UĞUR MUMCU
Vurulduk ey halkım, Unutma Bizi
Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık,
Babamız sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.
Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken
bizler bir mumun ışığında bitirdik kitaplarımızı
kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini,
yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya.
Ecelsiz öldürüldük
Dövüldük, vurulduk, asıldık...
Vurulduk ey halkım, unutma bizi
Yoksullugun bükemedigi bileklerimize, çelik kelepçeler takıldı.
İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez,
İsteseydik, diplomalarımızı mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık.
Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık.
Yazlık kışlık katlarimiz, arabalarımız olurdu.
Yüreğimiz işçiyle birlikte attı, köylüyle birlikte attı.
Yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma.
Bizleri yok etmek istediler hep.
Öldürüldük ey halkım, unutma bizi.
Fidan gibi genç kızlardık; hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı göz bebeklerimizden.
Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında iskencecilerin acimasiz ellerine terkedildik.
Direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla.
Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi,
taptaze inançlarimizi fırlattık boş birer eldiven gibi.
Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden.
Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi.
Ölümcül hastaydık.
Bağırsaklarımız düğümlenmişti.
Hipokrat yemini etmis doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acımaksızın. Gelinliklerimizin
ütüsü bozulmamıştı daha.
Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk.
Vicdan sustu.
Hukuk sustu.
İnsanlık sustu.
Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi.
Kanserdik; ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde.
Uydurma davalarla kapattılar hücrelere.
Hastaydık.
Yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki.
Bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık.
Önce kolumuzu, omuz başından keserek, yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attik
önlerine.
Sonra da otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.
Öldürüldük ey halkım, unutma bizi.
Giresun'daki yoksul köylüler, sizin için öldük.
Ege'deki tütün işçileri, sizin için öldük.
Doğu'daki topraksız köylüler, sizin için öldük.
İstanbul'daki, Ankara'daki işçiler, sizin için öldük.
Adana'da, paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.
Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi.
Bağımsızlık, Mustafa Kemal'den armağandı bize.
Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara.
Mezar taşlarımıza basa basa, devleri yönetenler gizli emellerle,
başlarımızı ezmek
kanlarımızı emmek istediler.
Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.
Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi.
Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk, komünist dediler.
Ülkemiz bağımsız değil dedik, kelepçeyle geldiler üstümüze.
Kurtuluş Savaşı'nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız
bayrağımızı daha da dik tutabilmekti çabamız.
Bir kez dinlemediler bizi.
Bir kez anlamak istemediler.
Vurulduk ey halkım, unutma bizi.
Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık.
Bir kadın eline değmemişti ellerimiz.
Bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha
Bir gece sabaha karşı, pranga vurulmus ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına.
Herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz titremedi hiç.
Mezar toprağı gibi taptaze,
mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.
Asıldık ey halkım, unutma bizi.
Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar,
ağabeyimiz, babamız yaşındaydılar.
Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı, ya da susmuşlardı bütün olan bitenlere.
ÖFKELERİNİ BİR GÜN BİLE KARŞISINDAKİLERE
BAĞIRMAMIŞ İNSANLARIN GÖZLERİ ÖNÜNDE ÖLDÜRÜLDÜK.
Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına.
Batı uygarlığı adına, bizleri bir şafak vakti ipe çektiler.
Korkmadan öldürüldük ey halkım, unutma bizi.
Bir gün mezarlarımızda güller açacak
ey halkım, unutma bizi.
Bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak
ey halkim unutma bizi.
Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz
simdi hep birlikteyiz
ey halkım, unutma bizi.
Ruhun Şad Olsun...
Uğur Mumcu-22.08.1942-24.01.1992
Konu Sahibi / Yazar
TÜLAY
Kategori / Forum
Önemli Günler, Etkinlikler
Yorumlar / Cevaplar
20
Okunma / Görüntüleme
9868
Uğur Mumcu-22.08.1942-24.01.1992
Uğur Mumcu-22.08.1942-24.01.1992
Mumcu’yu yitireli 16 yıl oldu. O Atatürkçüydü, Cumhuriyetçiydi, laikti, ulusalcıydı, antiemperyalistti, barışçıydı. “Suç”u büyüktü, bu yüzden öldürüldü, Türkiye Cumhuriyeti düşmanlarının 12’lik boy hedefi olması için gereken tüm nitelikleri taşıyordu.
Bu yolda can verenlerin ne ilki ne de sonuncusu oldu. Bu konuda bir takvim oluştu denilebilir: 11 Ocak’ta Onat Kutlar, Uğur’dan 1 hafta sonra (31 Ocak) Muammer Aksoy, hemen ertesi gün (1 Şubat) Abdi İpekçi.. Çetin Emeç, Turan Dursun.. 2 Temmuz’da Madımak’ta diri diri yakılan 37 can.. 6 Ekim’de Bahriye Üçok, 18’inde Ahmet Taner Kışlalı, 19 Kasım’da Hablemitoğlu.. Hepsi de Cumhuriyetçi ve Cumhuriyet gazetesi yazarı..
Uğur Mumcu şu anda konuşabilseydi, “Beni bırakın, Cumhuriyetin bugünkü durumunu konuşun’” derdi, uğrunda gözünü kırpmadan canını verdiği Cumhuriyeti...
Uğur’un ağzı olup onu bugüne taşımak, kendisini en uygun biçimde anmak olacaktır. Herhalde şöyle konuşurdu:
“Bağımsızlığı savunduk, bağımlı olduk; Başbakan, daha hiçbir resmi sıfatı yok iken Bush’un ayağına gidip saygılarını, hizmetini sunuyor. ‘Bağımsızlık karakterimi’di. Başbakan koltuğundaki, Irak’ta ‘Gidin derlerse gideriz. Gitmeyin derlerse gitmeyiz’ diyor.
Türk askerinin başına çuval geçiren ABD askerlerini destekleyen Rumsfeld’i ve Wolfowitz’i, bugün Atatürk’ün yerinde oturan kişi haklı buluyor.
Laikliği savunduk, bugün devletin içini ta en tepeden tırnağa imamlarla doldurdular. Cumhuriyetin bekçisi askere darbeci deyip küçük, sessiz, sivil darbelerle tırmandılar.Milli idik, gayri milli yaptılar. Halkçı, sosyal adaletçiydik, sosyal eşitsizliğin dibine batırdılar. Cumhuriyetin kardeşliği nerede kaldı? Bizi yutmak isteyen emperyalizme ve bizi mahvetmek isteyen kapitalizme karşıŞark’ın mazlum milletleri adına verilen bir mücadele ile kurulduk, şimdi o mahvetmek ve yutmak isteyen kapitalist ve emperyalistlerinlerin kuyruğunda, ılımlıİslamcı olduk.
‘Tek kuruş borcumuz yoktu, borç batağının dibindeyiz’
Ucu bucağı belirsiz bir Ergenekon hikâyesi çıkardılar, ABD’nin sevmediklerini topluyorlar. Yurdunu sevenler içeride, pazarlayanlar Savcı olmuş, iktidarda. Sevr Lozan’dan, emperyalizm Atatürk’ten ve Cumhuriyetinden öç alacak!
En sakıncalı, ağza bile alınmayıp unutturulmaya çalışılan sözcük DEVRİM. Oysa biz devrimciydik. “Demokrasi” maskesi altında karşıdevrimi yaşıyoruz.. Karşıdevrim, mantığını, sözlüğünü, kadrolarını, ‘hukuk’unu da getirmiş, Atatürk Cumhuriyeti Devrimi’ni yargılıyor. Sıradaki, Atatürk’tür’!”
Uğur Mumcu’nun, uğrunda canını seve seve verdiği Cumhuriyet bugün bu durumdadır. Şu anda aramızda olsaydı, herhalde bunları söyleyecek (ve Ergenekon listesinde yerini alacak) idi.
Cumhuriyetin düşmanlarındaki tükenişi görmek gerek. Dökülüyorlar ve tükeniyorlar. İnandırıcılıkları kalmadı. Yalancının mumu yatsıya kadar yanar… Ergenekon, bir hukuk faciasıdır ve oyunun son perdesidir. Hukukla çatışan ise iflah olmaz.
Mumcu’nun sesi ise gerçeğin, insanın, meşruiyetin, Cumhuriyetin sesidir. Uğur’lar ölmez!
Bu yolda can verenlerin ne ilki ne de sonuncusu oldu. Bu konuda bir takvim oluştu denilebilir: 11 Ocak’ta Onat Kutlar, Uğur’dan 1 hafta sonra (31 Ocak) Muammer Aksoy, hemen ertesi gün (1 Şubat) Abdi İpekçi.. Çetin Emeç, Turan Dursun.. 2 Temmuz’da Madımak’ta diri diri yakılan 37 can.. 6 Ekim’de Bahriye Üçok, 18’inde Ahmet Taner Kışlalı, 19 Kasım’da Hablemitoğlu.. Hepsi de Cumhuriyetçi ve Cumhuriyet gazetesi yazarı..
Uğur Mumcu şu anda konuşabilseydi, “Beni bırakın, Cumhuriyetin bugünkü durumunu konuşun’” derdi, uğrunda gözünü kırpmadan canını verdiği Cumhuriyeti...
Uğur’un ağzı olup onu bugüne taşımak, kendisini en uygun biçimde anmak olacaktır. Herhalde şöyle konuşurdu:
“Bağımsızlığı savunduk, bağımlı olduk; Başbakan, daha hiçbir resmi sıfatı yok iken Bush’un ayağına gidip saygılarını, hizmetini sunuyor. ‘Bağımsızlık karakterimi’di. Başbakan koltuğundaki, Irak’ta ‘Gidin derlerse gideriz. Gitmeyin derlerse gitmeyiz’ diyor.
Türk askerinin başına çuval geçiren ABD askerlerini destekleyen Rumsfeld’i ve Wolfowitz’i, bugün Atatürk’ün yerinde oturan kişi haklı buluyor.
Laikliği savunduk, bugün devletin içini ta en tepeden tırnağa imamlarla doldurdular. Cumhuriyetin bekçisi askere darbeci deyip küçük, sessiz, sivil darbelerle tırmandılar.Milli idik, gayri milli yaptılar. Halkçı, sosyal adaletçiydik, sosyal eşitsizliğin dibine batırdılar. Cumhuriyetin kardeşliği nerede kaldı? Bizi yutmak isteyen emperyalizme ve bizi mahvetmek isteyen kapitalizme karşıŞark’ın mazlum milletleri adına verilen bir mücadele ile kurulduk, şimdi o mahvetmek ve yutmak isteyen kapitalist ve emperyalistlerinlerin kuyruğunda, ılımlıİslamcı olduk.
‘Tek kuruş borcumuz yoktu, borç batağının dibindeyiz’
Ucu bucağı belirsiz bir Ergenekon hikâyesi çıkardılar, ABD’nin sevmediklerini topluyorlar. Yurdunu sevenler içeride, pazarlayanlar Savcı olmuş, iktidarda. Sevr Lozan’dan, emperyalizm Atatürk’ten ve Cumhuriyetinden öç alacak!
En sakıncalı, ağza bile alınmayıp unutturulmaya çalışılan sözcük DEVRİM. Oysa biz devrimciydik. “Demokrasi” maskesi altında karşıdevrimi yaşıyoruz.. Karşıdevrim, mantığını, sözlüğünü, kadrolarını, ‘hukuk’unu da getirmiş, Atatürk Cumhuriyeti Devrimi’ni yargılıyor. Sıradaki, Atatürk’tür’!”
Uğur Mumcu’nun, uğrunda canını seve seve verdiği Cumhuriyet bugün bu durumdadır. Şu anda aramızda olsaydı, herhalde bunları söyleyecek (ve Ergenekon listesinde yerini alacak) idi.
Cumhuriyetin düşmanlarındaki tükenişi görmek gerek. Dökülüyorlar ve tükeniyorlar. İnandırıcılıkları kalmadı. Yalancının mumu yatsıya kadar yanar… Ergenekon, bir hukuk faciasıdır ve oyunun son perdesidir. Hukukla çatışan ise iflah olmaz.
Mumcu’nun sesi ise gerçeğin, insanın, meşruiyetin, Cumhuriyetin sesidir. Uğur’lar ölmez!
Uğur Mumcu-22.08.1942-24.01.1992
![[Resim: 2060wh8.jpg]](http://img207.imageshack.us/img207/2043/2060wh8.jpg)
BİR KİŞİYE YAPILAN HAKSIZLIK
"Bir kişiye yapılan haksızlık,
bütün topluma karşı
işlenmiş bir suçtur.
bu bilinci paylaşmak ve
bu sorumluluğu yerleştirmek
zorundayız.
Uygarca paylaşılan sorumluluk bilinci,
özgürlüğün de,
demokrasinin de
tek güvencesidir.
Bu güvence sağlanmadıkça,
demokrasinin temeline
tek bir taş bile konmuş olamaz.
Unutmayalım ki "cesur bir kez,
korkak bin kez ölür".
Önemli olan,
insanın böyle bir toplumda
"mezar taşı" gibi
suskunluk simgesi
olmamasıdır."
Uğur Mumcu
![[Resim: ugurmumcuyk6fq1.jpg]](http://img207.imageshack.us/img207/3552/ugurmumcuyk6fq1.jpg)
Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
Pir Zöhre Ana
Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler
Pir Zöhre Ana
Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler
Uğur Mumcu-22.08.1942-24.01.1992
UĞUR MUMCU'NUN ARDINDAN
](UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ!) [/color]
'Atatürkçü, Laik, Cumhuriyetçi, Demokrat bir Türkiye'nin
yılmaz savunucusu; devrimci, hep emekten yana araştıran ve
sorgulayan gazeteci Uğur MUMCU, 24 Ocak 1993 günü, otomobiline
konan bir bomba ile, inandığı tüm bu değerler uğruna yaşamını yitirdi.'
Atatürk Türkiyesi'ni, önce bölüp, parçalamak ve sonra da yok etmek isteyen emperyalist gücün, ülkemizdeki işbirlikçisi ve maşaları hainlerin karanlık elleri tarafından, aracına konulan bomba ile katledilen Atatürk Milliyetçisi, Kemalist Devrimci ve Tam Bağımsız Türkiye'nin yılmaz savunucusu Uğur MUMCU'nun, SUÇLULAR VE GÜÇLÜLER adlı kitabının, Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı(UM:AG) tarafından, Şubat-1998'de yayınlanan 31. Baskısı'nın Sunuş Kısmı, yukarıdaki ifadeyle başlamaktadır.
İnandığı doğrulardan asla ödün vermeyen ve ilkelerine bağlı gerçek bir Gazeteci olan Uğur MUMCU'yu, 24 Ocak 2009 tarihinde ve katledilişinin 16. yılında, bir kez daha saygıyla anıyoruz.
Uğur MUMCU hakkında yazılabilecek o kadar çok şey var ki; bunları yazmaya kalkıştığımda; çok uzun olabilecek bir yazı ortaya çıkacağı ve bunun da okurları sıkabileceğini düşünerek, sözü kısa tutup, O'nun, SUÇLULAR VE GÜÇLÜLER adlı kitabındaki yazılarından birisini sunmanın daha etkili olabileceğine inanıyorum.
"ORDUNUN ŞEREFİ
Her siyasi aşama bir toplumsal birikimin ürünüdür. Kurtuluş Savaşı Osmanlı İmparatorluğu'nun çürümüş enkazı içinden çıkan ulusal kurtuluş devrimcilerince kazanıldı. Savaşlarda yenik düşmüştük. Fransız, İngiliz ve Alman emperyalizmi, Bab-ı Ali politikacılarıyla birlikte memleketi yönetiyordu. Siyasal partiler çürümüştü.
Kurtuluş Savaşı bir 'kutsal isyan'ın bilincidir.
27 mayıs 1960 Devrimi de, 1946 anti-Kemalist sandık darbesine ulusal tepkidir. Demokrat Parti, toprak ağalarının ve uluslar arası kapitalizmin örgütüydü. Türk halkı bu devrede sadece geriliğe, karanlığa ve uyduluğa mahkum oldu. Amerikan emperyalizmi, Kur'an kursları, İmam Hatip Okulları, Nur tarikatları, namussuz ve satılık politikacılarla Türkiye'yi yönetmişti.
27 Mayıs 1960 sabahı Mustafa Kemal'in gür sesi Kışlalardan kopup, devlet yönetiminin her kesimine dolmuştur. İhtilal, Mustafa Kemal'in ihtilaliydi. 27 Mayıs ihtilalcileri, soygun düzeninin partilerine çağdaş bir Anayasa ve 'duvarları küfürden kirlenmemiş' bir parlamento verdiler. Fakat, namussuz politikacılar ellerine geçen her fırsatta; orduya küfrettiler. Anayasayı değiştirmek için her yola başvurdular.
12 Mart Muhtırası, 'parlamento ve iktidarı', Cumhuriyeti tehlikeye düşürmekle suçlamıştır. Cumhuriyeti tehlikeye düşürenler, bugün siyasal partilerin içinde eski suçlarına devam etmektedirler. Ancak, Cumhuriyeti tehlikeye düşürmekle suçlanan sanıklar bugün sanıklıktan çıkıp, savcılık görevine özenmektedirler!
12 Mart Muhtırası'ndan sonra orduda general ve albaylar emekli edilmişlerdir. Bu subaylar henüz 12 Mart gününe kadar, üniformalarının içinde Cumhuriyeti koruma görevlerini yürütüyorlardı. Bu şerefli subaylar emekli edilmişler ve acıdır ki, basında gericilerin azgın dişlerine teslim edilmişlerdir. Bu subayların Rusya'dan emir alan satılık komünistler olduğu yazılmıştır. 31 Mart'ın salyalı ağızları, 12 Mart'tan sonra kimsesiz sandıkları bu subaylara saldırmaya başlamışlardır.
Bu saldırılar ordunun şerefini zedelemekte midir? Şimdi emekli edilen general ve albayların şerefleri satılık rotatiflerin kiralık kalemlerine ve Şeyh Sait İsyanı'nda asılan mürtecilerin oğullarına birer malzeme olmuştur! Sayın Tağmaç, Sayın Gürler, Sayın Eyicioğlu,Sayın Batur, bu eski silah arkadaşlarının şereflerini, tıpkı üstlerinde üniforma varmış gibi korumak zorundadırlar.
Çünkü bu subayların şerefleri ordunun şerefi demektir ve hiçbirinin namusu, Cumhuriyeti tehlikeye düşüren siyasetçilerin namusları kadar ucuz değildir!
Ordunun şerefi, herkese karşı aynı inanç ve titizlikle korunmalıdır. Büyük paşalar; sadece bir Muhtıra ile iktidarı devirmişlerdir. Kendileri şimdi ordu içinde ve dışında siyasal gücü ellerinde tutmaktadırlar. Bugünlerde kendilerine karşı yöneltilen eleştirileri haksız ve yersi olarak değerlendirebilirler. Ancak, yarın kendileri de emekli olacaklardır. İşte o zaman, bugün kendilerini övenlerin, nasıl suçlar ve suçlular bulacaklarını gözleriyle göreceklerdir. Emekli oldukları zaman, bugün emekli edilen subaylara saldıranların; kendilerine de hücum edeceklerini acıyla izleyeceklerdir. Milli Birlik Komitesi'nin önünde selam duranların, bir süre sonra, onlara küfrettiklerini Sayın paşalar bizden iyi bilirler. Geçmiş olaylar gelecek için birer ders olmalıdır.
Sayın Cumhurbaşkanına, Genelkurmay Başkanına, Kuvvet Kumandanlarına ve Sayın Erim'e soruyoruz: Emekli edilen general ve albaylar Rusya'dan emir alan komünistler midir, yoksa her biri ülkesinin bağımsızlığı ve halkının kurtuluşu için savaşan yiğit Atatürkçü subaylar mıdır?!..
Açıklama istiyoruz.
Büyük paşaların, politikacılara mı, yoksa eski silah arkadaşlarına mı değer verdiklerini bilmek hakkımızdır."
Uğur MUMCU, SUÇLULAR VE GÜÇLÜLER, UM:AG Vakfı Yayınları / 31. Baskı, s. 122
Uğur MUMCU, günümüzden yaklaşık 40 yıl kadar önce kaleme aldıklarıyla sanki bugünü anlatmış gibi.
İçinde yaşamamızın dayatıldığı bugünkü şartlar; yazıda tanımlananlarla nasıl da birebir örtüşüyor öyle değil mi? Ülkesini böylesine seven yurtsever bir aydın ve yılmaz bir Kemalist Devrimci'nin yokluğu her zaman hissedilmektedir. Uğur MUMCU'ya Ruhun Şad Olsun diyor ve her zaman da saygıyla anacığımızı söylüyoruz.
Ancak, zaman bir kenara çekilip, ah/vah ederek sızlanma zamanı değildir.
Atatürk İlke ve Devrimleri'ne inanmış, Laik Cumhuriyet'in Temel Değerleri'ne ve bugüne değin elde edilmiş Kazanımları'na, özde, bağlı olan Atatürk Gençliği, emperyalizmin ve yerli işbirlikçileri hainlerin bütün karanlık oyunlarına karşın, Laik Cumhuriyeti ilelebet korumak ve savunmak için, yasaların öngördüğü çerçevede, üzerine düşeni yapmak zorundadır. Bunun, geçerli hiçbir mazereti olamaz!
CENGİZ ÖNAL
Araştırmacı-Yazar
http://www.cengizonal.blogspot.com
](UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ!) [/color]
'Atatürkçü, Laik, Cumhuriyetçi, Demokrat bir Türkiye'nin
yılmaz savunucusu; devrimci, hep emekten yana araştıran ve
sorgulayan gazeteci Uğur MUMCU, 24 Ocak 1993 günü, otomobiline
konan bir bomba ile, inandığı tüm bu değerler uğruna yaşamını yitirdi.'
Atatürk Türkiyesi'ni, önce bölüp, parçalamak ve sonra da yok etmek isteyen emperyalist gücün, ülkemizdeki işbirlikçisi ve maşaları hainlerin karanlık elleri tarafından, aracına konulan bomba ile katledilen Atatürk Milliyetçisi, Kemalist Devrimci ve Tam Bağımsız Türkiye'nin yılmaz savunucusu Uğur MUMCU'nun, SUÇLULAR VE GÜÇLÜLER adlı kitabının, Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı(UM:AG) tarafından, Şubat-1998'de yayınlanan 31. Baskısı'nın Sunuş Kısmı, yukarıdaki ifadeyle başlamaktadır.
İnandığı doğrulardan asla ödün vermeyen ve ilkelerine bağlı gerçek bir Gazeteci olan Uğur MUMCU'yu, 24 Ocak 2009 tarihinde ve katledilişinin 16. yılında, bir kez daha saygıyla anıyoruz.
Uğur MUMCU hakkında yazılabilecek o kadar çok şey var ki; bunları yazmaya kalkıştığımda; çok uzun olabilecek bir yazı ortaya çıkacağı ve bunun da okurları sıkabileceğini düşünerek, sözü kısa tutup, O'nun, SUÇLULAR VE GÜÇLÜLER adlı kitabındaki yazılarından birisini sunmanın daha etkili olabileceğine inanıyorum.
"ORDUNUN ŞEREFİ
Her siyasi aşama bir toplumsal birikimin ürünüdür. Kurtuluş Savaşı Osmanlı İmparatorluğu'nun çürümüş enkazı içinden çıkan ulusal kurtuluş devrimcilerince kazanıldı. Savaşlarda yenik düşmüştük. Fransız, İngiliz ve Alman emperyalizmi, Bab-ı Ali politikacılarıyla birlikte memleketi yönetiyordu. Siyasal partiler çürümüştü.
Kurtuluş Savaşı bir 'kutsal isyan'ın bilincidir.
27 mayıs 1960 Devrimi de, 1946 anti-Kemalist sandık darbesine ulusal tepkidir. Demokrat Parti, toprak ağalarının ve uluslar arası kapitalizmin örgütüydü. Türk halkı bu devrede sadece geriliğe, karanlığa ve uyduluğa mahkum oldu. Amerikan emperyalizmi, Kur'an kursları, İmam Hatip Okulları, Nur tarikatları, namussuz ve satılık politikacılarla Türkiye'yi yönetmişti.
27 Mayıs 1960 sabahı Mustafa Kemal'in gür sesi Kışlalardan kopup, devlet yönetiminin her kesimine dolmuştur. İhtilal, Mustafa Kemal'in ihtilaliydi. 27 Mayıs ihtilalcileri, soygun düzeninin partilerine çağdaş bir Anayasa ve 'duvarları küfürden kirlenmemiş' bir parlamento verdiler. Fakat, namussuz politikacılar ellerine geçen her fırsatta; orduya küfrettiler. Anayasayı değiştirmek için her yola başvurdular.
12 Mart Muhtırası, 'parlamento ve iktidarı', Cumhuriyeti tehlikeye düşürmekle suçlamıştır. Cumhuriyeti tehlikeye düşürenler, bugün siyasal partilerin içinde eski suçlarına devam etmektedirler. Ancak, Cumhuriyeti tehlikeye düşürmekle suçlanan sanıklar bugün sanıklıktan çıkıp, savcılık görevine özenmektedirler!
12 Mart Muhtırası'ndan sonra orduda general ve albaylar emekli edilmişlerdir. Bu subaylar henüz 12 Mart gününe kadar, üniformalarının içinde Cumhuriyeti koruma görevlerini yürütüyorlardı. Bu şerefli subaylar emekli edilmişler ve acıdır ki, basında gericilerin azgın dişlerine teslim edilmişlerdir. Bu subayların Rusya'dan emir alan satılık komünistler olduğu yazılmıştır. 31 Mart'ın salyalı ağızları, 12 Mart'tan sonra kimsesiz sandıkları bu subaylara saldırmaya başlamışlardır.
Bu saldırılar ordunun şerefini zedelemekte midir? Şimdi emekli edilen general ve albayların şerefleri satılık rotatiflerin kiralık kalemlerine ve Şeyh Sait İsyanı'nda asılan mürtecilerin oğullarına birer malzeme olmuştur! Sayın Tağmaç, Sayın Gürler, Sayın Eyicioğlu,Sayın Batur, bu eski silah arkadaşlarının şereflerini, tıpkı üstlerinde üniforma varmış gibi korumak zorundadırlar.
Çünkü bu subayların şerefleri ordunun şerefi demektir ve hiçbirinin namusu, Cumhuriyeti tehlikeye düşüren siyasetçilerin namusları kadar ucuz değildir!
Ordunun şerefi, herkese karşı aynı inanç ve titizlikle korunmalıdır. Büyük paşalar; sadece bir Muhtıra ile iktidarı devirmişlerdir. Kendileri şimdi ordu içinde ve dışında siyasal gücü ellerinde tutmaktadırlar. Bugünlerde kendilerine karşı yöneltilen eleştirileri haksız ve yersi olarak değerlendirebilirler. Ancak, yarın kendileri de emekli olacaklardır. İşte o zaman, bugün kendilerini övenlerin, nasıl suçlar ve suçlular bulacaklarını gözleriyle göreceklerdir. Emekli oldukları zaman, bugün emekli edilen subaylara saldıranların; kendilerine de hücum edeceklerini acıyla izleyeceklerdir. Milli Birlik Komitesi'nin önünde selam duranların, bir süre sonra, onlara küfrettiklerini Sayın paşalar bizden iyi bilirler. Geçmiş olaylar gelecek için birer ders olmalıdır.
Sayın Cumhurbaşkanına, Genelkurmay Başkanına, Kuvvet Kumandanlarına ve Sayın Erim'e soruyoruz: Emekli edilen general ve albaylar Rusya'dan emir alan komünistler midir, yoksa her biri ülkesinin bağımsızlığı ve halkının kurtuluşu için savaşan yiğit Atatürkçü subaylar mıdır?!..
Açıklama istiyoruz.
Büyük paşaların, politikacılara mı, yoksa eski silah arkadaşlarına mı değer verdiklerini bilmek hakkımızdır."
Uğur MUMCU, SUÇLULAR VE GÜÇLÜLER, UM:AG Vakfı Yayınları / 31. Baskı, s. 122
Uğur MUMCU, günümüzden yaklaşık 40 yıl kadar önce kaleme aldıklarıyla sanki bugünü anlatmış gibi.
İçinde yaşamamızın dayatıldığı bugünkü şartlar; yazıda tanımlananlarla nasıl da birebir örtüşüyor öyle değil mi? Ülkesini böylesine seven yurtsever bir aydın ve yılmaz bir Kemalist Devrimci'nin yokluğu her zaman hissedilmektedir. Uğur MUMCU'ya Ruhun Şad Olsun diyor ve her zaman da saygıyla anacığımızı söylüyoruz.
Ancak, zaman bir kenara çekilip, ah/vah ederek sızlanma zamanı değildir.
Atatürk İlke ve Devrimleri'ne inanmış, Laik Cumhuriyet'in Temel Değerleri'ne ve bugüne değin elde edilmiş Kazanımları'na, özde, bağlı olan Atatürk Gençliği, emperyalizmin ve yerli işbirlikçileri hainlerin bütün karanlık oyunlarına karşın, Laik Cumhuriyeti ilelebet korumak ve savunmak için, yasaların öngördüğü çerçevede, üzerine düşeni yapmak zorundadır. Bunun, geçerli hiçbir mazereti olamaz!
CENGİZ ÖNAL
Araştırmacı-Yazar
http://www.cengizonal.blogspot.com
"Atatürk büyüktür, ruhu Ali dir"
Uğur Mumcu-22.08.1942-24.01.1992
YÜREKLİ GAZETECİ
[FONT=verdana]UĞUR MUMCU'YU
[FONT=verdana]ANIYORUZ....
[FONT=verdana]UĞUR MUMCU'YU
[FONT=verdana]ANIYORUZ....
Bu ülkenin yok edildiğinden beri yerine bir daha benzerini bile koyamadığı, yürekli gazeteci Uğur Mumcu katledileli tam 16 yıl geçti... 24 Ocak 1993'te onu arabasına koydukları bombayla yok edenler bugün 2009 Türkiye'sini tamamıyla ellerinde tutuyorlar...
Yukardaki gazete küpürlü Uğur Mumcu karikatürünü, Uğur Mumcu, katledilme haberini aldıktan sonra çalıştığım mizah dergisinde çizmiştim... 1993 yılından kalma bir çizgi... Aradan tam 16 yıl geçti... Bu ülkeye düzgün, nitelikli, karakterli, donanımlı, yürekli, kısacası adam gibi adam yaramıyor. Bu ülke, karanlık güçlerin cirit attığı bir ülke... Bu tür "özel" insanları mutlaka bir şekilde yok ediyor. Ya bombayla, ya silahla, ya içeri atarak, ya işsiz bırakıp süründürerek, ya önünü kesip bir köşeye atarak ama mutlaka yok ediyor, ortadan kaldırıyor... Doğruların peşinde koşan, yürekli gazeteci Uğur Mumcu da bombayla yok edilenlerden oldu bu kara tabloda... Onun araştırmacı gazeteciliğinin ortaya döktüğü kirli çamaşırlardan nasibini alan güçler, bir şekilde devreden çıkardılar bu cesur yürekli kalemi... O'nun yok oluşundan beri araştırmacı gazeteciliğin kimlerin eline kaldığına bir bakın, bugün geldiğimiz "rezilden öte" medya vaziyetini daha iyi anlayın... Uğur Mumcu gittiğinden beri, onun yeri de diğer pek çok önemli değer gibi "BOŞ" kalmıştır. Doldurulamamıştır. Bugün onun bıraktığı yerde, aynı bir gazetecilikten eser yok... Kendi gazetesi de dahil olmak üzere, onun yerine bir benzeri daha konulamadı. Bu da bu ülkenin aslında bu tür değerleri ne kadar "ZOR" yetiştirdiğinin acı bir göstergesidir. Bugün sen-ben-bizim yandaş oğlan'dan ibaret rezil ötesi bir medyanın eline kalan Türkiye, karanlık bir sona doğru dört nala koşturuyor. Sevgili Uğur Mumcu da, yok edilen pek çok önemli değer gibi bu ülkeye "lüks"tü... İnsan merak etmeden duramıyor, bugün yaşasaydı, şu akla ziyan, şu perişan ötesi "Ergenekon" safsatası üzerine ne kara-mizah yazıları döktürürdü kimbilir? Hem de öyle kıytırık, dandik belgelerle, poliste bile olmayan kayıtlarla değil, harbi belgeler eşliğinde... Muhalif kalemi her daim belgelerle konuştuğu için belki o da şu anda içeri alınanlardan biriydi... BİZE GAZETECİLİĞİN NASIL OLMASI GEREKTİĞİNİ GÖSTERDİĞİN VE GİDERKEN GERİDE BIRAKTIĞIN O MÜTHİŞ IŞIK İÇİN SENİ BİR KEZ DAHA SEVGİ VE ÖZLEMLE ANIYORUZ, ARIYORUZ ...
Yukardaki gazete küpürlü Uğur Mumcu karikatürünü, Uğur Mumcu, katledilme haberini aldıktan sonra çalıştığım mizah dergisinde çizmiştim... 1993 yılından kalma bir çizgi... Aradan tam 16 yıl geçti... Bu ülkeye düzgün, nitelikli, karakterli, donanımlı, yürekli, kısacası adam gibi adam yaramıyor. Bu ülke, karanlık güçlerin cirit attığı bir ülke... Bu tür "özel" insanları mutlaka bir şekilde yok ediyor. Ya bombayla, ya silahla, ya içeri atarak, ya işsiz bırakıp süründürerek, ya önünü kesip bir köşeye atarak ama mutlaka yok ediyor, ortadan kaldırıyor... Doğruların peşinde koşan, yürekli gazeteci Uğur Mumcu da bombayla yok edilenlerden oldu bu kara tabloda... Onun araştırmacı gazeteciliğinin ortaya döktüğü kirli çamaşırlardan nasibini alan güçler, bir şekilde devreden çıkardılar bu cesur yürekli kalemi... O'nun yok oluşundan beri araştırmacı gazeteciliğin kimlerin eline kaldığına bir bakın, bugün geldiğimiz "rezilden öte" medya vaziyetini daha iyi anlayın... Uğur Mumcu gittiğinden beri, onun yeri de diğer pek çok önemli değer gibi "BOŞ" kalmıştır. Doldurulamamıştır. Bugün onun bıraktığı yerde, aynı bir gazetecilikten eser yok... Kendi gazetesi de dahil olmak üzere, onun yerine bir benzeri daha konulamadı. Bu da bu ülkenin aslında bu tür değerleri ne kadar "ZOR" yetiştirdiğinin acı bir göstergesidir. Bugün sen-ben-bizim yandaş oğlan'dan ibaret rezil ötesi bir medyanın eline kalan Türkiye, karanlık bir sona doğru dört nala koşturuyor. Sevgili Uğur Mumcu da, yok edilen pek çok önemli değer gibi bu ülkeye "lüks"tü... İnsan merak etmeden duramıyor, bugün yaşasaydı, şu akla ziyan, şu perişan ötesi "Ergenekon" safsatası üzerine ne kara-mizah yazıları döktürürdü kimbilir? Hem de öyle kıytırık, dandik belgelerle, poliste bile olmayan kayıtlarla değil, harbi belgeler eşliğinde... Muhalif kalemi her daim belgelerle konuştuğu için belki o da şu anda içeri alınanlardan biriydi... BİZE GAZETECİLİĞİN NASIL OLMASI GEREKTİĞİNİ GÖSTERDİĞİN VE GİDERKEN GERİDE BIRAKTIĞIN O MÜTHİŞ IŞIK İÇİN SENİ BİR KEZ DAHA SEVGİ VE ÖZLEMLE ANIYORUZ, ARIYORUZ ...
Uğur Mumcu-22.08.1942-24.01.1992
Ruhun şadolsun Uğur Mumcu kelle koltukta mücadele veren yiğitlerden yalnızca biriydi.
Birileri gibi vatanını satmadı,satanlara karşı mücadelesini yazılarıyla verdi...
Ölümü acı da olsa onurunu beş paraya satmadı.
Birileri gibi vatanını satmadı,satanlara karşı mücadelesini yazılarıyla verdi...
Ölümü acı da olsa onurunu beş paraya satmadı.
Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.
Mustafa Kemal Atatürk
Mustafa Kemal Atatürk
Uğur Mumcu-22.08.1942-24.01.1992
[FONT=Microsoft Sans Serif] Vurulduk ey halkım, Unutma Bizi
[FONT=Microsoft Sans Serif] Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık,
Babamız sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.
Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken
bizler bir mumun ışığında bitirdik kitaplarımızı
kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini,
yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya.
Ecelsiz öldürüldük
Dövüldük, vurulduk, asıldık...
Vurulduk ey halkım, unutma bizi
Yoksullugun bükemedigi bileklerimize, çelik kelepçeler takıldı.
İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez,
İsteseydik, diplomalarımızı mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık.
Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık.
Yazlık kışlık katlarimiz, arabalarımız olurdu.
Yüreğimiz işçiyle birlikte attı, köylüyle birlikte attı.
Yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma.
Bizleri yok etmek istediler hep.
[FONT=Microsoft Sans Serif] Öldürüldük ey halkım, unutma bizi.
Fidan gibi genç kızlardık; hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı göz bebeklerimizden.
Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında iskencecilerin acimasiz ellerine terkedildik.
Direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla.
Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi,
taptaze inançlarimizi fırlattık boş birer eldiven gibi.
Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden.
Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi.
Ölümcül hastaydık.
Bağırsaklarımız düğümlenmişti.
Hipokrat yemini etmis doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acımaksızın. Gelinliklerimizin
ütüsü bozulmamıştı daha.
Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk.
Vicdan sustu.
Hukuk sustu.
İnsanlık sustu.
Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi.
[FONT=Microsoft Sans Serif] Kanserdik; ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde.
Uydurma davalarla kapattılar hücrelere.
Hastaydık.
Yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki.
Bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık.
Önce kolumuzu, omuz başından keserek, yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attik
önlerine.
Sonra da otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.
[FONT=Microsoft Sans Serif] Öldürüldük ey halkım, unutma bizi.
[FONT=Microsoft Sans Serif] Giresun'daki yoksul köylüler, sizin için öldük.
Ege'deki tütün işçileri, sizin için öldük.
Doğu'daki topraksız köylüler, sizin için öldük.
İstanbul'daki, Ankara'daki işçiler, sizin için öldük.
Adana'da, paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.
Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi.
Bağımsızlık, Mustafa Kemal'den armağandı bize.
Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara.
Mezar taşlarımıza basa basa, devleri yönetenler gizli emellerle,
başlarımızı ezmek
kanlarımızı emmek istediler.
Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.
Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi.
Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk, komünist dediler.
Ülkemiz bağımsız değil dedik, kelepçeyle geldiler üstümüze.
Kurtuluş Savaşı'nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız
bayrağımızı daha da dik tutabilmekti çabamız.
Bir kez dinlemediler bizi.
Bir kez anlamak istemediler.
[FONT=Microsoft Sans Serif] Vurulduk ey halkım, unutma bizi.
[FONT=Microsoft Sans Serif] Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık.
Bir kadın eline değmemişti ellerimiz.
Bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha
Bir gece sabaha karşı, pranga vurulmus ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına.
Herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz titremedi hiç.
Mezar toprağı gibi taptaze,
mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.
[FONT=Microsoft Sans Serif] Asıldık ey halkım, unutma bizi.
[FONT=Microsoft Sans Serif] Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar,
ağabeyimiz, babamız yaşındaydılar.
Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı, ya da susmuşlardı bütün olan bitenlere.
[FONT=Microsoft Sans Serif] Öfkelerini bir gün bile karşısındakilere
Bağırmamış insanların gözleri önünde öldürüldük
[FONT=Microsoft Sans Serif] Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına.
Batı uygarlığı adına, bizleri bir şafak vakti ipe çektiler.
Korkmadan öldürüldük ey halkım, unutma bizi.
Bir gün mezarlarımızda güller açacak
ey halkım, unutma bizi.
Bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak
ey halkim unutma bizi.
Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz
simdi hep birlikteyiz
[FONT=Microsoft Sans Serif] ey halkım, unutma bizi.
[FONT=Microsoft Sans Serif] Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık,
Babamız sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.
Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken
bizler bir mumun ışığında bitirdik kitaplarımızı
kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini,
yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya.
Ecelsiz öldürüldük
Dövüldük, vurulduk, asıldık...
Vurulduk ey halkım, unutma bizi
Yoksullugun bükemedigi bileklerimize, çelik kelepçeler takıldı.
İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez,
İsteseydik, diplomalarımızı mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık.
Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık.
Yazlık kışlık katlarimiz, arabalarımız olurdu.
Yüreğimiz işçiyle birlikte attı, köylüyle birlikte attı.
Yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma.
Bizleri yok etmek istediler hep.
[FONT=Microsoft Sans Serif] Öldürüldük ey halkım, unutma bizi.
Fidan gibi genç kızlardık; hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı göz bebeklerimizden.
Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında iskencecilerin acimasiz ellerine terkedildik.
Direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla.
Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi,
taptaze inançlarimizi fırlattık boş birer eldiven gibi.
Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden.
Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi.
Ölümcül hastaydık.
Bağırsaklarımız düğümlenmişti.
Hipokrat yemini etmis doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acımaksızın. Gelinliklerimizin
ütüsü bozulmamıştı daha.
Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk.
Vicdan sustu.
Hukuk sustu.
İnsanlık sustu.
Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi.
[FONT=Microsoft Sans Serif] Kanserdik; ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde.
Uydurma davalarla kapattılar hücrelere.
Hastaydık.
Yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki.
Bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık.
Önce kolumuzu, omuz başından keserek, yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attik
önlerine.
Sonra da otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.
[FONT=Microsoft Sans Serif] Öldürüldük ey halkım, unutma bizi.
[FONT=Microsoft Sans Serif] Giresun'daki yoksul köylüler, sizin için öldük.
Ege'deki tütün işçileri, sizin için öldük.
Doğu'daki topraksız köylüler, sizin için öldük.
İstanbul'daki, Ankara'daki işçiler, sizin için öldük.
Adana'da, paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.
Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi.
Bağımsızlık, Mustafa Kemal'den armağandı bize.
Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara.
Mezar taşlarımıza basa basa, devleri yönetenler gizli emellerle,
başlarımızı ezmek
kanlarımızı emmek istediler.
Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.
Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi.
Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk, komünist dediler.
Ülkemiz bağımsız değil dedik, kelepçeyle geldiler üstümüze.
Kurtuluş Savaşı'nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız
bayrağımızı daha da dik tutabilmekti çabamız.
Bir kez dinlemediler bizi.
Bir kez anlamak istemediler.
[FONT=Microsoft Sans Serif] Vurulduk ey halkım, unutma bizi.
[FONT=Microsoft Sans Serif] Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık.
Bir kadın eline değmemişti ellerimiz.
Bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha
Bir gece sabaha karşı, pranga vurulmus ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına.
Herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz titremedi hiç.
Mezar toprağı gibi taptaze,
mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.
[FONT=Microsoft Sans Serif] Asıldık ey halkım, unutma bizi.
[FONT=Microsoft Sans Serif] Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar,
ağabeyimiz, babamız yaşındaydılar.
Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı, ya da susmuşlardı bütün olan bitenlere.
[FONT=Microsoft Sans Serif] Öfkelerini bir gün bile karşısındakilere
Bağırmamış insanların gözleri önünde öldürüldük
[FONT=Microsoft Sans Serif] Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına.
Batı uygarlığı adına, bizleri bir şafak vakti ipe çektiler.
Korkmadan öldürüldük ey halkım, unutma bizi.
Bir gün mezarlarımızda güller açacak
ey halkım, unutma bizi.
Bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak
ey halkim unutma bizi.
Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz
simdi hep birlikteyiz
[FONT=Microsoft Sans Serif] ey halkım, unutma bizi.
Anamın adı Hüsniye Ana
Babam Şah Üseyin kafası kopa
Horasan ilinden Karyağdı Ana
Kimseler bilemez Sultanım burada
Babam Şah Üseyin kafası kopa
Horasan ilinden Karyağdı Ana
Kimseler bilemez Sultanım burada
![[Resim: zohreanaxq1.jpg]](http://img83.imageshack.us/img83/4249/zohreanaxq1.jpg)
Son Düzenleme: 26/01/2009, 11:22, Düzenleyen: AYFER.
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi
![[Resim: pirzhreana1.jpg]](http://img222.imageshack.us/img222/1764/pirzhreana1.jpg)
![[Resim: ugurmumcuny3.jpg]](http://img517.imageshack.us/img517/3576/ugurmumcuny3.jpg)
![[Resim: 181tx4.gif]](http://img300.imageshack.us/img300/7210/181tx4.gif)