’
1996’da Alevilikte Toplumsal Kurumlar adlı kitabınız yayınlandı, 2008’de Alevi Enstitüsü’nün kurucuları arasında yer aldınız. Yaklaşık 25 yıldır Aleviler ve Alevilik üzerine çalışıyorsunuz. 2017’ye dek Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde öğretim üyeliği yaptınız, siyaset bilimi, siyasal düşünce tarihi, siyasal antropoloji dersleri verdiniz. Aleviliği ve Alevileri mesele edinmeniz nasıl oldu, hangi ihtiyaçtan doğdu?
Bu soruyu 1993’te Aleviliği bir yüksek lisans tez konusu olarak seçerken sorsaydınız, muhtemelen yanıtım farklı olurdu. Teknik kimi gereklilikler bir yana, SBF’ye aynı kuşaktaki meslektaşlarıma göre, önce yüksek lisans öğrencisi, hemen ardından asistan olarak geç bir dönemde döndüğümde, uzunca birkaç ayımı Elbistan’da geçirmiş ve Kantarma Dedeleriyle evlerinde ve kırda bayırda rakı sofrasına oturmuşluğum vardı. Bu yüzden belki bende Elbistan’ın yeri hâlâ ayrıdır, özeldir.
On yaşında bir çocuk olarak ilkokuldan yatılı okula giderken babamın beni okula bırakıp dönerken yaptığı uyarıyı da ekleyeyim: ’Sakın kimseye Alevi olduğunu söyleme.’ Demek istediğim şu: Aleviliği ya da Alevileri bugüne dair bir mesele olarak kavradığım için seçmedim. Aksine, bu geçmişe dair bir meseleydi ve geçmişin borcu ödenmezse ya da içinde yaşadığınız şimdiki zamanın gerçekten de şimdiki zaman olarak yaşanmasını istiyorsanız, geçmişi şimdiki zamanın içine davet etmezseniz, sanılacağı gibi geçmişin hayaletleri size musallat olmaz Âçoğumuz öyle sansak daÂ, şimdiki zamanımız bir hayaletin yaşamına döner.
Dolayısıyla, geçmiş benim için kendisiyle hesaplaşılacak, yüzleşilecek, kendisinden ders çıkarılacak ve sonra da arkada bırakılıp geleceğe doğru yürünecek bir başlangıç/son noktası olmadı hiç. Alevilerin geçmişi hep buradaydı, hiçbir yere gitmedi. Bu konuda inatçı bir topluluğun doğal üyesi olmak da benim için ayrı bir sevinç kaynağı. Ama aynı zamanda burada-şimdide olan geçmiş, Alevi topluluklar için bir ’mesele’ haline gelmişti; baş edilmesi gereken bir mesele ki, hâlâ da öyle. Bunun üstüne Alevilikle ilgili devam ettim yazıp çizmeye ve elimden geldiğince çeşitli sorumluluklar üstlenmeye.
[INDENT] Geçmişin borcu ödenmezse ya da içinde yaşadığınız şimdiki zamanın gerçekten de şimdiki zaman olarak yaşanmasını istiyorsanız, geçmişi şimdiki zamanın içine davet etmezseniz, sanılacağı gibi geçmişin hayaletleri size musallat olmaz, şimdiki zamanınız bir hayaletin yaşamına döner.
[/INDENT]
Ve çok sayıda önemli kitap kaleme aldınız’
1992’den beri Aleviler ve Alevilik üstüne, özellikle Alevi hareketi, Alevi örgütlenmeleri, Alevilik ve siyaset üstüne çalışıyorum. Alevilik ve Aleviler meselesinin, Alevilerle sınırlı ve çeşitli aktörlerce sınırlandırılmış bir dünyanın terimleriyle anlaşılamayacağından hareketle farklı boyutlarıyla ele almayı deniyorum. Alevilikle ilgili ilk çalışmam ve sanırım en çok bilineni, yüksek lisans tezimin kitaplaşmasıyla ortaya çıkan Alevilikte Toplumsal Kurumlar ve İktidar’dır Âşu anda baskısı yok, çok yakında yeniden basılacak. Doktora tez konumun Alevilikle pek ilgisi yok, ütopya ve Türk edebiyatı üstüne. Onun bir bölümü kitap olarak yayınlandı, Eğer’den Meğer’e, (Phoenix Yayınları, 2004).
Ama nedense ilk çalışmam, bence yeterince güçlü olmamasına karşın epey rağbet gördü ve milliyetçi-faşist çevrelerde bir düşmanlık üretti. Bu kitabın sırrını, kendisi de Alevilik üstüne yazan bir okurum şöyle ifade etmişti: ’Hocam, o kitapta inanılmaz bir tutku vardı.’ En çok bilinen, Alevilikle ilgili kitaplardan devam edeceksek, sırasıyla Küf ÂDede Korkut, Said Nursi ve Hz. Ali Üzerine (Dipnot Yayınları, 2003), Pas ÂFoucault’dan Agamben’e Sıvılaşmış İktidar ve Gelecek (Phoenix Yayınları, 2005), KHK’lı Dr. Pınar Ecevitoğlu ile birlikte yazdığımız Aleviler Artık Burada Oturmuyor (Dipnot Yayınları, 2013) geldi ve nihayet Kavimkırım İkliminde Aleviler (Dipnot Yayınları, 2014). Son kitabım yine Dipnot Yayınları’ndan çıkan Aleviler de Bildirir (2020) adını taşıyor.
SBF’de uzun yıllar Siyaset Bilimine Giriş, Siyasal Düşünce Tarihi ve Türk-İslâm Düşünce Tarihi derslerini verdim ve SBF müfredatına uzun yıllar sonra Âhocamız Prof. Dr. Ümit Hassan’ın kulakları çınlasın yine KHK’lı meslektaşım Prof. Dr. Zeliha Etöz ve Dr. Pınar Ecevitoğlu’yla birlikte lisans ve lisansüstü düzeyde Siyasal Antropoloji dersini kazandırdık. Ayrıca, yine bildiğim kadarıyla, Türkiye’de ilk kez lisansüstü düzeyde Alevilik: Toplum, Kültür Siyaset dersini açarak Aleviliğe başka bir gözle bakan ders programlarında yer verdik ve diğerleriyle birlikte bu dersi fakültedeki görevimden ayrılana dek yürüttüm.
![[Resim: Ayhan-yalcinkaya-8-subat-2017.jpg]](https://birartibir.org/wp-content/uploads/aidiyetler/ayhan-yalcinkaya/Ayhan-yalcinkaya-8-subat-2017.jpg)
Öğrenciler, mezunlar ve akademisyenler KHK ile ihraç edilen öğretim üyelerine destek için Cebeci Kampüsü’nde. (8 Şubat 2017) 2018’de anabilim dalı başkanlığından istifa etmenizin ve ardından akademisyenliği bırakmanızın sebebi neydi?
Çok basit: Barış Bildirisi imzacısı meslektaşlarım, arkadaşlarım atılmıştı. En başta yıllardır birlikte çalıştığımız Prof. Dr. Zeliha Etöz ve Yrd. Doç. Dr. Pınar Ecevitoğlu, yine birlikte çalıştığımız iki asistanım, ilk atılanlardandı. Sonra dostlarım, arkadaşlarım tek tek atıldı. Bütün bunlara seyirci kalmak mümkün değildi ve katlanılmazdı. Ama asıl katlanılmaz olan, atılmayanların, geride kalanların Âbirkaç istisnası hariç inanılmaz ikiyüzlü, kötücül, evet, evet basbayağı kötücül tavırlarıydı.
Atılmalar 1 Eylül’de başladığında, o zamanki anabilim dalı başkanı Âki şimdi, benden sonra yine onu seçtiler, doğal olarak tek bir dilekçe yazmaya korkuyor, tek bir açıklama yapmaktan çekiniyor, akademik kurulu toplantıya çağırmıyordu. Bu zihniyet, açık çatışma ortamında siperde saklanmaktan yanaydı. Gidenler sessizce gidecekti, adları bile hatırlanmayacaktı. Oysa burası SBF’deydi, Mekteb-i Mülkiye. Umurlarında değildi. Siperde saklanıp fırtınanın geçeceğini sanan bu zihniyet ve onun arkasına güç yığanlar, altı ay geçmeden, arkadaşlarımızı atan, koskoca fakülteyi tasfiye eden İbişgillerin sessiz ya da etkin destekçisi oldular!
Siperde saklanmaktan öte, açıkça Erkan İbiş yönetiminin tetikçilerine dönüştüler. İşte o sancılı süreçte başkanlığı üstlendim ve tek bir amacı yerine getirmeye çalıştım: Atılanları, erken emekliliğini istemek zorunda kalanları, yurt dışına gitmek zorunda kalanları sessizce uğurlamamak, onların izlerini olabildiğince fakültenin her yerine kazımaya çalışmak. Bunu da belirli ölçülerde başardık sanırım. Sonra bir de baktım ki, başkanlık için bana oy veren tüm arkadaşlarım atılmış! Tek bir oyum bile kalmamış, bir tek oy bile! Artık anabilim dalında hiçbir şey yapma şansım kalmamıştı.
Bu arada, hakkımda açılan soruşturmaları, mahkemelerden dönen cezaları saymıyorum bile. Ne yapacaktım? Geride kalanlarla bir akademik kurul bile toplayamadığım halde, kuklalık mı yapacaktım? İdari birimlerin kâtipliğini mi? Bunun için sırada bekleyen biri vardı zaten. Son işlerimizi yaptım ve hemen istifa ettim. Benim ardımdan da, benden önceki kâtip-akademisyeni başkan yaptılar, sanırım hâlâ odur başkan ve o da koskoca anabilim dalını, fakülteye hiç uğramadan bölüm sekreterliğinden gelen yazıları uzaktan sevk etmekle yönetmeye girişti. Gerçekte o mu yönetiyordu? Elbette hayır. Kendi kısmi çıkarları için İbişgillerle kol kola giren birkaç isim.
[INDENT] Nedense ilk çalışmam, Alevilikte Toplumsal Kurumlar ve İktidar, bence yeterince güçlü olmamasına karşın epey rağbet gördü ve milliyetçi-faşist çevrelerde bir düşmanlık üretti. Bu kitabın sırrını, kendisi de Alevilik üstüne yazan bir okurum şöyle ifade etmişti: ’Hocam, o kitapta inanılmaz bir tutku vardı.’
[/INDENT]
Birkaç ay sonra da zaten emekliliğimi istedim, ki baştan bunu da duyurmuştum. Geriye ne kalmıştı? Çöl diyemem, çöl bir ummandır. Yozgat’ın adı çıkmış, ama hadi şehir merkezleriyle sınırlı olarak söyleyeyim, SBF’den geriye bir Yozgat bile değil, bir Çankırı kaldı. Eğer ayrılmasaydım, bir yandan yeni soruşturmalar açarak yıldırı politikalarını sürdüreceklerdi, bir yandan da varlığımı kendi ’arsız’ demokratlıklarının kanıtı olarak ileri süreceklerdi. Buna izin vermek istemedim. Düşünün ki, emekli olduktan sonra, uzunca bir süre, benden sonra emekli olanların adı emekli öğretim üyeleri sayfasına konmuşken benim adımı o sayfaya koymadılar, sanki o fakültede 25 yılım geçmemiş, hiç derse girmemişim gibi. Sonra da zaten SBF’nin ve üniversitenin toplu yazışma listelerinden çıkarıverdiler. Bu hikâye elbette bir gün bütün tarafları ve boyutlarıyla yazılacak, çok uzun bir hikâyedir, geçelim.
İçinde yetiştiğiniz ve çeyrek yüzyıl öğretim üyesi olarak görev yaptığınız SBF’nin ve genel olarak üniversitelerin bugünkü durumunu nasıl görüyorsunuz?
Sırayla SBF’nin, ODTÜ’nün ve Boğaziçi Üniversitesi’nin uzun yıllara dayanan bir kriminalizasyon süreci var, bunu kimselere anlatmayı başaramadıysak da. Birinci sırada hedef SBF ve onun temsilinde Cebeci Kampüsü’ydü. Türkiye’de sosyal ve siyasal bilimler alanında, gerek lisans ve gerekse lisansüstü düzeyde SBF ve Âbir zamanlar Basın Yayın Yüksek Okulu adıyla SBF’ye bağlı olan İLEF tasfiyelerden önce inanılmaz bir atılım yapmıştı ve bu atılım kampüsü gerçekten bir üniversite vahasına çevirmişti. Tasfiyeler, polis saldırıları, onların kollayıcılığında paramiliter güçlerin saldırıları ve elbette tetikçi medyanın ’gazıyla’ önce fakülteler ve ardından kampüs yarı-açık cezaevine dönüştürüldü, her anlamda. Üniversite demek eleştirellik demektir, ’delilik’, sapkınlık, norm dışılık demektir.
Üniversite böyledir demek istemiyorum, bir üniversite bunlara sıcak bir yuva sağlayamıyorsa üniversite olmaz demek istiyorum. Bugün belki bir yerlerde tek tük böyle küçük birimler kalmıştır, bilemem, ama eleştirinin üniversitelerden kovulduğu çok açık. Bunda da, kimse kusura bakmasın ama, biz akademisyenlerin aymazlığı, gafleti ve, nihayet bugün, SBF özelinde söylersek, geride kalanların apaçık suç ortaklığı özel bir rol oynadı. Ama dedim ya, bunlar uzun hikâyeler. Fuzuli gibi söyleyip bağlayayım, mealen: ’Ben akıldan isterim delaleti, aklım bana gösterir dalaleti.’
KAYNAK: https://birartibir.org/esit-yurttaslik-t...i-hareketi
Eşit yurttaşlık talebi ve Alevi hareketi [COLOR=#3D3D3D]Söyleşi: Tuba Çameli
[COLOR=#3D3D3D][FONT=Lora] 2 Ekim 2020
Aleviler ve Alevilik dizisinin başlama vuruşunu yapıyoruz. İlk bölümün başlıkları: Alevi örgütlerinin durumu, siyasetsizleşme ve pop-Alevilik, içe kapanma, milliyetçi-ırkçı eğilimler’ Uzun yıllar Aleviler ve Alevilik üzerine çalışan, birçok kitap yazan, Alevi Enstitüsü’nün kurucularından SBF eski öğretim üyesi Ayhan Yalçınkaya’yı dinliyoruz’
Alevi örgütleri bugünlerde çok suskun. İktidarlarla hep yakın ilişki içinde olan, televizyon ekranlarında çok sık görmeye alıştığımız Cem Vakfı ve İzzettin Doğan adeta görünmez oldu. Pir Sultan Abdal Derneği, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Dernekleri’ Hiçbirinin sesi çıkmıyor. Öncelikle, Alevi örgütleri derken neyi anlamalıyız?
Ayhan Yalçınkaya: Sanırım şunda hemfikiriz; Alevi örgütlerinden kastımız çeşitli politik yaklaşımlar çerçevesinde örgütlenmiş, katılmak için Alevi olmanın şart olarak koşulamayacağı, Alevilerin haklarını alabilmeleri ve uğradıkları eşitsizlikçi uygulamalarla hak kayıpları yüzünden giderek zayıflayan Alevi toplulukları en azından savunmayı, mümkünse güçlendirmeyi amaçlayan, özetle hak temelli dernek ve vakıf örgütlenmeleri. Adı konsun konmasın, bu örgütlenmelerin politik düzeyde en sağdan en sola doğru sıralanabileceği de açık.
Dahası ve en önemlisi, bu örgütlerin en azından geçmişinde Aleviliğin dini örgütlerinin Âki bence aynı zamanda dünyevi, ama şimdilik soyutlama yapabilmek için bu terimi kullanmak zorundayım Dedelik, dergâh, ocak sistemi, musahiplik gibi çeşitli türden örgütlenmelerin yerini tutmak gibi bir amaçlarının olmadığı ortada.
Hak temelli örgütler siyasal yapılardır, dinsel değil. Yani, asli görevleri siyaset yaparak savundukları ve temsiline soyundukları topluluğun haklarını ve kazanımlarını maksimize, kayıplarını da minimize etmektir. Bu anlamda, birbirlerinden Âözellikle haklar devlete karşı ileri sürüldüğü ölçüde devlete karşı tutumları, devletle kurdukları çeşitli türden ilişkileri, mücadele etme yöntemleri bakımından ayrılırlar.
Alevi örgütleri bugün nasıl bir yapıya sahip?
Alevilerin sorunlarının hukuksal mevzuattan kaynaklandığını iddia eden ve sorunların bu düzlemde çözüleceğini savunarak buna ilişkin bir mücadele perspektifi geliştiren liberal-sağ-reformist yaklaşımın ilk akla gelen örneği Cem Vakfı. Kimi yapısal sorunların anlaşılması için bu vakfın hikâyesi laboratuvar niteliğindedir. [INDENT] Devran değişti. Devletin ihtiyaçları değişti. Cem Vakfı’nın işlevini, ondan daha militan bir biçimde, yeni rejimin ihtiyaçlarına paralel olarak kimi küçük Alevi örgütleri üstlenmeye çalışıyor. Bunlar devleti kendileri dışındaki Alevi örgütlerinin üstüne sürmeye ve Alevi gençleri diğer Alevilere karşı kışkırtmaya, saldırıya, Alevileri Alevilerin mahallelerinden kovmaya çağrı çıkarıyorlar.
[/INDENT]
Söz konusu yaklaşımın gerekleri lobi faaliyetleri, siyasetçilerle kurulan ve sürekli kılınmaya çalışılan ilişkiler, devlet bürokrasinin çeşitli kademeleriyle akçeli ilişkilerdir. Sokak asla gündemde olmaz; hatta sokağa çıkıp hak talep edenler bizzat bu vakfın kurucusu tarafından ’terörist’, ’Kürtçü’, ’bölücü’olmakla itham edilmişlerdir. Devlet, göz bebeğini sakınır gibi sakınılması, korunup kollanması gereken asli şeydir.
Bu itibarla eğer klasik liberalizmin devlete karşı mesafeli tutumunu arayacaksa gözlerimiz, bunun her anlamda, her düzeyde bir yanılsama olduğu açık. Komünistlerin adı çıkmış, asıl devletçi olan her zaman liberal-muhafazakâr sağcılardır, hele ki bu ülkede. Bu bağlamda, bu çevre için önemli olan devletin dilini bilmek ve mümkün olduğunca devletin dilini konuşabilmek ve ona ayak uydurabilmektir.
Bu da Cem Vakfı’nı uzun yıllar Sivas katliamını anmaktan alıkoyduğu gibi, Alevilerin başlarına gelen her katlanılmaz olayda en azından suskunluğa itmiştir. Ancak, bu örgütün bir başka asli amacı daha vardır ki, kuruluşuyla ilgili iddialara hiç değinme gereği bile duymaksızın söylüyorum, o da Aleviliği, mevcut Alevi grupları devlet merkezli, devletin çıkarlarına göre şekillenmiş sınırlar içinde tutmak ve gerekiyorsa, bunu tehdit edebilecek riskleri ortadan kaldırmak, Aleviliği buna uygun olarak şekillendirmek ve Alevi kitleyi bu doğrultuda seferber edebilmek. Cem Vakfı bu işlevle donanmıştı.
![[Resim: Ayhan-yalcinkaya-portre-1.jpg]](https://birartibir.org/wp-content/uploads/aidiyetler/ayhan-yalcinkaya/Ayhan-yalcinkaya-portre-1.jpg)
Ayhan Yalçınkaya Bir yandan bir ayağı sürekli devlet merkezli siyasetin içindeyken, öteki ayağı Dedelik kurumundaydı ve öncelikle onlar üzerinde kontrol sağlamaya çalıştı ve nihayet ’Alevilerin Diyanet’i dediğim bir oluşuma kadar vardırdı işi. Tüm bunları yaparken de özellikle kurucusu, İzzettin Doğan bihakkın ne lâyık ne de sahip olduğu Âsoy bağı dışında Dedelik etiketini kullanarak kendisini Alevilerin tek örgütü ve otoritesiymiş gibi göstermeyi başardı.
Bu sayede de Aleviliğin tarihsel birikimiyle hiç ilgisi olmayan uygulamaları, ritüele müdahale ederek hem Aleviliğe sokuşturdu, onu yeniden inşaya soyundu, hem de apaçık bir TV şovuna dönüştürdü; bayram cemi gibi tümüyle uydurma icatlarla, cem ayinlerini naklen yayınlayarak, vs. Dahası, diğer yurt içi ve yurt dışı Alevi örgütlerini de tıpkı bu siyasal rejim gibi kriminalize etmeye, onları suç örgütü gibi göstermeye çalıştı. Sürekli devletin diliyle konuşursanız, elbette onun gibi düşünmeye de başlarsınız. Bu vakıf şimdi terörist ilan edilen Fethullah Gülen’in Alevilik içindeki Truva atı konumundaydı. Cami-cemevi projelerini herkes biliyor. Hem de tam Gezi sürecinde.
Ama devran değişti. Devletin ihtiyaçları değişti. Cem Vakfı devlet açısından işlevini tamamlamıştı, Alevi dünyası bakımından kalıcı yıkıcı sonuçlarını doğurmuştu. Kurucusu kızağa çekildi. Ama henüz ömrünü tamamladığını düşünmüyorum. Ona yine ihtiyaç duyacak devlet. Zamanını bekliyor; eğer kendi iç parçalanma ve kavgalarından sağ çıkabilirse’
Güncel durum nedir?
Cem Vakfı’nın işlevini, ondan daha militan bir biçimde, yeni rejimin ihtiyaçlarına paralel olarak kimi küçük Alevi örgütleri üstlenmeye çalışıyor. Militan, ama Aleviliğin ve Alevilerin militanı değil, devletin, yeni rejimin militanı. Bunlar Cem Vakfı’nın hayal bile edemeyeceği şekilde, devleti sürekli kendileri dışındaki Alevi örgütlerinin ÂCem Vakfı dahil üstüne sürmeye, onları sürekli devletle karşı karşıya bırakmaya ve en tehlikelisi, örgütleyebildikleri ölçüde, Alevi gençleri diğer Alevilere karşı kışkırtmaya, saldırıya, Alevileri Alevilerin mahallerinden kovmaya çağrı çıkarıyorlar.
Bu çok sınırlı sayıdaki küçük örgütlenmelerin ortak noktasının kendisini milliyetçi olarak takdim eden faşist, ırkçı odaklar olduklarını söylemeye bile gerek yok. Cem Vakfı’nın ve bu küçük odakların tam karşısında ise hukuktan çok siyaseti, Dedelerden çok Talipleri, cemevlerinden çok sokağı, kitleyi önemseyen, kendini anti-faşist olarak niteleyen, daha sol bir örgütlenme vardı.
[INDENT] Eşit yurttaşlık talebini ortaya koyan, ilk kez dillendiren Alevi örgütlenmesinin sol kanadıydı. Bu talep ortaya atıldığı anda, Alevi hareketinin ülkenin diğer sorun alanlarına kendisini kapatması, diğer kesimlerle ilişkiye geçmemesi, kendisini Alevilerle sınırlaması elbette mümkün değildi.
[/INDENT]
Hangi örgütler?
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı ve her ne kadar şu anda geçmişiyle uzak ara ilgisiz olsa da, en azından uzunca bir dönem için Alevi Kültür Dernekleri (AKD)’ Bu örgütler kimi son derece görkemli mitinglerle, basın açıklamalarıyla, yürüyüşlerle, sayısı hatırlanamayacak kadar çok ve Alevilerin kendi olanaklarıyla gerçekleştirdikleri paneller, söyleşiler, kongreler, kurultaylar, konferanslar, anmalar, yayınlarla ciddi bir ağırlık merkezi oluşturuyordu.
Cem Vakfı’yla zaman zaman iletişim içinde olsalar da, aralarının son derece limoni olduğunu söylemeye bile gerek yok.
Bu kanattaki örgütler, şimdi ne dersek diyelim, haklarını teslim edelim, çok büyük bir iş başardılar: Türkiye’ye etkileri dünden bugüne süren bir talebi armağan ettiler: Eşit yurttaşlık talebi. Bugün belki çoğu kişi bunu Kürt hareketinden biliyor; oysa talebi tam da bu haliyle ortaya koyan, ilk kez dillendiren Alevi örgütlenmesinin bu kanadıydı. Bu talep ortaya atıldığı anda, Alevi hareketinin ülkenin diğer sorun alanlarına kendisini kapatması, diğer kesimlerle ilişkiye geçmemesi, kendisini Alevilerle sınırlaması elbette mümkün değildi ve onlar da işin doğasının gereğini yaptılar. Artık Aleviler Kürt sorunundan müzakere masasına, cumhurbaşkanlığı seçimine, yeni anayasa çalışmalarına, Alevi Çalıştayları’na kadar her yerdeydiler!
Alevi hareketinin bu canlılığı, bir yanda Cem Vakfı’nın yıkıcı hamleleri, öbür yanda toplumsal ve politik düzeyde ayrımcılığın şiddetinin artması, Alevi topluluklarda ciddi bir duyarlılaşmayı ve buna bağlı olarak kendi ihtiyaçlarını bu örgütlere dayatmayı beraberinde getirdi. Bunların en başında elbette cenazeler sorunu vardı. Giderek yayılmaya başlayan cemevleri zaten cenaze alanında kendi rüştlerini ispat etmek üzereydi.
![[Resim: Ayhan-yalcinkaya-foto-kerem-uzel.jpg]](https://birartibir.org/wp-content/uploads/aidiyetler/ayhan-yalcinkaya/Ayhan-yalcinkaya-foto-kerem-uzel.jpg)
Diyarbakır Pir Sultan Abdal Cemevi’nde bir cem erkânı (Fotoğraf: Fırat Aygün) Merkezinde cemevinin durduğu, etrafında Dedelerin, Taliplerin ve cenazenin yer aldığı, Alevi yerleşimlerinin giderek kalbi haline gelmeye başlayan bu düzlem, bu Alevi örgütlerinin de enerjilerinin yönünün giderek değişmesine Âelbette ülkedeki diğer tüm koşullar veri sayılmak kaydıyla neden oldu.
Artık bu örgütlerin temel sorunlarının başında hak arayışı değil, giderek cem erkânının düzeni, cenazenin nasıl kaldırılacağı, cemevlerinin yönetimi, Dedelerin kontrol altına alınması Âçünkü Cem Vakfı bu alanı çok kötüye kullanıyorduÂ, Hacı Bektaş postnişinliğiyle ilişkiler, nihayet nasıl bir Alevilik ve Aleviliğin tanımı gibi sorunlar gelmeye başladı. Yani bu örgütler yavaşça sokaktan cemevine kapandı ve orada sıkıştı.
Bu sıkışma nelere yol açtı?
Yeni bir Alevilik olarak Pop-Aleviliğin örgütler üzerindeki baskısı arttı, Dedeliğin etki gücünün artışına paralel olarak. Devlet, en başta Cem Vakfı gibi örgütler eliyle, ama daha çok Alevilerin modernleşmeyle ve modernleştirici güçlerle hesaplaşamaması ya da yeterince hesaplaşamamasının yarattığı avantajı zaten çok iyi kullanmıştı ve artık Alevi tabanın ihtiyacı tümden değişmişti.
Artık Alevi taban tüm Alevilerin homojenleşmesini ve standarda bağlanmasını bekliyor; dahası, Alevi örgütlerinin artık siyasetle uğraşmasını değil, inanç örgütüne dönüşmesini ve nihayet kendi aralarındaki politik farklılıkları yok sayarak birlik oluşturmasını bekliyordu.
Bu ihtiyaçları baştan sona tartışabiliriz, tartışmalıyız da; mahkûm edebiliriz, etmeliyiz de belki, ama inkâr edemeyiz. Bu ihtiyaçlar listesinin basıncıyla bugün her Alevi örgütü, tıpkı bir zamanlar Cem Vakfı’nın yaptığı gibi, cem ve cenaze erkânnameleri düzenliyor, kendisine bağlı Dedeleri bu erkânnameler yoluyla disipline etmeye çalışırken, aynı zamanda tabanı da bu disiplinin bir parçası haline getirmeye çalışıyor; nasıl bir Alevilik anlayışına sahip olduğunu açıklamaya, tanımlamaya ve yanıtını meşru ve yaygın kılmaya çalışıyor.
[INDENT] Pop-Aleviler kendi kimliklerinin altını çizmenin peşinde. Aleviliğin teolojik çerçevesi ise her dinsel kimliğin üstünü çizmeyi dayatır. Alevi teolojisi varı vara katarken, pop-Alevilik varı vardan ayırma derdinde. Bu yanıyla sınır bağımlısı. Dahası ve en kötüsü, pop-Alevilik kendi mensuplarını sınırların sürekli tehdit altında olduğuna inandırarak onları sınırların bekçisi haline getirir.
[/INDENT]
Dahası, bambaşka saiklerle de olsa, yurt dışı Alevi örgütlülüğü bu yöndeki baskı kaynaklarının başında geliyor. Elbette bu haliyle tahmin edilebilir ki, bir zamanlar Cem Vakfı’nın Din İşleri Yüksek Kurulu gibi, Alevi örgütlerinin her birinin inanç kurulları, yüksek inanç kurulları var ve Dedeler buralardan örgütleri domine etmeye çalışıyor. Yani, Dedeler örgütler açısından aslında ciddi bir siyasal sorun haline geldi.
Öyle ki, bir zamanlar şaşkınlıkla karşıladığımız, belinde silahla cem yürüten, Dede diyemeyeceğim Dede kılıklılardan, bugün ’Ben DİB Başkanıyla da görüşürüm, onun elinden Kur’an da alırım, kimse bana hesap soramaz, istifa da etmem, sıkıyorsa buyurun’ diye meydan okuyan AKP tarzı siyaseti çok iyi bellemiş Dede kılıklılara geldik.
’Yeni bir Alevilik olarak pop-Alevilik’ dediniz, ’Pop-Alevilik’ kavramını açar mısınız?
Öncelikle bu kavramsallaştırmayla dinsel-teolojik bir gelişme ya da olgudan değil, tümüyle toplumsal ya da sosyo-kültürel bir gelişme ya da olgudan söz ettiğimi belirtmek isterim, dinsel-teolojik olanla sosyo-kültürel olan arasındaki farklılıkları ya da düzlemsel ortaklıkları, iç içe geçişleri ya da aynılıkları şimdilik paranteze alarak.
Pop-Aleviliğin en bariz karakteristiklerinden biri, Aleviliğin dinsel çerçevesinin, değerlerinin, ilkelerinin, gerekliliklerinin, temel koşullarının yerlerine onların sembollerinin, temsillerinin, beyanlarının geçirilmesidir. Aleviliğin dinsel çerçevesi gereği aidiyet önemliyken, Pop-Alevilikte aidiyet değil, aidiyetin temsili, sembolü ya da söylenmesi önemlidir. Başka bir ifadeyle, Alevilik dinsel olarak inanılmaz bir söylemsel birikime ve mirasa sahipken, Pop-Alevilik inanılmaz bir söz ve Alevilikten devşirilmiş, ama tümüyle içi boşaltılmış sembol yığınına sahiptir.
Bu bağlamda, örneğin artık aidiyeti ve topluluğun formel üyeliğini işaretleyen ikrarın hiçbir hükmü yoktur! Cemlerde yapılan ve gücünü ikrardan alan görgüÂsorgunun ya da dar cemlerinin de hiçbir hükmü yoktur. Önemli olan onun sembolize edilebilmesidir; dile gelmiş olması yeterlidir. Rızalık alınırken ya da görgü-sorgu yapılırken, Dedelerin topluluğa dönüp şöyle söylediği bilinir: ’Aksi yönde bir kuşkusu, kaygısı, bildiği, şikâyeti olan varsa, bu meydanda dile gelsin, bile gelsin.’
Pop-Alevilik yalnızca dile gelir, ama asla bile gelmez! Bile gelmediği içindir ki dile gelen şey de sembolik eylemin bir an önce tamamlanması gayesiyle dile gelir. Alevilik, teolojik mahiyeti gereği, olmakla, olmanın sürekliliğiyle ilgiliyken, pop-Alevilik görünmekle, görünmenin şimdiliğiyle ilgilidir. Örneğin, hiçbir zaman Aleviler kendi bedenlerinde Alevi olduklarına dair, bedenlerini bir bütün olarak sembol kılan uygulamalar dışında, Aleviliklerini beyanla harici semboller taşımamışlardır. Alevilerin köylerde, şehrin sokaklarında 12 dilimli taçla gezdiğini herhalde kimse düşünmüyordur.
Bugün ise görünmek ve teşhir, beyan önemli olduğu için herkesin boynunda Zülfikâr’dan kolyeler, bileklikler ve dahası bedenlerinde dövmeler görüyoruz. Hele o Alevi mitinglerinden aşina olduğumuz, kızıl-yeşil alın bantlarına ne demeli? Bu bantların üstünde ne yazar? Çoğunlukla ’ Ya Ali’ ya da ’Medet ya Ali’ yazar. Bu bandı taşıyan aynı anda Ali’den medet ummanın putperestlik olduğuna kanidir! Dolayısıyla, içeriğinden bağımsız olarak günümüz Pop-Alevileri kendi kimliklerinin altını çizmenin peşindedir.
Aleviliğin teolojik çerçevesi ise her dinsel kimliğin üstünü çizmeyi dayatır.
Yani, Alevi teolojisi varı vara katarken, pop-Alevilik varı vardan ayırma derdindedir. Bu yanıyla da pop-Alevilik sınır bağımlısıdır. Sürekli yeni sınırlara, yeni tanımlara, yeni farklılaştırıcı unsurlara, ayrışmaya, kendisini ancak bu sınırlarla var edebildiği için giderek kendisine tapınmaya ihtiyaç duyar. Dahası ve en kötüsü, Zygmunt Bauman esiniyle söyleyeyim, pop-Alevilik, kendi mensuplarını aynı zamanda bu sınırların sürekli tehdit altında olduğuna inandırarak onları sınırların bekçisi haline getirir.
[INDENT] Alevilerin bakışı devletten ve diğer muhataplarından kendi üstlerine döndü ve bu bir anafor gibi tüm örgütleri içine çekti. Artık Alevilerden başka hiç kimse Alevilerin sesini duymuyor. Dahası, örgütler arasında politik farklılıklar ya önemsizleşti ya hiçleşti. Şu anda Aleviler hiç olmadığı kadar birlik içinde; aşağı yukarı aynı politik çizgide, ama buradan güç ve enerji çıkacağına ağır bir kayıp çıktı.
[/INDENT]
Böylece ne olmuş olur? Sözüm ona kimliksel sınırlar içinde rahat edeceğini düşünen her Pop-Alevi, tersine, kendini kapattığı sınırların sürekli tedirgin, güvensizlik ve tehdit altında yaşayan tutsağı oluverir. Giderek bu, Alevilerin kendi içlerinde de kimin daha çok Alevi olduğuna, kimin has Aleviliğin gözcüsü, bekçisi ve en önemlisi mirasçısı olduğuna dair tartışma ve yarılmaları da getirir.
Pop-Aleviliğin Âkökü biraz daha eskilere uzansa da başlangıç noktası ve en önemli temsilciliği aranacak olursa, son kitabımda da (Aleviler de Bildirir, Dipnot Yayınları, Ankara, 2020) yazdığım gibi, bunu 1990’da yayınlanan, bir kısım aydının imza attığı Alevi Bildirgesi’nde bulurum. Bu bildirge neredeyse, Alevilerin Alevilik meselesini ifşaya, beyana, beyanı üstlenmeye indirgediği gibi, bundan kaçınanlara da suçlayıcı, tehditkâr ifadeler barındırıyordu.
İhtiyaç meselesine dönersek, bugün Alevi örgütleri Alevilerin ihtiyaçlarına karşılık veriyor mu?
Ne zaman ki Alevilerin sorunları hak temelli ve özellikle devlete yönelmiş bir bakıştan kaynaklanıyordu, Alevi hareketinin baskın eğilimi bu ihtiyaca karşılık verme yönündeydi ve şöyle ya da böyle, bu ihtiyacı karşılayabilecek bir odak durumundaydı her biri. Evet, bugün de veriyorlar bu karşılığı, beğenelim ya da beğenmeyelim. Çünkü ihtiyaç tümden değişti, Alevilerin bakışı devletten ve diğer muhataplarından kendi üstlerine döndü ve bu bir anafor gibi tüm örgütleri içine çekti. Nihayet yuttu. Bu itibarla da artık Alevilerden başka hiç kimse Alevilerin sesini duymuyor. Sesini duydukları yerde de yalnızca ve özel olarak somut bir iç sorun bağlamında, Alevi topluluğun kendi iç kavgası bağlamında duyuyor ve doğal olarak kimse bunu umursamıyor.
Bu kapanış ölçeğinde de Alevilerin sorunlarının ülkenin diğer sorunlarıyla bağı ne yazık ki ciddi bir biçimde kopmuş oldu ve bu örgütler artık siyaset sahnesinde değerli görülen aktörler olmaktan çıktı. Dahası, bu gelişmeyle birlikte örgütler arasında politik farklılıklar ya önemsizleşti ya hiçleşti. Şu anda Aleviler politik olarak hiç olmadığı kadar birlik içinde; aşağı yukarı aynı politik çizgide yer alıyorlar, ama buradan güç ve enerji çıkacağına ağır bir kayıp çıktı ne yazık ki. 15 Temmuz darbesinin yarattığı siyasal iklimi de buna eklediğimiz an, siz sağ, ben selamet. Bu tam da siyasal rejimin beklediği şeydi ve maalesef gerçekleşti.
[INDENT] Alevi hareketi, hatta Aleviler siyasete sırtlarını dönerken dinlerinin canlandığını sandılar, oysa tam tersine dinlerini tümüyle siyasetin fırtınalı okyanusunun dalgalarına terk etmiş durumdalar. Din adını verdikleri siyaset ummanından çıkıp halihazırda düşmanlık ettikleri ve esasen dinlerinden gayrı olmayan siyasal mücadelelerine geri dönemedikleri sürece, böyle sürüp gidecek.
[/INDENT]
’Alevi örgütlerinin tümü dinsel örgüte döndü, yeniden birer siyasal örgüte dönmeyi başarmalı, yeniden siyaset yapmalı. Bu örgütlerin görevi siyaset yapmamak değil, tam tersine siyaset yapmaktır’, bunu daha önce de ifade ettiğimde epey Alevi çevre beni taşa tutmuştu. Ama hiçbiri bu gelişmenin anlamını, yaratacağı sonuçları ve ağır yıkımı tartışma gündemine almadı. İnatla söylenen tek bir şey var: ’Bizi siyaset mahvetti.’ Oysa tersi doğru.
Alevileri mahveden siyasetsizlik ya da siyaseti devletin eline teslim etmiş olmaları Âdinleri hilafına. Bu örgütler siyaset yaparken hareket ayaktaydı, diriydi ve Alevilerin sesi ciddiye alınıyordu. Daha da önemlisi, bu örgütler siyaset yaparken tam da kendi dinlerini savunuyorlardı. Cem Vakfı ise sözüm ona kendi dinini savunuyormuş gibi yaparak dini siyasete ve devlete teslim etmişti. Şimdi bu örgütler de kendi dinlerine ve cemaatlerine kapanarak tam da dinlerini terk etmiş oldular bence. Ne yazık ki bu eğilim sürüyor.
Alevilerin sokaktaki varlığından rahatsız her kesim, özellikle milliyetçi, ırkçı, giderek faşistleşen her mahfil, Aleviler içinde siyaset düşmanlığını körüklüyor ve yükselen alevler Alevilerin dinini diriltmek şöyle dursun, yalayıp yutuyor, küle döndürüyor. Sonuç olarak, şu anda bir bütün olarak Alevi hareketi, hatta Aleviler siyasete sırtlarını dönerken dinlerinin canlandığını sandılar, oysa tam tersine dinlerini tümüyle siyasetin fırtınalı okyanusunun dalgalarına terk etmiş durumdalar. Din adını verdikleri siyaset ummanından çıkıp halihazırda düşmanlık ettikleri ve esasen dinlerinden gayrı olmayan siyasal mücadelelerine geri dönemedikleri sürece, ne yazık ki böyle sürüp gidecek.
![[Resim: Ayhan-yalcinkaya-alevi-eylem-3.jpg]](https://birartibir.org/wp-content/uploads/aidiyetler/ayhan-yalcinkaya/Ayhan-yalcinkaya-alevi-eylem-3.jpg)
Her yıl 2 Temmuz’da Sivas’ta yapılan Madımak Katliamı’nı anma yürüyüşünden’
1996’da Alevilikte Toplumsal Kurumlar adlı kitabınız yayınlandı, 2008’de Alevi Enstitüsü’nün kurucuları arasında yer aldınız. Yaklaşık 25 yıldır Aleviler ve Alevilik üzerine çalışıyorsunuz. 2017’ye dek Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde öğretim üyeliği yaptınız, siyaset bilimi, siyasal düşünce tarihi, siyasal antropoloji dersleri verdiniz. Aleviliği ve Alevileri mesele edinmeniz nasıl oldu, hangi ihtiyaçtan doğdu?
Bu soruyu 1993’te Aleviliği bir yüksek lisans tez konusu olarak seçerken sorsaydınız, muhtemelen yanıtım farklı olurdu. Teknik kimi gereklilikler bir yana, SBF’ye aynı kuşaktaki meslektaşlarıma göre, önce yüksek lisans öğrencisi, hemen ardından asistan olarak geç bir dönemde döndüğümde, uzunca birkaç ayımı Elbistan’da geçirmiş ve Kantarma Dedeleriyle evlerinde ve kırda bayırda rakı sofrasına oturmuşluğum vardı. Bu yüzden belki bende Elbistan’ın yeri hâlâ ayrıdır, özeldir.
On yaşında bir çocuk olarak ilkokuldan yatılı okula giderken babamın beni okula bırakıp dönerken yaptığı uyarıyı da ekleyeyim: ’Sakın kimseye Alevi olduğunu söyleme.’ Demek istediğim şu: Aleviliği ya da Alevileri bugüne dair bir mesele olarak kavradığım için seçmedim. Aksine, bu geçmişe dair bir meseleydi ve geçmişin borcu ödenmezse ya da içinde yaşadığınız şimdiki zamanın gerçekten de şimdiki zaman olarak yaşanmasını istiyorsanız, geçmişi şimdiki zamanın içine davet etmezseniz, sanılacağı gibi geçmişin hayaletleri size musallat olmaz Âçoğumuz öyle sansak daÂ, şimdiki zamanımız bir hayaletin yaşamına döner.
Dolayısıyla, geçmiş benim için kendisiyle hesaplaşılacak, yüzleşilecek, kendisinden ders çıkarılacak ve sonra da arkada bırakılıp geleceğe doğru yürünecek bir başlangıç/son noktası olmadı hiç. Alevilerin geçmişi hep buradaydı, hiçbir yere gitmedi. Bu konuda inatçı bir topluluğun doğal üyesi olmak da benim için ayrı bir sevinç kaynağı. Ama aynı zamanda burada-şimdide olan geçmiş, Alevi topluluklar için bir ’mesele’ haline gelmişti; baş edilmesi gereken bir mesele ki, hâlâ da öyle. Bunun üstüne Alevilikle ilgili devam ettim yazıp çizmeye ve elimden geldiğince çeşitli sorumluluklar üstlenmeye.
[INDENT] Geçmişin borcu ödenmezse ya da içinde yaşadığınız şimdiki zamanın gerçekten de şimdiki zaman olarak yaşanmasını istiyorsanız, geçmişi şimdiki zamanın içine davet etmezseniz, sanılacağı gibi geçmişin hayaletleri size musallat olmaz, şimdiki zamanınız bir hayaletin yaşamına döner.
[/INDENT]
Ve çok sayıda önemli kitap kaleme aldınız’
1992’den beri Aleviler ve Alevilik üstüne, özellikle Alevi hareketi, Alevi örgütlenmeleri, Alevilik ve siyaset üstüne çalışıyorum. Alevilik ve Aleviler meselesinin, Alevilerle sınırlı ve çeşitli aktörlerce sınırlandırılmış bir dünyanın terimleriyle anlaşılamayacağından hareketle farklı boyutlarıyla ele almayı deniyorum. Alevilikle ilgili ilk çalışmam ve sanırım en çok bilineni, yüksek lisans tezimin kitaplaşmasıyla ortaya çıkan Alevilikte Toplumsal Kurumlar ve İktidar’dır Âşu anda baskısı yok, çok yakında yeniden basılacak. Doktora tez konumun Alevilikle pek ilgisi yok, ütopya ve Türk edebiyatı üstüne. Onun bir bölümü kitap olarak yayınlandı, Eğer’den Meğer’e, (Phoenix Yayınları, 2004).
Ama nedense ilk çalışmam, bence yeterince güçlü olmamasına karşın epey rağbet gördü ve milliyetçi-faşist çevrelerde bir düşmanlık üretti. Bu kitabın sırrını, kendisi de Alevilik üstüne yazan bir okurum şöyle ifade etmişti: ’Hocam, o kitapta inanılmaz bir tutku vardı.’ En çok bilinen, Alevilikle ilgili kitaplardan devam edeceksek, sırasıyla Küf ÂDede Korkut, Said Nursi ve Hz. Ali Üzerine (Dipnot Yayınları, 2003), Pas ÂFoucault’dan Agamben’e Sıvılaşmış İktidar ve Gelecek (Phoenix Yayınları, 2005), KHK’lı Dr. Pınar Ecevitoğlu ile birlikte yazdığımız Aleviler Artık Burada Oturmuyor (Dipnot Yayınları, 2013) geldi ve nihayet Kavimkırım İkliminde Aleviler (Dipnot Yayınları, 2014). Son kitabım yine Dipnot Yayınları’ndan çıkan Aleviler de Bildirir (2020) adını taşıyor.
SBF’de uzun yıllar Siyaset Bilimine Giriş, Siyasal Düşünce Tarihi ve Türk-İslâm Düşünce Tarihi derslerini verdim ve SBF müfredatına uzun yıllar sonra Âhocamız Prof. Dr. Ümit Hassan’ın kulakları çınlasın yine KHK’lı meslektaşım Prof. Dr. Zeliha Etöz ve Dr. Pınar Ecevitoğlu’yla birlikte lisans ve lisansüstü düzeyde Siyasal Antropoloji dersini kazandırdık. Ayrıca, yine bildiğim kadarıyla, Türkiye’de ilk kez lisansüstü düzeyde Alevilik: Toplum, Kültür Siyaset dersini açarak Aleviliğe başka bir gözle bakan ders programlarında yer verdik ve diğerleriyle birlikte bu dersi fakültedeki görevimden ayrılana dek yürüttüm.
![[Resim: Ayhan-yalcinkaya-8-subat-2017.jpg]](https://birartibir.org/wp-content/uploads/aidiyetler/ayhan-yalcinkaya/Ayhan-yalcinkaya-8-subat-2017.jpg)
Öğrenciler, mezunlar ve akademisyenler KHK ile ihraç edilen öğretim üyelerine destek için Cebeci Kampüsü’nde. (8 Şubat 2017) 2018’de anabilim dalı başkanlığından istifa etmenizin ve ardından akademisyenliği bırakmanızın sebebi neydi?
Çok basit: Barış Bildirisi imzacısı meslektaşlarım, arkadaşlarım atılmıştı. En başta yıllardır birlikte çalıştığımız Prof. Dr. Zeliha Etöz ve Yrd. Doç. Dr. Pınar Ecevitoğlu, yine birlikte çalıştığımız iki asistanım, ilk atılanlardandı. Sonra dostlarım, arkadaşlarım tek tek atıldı. Bütün bunlara seyirci kalmak mümkün değildi ve katlanılmazdı. Ama asıl katlanılmaz olan, atılmayanların, geride kalanların Âbirkaç istisnası hariç inanılmaz ikiyüzlü, kötücül, evet, evet basbayağı kötücül tavırlarıydı.
Atılmalar 1 Eylül’de başladığında, o zamanki anabilim dalı başkanı Âki şimdi, benden sonra yine onu seçtiler, doğal olarak tek bir dilekçe yazmaya korkuyor, tek bir açıklama yapmaktan çekiniyor, akademik kurulu toplantıya çağırmıyordu. Bu zihniyet, açık çatışma ortamında siperde saklanmaktan yanaydı. Gidenler sessizce gidecekti, adları bile hatırlanmayacaktı. Oysa burası SBF’deydi, Mekteb-i Mülkiye. Umurlarında değildi. Siperde saklanıp fırtınanın geçeceğini sanan bu zihniyet ve onun arkasına güç yığanlar, altı ay geçmeden, arkadaşlarımızı atan, koskoca fakülteyi tasfiye eden İbişgillerin sessiz ya da etkin destekçisi oldular!
Siperde saklanmaktan öte, açıkça Erkan İbiş yönetiminin tetikçilerine dönüştüler. İşte o sancılı süreçte başkanlığı üstlendim ve tek bir amacı yerine getirmeye çalıştım: Atılanları, erken emekliliğini istemek zorunda kalanları, yurt dışına gitmek zorunda kalanları sessizce uğurlamamak, onların izlerini olabildiğince fakültenin her yerine kazımaya çalışmak. Bunu da belirli ölçülerde başardık sanırım. Sonra bir de baktım ki, başkanlık için bana oy veren tüm arkadaşlarım atılmış! Tek bir oyum bile kalmamış, bir tek oy bile! Artık anabilim dalında hiçbir şey yapma şansım kalmamıştı.
Bu arada, hakkımda açılan soruşturmaları, mahkemelerden dönen cezaları saymıyorum bile. Ne yapacaktım? Geride kalanlarla bir akademik kurul bile toplayamadığım halde, kuklalık mı yapacaktım? İdari birimlerin kâtipliğini mi? Bunun için sırada bekleyen biri vardı zaten. Son işlerimizi yaptım ve hemen istifa ettim. Benim ardımdan da, benden önceki kâtip-akademisyeni başkan yaptılar, sanırım hâlâ odur başkan ve o da koskoca anabilim dalını, fakülteye hiç uğramadan bölüm sekreterliğinden gelen yazıları uzaktan sevk etmekle yönetmeye girişti. Gerçekte o mu yönetiyordu? Elbette hayır. Kendi kısmi çıkarları için İbişgillerle kol kola giren birkaç isim.
[INDENT] Nedense ilk çalışmam, Alevilikte Toplumsal Kurumlar ve İktidar, bence yeterince güçlü olmamasına karşın epey rağbet gördü ve milliyetçi-faşist çevrelerde bir düşmanlık üretti. Bu kitabın sırrını, kendisi de Alevilik üstüne yazan bir okurum şöyle ifade etmişti: ’Hocam, o kitapta inanılmaz bir tutku vardı.’
[/INDENT]
Birkaç ay sonra da zaten emekliliğimi istedim, ki baştan bunu da duyurmuştum. Geriye ne kalmıştı? Çöl diyemem, çöl bir ummandır. Yozgat’ın adı çıkmış, ama hadi şehir merkezleriyle sınırlı olarak söyleyeyim, SBF’den geriye bir Yozgat bile değil, bir Çankırı kaldı. Eğer ayrılmasaydım, bir yandan yeni soruşturmalar açarak yıldırı politikalarını sürdüreceklerdi, bir yandan da varlığımı kendi ’arsız’ demokratlıklarının kanıtı olarak ileri süreceklerdi. Buna izin vermek istemedim. Düşünün ki, emekli olduktan sonra, uzunca bir süre, benden sonra emekli olanların adı emekli öğretim üyeleri sayfasına konmuşken benim adımı o sayfaya koymadılar, sanki o fakültede 25 yılım geçmemiş, hiç derse girmemişim gibi. Sonra da zaten SBF’nin ve üniversitenin toplu yazışma listelerinden çıkarıverdiler. Bu hikâye elbette bir gün bütün tarafları ve boyutlarıyla yazılacak, çok uzun bir hikâyedir, geçelim.
İçinde yetiştiğiniz ve çeyrek yüzyıl öğretim üyesi olarak görev yaptığınız SBF’nin ve genel olarak üniversitelerin bugünkü durumunu nasıl görüyorsunuz?
Sırayla SBF’nin, ODTÜ’nün ve Boğaziçi Üniversitesi’nin uzun yıllara dayanan bir kriminalizasyon süreci var, bunu kimselere anlatmayı başaramadıysak da. Birinci sırada hedef SBF ve onun temsilinde Cebeci Kampüsü’ydü. Türkiye’de sosyal ve siyasal bilimler alanında, gerek lisans ve gerekse lisansüstü düzeyde SBF ve Âbir zamanlar Basın Yayın Yüksek Okulu adıyla SBF’ye bağlı olan İLEF tasfiyelerden önce inanılmaz bir atılım yapmıştı ve bu atılım kampüsü gerçekten bir üniversite vahasına çevirmişti. Tasfiyeler, polis saldırıları, onların kollayıcılığında paramiliter güçlerin saldırıları ve elbette tetikçi medyanın ’gazıyla’ önce fakülteler ve ardından kampüs yarı-açık cezaevine dönüştürüldü, her anlamda. Üniversite demek eleştirellik demektir, ’delilik’, sapkınlık, norm dışılık demektir.
Üniversite böyledir demek istemiyorum, bir üniversite bunlara sıcak bir yuva sağlayamıyorsa üniversite olmaz demek istiyorum. Bugün belki bir yerlerde tek tük böyle küçük birimler kalmıştır, bilemem, ama eleştirinin üniversitelerden kovulduğu çok açık. Bunda da, kimse kusura bakmasın ama, biz akademisyenlerin aymazlığı, gafleti ve, nihayet bugün, SBF özelinde söylersek, geride kalanların apaçık suç ortaklığı özel bir rol oynadı. Ama dedim ya, bunlar uzun hikâyeler. Fuzuli gibi söyleyip bağlayayım, mealen: ’Ben akıldan isterim delaleti, aklım bana gösterir dalaleti.’
KAYNAK: https://birartibir.org/esit-yurttaslik-t...i-hareketi
Forum:
Alevi Haber
Yorum
Yorum Yok
Yazar:
donanma44
TBMM Komisyonu’nda görüşülen torba kanun teklifinde 'Alevilik'le ilgili düzenlemeler ’kültür’ ifadesiyle kabul edildi. Alevi örgütlerinin 'ifade inanç olarak değiştirilsin' talebi kabul edilmedi.
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda, AK Parti’nin Meclis’e sunduğu Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi görüşüldü. Yayın ve yürürlük de dahil 23 maddeden oluşan torba tekliften, limanların 49 yıllığına özelleştirilmesinin önünü açan 9’uncu madde çıkarıldı. AK Parti ve MHP’nin oylarıyla teklifin ilk 8 maddesinin kabul edilmesinin ardından, teklifin 15, 16, 17, 18, 19 ve 20’nci maddelerinin görüşülmesine geçildi. Bu maddeler de yine AK Parti ve MHP’li vekillerin oylarıyla kabul edildi.ANKA'nın aktardığına göre, teklif kapsamında büyükşehir belediyeleri ve il özel idareleri cemevlerinin yapımı, bakımı ve onarımı ile ilgili gerekli desteği sağlayacak.
Cemevlerinin içme ve kullanma suyu ihtiyaçları indirimli ya da ücretsiz karşılanabilecek.Ayrıca Elektrik Piyasası Kanunu’na eklenen hükümle de cemevlerinin aydınlatma giderlerini Kültür ve Turizm Bakanlığı ödeyecek. Komisyon toplantısına katılan Alevi örgütlerinin temsilcileri ve muhalefet, maddeler görüşülürken Alevilik inancının ’kültür’ olarak kabul edilmesini eleştirdi. Teklifte bulunan ’Alevi- Bektaşi kültürü ve hizmetleri’ ifadesindeki ’kültür’ sözcüğünün ’inancı’ olarak değiştirilmesi talep edildi. Ancak bu talep yerine getirilmedi.
'ALEVİ TOPLUMUNA DANIŞILMAMIŞ'
CHP İstanbul Milletvekili İbrahim Kaboğlu, daha önce Diyanet Akademisi’nin kurulmasına dair yasayı görüştüklerini ve bu yasanın Diyanet İşleri Başkanlığı’nın önerisi üzerine Meclis’e geldiğini anımsatarak şunları söyledi: ’Milli Eğitim Komisyonu’nda görüştük, Genel Kurul’a geldi, kabul edildi. Diyanet Akademisi kurulmasına dair yasa teklifi görüşülürken Diyanet İşleri Başkan Yardımcıları da katıldı. Onlara biz sorular yönelttik, neden böyle bir öneri yazdıklarını sorduk. Onlar da bize açıklamalarda bulundular, artıları ve eksileri ile Meclis’te kabul edildi. Şimdi bu görüştüğümüz yasa önerisi ise onunla karşılaştırıldığında çok farklı bir zeminde ilerliyor.
Şöyle ki; Cumhuriyet’in üçlüsü olarak eşitlik, yurttaşlık, laiklik dikkate alındığında, aslında Adalet ve Kalkınma Partisi buradaki eksikliği de görmüş olmalı ki burada Alevi toplumunun mücadelesine farklı biçimlerde katkıda bulundu.Bu yasanın yapılma tarzını dikkate aldığımız zaman, Diyanet Akademisi yasasından farklı olarak, biz şimdi öğreniyoruz ki hiçbir Alevi toplumuna danışılmamış. O yasa Diyanet İşleri Kanunu’ydu. Bu yasanın adı dahi yok, torba yasa şeklinde düzenleniyor. O yasa Milli Eğitim Komisyonu’nda görüşülüyordu, bu yasa ise hiç ilgisi olmayan bir komisyonda görüşülüyor.’
CHP Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere de şu eleştiride bulundu:
"Öncelikle cemevlerinin ibadethane olarak tanınması lazım, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararında geçtiği şekilde. Alevi'yi tanımadan Alevilerin ibadethanelerinin ihtiyaçlarını veya diğer şeylerini karşılamak aslında bir çelişkidir. Önce tanıyacağız, sonra sorunlarını çözecek adımların atılması gerekiyor. Biz, bu konuda bu düzenlemelerin yetersiz olduğunu düşünüyoruz. Onun için, bunun tekliften çıkarılmasını ve bu konuda kapsayıcı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Daire'nin kararlarını, Danıştay kararlarını ve bu konudaki yüksek mahkeme kararlarını da birlikte değerlendirilerek yeni bir düzenlemeyle bu sorunun temelden çözülmesini bekliyoruz."
KAYNAK: https://www.gazeteduvar.com.tr/torba-kan...er-1586274
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda, AK Parti’nin Meclis’e sunduğu Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi görüşüldü. Yayın ve yürürlük de dahil 23 maddeden oluşan torba tekliften, limanların 49 yıllığına özelleştirilmesinin önünü açan 9’uncu madde çıkarıldı. AK Parti ve MHP’nin oylarıyla teklifin ilk 8 maddesinin kabul edilmesinin ardından, teklifin 15, 16, 17, 18, 19 ve 20’nci maddelerinin görüşülmesine geçildi. Bu maddeler de yine AK Parti ve MHP’li vekillerin oylarıyla kabul edildi.ANKA'nın aktardığına göre, teklif kapsamında büyükşehir belediyeleri ve il özel idareleri cemevlerinin yapımı, bakımı ve onarımı ile ilgili gerekli desteği sağlayacak.
Cemevlerinin içme ve kullanma suyu ihtiyaçları indirimli ya da ücretsiz karşılanabilecek.Ayrıca Elektrik Piyasası Kanunu’na eklenen hükümle de cemevlerinin aydınlatma giderlerini Kültür ve Turizm Bakanlığı ödeyecek. Komisyon toplantısına katılan Alevi örgütlerinin temsilcileri ve muhalefet, maddeler görüşülürken Alevilik inancının ’kültür’ olarak kabul edilmesini eleştirdi. Teklifte bulunan ’Alevi- Bektaşi kültürü ve hizmetleri’ ifadesindeki ’kültür’ sözcüğünün ’inancı’ olarak değiştirilmesi talep edildi. Ancak bu talep yerine getirilmedi.
'ALEVİ TOPLUMUNA DANIŞILMAMIŞ'
CHP İstanbul Milletvekili İbrahim Kaboğlu, daha önce Diyanet Akademisi’nin kurulmasına dair yasayı görüştüklerini ve bu yasanın Diyanet İşleri Başkanlığı’nın önerisi üzerine Meclis’e geldiğini anımsatarak şunları söyledi: ’Milli Eğitim Komisyonu’nda görüştük, Genel Kurul’a geldi, kabul edildi. Diyanet Akademisi kurulmasına dair yasa teklifi görüşülürken Diyanet İşleri Başkan Yardımcıları da katıldı. Onlara biz sorular yönelttik, neden böyle bir öneri yazdıklarını sorduk. Onlar da bize açıklamalarda bulundular, artıları ve eksileri ile Meclis’te kabul edildi. Şimdi bu görüştüğümüz yasa önerisi ise onunla karşılaştırıldığında çok farklı bir zeminde ilerliyor.
Şöyle ki; Cumhuriyet’in üçlüsü olarak eşitlik, yurttaşlık, laiklik dikkate alındığında, aslında Adalet ve Kalkınma Partisi buradaki eksikliği de görmüş olmalı ki burada Alevi toplumunun mücadelesine farklı biçimlerde katkıda bulundu.Bu yasanın yapılma tarzını dikkate aldığımız zaman, Diyanet Akademisi yasasından farklı olarak, biz şimdi öğreniyoruz ki hiçbir Alevi toplumuna danışılmamış. O yasa Diyanet İşleri Kanunu’ydu. Bu yasanın adı dahi yok, torba yasa şeklinde düzenleniyor. O yasa Milli Eğitim Komisyonu’nda görüşülüyordu, bu yasa ise hiç ilgisi olmayan bir komisyonda görüşülüyor.’
CHP Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere de şu eleştiride bulundu:
"Öncelikle cemevlerinin ibadethane olarak tanınması lazım, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararında geçtiği şekilde. Alevi'yi tanımadan Alevilerin ibadethanelerinin ihtiyaçlarını veya diğer şeylerini karşılamak aslında bir çelişkidir. Önce tanıyacağız, sonra sorunlarını çözecek adımların atılması gerekiyor. Biz, bu konuda bu düzenlemelerin yetersiz olduğunu düşünüyoruz. Onun için, bunun tekliften çıkarılmasını ve bu konuda kapsayıcı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Daire'nin kararlarını, Danıştay kararlarını ve bu konudaki yüksek mahkeme kararlarını da birlikte değerlendirilerek yeni bir düzenlemeyle bu sorunun temelden çözülmesini bekliyoruz."
KAYNAK: https://www.gazeteduvar.com.tr/torba-kan...er-1586274
Forum:
Alevi Haber
Yorum
Yorum Yok
Yazar:
donanma44
Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu, Erdoğan’ın Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde ’Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevleri Başkanlığı’ kurulacağı açıklamasına itiraz etti: Alevilik bir tarihi eser mi ki Kültür Bakanlığı’na bağlanıyor?
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde ’Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevleri Başkanlığı’ kurulacağını ve cemevlerinin buradan yönetileceğini açıklamış, karar Alevi yurttaşlar arasında ’kayyım atanmaya çalışılıyor’ şeklinde yorumlandı.Cumhuriyet’ten Mehmet Menekşe’ye konuşan Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Muharrem Erkan, ’Alevilik bir tarihi eser mi ki Kültür Bakanlığı’na bağlıyor?’ sözleriyle Erdoğan’a yanıt verdi:
Biz Aleviler laik, demokratik, sosyal, hukuk devleti temelinde eşit yurttaşlık istiyoruz. Ancak mevcut siyasi iradenin Aleviliği ve Alevilerin haklı taleplerini görmek istemediğini, daha önceki yıllarda olduğu gibi kendi Alevi inancını deforme, özünü kaybettirme, Aleviliği bir yerlere bağlama, yedekleme, bir yerlere çekme, bölüp, parçalama gayretinde olduğunu gözlemliyoruz.
Erkan, Aleviliği salt kültür temelinde ele almanın, Aleviliği yok saymak ve asimile etmek anlamına geldiğini söyledi: Alevilik bir inançtır ve Aleviliğin kendi inanç sistemi içerisinde bir kültürü, inanç sistemi, düşünce biçimi vardır. Aleviliği, Alevilerin haklı taleplerini anlamaktan ve çözüm üretmekten uzak bir siyasi irade ile karşı karşıya olduğumuzu bizler 20 yıldır biliyoruz.
Biz Aleviler anayasamızın 2. maddesinde belirtilen ’laik devlet’ yapısının önemli olduğu hiçbir inanca ayrımcılık uygulamadan, devletin dininin olamayacağını ancak akıl sağlığı yerinde olan bireylerin inanıp inanmama iradesi o kişiye bağlı olduğunun bilincindedir. İnanç özgürlüğünün her vatandaş için korunması gerekmektedir.Erkan ayrıca seçim öncesinde Alevilere yönelik hizmetlerin bir ’lütuf’ gibi sunulmasını, bu inanca ve mensuplarına yönelik bir ayrımcılık olarak algıladıklarını da kaydederek ’Ötekileştiren, ayrıştıran, yok sayan, bölüp parçalayan asimilasyon politikalarının süslenip, boyanıp uygulanmaya devam ettiğini, Alevilere yönelik inkârcı zihniyetin hiç değişmediğini net bir şekilde gözlemliyoruz’ dedi.
AİHM ve Yargıtay’dan ’Cemevleri ibadethanedir’ kararı2014 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, 2018 yılında Yargıtay’ın, 2021’de ise yerel mahkemelerin ’Cemevleri ibadethanedir’ kararı vermesine karşın bu kararların iktidar tarafından uygulamadığına dikkat çeken Erkan, ’Mevcut siyasi irade Aleviliği bir inanç sistemi olarak görmüyor, adeta inancımızı yok sayıyor. Aleviliği anlamadıklarını Kültür Turizm Bakanlığı’na bağlayarak Aleviliği korunması gereken tarihi bir eser gibi önlemler almaya çalıştığına şahit oluyoruz’ dedi.
KAYNAK: https://gazetekarinca.com/alevilik-bir-t...aglaniyor/
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde ’Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevleri Başkanlığı’ kurulacağını ve cemevlerinin buradan yönetileceğini açıklamış, karar Alevi yurttaşlar arasında ’kayyım atanmaya çalışılıyor’ şeklinde yorumlandı.Cumhuriyet’ten Mehmet Menekşe’ye konuşan Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Muharrem Erkan, ’Alevilik bir tarihi eser mi ki Kültür Bakanlığı’na bağlıyor?’ sözleriyle Erdoğan’a yanıt verdi:
Biz Aleviler laik, demokratik, sosyal, hukuk devleti temelinde eşit yurttaşlık istiyoruz. Ancak mevcut siyasi iradenin Aleviliği ve Alevilerin haklı taleplerini görmek istemediğini, daha önceki yıllarda olduğu gibi kendi Alevi inancını deforme, özünü kaybettirme, Aleviliği bir yerlere bağlama, yedekleme, bir yerlere çekme, bölüp, parçalama gayretinde olduğunu gözlemliyoruz.
Erkan, Aleviliği salt kültür temelinde ele almanın, Aleviliği yok saymak ve asimile etmek anlamına geldiğini söyledi: Alevilik bir inançtır ve Aleviliğin kendi inanç sistemi içerisinde bir kültürü, inanç sistemi, düşünce biçimi vardır. Aleviliği, Alevilerin haklı taleplerini anlamaktan ve çözüm üretmekten uzak bir siyasi irade ile karşı karşıya olduğumuzu bizler 20 yıldır biliyoruz.
Biz Aleviler anayasamızın 2. maddesinde belirtilen ’laik devlet’ yapısının önemli olduğu hiçbir inanca ayrımcılık uygulamadan, devletin dininin olamayacağını ancak akıl sağlığı yerinde olan bireylerin inanıp inanmama iradesi o kişiye bağlı olduğunun bilincindedir. İnanç özgürlüğünün her vatandaş için korunması gerekmektedir.Erkan ayrıca seçim öncesinde Alevilere yönelik hizmetlerin bir ’lütuf’ gibi sunulmasını, bu inanca ve mensuplarına yönelik bir ayrımcılık olarak algıladıklarını da kaydederek ’Ötekileştiren, ayrıştıran, yok sayan, bölüp parçalayan asimilasyon politikalarının süslenip, boyanıp uygulanmaya devam ettiğini, Alevilere yönelik inkârcı zihniyetin hiç değişmediğini net bir şekilde gözlemliyoruz’ dedi.
AİHM ve Yargıtay’dan ’Cemevleri ibadethanedir’ kararı2014 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, 2018 yılında Yargıtay’ın, 2021’de ise yerel mahkemelerin ’Cemevleri ibadethanedir’ kararı vermesine karşın bu kararların iktidar tarafından uygulamadığına dikkat çeken Erkan, ’Mevcut siyasi irade Aleviliği bir inanç sistemi olarak görmüyor, adeta inancımızı yok sayıyor. Aleviliği anlamadıklarını Kültür Turizm Bakanlığı’na bağlayarak Aleviliği korunması gereken tarihi bir eser gibi önlemler almaya çalıştığına şahit oluyoruz’ dedi.
KAYNAK: https://gazetekarinca.com/alevilik-bir-t...aglaniyor/
Forum:
Alevi Haber
Yorum
Yorum Yok
Yazar:
donanma44
Farklı olanı kendine benzetme ve onun üzerinde sosyal baskı mekanizma kurmak ve hegemonik ahkam kesme arzusu bir tür faşizmdir. Bu türden tektipleştirme, ırkçı ve mezhepçi politikaların merkezi ise sağcılıktır, sağ politikalardır. Türkiye’de sağı ise Türk İslam Sentezinden beslenir.
Dolaysıyla bu ekolden gelen Ümit Özdağ’ın; ’Cemevlerine ibadethane statüsü vermeyeceğiz, Tarikatlar da aynı şeyi ister’ diye ideolojik ahkam kesmesi de, Osmanlıdan beri süregelen hakikat ve tarih dışı hegemonik söylemin ve üstenci kibrin dışavurumudur.
Çünkü faşizm buyurgan konuşur, ötekinin ise buna uymasını ister. Asırlardır daha fazla gürültü koparan şiddetli buyurgan sözlere uymayan Aleviler açısından Özdağ’ın fısıltısına da uyulmaz.Tıpkı Dersim’de Seyit Rıza’nın heykelini yıktırma hayali gibi, şimdi de cemevleri konusunda hayal pazarlıyor. Örtülü Alevi fobisini gizleyemiyor! Dışa vuruyor!Bir parti genel başkanı ve akademisyen! Ama bir cümlede birçok yanlışı ve resmi tarihin ezberini hegemonik dile sığınarak mesaj verecek kadar da cahil ve mezhepçi! Çünkü Alevileri, İslamcı tarikatlarla bir görmek cahillikten değilse, Osmanlıdan beri süregelen Emevi zihniyetinin tarih ve ideolojik hamallığını yapmaktır.
Özdağ, İslamcılığın ve Diyanetin Aleviliği ’tarikat’ ve cemevlerini ’zikirevi’ gören tarihsel ezberine sığınıyor.Oysa Alevilik ’tarikat’, cem ise ’zikir’ değildir.
Türkiye’deki İslami tarikat ve cemaatlerle karıştırılamaz. Onlar Osmanlıdan günümüze kadar devlet ve siyaset eliyle beslenip, kollanıp, şeffaf olmayan karanlık ve kapalı ilişkileriyle denetlenmeyen, holdingleşen ve artık birbirlerini kasetlerle tehdit eden yapılardır! Cami-Namaz, Şeyhlik-Müritlik, din-siyaset ve din-ticaret gibi ilişkilerini kapalı ve şeffaf olmayan zeminlerde yaşarlar.Bir yandan ’laik’ olduğunu söyleyen, diğer yandan Aleviliğin inançsal kimliğine dair ’tarikat’ tanımı yapan siyasi yetmezlik ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın resmi görüşüne hamallık yapıyor.
Geçmişte Aleviliği ’katli vacip’, cemevlerini ’mum söndü yeri’ olarak tanımlayanlar ve sonra da ’cümbüş evi, kültür yeri’, bugünse ’tarikat türevi özel ibadethane’ denmeye başlandı.Özdağ aslında Diyanet İşleri Başkanlığı gibi düşünüyor. Sünni Ulemanın ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın; ’Cemevi diye bir ibadet yeri yoktur’, Aleviliği ’folklorik unsur’, Cemevlerini de ’zikir evi’ olarak tanımlama çabasındaki hükmedici, hak gaspı içeren hukuk dışılığın, sözcülüğünü ve ideolojik hamallığını üstleniyor.Dolaysıyla Alevilik ’tarikattır’ diyor.
Sinsice şunu söylemek istiyor; ’Tarikatların özel zikir ve ibadethaneleri vardır. Ama sonuçta hepsi genel ibadet için camiye gider ve namaz kılarlar. Aleviler sizde ’cem zikrinden’ sonra genel ibadethane olarak camiyi kullanın.’
Özdağ şeriatın ve İslamın penceresinden bakarak Aleviliği İslami kavramlar ve kurumlarla tanımlamayı tercih ediyor, Oysa Aleviliğin İslâm’ın şeriatçı tanımları ve kalıpları içinde aramak, anlamak ve tanımlamak dipsiz kuyudan su çekmeye benzer.Özdağ belli ki, İslamcı Ulemanın ve Diyanet’in ezberlerini aşamamış ve milyonlarca Alevinin yol kurumlarını ve inançlarının içini boşaltmak, asimile etmeye çalışmaktadır.
Aleviler bu türden tektipleştirici asimilasyon politikalara karşı, din, vicdan ve inanç özgürlüğünü için laikliği savunmakta, siyaseti ve devleti dinsizleştirmek istiyorlar.Çünkü Aleviler biliyor ki; din ve inanç siyasetçinin, devletin, sermayenin ve tarikat şeyhlerinin eline düşünce, toplumsal barışı engelleyen, kutuplaştırma ve ayrımcılığı körükleyen ideolojiye dönüşüyor.Alevilik kendine özgür bir inanç ve cemevleri ise Alevilerin ibadet yeridir. Gizli değil şeffaftır, denetlenebilir.
Holdingleşmez ve din istismarı yapmaz. Şeyh ve mürit ilişkilerindeki biati reddeder. Zafer Partisi türevi sağcılığa, ırkçılığa, bölücülüğe ve mezhepçiliğe kapalıdırlar. Ne Ümit Özdağ’a ne onun proje partisine minnet eylemezler..Özdağ, genetik kodlarındaki tekçi, ırkçı ve mezhepçi kimliği dışa vurmuştur.Aleviler asırlardır bu topraklarda cem yaptılar. Cemevleri kadim tarihin gerçeğidir.
Osmanlı zulmüne rağmen Alevilerin ibadethanesi cami değil cemevi, ibadeti ise cem olmuştur. Genetik kodlarında ırkçılık ve mezhepçilik olan bu türden siyasetçilerin ahkam kesme beyanları, farklılıkların birarada yaşamasının teminatı olan toplumsal barışa yönelik saldırıdır.Aleviler devlet parasını ya da halkın vergisine güvenerek inancını yaşamaz ya da öğrenmez. Parayla ibadeti ibadetten saymaz.
Devlet parasıyla cemevi yapmaz! Aleviler Özdağ vari siyasetçilerin sözüne göre de hareket etmez.Alevilik bir yoldur, bu yol İnsani Kamil olma yoludur.Yolunu şaşırmış, tarikatların ideolojik pusulalarını, Aleviliğin evrensel kimliği ile karıştırmış, cehalet örneği ile karşı karşıyayız. Bilmez mi, Aleviler, 130 bin memur imam yanına memur dede kontenjanı talep etmez. İmam hatip yanına dede hatip okulu da istemez.
Alevilerin devlet kurma ya da dine dayalı devlet talebi yoktur. İnancın devletleşmesini değil, insanileşmesini ve vicdanileşmesini savunur.Cemevlerinden şiddet ya da cihad çıkmaz! ’Hadi insan yakmaya gidelim’ diye canlar tahrik edilmez ve galeyana getirecek laf edilmez. Çorum, Maraş, Sivas, Malatya, Dersim, Gazi gibi katliamları yaşatmaz!Cemevlerinde mercedesli şeyhler ya da imamlar olmaz. Gönüllü hizmet eden kadın-erkek pirleri vardır! Cemevine küskün ya da dargın giren barışık çıkar. Cemevlerinde biat ve iktidar yoktur.
Dedeler ve analar para toplamaz. Dedeleri ’Şeyh’ gibi uçurtan müritleri yoktur. Muhabbet eden, sorgulayan, eleştirel düşünceyle cemlerde muhabbet eden bir çağdaş nesil canları vardır. Hurafeler ve vahiylerin değil, aklın rehberliğinde cem olurlar.Aleviler çağımızın ve tüm insanlığın ortak evrensel değerleri olan laiklik, demokrasi, hukuk, cumhuriyet, sosyal devlet, eşit yurttaşlık, eşit haklara dayalı ve insan hakları ve onuruna dayalı anayasadan yanadır.
Aleviler tekçi, ırkçı ve faşizan politikalara karşı, yetmiş iki milleti bir görür. Herkesin farklılıklarıyla, kendi kimlikleriyle eşit koşullarda, eşit haklarla bir arada ve barış içinde yaşamasını savunur. Özdağ’ın entelektüel cari açığı bunu kavrayamaz.Milliyetçi, İslamcı partiler ve Diyanet şu gerçeği artık kavramalıdır; Alevilik kendine özgü bir inançtır. Bu inanç, İnsani Kâmil olmaya giden yolun adıdır.
İbadeti Cem, ibadethanesi ise Cemevidir. Bu inancın ibadeti gökyüzüne değil, yeryüzünedir, insanadır ve doğayadır. İbadetini de, bir vahiy emri olduğundan, cehennem korkusu ya da cennet mükafatı vaat edildiğinden değil, aksine yeryüzündeki cehennemi cennete çevirmek için yaparlar.O nedenle Aleviliği ’İslami ve şeriatçı tarikatlarla eş görmek’ gibi teolojik bir eksende tartışmaya, değerlendirmeye ve sorgulamaya kamu görevlisi olarak hiç kimsenin hakkı yoktur. Kamu görevlisi sıfatı taşıyan siyasiler ve kamu bütçesinden beslenen memur Ulema da buna karar veremez. O kararı Aleviler asırlardır vermiş olup, taleplerine çözüm bekliyorlar.
Çözümlerini ise son 30 yıldır daha net şekilde dile getirmişlerdir.O Çözümler Bellidir, Muhatap İse Yüzde 1’lik Zafer Partisi ve Özdağ Değil, Devlettir!
Bir; Belediye mülkiyetinden olan tüm cemevlerinin tapuları, hak sahiplerine devredilmelidir.
İki; sadece mülkiyeti değil, anahtarı ve kadroları dahi belediye ait olan Cemevleri, artık anahtarıyla birlikte Alevilere devredilmelidir. Devretmiyorlarsa, o binaların üstündeki ’Cemevi’ ibarelerini derhal kaldırmalı ve Alevi inancı yerel siyaset adına istismar etmemelidir. Çünkü Belediyeler ibadethane sahibi olamaz ve buraları memurları ile ’işletme’ mantığı içinde açamaz.
Üç; Yasalarda ve kanunlarda ibadethaneler ’Cami, mescid, kilise ve sinagog’ gibi isimlendirmeler üzerinden değil, sadece ’ibadethane’ olarak tanımlanmalıdır.
Dört; Aleviler öncelikle eşit yurttaşlık hakkı ve eşit haklar talep ediyor.
Beş; Aleviler her türden ayrımcılığa, tek tipleştirme, ötekileştirme ve dışlama politikalarına karşı, farklılıkların barış içinde, birlikte ve çoğulcu yaşamın garantisi olan laiklik ve demokrasi talep ediyor.
Altı; Aleviler, laiklik ilkesinin olmazsa olmaz kuralı olan, din ve devlet işlerinin ayrılmasını, inanma ve inanmama hakkını da içerecek şekilde, tüm farklı inançların ve kültürlerin özgürlük ve eşitlik haklarının sağlanmasını talep ediyor.
Yedi; Aleviler, devletin bir inancı beslemesini, kollamasını, kullanmasını, o inancın da devletin tüm imkanlarını, kamu kurumlarını, finansmanını ve hizmetlerini Sünnilik ekseninde kullanmasını, bu kamu gücüyle farklı inançlara yönelik ayrımcı ve asimile edici yaklaşımlarının ortadan kaldırılması için, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılmasını talep ediyor. Tarikatların Diyanet, Kamu kurumları ve siyaset arasındaki şeffaf olmayan çıkar ve rant ilişkileri araştırılsın!
Sekiz; Aleviler çocuklarının zorunlu din dersleri ile Sünnileştirme ve asimile etmeye yönelik eğitimin, temel insan haklarına müdahale ve laiklik ilkesine aykırı olduğu için, eğitimin dinselleştirilmesine son verilmesini talep etmektedir.
Dokuz: Aleviler gerek merkezi gerekse yerel kamu yönetimlerinin, kamu hizmetlerindeki mezhepçi uygulamalara, finansmana ve kadrolaşmaya karşı, kamu hizmetlerine erişimde ayrımcılığa son verilmesini talep ediyor.
On: Aleviler, Diyanet TV/Diyanet Radyo gibi mezhepçi yapılanmasını, kamu yayıncılığı üzerinden farklı inançtan ya da inanmama hakkına sahip insanların dinselleştirilmesini, eşitlik ve laiklik ilkesine aykırı olduğu, tüm mezhepçi/dinci programlara son verilmesini talep ediyor.
Onbir: Aleviler cumhuriyet dönemindeki katliamlarla devletin yüzleşmesini ve Sivas Madımak Oteli’nin ’Utanç Müzesi’ne dönüştürülmesini talep ediyor.Oniki: Aleviler sadece ’kendileri olma’ haklarına saygı duyulmasını ve bunun tanınmasını talep ediyorlar. Aleviler kendileri olarak yaşamak ve eşit yurttaşlık istiyor.
Son olarak, Alevilerin başkalarının ideolojik ve teolojik hikayesine ’kul’ olmak gibi bir niyetleri yoktur.
KAYNAK: https://www.birgun.net/haber/alevilik-ta...dir-395937
Dolaysıyla bu ekolden gelen Ümit Özdağ’ın; ’Cemevlerine ibadethane statüsü vermeyeceğiz, Tarikatlar da aynı şeyi ister’ diye ideolojik ahkam kesmesi de, Osmanlıdan beri süregelen hakikat ve tarih dışı hegemonik söylemin ve üstenci kibrin dışavurumudur.
Çünkü faşizm buyurgan konuşur, ötekinin ise buna uymasını ister. Asırlardır daha fazla gürültü koparan şiddetli buyurgan sözlere uymayan Aleviler açısından Özdağ’ın fısıltısına da uyulmaz.Tıpkı Dersim’de Seyit Rıza’nın heykelini yıktırma hayali gibi, şimdi de cemevleri konusunda hayal pazarlıyor. Örtülü Alevi fobisini gizleyemiyor! Dışa vuruyor!Bir parti genel başkanı ve akademisyen! Ama bir cümlede birçok yanlışı ve resmi tarihin ezberini hegemonik dile sığınarak mesaj verecek kadar da cahil ve mezhepçi! Çünkü Alevileri, İslamcı tarikatlarla bir görmek cahillikten değilse, Osmanlıdan beri süregelen Emevi zihniyetinin tarih ve ideolojik hamallığını yapmaktır.
Özdağ, İslamcılığın ve Diyanetin Aleviliği ’tarikat’ ve cemevlerini ’zikirevi’ gören tarihsel ezberine sığınıyor.Oysa Alevilik ’tarikat’, cem ise ’zikir’ değildir.
Türkiye’deki İslami tarikat ve cemaatlerle karıştırılamaz. Onlar Osmanlıdan günümüze kadar devlet ve siyaset eliyle beslenip, kollanıp, şeffaf olmayan karanlık ve kapalı ilişkileriyle denetlenmeyen, holdingleşen ve artık birbirlerini kasetlerle tehdit eden yapılardır! Cami-Namaz, Şeyhlik-Müritlik, din-siyaset ve din-ticaret gibi ilişkilerini kapalı ve şeffaf olmayan zeminlerde yaşarlar.Bir yandan ’laik’ olduğunu söyleyen, diğer yandan Aleviliğin inançsal kimliğine dair ’tarikat’ tanımı yapan siyasi yetmezlik ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın resmi görüşüne hamallık yapıyor.
Geçmişte Aleviliği ’katli vacip’, cemevlerini ’mum söndü yeri’ olarak tanımlayanlar ve sonra da ’cümbüş evi, kültür yeri’, bugünse ’tarikat türevi özel ibadethane’ denmeye başlandı.Özdağ aslında Diyanet İşleri Başkanlığı gibi düşünüyor. Sünni Ulemanın ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın; ’Cemevi diye bir ibadet yeri yoktur’, Aleviliği ’folklorik unsur’, Cemevlerini de ’zikir evi’ olarak tanımlama çabasındaki hükmedici, hak gaspı içeren hukuk dışılığın, sözcülüğünü ve ideolojik hamallığını üstleniyor.Dolaysıyla Alevilik ’tarikattır’ diyor.
Sinsice şunu söylemek istiyor; ’Tarikatların özel zikir ve ibadethaneleri vardır. Ama sonuçta hepsi genel ibadet için camiye gider ve namaz kılarlar. Aleviler sizde ’cem zikrinden’ sonra genel ibadethane olarak camiyi kullanın.’
Özdağ şeriatın ve İslamın penceresinden bakarak Aleviliği İslami kavramlar ve kurumlarla tanımlamayı tercih ediyor, Oysa Aleviliğin İslâm’ın şeriatçı tanımları ve kalıpları içinde aramak, anlamak ve tanımlamak dipsiz kuyudan su çekmeye benzer.Özdağ belli ki, İslamcı Ulemanın ve Diyanet’in ezberlerini aşamamış ve milyonlarca Alevinin yol kurumlarını ve inançlarının içini boşaltmak, asimile etmeye çalışmaktadır.
Aleviler bu türden tektipleştirici asimilasyon politikalara karşı, din, vicdan ve inanç özgürlüğünü için laikliği savunmakta, siyaseti ve devleti dinsizleştirmek istiyorlar.Çünkü Aleviler biliyor ki; din ve inanç siyasetçinin, devletin, sermayenin ve tarikat şeyhlerinin eline düşünce, toplumsal barışı engelleyen, kutuplaştırma ve ayrımcılığı körükleyen ideolojiye dönüşüyor.Alevilik kendine özgür bir inanç ve cemevleri ise Alevilerin ibadet yeridir. Gizli değil şeffaftır, denetlenebilir.
Holdingleşmez ve din istismarı yapmaz. Şeyh ve mürit ilişkilerindeki biati reddeder. Zafer Partisi türevi sağcılığa, ırkçılığa, bölücülüğe ve mezhepçiliğe kapalıdırlar. Ne Ümit Özdağ’a ne onun proje partisine minnet eylemezler..Özdağ, genetik kodlarındaki tekçi, ırkçı ve mezhepçi kimliği dışa vurmuştur.Aleviler asırlardır bu topraklarda cem yaptılar. Cemevleri kadim tarihin gerçeğidir.
Osmanlı zulmüne rağmen Alevilerin ibadethanesi cami değil cemevi, ibadeti ise cem olmuştur. Genetik kodlarında ırkçılık ve mezhepçilik olan bu türden siyasetçilerin ahkam kesme beyanları, farklılıkların birarada yaşamasının teminatı olan toplumsal barışa yönelik saldırıdır.Aleviler devlet parasını ya da halkın vergisine güvenerek inancını yaşamaz ya da öğrenmez. Parayla ibadeti ibadetten saymaz.
Devlet parasıyla cemevi yapmaz! Aleviler Özdağ vari siyasetçilerin sözüne göre de hareket etmez.Alevilik bir yoldur, bu yol İnsani Kamil olma yoludur.Yolunu şaşırmış, tarikatların ideolojik pusulalarını, Aleviliğin evrensel kimliği ile karıştırmış, cehalet örneği ile karşı karşıyayız. Bilmez mi, Aleviler, 130 bin memur imam yanına memur dede kontenjanı talep etmez. İmam hatip yanına dede hatip okulu da istemez.
Alevilerin devlet kurma ya da dine dayalı devlet talebi yoktur. İnancın devletleşmesini değil, insanileşmesini ve vicdanileşmesini savunur.Cemevlerinden şiddet ya da cihad çıkmaz! ’Hadi insan yakmaya gidelim’ diye canlar tahrik edilmez ve galeyana getirecek laf edilmez. Çorum, Maraş, Sivas, Malatya, Dersim, Gazi gibi katliamları yaşatmaz!Cemevlerinde mercedesli şeyhler ya da imamlar olmaz. Gönüllü hizmet eden kadın-erkek pirleri vardır! Cemevine küskün ya da dargın giren barışık çıkar. Cemevlerinde biat ve iktidar yoktur.
Dedeler ve analar para toplamaz. Dedeleri ’Şeyh’ gibi uçurtan müritleri yoktur. Muhabbet eden, sorgulayan, eleştirel düşünceyle cemlerde muhabbet eden bir çağdaş nesil canları vardır. Hurafeler ve vahiylerin değil, aklın rehberliğinde cem olurlar.Aleviler çağımızın ve tüm insanlığın ortak evrensel değerleri olan laiklik, demokrasi, hukuk, cumhuriyet, sosyal devlet, eşit yurttaşlık, eşit haklara dayalı ve insan hakları ve onuruna dayalı anayasadan yanadır.
Aleviler tekçi, ırkçı ve faşizan politikalara karşı, yetmiş iki milleti bir görür. Herkesin farklılıklarıyla, kendi kimlikleriyle eşit koşullarda, eşit haklarla bir arada ve barış içinde yaşamasını savunur. Özdağ’ın entelektüel cari açığı bunu kavrayamaz.Milliyetçi, İslamcı partiler ve Diyanet şu gerçeği artık kavramalıdır; Alevilik kendine özgü bir inançtır. Bu inanç, İnsani Kâmil olmaya giden yolun adıdır.
İbadeti Cem, ibadethanesi ise Cemevidir. Bu inancın ibadeti gökyüzüne değil, yeryüzünedir, insanadır ve doğayadır. İbadetini de, bir vahiy emri olduğundan, cehennem korkusu ya da cennet mükafatı vaat edildiğinden değil, aksine yeryüzündeki cehennemi cennete çevirmek için yaparlar.O nedenle Aleviliği ’İslami ve şeriatçı tarikatlarla eş görmek’ gibi teolojik bir eksende tartışmaya, değerlendirmeye ve sorgulamaya kamu görevlisi olarak hiç kimsenin hakkı yoktur. Kamu görevlisi sıfatı taşıyan siyasiler ve kamu bütçesinden beslenen memur Ulema da buna karar veremez. O kararı Aleviler asırlardır vermiş olup, taleplerine çözüm bekliyorlar.
Çözümlerini ise son 30 yıldır daha net şekilde dile getirmişlerdir.O Çözümler Bellidir, Muhatap İse Yüzde 1’lik Zafer Partisi ve Özdağ Değil, Devlettir!
Bir; Belediye mülkiyetinden olan tüm cemevlerinin tapuları, hak sahiplerine devredilmelidir.
İki; sadece mülkiyeti değil, anahtarı ve kadroları dahi belediye ait olan Cemevleri, artık anahtarıyla birlikte Alevilere devredilmelidir. Devretmiyorlarsa, o binaların üstündeki ’Cemevi’ ibarelerini derhal kaldırmalı ve Alevi inancı yerel siyaset adına istismar etmemelidir. Çünkü Belediyeler ibadethane sahibi olamaz ve buraları memurları ile ’işletme’ mantığı içinde açamaz.
Üç; Yasalarda ve kanunlarda ibadethaneler ’Cami, mescid, kilise ve sinagog’ gibi isimlendirmeler üzerinden değil, sadece ’ibadethane’ olarak tanımlanmalıdır.
Dört; Aleviler öncelikle eşit yurttaşlık hakkı ve eşit haklar talep ediyor.
Beş; Aleviler her türden ayrımcılığa, tek tipleştirme, ötekileştirme ve dışlama politikalarına karşı, farklılıkların barış içinde, birlikte ve çoğulcu yaşamın garantisi olan laiklik ve demokrasi talep ediyor.
Altı; Aleviler, laiklik ilkesinin olmazsa olmaz kuralı olan, din ve devlet işlerinin ayrılmasını, inanma ve inanmama hakkını da içerecek şekilde, tüm farklı inançların ve kültürlerin özgürlük ve eşitlik haklarının sağlanmasını talep ediyor.
Yedi; Aleviler, devletin bir inancı beslemesini, kollamasını, kullanmasını, o inancın da devletin tüm imkanlarını, kamu kurumlarını, finansmanını ve hizmetlerini Sünnilik ekseninde kullanmasını, bu kamu gücüyle farklı inançlara yönelik ayrımcı ve asimile edici yaklaşımlarının ortadan kaldırılması için, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılmasını talep ediyor. Tarikatların Diyanet, Kamu kurumları ve siyaset arasındaki şeffaf olmayan çıkar ve rant ilişkileri araştırılsın!
Sekiz; Aleviler çocuklarının zorunlu din dersleri ile Sünnileştirme ve asimile etmeye yönelik eğitimin, temel insan haklarına müdahale ve laiklik ilkesine aykırı olduğu için, eğitimin dinselleştirilmesine son verilmesini talep etmektedir.
Dokuz: Aleviler gerek merkezi gerekse yerel kamu yönetimlerinin, kamu hizmetlerindeki mezhepçi uygulamalara, finansmana ve kadrolaşmaya karşı, kamu hizmetlerine erişimde ayrımcılığa son verilmesini talep ediyor.
On: Aleviler, Diyanet TV/Diyanet Radyo gibi mezhepçi yapılanmasını, kamu yayıncılığı üzerinden farklı inançtan ya da inanmama hakkına sahip insanların dinselleştirilmesini, eşitlik ve laiklik ilkesine aykırı olduğu, tüm mezhepçi/dinci programlara son verilmesini talep ediyor.
Onbir: Aleviler cumhuriyet dönemindeki katliamlarla devletin yüzleşmesini ve Sivas Madımak Oteli’nin ’Utanç Müzesi’ne dönüştürülmesini talep ediyor.Oniki: Aleviler sadece ’kendileri olma’ haklarına saygı duyulmasını ve bunun tanınmasını talep ediyorlar. Aleviler kendileri olarak yaşamak ve eşit yurttaşlık istiyor.
Son olarak, Alevilerin başkalarının ideolojik ve teolojik hikayesine ’kul’ olmak gibi bir niyetleri yoktur.
KAYNAK: https://www.birgun.net/haber/alevilik-ta...dir-395937
Forum:
Alevi Haber
Yorum
Yorum Yok
Hoşgeldin, Ziyaretçi
Forumda Ara
Forum İstatistikleri
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 230 aktif kullanıcı var.
Applebot, Bing, Facebook, Google, Yandex
(0 Üye - 225 Ziyaretçi)
Son Yazılanlar
Ankara Bahçelievler çilin...
Son Yorum:
emekcilingir
•
Dün, 14:00
Seni hiç unutmadık, Unutm...
Son Yorum:
donanma44
•
05/08/2026, 15:07
Müzik Yayın İzin Belgesi ...
Son Yorum:
donanma44
•
22/07/2026, 01:53
Alevi oldukları için öldü...
Son Yorum:
donanma44
•
19/07/2026, 19:19
3. Alevilik ve Bektaşilik...
Son Yorum:
donanma44
•
19/07/2026, 19:15
Van MYK Belgesi Nereden v...
Son Yorum:
donanma44
•
19/07/2026, 19:09
Ağrı MYK Belgesi: Artun B...
Son Yorum:
donanma44
•
25/06/2026, 23:35
Kübra Par, Alevilerle ilg...
Son Yorum:
donanma44
•
03/06/2026, 00:52
Alevi ve Bektaşi Öğrencil...
Son Yorum:
donanma44
•
03/06/2026, 00:48
Alevi örgütlerinden Kılıç...
Son Yorum:
donanma44
•
27/05/2026, 23:00